SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Bakü’de Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde Sağlık ve İnovasyon Zirvesi: Türkiye-Azerbaycan kardeşliği sağlık diplomasisine güç katıyor
28 Eylül 2025 Pazar - 21:29 Bakü’de Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde Sağlık ve İnovasyon Zirvesi: Türkiye-Azerbaycan kardeşliği sağlık diplomasisine güç katıyor Bakü’de Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay’ın onursal başkanı olduğu BeautyCare Academy 2025 Kongresi, sağlık turizmi ve bilimsel iş birlikleri alanında iki kardeş ülke arasında yeni bir dönemin kapılarını araladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in vizyoner liderliklerinde iki ülke arasındaki güçlü kardeşlik bağı her alanda olduğu gibi sağlık diplomasisi, bilimsel iş birlikleri ve inovasyon alanlarında da derinleşiyor. Bu çerçevede Bakü’de gerçekleşen BeautyCare Academy 2025- Uluslararası Sağlık, Güzellik, Estetik&Kozmetoloji Kongresi, alanında çığır açan sunumlara ve stratejik iş birliklerine sahne oldu. Kongrenin onursal başkanı Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay oldu. "Türkiye ve Azerbaycan, sağlık alanında da örnek bir model oluşturuyor" Açılış konuşmasında Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye ile Azerbaycan’ın sadece tarihsel ve kültürel ortaklıklarla değil, aynı zamanda sağlıkta inovasyon, bilgi paylaşımı ve ortak yatırımlarla da dünyaya örnek olabileceğini vurguladı. Kongrede gerçekleştirdiği "Flakonlarda Yeni Nesil Anti-Aging Etken Ajanları ve Kök Hücre Teknolojisi" başlıklı sunumunda sağlık turizmi ve yaşlanma karşıtı tedavi yaklaşımlarındaki yenilikleri paylaşan Prof. Dr. Bay, iki ülke arasındaki stratejik sağlık iş birliğinin yalnızca ekonomik değil, bilimsel ve insani değerler açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çekti. SATKOF’un Azerbaycan yapılanması güçleniyor Kongre kapsamında duyurulan önemli gelişmelerden biri de, SATKOF’un Azerbaycan’daki kurumsal yapılanmasının güçlendirilmesi oldu. Bu kapsamda gerçekleştirilen yeni atamalarla birlikte Prof. Dr. Melahat Qehremanova, SATKOF Azerbaycan Bakü Başkanı, Ali Huseynov SATKOF-USTKON Azerbaycan Başkanı, Kemal Mmmdova SATKOF Nahçıvan İl Başkanı olarak görevlendirildi. Bu yeni yapılanmanın Türkiye-Azerbaycan arasında sağlık turizmi, akademik iş birlikleri ve yatırım projelerinin daha güçlü temeller üzerinde yükselmesini sağlayacağı belirtildi.
Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" sona erdi
28 Eylül 2025 Pazar - 19:22 Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" sona erdi Muş’ta Genç Birikim Derneği tarafından düzenlenen "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" sona erdi. 1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi’nde "Birlikte İyiyiz" mottosuyla gerçekleştirilen program 3 gün sürdü. Programa 18 ülkeden akademisyenler, gönüllüler ve kanseri yenmiş kişilerden oluşan yaklaşık 400 davetli katıldı. Etkinliğin son gününde açıklamalarda bulunan Genç Birikim Derneği Başkanı Salih Yüce, bu yıl 12’ncisi düzenlenen organizasyonu başarıyla tamamlamanın mutluluğunu yaşadıklarını söyleyerek, "3 gün içerisinde bilim insanlarımız, kanser hastaları, gençler, sivil toplum kuruluşları bir arada bulunarak kendi deneyimlerini paylaştılar. Katılımcılar, aynı zamanda bilim insanlarımızın değerli konuşmalarından yararlandılar ve kendi hastalıklarını ve bundan sonraki süreçleri ile ilgili görüş alışverişinde bulundular. 18 ülkeden yaklaşık 400 kişinin katılımıyla program yaptık. Bunu her yıl büyüterek devam ettirmek istiyoruz. 3 gün süren konuşmalardan hazırlayacağımız raporu 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde yayınlamayı planlıyoruz. Program çok yoğun geçti. Bu programı daha da büyüterek devam etmek istiyoruz" dedi. Programa gönüllü olarak katılan ve meme kanserini yenen gazeteci Fulya Soybaş, "İnsan kanser olduğu zaman öleceğini düşünüyor maalesef. Ama insan bilmediği şeyden korkarmış. Bugün geldiğimiz bu noktada bilimin ışığında hocalarımızla, tıp camiamızla beraber aslında kanserin ölüm olmadığını anladık. 3 gün boyunca hocalarımız hem yeni metotlardan hem de yeni sağlık çalışmalarından bahsetti. Hastalar olarak hocalara sorularımız oldu. Onların bize anekdotları oldu. Dolayısıyla çok verimli bir 3 gün geçirdik. Kanser eşittir ölüm demek değil artık. Onu öğrenmiş olduk bir kez daha. Özellikle bu programın Muş’ta yapılması benim için çok çok kıymetli. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Bodrum’da, her yerde bu etkinlikler düzenleniyor. Bu kadar katılımcıyla bu topraklarda da bir kanser farkındalığı oluşturmak çok kıymetliydi. Burada olmaktan çok mutluyum. 18 ülkeden 400 katılımcı geldi ve inanılmaz yoğunluk vardı. Burada olmaktan dolayı çok mutluydum" ifadelerini kullandı. Azerbaycan’dan gelen gönüllü gençlerden Anar Amrahli ise, "3 gün boyunca 12. Uluslararası Onkoloji Günleri’ne katıldım. Güzel geçiyor ve çok şeyler öğrendik. Burada yeni arkadaşlar edindik. Etkinlik çok verimli geçti. Azerbaycan’dan Muş’a ilk defa geliyorum, çok güzel bir yer. Yeni arkadaşlar edindim ve kültürü çok beğendim" şeklinde konuştu. Program, katılımcıların toplu fotoğraf çekimiyle tamamlandı.
Soğuk havalar kalp krizi riskini arttırıyor
28 Eylül 2025 Pazar - 15:04 Soğuk havalar kalp krizi riskini arttırıyor Hayat Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Enis Koçak, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, serinleyen ve giderek soğuyan havalarla birlikte gribal enfeksiyon vakalarının artabileceğine dikkat çekerek, kalp sağlığı konusunda önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Koçak, soğuk havaya maruz kalmanın hem bilinen kalp hastalarında hem de tanı almamış kişilerde kalp krizi riskini yükselttiğini belirterek, "Soğuk havada kalp damarlarında ve vücudumuzdaki diğer kan taşıyan damarlarda büzüşme olmakta ve böylece kalbe giden kan miktarı azalır. Vücut sıcaklığını korumak için kalp daha fazla kan pompalamak zorunda kalır. Bu durum kalbin oksijen ihtiyacını artırırken, büzülen damarlar yetersiz kalınca kalp daha fazla çalışmak zorunda kalır" dedi. Soğuk havanın kalbe olan olumsuz etkilerinin üzerine gribal enfeksiyon eklendiğinde riskin daha da arttığını belirten Koçak, "Soğuk havanın kalbe bu olumsuz etkilerine maruz kalan bir kişi gribal enfeksiyona yakalanırsa, enfeksiyonun kalbe zararlı etkileri nedeniyle kalp hastalığı riski artmaktadır. Bu kış kalp hastalıkları yönünden daha dikkatli olmalıyız" şeklinde konuştu. Kış aylarında kalp sağlığını korumak için önerilerini de paylaşan Hayat Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Enis Koçak, şu tavsiyelerde bulundu: "Düzenli ve dengeli beslenin, yeterli sıvı alın ve vitamin dengesine dikkat edin. Kalın ve yünlü kıyafetler tercih edin, yürüyüşü havanın daha sıcak olduğu saatlerde yapın. Tok karnına dışarı çıkmayın, göğsün ön kısmını soğuğa karşı koruyacak şekilde mont veya paltonun önünü kapatın. Soğuk ve rüzgârlı havalarda zorunlu aktivitelerde ara vererek düşük tempoda hareket edin. Grip aşısı yaptırmayı ve eksik aşılarınızı tamamlamayı ihmal etmeyin." Dünya Kalp Günü’nün kalp sağlığına dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacıyla belirlendiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Enis Koçak, basit önlemlerin hem gribal enfeksiyonlardan hem de soğuk havanın tetiklediği kalp rahatsızlıklarından korunmada önemli rol oynayacağını sözlerine ekledi.
