Son Dakika
|
Trump: "İran bugün çok ağır darbe alacak"
Dubai Uluslararası Havalimanına İHA saldırısı
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Norveç’teki ABD Büyükelçiliği yakınlarında patlama
Laricani: "ABD Venezuela modelini İran’da uygulayabileceğini sandı"
İspanya Başbakanı Sanchez: "Türk sosyal medya topluluğuna selamlar olsun"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani ile telefonda görüştü
Büyükelçi Yılmaz, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı heyetini kabul etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşik Krallık Başbakanı Starmer ile telefonla görüştü
SAĞLIK
Erken teşhis kolon kanserinde hayat kurtarıyor
08 Mart 2026 Pazar - 11:33:01
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, kolon kanserinde erken evrede teşhis konulduğunda 5 yıllık yaşama süresinin yüzde 90 oranında olduğunu söyledi. Tüm dünyada kadınlarda meme ve akciğer, erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık rastlanan üçüncü kanser türü kalın bağırsak (kolon) kanserleridir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon insan kolon kanseri teşhisi almaktadır. Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen kolon kanserinde erken evrede teşhis konulduğunda 5 yıllık yaşama süresinin yüzde 90 oranında olduğunu söyledi. Ancak hastaların sadece yüzde 37’sinde erken evre kanser teşhisi konulduğunu belirten Keskin, "Bu sebeple hastalığın belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve kolon kanseri taraması yaptırmak oldukça önemlidir. Hastalığın gelişimi için bazı risk faktörleri vardır. En önemli risk faktörü yaştır. Genç yaş gurubunda da görülebilmesine rağmen en büyük risk faktörü 50 yaşın üzerinde olmaktır. Hastaların yüzde 90’dan fazlasına 50 yaş üzerinde teşhis konulmaktadır. Kalın bağırsakta polip hikayesi olması, ailede kolon kanseri olması, sigara, alkol, hayvansal yağlardan zengin lifli gıdalardan fakir beslenme, sedanter (hareketsiz) yaşam, şişmanlık, iltihaplı bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crohn hastalığı gibi), kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık ve rahim kanseri geçirmiş olması, kalın bağırsak kanseri gelişimi için diğer risk faktörleridir. Kalın bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ı polipler üzerinden gelişmektedir" dedi. Belirlenen her polibin patolojik incelenmesi ve çıkartılması gerekmekte olduğunu belirten Keskin, "Hastalığın belirtileri makattan kan gelmesi veya dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık, açıklanamayan kilo kaybı, dışkılama alışkanlığında değişiklikler yani kabızlık, ishal veya kabızlık-ishal atakları, dışkı kalınlığında incelme olarak sayılabilir. Hastalığa erken teşhis koymak için en önemli yöntem dışkıda gizli kan aranması ve rektosigmoidoskop veya kolonoskop denilen ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan özel cihazlarla ile tarama yapılmasıdır. Bu yöntemlerin uygulanması ile kalın bağırsak kanserlerine bağlı ölüm oranları yüzde 33 oranında azaltılabilir. Risk grubunda olmayan kişiler için 50 yaş üzerinde bir kez ve daha sonra her 5 yılda bir kez kolonoskopi yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserine yakalanmamak için hayvansal yağdan fakir beslenmek ve yüksek lif içeren gıdaları tüketmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, aşırı kiloları vermek oldukça önemlidir" şeklinde konuştu.
08 Mart 2026 Pazar - 11:29
Psikiyatri Uzmanı Kiras: "Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor"
Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, "Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor. Çünkü uyku, sinir sistemini onaran başak mekanizmalardan birisidir. Hassas ve etkilenebilir grup arasında olan çocuklar içinde onların yanında filtrelenmemiş haber akışını açık bırakmamalıyız" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran’ın aralarında yaşadığı savaştan vatandaşların yaşayabilecekleri sorunlar hakkında değerlendirmelerde bulunarak uzak durmaları gereken konuları açıkladı. Yaşanan savaş hakkında bilgilendirmelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, "Burada temel nörobiyolojik bir mekanizma var. İnsan beyni tehdide karşı programlıdır. İzlediğiniz travmatik görüntülerden fiziksel olarak uzak olsak da beyin bunu bir tehdit sinyali olarak algılar. Sürekli ve yoğun bir şekilde travmatik görüntülere maruz kaldığımızda amigdala dediğimiz alarm sistemi aktif olur. Aslında biz evde koltukta oturuyoruz ama sinir sistemimiz sınırda çalışıyor. Bu durumda en sık, kaygıda artış görürüz. Kişi farkında olmadan sürekli tetiktedir ve tehdidi tarar. Buna uyku bozukluğu eşlik eder. Tahammül azalır öfke artar. Yaşanan savaş sınırımızda dolayısıyla bu savaş bize de sıçrar mı belirsizliği var. Belirsizlik insan ruhunun en zor tolore edebildiği şeylerden birisidir. Belirsizlik kişide kontrol kaybına neden olabilir. Kontrol kaybı hissi de yine kaygının artışına neden olabilir" diye konuştu. Kiras, "Yoğun ve uzun süre travmatik görüntülere maruz kalan kimselerde, dünya eskiye göre daha güvensiz ve adaletsiz algısı oluşabilir. Bu algıda karamsarlık, isteksizlik ve umutsuzluk gibi depresif belirtilere yol açabilir. Bununla birlikte toplumsal düzeyde de benzer bir tablo görünür. Toplumda da tahammül azalır, öfke eşiği düşer. Sosyal medya da ya da sosyal ortamlarda daha kutuplaşmış sert tepkiler görebiliriz. Sonuç itibariyle tehdit algısı arttığı zaman empati azalır ve savunma refleksi artar. Haberlerle ilişkimizi düzenlemek gerekiyor. Bilgi almak tabi ki önemlidir ancak sürekli ve kontrolsüz mazuriyet stres sistemini sürekli aktif eder. Bu nedenle haberi belirli zaman dilimlerinde ve güvenilir kaynaklardan takip etmek daha sağlıklıdır. Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor. Çünkü uyku, sinir sistemini onaran başak mekanizmalardan birisidir. Hassas ve etkilenebilir grup arasında olan çocuklar içinde onların yanında filtrelenmemiş haber akışını açık bırakmamalıyız. Çocukları bundan uzak tutmalıyız. Aslında en önemlisi de günlük rutin hayat korunmalıdır. Rutin hayat devam ediyor. Beyne güven mesajı verir. Sonuç olarak biz tehdidi kontrol edemeyiz ama maruziyeti kontrol ederek ortaya çıkabilecek belirtileri azaltabiliriz" ifadelerini kullandı.
