SAĞLIK
Başkan Çerçioğlu: "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" 09 Mart 2026 Pazartesi - 21:30:15 Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni ziyaret eden Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, vatandaşların ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalara devam edeceklerini vurgulayarak "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" dedi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Nazilli’nin ardından merkez ilçe Efeler’e de kazandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, hizmetlerine devam ediyor. Tamamıyla ücretsiz hizmet veren poliklinik, açıldığı ilk günden bu yana vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başlayan polikliniği ziyaret eden Başkan Çerçioğlu, hastalarla sohbet etti, incelemelerde bulundu. Efeler ilçesinde bir polikliniğin daha hizmet vermeye başlayacağını müjdeleyen Başkan Çerçioğlu, "Nazilli’nin ardından merkez ilçemizde de ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi hemşehrilerimizle buluşturduk. Burada 10 ünite ile hizmete başladık, kısa süre içerisinde de yoğun ilgiyle karşılandı. Hemşehrilerimizden gelen talep üzerine ilçe merkezimizde, çarşı olarak bilinen bölgede 15 üniteli bir polikliniği daha hizmete açacağız. Gezici diş kliniği projemiz de yakın zamanda hizmet vermeye başlayacak. Şimdiden projelerimizin ve yatırımlarımızın Aydınımıza hayırlı olmasını diliyorum. Vatandaşlarımızın ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" ifadelerini kullandı. Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nde hayata geçirilen hizmetlerden memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.
09 Mart 2026 Pazartesi - 16:22 Manisa Şehir Hastanesi’nde bir ilk daha Manisa Şehir Hastanesi’nde Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi ilk kez uygulanarak başarıyla tamamlandı. Manisa Şehir Hastanesi’nde çocuk sağlığı alanında önemli bir uygulama daha hayata geçirildi. Çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi hastanede ilk kez uygulanmaya başlandı. Çocuk Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından gerçekleştirilen işlem, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve kronik öksürük şikayetleri bulunan 11 yaşındaki Münire Gaffari isimli hastaya tanı amacıyla uygulandı. Başarıyla tamamlanan işlem sonrası hasta kısa süreli gözlem altında tutuldu ve bir gün yatışının ardından taburcu edildi. Fleksible bronkoskopi işleminin özellikle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, kronik öksürük, hemoptizi (kanlı balgam) ve kontrolü zor astım öyküsü bulunan çocuklarda tanı ve tedavi sürecinde önemli bilgiler sağlayan ileri bir yöntem olduğu belirtildi. Uygulama sayesinde solunum yollarının ayrıntılı şekilde görüntülenebildiği, bu sayede altta yatan hastalığın belirlenmesine ve uygun tedavi planının oluşturulmasına önemli katkı sağlandığı ifade edildi. Manisa Şehir Hastanesi’nde uygulanmaya başlanan bu yöntemle birlikte çocuk hastaların tanı ve tedavi süreçlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesinin hedeflendiği kaydedildi.
09 Mart 2026 Pazartesi - 14:45 Saruhanlı’da yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde 14 bin 413 metrekare alanda yapılacak yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, yıllardır yürüttükleri girişimlerin sonuç verdiğini belirterek hastanenin 450 günde tamamlanacağını söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde yapılacak olan yeni devlet hastanesinin yapım çalışmalarına başlandı. 14 bin 413 metrekare alan üzerine inşa edilecek olan hastanenin temel kazı çalışmalarının başladığı bildirildi. Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Cengiz Topel Mahallesi’nde İlçe Jandarma Komutanlığı binasının yanındaki arsada başlayan çalışmaları yerinde inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Başkan Cıllı, burada yaptığı açıklamada yeni hastanenin ilçenin sağlık altyapısını önemli ölçüde güçlendireceğini belirterek, inşaatın 450 takvim günü içerisinde tamamlanmasının planlandığını ifade etti. Üç katlı olarak inşa edilecek olan devlet hastanesinde 2 ameliyathane, 1 doğumhane, yoğun bakım üniteleri ve 18 poliklinik bulunacağını kaydeden Cıllı, ilçenin uzun süredir yeni bir hastaneye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Mevcut hastanenin 1997 yılında Saruhanlı Kaymakamlığı, belediye ve vatandaşların katkılarıyla Hastane Yaptırma Derneği çatısı altında hizmete açıldığını hatırlatan Cıllı, artan nüfus ve fiziki şartlar nedeniyle artık ihtiyaca cevap veremediğini dile getirdi. AK Parti İlçe Başkanlığı döneminden bu yana yeni hastane konusunu yakından takip ettiklerini ifade eden Cıllı, "Nihayet yıllardır sürdürdüğümüz çabalar sonuç verdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle Saruhanlımızda yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Saruhanlımız için belirlediğimiz beş büyük hayalimizden biri daha gerçeğe dönüşüyor. İlçemize ve vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olsun." dedi. Cıllı ayrıca, hastanenin ilçeye kazandırılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile AK Parti Manisa milletvekillerine teşekkür etti.
Mardin’de HOLEP yöntemiyle 3 büyük prostat ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
16 Şubat 2026 Pazartesi - 14:00 Mardin’de HOLEP yöntemiyle 3 büyük prostat ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ileri lazer teknolojisine dayalı HOLEP yöntemi ilk kez uygulanarak 3 prostat ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Süleyman Sağır, yöntemin özellikle büyük hacimli prostatlarda etkili sonuç verdiğini söyledi. Yaklaşık bir aydır idrar yapamama şikayeti bulunan ve sondalı olarak yaşamını sürdüren bir hastaya da bu yöntemin uygulandığını belirten Uzm. Dr. Sağır, hastanın prostatının büyük olması nedeniyle kanamaya yol açtığını ve kan sulandırıcı ilaç kullandığını ifade etti. Hastaneye kısa süre önce kazandırılan HOLEP cihazı sayesinde bu tür vakaların artık kapalı yöntemle ve güvenli şekilde tedavi edilebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Sağır, şöyle konuştu: ’’Hastanemizin aldığı HOLEP cihazı ile hastamızın ameliyatını yapmayı uygun bulduk. 60 yaş üzeri hastalarımızda genellikle prostat sorunları ortaya çıktığından dolayı ve 60 yaş üzeri yeterli prostat cerrahi düşündüğümüz hastaların hepsinde uygulanabilir. Ameliyatı gayet güzel geçti ameliyattan sonra da genellikle açık cerrahi ameliyatlarda normalde bir hafta yatırdığımız hastaları HOLEP cihazı sayesinde yarın taburcu etmeyi düşünüyoruz" Başhekim Yardımcısı Dr. Akif Kaya da cihazın kısa süre önce hastaneye kazandırıldığını belirterek, "Yaklaşık bir ay önceden aldığımız HOLEP cihazı sayesinde hastanemizde artık daha kısa bir süre içerisinde bu prostat ameliyatlarına yapıp hastalarımıza daha kısa sürede taburcu etme imkanı sağladık. Bize bu imkanları sağladıkları için sağlık Bakanlığımıza Mardin Valiliğimize ve il sağlık müdürlüğümüze çok teşekkür ediyoruz" dedi. Ameliyat edilen hastanın kızı Şükriye Dalmaz ise operasyonun başarılı geçtiğini kaydederek, "Ameliyatı güzel geçti. Riskli diyorlardı kimse yapmıyordu. Hocamızdan Allah razı olsun ameliyatı güzel geçse gerçekten bu kadar güzel geçmesini beklemiyorduk" şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Eser, "Çay ve kahve demir emilimini azaltabilir"
16 Şubat 2026 Pazartesi - 13:13 Doç. Dr. Eser, "Çay ve kahve demir emilimini azaltabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, aneminin vücutta oksijen taşınmasını sağlayan hemoglobin düzeyinin düşmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek önemli açıklamalarda bulundu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, aneminin en sık görülen belirtilerinin halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı ve soluk cilt olduğunu söyledi. Dr. Eser, "Kansızlık (anemi), toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman geç fark edilen önemli bir sağlık sorunu. Özellikle uzun süren halsizlik ve çabuk yorulma şikayetlerinin ciddiye alınması gerekiyor" dedi. "Her halsizlik basit bir yorgunluk değil" Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, aneminin en sık görülen belirtilerinin halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı ve soluk cilt olduğunu ifade ederek, "Hastalarımızın bir kısmı uzun süredir devam eden yorgunluğu günlük hayatın temposuna bağlıyor. Oysa basit bir kan testiyle kansızlık kolayca tespit edilebilir. Erken tanı, tedavi sürecini oldukça kolaylaştırır" ifadelerini kullandı. "En sık neden, demir eksikliği" Aneminin birçok nedeni olduğunu belirten Eser, en yaygın türün demir eksikliği anemisi olduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra B12 vitamini ve folik asit eksiklikleri, kronik hastalıklar ve bazı genetik faktörlerin ve kemik iliği yetersizlikleri dahil diğer kemik iliği hastalıkları da kansızlığa yol açabildiğini söyledi. Özellikle adet gören kadınlar, hamileler, yetersiz beslenen bireyler ve kronik hastalığı olan kişilerin risk grubunda bulunduğuna dikkat çekti. "Bilinçsiz takviye kullanmayın" Medical Point Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Eser, "Her kansızlık demir eksikliğine bağlı değildir. Yanlış ve kontrolsüz takviye kullanımı farklı sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi sonrası tedavi planlanmalıdır" ifadelerine yer verdi. Beslenme ve düzenli kontrol önemli Demir açısından zengin besinlerin tüketilmesinin önemine değinen Eser, kırmızı et, baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerin beslenmede yer alması gerektiğini belirtti. Ayrıca C vitamininin demir emilimini artırdığını, çay ve kahvenin ise demir emilimini azaltabileceğini hatırlattı. Tedavi edilmediğinde aneminin kalp sorunları, gebelikte komplikasyonlar ve çocuklarda gelişim geriliği gibi ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Eser, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Çocuklarda göz tembelliğine dikkat: "Erken teşhis hayati önemde"