Akıllı EKG ile 5 dakikada kalp krizi riski değerlendirmesi
28 Eylül 2025 Pazar - 11:53 Akıllı EKG ile 5 dakikada kalp krizi riski değerlendirmesi İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cihan Altın, yapay zeka destekli EKG hakkında bilgi vererek, "Artık 4-5 dakika içerisinde kişinin kalp krizi riski önceden tahmin edilebiliyor" dedi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cihan Altın, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kalp sağlığında erken tanının önemine dikkat çekerek, Türkiye’de sayılı merkezlerde uygulanabilen ‘Yapay Zeka Destekli EKG (Cardisio)’ yöntemi hakkında bilgi verdi. Öngörülebiliyor Prof. Dr. Altın, günümüzde kalp krizi riskinin yalnızca klasik risk skorlama sistemleriyle değil, yeni nesil yöntemlerle de öngörülebileceğini belirterek şunları söyledi: "Akıllı EKG olarak da bilinen yapay zeka destekli EKG (Cardisio), yaklaşık 4-5 dakika süren, ilaç, radyasyon ya da efor gerektirmeyen, herhangi bir risk taşımayan bir hasta için oldukça basit bir uygulamadır. Bu yöntem sayesinde kalbin damarlarındaki sorunlar, yapısal bozukluklar ve ritim problemleri önceden değerlendirilebilmektedir." Ayrıntılı analiz Cardisio’nun kalbin elektriksel aktivitelerinin üç boyutlu analizini yapan vektör kardiyografi temelli bir uygulama olduğuna dikkat çeken Altın, şu bilgileri paylaştı: "Bu ölçüm ile sadece dört-beş dakika içinde tam bir vektörkardiyogram oluşturmak mümkündür. Sistem, bulut tabanlı platformda 3,2 milyondan fazla veri noktasını işleyerek çok ayrıntılı bir analiz sunar. Sonuçlar, risk puanını da içeren bir PDF raporu şeklinde anında erişilebilmektedir. Ayrıca 360 farklı dereceden yapılan çekimlerle kalp fonksiyonları en ince ayrıntısına kadar değerlendirilir." Prof. Dr. Altın, kalp sağlığını korumak ve riskleri erken dönemde tespit etmek için düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Lütfen kalbinizi ihmal etmeyin. Erken tanı hayat kurtarır" dedi.
Arkadaş ikramı hastanelik edebilir
28 Eylül 2025 Pazar - 10:51 Arkadaş ikramı hastanelik edebilir Besin alerjisi olan çocukların okulda dikkat etmesi gereken noktalar hakkında önemli bilgiler veren Medicana Sağlık Grubu Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, özellikle çocukların beslenme çantalarındaki gıdaları birbirleriyle paylaşmasının risk oluşturduğunu söyledi. Sözmen, "Besin alerjisi olan çocukların bir bölümü kazayla besin alımı nedeniyle alerji şikayeti yaşıyor ve bu nedenle hekime başvurabiliyorlar" dedi. Besin alerjisi olan çocuklar, özellikle okul döneminde bazı risklere daha açık hale gelebiliyor. Arkadaşlarından aldıkları atıştırmalıklardan kantin ürünlerine kadar birçok yerde alerjik gıdaya maruz kalması mümkün olabiliyor. İşte bu noktada ebeveynlere ve okul iradesi ile öğretmenlere çok iş düşüyor. Besin alerjisi olan çocuk için okul dönemi alınması gereken tedbirleri anlatan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, çocukların bir kısmının kazayla besin alımı nedeniyle alerji şikayeti yaşadığını belirtti. Prof. Dr. Sözmen, "En sık görülen besin alerjileri; fındık, fıstık, kaju, ceviz, Antep