SAĞLIK
09 Nisan 2026 Perşembe - 08:23 Yüksekova Devlet Hastanesine 10 uzman hekim atandı HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Yüksekova Devlet Hastanesi’ne 10 yeni uzman hekimin atanmasıyla birlikte hastanedeki toplam uzman hekim sayısı 60’a ulaştı. İlçede farklı branşlarda göreve başlayan uzman hekimler arasında kardiyoloji, genel cerrahi, kulak burun boğaz, ortopedi ve travmatoloji, ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk sağlığı ve hastalıkları, dahiliye, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi ile üroloji alanları yer alıyor. Yeni atamalarla birlikte hastanede poliklinik hizmetlerinin daha düzenli yürütülmesi, randevu sürelerinin kısalması ve çevre illere yapılan sevklerin azalması bekleniyor. Özellikle kronik hastalıklar ve acil müdahale gerektiren branşlarda yaşanan yoğunluğun hafiflemesiyle birlikte vatandaşların kendi ilçelerinde daha kapsamlı sağlık hizmeti alabilmesi mümkün hale gelecek. Yeni göreve başlayan hekimler arasında İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Kübra Karabıçak, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Mert Demirci, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülümse Oruçoğlu Başka, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe İncekürk Kızılca, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsra Yıldırım, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Aytaç Alten, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mehmet Salih Parça, Üroloji Uzmanı Dr. Emrecan Gökşin, Tabip Dr. Ahin Azak ve Kardiyoloji Uzmanı Dr. Tugay İbradi bulunuyor. Hastane yönetimi, yeni atamalarla birlikte hem poliklinik hizmetlerinin hızlanacağını hem de sevk oranlarının azalacağını belirtti.
09 Nisan 2026 Perşembe - 07:53 Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde değişiklik Resmi Gazete’de Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yenilenen yönetmelikte; aile sağlığı merkezlerinin kamu sağlık kuruluşu olduğu belirtildi. Hizmet mekanına ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi ve aile hekimliği birimlerince aile sağlığı merkezindeki ortak kullanılan malzemelerin aile sağlığı merkezine ait olduğu belirlendi. Hizmet sunumunda ihtiyaçtan dolayı tereddütsüz temin edilen ve zaten kullanılan tıbbi cihaz ile sarf malzemeler daha açık şekilde listelenerek asgari tıbbi cihaz ve malzemelerde güncelleme yapıldı. Aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edildi Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edilecek. Aile hekimi olarak görev yapmakta iken askerlik veya doğum nedeniyle uygulamadan ayrılmak zorunda kalan hekimlerin uygulamaya dönmek istediklerinde öncelik hakları bulunacak. Bu öncelik hakkının kullanımı sırasında yönetmelik hükmünün farklı şekilde yorumlanması neticesinde uygulama farklılıkları görüldüğünden bu hakkın kullanımı için şartlar detaylı olarak açıklanacak ve öncelik hakkının kullanımı için başvuruya yeterli süre tanınacak. Sağlıkta şiddetin önlenmesi adına yönetmelikte yeni bir düzenleme yapıldı Hem sağlık çalışanını korumak hem de vatandaşın hizmet alımını engellememek amacıyla; şiddet durumunda vatandaşın aile hekimi kayıt değişikliğinin öncelikle farklı bir aile sağlığı merkezine yapılması, ikametgahına yakın farklı aile sağlığı merkezi yok ise aynı aile sağlığı merkezindeki başka bir aile hekimliği biriminin seçileceği hususu yönetmelikte düzenlendi. Birinci aşama uyum eğitimlerinin ilk üç ayda tamamlanması zorunlu oldu Aile hekimliği uygulamasına geçiş sürecinin hızlandırılması için tüm aile hekimliği çalışanlarının bu süreçte aldığı temel eğitimleri uygulamaya geçişten sonra da alabilmesine imkan sağlanacak; ancak birinci aşama uyum eğitimlerini kişinin yerleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde tamamlaması zorunluluğu getirilecek. Yönetmelikte ayrıca, Sağlık Bakanlığı’na ait Aile Hekimliği Bilgi Sistemi’nin kullanımına ve bu sisteme geçiş sürecine ilişkin düzenlemeye yer verildi. Aile sağlığı merkezinde dört hekim yerine her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi Aile sağlığı merkezlerinde birim sayısına göre oluşturulan "aşılama ve bebek/çocuk izlemleri odası" ile "gebe izlem ve üreme sağlığı odası" kriterlerinde düzenleme yapılarak her dört hekim için değil, her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi. Uygulamada sıklıkla oda sayısının fazla olduğu ve bu odaların kullanılmadığı gözlemlendiğinden bu odaların "aile hekimliği birimi" olarak sisteme katkı sunmasının sağlanması amaçlanacak.
Erken tanı, güçlü yaşam: Her 8 kadından biri risk altında
30 Ekim 2025 Perşembe - 09:54 Erken tanı, güçlü yaşam: Her 8 kadından biri risk altında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Uğur Coşkun, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin 8 kadından 1’inde geliştiğini aktardı. Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Uğur Coşkun, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla İhlas Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu vurgulayan Coşkun, hayat boyu her 8 kadından 1’inde meme kanseri geliştiğini belirtti. Aynı zamanda Coşkun, hastalığın teşhis, cerrahi ve ilaç tedavilerinde son yıllarda büyük ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti. Türkiye’de dünyadaki güncel tüm gelişmelerin artık hastalara uygulandığını belirten Coşkun, geçmişte birçok hastanın memesinin tamamen alınması gerekirken, günümüzde bazı hastaların memesini koruyabildiklerini kaydetti. "Lenf bezelerini temizlemeye gerek kalmadan tanı koyabiliyoruz" Koltuk altı lenf bezlerinin tamamının çıkarılmasının geçmişte yaygın bir uygulama olduğuna değinen Coşkun, "Artık ‘sentinal lenf nodu örneklemesi’ dediğimiz yöntem sayesinde, koltuk altındaki tüm lenf bezelerini temizlemeye gerek kalmadan tanı koyabiliyoruz. Böylece hastalarda kolda şişlik ve ağrı gibi sorunlar büyük ölçüde önleniyor" ifadelerini kullandı. Bölgesel olarak ilerlemiş meme kanserlerinde, onkolojide son yılların en dikkati çeken tedavi seçeneklerinden biri olan immünoterapinin cerrahi öncesi dönemde oldukça etkili olduğuna işaret eden Coşkun, bu tedavinin yakın dönemde Türkiye’de geri ödeme kapsamına alındığını, hastaların ilaç giderlerinin devlet tarafından karşılandığını dile getirdi. "Meme kanseri pek çok hasta için kronik bir hastalık haline geldi" Hastalığın ileri evrelerinde de tedavi seçeneklerinin genişlediğini aktaran Coşkun, "Evre, 4 meme kanseri tanısı alan hastalarda artık sadece kemoterapi değil, birçok akıllı ilaç da kullanılabiliyor. Bu sayede meme kanseri pek çok hasta için kronik bir hastalık haline geldi" diye konuştu. "Hiçbir hasta umutsuzluğa kapılmasın, tıbbi onkoloji uzmanına danışsın" Yayılmış meme kanserli hastalarda tümörlerde yapılan moleküler analizlerin, hedefe yönelik tedavi imkanlarını artırdığını belirten Prof. Dr. Coşkun, "Bazı hastalarda bu tedaviler sayesinde şifa elde etmek mümkün. Bu nedenle hiçbir hastamız umutsuzluğa kapılmasın, mutlaka bir tıbbi onkoloji uzmanına danışsın" çağrısında bulundu.
Yeni doğum yapan her 10 anneden 7’si lohusa depresyonu yaşıyor
30 Ekim 2025 Perşembe - 08:57 Yeni doğum yapan her 10 anneden 7’si lohusa depresyonu yaşıyor Uzman Psikolog Tuğçe Denizgil Evre, doğum sonrası dönemde annelerin yaklaşık yüzde 50 ila 70’inde görülen lohusa depresyonunun, iki yıla kadar sürebileceğini ve tedavi edilmemesi halinde anne ve bebek için ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Dünyaya bir bebek getirmek çoğu zaman tarifsiz bir mutluluk olarak görülse de birçok anne için bu süreç duygusal olarak oldukça zorlu geçebiliyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesinde Uzman Psikolog Tuğçe Denizgil Evre, doğum sonrası dönemde kadınların ruh halindeki değişikliklerin bazen lohusa depresyonuna işaret edebileceğini söyledi. Doğumdan sonraki ilk altı hafta içinde sinsice başlayan ve birkaç ay sürebilen bu depresyonun, kimi zaman bir ila iki yıla kadar uzayabildiğini belirten Uzm. Psk. Denizgil Evre, durumun hormonal, psikolojik ve sosyal etkenlerin birleşimiyle ortaya çıktığını vurguluyor. Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron hormonlarının doğumla birlikte ani düşüşü, tiroit bozuklukları ya da B9 vitamini eksikliğinin lohusa depresyonunda etkili olabileceğini ifade etti. Yeni doğum yapan annelerin yaklaşık yüzde 50 ila 70’inde görülen lohusa depresyonunun genellikle iki ay sürdüğünü söyleyen Uzm. Psk. Tuğçe Denizgil Evre, "Yeni annenin kafası karışıktır; sık sık ağlama nöbetleri geçirebilir, dikkatini toplayamaz ve vücudundaki her noktanın ağrıdığını hissedebilir. Ancak belirtiler on günden uzun sürüyorsa profesyonel destek gerekir" dedi. Psikolojik ve sosyal değişimler lohusa depresyonunda belirleyici Doğum yapan tüm kadınlarda hormonal değişiklikler görülürken, stres, kişiler arası ilişkiler ve sosyal destek düzeyi de bu süreçte belirleyici olabiliyor. Hayatlarını kendilerinden çok dış faktörlerin yönettiğini düşünen annelerin depresyon açısından daha yüksek risk altında olduğunu ifade eden Uzman Psikolog Tuğçe Denizgil Evre, doğumdan sonraki üç gün içinde hormonların hamilelik öncesi seviyeye döndüğünü, ancak bebek sahibi olmanın beraberinde getirdiği psikolojik ve sosyal değişikliklerin depresyon riskini artırabileceğini söyledi. Lohusa depresyonunun belirtilerinin çok yönlü olabileceğini belirten Uzm. Psik. Tuğçe Denizgil Evre, şiddetli hüzün, boşluk hissi, aşırı yorgunluk, enerji kaybı, sosyal çevreden uzaklaşma, bebeğini yeterince sevemediği düşüncesi ve bebeğe zarar verme korkusunun yaygın belirtiler arasında yer aldığını söyledi. "Anneler konsantrasyon güçlüğü, bellek zayıflığı, panik atak, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk, bebekle ilgilenmek istememe hatta bebeği öldürmek isteme gibi duygular yaşayabilir" diyen Uzm. Psk. Denizgil Evre, bu dönemde suçluluk, değersizlik, umutsuzluk hissi ve intihar düşüncelerinin dahi görülebileceğini vurguladı. Mutlaka doktora başvurulmalı Her kadında farklı şiddette seyredebildiğini belirttiği lohusa depresyonunun tedavisinde, doktor kontrolünde ilaç kullanımı ve destek gruplarına katılımın etkili olabileceğini söyleyen Uzm. Psk. Tuğçe Denizgil Evre, "Emziren anne depresyondaysa doktor kontrolünde ilaç kullanabilir" dedi. Tedavi edilmediği takdirde lohusa depresyonunun hem anne hem de bebek için tehlikeli olabileceğini hatırlatan Uzm. Psk. Denizgil Evre, "Yeni doğum yapan anneler günlük durumlarla başa çıkamıyor, kendisine veya bebeğe zarar vermeyi düşünüyor ve günün çoğunu aşırı endişeli, korkmuş ya da panik halinde geçiriyorsa mutlaka profesyonel yardım almalıdır. Lohusalık döneminde annenin yanında anlayışlı, tecrübeli ve destekleyici bir yetişkin bulunması çok önemlidir. Anne, bu duygusal sıkıntıların geçici olacağı yönünde bilgilendirilmeli ve cesaretlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.
Nöroloji uzmanından inmeye karşı uyarı: "Erken müdahale felci önler"
29 Ekim 2025 Çarşamba - 17:58 Nöroloji uzmanından inmeye karşı uyarı: "Erken müdahale felci önler" Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yılmaz, "Beyin dokusu oksijensiz kaldığı her dakika milyonlarca sinir hücresi kaybedilir. Bu nedenle inme, zamanla yarışılan bir hastalıktır. Dakikalar, hatta saniyeler bile fark oluşturur" dedi. Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yılmaz, inmede erken müdahalenin önemine dikkat çekerek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Yılmaz, inmenin beyne giden kan akışının aniden durması veya azalması sonucu beyin dokusunun oksijensiz kalmasıyla meydana geldiğini belirterek, "Beyin dokusu oksijensiz kaldığı her dakika milyonlarca sinir hücresi kaybedilir. Bu nedenle inme, zamanla yarışılan bir hastalıktır. Dakikalar, hatta saniyeler bile fark oluşturur. Yüzde kayma, kolda güçsüzlük, konuşma bozukluğu, görme kaybı ve denge kaybı en önemli belirtilerdir. Bu bulgulardan biri bile varsa, hiç vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken müdahale felci önler" İnmenin erken fark edilip doğru merkeze ulaştırıldığında tedavi edilebilir olduğunu belirten Yılmaz, "Damar açıcı ilaç veya anjiyo ile pıhtının çıkarılması sayesinde hasta felç kalmadan veya konuşma kaybı yaşamadan hayatına devam edebilir. Ne yazık ki belirtiler geçici olduğu için birçok kişi ‘biraz dinleneyim geçer’ düşüncesiyle hastaneye geç başvuruyor. Bu da tedavi şansını azaltıyor. Erken müdahale felci önler" dedi. "Bolu, Batı Karadeniz’in güçlü inme merkezi" Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Reha Tolun İnme Merkezi’nin yalnızca Bolu’ya değil, Zonguldak, Bartın, Düzce, Karabük ve Kastamonu illerine de hizmet verdiğini söyleyen Yılmaz, merkezin 7/24 esasına göre çalıştığını ve ileri teknolojiye sahip görüntüleme sistemleriyle donatıldığını vurguladı. Vatandaşlara çağrıda bulunan Doç. Dr. Murat Yılmaz, "İnme önemli bir acildir. En ufak bir belirtiyi fark ettiğinizde beklemeyin. Erken müdahale hayat kurtarır, 112’yi arayın" dedi.
Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem
29 Ekim 2025 Çarşamba - 12:39 Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde iki hastaya ilk kez uygulanan ablasyon işlemi başarıyla tamamlandı. Her iki hasta da sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde ilk defa ablasyon işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir tarafından yapılan işlemle, kalp ritim bozukluğu tanısı konulan iki hastanın tedavisi tamamlandı. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen uygulamada, Supraventriküler Taşikardi (SVT) tanısı koyulan hastalarda EPS (Elektrofizyolojik Çalışma) yöntemiyle ritim bozukluğuna neden olan odaklar belirlendi. Bu odaklara ablasyon tedavisi uygulanarak yakma işlemiyle tedavi tamamlandı. Her iki hasta da sağlıklı şekilde taburcu edildi. Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir, "Geçen hafta ilk defa iki hastamıza Supraventriküler taşikardi tanısı yani bir ritim bozukluğu tanısı koyduk. Bu hastalarımızı EPS yöntemiyle ritim bozukluğu odaklarını bulduk. Ablasyon tedavisiyle de yakma işlemiyle tedavilerini tamamladık. Çok şükür hastalarımızı sağlıklı bir şekilde taburcu ettik. 2026 yılında Kriyoablasyon ve üç boyutlu cihazla ablasyon gibi cihazlarla farklı tedavi yöntemlerini uygulamayı planlıyoruz. 6 ay boyunca Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi’nde aritmi eğitimi almamı sağlayan başta Doktor Abdülkadir Uslu olmak üzere bu süre boyunca bana eğitimde destek veren Dr. Mehmet Çelik, Dr. Serdar Demir, Dr. Kamil Gürçen, Dr. Gültekin Gülhandemir hocalarıma teşekkür ederim. Bunun yanında ilk aldığım vakalarda yanımda bilgisiyle destek veren Ege Üniversitesi Kardiyoloji’den Dr. Bekir Serhat Yıldız’a ve hastanemiz başhekimi Dr. Serkan Saka’ya malzeme temini konusunda her türlü desteği verdiği için teşekkür ederim" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde, 2026 yılı itibarıyla Kriyoablasyon ve 3 boyutlu haritalama sistemli ablasyon gibi ileri teknolojik cihazlarla farklı tedavi yöntemlerinin de uygulanmaya başlanması planlanıyor. Bu sayede ritim bozukluklarının tedavisinde başarı oranının daha da artırılması hedefleniyor.
Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem
29 Ekim 2025 Çarşamba - 12:35 Kalp ritim bozukluğunda yeni dönem Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde iki hastaya ilk kez uygulanan ablasyon işlemi başarıyla tamamlandı. Her iki hasta da sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde ilk defa ablasyon işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir tarafından yapılan işlemle, kalp ritim bozukluğu tanısı konulan iki hastanın tedavisi tamamlandı. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen uygulamada, Supraventriküler Taşikardi (SVT) tanısı koyulan hastalarda EPS (Elektrofizyolojik Çalışma) yöntemiyle ritim bozukluğuna neden olan odaklar belirlendi. Bu odaklara ablasyon tedavisi uygulanarak yakma işlemiyle tedavi tamamlandı. Her iki hasta da sağlıklı şekilde taburcu edildi. Doç. Dr. İbrahim Halil Özdemir, "Geçen hafta ilk defa iki hastamıza Supraventriküler taşikardi tanısı yani bir ritim bozukluğu tanısı koyduk. Bu hastalarımızı EPS yöntemiyle ritim bozukluğu odaklarını bulduk. Ablasyon tedavisiyle de yakma işlemiyle tedavilerini tamamladık. Çok şükür hastalarımızı sağlıklı bir şekilde taburcu ettik. 2026 yılında Kriyoablasyon ve üç boyutlu cihazla ablasyon gibi cihazlarla farklı tedavi yöntemlerini uygulamayı planlıyoruz. 6 ay boyunca Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi’nde aritmi eğitimi almamı sağlayan başta Doktor Abdülkadir Uslu olmak üzere bu süre boyunca bana eğitimde destek veren Dr. Mehmet Çelik, Dr. Serdar Demir, Dr. Kamil Gürçen, Dr. Gültekin Gülhandemir hocalarıma teşekkür ederim. Bunun yanında ilk aldığım vakalarda yanımda bilgisiyle destek veren Ege Üniversitesi Kardiyoloji’den Dr. Bekir Serhat Yıldız’a ve hastanemiz başhekimi Dr. Serkan Saka’ya malzeme temini konusunda her türlü desteği verdiği için teşekkür ederim" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde, 2026 yılı itibarıyla Kriyoablasyon ve 3 boyutlu haritalama sistemli ablasyon gibi ileri teknolojik cihazlarla farklı tedavi yöntemlerinin de uygulanmaya başlanması planlanıyor. Bu sayede ritim bozukluklarının tedavisinde başarı oranının daha da artırılması hedefleniyor.
Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır"
29 Ekim 2025 Çarşamba - 09:49 Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır" Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, Dünya İnme Günü’nde inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeker, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır" dedi. Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, inme, felç veya tıp tabiriyle serebrovasküler hastalıkların, halk arasında felç olarak bilinen, ani gelişen vücutta konuşma bozukluğu, anlama güçlüğü, bir tarafta güçsüzlük, hissizlik, yürüyememe veya ağız kayması gibi bulgulara yol açan bir beyin damar hastalığı olduğunu söyledi. Bu hastalığın en sık görülen alt tipi, damar tıkanıklığına bağlı gelişen iskemik inme olup, tüm inme vakalarının yaklaşık yüzde 80-85’ini oluşturduğunu belirten Dr. Ala, diğer tipi ise damar yırtılmasına bağlı olarak ortaya çıkan hemorajik (kanamalı) inme olup yüzde 10-15 oranında görüldüğünü ifade etti. Ala, inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dikkat çekerek, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bazı tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için hastanın çok erken fark edilip, 112’nin haberdar edilmesi ve hastaneye erken ulaştırılması gerekir. Özellikle ilk 4-5 ve 6 saat içinde hastaneye başvurulması büyük önem taşır. Bu süre aşıldığında bazı tedavi imkanlarından faydalanmak mümkün olmayabilir" dedi. Özellikle tedavisine dikkat etmeyen hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği olan kişiler ile sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu söyleyen Ala, "Bunun yanında değiştirilemeyen risk faktörleri de vardır; yaş, cinsiyet ve ırk gibi. Yaş ilerledikçe inme görülme sıklığı artar, ayrıca kadınlarda bir miktar daha fazla rastlanır. İnme durumunda kesinlikle su dökmek, ilaç vermek veya başka bir müdahale yapmak doğru değildir. Yapılması gereken tek şey, vakit kaybetmeden 112’yi aramaktır. Erken müdahalenin önemi büyüktür. Çünkü ilk 6 saat içinde hastaneye ulaşan hastalara. Damar yoluyla pıhtı çözücü ilaç tedavisi uygulanabilir. Anjiyo yöntemiyle tıkalı damarlar açılabilir. İnmeden korunmak için ilaçlarımızı düzenli kullanmalı, hareketsiz yaşamdan kaçınmalı, fiziksel olarak aktif olmalı, obeziteden uzak durmalı ve tütün ile alkolden kesinlikle kaçınmalıyız. Peki inmeyi nasıl tanıyacağız? En önemli nokta ani gelişim göstermesidir. Ani konuşma bozukluğu (konuşamama, anlamsız konuşma veya karşısındakini anlayamama), görme kaybı veya bulanıklığı, vücudun bir tarafında güçsüzlük veya hissizlik, denge kaybı, yürürken sendeleme, bulantı ve kusma gibi belirtiler inmeyi düşündürür. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112 aranmalıdır" diye konuştu.
Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır"
29 Ekim 2025 Çarşamba - 09:44 Dünya İnme Günü’nde uzmanından uyarı: "İnme, kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır" Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, Dünya İnme Günü’nde inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeker, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır" dedi. Nöroloji Uzmanı Dr. Mansur Ala, inme, felç veya tıp tabiriyle serebrovasküler hastalıkların, halk arasında felç olarak bilinen, ani gelişen vücutta konuşma bozukluğu, anlama güçlüğü, bir tarafta güçsüzlük, hissizlik, yürüyememe veya ağız kayması gibi bulgulara yol açan bir beyin damar hastalığı olduğunu söyledi. Bu hastalığın en sık görülen alt tipi, damar tıkanıklığına bağlı gelişen iskemik inme olup, tüm inme vakalarının yaklaşık yüzde 80-85’ini oluşturduğunu belirten Dr. Ala, diğer tipi ise damar yırtılmasına bağlı olarak ortaya çıkan hemorajik (kanamalı) inme olup yüzde 10-15 oranında görüldüğünü ifade etti. Ala, inmenin çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dikkat çekerek, "Çünkü kalıcı sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci, ölüme neden olan hastalıklar arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Ancak inme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bazı tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için hastanın çok erken fark edilip, 112’nin haberdar edilmesi ve hastaneye erken ulaştırılması gerekir. Özellikle ilk 4,5 ve 6 saat içinde hastaneye başvurulması büyük önem taşır. Bu süre aşıldığında bazı tedavi olanaklarından faydalanmak mümkün olmayabilir" dedi. Özellikle tedavisine dikkat etmeyen hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği olan kişiler ile sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu söyleyen Ala, "Bunun yanında değiştirilemeyen risk faktörleri de vardır; yaş, cinsiyet ve ırk gibi. Yaş ilerledikçe inme görülme sıklığı artar, ayrıca kadınlarda bir miktar daha fazla rastlanır. İnme durumunda kesinlikle su dökmek, ilaç vermek veya başka bir müdahale yapmak doğru değildir. Yapılması gereken tek şey, vakit kaybetmeden 112’yi aramaktır. Erken müdahalenin önemi büyüktür. Çünkü ilk 6 saat içinde hastaneye ulaşan hastalara. Damar yoluyla pıhtı çözücü ilaç tedavisi uygulanabilir. Anjiyo yöntemiyle tıkalı damarlar açılabilir. İnmeden korunmak için ilaçlarımızı düzenli kullanmalı, hareketsiz yaşamdan kaçınmalı, fiziksel olarak aktif olmalı, obeziteden uzak durmalı ve tütün ile alkolden kesinlikle kaçınmalıyız. Peki inmeyi nasıl tanıyacağız? En önemli nokta ani gelişim göstermesidir. Ani konuşma bozukluğu (konuşamama, anlamsız konuşma veya karşısındakini anlayamama), görme kaybı veya bulanıklığı, vücudun bir tarafında güçsüzlük veya hissizlik, denge kaybı, yürürken sendeleme, bulantı ve kusma gibi belirtiler inmeyi düşündürür. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112 aranmalıdır" diye konuştu.
Doç. Dr. Recep Baydemir: "İnme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık"
28 Ekim 2025 Salı - 16:56 Doç. Dr. Recep Baydemir: "İnme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık" Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Baydemir ’Ekim Ayı İnme Farkındalık Ayı’ dolayasıyla açıklama yaptı. Doç. Dr. Öğretim Üyesi Recep Baydemir; İnmeyi önlemek için yapılması gerekenler konusunda farkındalık oluşturmak ve inmeye dikkat çekmek amacıyla yaptığı açıklamada; "29 Ekim’i Dünya İnme Günü olarak kutlamaktayız. İnme; halen dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada, sakat bırakan hastalıklar arasında ise ilk sırada yer almaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişi inme geçirmekte ve bunların 6 milyonu da hayatını kaybetmektedir. Her 2 saniyede 1 kişi inme geçirirken; 6 saniyede 1 kişi de inmeden hayatını kaybetmektedir" dedi. "İnme belirtilerine dikkat etmek gerekir" Doç. Dr. Baydemir; "İnmede; kol ve bacaklarda ani başlayan tek taraflı güçsüzlük ve/veya uyuşma, konuşma güçlüğü ve bozukluğu, yüzde asimetri, çift görme, dengesizlik ve bilinç seviyesindeki değişiklikler belirtiler arasında yer almaktadır. İnme riskinin azaltılmasında; tansiyon kontrolü, sigara kullanımının önlenmesi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve egzersiz ile kullanılan ilaçların doktor tavsiyesi ile alınması birincil yöntemlerdendir. İnme beyin damar hastalıklarında ani olarak ortaya çıkan ve çok hızlı tedavi gerektiren bir durum olması sebebiyle derhal sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Recep Baydemir; inme tedavisine ne kadar erken başlanırsa, iyileşme şansının o kadar yüksek olduğunu, son 20 yılda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile artık inmenin tedavi edilebilir bir hastalık haline geldiğine değindi. Doç. Dr. Baydemir; "İlk 4.5 saat içinde damar yoluyla verilen pıhtı eritici tedavi (Doku plazminojen aktivatörü-tPA) ve ilk 6 saatlik zaman diliminde (bazı durumlarda 24 saate kadar uzayabilir) uygulanan mekanik olarak pıhtı çıkarma işlemi (endovasküler trombektomi) ile hastalığa bağlı ölüm ve sakat kalma oranları anlamlı şekilde azaltma eğiliminde olduğu, tıkanan damar bölgesinde her bir dakikada yaklaşık 2 milyon sinir hücresi fonksiyonunu yitirmektedir. Bu nedenle amaç; inme vakalarının erken tanınması (Zaman=Beyin) ile uygun ileri tedavi merkezlerine yönlendirerek en kısa zamanda tıkanan damar bölgesindeki dolaşımın tekrar sağlanmasıdır" ifadelerini kullandı.
Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı
28 Ekim 2025 Salı - 14:46 Kanserle mücadele eden kadınlar yaşadıkları zorlu süreci anlattı Eskişehir’de "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi" değerlendirme toplantısında konuşan, Fatma Aktan ve Sevil Yılmaz, kanser mücadelesinde yaşadıkları zorlu süreci ve erken teşhisin önemini anlattı. Eskişehir Valiliği himayelerinde, Vali Hüseyin Aksoy’un eşi Hülya Aksoy koordinatörlüğünde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından uygulanan "Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi"ne ilişkin yıllık değerlendirme toplantısı, Valilik Yunus Emre Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıya Vali Hüseyin Aksoy, Hülya Aksoy, Eskişehir İl Sağlık Müdürü Yaşar Bildirici, bazı hastanelerin başhekimleri ve vatandaşlar katıldı. Proje hakkında bilgilerin paylaşıldığı toplantıda, kanserle mücadele eden kadınlar da kendi deneyimlerini aktardı. "Erken teşhisle yaşam kalitesini üst noktalara taşıyoruz" Toplantıda konuşan Vali Hüseyin Aksoy, projenin hedefine ulaştığını belirterek, "Ne kadar erken teşhis yapabilirsek, bu anlamda kadınlarımızın hem yaşam kalitesini üst noktalara taşımış oluyoruz. Topyekûn bir mücadele ile Eskişehir’de bir farkındalık oluşturduk. Tarama çalışmalarının sayılarında ciddi bir artışımız var" ifadelerini kullandı. "Yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu" Programda, hastalıkla mücadelesini anlatan Fatma Aktan, erken teşhisin hayatını kurtardığını belirterek tedavi sürecini şu sözlerle aktardı: "Üç güne hastaneye yatacağım, bir buçuk ay kadar ışın tedavisi alacağım. Işın tedavisinden sonra bir 10 yıl kadar da akıllı hap kullanmak gerekiyormuş. Nokta kadar küçük dahi olsa görülemeyebilirmiş. Bu tekrar büyüyüp yayılma ihtimali varmış. O yüzden de 10 yıl kadar bir akıllı hap kullanmam gerektiğini söyledi. Ondan sonra inşallah iyileşeceğim. Erken teşhisle, yaptırdığım bir mamografiyle hayatım kurtuldu. Bu çok önemli." "Hastalığım sırasında hayvanlarım yok edildi" Hastalık sürecinde yaşadığı bir diğer zorluğun da sokakta baktığı hayvanların kaybolması olduğunu belirten Aktan, "Ben bir hayvanseverim. Sokağımda baktığım hayvanlarım tam hastalığım sırasında yok edildi, öldürüldüklerini düşünüyorum. Ona çok üzüldüm. O dönemde kendi hastalığımın da biraz artışına sebebi oldu. O zamanlar, sonuçları da beklediğim için ona çok üzüldüm" dedi. "Kemoterapi zor bir süreç ama geçiyor" Hastalıkla bir senedir mücadele eden 50 yaşında ki Sevil Yılmaz ise kemoterapi sürecinin zorluğuna dikkat çekerek, "Geçen sene bu hastalıkla tanıştım. Bir senedir mücadele ediyorum. Ameliyat oldum, 16 kür kemoterapi aldım ve 20 gün ışın aldım. Çok şükür iyiyim şimdi. Öğrendiğiniz anda zaten yıkılıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş kabulleniyorsunuz. Kemoterapi tabii ki çok ağır, zor bir süreç. Kemoterapi hem psikolojik hem bedenen çok rahatsız ediyor ama geçiyor. Geçti çok şükür. İnşallah bundan sonra bir daha yaşamayız aynı şeyleri" şeklinde konuştu.