SAĞLIK
Atakum’da ücretsiz sağlık taramasına vatandaşlardan yoğun ilgi 12 Nisan 2026 Pazar - 15:18:53 Samsun’un Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ücretsiz sağlık tarama hizmeti vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hemşirelik Bölümü iş birliğinde yürütülen sağlık tarama programı, ilk olarak Özgecan Kadın Danışma Merkezi’nde başlatılırken, Şehit Ömer Halisdemir Tesisinde devam etti. Sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen program, vatandaşların buluşma noktası oldu. Program kapsamında uzman sağlık personeli tarafından 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik çeşitli sağlık hizmetleri sunuldu. Vatandaşlar tansiyon ve şeker ölçümü yaptırırken, kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması konularında da bilgilendirildi. Etkinlikte kanserde erken tanının önemine dikkat çekilirken, katılımcılar çeşitli tarama testlerinden geçirildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Halk Sağlığı Hemşirelik Bölümü 4. sınıf öğrencileri tarafından kurulan stantlarda ise idrar kaçırma, aile planlaması, diyabet, menopoz, kalp sağlığı ve kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler, etkinliğin temel amacının toplumda sağlık bilincini artırmak ve hastalıklar ortaya çıkmadan önlem alınmasını sağlamak olduğunu belirtti. Programa katılan vatandaşlar da hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Sağlık taramasına katılan bir vatandaş, düzenli kontroller yaptırdığını belirterek verilen bilgilerin faydalı olduğunu ifade etti. Bir diğer katılımcı ise hizmetin özellikle ileri yaş grubundaki vatandaşlar için önemli olduğunu vurgulayarak, toplumun sağlık konusunda daha bilinçli olması gerektiğini söyledi.
12 Nisan 2026 Pazar - 13:41 Genç neslin yeni tehdidi: Elektronik sigara alışkanlığı kalp krizini tetikliyor Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, genç yaşta kalp krizi görülme oranlarının arttığını vurgulayarak önemli uyarılarda bulundu. Özellikle yeni nesilde artış gösteren sigara ve elektronik tütün ürünleri kullanımıyla birlikte obezite ve modern yaşamın getirdiği psikolojik faktörlerin gençleri ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Doğan, "Ben gencim, kalp krizi geçirmem" algısının yanlış olduğuna dikkat çekti. Kardiyovasküler hastalıklara bağlı can kayıpları dünya genelinde ilk sırada yer almaya devam ederken, kalp krizinin "yaşlı hastalığı" olduğu algısı her geçen gün değişmeye devam ediyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, özellikle gençlerde artan kalp krizi vakalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle sigara, elektronik tütün ürünleri ve hareketsiz yaşamın yanı sıra psikolojik faktörlerin de büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Doğan; yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını ifade etti. "Genç nesilde kalp krizinin artmasının en önemli nedenleri sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması" Son dönemde modern yaşamın getirmiş olduğu olumsuzlukların yanı sıra geleneksel risk faktörlerinin de kalp kirizine olan etkisinin sürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, şunları söyledi: "Ülkemizde ve dünya genelinde kardiyovasküler sistemden ölüm maalesef en önemli nedenler arasında ve artış hala devam etmekte. Özellikle genç hasta grubunda kalp krizi vakalarının artmasının en önemli nedenleri arasında sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması, obezite, modern yaşamın getirmiş olduğu yalnızlık ve kaygının tetiklediği depresyon yer alıyor. Tabii ki geleneksel risk faktörleri olan diyabet, tansiyon, obezite, hareketsiz bir yaşam ve sigara kadar geleneksel olmayan risk faktörleri de kalp krizinin önemli nedenleri haline gelmiş durumda." "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir" Kalp krizinin çoğu zaman öncesinde belirti verdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir. ’Ben gencim, bana bir şey olmaz, 60 yaş üstünün hastalığıdır’ diye yaklaşmamak lazım. Göğüste ağrı, sıkışma, nefes darlığı, sol kola, sağ kola ya da çeneye vuran ağrı tipik semptomlar olmakla beraber kadın hastalarda, şeker hastalarında ve yaşlı hastalarda nefes darlığı, yorgunluk ve baş dönmesi gibi klasik olmayan semptomlar da belirti gösterebilir. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi genç yaşta kalp krizi vakalarının arttığı bir gerçek. Özellikle modern yaşamın getirdiği izolasyon, depresyon ve kaygı bozukluğu maalesef genç yaşta kalp krizlerinin görülme oranını artırmaktadır. Bununla birlikte özellikle elektronik sigara alışkanlığının da genç yaş grubunda sık olması da yine başlıca nedenler arasında" şeklinde konuştu. "Şüphe varsa hemen 112 aranmalı" Doç. Dr. Doğan kalp krizi belirtilerinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak, "Göğüste herhangi bir ağrı, sıkışma, kola ya da çeneye yayılan ağrı, bulantı, kusma, baş dönmesi ve nefes darlığı gibi belirtilerden herhangi biri olduğunda ‘şüphe varsa şüphe yoktur’ yaklaşımıyla 112 acilen aranmalıdır. Asla kişi kendi imkanlarıyla arabasına binip hastaneye gitmeye çalışmamalı ve mümkün mertebe yüksek riskli bir hastaysanız bunlar olmadan önce gereken önlemler alınmalıdır" dedi. "Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun" Kalp krizinden korunmanın mümkün olduğunu belirten ve dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Doç. Dr. Doğan, şu ifadelere yer verdi: "Sigara kesinlikle bırakılmalı, ’Ben gencim, kalp krizi geçirmem’ anlayışından uzak durulmalı ve risk sınıfı iyi belirlenmelidir. Bununla ilgili olarak diyabet, hipertansiyon, obezitenin önüne geçmek için yaşam tarzı değişikliklerini kesinlikle hayatımıza katmalı ve hastalarımızın varsa mevcut kullandığı ilaçlara düzenli ve kontrollü bir şekilde devam etmesidir. Özetle ’Sigarayı bırak, hareket et ve yaşam tarzı değişikliklerini mutlaka olumlu bir şekilde hayatına kat. Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun ve kalbinizin size söylediklerine kulak verin’."