16 Şubat 2026 Pazartesi - 12:46 Çocuklarda göz tembelliğine dikkat: "Erken teşhis hayati önemde" Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, "Çocuklarda göz tembelliği erken dönemde fark edilmezse, ilerleyen yaşlarda kalıcı görme problemlerine yol açabilir" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, çocuklarda göz tembelliğinin erken fark edilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, "Çocuk tek gözünü kapatarak bakıyorsa, okuma-yazmada zorlanıyorsa, boyama yaparken çizgilerin dışına taşıyorsa, oyun oynarken hareketli cisimleri takip etmekte güçlük çekiyorsa ya da başını ve boynunu eğerek bakıyorsa göz tembelliğinden şüphelenmek gerekir. Çocuklarda bu belirtilere mutlaka dikkat edin. Tek gözünü kapatarak bakma, okuma-yazmada zorlanma, boyama sırasında çizgilerin dışına taşırma, hareketli cisimleri takipte güçlük, başını/ boynunu eğerek görmeye çalışma. Bu işaretler göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Özellikle ailede şaşılık, kayma veya göz tembelliği öyküsü varsa risk daha da artmaktadır" diye konuştu. "Düzenli muayene şart" Göz tembelliğinin erken dönemde fark edilmesi gerektiğini belirten Candan Karaca, "İlerleyen yaşlarda kalıcı görme problemlerine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocukların belirli periyotlarla düzenli göz muayenesinden geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde ve ilkokul çağında yapılacak kontroller, olası sorunların erken teşhis edilmesini sağlamaktadır. Şüphe duyulan her durumda vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalı. Düzenli muayeneler sayesinde çocuklarımızın gelecekte sağlıklı bir görme yetisine sahip olması mümkündür" şeklinde konuştu.
Zayıflama iğneleri obeziteyi tedavi etmez
16 Şubat 2026 Pazartesi - 12:26 Zayıflama iğneleri obeziteyi tedavi etmez Eskişehir Özel Ümit Vişnelik Hastanesi İç Hastalıkları (Dâhiliye) Uzmanı Mustafa Tektaş, son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğneleriyle ilgili önemli uyarılarda bulundu. Dr. Mustafa Tektaş, son dönemde sıkça gündeme gelen zayıflama iğneleri hakkında merak edilenleri anlattı. Mustafa Tektaş, bu ilaçların kilo vermeye yardımcı olabildiğini ancak herkes için uygun olmadığını ve mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerektiğini vurguladı. Zayıflama iğnelerinin iştah kontrolünü düzenleyerek ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kaybına yardımcı olmayı hedeflediğini belirten Mustafa Tektaş "Bu ilaçlar vücutta tokluk hormonu olarak bilinen GLP-1 benzeri bir etki oluşturarak açlık hissini baskılar ve kişinin daha uzun süre tok kalmasını sağlar. Metabolizmayı destekleyebilir ve insülin direncinin düzenlenmesine katkı sunabilir." dedi. "Herkes için uygun değil" Ancak bu tedavilerin her birey için uygun olmadığını vurgulayan Mustafa Tektaş, kişinin genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, hormonal dengesi ve yaşam tarzının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. "Doktor kontrolü olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. Özellikle ailede pankreas hastalığı, pankreas kanseri ya da tiroid kanseri öyküsü bulunan kişilerde dikkatli olunması gerekiyor" dedi. Yan etkiler görülebiliyor Zayıflama iğnelerinin en sık görülen yan etkilerinin mide-bağırsak sistemiyle ilgili olduğunu belirten Mustafa Tektaş, "Karın ağrısı, bulantı, kusma, şişkinlik, ishal veya kabızlık en sık karşılaşılan şikâyetlerdir. Kullananların yaklaşık yüzde 5-10’unda mide-bağırsak yan etkileri nedeniyle ilaç bırakılmaktadır. Daha ciddi ancak daha nadir görülen yan etkiler arasında pankreas iltihabı (pankreatit) bulunuyor. Ailevi yatkınlığı olan kişilerde pankreas kanseri, tiroid kanseri gelişme riskine yönelik bildirimler bulunmaktadır. Bazı hastalarda optik nöropatiye bağlı görme problemleri bildirilmektedir. Bu sebeple tedavi sürecinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerekir" diye anlattı. Yaşam tarzı değişikliği şart Zayıflama iğnelerinin obeziteyi tek başına tedavi etmediğine dikkat çeken Dr. Mustafa Tektaş, "Bu ilaçlar iştahı azaltarak kilo vermeye yardımcı olur. Ancak obezitenin temelinde yatan nedenler çözülmeden kalıcı başarı sağlanamaz. Obezite, metabolik bir hastalıktır. Tedavi sürecinde; insülin direnci, kontrolsüz diyabet, psikolojik kökenli yeme bozuklukları, cushing hastalığı ve tiroid hormon bozukluklarının mutlaka araştırılması gerekir. Bu sorunlar tedavi edilmeden verilen kiloların geri alınma ihtimali yüksektir. İlaç tedavisi sürecinde sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz büyük önem taşımaktadır. Yaşam tarzı düzenlenmeden kalıcı kilo kaybı mümkün değildir. Obezite metabolik bir bozukluktur ve tedavisi bütüncül yaklaşım gerektirir" ifadelerini kullandı.
Egzersiz, DNA’yı genç tutuyor: Hücresel yaşlanma yavaşlıyor
16 Şubat 2026 Pazartesi - 11:00 Egzersiz, DNA’yı genç tutuyor: Hücresel yaşlanma yavaşlıyor Bilim dünyasından gelen çarpıcı veriler, düzenli egzersizin yalnızca kas ve kalp sağlığına değil, doğrudan hücresel yaşlanma sürecine de etki ettiğini ortaya koydu. 2025 yılında yayımlanan tıbbi araştırmalarda, fiziksel aktivitenin epigenetik yaşlanmayı yavaşlatabildiği, hatta bazı biyolojik yaş göstergelerinde kısmi gerileme sağlayabildiği belirlendi. "Samsun’da en çok kitap yazan doktor" olarak bilinen Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, egzersizin bağışıklık sisteminden beyin sağlığına, kilo kontrolünden DNA düzeyindeki yaşlanma süreçlerine kadar geniş etkilerini ele aldığı 27’nci kitabını yayımladı. Çok sayıda bilimsel çalışmaya atıf yapılan "Egzersiz yap, kilo ver, insülin direnci" isimli eserde, sağlıklı yaşamın bilinçli ve sürdürülebilir bir süreç olduğuna dikkat çekildi. Egzersizin yalnızca kas ve kalp sağlığını güçlendirmekle kalmadığını vurgulayan Dinççağ, 2025 yılında yayımlanan bir çalışmada fiziksel aktivitenin epigenetik yaşlanmayı yavaşlatabildiğinin ve kısmen tersine çevirebildiğinin gösterildiğini belirterek, "Hücresel düzeyde yaşlanma belirteçlerinde olumlu değişmeler görüldü" dedi. Düzenli fiziksel aktivitenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Dinççağ, Alzheimer hastalığı ile ilişkili protein birikiminin egzersiz yapan kişilerde daha az olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Egzersizin hem bedensel hem de zihinsel sağlığı doğrudan etkilediğini ifade eden Dinççağ, hareketli yaşam tarzının demans riskini azaltmada potansiyel koruyucu rol oynayabileceğini dile getirdi. "İnsanın karşılaştığı birçok hastalığın nedeni hareketsiz yaşam" Hareketsiz yaşamın, modern çağın en büyük sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Dinççağ, sedanter hayat tarzının obezite, tip 2 diyabet, osteopeni ve kalp-damar hastalıkları gibi pek çok rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer aldığını söyledi. Egzersizin bağışıklık sistemi üzerinde güçlendirici etkisi bulunduğunu ifade eden Dinççağ, hormonal denge, kan şekeri kontrolü, kolesterol düzeyleri, tansiyon ve damar iç yüzey sağlığı üzerinde de olumlu sonuçlar doğurduğunu kaydetti. "Egzersiz, parasız ve etkili bir tedavi yöntemi" Fiziksel aktivitenin aynı zamanda moral ve motivasyon açısından güçlü bir destek sunduğunu dile getiren Dinççağ, son 10 yılda yapılan çok sayıda bilimsel araştırmanın egzersizin "parasız ama etkili bir tedavi yöntemi" olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Prestijli tıp dergilerinde yayımlanan makalelerin, düzenli egzersizin yaşam süresi ve yaşam kalitesi üzerindeki belirgin katkılarını doğruladığını söyledi. "Süreci pes etmeden yönetmek başarıyı getirecek" ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği toplantısında paylaşılan ve dünyanın en saygın tıp dergilerinden birinde yayımlanan verileri hatırlatan Dinççağ, egzersizin ölüm riskini yüzde 37, yeni ya da tekrarlayan tümör riskini ise yüzde 28 oranında azalttığının bildirildiğini aktardı. Bu sonuçların, fiziksel aktivitenin yalnızca koruyucu değil, tedaviye destekleyici bir unsur olduğunu da gösterdiğini vurguladı. Kilo verme sürecinin kısa vadede sonuç alınacak bir durum olmadığını belirten Dinççağ, özellikle fazla kilolu ve obez bireylerin hayatlarında birden fazla kez diyet ve spor denemelerine rağmen istedikleri sonuca ulaşamadıklarının görüldüğünü söyledi. Bu durumun zaman zaman hayal kırıklığı ve küskünlük oluşturduğunu ifade eden Dinççağ, "Kilo verme çabası bir süreçtir. Bu süreci bilerek ve isteyerek, pes etmeden yönetmek başarıyı getirecektir" diye konuştu. "Sağlıklı yaşam kendi tercihimizdir" Egzersiz yapmanın da kuralları olduğunu belirten Dinççağ, öncelikle niyet ve gönüllülüğün önemli olduğunu kaydetti. Uygun giysi ve ayakkabı seçiminin bile egzersizin sürdürülebilirliği açısından etkili olduğunu vurgulayan Dinççağ, ısınma hareketleri ile başlayan, en az 30-40 dakika süren ve soğuma egzersizleri ile tamamlanan programların tercih edilmesi gerektiğini anlattı. Son yıllarda yapılan çalışmalarda ağırlık çalışması, esneme ve yürüyüş gibi farklı aktivitelerin erken ölüm riskini yüzde 19 oranında azalttığının ortaya konulduğunu aktaran Dinççağ, egzersiz miktarı kadar çeşitliliğinin de önemli olduğuna dikkat çekti. Orta ve yüksek yoğunlukta yapılan egzersizin beynin biyolojik yaşını düşürdüğünü ve adeta "gençlik aşısı" etkisi oluşturduğunu söyleyen Dinççağ, günde fazladan 20 dakikalık fiziksel aktivitenin tip 2 diyabet, felç, zatürre ve kolon polipleri gibi ciddi rahatsızlıklarda hastaneye yatış riskini kayda değer oranda azalttığının bildirildiğini söyledi. Egzersizin sadece kas ve kalp sağlığını değil, DNA düzeyindeki yaşlanma süreçlerini de etkilediğini yineleyen Dinççağ, bilinçli ve düzenli hareketin hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini artırdığını belirterek, "Sağlıklı yaşam kendi tercihimizdir" sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.
Sağlık-Sen’den afiliasyon sistemine yönelik çalıştay
16 Şubat 2026 Pazartesi - 10:36 Sağlık-Sen’den afiliasyon sistemine yönelik çalıştay Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen), sağlık sisteminin önemli başlıklarından biri olan Sağlık Bakanlığı-üniversite ortak kullanım (afiliasyon) modelini kapsamlı bir çalıştayla ele aldı. Sağlık-Sen Hekim Komisyonu tarafından Sağlık Bakanlığı ile üniversiteler arasında imzalanan Afiliasyon Protokolü kapsamında ortak kullanılan hastanelerde yaşanan sorunların ele alındığı ’Sağlık Bakanlığı-Üniversite Ortak Kullanım Çalıştayı’ gerçekleştirildi. Çalıştaya, Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörü Mustafa Kasım Karahocagil, Tıp Fakültesi Dekanı Ali Güneş, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mücella Arıkan Yorgun, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hanifi Körkoca ile akademisyenler ve hekimler katıldı. "Ülke kaynakları açısından afiliasyon önemli" Çalıştayda konuşan Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil, afiliye hastanelerinin sorunlarını yakından bildiğini belirterek, "Ben bir hekimim. Hem üniversite hastanelerinde hem de ortak kullanılan afiliye hastanelerde çalıştım. Afiliye olan hastanelerde birlikte kullanımdan kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. Afiliasyonun doğru bir sistem olduğuna inanıyorum. Ülke kaynaklarının verimli kullanılması açısından afiliasyon önemli. Ancak burada mevzuattan, uygulamalardan kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. Bunların konuşulup tartışılması gerekiyor" dedi. "Sağlık-Sen’in bu konuyu sahiplenmesi çok önemli" Sağlık-Sen’in konuyu gündeme taşımasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Karahocagil, sendikanın ve Hekim Komisyonu’nun bu alandaki çalışmalarını önemli bulduklarını ifade ederek şöyle konuştu: "Sağlık-Sen gibi güçlü bir sendikal yapının bu konuyu sahiplenmesi bizim için çok kıymetli. Bu çalıştaydan çıkacak sonuçların afiliasyon sisteminin, sağlık hizmetinin ve tıp eğitiminin daha nitelikli hale gelmesine katkı sağlayacağına inanıyorum." İki başlıkta sorunlar masaya yatırıldı Açılış konuşmalarının ardından oluşturulan iki ayrı masada katılımcılar; akademisyenlerin Özlük Hakları ve Asistan-Uzman-Akademisyen İlişkileri başlıklarında yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini değerlendirdi.
Uzmanından uyarı: "Her tiroid kanseri ameliyat gerektirmez"
16 Şubat 2026 Pazartesi - 10:27 Uzmanından uyarı: "Her tiroid kanseri ameliyat gerektirmez" Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünden Prof. Dr. Hüsnü Hakan Mersin, tiroid kanserine ilişkin, "Her tiroid kanseri ameliyat gerektirmez. Papiller tiroid kanserinde tümör 1 santimetreden küçük, tek odaklı ve yayılım yoksa tiroidin sadece ilgili yarısının alınması yeterli olabilir" dedi. Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Hüsnü Hakan Mersin, tiroid kanserine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mersin, her tiroid kanserinin ameliyat gerektirmediğini, papiller tiroid kanserinde tümör 1 santimetreden küçük ise, ilgili yarısının alınmasının yeterli olabileceğini vurguladı. "Yayılım yoksa tiroidin sadece ilgili yarısının alınması yeterli olabilir" Tümörün tipine, boyutuna, yayılımına ve hastanın özelliklerine göre planlandığını belirten Mersin, "Her tiroid kanseri ameliyat gerektirmez. Papiller tiroid kanserinde tümör 1 santimetreden küçük, tek odaklı ve yayılım yoksa tiroidin sadece ilgili yarısının alınması yeterli olabilir. Son yıllarda düşük riskli bazı hastalarda daha sınırlı cerrahiler ya da cerrahi dışı yöntemler gündeme geldi. Tüm tiroid kanserleri aynı özelliklere sahip olmamakla birlikte standart tedavi, cerrahi olarak tiroid bezinin tamamının çıkarılmasıdır. Ancak son yıllarda düşük riskli bazı hastalarda daha sınırlı cerrahiler ya da cerrahi dışı yöntemler gündeme gelmiştir. Örneğin, en sık görülen tiroid kanseri olan papiller tiroid kanserinde tümör 1 santimetreden küçükse, tek odaklıysa ve çevre dokulara veya uzak organlara yayılım yoksa sadece tiroidin ilgili yarısının alınması yeterli olabilir" ifadelerini kullandı. "Ablasyon tedavileri de alternatifler arasındadır" Papiller tiroid kanseri 1 santimetrenin altında olan bazı hastalarda, cerrahi yerine düzenli ultrason kontrolleriyle yapılan aktif izlemin alternatif bir seçenek olabileceğini vurgulayan Mersin, "Aktif izlemin ne kadar devam etmesi gerektiği henüz net değildir. Aktif izlem altında olan hastaların bir kısmında takip sırasında cerrahi tedavi gerekebilir. Ayrıca uygun özelliklere sahip, düşük risk grubunda bulunan ve dikkatlice seçilmiş papiller tiroid kanserli hastalarda, deneyimli merkezlerde uygulanabilecek ablasyon tedavileri de alternatifler arasındadır. Ancak bu konudaki çalışmalar sınırlıdır; uzun dönem sonuçlarıyla ilgili yeterli ve güvenilir kanıtlar bulunmamaktadır. Bu uygulamaların yaygınlaşabilmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır" cümlelerine yer verdi. Doğru tedavi, bilimsel ve kanıta dayalı olmalı Mersin, boyutu 2 santimetrenin üzerinde olan papiller tiroid kanserlerinde ve kötü seyirli tiroid kanserlerinde ise tiroidin tamamının alınması gerektiğini belirterek, doğru tedavinin bilimsel ve kanıta dayalı yaklaşımlar olduğunun altını çizdi.
Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü: "Dünya çapında yetişkinlerin yüzde 23’üne kadar kronik bel ağrısı vardır"
16 Şubat 2026 Pazartesi - 10:14 Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü: "Dünya çapında yetişkinlerin yüzde 23’üne kadar kronik bel ağrısı vardır" Dünya çapında yetişkinlerin yüzde 23’üne kadar kronik bel ağrısı olduğuna dikkati çeken Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Neredeyse herkes hayatının bir noktasında bel ağrısı yaşar. Ağrı hafiften şiddetliye kadar değişebilir. Çoğu kişi için geçicidir. Ancak uzun süreli bel ağrısı da yaygındır" dedi. Bel ağrısı, modern yaşamın en yaygın sağlık sorunlarının başında geliyor. Günlük hayatı zorlaştıran hatta bazı durumlarda imkânsız hale getirebilen bel ağrıları, çoğu zaman basit bir kas zorlanmasından kaynaklansa da ciddi hastalıkların da habercisi olabiliyor. Uzmanlar, uzun süren ve şiddeti artan ağrılarda vakit kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, bel ağrısına ilişkin merak edilenleri anlattı. "Günlük yaşamı imkansız hale getirebilir" Uz. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Neredeyse herkes hayatının bir noktasında bel ağrısı yaşar. Ağrı hafiften şiddetliye kadar değişebilir. Çoğu kişi için geçicidir. Ancak uzun süreli bel ağrısı da yaygındır. Dünya çapında yetişkinlerin yüzde 23’üne kadar kronik bel ağrısı vardır. Aşırı durumlarda bel ağrısı yürümeyi, uyumayı, çalışmayı veya günlük aktiviteleri yapmayı zorlaştırabilir veya imkansız hale getirebilir. Bel zorlanması ve duruş bozuklukları bel kaslarına, bağlarına ve eklemlerine hasar vererek ağrıya yol açar. Bu tür bel ağrıları fiziksel aktivite ile şiddetlenir, istirahatle hafifler" dedi. "Bel ağrısı birçok hastalığın habercisi olabilir" Bel ağrısının farklı nedenlere bağlı gelişebileceğini belirten Güçlü, "Bel ağrısı omurganın veya sırtın lomber bölgesini etkiler. Birçok farklı yaralanma ve durumdan kaynaklanabilir. Çoğu zaman, neden sırttaki kas veya tendonlarda oluşan bir yaralanmadır. Ancak bazen bel ağrısı bazı hastalıkların habercisi olabilir. Tüberküloz, brusella gibi hastalıklarla kemik erimesi (osteoporoz), kireçlenme, başka bir organdan yayılmış ya da omurganın kendisinden kaynaklanan kanserler de bel ağrısına neden olabilir. Aynı zamanda mide, karaciğer, böbrek gibi organ rahatsızlıklarının bel bölgesine yayılmasından kaynaklanan bel ağrıları da söz konusu olabilir. Bazı bel ağrıları ise psikolojik kaynaklıdır" diye konuştu. "Bel ağrılarının yalnızca yüzde 5’i bel fıtığından kaynaklanır" Hastaların genellikle bel ağrısını bel fıtığı ile ilişkilendirdiğini ifade eden Güçlü, "Bel fıtığında hissedilen ağrı yavaş yavaş gelişen, yaygın, batıcı, hareketle artan, istirahatle azalan, belde ve etkilenen sinir kökünün anatomik dağılımına uygun olarak bacağa yayılan bir ağrıdır. Ağrı, öne eğilme veya arkaya dönme gibi ters bir hareket sonrası ani olarak başlayabilir. En küçük bir hareketle şiddetlenip, kilitlenme veya bel tutulmasına yol açar. Oturmakla, ayakta durmakla, öksürmekle, ıkınmakla, araba kullanmakla artar. Bel ağrılarının yalnızca yüzde 5’i bel fıtığı kaynaklıdır. Bazen bel fıtığı, bel ağrısı ile değil, basılan sinir köküne bağlı olarak topuk ağrısı, bacakta uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük gibi şikâyetler ile belirgin hale gelebilir" ifadelerini kullandı. "Günlük yaşamda belinizi koruyun" Güçlü, bel sağlığını korumak için, "Ağırlığı, yükü vücudunuza eşit olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun. Yüksek bir yere bir eşya koyarken ya da alırken ayağınızın altına yükseltici koyun, uzanmayın. Aşırı kilo almaktan kaçının. Otomobil kullanırken, koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken, belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen, ortopedik yatakları tercih edin. Kalça ve dizler hafifçe bükülü, karna çekilmiş olacak şekilde, yan pozisyonda yatarak uyumakla bele binen yükü en aza indirirsiniz. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli olmalıdır. Ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı, kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı altına bir basamak ile desteklenmelidir" dedi. Spor ve egzersiz uyarısı Güçlü, "Herhangi bir bel rahatsızlığı geçirdiyseniz jimnastik, golf, tenis, güreş, boks, judo, halter, futbol, basketbol gibi sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme ya da yüzme gibi sporları tercih edin. Herhangi bir bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın. Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın" ifadelerini kullandı.
Sigarayı bırakan 25 çalışana sertifikaları takdim edildi
16 Şubat 2026 Pazartesi - 09:54 Sigarayı bırakan 25 çalışana sertifikaları takdim edildi Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’nün, çalışanların sağlığını desteklemek ve tütün bağımlılığıyla iş yerinde mücadele etmek amacıyla Bursa’da faaliyet gösteren bir otomotiv fabrikası ile işbirliği yaparak, fabrikada kurduğu Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği, kısa sürede büyük bir başarıya imza attı. Poliklinik bünyesinde bugüne kadar toplam 100’den fazla çalışana uzmanlar tarafından danışmanlık ve tedavi hizmeti verilirken 25 çalışan ise sigarayı bıraktı. Sağlık Bakanlığı’nın ulusal düzeyde yürüttüğü tütünle mücadele stratejilerini yerelde güçlü bir saha operasyonuna dönüştüren Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, "Dumansız Hava Sahası" hedefini kentin üretim merkezlerine kadar ulaştırıyor. Bu kapsamda fabrika bünyesinde çalışanlara yönelik kurulan Yerinde Sigara Bırakma Polikliniğinde tedavi süreçlerini başarıyla tamamlayan ve sigarayı tamamen bırakan 25 çalışan için fabrika bünyesinde özel bir sertifika töreni düzenlendi. Törene; Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. İrfan Oğuz, Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba ve Firmanın İnsan Kaynakları Direktörü Murat Tolga Görgülü katıldı ve polikliniğe başvurarak sigarayı bırakan danışanlar katıldı. Yaşadıkları süreci anlattılar Törende sigarayı bırakma başarısı gösteren işçilerden bazıları kürsüye çıkarak, bu zorlu ama sağlıklı süreçte yaşadıkları deneyimleri paylaştı. İş yerinde uzman desteği almanın motivasyonlarını artırdığını belirten çalışanlar, hem kendileri hem de aileleri için yeni bir başlangıç yaptıklarını ifade ettiler. Sigarayı bırakarak iş arkadaşlarına örnek olan firma personeline sertifikaları; Dr. İrfan Oğuz, Uzm. Dr. İsmail Kaba ve Murat Tolga Görgülü tarafından bizzat teslim edildi. Yetkililer, bu tür "yerinde" sağlık hizmetlerinin iş verimliliğini artırmasının yanı sıra toplum sağlığı için de kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.
Uykuda tekme atmanın sebebi her zaman masum olmayabilir
16 Şubat 2026 Pazartesi - 09:24 Uykuda tekme atmanın sebebi her zaman masum olmayabilir Uyku sırasında ya da uyanıkken istemsizce meydana gelen bacak hareketlerinin altında sadece uyku sorunları yatmayabilir. Hatta masum gibi görünse de bazen beyin tümörü ya da beyin kanaması belirtisi bile olabiliyor. Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, uyku bozukluklarının da etkilerinin olabileceği ’Dans Eden Bacaklar Sendromu’ hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen bazı nörolojik hareket bozukluklarına dikkat çekerek, "Halk arasında ’Dans eden bacaklar sendromu’ olarak tarif edilen bu durum, farklı hastalıkların ortak bir dışavurumu olabilir" dedi. REM uykusunda görülebilir Uykuda ortaya çıkan istemsiz bacak hareketlerinin farklı nedenlerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Genellikle huzursuz bacak sendromu ile ilişkili olan bu durum, uykuda yarı ritmik ve tekrarlayıcı bacak hareketleriyle seyreder. Kişi çoğu zaman bunu fark etmez, şikâyet genellikle yatak partneri tarafından dile getirilir. Bazen de REM uykusunda davranış bozukluğu kaynaklı bu durum ortaya çıkabilir. Daha kaba, sert ve geniş hareketlerle seyreden bu tabloda kişi rüyalarını adeta yaşar. Tekme atma, vurma gibi davranışlar görülebilir. Bu durumun altında Parkinson hastalığı veya bazı demans türleri gibi nörodejeneratif hastalıklar bulunabilir" şeklinde konuştu. Uyku apnesinde de bacak sorunları görülebilir Uyku apne sendorumu sonucunda da Dans Eden Bacaklar Sendromunun görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Uykuda nefes durması, horlama, gündüz aşırı yorgunluk ve uyuklama ile seyreden uyku apnesi, istemsiz bacak hareketlerinin sık nedenlerinden biridir. Tedavi edilmediğinde inme, hipertansiyon, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir" şeklinde görüş verdi. Beyin hastalıkları kaynaklı olabilir Ancak uyanıkken bu tür durumların görülmesinin altında ciddi sorunlar olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Yalın, "Uyanıklık halinde görülen istemsiz, kıvranıcı ve dans eder gibi hareketler genellikle daha ciddi nörolojik hastalıkların habercisi olabilir. Bunlar arasında Huntington hastalığı ile beyin damar hastalıkları ve tümörler sayılabilir. Genetik geçişli, ilerleyici ve yıkıcı bir nörolojik hastalık olan Huntington, istemsiz dans benzeri hareketlerle kendini gösterebiliyor. Tedavi seçeneklerinin sınırlı olması ve ilerleyici doğası nedeniyle tanı koyulması hekimler için de oldukça zorlayıcı bir süreçtir. Ayrıca beyin damar tıkanıklıkları, kanamalar veya beyin tümörleri de nadiren benzer istemsiz hareketlere yol açabilmektedir" dedi. Her zaman masum olmayabilir Doç. Dr. Osman Özgür Yalın Yalın, istemsiz bacak hareketlerinin "önemsiz" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu: "Bu hareketler bazen masum bir uyku bozukluğu, bazen de ciddi ve ilerleyici nörolojik hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Erken tanı, hem altta yatan hastalığın kontrol altına alınması hem de hastanın yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır."