SAĞLIK
Muğla’da "kanser okuryazarlığı" seferberliği genç tıbbiyelerden önemli adım 04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06:15 Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında kurdukları stantla toplumu erken teşhis ve tarama yöntemleri konusunda bilgilendirdi. Kanserle mücadelede en güçlü silah olan "erken teşhis" konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Öğrencileri Birliği anlamlı bir etkinliğe imza attı. 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası dolayısıyla açılan "Kanser Okuryazarlığı Farkındalık Standı", vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Etkinliği ziyaret eden Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan, genç tıbbiyelilerle bir araya geldi. Yürütülen çalışmaları yerinde inceleyen Saruhan, toplum sağlığını koruma yolunda atılan bu adımları takdir ederek, öğrencilere teşekkürlerini iletti. Halk sağlığı sorunları arasında dünyada ve Türkiye’de kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanser, sadece sağlık değil, iş gücü kaybı ve ekonomik maliyetlerle de toplumu etkiliyor. Etkinliğin odak noktası olan kanser okuryazarlığı, bireylerin kanser risklerini bilmesi, belirtileri erkenden fark etmesi ve tarama programlarına aktif katılım sağlaması olarak tanımlanıyor. Stantta görev alan tıp öğrencileri, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri doğrultusunda Türkiye’de uygulanan ücretsiz tarama programları hakkında bilgiler paylaştı. 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir mamografi, yıllık klinik muayene ve aylık kendi kendine muayene. 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV-DNA ve Pap Smear testi. 50-70 yaş arası tüm bireylere 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi yapıldığına dikkat çekilerek farkındalık oluşturuldu. Birçok kanser türünün başlangıç aşamasında belirti vermediğine dikkat çeken uzman adayları, erken teşhisin tedavi başarısını yüzde 100’e yakın artırdığını vurguladı. Vatandaşların bu taramaları; Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Sağlıklı Hayat Merkezleri ve KETEM’lerde (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) tamamen ücretsiz olarak yaptırabileceği hatırlatıldı.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:03 Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası" Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten 59 yaşındaki Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kansere yönelik ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuna ilişkin konuşan 56 yaşındaki Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren 59 yaşındaki Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi 56 yaşındaki Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şuanki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5’i arasında" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı. (HK-SB-
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:00 Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü İstanbul Arel Üniversitesi ve Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen "Bağımlılık Sempozyumu", geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Dijitalleşen dünyada kumar, teknoloji ve madde bağımlılığını ele alan uzmanlar, ‘toplumsal farkındalık’ çağrısında bulundu. Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin, bağımlılığın gelişim sürecine dikkat çekerek, empati vurgusu yaptı. Şahin, "Hiç kimse bir sabah uyandığında bağımlı olmayı seçmez. Bu bir süreçtir" diyerek, doğru dinleme ve empatinin iyileştirici gücüne değindi. Geleceğin psikologlarına seslenen Şahin, beklenen toplumsal değişimin bizzat onların ellerinde yükseleceğini belirtti. "Bağımlılığa kaptırdığımız her genç, kaybedilmiş bir vatan toprağıdır" Yeşilay Büyükçekmece Şube Başkanı Recep Çalışkan, bağımlılıkla mücadeleyi bir vatan savunması olarak nitelendirdi. Çalışkan, Yeşilay’ın sağlıklı nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda bilimsel temelli bir strateji yürüttüklerini ifade ederek, uzman psikolog kadroları ve modern rehabilitasyon alanlarıyla her türlü bağımlılığa karşı mücadeleye hazır olduklarını vurguladı. "Neredeyse kazandım" illüzyonu tuzağa çekiyor Sempozyumun ilk oturumunda kumar bağımlılığının nörolojik boyutlarını mercek altına alan Dr. Öğretim Üyesi Eren Murat Dinçer, kumarın beyindeki dopamin yollarını madde bağımlılığıyla aynı mekanizma üzerinden uyardığını vurguladı. Kumarı "beyindeki haz merkezi ile karar verme mekanizması arasındaki dengenin bozulması" olarak tanımlayan Dinçer, bireyleri bu tehlikeli döngüde hapseden üç temel bilişsel yanılgıya dikkat çekti. Belirsizliğin oluşturduğu adrenalinle kontrolün kaybedilmesine neden olan "neredeyse kazandım" illüzyonu, geçmişteki kayıpların gelecekteki şansı artıracağına dair bilimsel temeli olmayan "kumarbaz yanılgısı" ve kaybedileni geri alma umuduyla kontrolsüz risklerin alındığı "telafi tuzağı", bağımlılık sürecini tetikleyen en kritik risk faktörleri olarak açıklandı. ‘Kaybettikçe kazanma sıram geliyor’ düşüncesi yaygın Klinik Psikolog Fatihcan Öncü, kumarın tarihsel serüveninden günümüzün dijital dünyasına uzanan bir köprü kurdu. 17’nci yüzyılda resmileşen kumarın bugün bir "teknoloji pandemisi" halini aldığını belirten Öncü, "Kaybettikçe kazanma sıram geliyor" düşüncesinin bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bir safsata olduğunu hatırlattı. "Madde kullanımı yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" İkinci oturumda söz alan Psikiyatrist Prof. Dr. Defne Tamar Görol ise, madde bağımlılığının psikolojik arka planına dair sarsıcı bir tespitte bulunarak, "Madde kullanımı zamana yayılmış bir intihardır" dedi. Klinik gözlemlerin madde kullanımını "yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" olarak tanımladığını belirten Görol, tedavi sürecinde bireyin kendine zarar verme ve kendini cezalandırma mekanizmalarının mutlaka analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kurtuluşun anahtarı ‘Hayır’ demeyi öğrenmek Bağımlılıkla mücadelede önleyici iradenin önemine değinen Prof. Dr. Duran Çakmak, toplumsal bilincin en temel adımının bireylerin "hayır" demeyi öğrenmesi olduğunu ifade etti. Çakmak, tedaviden önce bağımlılık geliştiren davranışın oluşmasını engellemenin kritik olduğunu belirtti. Sempozyumda farklı bağımlılıklar da ele alındı Sempozyumun son oturumunda bağımlılığın farklı yüzleri ele alındı. Klinik Psikolog Özge Dayıoğlu, romantik ilişkilerde sıkça rastlanan "eş bağımlılık" kavramına değinerek, partnerine aşırı odaklanma ve ayrılık korkusuyla şekillenen bu durumun kişiyi bir duygusal hapse sürüklediğini, sağlıklı bir ilişkinin ancak özsaygı ve bireyselliğin korunmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Davranışsal bağımlılıkların nörolojik etkilerine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Kızılkurt, pornografinin beynin ödül sistemini sürekli uyardığını ve tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla bir "tolerans" ve "aşerme" süreci oluşturduğu konusunda kritik uyarılarda bulundu. Kumar bağımlılığının psikolojik döngüsünü özetleyen Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz ise, oluşturulan heyecan ve risk alma güdüsünün bireyi kayıplarını görmezden gelmeye iterek sistemin içinde tutsak ettiğini ifade etti. Uzmanların ortak vurgusu, bu sinsi döngülerin fark edilmesinin iyileşme sürecindeki hayati önemi oldu. Sempozyum, modern çağın getirdiği bu yeni nesil bağımlılıklara karşı akademik iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği mesajıyla sona erdi.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 09:50 Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek, çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı (TKÖAV)’ kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf, kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve tiyatro oyuncusu Mert Fırat katıldı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi. Prof. Dr. Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı, bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" diye konuştu. Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" dedi. Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti." Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç, sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı. Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da, "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi. Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor" Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi. Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
Organ Bağışı Haftası’na anlamlı destek: "Sana aşık olmadan da kalbimi verebilirim"
06 Kasım 2025 Perşembe - 16:07 Organ Bağışı Haftası’na anlamlı destek: "Sana aşık olmadan da kalbimi verebilirim" Medicana Sağlık Grubu, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla anlamlı bir filme imza attı. "Seni hiç tanımasam da, birbirimiz için yaratılmış olabiliriz" mesajıyla çekilen filmde, Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi’nde mücadele eden 6 takımın 12 sporcusu yer alarak organ bağışına davette bulundu. Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi’nin Ana Sponsoru olan Medicana Sağlık Grubu, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası nedeniyle 6 basketbol takımının 12 oyuncusunu farkındalık için buluşturdu. "Seni hiç tanımasam da, birbirimiz için yaratılmış olabiliriz" mesajıyla hazırlanan farkındalık filmiyle, basketbolun birleştirici gücüyle organ bağışına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak hedeflendi. 6 takım, 12 sporcu aynı parkede Filmde Fenerbahçe Beko’dan Onuralp Bitim, Metecan Birsen, Anadolu Efes’ten Erkan Yılmaz, David Mutaf, Beşiktaş Gain’den Berk Uğurlu, Yiğit Arslan, Galatasaray MCT Technic’ten Tibet Görener, Muhsin Yaşar, Tofaş Spor’dan Tolga Geçim, Yiğitcan Saybir, ONVO Büyükçekmece’den Doğan Şenli, Metin Türen yer aldı. Medicana, filmle organ bağışının bir yaşam armağanı olduğunu vurgularken; herkesi sporun birleştiren gücünü de işin içine katarak farkındalığın bir parçası olmaya davet etti. "Birbirimiz için yaratılmış olabiliriz!" Başarılı oyuncuların söylediği, "Sana aşık olmadan da kalbimi verebilirim", "Ruh eşin olmasam da sana uyum sağlayabilirim", "Seni hiç tanımasam da birbirimiz için yaratılmış olabiliriz" gibi sloganlarla daha fazla kişinin organ bağışı yapmasını hedefleyen film, "Organ bağışı, yalnızca tıbbi bir işlem değil; gönülden, saf bir fedakârlık ve insanlık mirasıdır" mesajını vermeyi amaçlıyor.
Mersin’de lösemili çocuklara moral veren hediye kutuları dağıtıldı
06 Kasım 2025 Perşembe - 14:34 Mersin’de lösemili çocuklara moral veren hediye kutuları dağıtıldı Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, ‘Lösemili Çocuklar Haftası’ dolayısıyla hazırladığı hediye kutuları moral desteği sağladı. Büyükşehir Belediyesi, ‘Lösemili Çocuklar Haftası’ dolayısıyla, Mersin Şehir Hastanesi Onkoloji servisinde tedavi gören çocuklar ve ailelerini yalnız bırakmayarak, ‘Büyük Kalpler İçin Destek Kutusu’ sloganıyla hazırlanan hediye kutuları ile moral desteği sağladı. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan hediye kutuları, çocukların seveceği oyuncaklar, boyama kitabı ve boya seti, sesli okuma kitabı, bardak, yapboz ve kutu oyunlarının yanı sıra, maske, eldiven ve ıslak mendil gibi hijyen ürünlerini de içerdiği bildirildi. "Çocuklarımıza ve ailelerine, yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyoruz" Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığında görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Mustafa Tönbe, lösemi tedavisi gören çocukların, okullarından, sosyal çevrelerinden ve aile hayatlarından uzun süre uzak kaldıklarını belirtti. Tönbe "Çocuklarımıza, tedavi sürecinde yalnız olmadıklarını hissettirmek ve psikolojik destek sağlamak adına, ‘Onkoloji Hastası Çocuklara Paket Projesi’ni hayata geçirdik. Çocuklarımızın daha çok tıbbi ve medikal ihtiyaçları olduğundan, bu ihtiyaçlarına yönelik bir kutu hazırladık. Ayrıca sosyal eksikliklerini giderebilmek için de sesli kitap, oyuncak, yapboz ve matara gibi hediyeler ekledik. Projemizde hediye kutularımız, yaş grubu ve cinsiyete göre ayrıldı. Yaş aralığını 3-6 ve 6-12 olarak belirledik" diye konuştu. 2025 yılı içerisinde 4’üncü hediye dağıtımını gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Tönbe, projenin ilerleyen yıllarda da sürdürüleceğini söyledi. "Hastalık sürecinde, bir elin üzerimizde olduğunu bilmek çok anlamlı" Hastanede tedavi gören çocukların ailelerinden Fidan İnanç, belediyenin sunduğu moral desteğinin kendileri için büyük bir anlam taşıdığını ifade etti. İnanç "Belediyemizin, hazırladığı hediye kutuları ile çocuklarımızın yüzünü güldürmesi çok güzel. Çocuklarımız mutlu ve motive oluyorlar. Kutu içindeki hediyelerle bizi düşündüğünüzü anlıyor ve çok mutlu oluyoruz. Çünkü hastane koridorlarında unutulmak istemiyoruz. Hastalıkla mücadele ederken, hep bir elin üzerimizde olduğunu bilmek çok anlamlı. Büyükşehir Belediyemiz bizi hiç yalnız bırakmıyor" diyerek duygularını paylaştı.
İstanbul İl Sağlık Müdürü Güner: "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım"
06 Kasım 2025 Perşembe - 14:28 İstanbul İl Sağlık Müdürü Güner: "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım" Kartal’da İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım ’Organ Bağışı Haftası’ kapsamında farkındalık oluşturmak için futbol maçı düzenlendi. İl Sağlık Müdürlük Takımı ile Ünlüler Takımı’nın karşı karşıya geldiği maçı 4-3 Ünlüler Takımı kazanırken, konunun önemine ilişkin İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Organlarımız toprak olmasın istiyoruz" mesajını verdi. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Kasım ’Organ Bağışı Haftası’ kapsamında farkındalık oluşturmak adına futbol maçı düzenlendi. "Bağışlayın, hayat verin" sloganıyla hayata geçirilen ve Kartal 75. Yıl Stadı’nda düzenlenen maçta İl Sağlık Müdürlüğü takımı ile Ünlüler Takımı, birincilik için kıyasıya mücadele etti. "Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Organ Bağışı Haftası’nın önemine ilişkin yaptığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Ana amacımız aslında organ bağışını arttırmak. İstanbul’da 8 bin 472 organ nakil için bekliyor. Bu sayı şu an için çok düşük. Organlarımızı bağışlamak ve bağışları artırmak istiyoruz. Şunu biliyoruz ki bugün buradaki emeği ve burada toplanan kişileri gören kişiler de bu sorumluluğu paylaşacak ve bu sorumluluğu paylaştıktan sonra onlar da artık bir organ gönüllüsü olacaklar. Şu anda E-Nabız ve E-Devlet üzerinden organlarımızı bağışlayabiliyoruz. Organ bekleyen bir çocuğun annesinin sevincini düşünerek organlarımızı bağışlamamız lazım. Bir organ bekleyen babanın çocuğunun yeniden hayata döndüğünde ve sağlığına kavuştuğundaki mutluluğunu düşünerek organlarımızı bağışlayalım. Yaşam verelim, can verelim istiyoruz. Organlarımız toprak olmasın istiyoruz" dedi. "Organ bağışı ne kadar çok artarsa o kadar çok hastaya erişebileceğiz" Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Kaan Kırali de organ bağışı farkındalığının önemine dikkat çekerek, "Biz de organ nakli yaptığımız kalp ve akciğer hastalarımızla birlikte bu turnuvayı 8 yıldır düzenliyoruz, geleneksel bir hale getirdik. Bu şekilde hem kalp yetmezliği hem de akciğer yetmezliğinde bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. Bugün de bu etkinliğin 7’incisini düzenliyoruz. Mühim olan organ bağışıdır. Organ bağışı ne kadar çok artarsa biz de kalp yetmezliği ve akciğer yetmezliğinden ciddi şekilde mustarip olan tüm hastalara çok rahat erişebileceğiz. Buradan tüm vatandaşlarımızı organ nakli yapmaya çağırıyoruz. İnşallah bu sayıyı her geçen gün arttırırız" dedi. Karşılaşmanın ardından günün anlamına yönelik katılımcılara teşekkür belgesi verildi. Düzenlenen futbol maçına İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kaan Kırali, sağlık çalışanları ve çok sayıda futbolsever katıldı.
Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:51 Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor Sürekli bildirim almanın, başkalarının hayatlarını izlemenin kaygıya yol açtığını belirten Uzman Psikolog Beste Çokaygil "Dijital detoks yaparak sınır koyabilirsiniz. Ekrandan uzak geçirilen kısa molalar farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" sözleriyle uyarıda bulundu. Günümüzde sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikolog Beste Çokaygil uyanır uyanmaz telefona sarılmak, boş anlarımızda ekran kaydırmak ve günün yorgunluğunu ekran karşısında sonlandırmanın birçoğumuz için tanıdık davranışlar haline geldiğini söyledi. Sosyal medya ile bir yandan haber alıp sosyalleşirken bir yandan ise fark etmeden zihnimizi yorduğumuzu vurgulayan Psikolog Çokaygil "Sürekli bildirim almak, başkalarının hayatlarını izlemek ve ‘kaçırmama’ isteği kişilerde kaygı oluşturabilir. ‘Sürekli bağlı olma’ hâli, beynin dinlenmesine izin vermiyor. Bildirim sesleriyle artan uyarılmışlık hâli, zihnimizde sürekli bir ‘hazır ol’ modu oluşturuyor. Ayrıca sosyal medya, başkalarının hayatlarını olduğundan daha ideal görmemize yol açarak, kıyaslama ve yetersizlik duygularını tetikleyebiliyor" diye konuştu. Yoğun sosyal medya kullanımının dikkat dağınıklığı, stres, uyku problemleri, kaygı ve benlik algısında bozulmalara yol açabildiğine işaret eden Psikolog Çokaygil "Bu noktada teknolojiyi bilinçli ve dengeli kullanabilmek adına ‘Dijital Detoks’ kavramı ön plana çıkıyor. Dijital detoks; belirli bir süre sosyal medyadan, ekranlardan veya internetten uzak kalarak zihinsel bir mola vermeyi ifade eder. Bu küçük molalar, farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" dedi. "Dijital detoksun amacı sağlıklı sınırlar koymak" Dijital dünyadan kopmak değil, ona sağlıklı sınırlar koymak amacıyla yapılan dijital detoksun detaylarını anlatan Psikolog Çokaygil öncelikle günün belirli saatlerinde telefonu kullanmamak gerektiğini; örneğin sabah uyanınca ilk 30 dakika ve gece uyumadan önceki 1 saatin "ekransız zaman" olarak değerlendirilebileceğini; böylelikle uyku kalitesi ve odaklanma süresinin artış göstereceğini dile getirdi. Haftada bir gün veya birkaç saat boyunca sosyal medyaya hiç girmemenin de faydalı olacağını sözlerine ekledi. Yalnızca gerçekten önemli uygulamaların bildirimlerini açık bırakmanın faydalarına değinen Psikolog Çokaygil sürekli gelen bildirimlerin zihnimizi böldüğünü ve dikkatimizin kolayca dağılmasına yol açtığını ifade etti. Telefon ayarlarından günlük/haftalık kullanım süresini gözlemlemenin önemine işaret ederek "Ekrandan uzaklaşmanızı hatırlatması için zamanlayıcıdan yardım alabilirsiniz. Kendinize küçük hedefler belirleyerek ekran sürenizi yavaş yavaş azaltabilirsiniz. Yemek yerken, çalışırken veya arkadaşlarınızla vakit geçirirken telefonu elinize almamak yine sizi ekrandan uzak tutacaktır" dedi. Sosyal medya yerine kitap okumak, yürüyüş yapmak, günlük yazmak ya da hobilere zaman ayırmanın zihninize her zaman iyi geleceğini vurguladı.
Kışın safra kesesi sorunları ile ilgili uyarı: "Geçmeyen karın ağrısına dikkat"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:48 Kışın safra kesesi sorunları ile ilgili uyarı: "Geçmeyen karın ağrısına dikkat" Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Süleyman Tümen, kış aylarında beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte safra kesesi taşlarının ve iltihaplarının arttığını söyledi. Soğuk havaların başlamasıyla birlikte sofraların da değiştiği ifade eden Samsun Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Süleyman Tümen, "Daha yağlı, ağır ve kalorili yiyeceklerin tüketilmesi, safra kesesi problemlerini tetikleyebiliyor. Uzmanlar, özellikle kış aylarında artan karın ağrısı şikayetlerinin sadece "gaz sancısı" olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Kış aylarında insanlar daha yağlı ve ağır yemeklere yöneliyor, aynı zamanda su tüketimi azalıyor. Bu durum safranın yoğunlaşmasına ve taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Özellikle yemek sonrası sağ üst karın bölgesinde başlayan ağrılar, bulantı, hazımsızlık gibi şikayetler varsa bu tablo artık ciddiye alınmalıdır" dedi. "Erken teşhisin önemi" Dr. Tümen, erken teşhisin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Safra kesesi hastalıklarında erken tanı, ameliyatın zamanlamasını belirlemede çok önemli. Taşın tıkanmaya yol açtığı hastalarda acil cerrahi gerekebiliyor. Günümüzde laparoskopik (kapalı) yöntemlerle yapılan safra kesesi ameliyatlarında hastalar çok kısa sürede iyileşip günlük yaşamlarına dönebiliyor. Hastaların çoğunda şikayetler uzun süredir oluyor. Ancak genellikle geçer düşüncesiyle tedavi erteleniyor. Oysa bu ağrılar vücudun ciddi bir uyarısıdır. Safra kesesi iltihaplandığında ya da taş safra kanalına düştüğünde tablo hızla ağırlaşabilir. Erken cerrahi müdahale hayat kurtarır."
Gastroenteroloji uzmanı uyardı: "Çölyak hastalığı her yaşta ortaya çıkabilir"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:29 Gastroenteroloji uzmanı uyardı: "Çölyak hastalığı her yaşta ortaya çıkabilir" Çölyak hastalığında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Çölyak hastalığında genetik ve çevresel faktörler etkilidir. Anne sütünün uzun süre verilmesi tedavide etkili olabilir. Çocukları ve erişkinleri yaşam boyu etkileyen, her yaşta ortaya çıkabilen bu hastalığın kesin sebebi belli değildir" dedi. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, yaşam boyu süren ve her yaşta görülebilen çölyak hastalığı hakkında bilgiler paylaştı. Uzm. Ecemiş, genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu çölyak hastalığının her yaşta ortaya çıkabileceğini ve anne sütünün uzun süre verilmesinin de koruyucu bir faktör olabileceğini öne sürdü. Uzm. Dr. Ecemiş, çölyakı, "genetik olarak duyarlı kişilerde buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi besinlerdeki glüten isimli proteinlere karşı kalıcı alerji olarak oluşan, kesin sebebi bilinmeyen ince bağırsak hastalığı" olarak tanımladı. "Hastalık farklı belirtilerle görülebilir" Çölyak hastalığının kliniğinin oldukça farklı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Ecemiş, "Çoğu hastada diyare (ishal), yağlı dışkılama, kilo kaybı gibi tipik emilim bozukluğu belirtileri mevcut değildir. Günümüzde anemi, yorgunluk, gaz ve karında şişkinlik, kemik erimesi ve infertilite (kısırlık) gibi belirtiler daha sık görülür" diye konuştu. Uzm. Dr. Ecemiş, çölyak hastalığının belirtilerini kişiden kişiye değişiklik gösterebileceğini vurgulayarak başlıca semptomlar hakkında, ""Bağırsakla ilgili karın şişliği, karın ağrısı, gaz, hazımsızlık ve kusma sorunları. İshal veya kabızlık. Açık renkli ya da kötü kokulu dışkı. Kansızlık, demir eksikliği ve B12 eksikliği. Yorgunluk ve hâlsizlik. Kemik veya eklem ağrısı. Kadınlarda hamile kalmakta zorluk. Nedeni bilinmeyen karaciğer hastalıkları. Duygu durum değişiklikleri, sinirlilik ve depresyon. Diş minesi sorunları. Deri döküntüleri" şeklinde konuştu. "Tanıda öncelikle kan tetkikleri yapılır" Çölyak hastalığının tanısı için öncelikle özel kan tetkikleri yapıldığını belirten Uzm. Dr. Ecemiş, "Bu testlerde pozitiflik saptanırsa, tanı oniki parmak bağırsağından alınacak biyopsi ile kesinleştirilir. Biyopside çölyak hastalığı ile uyumlu değişiklikler saptandığında tanı konulu. Çölyak hastalığının tek tedavisi, glüten içeren gıdaların diyetten tamamen çıkarılmasıdır. Bu aşamada uzman hekimler olarak hastalarımızı glütensiz beslenme konusunda detaylı bilgi alabilmeleri için diyetisyene yönlendiririz. Diyetinize başladığınızda, birkaç hafta içinde ince bağırsağınızdaki iltihaplanmada gerileme görülür" ifadelerini kullandı.
Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:43 Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı Hatay’da İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görevlendiren 12 yeni ambulans Vali Mustafa Masastlı’nın katıldığı törenle hizmete alındı. Vali Masatlı, Hatay’da hizmet veren ambulans sayısının 135’e çıktığını söyledi. Sağlık Bakanlığı, Hatay’da acil sağlık hizmetleri filosunu güçlendirerek 12 adet tam donanımlı acil yardım ambulansı tahsis etti. Kentte hizmet veren 123 ambulansla birlikte vatandaşların sağlığı için hizmet verecek 12 yeni ambulansla birlikte kentte kullanımda olan ambulans sayısı 135’e çıktı. Kentte görevlendirilen 12 ambulansın anahtarları, Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın katıldığı törenle sağlık çalışanlarına teslim edildi. Araçlar, ileri teknoloji tıbbi donanımlarla hasta taşıma ve müdahale ekipmanları tam donanımlı şekilde hizmet verecek. "Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz" Vali Mustafa Masatlı, asrın felaketinin ardından kentteki sağlık alt yapısının da güçlendiğini belirterek, "Hatay’ımız; 6 Şubat depremlerinden sonra sağlıkta da ciddi bir yapılanma içerisinde bir taraftan hastanelerimizi, aile sağlığı merkezlerimizi, merkezlerimizi yapıp açarken diğer taraftan da özellikle 112 filomuzu güçlendirmek için önemli gayret içerisindeyiz. Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz. Tabi ki bizim, acil vakalara ulaşma zamanımız ilimizde çok iyi. Türkiye’nin iyi illerinden biriyiz. Bu ambulanslarımızla beraber daha erken bir şekilde olaylara, vakalara müdahale edeceğiz. Ben buradan sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sağlık Bakanımıza, bakanlık yetkililerimize ve sağlık personellerine teşekkür ediyorum. İnşallah bu ambulanslarımız kazasız, belasız şehrimizdeki insanlarımıza hizmet verecektir" dedi.
Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:41 Hatay’da 12 yeni ambulans hizmete alındı Hatay’da İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görevlendiren 12 yeni ambulans Vali Mustafa Masastlı’nın katıldığı törenle hizmete alındı. Vali Masatlı, Hatay’da hizmet veren ambulans sayısının 135’e çıktığını söyledi. Sağlık Bakanlığı, Hatay’da acil sağlık hizmetleri filosunu güçlendirerek 12 adet tam donanımlı acil yardım ambulansı tahsis etti. Kentte hizmet veren 123 ambulansla birlikte vatandaşların sağlığı için hizmet verecek 12 yeni ambulansla birlikte kentte kullanımda olan ambulans sayısı 135’e çıktı. Kentte görevlendirilen 12 ambulansın anahtarları, Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın katıldığı törenle sağlık çalışanlarına teslim edildi. Araçlar, ileri teknoloji tıbbi donanımlarla hasta taşıma ve müdahale ekipmanları tam donanımlı şekilde hizmet verecek. "Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz" Vali Mustafa Masatlı, asrın felaketinin ardından kentteki sağlık alt yapısının da güçlendiğini belirterek, "Hatayımız; 6 Şubat depremlerinden sonra sağlıkta da ciddi bir yapılanma içerisinde bir taraftan hastanelerimizi, aile sağlığı merkezlerimizi, merkezlerimizi yapıp açarken diğer taraftan da özellikle 112 filomuzu güçlendirmek için önemli gayret içerisindeyiz. Bizim 112 merkezimizde 123 ambulansımız sahada hizmet verirken bu günde 12 ambulansımızı daha bu filoya dahil ediyoruz. Tabi ki bizim, acil vakalara ulaşma zamanımız ilimizde çok iyi. Türkiye’nin iyi illerinden biriyiz. Bu ambulanslarımızla beraber daha erken bir şekilde olaylara, vakalara müdahale edeceğiz. Ben buradan sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sağlık Bakanımıza, bakanlık yetkililerimize ve sağlık personellerine teşekkür ediyorum. İnşallah bu ambulanslarımız kazasız, belasız şehrimizdeki insanlarımıza hizmet verecektir" dedi.