12 Nisan 2026 Pazar - 13:12 Uzmanından dünyada en çok öldüren 4’üncü hastalık için uyarı: "KOAH’ı sigarayı bırakmak, zatürreyi aşı durdurur" Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Prof. Dr. Sait Karakurt, toplumda sık görülen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve zatürre hakkında önemli uyarılarda bulundu. KOAH’ın ölümcül hastalıklar listesinde üst sırada yer alan ve toplumda sık görülen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Karakurt, "Vakaların yaklaşık yüzde 85’i sigara kullanımına bağlı" dedi. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Sait Karakurt, dünya genelinde can kayıplarına neden olan hastalıklar arasında 4’üncü sırada yer alan KOAH ve beraberinde getirdiği zatürre riskine karşı önemli açıklamalarda bulundu. Vakaların yüzde 85’inin sigara kullanımı kaynaklı olduğunu vurgulayan Karakurt, KOAH’ın önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerken; özellikle 65 yaş üstü ve risk grubundaki bireylerin zatürreye karşı aşılama ve erken teşhis konusunda hassas olmaları gerektiğini belirtti. "KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır" KOAH’ın en büyük sebebinin sigara kullanımı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sait Karakurt, hastalığın ciddiyetini ve önlenebilmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde aktardı: "KOAH toplumda sık görülen bir hastalıktır ve yaklaşık toplumda bunu yüzde 10 civarında görüyoruz. KOAH, zararlı maddelerin akciğeri parçalamasıyla oluşan bir rahatsızlık ve bunun da en önemli nedeni sigara. Vakaların aşağı yukarı yüzde 85’i sigara kullanımından kaynaklıdır. Bunun dışında hava kirliliği, iş yerlerinde kimyasal maddelere maruz kalma ve enfeksiyonlar da yine KOAH’ın nedenleri arasındadır. KOAH’ın önemi şu; bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) dünyada insanları öldüren hastalıklar listesinde ilk 10’da 4’üncü sırada yer alıyor. KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır." "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar" KOAH’ın akciğer dokusunu tahrip eden bir hastalık olduğunu ve bu nedenle de hastaların enfeksiyona açık hale geldiğine dikkat çeken Karakurt, "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar ve enfeksiyona yakalandıkları zaman bunun geçmesi güç olur. KOAH’lı hastalar zatürre geçirdikleri zaman öksürük ve balgam artışı gibi bir takım belirtiler gelişir. Ayrıca ateşin 38,5 derecenin üstüne çıkması, nefes darlığının artması, titremeyle birlikte ateşin yükselmesi ve bir takım bilinç bozukluğu gibi belirtiler hastanın zatürre olduğunu gösterebilir. Bu nedenle hastaların erkenden doktora başvurmaları önemlidir" şeklinde konuştu. "Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir" Hastalarda bronşit ve zatürrenin ayırt edebilmesi için belirtilerin doğru tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakurt, "Hem zatürrede hem de bronşitte hastalarda öksürük, balgam ve ateş görülür ama burada ikisini ayırt etmek lazım. Bronşit daha çok hava yollarının yani bronşların iltihaplanmasıdır. Zatürre ise hava yollarının uçlarında bulunan ve karbondioksit değişimini sağlayan alveollerin yani hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir; aşağı yukarı yüzde 10 gibi bir ölüm oranıyla seyreder ve bu ölüm oranı yaş arttıkça artar. Ayrım için ateşin yüksek olup olmamasına ve hastada bilinç bozukluğu, solunum sayısının artması ve morarma gibi belirtiler görüldüğü takdirde zatürre olabileceğini düşündürür. Bu gibi durumlarda en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Aşı olmak ve yaşam şartlarını düzeltmek zatürreden korunmak açısından önemlidir" Son olarak zatürrenin önlenebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karakurt, "Zatürrenin aşısı var ve bunu mutlaka olmak gerekir. Zatürre riski genelde 5 yaş altı çocuklarda ve 65 yaş üstü bireylerde artar. Ayrıca hastalarda bilinçle alakalı sıkıntılar varsa örneğin felç gibi, ya da yutmayla alakalı sıkıntılar varsa çeşitli kas hastalıkları gibi zatürre de sıklıkla artar. Bir de daha sıkışık yaşamdan dolayı zatürre genelde kış aylarında daha çok gördüğümüz bir rahatsızlıktır. Bunun dışında okullar, kreşler, cezaevleri ve kışlalar gibi sıkışık yaşam şartlarında ve ekonomik düzeyin düşük olduğu durumlarda zatürrenin arttığını biliyoruz. Burada olabildiği kadar bu faktörleri düzeltmek ve aşı olmak zatürreden korunmak açısından önemlidir" dedi.
Bu alışkanlıklar menopoza davetiye çıkarıyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:47 Bu alışkanlıklar menopoza davetiye çıkarıyor Yaşam süresi uzadıkça menopoz yaşı da daha fazla gündeme gelirken; menopozun geciktirilip geciktirilmeyeceği merak ediliyor. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Aşkın Doğan, kadınların menopoza girmelerinin sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla geciktirilebileceğine vurgu yaparak, "Menopozdan kaçınmak mümkün olmasa da daha sağlıklı bir yaşam ve toksinlerden uzak durarak menopoza erken girmenin önüne geçilebilir" mesajını verdi. Menopoz, son yıllarda kadınların yaşam süresinin uzamasıyla beraber daha fazla gündemde yer alıyor. Hal böyle olunca kadınlar da menopoza girişin evrelerini, menopozu nasıl erteleyebileceğini ve bu süreçte ne yapması gerektiğini daha fazla araştırıyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aşkın Doğan, menopozla ilgili merak edilen soruları yanıtladı. Kadınların yüzde 80’ini sıcak basıyor Menopoz öncesi dönemde kadınlarda en sık görülen semptomun sıcak basması olduğunu aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, "Kadınların yüzde 80’ine kadarında menopoz öncesi dönemde sıcak basmaları ortaya çıkmaktadır. Bu bulgular vazomotor semptomlar olarak da adlandırılır. Genellikle gövdenin üst kısmında başlayan ve yüzde hissedilen bu ataklar 2-4 dakika sürer; ardından terleme ve üşüme ile sonlanır. Anksiyete de eşlik edebilir. Günde 7’den fazla atak yaşayan kadınlarda uyku, konsantrasyon, ruh hali ve cinsel aktivitede bozulma görülebilir" dedi. Depresyon riski artabilir Öte yandan menopoza geçiş dönemindeki kadınlarda, menopoz öncesi dönemlere kıyasla depresyon riskinin belirgin bir şekilde artabileceğini aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, geçiş döneminde gözlemlenen diğer belirtilere değindi: "Adet düzeninde de değişiklikler olur. Eski adet düzenine göre iki adet arasındaki süre 7 günden fazla olacak şekilde önce sıklaşır, daha sonra uzamaya başlar. Adet kanama miktarında ise kademeli bir azalma görülür. Genellikle yağ kütlesi artar, yağsız kütle azalır ve bel çevresinde yağlanma daha belirgin hale gelir." Menopoz yaşında bir numaralı etken: Aile Menopoz yaşını etkileyen en önemli faktörlerden birinin genetik yatkınlık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aşkın Doğan, "Ailede erken menopoz öyküsü varsa risk artar. Ayrıca otoimmün hastalıkları bulunan bireylerde de risk yüksektir. Geçirilmiş yumurtalık cerrahisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler menopoza geçiş sürecini hızlandırabilir. Öte yandan genç bireylerde erken menopoz riskini değerlendirmek için ailede erken menopoz öyküsü olup olmadığına bakılır. Ayrıca kemoterapi, radyoterapi veya yumurtalık cerrahisi geçiren kişilerde AMH (Anti-Müllerian Hormon) düzeylerinin ölçülmesi fikir verebilir. Buna ek olarak, ultrasonla yumurta sayımı ya da adet döngüsünün 3. gününde bakılan hormon değerleri de bilgi sağlar" dedi. Menopozu ertelemek mümkün değil Menopozu ertelemenin mümkün olup olmadığı konusuna da açıklık getiren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerine şöyle devam etti: "Menopozu tamamen ertelemek mümkün olmasa da, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve toksinlerden uzak durmak; örneğin sigara ve alkol kullanmamak erken menopoza girişi geciktirebilir. Sağlıklı beslenme de önemlidir: antioksidan, omega-3, D vitamini, folat ve B12 alımı genel olarak önerilir. Ayrıca stres yönetimi de önemlidir. Çünkü stres, kortizol üretimini artırarak yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir." Semptomları hafifletmekte etkili olabilir Menopozu ertelemek ya da geciktirmek için uygulanan tedavilerin sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Menopozu geciktirmek tam anlamıyla mümkün olmasa da, erken menopoz durumlarında hormon replasman (yerine koyma) tedavileri uygun hastalarda semptomları hafifletmede etkili olabilir. Özellikle 40 yaş altında, AMH değerleri düşük ve ileride çocuk sahibi olma isteği bulunan hastalarda oosit (yumurta) dondurma işlemi önerilir. Bu işlem menopozu geciktirmese de doğurganlık (fertilite) kapasitesini koruma açısından önemlidir. Uygun hastalarda (meme kanseri öyküsü olmayan, tromboemboli, inme, koroner kalp hastalığı veya aktif karaciğer hastalığı bulunmayan bireylerde) hormon replasman tedavisi semptomatik hastalarda önerilebilir. Kısa vadede sıcak basmaları ve vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltırken, uzun vadede bilişsel fonksiyonlar, kemik sağlığı ve idrar kontrolü üzerine olumlu etkiler sağlayabilir. Deneysel olarak PRP (Platelet Rich Plasma) gibi bazı yöntemler menopozu ertelemeye yönelik olarak araştırılmaktadır. Ancak şu anda bu amaçla bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntem bulunmamaktadır."
2 yılda bir yetişiyor, olgunlaşınca değil çürüyünce tüketiliyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:44 2 yılda bir yetişiyor, olgunlaşınca değil çürüyünce tüketiliyor Sivas’ın yüksek rakımlı bölgelerinde kendiliğinden yetişen üvez ağaçları, iki yılda bir verdiği meyvelerle dikkat çekiyor. Ağustos ve Eylül aylarında toplanan üvez, tam olgunluğa ulaştıktan sonra bir süre bekletilerek çürümeye bırakılıyor. Bu şekilde tüketilen meyvenin kalp ve cilt rahatsızlıklarına iyi geldiği, sindirim sistemi üzerinde olumlu etkiler sunduğu düşünülüyor. Doğal yapısı ve nadir bulunması nedeniyle kıymetli görülen üvez, özellikle bağırsak sorunları ve kalp krizi riskine karşı koruyucu bir besin olarak değerlendiriliyor. Bir yıl aranın ardından olgunlaşan üvez meyvesi, geçtiğimiz yıl Ağustos ve Eylül aylarında toplanıp çürümeye bırakılmasının ardından bu sezon Sivas’ta tezgâhlarda yeniden yerini aldı. Kilosu 300 liradan satışa sunulan üvez, şifa arayanlar tarafından yoğun ilgi görüyor. Sivas’ta esnaflık yapan Ahmet Şarkışla vezin kış meyvesi olduğunu söyleyerek, "Vatandaş vezi aldıktan sonra karanlık bir odaya koyar. 1-2 günde değil, 30 gün boyunca tüketilir. 10 ve 11. aylarda, Tokat - Sivas arasında ve yüksek kesimlerde çıkar. Her köyde bulunmaz. Vezi kış meyvesi olarak adlandırırız. Yetişkin insanlar veziyi daha iyi bilirler. Soğuk algınlığına, sindirim sistemine ve bağışıklığa da iyi gelir" dedi. Geçen yıl 500 kilo çıkan üvez bu yıl sadece 50 kilo "2 yılda bir yetişiyor. Bir sene bereketli olur, diğer sene daha az yetişir. Olgunlaşınca tezgaha asarız, simsiyah olunca yenir. Bağın tanesi yaklaşık 2 kilogram, vatandaş bunu 1 ayda tüketmeli. Geçen sene bu zamanlarda 150 liraydı, şimdi ise 300 liraya kadar çıktı. Bu yıl dökümü daha az olduğu için fiyatı yükseldi. 500 kilogram çıkan yerde şu an 50 kilogram toplandı" diye belirtti. Kış aylarının şifa meyvesi Üvezin sağlık açısından faydalarını anlatan Ahmet Şarkışla, "Özellikle kış aylarında tüketilmesi gereken üvez soğuk algınlığına, bağışıklığa, yüksek tansiyona, bağırsak hastalığına, kalbe ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir. Sadece Sivas’tan değil çevre illerden de alanlar oluyor. Vatandaş merak edip geliyor. İkram ediyoruz ve ertesi gün gelip alıyorlar. Bilmeyenler adını öğrensin diye 5 tane etiket koyduk" diye belirtti.
Dikkat testi çocuğun potansiyelini ortaya çıkarabilir
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:43 Dikkat testi çocuğun potansiyelini ortaya çıkarabilir Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal, psikiyatrik sorunlara yol açabilen aşırı hareketlilik, dikkatle ilgili sorunlar, dürtüsellik ile karakterize ve olumsuz etkileri yaşam boyu sürebilen bir nörobiyolojik rahatsızlıktır. Moxo Testiile dikkat eksiliği ve hiperaktive bozukluğu tanısına ulaşılabilir. Medicana Bursa Hastanesi Uzman Psikolog Başak Mutlu, çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin erken dönemde fark edilmesi ve bilimsel yollarla değerlendirilmesinin, hem akademik başarı hem de sosyal uyum açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Mutlu, bu konuda ailelere önemli bir destek aracı olan MOXO Dikkat Testi hakkında bilgi verdi. MOXO Dikkat Testi’nin; çocukların dikkat düzeyini, zamanlama becerilerini, dürtü kontrolünü ve hiperaktivite seviyesini objektif biçimde ölçen bilimsel bir test olduğunu belirten Psikolog Başak Mutlu, şunları söyledi: "MOXO testi, çocukların gerçek yaşamdaki dikkat performanslarını yansıtan bir testtir. Test sırasında çeşitli dikkat dağıtıcı uyaranlar eşliğinde çocuğun tepkileri ölçülür. Bu sayede sadece dikkat eksikliği değil, aynı zamanda hangi ortamlarda zorlandığı da net bir şekilde ortaya konur. Böylece çocuğa özel, doğru destek planları geliştirilebilir." Başak Mutlu, bazı davranışsal belirtilerin dikkate alınarak bir uzmandan MOXO testi talep edilmesi gerektiğini de ifade etti: "Ders çalışmasına rağmen düşük notlar. Ödevleri son ana bırakma. Akran ilişkilerinde zorluk. Sınavlarda zamanı etkili kullanamama. Dalgınlık, unutkanlık ve sık hata yapma. Sürekli hareket halinde olma veya sakarlık. Dikkat süresinin çok kısa olması." Çocukların dikkat becerilerinin yalnızca şikâyetlere göre değil, bilimsel verilerle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Mutlu, testin aynı zamanda tedavi ve destek süreçlerinin planlanmasında önemli bir kılavuz olduğunu söyledi Mutlu, "MOXO, çocuğun güçlü ve gelişime açık yönlerini ortaya koyarak bize yol gösterir. Ebeveynlerin içgüdüsel gözlemleri çok değerlidir ancak bu gözlemleri bilimsel verilerle desteklemek, çocuğa en doğru desteği sunmamızı sağlar" diye konuştu.
Grip vakalarında basit önlemler koruyucu oluyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:19 Grip vakalarında basit önlemler koruyucu oluyor Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Teoman Kaynar, grip vakalarında basit önlemlerin koruyucu olabileceğini söyledi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Teoman Kaynar, özellikle son dönemlerde halk arasında sıkça rastlanan ve hastanelerde de yoğunluk yaşanmasına sebep olan grip hastalığı ile ilgili grip neden olur, grip nasıl bulaşır, gripten korunma yolları gibi konularda bilgilendirmelerde bulundu. Hastalık hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Teoman Kaynar, "Grip salgını mevsimsel değil, toplumsal bir risk. Grip, influenza virüsünün neden olduğu, solunum sistemini etkileyen bulaşıcı bir hastalık olarak bilinmektedir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında görülme sıklığı artsa da mevsim geçişlerinde de görülen grip, halk arasında soğuk algınlığı ile karıştırılsa da daha ağır semptomlar ve komplikasyonlar oluşturabiliyor. Öksürüp, hapşıran kişinin virüs içeren damlacıkları etrafa yayar. Bu damlacıkların ağız, burun ya da gözlere ulaşması ile hastalık bulaşır" dedi. "Mevsim geçişlerinde hızlı yayılıyor" Gribin tarih boyunca birçok salgına neden olduğuna değinen Uzm. Dr. Kaynar, "Ateş, baş ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, gözlerde yanma, kas ve eklem ağrıları gibi belirtilerle kendini gösteren grip; tarih boyunca pek çok salgına neden olmuştur. Yaşam kalitesini düşüren grip vakalarının artışı, bireylerin günlük yaşamını sekteye uğratırken, sağlık kuruluşlarında da yoğunluk oluşturduğu görülmektedir. Virüs özellikle mevsim geçişlerinde daha hızlı yayılmaktadır. Kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmak, hijyen kurallarına dikkat etmemek ve bağışıklık sisteminin zayıf olması grip riskini arttırmaktadır. Gripten korunmak için alınabilecek önlemler basit ama etkili olduğunu söylemek istiyorum. Bu anlamda ellerin sık sık sabunla yıkanması, kalabalık ortamlardan uzak durulması, dengeli beslenme ve yeterli uyku bağışıklık sistemini güçlendirilmesi, risk grubundakiler için grip aşısı ihmal edilmemelidir. Erken teşhis ve tedavinin hem bireysel hem toplumsal sağlık açısından kritik rol oynamaktadır. Yüksek ateş, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi belirtiler varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu.
Kahta Devlet Hastanesi’nden Dünya El Yıkama Günü’nde anlamlı etkinlik
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:19 Kahta Devlet Hastanesi’nden Dünya El Yıkama Günü’nde anlamlı etkinlik Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesi Enfeksiyon Kontrol ve Atık Birimi tarafından anlamlı bir farkındalık etkinliği gerçekleştirildi. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında Kubilay İlkokulu 2’nci sınıf öğrencileri ziyaret edilerek el hijyeninin önemine dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte öğrencilere el yıkamanın önemi anlatılarak, el yıkamadan önce ve sonra alınan örnekler besi yerlerine ekilerek mikroskopta gösterildi. Öğrencilerle birlikte sabun yapımı etkinliği gerçekleştirilerek her öğrenci kendi sabununu hazırladı. El hijyeni konusunda sürekli eğitimlerle farkındalığı artırmayı hedeflediklerini belirten İlçe Milli Eğitim Müdürü Lütfü Başlı, Kahta Devlet Hastanesi’nin, bu konuda örnek uygulamaları olduğuna dikkat çekti. Düzenlenen etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Etkinlik kapsamında öğrencilerimize el yıkamanın önemi anlatıldı. El yıkamadan önce ve sonra alınan örnekler besi yerlerine ekilerek mikroskopta gösterildi. Doğru el yıkama teknikleri uygulamalı olarak öğretildi. El şeklinde tasarlanan ve el hijyenini vurgulayan pankartlar hazırlanarak öğrencilere hediye edildi. Bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Öğrencilerle birlikte sabun yapımı etkinliği gerçekleştirildi ve her öğrenci kendi sabununu hazırladı. Büyüklerin özverili çalışmaları, küçüklerin enerjisiyle birleşince Dünya El Yıkama Günü, hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim olarak tamamladı. Bu anlamlı etkinlikte emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Kubilay İlkokulu Müdürü Mehmet Cihan Karataş, Müdür Yardımcısı Emrah Yazan ve 2-B Sınıfı Öğretmeni Kübra Batmaz’a teşekkür belgeleri; öğrencilere ise başarı belgeleri takdim edildi. Etkinliğe, Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, İlçe Milli Eğitim Müdürü Lütfü Başlı ve Başhekim Yardımcısı Dr. Betül Sertel de katılım sağladı.
Erzurum’da ruh sağlığı zirvesi
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:16 Erzurum’da ruh sağlığı zirvesi Erzurum Şehir Hastanesinde düzenlenen 1. Palandöken Ruh Sağlığı Sempozyumu, "Acil Durum ve Afetlerde Ruh Sağlığına Erişim" temasıyla gerçekleştirildi. Sempozyum öncesinde Erzurum Şehir Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinden (TRSM) hizmet alan bireylerin iş uğraşı terapileri esnasında ürettiği el emeği ürünleri sergilendi, ruh sağlığı hizmetlerinde rehabilitasyonun önemine dikkat çekildi. Palandöken İlçe Kaymakamı ve Erzurum Tıp Fakültesi Dekanının da katılımıyla gerçekleştirilen Sempozyum’un açılış konuşmasını yapan Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Tör, ruh sağlığı hizmetlerinin toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, afet ve acil durumlarda psikososyal destek hizmetlerine erişimin önemine dikkat çekti. Atatürk Üniversitesi, Erzurum Teknik Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Erzurum Tıp Fakültesi ve Erzurum Şehir Hastanesi iş birliğiyle gerçekleştirilen sempozyumda afet dönemlerinde psikolojik dayanıklılığın artırılması, travma sonrası stres yönetimi ve toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri konularında sunumlar yapıldı. Erzurum Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet veren Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM), Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında anlamlı bir etkinliğe imza attı. TRSM çalışanlarının özverili katkılarıyla gerçekleşen etkinlik, ruh sağlığına dair farkındalık oluşturmanın yanı sıra, TRSM’den hizmet alan kişilerin de moral ve motivasyonunu artırdı. Programda konuşma yapan Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Emine Füsun Karaşahin bireylerin sosyal yaşama katılımını destekleyen bu sürecin iyileşme yolculuğundaki kritik rolünü vurguladı. Erzurum Şehir Hastanesi başhekimi Doç. Dr. İbrahim TÖR de konuşmasında ruh sağlığında rehabilitasyonun önemini dile getirdi.
Doç. Dr. Boşnak’tan sarı serum uyarısı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:06 Doç. Dr. Boşnak’tan sarı serum uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Vuslat Boşnak, özellikle kronik kalp, akciğer ve böbrek hastalığı olanlar ile diyabet (şeker hastalığı) gibi kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin gripten kaynaklanan komplikasyonlara karşı çok daha savunmasız olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Vuslat Boşnak, "Grip, basit bir hastalık gibi görünse de bazı risk gruplarında yaşamı tehdit eden ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Gripte erken müdahale, hastalığın şiddetini azaltarak hem iyileşme sürecini hızlandırır hem de hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltır. Sarı serum olarak bilinen sıvı ve destek tedavisi, özellikle dehidratasyon (vücutta sıvı kaybı) durumunda vücudu destekleyerek iyileşme sürecini hızlandırıyor diye düşünülse de pek çok riski beraberinde taşır. Sarı serum diye halk arasında bilinen, vitamin, mineral, elektrolit destekli tedaviler; alerjik ve anaflaktik reaksiyonlar, damar içi reaksiyonlar, ilaç etkileşimleri, aseptik şartlarda yapılmazsa enfeksiyon riski gibi pek çok istenmeyen komplikasyona yol açabilir. Bu nedenle ’Sarı serum’ tedavisi yalnızca tıbbi gereklilik halinde ve hekim değerlendirmesi sonucunda uygulanmalıdır. Uygulama sırasında hasta yakından izlenmeli, risklere karşı gerekli önlemler alınmalıdır ’’dedi. Riskli gruplar için özel uyarılar Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Vuslat Boşnak, "Kronik böbrek hastaları, Kalp yetmezliği veya diğer kalp hastalıkları olanlar, Kronik akciğer hastalıkları (KOAH, astım gibi), Şeker hastaları (diyabet). Bu risk grubundakiler, grip belirtileri ortaya çıkar çıkmaz sağlık kuruluşlarına gecikmeden başvurmalı ve doktor kontrolünde tedavisi başlanmalıdır" şeklinde konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Vuslat Boşnak, hastaların özellikle aşağıdaki belirtileri ciddiye alması gerektiğini belirterek, "Yüksek ateş (37,5 C ve üzeri) şiddetli ve geçmeyen öksürük. Nefes darlığı veya göğüste sıkışma hissi. Ani gelişen halsizlik, kas ağrıları ve yaygın vücut ağrıları. Baş dönmesi, bayılma hissi veya bilinç bulanıklığı. Bu belirtiler ortaya çıktığında, vakit kaybetmeden sağlık kurumuna başvurmak hayati önem taşır. Ayrıca, doktorun önerdiği dinlenme, dengeli beslenme, hijyen kurallarına dikkat etme, düzenli el yıkama ve kalabalık ortamlardan kaçınmanın da gripten korunmada etkili ve ekonomik yöntemlerdir" diye konuştu.
"Öpücük hastalığı 10 yaş üzeri çocuklarda ateşli seyrediyor"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:05 "Öpücük hastalığı 10 yaş üzeri çocuklarda ateşli seyrediyor" Halk arasında "öpücük hastalığı" olarak bilinen enfeksiyöz mononükleozun çocuklarda çoğu zaman fark edilmeden geçtiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Sami Yazar, "Özellikle 1-5 yaş arasındaki çocukların büyük kısmı bu virüsle temas etmektedir. Küçük yaşlardaki çocuklarda hastalık çoğunlukla fark edilmeden veya çok hafif belirtilerle atlatılırken, 10 yaş ve üzerindeki çocuklarda bağışıklık sistemi daha güçlü tepki verdiği için ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi belirtiler daha belirgin hale geliyor" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Sami Yazar, çocuklarda öpücük hastalığının belirtileri, bulaşma yolları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Öpücük hastalığı" olarak bilinen enfeksiyöz mononükleoz, Epstein-Barr virüsünün (EBV) neden olduğu bulaşıcı bir hastalık. Uçuğa yol açan virüsle aynı aileden gelen bu virüs, vücuda girdikten sonra bağışıklık hücrelerinden B lenfositlerine yerleşiyor ve güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturuyor. Prof. Dr. Ahmet Sami Yazar, hastalığın genellikle bir kez geçirildikten sonra bağışıklık kazandırdığını belirterek, "Bu nedenle öpücük hastalığı genellikle hayat boyu bir kez yaşanır" dedi. "Çocuklarda genellikle hafif seyrediyor" EBV’nin dünya genelinde çok yaygın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yazar, "Özellikle 1-5 yaş arasındaki çocukların büyük kısmı bu virüsle temas etmektedir. Küçük yaşlardaki çocuklarda hastalık çoğunlukla fark edilmeden veya çok hafif belirtilerle atlatılırken, 10 yaş ve üzerindeki çocuklarda bağışıklık sistemi daha güçlü tepki verdiği için ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi belirtiler daha belirgin hale geliyor. Ergenlik dönemine doğru bağışıklık yanıtı artar. Bu dönemde hastalık erişkinlerdeki tabloya benzeyebilir. Ancak çocukluk çağında vakaların yaklaşık yüzde 90’ı hafif seyreder veya fark edilmeden geçer" diye konuştu. "Sadece öpüşmeyle değil, temasla da bulaşabiliyor" Adı "öpücük hastalığı" olsa da virüsün sadece öpüşme yoluyla bulaşmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yazar, "Virüs tükürük, mukus ve nadiren gözyaşı gibi vücut sıvılarıyla geçebilir. Aynı bardaktan su içmek, çatal-kaşık paylaşmak, oyuncakları ağızla temas ettirmek gibi durumlar da bulaşmaya neden olabilir. Kreş ve okullar gibi çocukların sık temas ettiği ortamlarda virüs kolaylıkla yayılabilir. Hastalık nadiren de olsa organ nakli veya cinsel temas yoluyla da bulaşabilir" şeklinde konuştu. "Belirtiler 8 haftaya kadar uzayabiliyor" Virüs vücuda girdikten sonra belirtilerin genellikle 4-8 hafta içinde ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Yazar, en sık görülen belirtileri şöyle anlattı: "38-39 derece civarında dirençli ateş, şiddetli boğaz ağrısı, bademciklerde beyazımsı plaklar, boyun ve kulak arkası lenf bezlerinde şişlik, belirgin halsizlik ve yorgunluk olabilir. Bazı çocuklarda karaciğer veya dalakta büyüme, karın bölgesinde dolgunluk hissi, karaciğer fonksiyon testlerinde anormallikler ve kızamığa benzer döküntüler de görülebilir." "Diğer enfeksiyonlarla karıştırılabiliyor" Öpücük hastalığının grip, bademcik iltihabı veya Beta enfeksiyonu ile karıştırılabileceğini belirten Prof. Dr. Yazar, "Bu hastalıkta antibiyotikler etkili değildir. Hatta, bazı antibiyotiklerin kullanımı ciltte döküntüye yol açabilir. Bu yüzden tanının doğru konulması ve tedavinin doktor kontrolünde yürütülmesi gerekir" dedi. "Tanıda kan testleri önemli" Kesin tanı için tam kan sayımı, periferik yayma, Monospot testi ve EBV serolojisi gibi testlerin uygulanabileceğini belirten Prof. Dr. Yazar, "Bu testler özellikle uzun süren ateş, halsizlik ve lenf bezi büyümelerinde tanının netleşmesini sağlar" açıklamasında bulundu. "Tedavide istirahat ve destekleyici bakım şart" Prof. Dr. Yazar, EBV’ye karşı özel bir ilaç veya aşının olmadığını vurgulayarak, tedavinin tamamen destekleyici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bol sıvı tüketimi, yeterli dinlenme ve ateş kontrolü hastalığın rahat atlatılmasını sağlar. Gerektiğinde ağrı kesici veya ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Ancak antibiyotikler gereksizdir ve bazı durumlarda yan etkilere neden olabilir." "Beslenme bağışıklığı güçlendirir" Hastalığın seyrinde bağışıklık sistemini desteklemenin önemine değinen Prof. Dr. Yazar, "Protein açısından zengin beslenme (yumurta, yoğurt, et, balık), bol C vitamini alımı (portakal, kivi, yeşil sebzeler) ve şekerli gıdalardan uzak durmak gerekir. Çocuk zorlanmadan, küçük ve sık öğünlerle beslenmelidir" dedi. "Komplikasyonlara karşı dikkatli olunmalı" Çoğu çocuğun hastalığı sorunsuz atlattığını belirten Prof. Dr. Yazar, nadir de olsa dalak büyümesi veya karaciğer iltihabı gibi komplikasyonlar gelişebileceğini söyledi. Prof. Dr. Yazar, "Özellikle karın ağrısı, dolgunluk hissi veya uzun süren halsizlik fark edilirse mutlaka doktor kontrolü gerekir. Dalak büyümesi olan çocukların egzersizden kaçınması gerekir, aksi halde dalak yırtılması gibi ciddi durumlar yaşanabilir" ifadelerini kullandı. "Korunmanın tek yolu hijyen" EBV’ye karşı koruyucu bir aşı bulunmadığını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Sami Yazar, "Çocukları bu hastalıktan korumanın en etkili yolu hijyen kurallarına dikkat etmektir. Bardak, çatal-kaşık, diş fırçası gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması, ellerin sık sık yıkanması ve hasta kişilerle yakın temastan kaçınılması önemlidir" dedi.
Adana’da trajikomik görüntü: Serum takılı halde motosikletle yolculuk yaptı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 09:56 Adana’da trajikomik görüntü: Serum takılı halde motosikletle yolculuk yaptı Adana’da kolunda serum takılı olan bir kişinin motosikletin arkasında yolculuk yapması görenleri hayrete düşürdü. Görüntüler üzerine uyarıda bulunan Acil Servis Uzmanı Dr. Enis Elmas, "Bu tür yanlış uygulamalar sonucunda alerjik reaksiyonlar gelişebilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir" dedi. Adana’da merkez Seyhan ilçesinde bir sağlık kuruluşunda tedavi olduktan sonra kolunda serum takılı olan bir kişinin motosiklet ile yolculuk yapması, görenleri hayrete düşürdü. Trajikomik olay, bir kişi tarafından cep telefonuyla görüntülendi. Görüntülerde, motosikletin arkasında oturan bir kişinin koluna takılı serumu havada tutarak gitme anları yer aldı. Trajikomik olayla ilgili Özel Medline Adana Hastanesi Acil Servis Uzmanı Dr. Enis Elmas, böyle bir yolculuğun hayati risk taşıdığına dikkat çekti. Elmas, "Bu görüntüler sağlıklı bir davranış değil. Bir hastanın, damar yolu açık şekilde sağlık merkezinden çıkması kesinlikle doğru değil. Bu durum, alerjik reaksiyon, tansiyon düşmesi, damar yolunun çıkması ve kanamaya yol açması gibi ciddi riskler taşıyor. Dolayısıyla hastanın hayati tehlikesi söz konusu olabilir" diye konuştu. "Sağlık merkezleri buna izin vermemeli, ölümle sonuçlanabilir" Elmas, hastaların zaman zaman bu şekilde çıkmak isteyebileceğini ancak sağlık merkezlerinin buna izin vermemesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Damar yolu açılması ve bu işlemlerin tamamlanması yalnızca ambulans, sağlık ocağı, hastane veya tıp merkezi gibi yetkili kurumlarda yapılmalıdır. Bizim de gönlümüzden geçen, bu tür işlemlerin mutlaka bir hekim kontrolünde gerçekleştirilmesidir. Daha önce ’sarı serum’ haberleriyle vatandaşlarda büyük bir tedirginlik oluşmuştu. Bu tür görüntüler gerçekten hoş değil; adeta beşinci dünya ülkesinde yaşıyormuşuz hissi veriyor." Kişinin motosiklet üzerinde olmasının riski kat kat artırdığına vurgu yapan Elmas, "Bir düşme durumunda kafa travması geçirme ihtimali var. Bu tür yanlış uygulamalar sonucunda alerjik reaksiyonlar gelişebilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir" ifadelerini kullandı.