08 Mart 2026 Pazar - 10:59
Çocuğunuzun kalp hastası olmasını istemiyorsanız bu 5 öneriye dikkat edin
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, dünya genelinde her 100 doğumdan birinde, Türkiye’de ise her bin doğumun 8-10’unda görülen doğumsal kalp hastalıklarına karşı erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Dünya Sağlık Örgütü verileri ve ülkedeki istatistikler, çocukluk çağı kalp hastalıklarının sanılanın aksine yaygın bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde her 100 canlı doğumdan birinde kalp anomalisi tespit edilirken Türkiye’de ise her bin doğumun 8 ila 10’unda doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Bu oranlar, Türkiye’de her yıl yaklaşık 10-15 bin çocuğun kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini gösterirken gecikmiş tanı ve tedavi eksikliği, bu hastalıkları çocukluk döneminin ciddi sağlık problemlerinden biri haline getirdiği kaydedildi. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Nuri Cömert çocukluk çağında görülen kalp hastalıkları hakkında bilgi verdi. "Doğumsal ya da sonradan gelişen bir kalp hastalığı olabilir" Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının temel olarak iki ana grupta incelendiğini belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Doğumsal (Konjenital) kalp hastalıkları, yapısal bozukluklar: Kalbin odacıkları veya büyük damarlar arasında deliklerin ya da anormal bağlantıların bulunmasıdır. Bu hastalıklar riskli gebeliklerde anne karnında ekokardiyografi (Fetal EKO) ile teşhis edilebilir. Doğum sonrası ise fiziksel muayene, kalp ultrasonu ve kalp kateterizasyonu ile tanı kesinleştirilip tedavi süreci başlanabilir. Edinilmiş (sonradan kazanılmış) kalp hastalıkları: İnfeksiyon kaynaklı 5-15 yaş arasında görülen akut romatizmal ateş veya enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp tutulumlarıdır. Pandemi sonrası artan obezite ve hareketsiz yaşam, edinilmiş kalp hastalıklarını tetiklemektedir" dedi. Ebeveynlerin özellikle bebeğin ilk aylarında dikkat etmesi gereken "alarm" niteliğindeki semptomları sıralayan Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Siyanoz: Ağız çevresi ve tırnak diplerinde görülen morarmalar. Solunum güçlüğü: Sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma. Gelişim geriliği: Beslenme bozukluğu, yeterli kilo alamama ve aşırı terleme" şeklinde konuştu. "Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir" Ergenlik sürecinin ise artan stres faktörleri nedeniyle kalp sağlığı açısından hassas bir dönem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Bu dönemde görülen çarpıntıların birçoğu zararsız olsa da, nadiren ilaç tedavisi gerekebilir. Bu dönemde spor öncesi tarama önerilmektedir. Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir. Bu nedenle spora başlayacak çocuklarda elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi ile detaylı kontrol yapılması hayati önem taşır" diye konuştu. "Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır" Çocuklarda kalp sağlığını korumak için 5 temel stratejinin olduğunu belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Düzenli sağlık kontrolleri: Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü varsa erken tarama kritiktir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Obeziteyi önlemek için tam tahıl ve taze besin odaklı diyet uygulanmalıdır. Çocuklar haftada en az 150 dakika fiziksel aktiviteye yönlendirilmelidir. Sigara ve pasif içicilikten kaçınma: Evde sigara içilmemelidir; pasif içicilik çocukların damar yapısını doğrudan olumsuz etkiler. Enfeksiyon yönetimi ve tedavisi: Aşı takvimine uyulmalı ve el hijyenine dikkat edilmelidir. Çünkü romatizmal ateş gibi enfeksiyonlar kalp kapakçıklarını etkileyebilir. Stres yönetimi ve uyku: Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır. Aile içi stresin azaltılması kalp ritmini olumlu yönde etkiler" ifadelerini kullandı.
08 Mart 2026 Pazar - 10:38
HPV aşısı yılda 250 bin kadını kurtarabilir
Dünyada her yıl 500 bin kadını etkileyen ve yarısını ölüme sürükleyen rahim ağzı kanseri, Yaşar Üniversitesi’nde düzenlenen panelde masaya yatırıldı. Türkiye’de her yıl 2 bin 356 kadına teşhis konulduğuna ve bin 280 kadının bu nedenle hayatını kaybettiğine dikkat çeken uzmanlar; HPV aşısının bu kanser türünü dünya üzerinden silebilecek tek güç olduğunu vurguladı. Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Medicana International İzmir Hastanesi iş birliğiyle Yaşar Üniversitesi’nde düzenlenen söyleşide; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mustafa Melih Erkan ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, hastalığın tıbbi ve toplumsal boyutlarını çarpıcı verilerle ele aldı. Rahim ağzı kanseriyle mücadelede en kritik kısmı tarama ve aşılama oluşturuyor. Kansere neden olan HPV’ye (Human Papilloma Virüs) karşı aşı ile bağışıklık kazanıldığında, HPV vücutta var olsa bile kanser oluşumu engellenebiliyor. Özellikle Smear ve HPV testlerinin düzenli uygulanması, kanserleşme sürecindeki hücresel değişimlerin 15-20 yıl öncesinden tespit edilmesine imkan tanıyor. Uzmanlar, kanserleşme tam anlamıyla başlamadan yapılacak küçük müdahalelerin, ilerideki ağır cerrahi süreçlerin ve hayati risklerin önüne geçeceğinin altını çizdi. "Aşı ile kanserden kurtulmak mümkün" Panelde konuşan Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, rahim ağzı kanserinin dünyada önlenebilir tek kanser türü olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: "Dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 bin vaka görülüyor ve maalesef 30 bin insan bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Türkiye tablosunda ise her yıl 2 bin 356 yeni teşhis ve bin 280 can kaybı var. Oysa elimizde HPV aşısı gibi bir tedavi var. Avustralya gibi ülkeler yaygın aşılama ile 2035’te bu hastalığı tamamen yok etmeyi planlıyor. Kadın ve erkeklere 9 yaşından itibaren yapılabilen bu aşılama, bir insanın hayatını kurtarmak için en somut adımdır." "Tabular kadın sağlığını tehdit ediyor" Hastalığın sadece biyolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğunun altını çizen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, şu uyarıda bulundu: "Toplumun yüzde 80’inin hayatının bir noktasında maruz kaldığı HPV, sadece kadınların değil, bir insanlık sorunudur. Ancak kadınlar toplumsal baskılar nedeniyle Smear testlerini ve rutin kontrollerini bile yaptırmaktan kaçınıyor. Semptom vermeyen bu hastalık, sessizce ilerleyerek geri dönülemez evrelere ulaşıyor. Bu tabulaşmayı yıkmak ve kadın doğum muayenelerini normalize etmek zorundayız."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mart 2026 Cuma- 13:47
400 yataklı hastane yapımı için zemin etüt çalışmaları başladı
2
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
3
07 Mart 2026 Cumartesi- 15:34
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu
4
07 Mart 2026 Cumartesi- 11:14
Onkoloji’nin genç doktorları Antalya’ da buluşuyor
5
06 Mart 2026 Cuma- 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
18 Şubat 2026 Çarşamba - 08:38
Uzmanından sahur uyarısı: "Sahur günün sigortası"
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nden Diyetisyen Hale Aslantaş, Ramazan’da en sık yapılan hatanın sahura kalkmamak olduğunu belirterek, "Oysa sahur yaklaşık 14-16 saatlik açlık için metabolik hazırlıktır" dedi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nden Diyetisyen Hale Aslantaş, Ramazan ayında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurun ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Ramazan’ın yalnızca bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda bedenin ritmini yeniden düzenleme fırsatı olduğunu belirten Aslantaş, bilinçli beslenmenin hem gün içindeki enerji seviyesini hem de genel sağlığı doğrudan etkilediğini ifade etti. Ramazan’da metabolizmanın gündüz "enerji tasarruf moduna", akşam ise "yakıt ikmal moduna" geçtiğini kaydeden Aslantaş, "Mesele aç kalmak değil, dengeli beslenmeyi öğrenmektir. Uzun süren açlık sonrası ani ve yüksek karbonhidrat yüklemesi kan şekerinde hızlı dalgalanmalara neden olur. Bu da kısa sürede yeniden acıkma ve halsizlik oluşturur" dedi. Sahur metabolik hazırlıktır Sahura kalkmamanın en sık yapılan hatalardan biri olduğunu vurgulayan Aslantaş, "Sahur yaklaşık 14-16 saatlik açlık için metabolik hazırlık demektir. Protein, lif ve sağlıklı yağ içeren bir sahur gün boyu tokluk sağlar ve susuzluğu azaltır" diye konuştu. İdeal sahur tabağında; 2 yumurta veya 1 yumurta + lor/yoğurt, 1-2 dilim tam tahıllı ekmek ya da yulaf, zeytin/avokado/ceviz, bol yeşillik ve 2-3 bardak su bulunması gerektiğini belirten Aslantaş, sadece börek, beyaz ekmek ve reçel gibi basit karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin gün içinde baş ağrısı ve halsizliğe yol açabileceğini söyledi. İftarda yavaşlayın, mideye zaman tanıyın İftarın kültürel açıdan olduğu kadar fizyolojik olarak da önemli olduğuna dikkat çeken Aslantaş, "En sağlıklı yöntem; 1 hurma ve suyla orucu açmak, ardından 1 kase çorba içip 10 dakika ara vermektir. Bu, mide ve pankreasa ani yüklenmeyi önler" dedi. Ana öğünde ise 100-150 gram tavuk, balık, et veya kurubaklagil; bulgur ya da karabuğday gibi kompleks karbonhidratlar ve bol salata tüketilmesini öneren Aslantaş, yoğurt veya ayranın da sindirimi desteklediğini ifade etti. Tatlı tüketiminin haftada 1-2 kezle sınırlandırılması gerektiğini belirten Aslantaş, sütlü tatlıların şerbetli tatlılara göre daha dengeli bir tercih olduğunu söyledi. Ramazan pidesinin ise porsiyon kontrolüyle tüketilmesi gerektiğini kaydetti. Su ve hareket vurgusu İftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirten Aslantaş, çay ve kahvenin suyun yerini tutmadığını söyledi. İftardan 1-1,5 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif tempolu yürüyüşün kan şekerini dengelediğini ve sindirimi rahatlattığını ifade etti. Oruç kimler için riskli? Kontrolsüz diyabet hastaları, sık hipoglisemi yaşayanlar, ileri kalp yetmezliği bulunanlar, kronik böbrek hastaları, aktif kanser tedavisi görenler ve riskli gebelik yaşayan kadınlar için uzun süreli açlığın sakıncalı olabileceğini belirten Aslantaş, "İlaç saatleri kritik olan nörolojik hastalar da mutlaka hekim kontrolünde karar vermelidir. Oruç bir ibadettir; sağlık ise emanettir" dedi. Ramazan’ın bedeni zorlamak için değil disipline etmek için olduğunu vurgulayan Aslantaş, "Gece kaloriyi iki katına çıkarma ayı değildir. Ölçülü, yavaş ve paylaşarak yemek esastır. Dengeyi kurduğumuzda Ramazan yalnızca ruhumuzu değil metabolizmamızı da arındırır" ifadelerini kullandı.
17 Şubat 2026 Salı - 23:10
Hayırseverden MEAH’a Dijital Renkli Doppler Ultrasonografi cihazı bağışı
Muğlalı hayırsever vatandaş Sultan Köroğlu ve eşi tarafından Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine Dijital Renkli Doppler Ultrasonografi cihazı bağışı yapıldı. Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen teslim törenine Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ethem Acar, Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Deliktaş, Doç. Dr. İlker Akarken ve asistan hekimler katıldı Dijital Renkli Doppler Ultrasonografi cihazı, hayırsever Sultan Köroğlu’nun eşi Şakir Köroğlu tarafından firma yetkilisi ile birlikte hastaneye teslim edildi. Başhekim Prof. Dr. Ethem Acar, "Sağlık hizmetlerimizin güçlenmesine katkı sunan kıymetli hayırseverlerimize teşekkür ediyor, bu anlamlı bağışın hastalarımıza hayırlı olmasını diliyoruz" dedi.
17 Şubat 2026 Salı - 22:11
"Gebelikte oruç, bireysel değerlendirilmelidir"
Bebek bekleyen annelerin Ramazan ayında oruç tutmasının bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Begüm Uzsezer Güler, "Her gebelik farklı ilerler. Anne adayının genel sağlık durumu, gebeliğin haftası ve varsa ek hastalıkları göz önünde bulundurulmadan oruç tutup tutmama kararı verilmemelidir" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Begüm Uzsezer Güler, Ramazan ayında anne adaylarının en sık merak ettiği konular hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Gebeliğin özellikle ilk üç ayının daha hassas olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Güler, "Bu dönemde bulantı, kusma ve iştahsızlık sık görülür. Uzun süreli açlık ve sıvı kaybı anne adayının genel durumunu olumsuz etkileyebilir. Ramazan ayında gün boyu susuz kalma bazı anne adaylarında tansiyon düşüklüğüne, halsizliğe ve bayılma hissine neden olabilir. Yeterli sıvı alımı hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır. Anne, tek başına oruç tutup tutmama kararı vermemelidir" ifadelerini kullandı. Gebelikte anemi, gebelik şekeri veya tansiyon problemi bulunan anne adaylarının daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Güler, "Bu gruptaki hastalar mutlaka doktor kontrolünde oruç tutup tutmamaya karar vermelidir. Emzirme döneminde sıvı kaybı süt üretimini de etkiler. Anne sütü üretimi için yeterli sıvı ve dengeli beslenme şarttır. Bu süreçte oruç kararı bireysel olarak değerlendirilmelidir. Anne adayları sağlıklarını riske atmadan, bilinçli ve hekim kontrolünde hareket etmelidir. Oruç tutup tutmama her gebelik için ayrı değerlendirilmelidir" dedi.
17 Şubat 2026 Salı - 17:31
Nazilli’de anne ve çocuklara sağlıklı yaşam desteği
Aydın’ın Nazilli ilçesinde düzenlenen Anne-Çocuk Sağlığı etkinliğinde anneler egzersiz ve sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirilirken, çocukların gelişimleri de uzmanlar tarafından gözlemlendi. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi’nde Anne - Çocuk Sağlığı etkinliği düzenlendi. Nazilli Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Sosyal Dayanışma Merkezi (SODAM) iş birliğiyle Sağlıklı Hayat Merkezi’ni ziyaret eden kursiyer annelere, merkezde sunulan hizmetler hakkında bilgilendirme yapıldı. Etkinliğe İlçe Sağlık Müdürü Dr. Şule Akbaş da katılırken, anneler fizyoterapist eşliğinde toplu olarak bilgilendirildi. Program kapsamında spor salonunda günlük yaşamda yapılması gereken egzersiz hareketleri uygulamalı olarak gösterildi. Etkinlikte ayrıca bayanlara kanser taramaları ile çocukluk döneminde görülen kanserler konusunda bilgi verildi. Diyetisyen tarafından talep eden vatandaşlara randevu oluşturuldu. Öte yandan anneler etkinliğe katılırken, oyun odasında psikolog ve çocuk gelişimciler tarafından çocukların gelişimleri gözlemlendi. Gözlem sırasında çocuklarla eğitici oyunlar oynanırken, annelerle yapılan görüşmelerle çocukların gelişimleri değerlendirilerek bilgilendirme sağlandı.
17 Şubat 2026 Salı - 16:09
Uzmanından uyarı: "Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi"
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, "İftarı tek bir öğünde tek bir seferde tüketip sonrasında ara öğün yapmak istemeyenler olabiliyor ama Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi" dedi. Sabri Ülker Vakfı, Ramazan ayında değişen öğün ve uyku düzeninin metabolizma ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri ile sahur ve iftar alışkanlıklarında doğru beslenme tercihlerine ilişkin merak edilen konularını ele aldı. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, Ramazan döneminde dengeli ve yeterli beslenmenin önemine dikkat çekti. Ramazan ayında uzun süreli açlık ve susuzluk, öğün saatlerinin geceye kayması ve öğün sayısının azalmasının metabolizma üzerinde değişikliklere yol açabileceğini belirten Demirel, sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Bağışıklık sisteminin beslenme düzenini doğrudan etkilendiğine dikkat çeken Demirel vitamin, mineral ve protein açısından yeterli ve çeşitli beslenmenin enfeksiyonlara karşı direnci desteklediğini ifade etti. Demirel, sahur öğününün atlanmaması gerektiğini, sahurda tok tutan ve besin değeri yüksek gıdaların tercih edilmesinin gün içindeki enerji düzeyi açısından önemli olduğunu kaydetti. "Ramazan’da beslenme alışkanlıklarımız değişiyor" Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken en önemli şeyin, beslenme alışkanlığına diğer aylar kadar dikkat edilmesi gerektiğini belirten Demirel, "Ramazan’da beslenme alışkanlıklarımız değişiyor, beslenme düzenimiz değişiyor. Uzun süreli bir açlık var. Bu yıl 12 saati aşan bir açlıkla Ramazan’da oruç ibadeti yerine getirilecek. Önceki yıllara göre süre birazcık daha kısaldı ama sonuçta daha sınırlı bir zaman diliminde besleneceğiz. Açlığın ve susuzluğun yanında besin çeşitliliğimiz de azalıyor, yediğimiz besin miktarları azalıyor. Zengin bir mutfak kültürümüz var, ön plana çıkan besinlerde değişiklik olabiliyor. Dolayısıyla bu değişimler bazen eğer sağlıklı tercihlerden yana olmazsak yorgunluk, halsizlik yapabiliyor. Bu durum konsantrasyonumuzu etkileyebiliyor, bağışıklığı düşürebiliyor. Bu nedenle Ramazan ayında sağlıklı beslenmek, en az diğer aylar kadar önemli. Sağlıklı beslenmenin sürdürülmesi hepimiz için kritik öneme sahip. Dikkat etmemiz gereken önceliklerden birisi, Ramazan ayında bir öğün düzeninin oluşturulması" diye konuştu. "Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi, araya ara öğünün eklenmesi" Ramazan’da süt, yumurta, et ve tavuk gibi zengin protein kaynaklarını tüketilmesinin uygun olacağını ifade eden Demirel, "İftarı tek bir öğünde, tek bir seferde tüketip sonrasında ara öğün yapmak istemeyenler olabiliyor ama Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temel kriterlerden birisi sahurun ve iftarın yapılması, araya ara öğünün eklenmesi. Bunlar gerçekten önemli. Bu şekilde bir öğün düzeni oluşturulduktan sonra, o öğünlerde neler yediğimiz de önemli. Her birimizin yaşına göre, cinsiyetine göre ihtiyacı olan enerji var, ihtiyaç duyduğumuz besin öğeleri var ve bunları almamız gerek. Her bir besin grubundan ne kadar tüketmemiz gerektiğini zaten biliyoruz. Ramazan’da süre kısalınca, o besinleri tüketmekte zorlandığımız zamanlar olabiliyor. Dolayısıyla vücudumuzun normal çalışması için gerekli olan besinleri, 12 saatten birazcık daha az kalan süre içerisinde almaya çalışmamız oldukça önemli. Sağlıklı beslenmenin temel ilkelerinden birisi süt ve süt ürünleri. Yumurtanın, etin, tavuğun, balığın, kuru baklagillerin olduğu, protein zengini besinler ise diğer bir grubumuzdur" şeklinde konuştu. Sabri Ülker Vakfı’ndan ’sahurda denge, iftarda ölçü’ uyarısı Sabri Ülker Vakfı, toplumun sağlıklı ve dengeli beslemesine Ramazan ayında da dikkat çekiyor. Ramazan ayında sahur ve iftar arasında ortalama 15-17 saat süren açlık dönemi, bireylerin günlük beslenme düzeninde değişikliklere yol açtığını belirten Sabri Ülker Vakfı, bu süreçte yapılan küçük hataların ise kan şekeri dalgalanmalarına, sindirim problemlerine, halsizliğe ve kontrolsüz kilo artışına yol açabileceğini belirtti. Toplumun, sağlıklı beslenme ve gıda hakkında doğru bilgiye ulaşması hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Sabri Ülker Vakfı, ’sahurda ölçü, iftarda denge’ anlayışıyla hareket edilmesinin Ramazan ayının sağlık üzerindeki olumlu etkisini artıracağını bildirdi.
17 Şubat 2026 Salı - 15:43
Kırklareli’nde büyükbaş hayvanlara şap aşısı
Kırklareli’nde şap hastalığına karşı büyükbaş hayvanlara yönelik aşılama çalışmaları devam ediyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, "2026 Yılı İlkbahar Şap Aşılama Programı" çerçevesinde Kırklareli genelinde tüm büyükbaş hayvanlara şap aşısı yaparak, rutin sağlık kontrol çalışmaları gerçekleştiriyor. Bu kapsamda veteriner hekimler ve saha ekipleri, şap hastalığının önemi ve korunma yöntemleri hakkında üreticileri bilgilendirirken, hastalıkla mücadelede dikkat edilmesi gereken noktaları da paylaşıyor. Yetkililer, hastalıktan ari bölge olan Trakya’da şap hastalığına karşı aşılama çalışmalarının düzenli olarak yapılmasının hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.
17 Şubat 2026 Salı - 14:30
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan: "Ramazan’da vücudu susuz bırakmayın"
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, Ramazan ayında vatandaşlara sahur ve iftar yemekleri ile ilgili tavsiyelerde bulunurken, günde 2-3 litre sıvı tüketiminin önemine değindi. Ramazan ayına sayılı günler kala vatandaşlarda iftar ve sahurluk telaşı had safhaya ulaşırken, uzmanlar da sağlıklı bir Ramazan geçirmek için tavsiyelerde bulundu. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, günde en az 2-3 litre su tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, "Ramazan ayı uzun süre yaz aylarına denk gelmekteydi. Bu da Ramazan’daki uzun süreli açlıkla beraber hastalarımızda susuzluk ve buna bağlı böbrek ve karaciğer hastalıkları, mide rahatsızlıklarını görmekteydik. Ancak bu sene Ramazan ayının kış ayına gelmesi sebebiyle susuzluk biraz daha az rahatsız edici olacaktır. Ancak biz yine de vatandaşlarımızın günlük 2 ile 3 litre arasında sıvı tüketmesini tavsiye ediyoruz" dedi. "Ağır yemeklerden kaçının" Ramazan ayında iftar ve sahurlarda ağır yemeklerden uzak durulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kaplan, "Ramazan’da malum 12 saat kadar bir açlık bekleniyor. Özellikle sahur yemeklerinin biraz daha hafif yenilmesini tavsiye ediyoruz. Sahur yemeklerinde mümkünse ağır olabilecek yağlı, kızartmalı, hamur işleri gibi yiyeceklerden uzak durulması, uzun süre tok tutacak yumurta, hurma, peynir, sebze, meyve gibi yiyeceklerin tüketilmesini özellikle tavsiye etmekteyiz. İftar saatlerinde de yine vatandaşlarımızın ağır yemekler tüketmesini istemiyoruz. Çünkü uzun süreli açlıktan sonra mide birden ağır yemeklere maruz kaldığı zaman reflü, hazımsızlık gibi şikayetler olabilmektedir. Bunun için mümkünse yemeklere bir hurma, çorbayla başlanması, ana yemeklerde ağır yemeklerin değil de mümkünse ızgara, tavuk gibi besinlerin tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Tatlı seçiminde de mümkünse sütlü tatlıları kesinlikle tavsiye etmekteyiz" ifadelerini kullandı.
17 Şubat 2026 Salı - 13:43
Ramazan’da en sık yapılan 3 beslenme hatası: "Yetersiz su, sahur yapmama ve hızlı iftar"
Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Sinem Şahin Yazıcı, Ramazan öncesi yaptığı açıklamada ’yetersiz su tüketimi, sahurun atlanması ve iftarda aşırı-hızlı yemek’ yenilmesinin en sık yapılan üç hata olduğunu belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Diyetisyen Sinem Şahin Yazıcı, Ramazan ayı öncesinde sağlıklı beslenmeye ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ramazan’da yapılan en büyük üç hataya dikkat çeken Şahin, özellikle su tüketimi, sahur öğünü ve iftardaki beslenme düzeni konusunda uyarılarda bulundu. "İftar ile sahur arasında mutlaka yaklaşık 10–12 bardak su tüketilmeli" Ramazan’da yapılan en büyük üç hatadan ilkinin su tüketiminin yetersiz olması olduğunu vurgulayan Yazıcı, "Uzun süreli açlık ve susuzluk nedeniyle vücutta ciddi su ve mineral kayıpları yaşanır. Bu nedenle iftar ile sahur arasında mutlaka yaklaşık 10–12 bardak su tüketilmelidir. Su tüketimine özellikle dikkat edilmelidir. İkinci önemli hata sahur yapmamaktır. Sahur, günü daha sağlıklı ve enerjik geçirmek için büyük önem taşır. Bu öğünde sağlıklı ve dengeli besinler tercih edilmelidir. Sahur yapılmadığında 12–13 saatlik açlık süresi 20 saate kadar uzayabilir. Bu durum kan şekerinin aşırı düşmesine, günün verimsiz geçmesine ve uzun vadede metabolizmanın yavaşlayarak kilo artışına neden olabilir. Üçüncü hata ise iftarda aşırı ve hızlı besin tüketmektir. Uzun süren açlığın ardından çok hızlı yemek yemek ve ihtiyaçtan fazla porsiyon tüketmek sindirim sorunlarına yol açabilir. Ayrıca yağlı, ağır ve şekerli yiyecekleri tercih etmek de kilo artışına ve kan şekeri dengesinin bozulmasına neden olabilir" diye konuştu. "Sahurda yumurta uzun süreli tok tutar" Yazıcı, günün daha kaliteli geçirilmesi için sahurun kahvaltı öğünü gibi düşünülmesi gerektiğini söyledi. Ramazan’da protein tüketiminin kas kayıplarını önlemek ve metabolizmayı hızlandırmak açısından çok önemli olduğuna dikkat çeken Şahin, protein içeriği yüksek beslenilmesi gerektiğini ifade etti. Sahurda uzun süre tok tutacak besinlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, "Yumurtayı mutlaka tüketmeliyiz. Özellikle haşlanmış olarak tercih edilirse pişirme yöntemi açısından daha uygun olacaktır" dedi. Peynir çeşitlerinin iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu belirten Şahin, tuz tüketimini azaltmak için peynirlerin akşamdan suda bekletilebileceğini kaydederek, "1–2 dilim peyniri bu şekilde daha az tuzlu hâle getirebiliriz. Tuz tüketiminin fazla olması gün içinde çok fazla susamamıza neden olabilir" diye konuştu. Sahurda zeytin yerine ceviz tercih edilebileceğini aktaran Şahin, ekmek seçiminde ise beyaz ekmek ya da pide yerine tam tahıl ürünlerinden yapılan ekmeklerin tercih edilmesini önerdi. Bu sayede daha uzun süre tokluk sağlanabileceğini belirten Şahin, Ramazan’da sebze ve meyve tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Mevsimine uygun bol yeşillik tüketilmesi ve bir adet taze meyve tercih edilmesinin doğru olacağını; içecek olarak süt ve ayranın tercih edilebileceğini belirten Şahin, çayın ise çok önerilmediğini vurguladı. Şahin, "Hem besin değerinin azalmaması hem de vücuttan fazla su atımına engel olmak adına çayı çok önermiyoruz. İlla içilecekse sahurdan 15–20 dakika sonra ve açık şekilde tüketilebilir" şeklinde konuştu. "İftarda başlangıç yaptıktan sonra 10–15 dakika ara verilmesi gerekiyor" İftarda geleneksel olarak hurma ile başlanabileceğini ancak miktarın abartılmaması gerektiğini kaydeden Diyetisyen Sinem Şahin Yazıcı, ayrıca şu bilgileri verdi: "Şeker oranı yüksek olduğu için bir tane hurma ve bir bardak suyla iftar açılabilir. Sonrasında çorbayla iyi bir başlangıç yapılabilir ancak çok yağlı, kremalı ve un oranı yüksek çorbalar tercih edilmemelidir. Mercimek, tarhana ve ezogelin gibi geleneksel çorbalar iyi bir başlangıç olacaktır. Başlangıç yaptıktan sonra 10–15 dakika ara verilmesi beynin tokluk sinyali alması için gereklidir. Bu arada ev içinde kısa bir yürüyüş yapılabilir ya da namaz kılınabilir, ardından ana yemeğe geçmek daha uygun olacaktır. Ana yemekte aşırıya kaçılmamalıdır. Haftada 2–3 gün etli ya da kıymalı sebze yemeği olabilir, bir gün bitkisel protein kaynağı olan kuru baklagillere yer verilebilir, diğer günlerde ise tavuk, balık ve kırmızı et tercih edilebilir. Ramazan’da balık genellikle az tercih edilir ancak çok iyi bir omega-3 kaynağı olduğu için tüketimine özen gösterilmelidir. Yemeklerin yanında bol salata olmalıdır. Ramazan pidesinden tamamen vazgeçin demiyoruz ancak tüketim 1–2 dilimle sınırlı kalmalıdır."
17 Şubat 2026 Salı - 13:40
Ağız ve diş sağlığı merkezinde Ramazan mesaisi başladı
Adıyaman Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde (ADSM), Ramazan ayı boyunca vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay erişebilmesi amacıyla gece poliklinik uygulaması başlatıldı. Adıyaman Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi bünyesinde hayata geçirilen uygulama kapsamında, Ramazan ayı süresince 16.00-22.30 saatleri arasında randevu alınarak muayene olunabilecek. Vatandaşların randevu oluşturabileceği kanallar ise Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) mobil uygulaması, MHRS internet sitesi ve ALO 182 hattı olarak açıklandı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Başhekim Abdullah Yaman, Ramazan ayında ağız ve diş sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek vatandaşları gece poliklinik hizmetinden yararlanmaya davet etti. Başhekim Yaman, "Ramazan ayı boyunca da vatandaşlarımızın ağız ve diş sağlığını korumaları büyük önem taşıyor. Bu nedenle gece poliklinik hizmetimizi başlattık. Tüm vatandaşlarımızı randevu oluşturarak hizmetlerimizden faydalanmaya davet ediyoruz. Sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan geçirmenizi diliyorum" diye konuştu.
17 Şubat 2026 Salı - 13:20
Ramazan ayında su tüketimi ve sakin yeme uyarısı
Ramazan ayının sağlıklı geçirilebilmesi için önemli uyarılarda Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli Diyetisyen Emine Ayvaz, sahurda hamur işleri ve yağlı yemeklerden uzak durulması gerektiğini, iftarda sakin ve sindirerek yemek yenilmesini, meyve ve yağlı tohumlar ile bağırsakların hızlandırılmasını ve günde 2-2,5 litre su içilmesinin gerektiğini anlattı. Ramazan ayında beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle uzmanlar sağlıklı beslenmenin yollarını anlattı. Ramazan ayıyla birlikte oruç tutarken öğün sayısının azalsa da yemek çeşitliliğinin hiç olmadığı kadar arttığını söyleyen Diyetisyen Emine Ayvaz; "Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde 2 ana öğünü tamamlamak gerekir. 1. Ana öğün sahurdur. Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu göz ardı edilmemelidir. Eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahurda hafif bir kahvaltı yahut protein içeriği yüksek bir çorba ve salata kombinasyonu uygun olacaktır" dedi. "İftarda sakin ve sindirerek yemek yenilmeli" Ramazan ayında yapılan en büyük hatalarından birisinin de iftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarı olduğunu belirten Ayvaz; " İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Tokluk hormonu yemekten 15-20 dk sonra salgılanmaya başlar. Eğer yemeğimizi çok hızlı tüketirsek tokluk hissine ulaşana kadar ihtiyacımızın çok daha fazlası besin tüketmiş oluruz. Ayrıca midede rahatsızlık oluşturmaması adına yemeğe 1 kepçe çorba ile başladıktan 10 dakika sonra az yağlı ızgara, haşlama, fırında ya da buğulama olarak hazırlanmış yemekler ile devam edilmelidir. Tatlı seçiminizi iftardan hemen sonra yapmak yerine, birkaç saat sonra ara öğünde tercih etmeniz önerilir. Ağır, şerbetli tatlılar yerine ekşimsi meyveler ve bol tarçınlı az şekerli sütlü tatlılar daha uygun olur" diye konuştu. "İftardan sonra her yarım saatte bir birer bardak su içmeye özen gösterilmeli" Ramazanda bağırsak hareketlerinin yavaşlaması neticesinde kabızlık görülebileceğini bunun için de iftardan bir saat sonra yarım saatlik yürüyüşler, yemeklerde lif oranı yüksek yiyecekler ve ara öğünlerde taze meyve, ceviz, fındık, badem gibi çiğ kuru yemişler tercih edilmesinin sindirime yardımcı olacağını belirten Diyetisyen Emine Ayvaz, "Günde ortalama en az 2-2,5 litre su içmeye ve susama hissi duymasanız bile iftardan sonra her yarım saatte bir birer bardak su içmeye özen gösteriniz. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de ayran, sade soda, rezene ve kekik gibi sindirime yardımcı bitki çayları tercih edebilirsiniz. Yemekle fazla tuz tüketmek susuzluğun daha fazla hissedilmesine neden olur. Bu nedenle özellikle sahurda olmak üzere oruç boyunca tuzlu yiyeceklerden uzak durarak tuz tüketimine dikkat etmenizde fayda vardır. Ek olarak; kronik rahatsızlığı olup düzenli ilaç kullanması gereken hastalar oruç tutmak için mutlaka hekimine danışmalı ve bir diyetisyen takibinde oruç tutmalıdır" şeklinde konuştu.
17 Şubat 2026 Salı - 12:16
Uzmanından sağlıklı Ramazan uyarısı
Kartepe Belediyesi bünyesinde hizmet veren diyetisyenler, Ramazan ayı boyunca vatandaşlara sağlıklı beslenme konusunda danışmanlık yapmayı sürdürecek. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği ücretsiz diyetisyenlik hizmeti, karışıklığı önlemek amacıyla randevu sistemiyle yürütülüyor. Başvuruda bulunanların vücut analizleri ve ölçümleri yapıldıktan sonra kişinin yaşam tarzı ve sağlık durumuna uygun beslenme listeleri hazırlanıyor. Diyetisyen Rüveyda Özakbulut, oruç tutarken sağlığın korunması için beslenme düzenine dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Tokluk süresini uzatmak için sahurda yumurta, lor peyniri ve tam buğday ekmeği gibi protein ve lif oranı yüksek gıdaların tüketilmesini öneren Özakbulut, "İftarda oruç açılıp çorba içildikten sonra yemeğe 15 dakika ara verilmelidir. Bu yöntem, mide kramplarını ve ani şeker yükselmesini önler. Uzun süreli açlıkta vücudun susuz kalmaması için iftar ile sahur arasında su tüketimi zamana yayılmalı, asitli içeceklerden kaçınılmalıdır" ifadelerini kullandı. Köseköy Mahallesi Şehit Mahmut Demirel Yüzme Havuzu ve Emekevler Genç Akademi’de hizmet veren birimlerden yararlanmak isteyen vatandaşların, belediyenin iletişim numaraları üzerinden randevu oluşturabileceği bildirildi.
17 Şubat 2026 Salı - 12:06
Kırklareli’nde hastaneye ilk hibe desteği
Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Trakya Kalkınma Ajansı 2025 Yılı Teknik Destek Programı-01 kapsamında başvurusu yapılan ve hastane bünyesinde ilk kez hibe desteği almaya hak kazanan "Sağlıkta Akıllı Veri Yönetimi: İleri Excel Eğitimi ile Ortak Dil ve Sürdürülebilirlik" başlıklı projenin eğitimleri 16 Şubat 2026 itibarıyla başladı. Beş gün sürecek eğitim programının açılışında İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Cerit ile Hastane Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Zeliha Türkyılmaz konuşma yaptı. Projeyle, il genelindeki kamu sağlık kurumları ile hastanede görev yapan sağlık profesyonellerinin veri yönetimi becerilerinin geliştirilmesi hedeflendiği, eğitimlerle birlikte sağlık hizmetlerinde sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi ve kurumlar arasında ortak bir veri dili oluşturulmasının amaçlandığı bildirildi. Programın, sağlık alanında kurumsal kapasitenin artırılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder