SAĞLIK
Atakum’da ücretsiz sağlık taramasına vatandaşlardan yoğun ilgi 12 Nisan 2026 Pazar - 15:18:53 Samsun’un Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ücretsiz sağlık tarama hizmeti vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hemşirelik Bölümü iş birliğinde yürütülen sağlık tarama programı, ilk olarak Özgecan Kadın Danışma Merkezi’nde başlatılırken, Şehit Ömer Halisdemir Tesisinde devam etti. Sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen program, vatandaşların buluşma noktası oldu. Program kapsamında uzman sağlık personeli tarafından 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik çeşitli sağlık hizmetleri sunuldu. Vatandaşlar tansiyon ve şeker ölçümü yaptırırken, kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması konularında da bilgilendirildi. Etkinlikte kanserde erken tanının önemine dikkat çekilirken, katılımcılar çeşitli tarama testlerinden geçirildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Halk Sağlığı Hemşirelik Bölümü 4. sınıf öğrencileri tarafından kurulan stantlarda ise idrar kaçırma, aile planlaması, diyabet, menopoz, kalp sağlığı ve kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler, etkinliğin temel amacının toplumda sağlık bilincini artırmak ve hastalıklar ortaya çıkmadan önlem alınmasını sağlamak olduğunu belirtti. Programa katılan vatandaşlar da hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Sağlık taramasına katılan bir vatandaş, düzenli kontroller yaptırdığını belirterek verilen bilgilerin faydalı olduğunu ifade etti. Bir diğer katılımcı ise hizmetin özellikle ileri yaş grubundaki vatandaşlar için önemli olduğunu vurgulayarak, toplumun sağlık konusunda daha bilinçli olması gerektiğini söyledi.
12 Nisan 2026 Pazar - 13:41 Genç neslin yeni tehdidi: Elektronik sigara alışkanlığı kalp krizini tetikliyor Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, genç yaşta kalp krizi görülme oranlarının arttığını vurgulayarak önemli uyarılarda bulundu. Özellikle yeni nesilde artış gösteren sigara ve elektronik tütün ürünleri kullanımıyla birlikte obezite ve modern yaşamın getirdiği psikolojik faktörlerin gençleri ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Doğan, "Ben gencim, kalp krizi geçirmem" algısının yanlış olduğuna dikkat çekti. Kardiyovasküler hastalıklara bağlı can kayıpları dünya genelinde ilk sırada yer almaya devam ederken, kalp krizinin "yaşlı hastalığı" olduğu algısı her geçen gün değişmeye devam ediyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, özellikle gençlerde artan kalp krizi vakalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle sigara, elektronik tütün ürünleri ve hareketsiz yaşamın yanı sıra psikolojik faktörlerin de büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Doğan; yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını ifade etti. "Genç nesilde kalp krizinin artmasının en önemli nedenleri sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması" Son dönemde modern yaşamın getirmiş olduğu olumsuzlukların yanı sıra geleneksel risk faktörlerinin de kalp kirizine olan etkisinin sürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, şunları söyledi: "Ülkemizde ve dünya genelinde kardiyovasküler sistemden ölüm maalesef en önemli nedenler arasında ve artış hala devam etmekte. Özellikle genç hasta grubunda kalp krizi vakalarının artmasının en önemli nedenleri arasında sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması, obezite, modern yaşamın getirmiş olduğu yalnızlık ve kaygının tetiklediği depresyon yer alıyor. Tabii ki geleneksel risk faktörleri olan diyabet, tansiyon, obezite, hareketsiz bir yaşam ve sigara kadar geleneksel olmayan risk faktörleri de kalp krizinin önemli nedenleri haline gelmiş durumda." "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir" Kalp krizinin çoğu zaman öncesinde belirti verdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir. ’Ben gencim, bana bir şey olmaz, 60 yaş üstünün hastalığıdır’ diye yaklaşmamak lazım. Göğüste ağrı, sıkışma, nefes darlığı, sol kola, sağ kola ya da çeneye vuran ağrı tipik semptomlar olmakla beraber kadın hastalarda, şeker hastalarında ve yaşlı hastalarda nefes darlığı, yorgunluk ve baş dönmesi gibi klasik olmayan semptomlar da belirti gösterebilir. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi genç yaşta kalp krizi vakalarının arttığı bir gerçek. Özellikle modern yaşamın getirdiği izolasyon, depresyon ve kaygı bozukluğu maalesef genç yaşta kalp krizlerinin görülme oranını artırmaktadır. Bununla birlikte özellikle elektronik sigara alışkanlığının da genç yaş grubunda sık olması da yine başlıca nedenler arasında" şeklinde konuştu. "Şüphe varsa hemen 112 aranmalı" Doç. Dr. Doğan kalp krizi belirtilerinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak, "Göğüste herhangi bir ağrı, sıkışma, kola ya da çeneye yayılan ağrı, bulantı, kusma, baş dönmesi ve nefes darlığı gibi belirtilerden herhangi biri olduğunda ‘şüphe varsa şüphe yoktur’ yaklaşımıyla 112 acilen aranmalıdır. Asla kişi kendi imkanlarıyla arabasına binip hastaneye gitmeye çalışmamalı ve mümkün mertebe yüksek riskli bir hastaysanız bunlar olmadan önce gereken önlemler alınmalıdır" dedi. "Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun" Kalp krizinden korunmanın mümkün olduğunu belirten ve dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Doç. Dr. Doğan, şu ifadelere yer verdi: "Sigara kesinlikle bırakılmalı, ’Ben gencim, kalp krizi geçirmem’ anlayışından uzak durulmalı ve risk sınıfı iyi belirlenmelidir. Bununla ilgili olarak diyabet, hipertansiyon, obezitenin önüne geçmek için yaşam tarzı değişikliklerini kesinlikle hayatımıza katmalı ve hastalarımızın varsa mevcut kullandığı ilaçlara düzenli ve kontrollü bir şekilde devam etmesidir. Özetle ’Sigarayı bırak, hareket et ve yaşam tarzı değişikliklerini mutlaka olumlu bir şekilde hayatına kat. Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun ve kalbinizin size söylediklerine kulak verin’."
12 Nisan 2026 Pazar - 13:12 Uzmanından dünyada en çok öldüren 4’üncü hastalık için uyarı: "KOAH’ı sigarayı bırakmak, zatürreyi aşı durdurur" Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Prof. Dr. Sait Karakurt, toplumda sık görülen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve zatürre hakkında önemli uyarılarda bulundu. KOAH’ın ölümcül hastalıklar listesinde üst sırada yer alan ve toplumda sık görülen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Karakurt, "Vakaların yaklaşık yüzde 85’i sigara kullanımına bağlı" dedi. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Sait Karakurt, dünya genelinde can kayıplarına neden olan hastalıklar arasında 4’üncü sırada yer alan KOAH ve beraberinde getirdiği zatürre riskine karşı önemli açıklamalarda bulundu. Vakaların yüzde 85’inin sigara kullanımı kaynaklı olduğunu vurgulayan Karakurt, KOAH’ın önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerken; özellikle 65 yaş üstü ve risk grubundaki bireylerin zatürreye karşı aşılama ve erken teşhis konusunda hassas olmaları gerektiğini belirtti. "KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır" KOAH’ın en büyük sebebinin sigara kullanımı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sait Karakurt, hastalığın ciddiyetini ve önlenebilmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde aktardı: "KOAH toplumda sık görülen bir hastalıktır ve yaklaşık toplumda bunu yüzde 10 civarında görüyoruz. KOAH, zararlı maddelerin akciğeri parçalamasıyla oluşan bir rahatsızlık ve bunun da en önemli nedeni sigara. Vakaların aşağı yukarı yüzde 85’i sigara kullanımından kaynaklıdır. Bunun dışında hava kirliliği, iş yerlerinde kimyasal maddelere maruz kalma ve enfeksiyonlar da yine KOAH’ın nedenleri arasındadır. KOAH’ın önemi şu; bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) dünyada insanları öldüren hastalıklar listesinde ilk 10’da 4’üncü sırada yer alıyor. KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır." "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar" KOAH’ın akciğer dokusunu tahrip eden bir hastalık olduğunu ve bu nedenle de hastaların enfeksiyona açık hale geldiğine dikkat çeken Karakurt, "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar ve enfeksiyona yakalandıkları zaman bunun geçmesi güç olur. KOAH’lı hastalar zatürre geçirdikleri zaman öksürük ve balgam artışı gibi bir takım belirtiler gelişir. Ayrıca ateşin 38,5 derecenin üstüne çıkması, nefes darlığının artması, titremeyle birlikte ateşin yükselmesi ve bir takım bilinç bozukluğu gibi belirtiler hastanın zatürre olduğunu gösterebilir. Bu nedenle hastaların erkenden doktora başvurmaları önemlidir" şeklinde konuştu. "Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir" Hastalarda bronşit ve zatürrenin ayırt edebilmesi için belirtilerin doğru tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakurt, "Hem zatürrede hem de bronşitte hastalarda öksürük, balgam ve ateş görülür ama burada ikisini ayırt etmek lazım. Bronşit daha çok hava yollarının yani bronşların iltihaplanmasıdır. Zatürre ise hava yollarının uçlarında bulunan ve karbondioksit değişimini sağlayan alveollerin yani hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir; aşağı yukarı yüzde 10 gibi bir ölüm oranıyla seyreder ve bu ölüm oranı yaş arttıkça artar. Ayrım için ateşin yüksek olup olmamasına ve hastada bilinç bozukluğu, solunum sayısının artması ve morarma gibi belirtiler görüldüğü takdirde zatürre olabileceğini düşündürür. Bu gibi durumlarda en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Aşı olmak ve yaşam şartlarını düzeltmek zatürreden korunmak açısından önemlidir" Son olarak zatürrenin önlenebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karakurt, "Zatürrenin aşısı var ve bunu mutlaka olmak gerekir. Zatürre riski genelde 5 yaş altı çocuklarda ve 65 yaş üstü bireylerde artar. Ayrıca hastalarda bilinçle alakalı sıkıntılar varsa örneğin felç gibi, ya da yutmayla alakalı sıkıntılar varsa çeşitli kas hastalıkları gibi zatürre de sıklıkla artar. Bir de daha sıkışık yaşamdan dolayı zatürre genelde kış aylarında daha çok gördüğümüz bir rahatsızlıktır. Bunun dışında okullar, kreşler, cezaevleri ve kışlalar gibi sıkışık yaşam şartlarında ve ekonomik düzeyin düşük olduğu durumlarda zatürrenin arttığını biliyoruz. Burada olabildiği kadar bu faktörleri düzeltmek ve aşı olmak zatürreden korunmak açısından önemlidir" dedi.
Uzmanı açıkladı: "Erken teşhis hayat kurtarır"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 14:15 Uzmanı açıkladı: "Erken teşhis hayat kurtarır" Sivas Numune Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Meriç Emre Bostancı, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla yaptığı açıklamada erken teşhisin meme kanseriyle mücadelede en kritik adım olduğunu belirtti. Dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısının en yüksek olduğu hastalıklar arasında yer alıyor. Ekim ayı, her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Sivas Numune Hastanesi Cerrahi Onkoloji Uzmanı ve Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Meriç Emre Bostancı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada erken teşhisin meme kanseriyle mücadelede en kritik adım olduğunu belirtti. Bostancı, insanlarda kanser bilincinin oluşturulmasının önemine vurgu yaparak, "1990’lı yılların başında pembe kurdele sembolü farkındalık kampanyalarında kullanılmaya başlandı ve zamanla dünya çapında meme kanseri farkındalığının simgesi haline geldi. Günümüzde Ekim ayı boyunca düzenlenen etkinlikler, milyonlarca insanı bir araya getirerek meme kanseri bilinci oluşturmayı ve tarama testlerine erişimi artırmayı amaçlamaktadır" dedi. "Erken tanı tedavi şansın artırır" Meriç Emre Bostancı, erken teşhisin hayat kurtardığını belirterek, "Bu farkındalık ayı kapsamında kendinize ayıracağınız küçük bir zaman dilimi, meme kanserinin erken teşhisi için büyük bir fark oluşturabilir. Hayat kurtaran bir dokunuş, meme kanseriyle mücadelenin en kritik adımlarından biridir. Meme kanserinde erken tanı, hastalığın tedavi başarısını önemli ölçüde artıran kritik bir faktördür. Erken evrede tespit edilen meme kanseri, henüz çevre dokulara ve vücudun diğer bölgelerine yayılmadığı için tam tedavi olma şansı çok yüksektir. Aynı zamanda daha hafif tedaviler mümkün olabilmekte ve hastanın yaşam kalitesi artmaktadır. Erken tanı, mamografi ve düzenli doktor kontrolleri ile mümkündür. Özellikle 40 yaş üstü kadınların düzenli olarak meme kanseri taramalarını yaptırması, meme kanserinin erken evrede tespit edilmesinde büyük rol oynar. Kendi kendine yapılan meme muayeneleri de meme dokusundaki değişiklikleri fark etmeye yardımcı olabilir. Erken tanı ve tedavi şansını artırır ve hastanın iyileşme sürecini hızlandırır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır, bu yüzden kendinize değer verin ve düzenli kontrolleri ihmal etmeyin" dedi.
Mihalıççık’a yeni sağlık tesisi geliyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 13:31 Mihalıççık’a yeni sağlık tesisi geliyor Eskişehir’in Mihalıççık İlçesi’nde yapılması planlanan yeni sağlık tesisinin proje çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Yaklaşık 6 bin metrekare kapalı alana sahip olacak modern tesis; 20 nitelikli hasta odası, Toplum Sağlığı Merkezi (TSM), Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile birlikte kapsamlı bir sağlık kompleksi olarak tasarlandığı belirtildi. Yeni yapının hem sağlık çalışanlarına daha etkin bir çalışma ortamı sunacak hem de vatandaşlarımızın tüm sağlık hizmetlerine tek merkezden ve kolay erişimle ulaşmasını sağlayacağı aktarıldı. Proje toplantısında detaylar masaya yatırıldı Yeni tesisin proje süreciyle ilgili kapsamlı bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda, projenin mimari planları, iç mekân düzenlemeleri ve birim yerleşimleri detaylı şekilde değerlendirildi. Toplantıya; Destek Hizmetleri Başkanı Erol Yılmaz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanımız Op. Dr. Serkan Ceyhan, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcımız Uzm. Dr. Pakize Gözde Gök, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanımız Dr. Babur Mimtaş ve ilgili birim çalışanları katıldı. Çağdaş, erişilebilir ve çevre dostu Yeni tesisin hem işlevselliği hem de vatandaş odaklı hizmet anlayışıyla Mihalıççık’a uzun yıllar hizmet verecek modern bir yapı olacağı vurgulandı. Proje kapsamında enerji verimliliği, erişilebilirlik ve hasta konforunun öncelikli kriterler arasında yer aldığı bilgisi paylaşıldı Yeni tesis tamamlandığında Mihalıççık İlçesi’nin modern, fonksiyonel ve çevreci bir sağlık merkezine kavuşmuş olacağı mesajı verildi. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine en iyi şartlarda ulaşabilmesi için yatırımlarını sürdürdüklerini açıkladı.
Uzmanından uyarı: "50 yaş sonrası meme kanseri riski artıyor"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 13:18 Uzmanından uyarı: "50 yaş sonrası meme kanseri riski artıyor" Genel Cerrahi ve Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, "Annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi, hiç doğum yapmamış olmak, ilk âdetin 12 yaş altında görülmesi, geç menopoza girmek meme kanseri riskini artırabilir. Yetersiz beslenme, doymamış yağları (margarinleri) aşırı tüketmek ve fazla kilo, meme kanseri riskini tetikleyen faktörler arasındadır" dedi. Kadınların en büyük sorunlarından biri olan meme kanseri riski yediğimiz gıdalarla, dışarıdan aldığımız radyasyonlarla daha da artıyor. Son yapılan araştırmalara göre özellikle hamur işlerinde oldukça kullanılan margarinin de meme kanseri riskini arttırabileceği öğrenildi. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, meme kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. "Yetersiz beslenme ve fazla kilo neden olabilir" Prof. Dr. Yol, meme kanserinin en çok 40-50 yaş ve sonrasında ortaya çıktığını vurguladı. Prof. Dr. Yol, mMeme kanserinin nedeni tam olarak bilinmese de gelişen teknoloji, değişen yaşam şartları, çalışma şartları, yetersiz beslenme ve kilo gibi birçok etkenin bu hastalığa yol açabildiğini söyledi. "Hiç doğum yapmamak riski artırabilir" Meme kanseri için kesinleşmiş risk faktörlerini sıralayan Prof. Dr. Serdar Yol, şu bilgileri paylaştı: "Yaşın ileri olması (45-55 yaş arası en sık görülen yaş aralığıdır. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Annede 50 yaş altında meme kanseri görülmesi veya annenin her iki memesinde de meme kanseri olması, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşın üstünde yapmak (20 yaş altında doğum yapanlarda meme kanseri daha az görülür), emzirememek, ilk âdetin 12 yaş altında görülmesi risk faktörleridir. Geç menopoza girmek (55 yaş üstü), menopoz sonrası dönemde gelişen şişmanlık, yumurtalık ya da rahim kanseri olmak, beslenmede doymamış yağların aşırı kullanımı (margarinler) meme kanseri riskini artırıyor." "20 yaş itibarı ile muayene etmek gerekiyor" Meme kanserinin en sık 50 yaş üzerinde görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yol, şöyle devam etti: "Meme kanserine en sık 50 yaş üzeri kadınlarda rastlanır ancak bu gençlerde meme kanseri olmayacağı anlamına gelmez. 20 yaş itibarı ile kişinin ayda bir kendisinin, yılda bir doktorunun yapmış olduğu muayene çok önemlidir. Erken teşhis hayat kurtarır. Günümüzde meme kanseri belirtilerinin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunuyor. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü görünüyor ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle (sertlik, şişlik), meme başında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu, meme başı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma), meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü), memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.), bu belirtilerden en az biri var ise hemen doktora gösterilmesi gerekmektedir." "Erken tanı önemli" Erken tanının meme kanserinde hayatı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yol, "Erken tanı sayesinde günümüzde meme kanserinden ölümler yarıya inmiştir. Meme kanseri tespit edilmiş hastaların kanserin boyutuna göre tedavi yöntemleri değişmektedir. Erken dönemde gelen hastaların tedavisinde memesinin tamamı alınmamakta, sadece tümörlü kısım etrafındaki sağlam doku ile çıkartılmaktadır. Eğer koltuk altında yayılma varsa, tedaviye radyoterapi veya kemoterapi ilave edilmektedir" ifadelerini kullandı.
Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:52 Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu Irak’ın kuzeyinde yer alan Duhok kentinde, mutfak tüpü patlaması sonucu ağır yanıklar alan 38 yaşındaki kadın hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi’nde yapılan başarılı tedaviyle sağlığına kavuştu. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yurt dışından sevk edilen hastalara da şifa kapısı oluyor. Ülkesinde ilk müdahalesi yapılan ve yanıklarının genişliği ile derinliği nedeniyle hayati tehlikesi bulunan hasta, yakınlarının Van’daki Yanık Merkezi ile iletişime geçmesi üzerine Türkiye’ye nakledildi. Yoğun bakım ve yanık tedavisinin ardından hasta, yeniden hayata tutundu. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Ali Rıza Karayıl, Irak’tan gelen hastanın 50 gün önce meydana gelen bir tüp patlaması sonrası, vücudunun yaklaşık yüzde 60’ında ikinci ve üçüncü derece derin yanıklar oluştuğunu hatırlattı. İlk müdahalesinin Duhok’taki hastanede yapıldığını ifade eden Op. Dr. Karayıl, "Yanık alanlarının geniş ve derin olması nedeniyle ölüm riskinin yüksek olduğu belirtilmiş. Bunun üzerine hasta önce Hakkari’ye, oradan da hastanemize sevk edildi. Hastamızı kabul ettik. İlk geldiğinde genel durumu oldukça kötüydü. Yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bakımda takip ettik. Ardından yanık merkezimize alarak tedavisine devam ettik. Bu süreçte debridmanlar, eskarotomi işlemleri ve birçok cerrahi müdahale gerçekleştirdik" dedi. "Hastamız tamamen iyileşmiş durumda" Tedavi sürecinin ardından hastanın yaralarının tamamen iyileştiğini belirten Karayıl, "Kendisini memleketine sağlıklı bir şekilde uğurlayacağız. Umarız bir daha böyle bir kaza yaşanmaz. Hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu başarı elbette sadece bana ait değil; hastamız nazikçe öyle ifade etse de bu bir ekip işidir. Yanık merkezindeki tüm ekip arkadaşlarıma, doktorlarımıza, hemşirelerimize, personelimize ve bu imkanları sağlayan hastane yönetimine teşekkür ederiz" diye konuştu. Nihat Hasan Mohammed Mohammed isimli hasta, yaklaşık 50 gün önce yaşadığı mutfak kazası sonucu vücudunda derin yanıklar oluştuğunu söyledi. İlk müdahalesinin ülkesinde yapıldığını, ardından sevk edildiği Van’da tedavi edilerek sağlığına kavuştuğunu belirten Mohammed, tedavisini gerçekleştiren doktor ve ekibe teşekkür etti.
Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:49 Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu Irak’ın kuzeyinde yer alan Duhok kentinde mutfak tüpü patlaması sonucu ağır yanıklar alan 38 yaşındaki kadın hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi’nde yapılan başarılı tedaviyle sağlığına kavuştu. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yurt dışından sevk edilen hastalara da şifa kapısı oluyor. Ülkesinde ilk müdahalesi yapılan ve yanıklarının genişliği ile derinliği nedeniyle hayati tehlikesi bulunan hasta, yakınlarının Van’daki Yanık Merkezi ile iletişime geçmesi üzerine Türkiye’ye nakledildi. Yoğun bakım ve yanık tedavisinin ardından hasta yeniden hayata tutundu. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Ali Rıza Karayıl, Irak’tan gelen hastanın 50 gün önce meydana gelen bir tüp patlaması sonrası, vücudunun yaklaşık yüzde 60’ında ikinci ve üçüncü derece derin yanıklar oluştuğunu hatırlattı. İlk müdahalesinin Duhok’taki hastanede yapıldığını ifade eden Op. Dr. Karayıl, "Yanık alanlarının geniş ve derin olması nedeniyle ölüm riskinin yüksek olduğu belirtilmiş. Bunun üzerine hasta önce Hakkari’ye, oradan da hastanemize sevk edildi. Hastamızı kabul ettik. İlk geldiğinde genel durumu oldukça kötüydü. Yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bakımda takip ettik. Ardından yanık merkezimize alarak tedavisine devam ettik. Bu süreçte debridmanlar, eskarotomi işlemleri ve birçok cerrahi müdahale gerçekleştirdik" dedi. "Hastamız tamamen iyileşmiş durumda" Tedavi sürecinin ardından hastanın yaralarının tamamen iyileştiğini belirten Karayıl, "Kendisini memleketine sağlıklı bir şekilde uğurlayacağız. Umarız bir daha böyle bir kaza yaşanmaz. Hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu başarı elbette sadece bana ait değil; hastamız nazikçe öyle ifade etse de bu bir ekip işidir. Yanık merkezindeki tüm ekip arkadaşlarıma, doktorlarımıza, hemşirelerimize, personelimize ve bu imkanları sağlayan hastane yönetimine teşekkür ederiz" diye konuştu. Nihat Hasan Mohammed Mohammed isimli 38 yaşındaki hasta, yaklaşık 50 gün önce yaşadığı mutfak kazası sonucu vücudunda derin yanıklar oluştuğunu söyledi. İlk müdahalesinin ülkesinde yapıldığını, ardından sevk edildiği Van’da tedavi edilerek sağlığına kavuştuğunu belirten Mohammed, tedavisini gerçekleştiren doktor ve ekibe teşekkür etti.
Meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:45 Meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığına dikkat çekmek ve meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Meme Kanseri Farkındalık Sergisi ve Söyleşisi’ programı kapsamında alanında uzman hekim, hemşire ile sanatçı, meme kanseriyle mücadele sürecinde farkındalık, moral ve umut dolu mesajlar paylaştı. Osmangazi Belediyesi, dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı erken tanının önemini vurgulamak için ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ etkinlikleri çerçevesinde ‘Farkındalık Yaşatır, Meme Kanserine Karşı Birlikteyiz’ konulu program düzenledi. Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ve kadın sağlığını korumaya yönelik bilgilerin paylaşıldığı etkinlikte katılımcılar hem bilinçlendi hem de umut dolu hikayelere tanıklık etti. Osmangazi Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Dr. Sevcan Yaman moderatörlüğünde yürütülen söyleşide Op. Dr. Can Başaran ve Yüksek Hemşire Hüsnüye Altıntaş, meme kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ile tarama sürecine ilişkin bilgiler verdi. "Mamografide sağlığı tehdit eden bir radyasyon dozu yok" Meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığını belirten Op. Dr. Can Başaran, "Her 8 kadından biri yaşamının bir döneminde meme kanseriyle karşılaşıyor. Toplumda hala ‘Ben gencim ya da ben artık yaşlıyım, bana bir şey olmaz’ düşüncesi yaygın. Oysa bu hastalık yaş ayırt etmiyor. Ne yazık ki birçok kadın, mamografideki radyasyon endişesiyle kontrolleri geciktiriyor. Oysa mamografide sağlığı tehdit eden bir radyasyon dozu yok. Kadınlarımız şunu bilmeli; düzenli kontroller ve erken teşhis hastalığın seyrini tamamen değiştirebilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki tüm kadınların yılda bir kez mamografi çektirmesini öneriyoruz. Günümüzde hala meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır. KETEMDER ücretsiz olarak 40-69 yaş arasında bütün kadınlara bu imkanı sağlıyor" dedi. 25 yıldır meme kanseri hastalarının tedavi sürecinde çalıştığını söyleyen Yüksek Hemşire Hüsniye Altıntaş da, "Kadınların hayattan erken kopmaması, sevdiklerine ve kendilerine sahip çıkabilmesi için erken tanının ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatıyoruz. Kadın toplumun kalbidir; o yüzden sağlığı her şeyden değerlidir. Bizler onların yanında olmak, her zaman destek olmak ve farkındalık oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadınlarımızın yaşam mücadelesinde daime yanlarında olacağım" diye konuştu. "Sergim Erken Teşhisin Ne Kadar Önemli Olduğunu Anlatıyor" Yoğun katılımın sağlandığı programda meme kanseriyle mücadele etmiş Fotoğraf Sanatçısı Serpil Savaş ise hastalıkta tanı konduğu günden iyileşme sürecine kadar geçen dönemi anlatan fotoğraflarını paylaştı. Erken teşhisin bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini duygusal karelerle anlatan Savaş, "İki yıl önce meme kanserine yakalandım. Hastalığımın başladığı andan itibaren yaşadığım her duyguyu, geçirdiğim tüm aşamaları fotoğraflarla belgeledim. Bugün açtığım bu sergide, hastalığın zorlu tedavi sürecinin ardından yeniden hayata tutunmanın mümkün olduğunu göstermek istedim. Fotoğraflarım, erken teşhisin bir yaşamı nasıl değiştirebileceğini, umudun insanı nasıl yeniden ayağa kaldırdığını anlatıyor. Eğer bu farkındalığa sahip olabilirsek, özellikle 40 yaş üzeri kadınlarımız düzenli kontroller yaptırırsa, erken teşhisin hayat kurtardığını hep birlikte görebiliriz" dedi. Program sonunda CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz ve meclis üyeleri, konuşmacılara günün anısına teşekkür hediyesi takdim etti.
Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ’Dünya El Yıkama Günü’ etkinliği düzenlendi
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:44 Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ’Dünya El Yıkama Günü’ etkinliği düzenlendi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte çocuklara el yıkamanın önemi anlatılırken, eğlenceli aktivitelerle keyifli anlar yaşandı. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü dolayısıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Hastane içerisinde kurulan stantta, Enfeksiyon Kontrol Komitesi hemşireleri ve doktorlar tarafından çocuklara el yıkamanın önemi anlatıldı. Etkinlikte çocuklar, palyaço gösterileri ve çeşitli aktivitelerle gönüllerince eğlenirken kendilerine hediyeler de verildi. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Fethi Sekin Şehir Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, "Bugün, 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü. Biz de 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında hastanemizde bir etkinlik düzenledik. 2008 yılından beri 15 Ekim bütün dünyada Dünya El Yıkama Günü olarak kutlanmakta. Bugünün anlamına dikkat çekmek için hastanemizde hem çocukların eğlenebileceği hem de el yıkamanın önemine dikkat çekebileceğimiz bu etkinlik kapsamında bir takım faaliyetler düzenlendi. El yıkama aslında çok basit ama etkili bir hijyen sağlama yöntemi. Birkaç saniyemizi ayırarak su ve sabunla birçok enfeksiyon hastalığının önlenmesine katkı sağlayabilecek bir faaliyet. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfeksiyon hastalıklarının, ishallerin, solunum yolu hastalıklarının yüzde 30’a kadar önlenmesinde el yıkama önemli bir noktada. Bu anlamda biz de su ve sabunla birkaç saniyemizi ayırıp el yıkamanın önemine dikkat çekerek hem çocuklarımızın hem erişkinlerin, özellikle sağlık çalışanlarının ve yaşlıların bu tarz enfeksiyon hastalıklarından korunmasına yönelik önemli bir farkındalık oluşturduk. Bu etkinlik kapsamında hastanemizdeki hasta çocukları, hasta yakınlarımızın çocuklarını da dahil ederek hem onların eğlenmesine vesile olduk hem de el yıkamanın önemini, bilincini kavratmaya çalıştık" dedi. Etkinliğe katılan vatandaşlardan Nurhan Açıkdilli, farkındalık etkinliğini çok beğendiğini belirterek, "Çocukların bilinçlenmesi çok güzel oldu. Hem eğlendiler hem de hijyen konusunda bilgi sahibi oldular. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan çocuklardan 11 yaşındaki Miraç Çiçek ise "Bugün elimizi yıkamayı ve neden yıkamamız gerektiğini öğrendik. Güzel oyunlar oynadık, çok eğlendik ve mutlu olduk" ifadelerini kullandı. Etkinliğe Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, hastane yöneticileri, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde "Dünya El Yıkama Günü" etkinliği
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:43 Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde "Dünya El Yıkama Günü" etkinliği Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte çocuklara el yıkamanın önemi anlatılırken, eğlenceli aktivitelerle keyifli anlar yaşandı. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü dolayısıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Hastane içerisinde kurulan stantta, Enfeksiyon Kontrol Komitesi hemşireleri ve doktorlar tarafından çocuklara el yıkamanın önemi anlatıldı. Etkinlikte çocuklar, palyaço gösterileri ve çeşitli aktivitelerle gönüllerince eğlenirken, kendilerine hediyeler de verildi. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Fethi Sekin Şehir Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, " Bugün, 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü. Biz de 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında hastanemizde bir etkinlik düzenledik. 2008 yılından beri 15 Ekim bütün dünyada Dünya El Yıkama Günü olarak kutlanmakta. Bu günün anlamına dikkat çekmek için hastanemizde hem çocukların eğlenebileceği hem de el yıkamanın önemine dikkat çekebileceğimiz bu etkinlik kapsamında bir takım faaliyetler düzenlendi. El yıkama aslında çok basit ama etkili bir hijyen sağlama yöntemi. Birkaç saniyemizi ayırarak su ve sabunla birçok enfeksiyon hastalığının önlenmesine katkı sağlayabilecek bir faaliyet. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfeksiyon hastalıklarının, ishallerin, solunum yolu hastalıklarının yüzde 30’a kadar önlenmesinde el yıkama önemli bir noktada. Bu anlamda biz de su ve sabunla birkaç saniyemizi ayırıp el yıkamanın önemine dikkat çekerek hem çocuklarımızın hem erişkinlerin, özellikle sağlık çalışanlarının ve yaşlıların bu tarz enfeksiyon hastalıklarından korunmasına yönelik önemli bir farkındalık oluşturduk. Bu etkinlik kapsamında hastanemizdeki hasta çocukları, hasta yakınlarımızın çocuklarını da dahil ederek hem onların eğlenmesine vesile olduk hem de el yıkamanın önemini, bilincini kavratmaya çalıştık" dedi. Etkinliğe katılan vatandaşlardan Nurhan Açıkdilli, farkındalık etkinliğini çok beğendiğini belirterek, "Çocukların bilinçlenmesi çok güzel oldu. Hem eğlendiler hem de hijyen konusunda bilgi sahibi oldular. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan çocuklardan 11 yaşındaki Miraç Çiçek ise, "Bugün elimizi yıkamayı ve neden yıkamamız gerektiğini öğrendik. Güzel oyunlar oynadık, çok eğlendik ve mutlu olduk" ifadelerini kullandı. Etkinliğe Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, hastane yöneticileri, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Mersin’de 4 yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu için protokol imzalandı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 11:56 Mersin’de 4 yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu için protokol imzalandı Mersin Valisi Atilla Toros’un himayelerinde, il genelinde dört farklı noktada yapılacak acil sağlık hizmetleri istasyonları için hayırseverler ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında protokoller imzalandı. Mersin’de sağlık altyapısını güçlendirecek yatırımlar kapsamında, hayırseverlerin desteğiyle dört yeni ’Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ binasının yapımı için protokoller hayata geçirildi. Bu kapsamda hayırsever Mustafa Yükselgüngör ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde, Erdemli ilçesi Arpaçbahşiş Mahallesi’ne ’Ali Yükselgüngör Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ yapılacak. Daha önce de Yükselgüngör tarafından ’Arpaçbahşiş Aile Sağlığı Merkezi’ ile Kargıpınarı Mahallesi’ne ’112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ kazandırılmıştı. Hayırsever Yücelen Vakfı ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan protokolle, Anamur ilçesine ’Rüştü Kazım Yücelen 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ yapılacak. Anamur Yaş Meyve ve Sebze Komisyoncuları Derneği tarafından yapılacak olan ’Anamur 3 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ için de protokol imzalandı. Son olarak, hayırsever Erdal Karan ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında yapılan protokolle, ’Anamur Nihat Karan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ binasının yapımı karara bağlandı. Gerçekleştirilen imza törenlerinde konuşan Mersin Valisi Atilla Toros, hayırseverlerin sağlık alanındaki desteklerinin toplum adına büyük bir anlam taşıdığını vurguladı. Vali Toros, "Hayırsever hemşehrilerimizin bu duyarlı davranışları hem ilimizin sağlık altyapısına katkı sağlıyor hem de geleceğe örnek teşkil ediyor. Bugüne kadar yaptıkları tüm hayırlı çalışmalar için kendilerine teşekkür ediyorum. Bu değerli katkıların Mersin’e ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi.
Oyuncu Devrim Yakut: "4 ay önce meme kanseri teşhisi kondu, erken tanı sayesinde geldi ve geçti"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 11:30 Oyuncu Devrim Yakut: "4 ay önce meme kanseri teşhisi kondu, erken tanı sayesinde geldi ve geçti" Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde meme kanseri farkındalık ayı kapsamında düzenlenen "Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız" etkinliğine ünlü oyuncu Devrim Yakut da katıldı. Yakut, 4 ay önce meme kanseri tanısı aldığını ilk kez bu programda dile getirirken yaşadığı süreci "Erken teşhis sayesinde geldi ve geçti" sözleriyle aktardı. Meme kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. Türkiye’de kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 24’ünü meme kanseri oluştururken, bu durum yılda yaklaşık 25 bin yeni meme kanseri tanısı anlamına geliyor. Ancak tüm kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanıyla birlikte, kadınlara ikinci bir yaşam şansı sunuyor. Bu nedenle meme kanserine karşı farkındalık oluşturmak ve toplumu bilinçlendirmek, hastalıkla mücadelede büyük önem taşıyor. Her yıl ekim ayında yapılan farkındalık etkinlikleri kapsamında bu yıl da, Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde meme kanseri farkındalık programı düzenlendi. Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği’nin desteğiyle gerçekleştirilen ’Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız’ etkinliğinde Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aykut Soyder, Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Kadriye Tezcanlı, tanı ve tedavide en yeni gelişmeleri paylaşırken katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. Öte yandan ünlü oyuncu Devrim Yakut da kadınlara erken tanının önemini kendi hikayesinden yola çıkarak vurgulamak amacıyla, etkinlikte konuşmacı olarak yer aldı. 4 ay önce erken teşhisle meme kanserini yendiğini, ilk kez bu programda dile getiren ve sürecini içtenlikle anlatan Yakut, erken tanı ve farkındalıkla birlikte tedavi sürecine önemli katkı sunulacağının bir kez daha altını çizdi. "O kadar erken fark edildi ki geldi ve geçti" Meme kanserini erken tanı sayesinde hızlıca ve sağlıklı bir şekilde atlattığını dile getiren Devrim Yakut, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Erken tanının önemine çok inandığım için ve ailemde bu hastalığın varlığı nedeniyle çok titizlendim. Ben de bu işin kıyısından erken teşhisle dönmüş biri olarak burada kendi serüvenimi anlatacağım. Aslında serüven bile denemez, o kadar erken fark edildi ki, böylece geldi ve geçti çok şükür. Ekim ayındaki bu farkındalığı çok önemsiyorum çünkü bir toplumda kadın sağlıklıysa eğer toplum da sağlıklıdır; hem psikolojik olarak hem zihinsel olarak. O yüzden kadınlarımız sağlıklı olsun, toplumumuz da sağlıklı olsun. Benim hastalığım da erken tanı sayesinde geldi ve geçti." "Bir an bile umutsuzluğa kapılmadım, şimdi sağlıklı bir biçimde buradayım" Meme kanseri teşhisini rutin kontrolleri sırasında öğrendiğini belirten Yakut, süreç boyunca nasıl ilerlediğinden ve neler hissettiğinden ise "Mamografi sırasında daha önceki kontrollerde olmayan çok küçük bir şeye rastlandı. Radyolog o minicik şeyi fark etti ve sonra süreç başladı. Hocalarımız ilk gün bana ’biz bu işi halledeceğiz’ dediler. Onların kendilerine, mesleklerine ve bunu yapış biçimine inançları beni hep çok dik tuttu. Bir an bile umutsuzluğa kapılmadım, o yüzden buradayım zaten. Umutsuzluğa kapılmamak bu rahatsızlıkta son derece önemli. 4 ay önce daha ilk teşhis konmuştu, 4 ay sonra sağlıklı bir biçimde buradayım. Bundan 20 yıl önce zor bir hastalıktı bu. Ben annemi de bu rahatsızlıktan kaybettim; ama o zaman algımla bu zaman algım birbirinden çok farklı. Çünkü hekimlerimiz erken teşhisin önemini hep söylüyordu. Erken teşhis de ancak düzenli kontrollerle olabiliyor, bundan korkmamak gerekiyor. ’Hastaneye gidersem korkacağım bir şeyle karşılaşacağım’ korkusu daha büyük şeylere sebep oluyor, bunu kimse yapmasın" sözleriyle bahsetti. "Erken evrede yalnızca cerrahi müdahale bile yeterli olabiliyor" Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, erken tanının önemine dikkat çekerek, şu şekilde konuştu: "İsteriz ki kimse kanser olmasın ve karşımıza gelmesin ama yine de beni en çok mutlu eden hasta grubu, daha eline gelmeden tarama sırasında milimetrik tümörle gelenler. Çünkü o durumda sadece cerrahi müdahaleyle tedaviyi gerçekleştirebiliyoruz. Bu nedenle herkesin erken taramaya girip özellikle 40 yaşından sonra düzenli mamografi yaptırmasını tavsiye ediyoruz. Bu şekilde olunca medikal onkologların da işi daha kolaylaşmış oluyor. Çünkü ne kadar ileri evre olursa o kadar da tedavi gerekiyor demek; bu hem hasta hem de takip eden hekim açısından çok zor bir durum. Erken tanıdan asla korkmamak gerekiyor. Bunu bir akciğer grafisi ya da kolonoskopi gibi düşünebilirsiniz, ne kadar küçükken tespit edilebilirse bizim için o kadar iyi. Üstelik her gün de değil, yılda 1 kez yaptırmak bile yeterli. Buradan bir kez daha belirtelim; ’erken tanı hayat kurtarır.’" "Meme kanserinde birçok faktörün etkisi var, tedaviler de buna göre şekilleniyor" Meme kanserinin erken ergenlik, geç menopoz, menopoz sonrası hormon ilacı kullanma, geç doğum yapma veya hiç doğum yapmama gibi faktörlerle bağlantılı olduğunu belirten Prof. Dr. Başaran, "Bu faktörlerin herhangi birine sahip olmak meme kanseri olunabileceği anlamına gelmiyor. Çünkü meme kanseri tek bir risk faktörü nedeniyle değil birçok faktörün etkisi ile oluşuyor. Meme kanserinin yüzde 5-10’u ise kalıtsal gen bozukluklarından gelişebiliyor. Ayrıca başka hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi almak, sürekli ve fazla miktarda alkol kullanmak ve obezite meme kanseri riskini artıran etkenler arasında yer alıyor" dedi. "Ne kadar erken evrede tanı koyabilirsek bu o kadar az tedavi demek" Acıbadem Altunizade Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aykut Soyder, meme kanserinin tedavilere tamamen cevap ve sonuç veren bir kanser türü olduğunu dile getirerek, "Meme kanserini diğer kanser türlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri, tüm tedavi protokollerinden sonra kendisini tamamen unutabileceğimiz bir hastalık olması. O yüzden mümkün olabildiğince ne kadar erken evrede tanı koyabilirsek bu o kadar az tedavi demek. Erken tanı sayesinde bu hastalığın tedavisini belki kemoterapisiz, yalnızca sınırlı cerrahi ve radyoterapi işlemleriyle bir an önce gerçekleştirebiliriz. Normalde tarama programlarına 40 yaş sonrası ultrason ve mamografiyle devam ediyoruz. Ama kendi kendine muayene dediğimiz ve erken tanı kapsamında çok önemsediğimiz kısım da çok kıymetli. Bu yüzden her kadının 20 yaş itibariyle kendi meme dokusunu tanımasını ve 25 yaşından itibaren de klinik değerlendirmelere başlanmasını önemsiyoruz. Elbette ki her hastalık gibi bu hastalık da kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Örneğin kişilerin aile öyküsünün varlığı ya da genetik pozitiflik bazı tetkikleri bunları göz önünde bulundurarak yapmamız anlamına geliyor. Çünkü bu tip hastalarda genç ve erken tanı bizim için çok önemli" ifadelerini kullandı. "Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar erken tanıya engel olabiliyor" Türkiye’de ’radyasyon’ korkusu nedeniyle mamografi çektirmekten kaçınılmasının erken teşhiste gecikmeye yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Soyder, "Mamografinin zararlı olduğu, tanı sürecinde biyopsi yapılmasının hastalığın yayılmasına yol açtığı, ailede meme kanseri öyküsü yoksa riskin olmadığı, ele gelen kitle ağrılı olmadığı için meme kanserinden şüphelenmek gerekmediği gibi toplumda doğru bilinen yanlışlar da meme kanserinde erken tanı fırsatının kaçırılmasına yol açabiliyor" dedi. "Her kadının kendi riskini öğrenmesi önemli" Meme kanserinin özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal, "Ancak her kadının riski aynı değildir. Meme kanseri gelişme ihtimali kadından kadına değişebiliyor. Bu nedenle her kadına özel bir takip protokolü oluşturmayı tercih ediyoruz. Genel olarak 40 yaş sonrasında mamografi yapılması önerilmekle birlikte, bazı kadınlarda buna ek olarak ultrason, MR, üç boyutlu mamografi veya kontrastlı mamografi gibi farklı görüntüleme yöntemlerinden yararlanmak gerekebiliyor" dedi. Kadınların özellikle 40 yaşından sonra kendi risk düzeylerini belirlemek için bu konuda uzmanlaşmış bir meme merkezine başvurmalarının sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurgulayan Prof. Dr. Arıbal, "Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsünün bulunması, genetik yatkınlığı düşündürür. Bununla birlikte meme yoğunluğu gibi bazı faktörler de kadının riskini belirleyen önemli unsurlardır. Riski belirlenen kadınlara, bu faktörler doğrultusunda yılda bir mamografi ya da gerektiğinde daha ileri tetkiklerle meme kanseri taraması yapılması uygun olur. Her kadının kendi riskini ve meme yapısını öğrenmesi, erken tanı ve etkin korunma açısından son derece önemlidir" dedi. "Meme kanseri tedavisi bütüncül bir yaklaşıma dönüştü" Meme radyoterapisindeki gelişmeler ve yaşam tarzı değişikliklerinin tedavi sürecindeki önemini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Kadriye Tezcanlı ise "Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, son yıllarda teknolojik ilerlemeler ve klinik deneyimlerin artmasıyla önemli ölçüde gelişti. Günümüzde amaç, tümör bölgesini ve risk altındaki dokuları yeterli dozda tedavi ederken özellikle kalp ve diğer sağlıklı dokuların korunması. Modern planlama sistemleri, görüntü kılavuzlu tedavi, yüzey takip sistemleri ve solunum kontrolü (örneğin; derin solunumda nefes tutma) teknikleriyle, kalbe giden dozlar sınırlanarak, tedavi alanlarının doğruluğu ve güvenliği belirgin şekilde arttı. Bu gelişmeler sayesinde, hastalar daha kısa süreli ve iyi tolere edilen tedaviler alabiliyor" diyerek yaşanan yenilikleri aktardı. Tedavinin başarısında yaşam tarzındaki iyileşmelerin de önemli etkisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tezcanlı, "Günümüzde meme kanseri tedavisi, yalnızca hastalığı kontrol altına almakla kalmayıp, hastaların uzun vadede sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürmesini hedefleyen bütüncül bir yaklaşıma dönüştü" şeklinde konuştu.