fıstığı, badem, süt, yumurta, balık gibi besinler oluyor. Çocuğun beslenme çantasına bu tarz gıdaların girmediğinden emin olunsa da, çocukların okulda birbirlerine ikramda bulunduğu gıdalar kontrol edilemeyeceğinden günün sonunda alerjinin tetiklenmesiyle karşı karşıya kalınabilir. Bu nedenle çocuklara beslenme çantasına koyduğu yiyecekleri arkadaşlarına ikram etmemesi söylenmeli. Çünkü onun için zararlı olmayan bir şey diğer arkadaşları için sıkıntı oluşturabilir" diye konuştu. Ayrıca okul menülerine de dikkat çeken Sözmen, "Okulların menülerinde de mutlaka okulun başlangıcında doktorun bilgilendirme yazısıyla çocuğun menüsünde alerjisi olan besine yer verilmemeli ve diğer arkadaşları da bu konuda uyarılmalı. Ayrıca bazı ciddi alerjilerde çocuk, inhalasyon yoluyla da bulaşa maruz kalabilir. Bu nedenle de alerjiye neden olan gıdanın tüm sınıf tarafından tüketilmemesinde fayda olacaktır" açıklamasını yaptı. Mutfak gereçleri ayrı tutulmalı Çocuğun alerjisine göre beslenme programı oluşturulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Paketli ve işlenmiş ürünler çocukların beslenme çantasında tercih edilmemeli. Az işlenmiş taze ürünler konulmalı. Eğer paketli ürün konulacaksa bir etiket okuması yapılmalı, alerjiye neden olan ürünün içeriğinde olmamasına dikkat edilmeli" dedi. Çapraz bulaş riskini de ele alan Sözmen, şu ifadeleri kullandı: "Örneğin yumurta alerjisi olan bir çocuğa ürün hazırlarken yumurta üzerinde işlem yapılmış ve sudan geçirilmiş bir mutfak aletinden bulaş gerçekleşebiliyor. Buğday tüketmemesi gereken bir çocuğa tost hazırlanırken makinede daha önceden ekmek kalıntısı kaldıysa alerjiye sebep olabiliyor. O nedenle mutfak gereçlerinin ayrı tutulması ya da temizliklerinden emin olunması gerekiyor." Öğretmenler besin alerjisini bilmeli Alerjisi olan çocukların sağlıklarının korunması adına okul yönetimine ve öğretmenlere çok iş düştüğünü aktaran Prof. Dr. Sözmen, öğretmenlerle okul yönetiminin besin alerjisi belirtilerini tanımasının önemli olduğunu söyledi. Sözmen, "Çocuğun kazara besin alerjisi olan gıdayı tükettiği durumlarda, eğitimcilerin hangi alerjik belirtilerin görülebileceğini bilmeleri hayati önem taşıyor. Kızarıklık, boğazda takılma hissi, kusma gibi belirtiler alerjiye neden olan besinin alımından sonra hızlı ilerleyen belirtiler. Bu belirtileri ve de sonrası çocuğun sağlıklı kalması adına sürecin yönetimini okuldaki idarenin ve öğretmenlerin bilmesi gerekir" diye konuştu. Alerjisi olan hastalara hazır ve kolay kullanımlı iğneler verildiğini aktaran Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bu ilaçlarda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "İlaç, iğne içerisinde hazır halde bulunuyor, yalnızca kullanımının bilinmesi yeterli oluyor. Son kullanma tarihine ve nasıl saklanması gerektiğine de dikkat edilmesi önemli. Bu ilaçlardan korkulmamalı. Çünkü bu ilaçların çocukluk döneminde yan etkisi çok çok az oluyor. Bir çarpıntı etkisi de çocuklarda görülmüyor. O alerjik belirtilerden hızlı bir şekilde kurtulmanın en etkili çözümü bu. Bu ilaçla ilk müdahale yapıldıktan sonra ise çocuk sağlık kuruluşuna gönderilmeli."
