SAĞLIK
25 Nisan 2026 Cumartesi - 11:43 Diz ağrısını hafife almayın: Sinsi tehlike menisküs kök yırtıkları Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Öztürk, diz ağrısının ardında sinsi bir tehlikenin gizlenebileceğini vurgulayarak, "Menisküs kök yırtıklarına zamanında yapılan doğru müdahale, diz ekleminin doğal yapısını korumanın en etkili yoludur" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Alper Öztürk, ortopedi polikliniklerine orta yaşlı hastaların en sık başvuru nedenlerinden birinin dizi sonuna kadar bükememe ve hareket sırasında belirginleşen ağrı olduğunu belirtti. Öztürk, "Çoğu zaman basit bir incinme olarak değerlendirilen bu tablo, aslında dizin geleceğini doğrudan etkileyebilecek sinsi bir tehlikenin habercisi olabilir, yani menisküs kök yırtıklarının" diye konuştu. Doç. Dr. Öztürk, menisküslerin diz eklemi içinde yükü dağıtan birer amortisör işlevi gördüğünü belirterek kök yırtığının bu yapının kemiğe tutunduğu ana bağlantı noktasının kopması anlamına geldiğini açıkladı. Öztürk, "Bu bağ koptuğunda menisküs yerinden kayar ve işlevini kaybeder. Diz eklemi korumasız kalır, kıkırdaklar artan yük altında hızla aşınmaya başlar" ifadelerini kullandı. Bu tablonun en sık 40-60 yaş aralığında, dizlerine fazla yük binen ve hafif kilolu bireylerde ortaya çıktığını ifade eden Öztürk, kadın hastalarda daha sık rastlandığını da vurguladı. Öztürk, "Gençlerdeki gibi büyük travmalar gerekmez; çömelmek, merdiven inmek ya da yerden kalkmak gibi günlük hareketler bile yıpranmış menisküs kökünün kopmasına neden olabilir" açıklamasında bulundu. Hastaların genellikle dizin arka kısmına yayılan ani ve keskin bir ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı tarif ettiğini belirten Öztürk, özellikle dizin tam büküldüğü pozisyonlarda ağrının belirgin şekilde arttığını söyledi. Öztürk, bu yırtıkların en önemli özelliğinin kendiliğinden iyileşmemesi olduğunu vurgulayarak, "Tedavi edilmediğinde dizde hızlı ve geri dönüşü olmayan kıkırdak hasarı gelişir. Süreç ilerledikçe kireçlenme kaçınılmaz hale gelebilir, bu da ilerleyen dönemde diz protezi ameliyatını gündeme getirebilir" şeklinde konuştu. Güncel tıbbi yaklaşımların özellikle orta yaş grubunda en koruyucu seçeneğin menisküsün tamir edilmesi olduğunu gösterdiğini hatırlatan Öztürk, "Kopan menisküs kökü, özel cerrahi tekniklerle yeniden kemiğe sabitlendiğinde dizin yük dağılımı ve biyomekaniği büyük ölçüde eski haline döner. Başarılı bir tamir, ileride protez ihtiyacını önemli ölçüde azaltabilir, hatta tamamen ortadan kaldırabilir" dedi. Öztürk, 40-60 yaş aralığında olup merdiven inip çıkarken, çömelirken ya da ani bir hareket sırasında dizden ses geldikten sonra ağrı ve şişlik gelişen kişilerin bu durumu hafife almaması gerektiğini aktararak "Gecikmeden bir ortopedi uzmanına başvurmak, erken teşhis ve doğru tedavi için kritik öneme sahiptir" ifadelerine yer verdi.
Uzm. Dr. Emine Kolu: "Ozon tedavisi, vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırır"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 13:34 Uzm. Dr. Emine Kolu: "Ozon tedavisi, vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırır" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Emine Kolu, ozonun vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırdığını söyledi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalında görev yapan Uzm. Dr. Emine Kolu ozon’un oksijenin üç atomlu hali olup renksiz ve yüksek enerjili bir gaz olduğunu ve vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırdığını söyledi. Uzm. Dr. Kolu, "Ozon vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırır. İmmünomodülasyon (Bağışıklık sistemini etkileyerek hastalıklarla mücadeleye yardımcı tedavi yöntemi) ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar. Hücre yenilenmesi ve dokuların oksijenlenmesini artırır. Dışarıdan maruz kaldığımız tüm kimyasallar, sigara ve paketli ürünlerin toksik etkisini vücudumuzdan doğal yolla atmamıza yardımcı olur. Saç dökülmesini azaltır ve antiaging (Yaşlanma karşıtı) etki sağlar" dedi. Ozon tedavisinin kullanıldığı başlıca hastalıkları sıralayan Uzm. Dr. Kolu, "Diyabet, arteriyel dolaşım bozukluğu, fibromiyalji, kas iskelet sistemi hastalıkları, kronik yorgunluk, uyku bozukluğu, akne, alerjik hastalıklar, migren, Romatoid Artrit vb. otoimmün hastalıklar, enfeksiyon ve yara yeri iyileşmesi. Ayrıca bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, bazı onkolojik hastalıkların kemoterapi ve radyoterapi sürecindeki yan etkilerinin azaltılmasında kullanabilmekteyiz. Bu süreçte ozon tedavisi hastaların kronik hastalıkları nedeni ile kullanmakta oldukları ilaç ve tedavileri ile etkileşmez" ifadelerine yer verdi. Temel uygulama yöntemlerinin, majör otohemoterapi olarak adlandırılan ozon gazının steril şartlarda ve ozona dayanıklı malzemeler kullanılarak, hastanın kendi kanıyla işleme alınıp damar yolundan tekrar hastaya verilmesi şeklinde olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Kolu, diğer uygulama yöntemleri konusunda, "Bu işleme ek olarak akne ve alerjide sıklıkla tercih ettiğimiz diğer uygulama yine hastanın kendi kanı ile ozon gazının steril uygun bir enjektörde karıştırılarak kas içine yavaşça enjekte ettiğimiz yöntemdir. Diğer bir yöntem ise, ozona dayanıklı özel torbalar kullanılarak deri lezyonları, ülser, yaralar, diyabetik ayak ve yanıklarda kullandığımız bölgesel tedavi yöntemidir. Diz, omuz vb. ağrılı eklemler içine ve çevre dokulara uyguladığımız enjeksiyonlar ile ağrıyı kontrol altına almayı, azaltmayı ve hareket kabiliyetini artırmayı hedefleriz. Bölgesel kas spazmlarında, tetik nokta tedavilerinde, kas içi ozon enjeksiyon uygulaması yapmaktayız. Herpetik deri lezyonlarında, zonada lezyon çevresi enjeksiyon uygulaması ile iyileşme sürecini hızlandırmayı hedefleriz. Diğer bir uygulama şekli rektal yoldan uygulama olup, uygulama kolaylığı ve uyumu açısından genellikle damar yolu problemi olan hastalarda ve çocuk hastalarda tercih etmekteyiz" ifadelerini kullandı. Ozon tedavisini her hastaya ve hastalığına özgü yapılan ön değerlendirmeler sonrası belirli doz ve sıklıkta hastaya uygun yöntemleri seçerek uyguladıklarını kaydeden Uzm. Dr. Kolu, "Kış mevsimine girme sürecinde bağışıklığınızı güçlendirmek, antiaging etkisinden faydalanabilmek, kronik yorgunluk ,uyku bozukluğu, yaygın kas eklem ağrılarınız ve ek hastalıklarınız için bütüncül tedavi yöntemi olarak kullanabilirsiniz" diye konuştu.
Van’da hiperbarik oksijen tedavi merkezi son teknolojiyle yenilendi
01 Ekim 2025 Çarşamba - 13:02 Van’da hiperbarik oksijen tedavi merkezi son teknolojiyle yenilendi Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi, yapılan revizyonun ardından yeniden hizmete başladı. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan hastanede, merkezde özellikle karbonmonoksit zehirlenmeleri, ani işitme ve görme kayıpları, kapanmayan kemik ve doku yaraları ile diyabet hastalarının kronik yaraları için tedavi uygulanıyor. Verilen hizmete ilişkin açıklamalarda bulunan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, merkezin daha önce kurulduğunu ancak yapılan revizyonun ardından yeniden hastalara hizmet vermeye başladığını belirtti. Merkezin hem cihaz kapasitesini hem de imkanlarını arttırdıklarını ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Bu merkezimizde artık entübeli hastalarda anestezili işlemler daha güvenli yapılabilecek. Özellikle bölgemizde soba kullanımı yaygın olduğu için kış aylarında karbonmonoksit zehirlenmelerine bağlı ciddi başvurular oluyor. Bu cihazla tedavi edilen hastalarda, ölüm dahil tüm riskler büyük ölçüde azalıyor. Bu nedenle özellikle acil vakalarda, soba zehirlenmelerinde bu tedavi bizim için vazgeçilmezdir. Merkezimiz sadece Van için değil, çevre iller için de kritik bir öneme sahiptir. Komşu illerde bu cihaz bulunmadığından, orada meydana gelen zehirlenme vakaları bize yönlendiriliyor. Bunun yanı sıra ani gelişen görme ve işitme kayıpları da bu tedavi için acil endikasyonlar arasında yer alıyor. Acil vakaların dışında da kullanım alanlarımız mevcut. Özellikle diyabet hastalarının iyileşmeyen kronik yaralarında, şeker hastalığına bağlı gelişen ayak yaralarında hiperbarik oksijen tedavisini sıkça uyguluyoruz. Hem ilimize hem de çevre illere sunduğu bu imkanlardan dolayı büyük memnuniyet duyuyoruz" dedi. "Yüzde 100 oksijen solutulan bir tedavi yöntemidir" Hava ve Uzay Hekimliği Uzmanı Dr. Tuğba Özüarı ise hiperbarik oksijen tedavisinin acil vakalarda hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, "Hiperbarik oksijen tedavisi, normal atmosfer basıncının üzerinde, yüksek basınç altında kabinler içerisinde maskeler yardımıyla hastalara aralıklı olarak yüzde 100 oksijen solutulan bir tedavi yöntemidir. Bu tedaviyi bazı durumlarda acil, bazı durumlarda ise destekleyici olarak uygulamaktayız. Özellikle kış aylarında soba zehirlenmesi olarak bildiğimiz karbonmonoksit zehirlenmelerinde ve ani görme kayıplarında acil tedavi olarak kullanıyoruz. Bunun dışında farklı hastalıkların tedavisinde de destekleyici olarak faydalanıyoruz. Çetin kış şartları nedeniyle bölgemizde bu tür vakalar oldukça yaygın. Ayrıca kliniğimiz yalnızca Van ili için değil, çevre iller için de kritik bir merkez konumunda. Cihazımız yaklaşık 1,5 yıldır kapalıydı. Bu süreçte ciddi revizyonlar yapıldı ve son teknoloji ekipmanlarla donatılarak yeniden hizmete açıldı" diye konuştu.
Manisa Şehir Hastanesi’nden normal doğuma destek
01 Ekim 2025 Çarşamba - 12:48 Manisa Şehir Hastanesi’nden normal doğuma destek Manisa Şehir Hastanesi, 1-7 Ekim "Normal Doğum Haftası" kapsamında anne ve bebek sağlığının önemine dikkat çekmek amacıyla farkındalık çalışması hazırladı. Hazırlanan video çalışmasında hastanede görev yapan ebeler, normal doğumun anne ve bebek için en sağlıklı başlangıç olduğuna vurgu yaptı. Ayrıca Gebe Okulu’nda eğitim alarak ilk doğumunu yaşayan Yaren Usta, eğitimlerin doğum sürecine katkısını ve yaşadığı normal doğum deneyimini paylaştı. Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Ece Aras Öztürk, normal doğumun önemine dikkat çekerek, "Normal doğum hem anne hem de bebek için en sağlıklı seçeneklerden biridir. Güçlü sağlık ekibimiz, modern doğum ünitelerimiz ve doğum sonrası emzirme desteğimizle annelerimizin yanındayız" dedi. İlk doğumunu gerçekleştiren Yaren Usta ise, Gebe Okulu’nun kendisine büyük fayda sağladığını belirterek şunları söyledi: "İlk doğumumdu, korkularım vardı. Manisa Şehir Hastanesi Gebe Okulu’nda eğitim aldım, bilgiler sayesinde daha bilinçli ve huzurlu doğuma girdim. Normal doğumun en güzel tarafı, bebeğimle hemen ten teması sağlamam oldu. Eğitimler sayesinde çok rahat bir doğum yaşadım. Tüm hekimlerimize, ebelerimize ve eğitim verenlere teşekkür ediyorum." Manisa Şehir Hastanesi yetkilileri, Gebe Okulu’nun anne adaylarını doğuma hazırlayan ve bilinçlendiren bir merkez olduğunu vurgulayarak tüm anne adaylarını eğitimlere katılmaya davet etti. Ebeler tarafından hazırlanan video metninde ise şu ifadeler yer aldı: "Normal doğum, hem annenin hem de bebeğin sağlığı için en özel ve en doğal başlangıçtır. Normal doğumla bebek hayata daha güçlü bir adım atar. Anne-bebek dostu hastanemizde, modern doğumhanelerimiz, yenidoğan yoğun bakım ünitemiz ve doğum sonrası emzirme desteğimizle güvenli bir doğum süreci sağlamaktayız."
Normal doğum hem anne için hem de bebek için daha faydalı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 12:12 Normal doğum hem anne için hem de bebek için daha faydalı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Levent Kandemir Normal Doğum Haftası nedeniyle yaptığı açıklamalarda bulundu. Kandemir, sağlık çalışanlarının desteği ile sezaryen oranlarının düşmesi mümkün olduğunu belirterek, sezaryenin yalnızca tıbbi zorunluluk durumlarında tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. Normal doğum, gebeliğin doğal sürecinin tamamlanması ve anne ile bebeğin sağlığının korunması açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar ise sezaryenin yalnızca tıbbi zorunluluk durumlarında uygulanması gerektiğini vurguluyor. Normal doğum, anne adayının kendi gücüyle doğuma katılmasını sağlayarak hem bedensel hem de ruhsal açıdan önemli faydalar sunuyor. Bu süreçte anne, doğum sonrası daha hızlı toparlanıyor ve bebeği ile erken dönemde güçlü bir bağ kurabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, ideal sezaryen oranının yalnızca yüzde 10-15 olması gerektiğini belirterek gereksiz cerrahi müdahalelere karşı uyarıda bulunuyor. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası nedeniyle açıklamalarda bulunan Sivas Numune Hastanesinde görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Levent Kandemir, normal doğumun yalnızca bir tıbbi tercih değil, aynı zamanda toplum sağlığı açısından da büyük önem taşıdığını söyleyerek, "Normal doğum, gebeliğin en doğal şekilde tamamlanmasıdır. Anne adayının doğumu kendi gücüyle gerçekleştirmesi hem bedensel hem de ruhsal açıdan önemli faydalar sağlar" dedi. "Toplum sağlığı meselesidir. Levent Kandemir, bu haftanın bir çağrı niteliğinde olduğunu söyleyerek, "1-7 Ekim Normal Doğum Haftası, yalnızca bir farkındalık kampanyası değil, aynı zamanda anne sağlığını korumaya, bebeklerin daha sağlıklı bir başlangıç yapmasına ve sağlık sisteminde maliyetlerin azaltılmasına yönelik bir toplumsal çağrı niteliği taşımaktadır. Türkiye’de son yıllarda Sağlık Bakanlığı’nın ‘Normal Doğum Dostu Hastane’ projeleri, doğum öncesi eğitim sınıfları ve anne dostu uygulamalarla normal doğum oranlarını artırmaya çalıştığı bilinmektedir. Ancak istatistikler, bu çabaların henüz istenilen düzeye ulaşmadığını göstermektedir. Dolayısıyla vurgulanması gereken en önemli nokta, normal doğumun yalnızca bir tıbbi tercih değil, aynı zamanda bir toplum sağlığı meselesi olduğudur. Normal doğum yapan anneler, doğumdan kısa süre sonra günlük yaşamlarına dönebilirler. Daha kısa sürede taburcu edilirler. Normal yolla doğuran anne daha kısa sürede düzelip normal hayatına döndüğü için bebeği ile birebir daha fazla ilgilenebilmekte, anne ile bebek arasındaki cilt teması daha hızlı ve kolay gerçekleşmekte bunlar da bebek ve anne arasındaki bağlantının daha güçlü olmasına yol açmaktadır. Enfeksiyon, kanama ve pıhtılaşma riski sezaryende daha yüksektir" dedi. "Zorunluluk durumlarında tercih edilmeli" Normal doğumun hem anne hem de bebek sağlığı için en doğal ve güvenilir yöntem olduğunu söyleyen Kandemir, "Normal doğum yapan annelerde sonraki gebeliklerde riskler daha düşüktür. Doğum sürecine aktif katılmak, anneye güven duygusu kazandırır ve doğum sonrası depresyon riskini azaltır. Normal doğumda bebek, annenin faydalı bakterileriyle temas ederek bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bir koruma kazanır. Doğum kanalından geçiş, bebeğin akciğerlerindeki sıvının atılmasına yardımcı olur. Bu nedenle solunum sorunları daha az görülür. Ten tene temas ve doğal doğum süreci, emzirmeyi daha kolay ve erken başlatır. Doğum sonrası temas, duygusal bağlanmayı güçlendirir ve bebeğin gelişimine olumlu katkıda bulunur. Normal doğum, hem anne hem de bebek sağlığı için en doğal ve güvenilir yöntemdir. Sezaryen yalnızca tıbbi zorunluluk durumlarında tercih edilmelidir. Toplumda farkındalığın artması, annelerin doğru bilgilendirilmesi ve sağlık çalışanlarının desteği ile sezaryen oranlarının düşmesi mümkündü" diye konuştu.
Kış aylarının ‘doğal ısı kaynağı’ besinler
01 Ekim 2025 Çarşamba - 12:08 Kış aylarının ‘doğal ısı kaynağı’ besinler Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, kış aylarında pekmezin yanı sıra kuru bakla ve kuruyemişin de tokluk hissi ve enerji sağlayarak vücut ısısını koruyabileceğini söyledi. Kış aylarında ısınmak için akla ilk gelen besinin pekmez olduğunu söyleyen Betül Merd, "Soğuk havalar kapımızı çaldığında, hem bağışıklığımızı güçlendirmek hem de vücudumuzu sıcak tutmak için beslenmemize biraz daha dikkat etmemiz gerekir. İşte bu noktada akla ilk gelen geleneksel lezzetlerimizden biri; pekmez. Pekmez, içerdiği doğal şekerler sayesinde hızlı enerji sağlar, kan dolaşımını destekler ve özellikle üşüme şikâyeti olan kişiler için kış aylarında adeta doğal bir ısı kaynağıdır. Bunun yanında demir, kalsiyum ve potasyum açısından da zengindir. Özellikle sabahları bir tatlı kaşığı pekmez tüketmek, hem gün boyu enerji verir hem de vücut direncini artırır" dedi. Merd, sadece pekmez değil; kuruyemiş ve kuru baklanın da kışın enerji vererek vücut ısısını koruyabileceğini söyleyerek, "Tabii ki sadece pekmez değil, kış aylarında bizi içten ısıtacak başka besinler de var. Zencefil ve tarçın gibi baharatlar, metabolizmayı hızlandırır, kan dolaşımını artırarak vücudu ısıtır. Kuru baklagiller, içerdiği kompleks karbonhidratlar sayesinde uzun süreli tokluk sağlarken aynı zamanda vücuda enerji verir. Kuruyemişler ise sağlıklı yağ asitleri ile hem bağışıklığı destekler hem de sıcaklık hissini artırır. Çorba ve sıcak bitki çayları da hem sıvı ihtiyacımızı karşılar hem de soğuk günlerde içimizi ısıtır. Kısacası, kış beslenmesinde doğanın bize sunduğu bu şifa kaynaklarını sofralarımızda bulundurmak çok önemli. Pekmez gibi geleneksel ürünlerimizi modern beslenme alışkanlıklarımızla birleştirerek, hem sağlıklı kalabilir hem de soğuk günlerde enerjimizi yüksek tutabiliriz" ifadelerini kullandı.
Uzmanı açıkladı: "Ağır okul çantaları çocuklarda skolyoz riskini artırıyor"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 12:07 Uzmanı açıkladı: "Ağır okul çantaları çocuklarda skolyoz riskini artırıyor" Çocukların ağır çanta taşımasının skolyoza yol açabileceğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, çantaların boy ve kilo uyumuna dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Okul çağındaki çocukların omurga sağlığı, kullandıkları çantaların ağırlığı ve ergonomisiyle doğrudan ilişkili oluyor. Günlük olarak ders kitapları, defterler ve beslenme çantalarıyla taşınan yükler, çocuğun kilosuna oranla fazla olduğunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çanta seçiminde boy ve kilo uyumuna dikkat edilmemesi, omuz askılarının dar ve sert olması ya da tek omuzda taşınması omurga üzerinde baskı oluşturuyor. Bu baskının ise uzun vadede duruş bozukluklarına, kas, iskelet sistemi rahatsızlıklarına ve omurga eğriliği yani skolyoz hastalığına sebep olabiliyor. Özellikle küçük yaşlarda gelişim sürecinde olan çocuklarda ağır çanta kullanımı, ilerleyen yıllarda geri dönüşü zor sağlık problemlerini beraberinde getirebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Uçar, çocukların boyuna ve kilosuna uygun çantalar tercih edilmesi gerektiğini belirterek, omurga sağlığının korunmasına vurgu yaptı. "Çocuklara uygun çantalar tercih edilmeli" Çocukların çantasında gereksiz ağırlık yapabilecek oyuncak gibi eşyaların olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Tuğçe Uçar, "Çocuğun boyuna uygun çok büyük olmayan çanta tercih edilmeli. Omuz askılarının geniş ve yumuşak olması, çantanın mutlaka iki omuzdan takılması gerekiyor. Bel kemeri veya göğüs kayışı olan çantalar ağırlığı daha dengeli dağıtıyor. Çanta çocuğun kilosunun yüzde 10’unu geçmemeli. Yani 20 kilogram olan bir çocuğun okul çantasının ağırlığı 2 kilogramı geçmemeli. Çantanın hafif ama dayanıklı malzemeden yapılmış olmasına, içerisinde gereksiz ağırlık yapabilecek oyuncak gibi eşyaların olmamasına dikkat etmeliyiz. Ayrıca içine acil durum kartı da eklemek faydalı olacaktır. Çocuğun adı, veli telefon numarası ve alerjilerde yazılıp çantanın içerisine konulabilir. BPA içermeyen plastik, paslanmaz çelik ya da cam mataralar güvenli seçeneklerdir. Dayanaklılık açısından paslanmaz çelik mataralar daha uygundur. Kolay temizlenen ve geniş ağızlı modeller tercih edilmelidir. Kolaylıkla açılıp kapanan, damlatmayan kapaklı ya da pipetli mataralar çocuklar için iyi bir pratik olur. Çocuğun sevdiği renk veya desenlerde seçildiğinde su içme alışkanlığı da artıyor. Tabi diğer önemli nokta suyun her gün taze olması ve mataraların düzenli olarak temizlenmesidir. Beslenme çantalarının iç yüzeyi silinebilir ve temizliği kolay olan çantalar tercih edilmelidir. Termal özelliği olursa yiyeceklerin tazeliği de korunur" dedi. "Omurga sağlığı için önemli" Uçar, plastik içerikli materyallere dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, "Çocukların beslenme çantalarına hazır gıdalar konulmamalıdır. Tam tahıllı yapılmış ekmekli sandviçler, peynir, yoğurt ya da ayran mevsim meyve ve sebzeleri ile kuruyemiş gibi sağlıklı alternatifler koymak en doğrusudur. Atıştırmalık ya da ara öğün içerisinde ev yapımı küçük bir kek dilimi ya da kuru meyve tercih edilebilir. Çok fazla ‘skolyoz’ dediğimiz omurga eğriliği sıklığında artış görüyoruz. Bu çocukların uygun olmayan şekillerde çantalarla yük taşıması sonrasında meydana geliyor. Bu yüzden çocuğun boyuna ve kilosuna uygun çanta seçimi omurga sağlığını korumak açısından çok önemli. Sağlıklı olarak pazarlanan plastik suluklar bile kendi içine mikroplastik ya da kimyasal salınım yapabiliyor. Sıcakta ve uygun saklama şartları sağlanmayınca artabiliyor. O yüzden matara seçiminde tercihimiz cam ya da paslanmaz çelik olmasıdır" diye konuştu.