SAĞLIK
Denizli’de bağımlılıkla mücadele masaya yatırıldı 03 Nisan 2026 Cuma - 10:34:44 Denizli’de 2026 yılının ilk Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının ardından mobil sigara bırakma aracı hizmete alındı. Denizli’de bağımlılıkla mücadele kapsamında önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger başkanlığında 2026 yılının ilk "Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı" Valilik Makam Toplantı Salonu’nda yapıldı. Toplantıya, Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Ataman, Pamukkale Üniversitesi Rektörü Mahmud Güngör ve kurul üyeleri katıldı. Toplantıda, bağımlılıkla mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar ele alınarak Denizli’ye ait veriler değerlendirildi. Yapılan değerlendirmeler doğrultusunda, mücadelenin daha etkin yürütülmesi için alınması gereken tedbirler ve kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik kararlar alındı. Vali Köşger, toplantıda yaptığı değerlendirmede bağımlılıkla mücadelenin toplum açısından hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, özellikle dezavantajlı bölgelerde farkındalık çalışmalarının artırılması gerektiğini ifade etti. Köşger ayrıca, başta Yeşilay olmak üzere sivil toplum kuruluşlarına verilen desteğin artırılacağını belirtti. Bağımlılığın yalnızca bireyleri değil, toplumu ve ekonomiyi de etkileyen çok yönlü bir sorun olduğuna dikkat çeken Köşger, eğitim, rehabilitasyon ve bilinçlendirme çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. Toplantının ardından Valilik bahçesinde Denizli’ye kazandırılan Mobil Sigara Bırakma Aracı’nın teslim töreni gerçekleştirildi. Tütün bağımlılığı tedavisi konusunda eğitimli sağlık personelinin görev alacağı araç, il merkezi ve ilçelerde hizmet vererek vatandaşlara yerinde destek sağlayacak. Mobil araç sayesinde sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların başvuruları yerinde değerlendirilecek, muayene ve yönlendirme hizmetleri sunulacak. Özellikle ulaşım imkânı kısıtlı vatandaşlara ulaşılması hedeflenirken, sigara bırakma hizmetlerinin sahaya taşınmasıyla daha fazla kişiye destek olunması amaçlanıyor.
03 Nisan 2026 Cuma - 10:34 Vücudundan 3,7 kiloluk tümör çıkartılan hasta sağlığına kavuştu Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda gerçekleştirilen başarılı operasyonda vücudundan 3,7 kilo tümör çıkartılan hasta sağlığına kavuştu. 72 yaşındaki A.A.; sol kalça çevresinde yerleşim gösteren ve yaklaşık 3.7 kilogram ağırlığında olduğu belirlenen büyük yumuşak doku tümörü Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Hastaneler Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Halil Kafadar ile Öğretim Görevlisi Dr. Feridun Arat ve araştırma görevlilerinden oluşan uzman ekip tarafından başarıyla çıkarıldı. Yaklaşık 4 ay önce kalça bölgesinde şişlik ve hareket kısıtlılığı şikâyetleri yaşayan hastaya yapılan detaylı tetkiklerin ardından ERÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji ekibi tarafından operasyon planlandı. Ameliyat sırasında tümörün çevre dokularla ilişkisi dikkatle değerlendirilerek, hayati yapıların korunması ile dev kitle başarıyla çıkarıldı. Prof. Dr. İbrahim Halil Kafadar; "Bu tür büyük yumuşak doku tümörlerinin erken teşhis ve multidisipliner yaklaşım ile başarıyla tedavi edilebildiğini, benzer şikâyetleri olan ve kısa süre içinde hızla büyüyen kitleleri olan kişilerin zaman kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerekir" dedi. Başarılı operasyon; Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri’nin ileri cerrahi kapasitesini ve deneyimli sağlık kadrosunu bir kez daha gözler önüne serdi.
03 Nisan 2026 Cuma - 10:33 Uzman Dr. Esra Kilim: "Mevsim geçişiyle çocuklarda hastalıklar artıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Esra Kilim, mevsim geçişlerinde çocuklarda bağışıklık sisteminin daha hassas hale geldiğine dikkat çekerek aileleri uyardı. Uzm. Dr. Esra Kilim, bu dönemde çocuklarda en sık üst solunum yolu enfeksiyonları, grip, soğuk algınlığı ve alerjik rahatsızlıkların görüldüğünü belirterek, "Özellikle okul çağındaki çocukların kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmesi, hastalıkların yayılımını artırabiliyor" dedi. Bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasının önemine değinen Kilim, "Dengeli ve sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi çocukları hastalıklardan korumada büyük rol oynar. Özellikle el hijyeni ihmal edilmemelidir" ifadelerini kullandı. Mevsim geçişlerinde kıyafet seçiminin de önemli olduğuna dikkat çeken Kilim, sabah ve akşam saatlerindeki serinliğe karşı çocukların katmanlı giydirilmesi gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Esra Kilim, uzun süren ateş, öksürük, halsizlik gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurgulayarak, erken müdahalenin hastalıkların daha kolay atlatılmasını sağladığını ifade etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Esra Kilim, mevsim geçişlerinde alınacak basit önlemlerle çocukların sağlığının korunabileceğini belirterek, ailelerin bu dönemde daha dikkatli ve bilinçli hareket etmesi gerektiğini hatırlattı.
03 Nisan 2026 Cuma - 10:17 Düşük FODMAP diyetiyle İBS şikayetleri azalabilir Özel Ümit Vişnelik Hastanesi Diyetisyeni Deniz Mutluer, İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) ve beslenme tedavisine dair önemli açıklamalarda bulundu. Diyetisyen Deniz Mutluer, toplumda yaygın görülen İrritabl Bağırsak Sendromu’nun, fonksiyonel bir bağırsak hastalığı olduğunu aktararak; hastalığın özellikle karında gaz, şişkinlik, düzenli seyreden ishal ve kabızlık gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade etti. Stres ve yemek sonrası şikayetler artıyor IBS semptomlarının stresli dönemlerde ve yemek sonrasında artış gösterdiğine dikkat çeken Mutluer, "Bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir" dedi. IBS tedavisinde düşük FODMAP diyeti öne çıkıyor İrritabl bağırsak sendromunun beslenme ile tedavisinde en etkili yöntemlerden birinin düşük FODMAP diyeti olduğunu belirten Mutluer, şu bilgileri paylaştı: "FODMAP’ler; ince bağırsakta zor sindirilen ve kalın bağırsakta fermente olan kısa zincirli karbonhidratlardır. Bu grup; fermente olabilen oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve poliollerden oluşur." İlk aşamada bazı besinler tamamen çıkarılıyor Düşük FODMAP diyetinin ilk aşamasının 2 ila 6 hafta sürdüğünü söyleyen Mutluer, bu süreçte yüksek FODMAP içeren besinlerin diyetten çıkarıldığını belirterek, "Buğday, arpa, çavdar, elma, armut ile süt ve süt ürünleri gibi besinler bu dönemde tüketilmez. Amaç, bağırsakların rahatlamasını sağlamaktır" şeklinde konuştu. Eliminasyon sürecinin ardından besinlerin tek tek yeniden diyete eklendiğini ifade eden Mutluer, "Bu sayede kişinin hangi besinlere karşı hassasiyet geliştirdiği belirlenir. Sonrasında tamamen bireye özel bir beslenme planı oluşturularak hem şikayetlerin azaltılması hem de yaşam kalitesinin artırılması hedeflenir" diye konuştu. IBS’nin tamamen ortadan kaldırılmasının her zaman mümkün olmadığını sözlerine ekleyen Diyetisyen Mutluer, doğru beslenme ve stres yönetimi ile semptomların büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Alihan Gürkan: "Sigara ve obezite pankreas kanseri riskini artırıyor"
09 Kasım 2025 Pazar - 13:40 Prof. Dr. Alihan Gürkan: "Sigara ve obezite pankreas kanseri riskini artırıyor" Genel Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, pankreas kanserinin en ölümcül kanser türlerinden biri olduğunu belirterek, sigara ve obezite gibi risk faktörlerinin hastalığın görülme sıklığını her geçen gün artırdığını söyledi. Modern tıbbın en zorlu hastalıklarından biri olarak kabul edilen pankreas kanseri, geç belirti vermesi ve düşük erken teşhis oranı nedeniyle "sessiz katil" olarak adlandırılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 500 bin yeni vaka teşhis edilirken, Türkiye’de yıllık yeni vaka sayısının 5 bini aştığı bildirildi. Uzmanlar, özellikle sigara kullanımı ve obezitenin hastalığın en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurguluyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, "1-30 Kasım Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında pankreas kanseri hakkında önemli bilgiler verdi. "İleri evrede belirti veriyor" Pankreasın midenin arkasında yer alan, sindirim enzimleri ve insülin gibi hormonlar salgılayan bir organ olduğunu belirten Prof. Dr. Gürkan, pankreas kanserinin genellikle bezin hücrelerinde başlayan kontrolsüz bir büyüme sonucu geliştiğini söyledi. Gürkan, "Hastalık erken evrede belirti vermez. İlerlediğinde karın ağrısı, sarılık, iştahsızlık, ani kilo kaybı ve sindirim sorunları gibi şikayetlerle ortaya çıkar. Ne yazık ki çoğu zaman teşhis edildiğinde hastalık ileri evrededir" dedi. "Sigara ve obezite riski katlıyor" Pankreas kanserinde bazı grupların daha yüksek risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gürkan, "Sigara içenlerde risk 2-3 kat artıyor. Türkiye’de sigara, tüm kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 30’undan sorumludur. Obezite ve tip 2 diyabet hastalarında da risk iki katına çıkıyor" diye konuştu. Gürkan, yaş, genetik faktörler, kronik pankreatit ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının da riski artırdığını belirtti. "Basit önlemlerle risk azaltılabilir" Pankreas kanserlerinin yaklaşık yüzde 30-50’sinin önlenebilir nedenlere bağlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gürkan, "En etkili adım sigarayı bırakmaktır. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl içinde risk yarı yarıya azalır. Ayrıca Akdeniz diyetini benimsemek, ideal kiloyu korumak, alkolü sınırlamak ve diyabeti kontrol altında tutmak hastalığın önlenmesinde büyük rol oynar" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis hayat kurtarır" Erken teşhisin pankreas kanserinde yaşam süresini uzattığını belirten Gürkan, "50 yaş üstü bireylerin düzenli check-up yaptırmaları, karın ağrısı, sarılık, ani kilo kaybı gibi belirtileri ciddiye almaları gerekir. Şüpheli durumlarda BT, MR veya endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerle tarama yapılmalıdır" dedi. "Cerrahi başarı oranı erken evrede yüzde 50’ye ulaşabiliyor" Pankreas kanserinde cerrahinin hastalığın erken evrelerinde en etkili tedavi yöntemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gürkan, "Whipple prosedürü adı verilen cerrahiyle tümörlü dokuların tamamen çıkarılması hedeflenir. Deneyimli merkezlerde uygulanan bu yöntemle 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 20-30’a kadar çıkabiliyor" diye konuştu. Gürkan, ameliyat sonrası dönemde pankreas yetmezliği, diyabet ve beslenme sorunlarının görülebileceğini belirterek, "Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşımla hastaların takibi çok önemlidir" ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığından Uşak Üniversitesine ‘Beslenme Dostu İş Yeri’ belgesi
09 Kasım 2025 Pazar - 12:54 Sağlık Bakanlığından Uşak Üniversitesine ‘Beslenme Dostu İş Yeri’ belgesi Uşak Üniversitesi Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından verilen "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Belgesi"ni Almaya hak kazan ilk kurum oldu. Uşak Üniversitesi, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından tüm Türkiye genelinde yürütülen "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı" kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Belgesi" almaya hak kazandı. Program, iş yerlerinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi, obezitenin önlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve çalışanların sağlıklı yaşam biçimlerinin desteklenmesi amacıyla Türkiye genelinde uygulanıyor. Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Savaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, üniversite olarak çalışan sağlığını, iyi yaşam alışkanlıklarını ve hareketli yaşamı önceliklendirdiklerini vurguladı: "Uşak Üniversitesi, çalışanların sağlıklı yaşamını destekleyen uygulamaları ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden faaliyetleriyle ‘Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı’nın kriterlerini başarıyla yerine getirerek bu belgeyi almaya hak kazandı. Kaliteyi bir çalışma biçimi haline getirmiş bir kurum olarak, sağlıklı ve hareketli yaşamı destekleyen örnek kurumlar arasında yerimizi aldık." dedi. Program kapsamında yapılan değerlendirmelerde, iş yerlerinin beslenme ortamlarının uygunluğu, fiziksel aktiviteyi teşvik eden uygulamaları, çalışanlara yönelik sağlık farkındalığı faaliyetleri ve sağlıklı yaşamı destekleyen kurumsal politikaları dikkate alındı. Rektör Savaş, belgeye ilişkin değerlendirmesinde şunları da söyledi:"Sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaygınlaştırmayı ve fiziksel aktiviteyi destekleyen işyeri ortamlarını teşvik etmeyi amaçlayan bu ulusal program, belirli sağlık, beslenme ve fiziksel aktivite kriterlerini yerine getiren kurumlara veriliyor. Üniversitemiz Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nca oluşturulan ekibin titiz çalışmaları sonucunda belgeyi almaya hak kazandık. Belgemiz, Uşak Üniversitesi Bir Eylül Kampüsünü kapsamakta olup, 3 yıl süreyle geçerli olacaktır." dedi. Rektör Savaş, "Üniversitemizde, çalışanlarının fiziksel aktiviteye katılımını artırmak amacıyla kampüs içerisinde bisiklet yolları, yürüyüş alanları ve spor salonları var. Bu çalışmalarla birlikte Uşak Üniversitesi, sadece eğitimde değil, çalışan sağlığı ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik uygulamalarıyla da öncü bir yükseköğretim kurumu olmayı sürdürüyor." dedi.
Yangın tahliyesinde hasta ve yakını rolündeki hastane çalışanlarından ’Oscar’lık performans
09 Kasım 2025 Pazar - 12:53 Yangın tahliyesinde hasta ve yakını rolündeki hastane çalışanlarından ’Oscar’lık performans Manavgat Devlet Hastanesi’nde, muhtemel afet ve acil durumlara hazırlık amacıyla Hastane Afet Planı (HAP) kapsamında bir tatbikat gerçekleştirildi. Tatbikatta, senaryo gereği çıkan yangından etkilenen yoğun bakım ünitesindeki hastaların tahliyesinde 2 hastane çalışanının Oscarlık performansları dikkat çekti. Hasta ve hasta yakını rolündeki çalışanlar güvenlik görevlilerine zor anlar yaşatırken güçlükle sakinleştirilebildiler. Manavgat Devlet Hastanesi’nde 2025 yılı Hastane Afet Planı (HAP) çerçevesinde afet ve acil durum uygulama tatbikatı gerçekleştirildi. Gerçeğini aratmayan tatbikatta, senaryo gereği yoğun bakım ünitesinin bulunduğu katta çıkan yangın sırasında hastane personeli, UMKE ve itfaiye ekipleri koordineli bir şekilde çalıştı. Senaryo gereği yoğun bakım ünitesinin de bulunduğu ikinci katta yangın çıktı. Yangın alarmıyla birlikte yangına ilk müdahaleyi hastane personeli yaparken, olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahalede bulunarak kısa sürede diğer ünitelere yayılmadan söndürdü. Hastaneye gelen Manavgat Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler de çevre güvenliği önlemi aldı. Senaryo gereği ikinci katta çıkan yangında, dumandan etkilenen yoğun bakım ünitesinde bulunan hastalar acil koduyla güvenli şekilde tahliye edildi. Tahliye sırasında fenalaşan hasta ve hasta yakını hastane çalışanları ve güvenlik güçlerine zor anlar yaşattı. Rolünün hakkını veren hasta ve hasta yakını rolündeki 2 hastane çalışanı oscarlık bir performans sergilerken yoğun bakım ünitesi önünde bekleyen hasta yakınlarının tatbikatı gerçek zannetmelerini sağladılar. Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mehmet Deniz, "Gerçeği aratmayan tatbikatta görev alan arkadaşlarımıza, UMKE ve itfaiye ekiplerine çok teşekkür ediyorum. Yapılan tatbikat ile muhtemel afet durumlarına karşı hazırlık seviyemizi artırarak hastane çalışanlarımızın afetlere karşı koordinasyon ve müdahale yeteneğini geliştirmiş olduk" dedi.
Böbrek nakli olan hastalar buluştu
09 Kasım 2025 Pazar - 11:37 Böbrek nakli olan hastalar buluştu Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbrek nakli olup, sağlığına kavuşan vatandaşlar hastanede düzenlenen etkinlikte hekimleriyle bir araya geldi. Organ Bağışı Haftası kapsamında gerçekleştirilen etkinliğe Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş, İç Hastalıkları A.B.D. Başkanı Prof. Dr. Serdar Kahvecioğlu, Nefroloji Uzmanı Dr. Okan Akacı, Radyoloji Uzmanı Dr. Nurcan Kat, sağlık çalışanları ve hem kadavradan hem de canlıdan nakil sayesinde hayat tutunan vatandaşlar katıldı. Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Murat Demirbaş, Türkiye’de ilk böbrek naklinin yapıldığı 3 Kasım 1975 tarihinden sonra her yıl 3-9 Kasım tarihlerinin Organ Bağışı Haftası kapsamında kutlandığının bilgisini verdi. Organ bağışına yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla bu etkinliği gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Demirbaş, "Böbrek nakli olan hastalarımızı buraya davet ettik. Hepsinin ne kadar keyifli olduğunu gördük. Bu vesile ile tekrar hatırlatmak istiyorum. Lütfen organlarınızı bağışlayın" dedi. "Kana kana su içiyorum" Böbrek nakli olup sağlığına kavuşan 15 yaşındaki Medine Taş ise, "Organ naklinden önce 1,5 ay diyalize girdim ve diyaliz biraz zor sürecim geçti. Sonra nakil oldum. Nakil olduktan sonra hayatım daha güzel olmaya başladı. Ayrıca kana kana su içmeye başladım. 1,5 sene oldu hayatımdan aşırı mutluyum. Organ nakli için çok teşekkür ederim. Herkese de böbrek nakli için bağışta bulunması için rica ederim" şeklinde konuştu. Yakın süreçte babasının bağışladığı böbrek sayesinde hayata tutunan 13 yaşındaki Ubeydullah Fehmi Toğay ise, "Nakil öncesinde hastaneye girip, diyaliz görüyordum. Birkaç ay öyle devam ettim. Sonra nakil oldum. Şimdi kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Çok şükür başarılı bir ameliyat geçirdim" diye konuştu.
Manyetik titreşimlerle, bağımlılığa karşı ’Sil baştan tedavi’
09 Kasım 2025 Pazar - 10:45 Manyetik titreşimlerle, bağımlılığa karşı ’Sil baştan tedavi’ Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında bilgiler verdi. Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir" dedi. Bağımlılık ve duygu durum bozukluklarında beyni adeta yeniden başlatarak tedavi etmeye imkan sağlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar bilgi verdi. Bağımlılıkta, beyindeki ödül devresinin prefrontal korteks dopamin aracılığıyla aşırı uyarıldığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, TMS tedavisinde beynin madde arama davranışını tetikleyen nörokimyasal yolların sessizleştirilerek, bağımlılığın sonlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), beynin belirli bölgelerine manyetik alan aracılığıyla uyarı gönderen, cerrahi gerektirmeyen bir nöromodülasyon tedavisidir. Kafa derisine yerleştirilen elektromıknatıslar aracılığıyla, beyinde nöronların elektriksel aktivitesi uyarılarak beyin aktivitesi modüle edilir. Bu uyarılar sinaptik plastisiteyi yani yeniden yapılanmayı etkileyerek, özellikle karar verme merkezimiz olan prefrontal korteks ve duygu motivasyon bölgemiz olan limbik sistem arasındaki iletişimi düzenleyebilmektedir. TMS ile beyin uyarıldığında, sinir hücreleri arasında bilgi alışverişini sağlayan serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinde ve bunların reseptörlerinde, sinir hücrelerinin kendini yenilemede kullandıkları yolaklarda olumlu yönde değişimler sağlanabiliyor" açıklamasını yaptı. Bağımlılığı tetikleyen yolları sessizleştiriyor Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bağımlılık sürecinde beynin ödül devresinin adeta kontrolsüz çalıştığını belirterek, TMS’nin bu devreyi yeniden düzenlemeye odaklandığını anlattı. Özellikle mantıklı düşünme, karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks ile haz ve motivasyon merkezleri arasındaki iletişimin normalleşmesini sağladığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "TMS ile amaç, madde arayışını ve anlık haz beklentisini azaltarak kişinin öz denetimini güçlendirmektir. Böylece kişi, bir maddeye ya da davranışa yönelmeden önce durup düşünebilme kapasitesi kazanır" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin ilaçsız ve girişimsel olmayan yapısının, özellikle ilaç kullanmak istemeyen ya da ilaç tedavisine direnç gösteren bireyler için önemli bir avantaj oluşturduğunu aktardı. TMS tedavisinin her hasta için uygun olmadığını da belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, değerlendirme ve planlamanın psikiyatrist tarafından yapılması gerektiğinin altını çizdi. Epilepsi öyküsü bulunanlar, kafatasında metal implant veya kalp pili taşıyanlar ve gebeler için şu an için önerilmediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bunun dışında birçok hasta grubu TMS’den yararlanabilmektedir. Önemli olan, kişinin klinik değerlendirmesinin doğru yapılması ve tedavi hedeflerinin net belirlenmesidir" dedi. Hastalar seans sonrası günlük hayatına devam ediyor Hastaların tedavi sırasında konforlu bir süreç yaşadığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, seansların ayaktan uygulandığını, anestezi ya da sedasyon gerektirmediğini kaydetti. Tedavi sırasında hastanın rahat bir koltukta oturduğunu, baş bölgesine yerleştirilen elektromanyetik bobin aracılığıyla hafif tıklama sesleri ve yüzeysel bir titreşim hissi oluştuğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu his kısa sürer, rahatsız edici değildir ve hasta seans biter bitmez normal hayatına dönebilir" dedi. Bağımlılık vakalarında genellikle günde bir seans olacak şekilde haftanın beş günü uygulandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, toplam sürenin ise 20-30 seans arasında değiştiğini vurguladı. Öte yandan TMS’nin en verimli sonuçlarını psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle birlikte uygulandığında verebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Beyindeki biyolojik süreçleri TMS düzenleyebiliyor, terapi ise bu yeni öğrenmeleri pekiştirmede etkili olabiliyor. Kişinin sadece madde isteğinin azalması değil, aynı zamanda hayatı yeniden yapılandırması da önemlidir. Bu nedenle çoklu yaklaşım kalıcılığı artırabilir" diye konuştu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavi sonrası bağımlılığın yeniden nüks etmesi konusuna da ışık tutarak, "Her hastanın tepkisi farklı olmakla birlikte, craving yani madde isteğinde anlamlı bir azalma gözlemleniyor. Bazı hastalarda ilerleyen dönemlerde destekleyici seanslar planlanabiliyor. Amaç, beynin yeniden kazandığı dengeyi korumasını sağlamak" dedi. Türkiye’de kullanım artıyor TMS’nin özellikle Avrupa ve ABD’de bağımlılık tedavisi protokollerinde yer almaya başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, Türkiye’de de son yıllarda daha fazla merkezde uygulanır hale geldiğini belirtti. Büyük şehirlerde erişimin daha kolay olduğunu, bağımlılık alanında farkındalığın giderek arttığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Önümüzdeki yıllarda TMS’nin bağımlılık tedavilerinde destekleyici standart yöntemlerden biri olması beklenmektedir" değerlendirmesinde bulundu. Son olarak TMS’ye dair doğru bilinen yanlışlara da değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yöntemin zihin kontrolü ya da hafıza silme tekniği olmadığına dikkat çekti. "TMS, kişinin özgür iradesini ortadan kaldırmaz; tam aksine bilişsel kontrolünü güçlendirir" diyen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tedavinin beynin doğal iyileşme kapasitesini desteklediğini ifade etti.