3 santimetrelik böbrek tümörü parsiyel nefrektomi ile çıkartıldı
28 Eylül 2025 Pazar - 10:47 3 santimetrelik böbrek tümörü parsiyel nefrektomi ile çıkartıldı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 60 yaşındaki hastanın sağ böbreğinde tespit edilen 3 santimetrelik tümör, böbrek dokusu korunarak alındı. Daha önce kolon kanseri nedeniyle ameliyat edilen ve karaciğer metastazları bulunan hastada yapılan tetkiklerde, sağ böbreğin alt kısmında 3 santimetre çapında bir kitle tespit edildi. Yapılan değerlendirme sonucu hasta, parsiyel nefrektomi adı verilen yöntemle ameliyata alındı. Ameliyatta böbreğin tamamı yerine yalnızca tümörlü doku çıkartıldı. Ameliyat hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Battal Selçuk Çakmak, hastanın böbrek fonksiyonlarının korunması amacıyla nefron koruyucu cerrahiyi tercih ettiklerini belirterek, "Sağ böbrek alt polde tespit edilen 3 cm’lik kitle nedeniyle hastamızı ameliyata aldık. Parsiyel nefrektomi yöntemiyle sadece tümörlü kısmı çıkartarak, sağlam böbrek dokusunu koruduk" dedi. Böbrek kanserlerinin erişkin tümörlerinin yüzde 2-3’ünü oluşturduğunu söyleyen Uzm. Dr. Mehmet Levent Akbulut ise erken tanının tedavi başarısını büyük oranda etkilediğini belirtti. Akbulut, "Hastalık genellikle idrarda kanama ve yan ağrısı ile belirti verir. Ancak bazı durumlarda rutin tetkiklerde tesadüfen de saptanabilir. Risk faktörleri arasında sigara kullanımı, obezite ve aile öyküsü yer alıyor. Özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Parsiyel nefrektomi ameliyatlarının günümüzde böbrek fonksiyonlarını koruması nedeniyle büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akbulut, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’nde bu tür mikro cerrahilerin başarıyla uygulandığını söyledi. Başarılı geçen ameliyata Malatya Turgut Özal Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Muhammet Serdar Buğday, Dr. Öğr. Üyesi Ender Akdemir, Uzm. Dr. Battal Selçuk Çakmak, Uzm. Dr. Mehmet Levent Akbulut ve Uzm. Dr. Muhammet Çiçek katıldı.
TVHB Başkanı Eroğlu, "Kuduz yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık"
28 Eylül 2025 Pazar - 10:40 TVHB Başkanı Eroğlu, "Kuduz yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü’nün, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü ve Kuduza Karşılık Küresel İttifak dediğimiz bir örgüt var. Bunların tespitleriyle kuduz hastalığı yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" dedi. TVHB Başkanı Eroğlu, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü’ne dair İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuştu. Gün özelinde afiş hazırlandığına değinen Eroğlu, sağlık örgütlerinin tespitleriyle kuduz hastalığının yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık olduğunu ama yüzde 100 de önlenebilen bir hastalık olduğunu açıkladı. "Köpek popülasyonunun yüzde 70’inin aşılanması en önemli tedbir" Kuduz hastalığının tüm hayvanlarda ve insanlarda gözüken ölümcül bir hastalık olduğunu dile getiren Ali Eroğlu, "Ülkemizde de zaman zaman görülüyor. Bu hastalığa karşı 1895 yılında Louis Pasteur tarafından aşı üretiliyor. Kuduz bir hayvan tarafından ısırılan 9 yaşında bir çocuk tedavi ediliyor. Pasteur’un anısına her yıl 28 Eylül Dünya Kuduz Günü olarak anılıyor ama bugün böyle bir kutlama şeklinde değil. Toplumun, kurumların, ülkelerin yapması gereken bir farkındalık oluşturulması gerekiyor. Çünkü hala dünyada 150’ye yakın ülkede ve bölgede kuduz hastalığı malumumuz zaman zaman bizim ülkemizde de görülüyor. Bu sene de Dünya Kuduz Günü’nün teması, ’şimdi harekete geç, ben, sen ve toplum.’ Burada sadece bireysel hareket ya da bireysel tedbirler değil, bütüncül bir şekilde, gerek koruyucu tedbirler, gerekse bir ısırma vakasından sonra nelerin yapılacağıyla ilgili kolektif bir çalışma gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir tespiti var. Köpek popülasyonunun yüzde 70’inin tüm dünya için aşılandığı takdirde hastalığa karşı en önemli tedbir olarak görülüyor" diye konuştu. "Kuduz, yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" Hem sahipli hem de sahipsiz sokak hayvanlarının her yıl düzenli olarak kuduz aşısıyla aşılanması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, "Yaban hayatının da oral aşılama dediğimiz, havadan uçakla aşı enjekte edilmiş yiyecek bırakılıyor. Onu yiyen yaban hayatı da kurt, tilki vesaire bağışık hale gelmiş oluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü ve Kuduza Karşılık Küresel İttifak dediğimiz bir örgüt var. Bunların tespitleriyle kuduz hastalığı yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık. Öncelikle ısırık vakası. Yaranın mutlaka 10-15 dakika bol sabunlu suyla yıkanması gerekiyor. Bazen soruyorlar geniş bir yaraysa diye, kesinlikle dikiş atılmayacak. Yıkandıktan sonra da sağlık kuruluşuna müracaat edilecek. Isıran hayvanın müşahedeye alınması lazım. Çünkü ısıran hayvan eğer kuduz ise 10 gün içerisinde ölecek. Müşahede altında tutmanın faydası eğer hayvan ölürse ısırılan kişinin aşısının tamamlanması gerekiyor. 10 gün içerisinde hayvan sağlam, herhangi bir şey yoksa programlanan kadar aşı yapılıyor. Sağlık Bakanlığımızın, Tarım ve Orman Bakanlığımızın kuduz hastalığı ile ilgili birimleri, programlara devam ediyor. Geçmiş yıllara göre daha iyi durumda dünya diyelim. Aldığımız bir rakam var kuruluşlardan. Her yıl 60 bin insan hayatını kaybediyor. Türkiye’de de zaman zaman görülüyor. Dolayısıyla bu hastalık hala tehlikeli bir hastalık" şeklinde konuştu. Kuduzun etki süresi Eroğlu, kuduz hastalığının beyni tahrip ettiğini vurgulayarak ısırığın beyne uzaklığına göre etki süresinin de değiştiğini belirtti. Aynı zamanda hiçbir önlem alınmadığı vakitte ise insanların 45 gün sonra hayatını kaybettiğini ifade etti. "Şimdi harekete geçmezsek yarın çok geç olur diyoruz" Ali Eroğlu, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Hala bir yasamız yok, buna göre bir yapı oluşmadı. Bunu da en kısa zamanda sayın yetkililerimizle, bakanlık yetkilileriyle ve diğer makamlarla görüştüğümüzde düşüncelerimizi, bu yapının nasıl olacağını arz ediyoruz. Sağlığın muhatabı olan meslek gruplarının bir arada olduğu bir yapı, orada tek sağlığın icrası için çalışma yapılacak. Bir an önce böyle bir yapının ülkede faaliyete geçmesi gerekir. Sadece kuduz hastalığı için değil, tüm zoonotik hastalıklar için. İnsanlarda görülen hastalıkların yüzde 60’dan fazlası hayvanlardan kaynaklanıyor. Gıdalara bağlı hastalıkların yüzde 95’ine yakını hayvansal gıdalardan geçiyor. Gündeme şu geliyor, koruyucu hekimlik. Hayvan hastalıklarıyla mücadelede, onlara karşı koruyucu tedbirler, aşılanma vesaire de muhatap olan veteriner hekimlerdir. Dünyanın bir kabulü var. Korunma tedaviden hem etkili hem de ekonomiktir. Korunmayı tabiri caizse 1 liraya yaparsınız ama tedaviyi 100 lirayla başaramayabilirsiniz. Dünyada 60 bine yakın her yıl insan hayatını kaybediyor, yüzde 40’ı çocuklar. Bunların hemen hemen tamamı köpek ısırıkları. Hem sahipli köpekler hem de diğer belediyelerimizin barınaklarında ya da doğal yaşam alanlarında ya da sokaktaki hayvanların mutlaka her yıl kuduz aşısıyla aşılanması gerekiyor. Şimdi harekete geçmezsek yarın çok geç olur diyoruz."
Kuduz, erken müdahale ile yüzde 100 önlenebilir
28 Eylül 2025 Pazar - 10:14 Kuduz, erken müdahale ile yüzde 100 önlenebilir Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ceylan Çimendağ, kuduzun erken müdahale ile tamamen önlenebileceğini belirterek hayvan teması sonrası ilk 15 dakikanın kritik olduğunu vurguladı. SBÜ Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ceylan Çimendağ, kuduz hastalığına karşı toplumun farkındalığını artırmak amacıyla önemli uyarılarda bulundu. Kuduzun hem insanları hem de hayvanları etkileyen, merkezi sinir sistemini hedef alan ve tedavi edilmediğinde ölümcül seyreden viral bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Çimendağ, "Bu tehlikeli hastalık doğru ve zamanında alınan önlemlerle tamamen engellenebilir" dedi. Bulaşma yolları ve sinsi belirtiler Kuduz virüsünün genellikle enfekte bir hayvanın tükürüğü yoluyla bulaştığını belirten Dr. Çimendağ, en yaygın bulaşma yolunun ısırılma olduğunu ifade etti. Tırmalama veya açık yara, çizik, göz, ağız ya da burun gibi mukozalara tükürük temasıyla da hastalığın bulaşabileceğini söyledi. Belirtilerin genellikle virüs vücuda girdikten 1 ila 3 ay sonra ortaya çıktığını, ancak bu sürenin birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişebileceğini aktaran Çimendağ, "Erken dönemde hastalık grip benzeri halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi belirsiz belirtilerle kendini gösterir. En dikkat çekici ve erken uyarıcı belirti ise ısırılan bölgede ağrı, kaşıntı, karıncalanma veya uyuşmadır" dedi. Hastalığın ilerleyen evresinde sinir sisteminin etkilendiğini, anksiyete, halüsinasyon, ani öfke ve saldırganlık gibi nörolojik belirtilerin ortaya çıktığını belirten Dr. Çimendağ, "Yutma güçlüğü, su korkusu (hidrofobi), ışık hassasiyeti (fotofobi) ve kas spazmları da görülen diğer semptomlardır. Kuduz belirtileri başladıktan sonra tedavisi mümkün değildir ve hastalık hızla ilerleyerek koma ve ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullandı. İlk 15 dakika hayat kurtarır Kuduz şüphesi olan hayvanla temas halinde atılması gereken ilk adımları açıklayan Dr. Çimendağ, şu uyarılarda bulundu: "Yarayı en az 15 dakika boyunca bol su ve sabunla yıkayın. Mümkünse sabunlu suya ek olarak alkol veya povidon-iyot gibi bir antiseptik solüsyon kullanın. Yarayı kapatmayın, hava ile temas etmesini sağlayın ve en yakın sağlık kuruluşuna vakit kaybetmeden başvurun. Bu basit adımlar virüsün vücuda yayılmasını önlemek veya geciktirmek açısından kritik öneme sahiptir." Aşı ve immünglobulin uygulamasının belirtiler başlamadan yapılması gerektiğini vurgulayan Çimendağ, "Bu uygulamalar doğru zamanda yapıldığında yüzde 100 koruyucudur ve tek etkili yöntemdir" dedi. Türkiye’de kuduz vakaları Türkiye’de kuduz vakalarının en çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde görüldüğünü kaydeden Çimendağ, "Kuduz pozitif örneklerin yüzde 97,87’si evcil hayvanlara ait. Köpekler yüzde 35,3, sığırlar yüzde 52,6 ve kediler yüzde 5,03 oranında vakalara kaynaklık ediyor. Yabani hayvanlar ise sadece yüzde 2,13’lük bir paya sahip. Evcil hayvanların düzenli aşılanması, kuduzun insanlara bulaşmasını önlemede en önemli adımdır" şeklinde konuştu. Halka çağrı: Önlem alın Hastalığın önlenebilir olduğunu vurgulayan Dr. Çimendağ, "Evcil hayvanlarınızı düzenli olarak aşılatın, yabani hayvanlarla temastan kaçının, kuduz şüphesi olan hayvanları yetkililere bildirin. Kuduz hakkında bilgi sahibi olun ve çevrenizi de bilinçlendirin. Unutmayın, kuduzdan korunmak tedaviden daha önemlidir. Hayvan teması sonrası hızlı ve doğru tıbbi müdahale hayati önem taşır" diyerek sözlerini tamamladı.