Son Dakika
|
Trump: "İran bugün çok ağır darbe alacak"
Dubai Uluslararası Havalimanına İHA saldırısı
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşik Krallık Başbakanı Starmer ile telefonla görüştü
Beşiktaş’ta gece kulübü kundaklandı: Mekan sahibi öldürüldü
Hande Yener hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ soruşturması
ABD’ye ait askeri helikopter Japonya’da beyzbol sahasına acil iniş yaptı
Antalya’da balıkçı teknesi battı: 3 kişi denize atlayarak kurtuldu
İsrail ordusu: "80'den fazla savaş uçağı gece boyu İran'a 230 bomba attı"
Antalya’da 4 katlı binada yangın paniği!
SAĞLIK
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu
07 Mart 2026 Cumartesi - 15:34:44
Güven Hastanesi’nde düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinde kadın sağlığı ve iyi yaşam üzerine uzmanlar tarafından seminer verildi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinin kapsamında düzenlenen 2 günlük seminer, kadın sağlığını ve iyi yaşamı bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. 2 gün boyunca katılımcılar bir yandan uzmanların gerçekleştirdiği seminerlere katılırken diğer yandan etkinlik alanında kurulan deneyim alanlarını keşfetme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında oluşturulan deneyim alanlarında katılımcılar; bütünleştirilmiş vücut analizi, cilt analizi, saç analizi, profesyonel cilt bakımı ve yüz jimnastiği uygulamalarını deneyimledi. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen analizlerle katılımcılar kendi sağlık ve bakım ihtiyaçlarına dair kişisel değerlendirmeler aldı. "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Bölümünden Uzm. Dr. Sera Kayhan ise konuşmasında cilt yenilemede kullanılan ileri teknolojilere ve ameliyatsız gençleşme yöntemlerine değinerek, "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır. Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma etkilerini azaltmak mümkün. Ancak en önemli nokta doğru değerlendirme ve kişiye özel planlamadır" diye konuştu. "Farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu" Güven Hastanesi Medikal Estetik Hekimi ve Fonksiyonel Tıp Hekimi Mert Yiğitbaşı ise 8 Mart kadınlar günü için güzel bir deneyim alanı oluşturduklarını belirterek, "Hem kadınların sağlığı açısından hem de güzellik işlemleri açısından danışanlarımızın ve misafirlerimizin deneyimleyebileceği cilt analizleri, saç analizi, cilt bakımları ve farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu. Bu da hem sağlık hem doğal hem de kalıcı bir şekilde iyi yaşlanma işlemleri için danışanlarımıza güzel hizmetler verdiğimizi düşünüyoruz. Herkesin 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır" Uzm. Dyt. Melis Bengisu Demirci ise sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır. Bedenimizi doğru beslemek yalnızca kilo kontrolü için değil, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır" dedi. Ayrıca Demirci, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Etkinliğin seminerler bölümünde ise kadın sağlığı, estetik, dermatoloji ve yaşam deneyimlerine uzanan geniş bir perspektifte uzman isimler katılımcılarla buluştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 13:05
Bayburt’ta aile hekimlerine ruh sağlığı eğitimi verildi
Bayburt’ta aile hekimlerine yönelik düzenlenen eğitimde, ruh sağlığı alanında tanıdan tedaviye güncel yaklaşımlar ele alındı. Sağlık Bakanlığının ‘Koruyan Sağlık’ ve ‘Geliştiren Sağlık’ yaklaşımı kapsamında aile hekimlerine ’Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar Ruh Sağlığı’ eğitimi verildi. Mesleki gelişimi desteklemek ve klinik entegrasyon süreçlerine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen eğitim, hastanede görev yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma İlhan, Psikiyatri Uzmanı Büşra Köroğlu ile Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Furkan Erbay tarafından gerçekleştirildi. Eğitim programında, ruh sağlığı alanında güncel tanı ve tedavi yaklaşımlarına ilişkin bilgi paylaşımında bulunuldu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:56
Bayburt’ta bağımlılıkla mücadele çalışmaları değerlendirildi
Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu’nun 2026 yılı ilk toplantısında, bağımlılıkla mücadele kapsamında il genelinde yürütülen çalışmalar ele alındı. Vali Yardımcısı Yunus Coşkun başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, bağımlılıkla mücadelede kurumlar arası iş birliği ve koordinasyonun önemi vurgulandı. Toplantıda, İl Sağlık Müdürlüğü ile Yeşilay tarafından sunum yapıldı ardından ilgili kurum müdürleri tarafından kurumların gerçekleştirdiği faaliyetler hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:46
Koklear İmplant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor
Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce belirlemek mümkün." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde belirlenebildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri Bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir yöntemdir. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan, koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mart 2026 Cuma- 13:47
400 yataklı hastane yapımı için zemin etüt çalışmaları başladı
2
06 Mart 2026 Cuma- 12:17
Tıp Fakültesi öğrencilerinden hipertansiyon farkındalığı etkinliği
3
06 Mart 2026 Cuma- 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
4
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
5
06 Mart 2026 Cuma- 16:01
Medicana Hastanesi’nden menopoz farkındalığı etkinliği
20 Şubat 2026 Cuma - 10:45
Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu
Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren bir anne, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Duygusal anların yaşandığı buluşmada hem anne hem de sağlık çalışanları o zorlu günleri yeniden hatırladı. Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Aslıhan Kayık, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Pandeminin ikinci döneminde tatil için bulunduğu beldede şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvuran Aslıhan Kayık’ın Covid-19 testi pozitif çıktı. 28 haftalık hamile olması nedeniyle riskli grupta değerlendirilen Kayık, Mersin Eğitim ve Araştırma Şehir Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Normal serviste oksijen desteğiyle takip edilen genç annenin durumu kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar, bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan annenin akciğerlerini toparlamaya çalıştı. Ancak solunum sıkıntısının artması üzerine acil doğum kararı verildi. 14 gün entübe kaldı Doğumun ardından 14 gün entübe edilerek uyutulan Kayık, zorlu sürecin ardından hayata tutundu. Bu sırada prematüre olarak dünyaya gelen oğlu da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Yaklaşık bir ayı aşkın süre hastanede kalan anne, taburcu olduktan sonra da bir yıl boyunca tedavi ve operasyonlar geçirdi. Yaşadığı süreci ‘hayata yeniden doğuş’ olarak tanımlayan Kayık, o günleri unutamadığını söyledi. "Hocam lütfen beni doğuma alın" O yaşadığı acı günleri anlatan Kayık, "Pandeminin ikinci dönemiydi. 28 haftalık hamileydim. Çok yoğun bir öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurduk. Testimin pozitif olduğunu öğrendik. Hamile olduğum için riskli olabileceğini söylediler ve Şehir Hastanesine yönlendirdiler. Evimize çok uzak olmasına rağmen gittik ve hemen yatışım yapıldı" ifadelerine yer verdi. Yaklaşık 5 gün serviste kaldığını ifade ederek konuşmalarına devam eden Kayık, "Sürekli oksijen desteği veriliyordu. Ama durumum iyileşmedi, aksine ağırlaştı ve yoğun bakıma alındım. Doktorlar bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan beni tedavi etmeye çalıştılar. Ama bir akşam nefes darlığım o kadar arttı ki artık dayanamayacak noktaya geldim. Harun Hocama ‘Hocam lütfen beni doğuma alın, artık dayanamıyorum’ dedim. Çok hızlı bir şekilde karar verildi ve doğuma alındım" dedi. "Ölüp geri dirilmiş gibiydim" Yoğun bakımda ölümle yaşam arasında geçen günlerini anlatan Kayık, "Doğumdan sonra 14 gün entübe edilmişim. O 14 gün boyunca ilaçların etkisiyle hayalle gerçeğin birbirine karıştığı rüyalar gördüm. Yoğun bakımda yaşananları rüyalarımda gerçek sanarak yaşadım. Çok farklı bir süreçti. Uyandırıldığımda odadaki doktorların ve hemşirelerin gözlerindeki mutluluğu hiç unutamıyorum. Hepsi başıma toplanmıştı, ‘Sen bizim umut ışığımız oldun’ dediler. Çünkü o dönemde çok fazla insanı kaybediyorduk. Benim iyileşmem onlara da moral olmuştu. Gerçekten ölüp geri dirilmiş gibiydim" şeklinde konuştu. "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim" Yoğun bakımda gözlerini açtığı ilk anı anlatan Kayık, "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim oldu. Hemen telefonlarından fotoğrafını gösterdiler. O anı hiç unutamam" dedi. "Tek derdim kızımı görmekti" Entübasyon sürecinin ardından temiz yoğun bakıma alındığını belirten Kayık, "Ekstübe olduktan bir iki gün sonra temiz yoğun bakıma geçtim. Ben ikinci katta yatarken oğlum üçüncü katta yenidoğan yoğun bakımdaydı. Yaklaşık 30-35 gündür çocuklarımı görmemiştim. Alican Hocama ‘Beni servise gönderin’ diye yalvarıyordum. Tek derdim kızımı görmekti" diye konuştu. "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım" Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilse de mücadelesinin bitmediğini dile getiren Kayık, "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım. Yaşadıklarımın çoğunu sonradan öğrendim. Taburcu olduktan sonra bir yıl boyunca tedavilerim sürdü, sekeller kaldı, operasyonlar geçirdim. Hala etkilerini yaşıyorum ama çok şükür hayattayım ve çocuklarımın yanındayım" şeklinde konuştu. "2 can söz konusuydu" Anestezi Uzmanı Dr. Harun Özmen, sürecin hem anne hem de bebek açısından son derece kritik geçtiğini söyledi. Özmen, "O dönemde çok sayıda ağır hasta vardı. Bu vakada iki can söz konusuydu ve her adımı çok dikkatli atmak zorundaydık" dedi. Hastanın yoğun bakıma kabul edildiği ilk anın tabloyu net şekilde ortaya koyduğunu belirten Özmen, "Hastamız ileri derecede solunum yetmezliği ile yoğun bakıma alındı. 28 haftalık gebeydi. Pandeminin en zor dönemlerinden birini yaşıyorduk. Akciğer tutulumu oldukça ağırdı. Hem anne hem bebek açısından çok hassas bir süreç yürüttük. Önceliğimiz annenin akciğer fonksiyonlarını toparlamaktı. Çünkü annenin stabilizasyonu sağlanmadan yapılacak her müdahale riski artırabilirdi" ifadelerini kullandı. "Annenin solunumunu toparlamayı hedefledik" Tedavi planının multidisipliner şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Özmen, "İlk etapta gebeliği sonlandırmadan annenin solunumunu toparlamayı hedefledik. Çünkü her erken doğum bebeğin riskini artırır. Ancak klinik tablo ağırlaştı. Solunum parametreleri kötüleşti. O noktada anne hayatı öncelikli hale geldi. Multidisipliner değerlendirme sonrası doğum kararı aldık" diye konuştu. "Onu bugün sağlıklı görmek en büyük ödül" Hastanın ekstübe edilerek kendi başına nefes almaya başladığı anın unutulmaz olduğunu dile getiren Özmen, "Ekstübasyon kararı verdiğimiz an çok dikkatliydik. Kendi solunumunun yeterli olup olmadığını yakından takip ettik. Başarılı şekilde cihazdan ayrıldığında ekip olarak büyük bir mutluluk yaşadık. O günlerde umut çok kıymetliydi. Onu bugün sağlıklı, çocuklarıyla birlikte görmek bizim için en büyük ödül" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:41
Ailelere önemli tavsiyeler: "Çocuklar daha fazla risk altında"
Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, kış aylarında artış gösteren çocukluk çağı enfeksiyonlarına karşı ailelere önemli uyarılarda bulundu. Kış mevsimiyle birlikte özellikle kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artmasının enfeksiyon riskini yükselttiğini belirten Dr. Özge Yurtseven, bağışıklığı güçlü tutmanın temel yollarını anlattı. Çocukları hastalıklardan korumanın en önemli yolunun dengeli beslenme ve düzenli uyku olduğunu vurgulayan Yurtseven, "Bir çocuğun belli saatlerde uyuyup belli saatlerde uyanması bağışıklık sistemini destekler. Uyku hijyenine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. Beslenmede ise protein ağırlıklı gıdaların yanı sıra mevsim meyve ve sebzelerinin düzenli tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yurtseven, bu alışkanlıkların enfeksiyonlara karşı koruyucu rol oynadığını belirtti. "Kapalı ortam riski artırıyor" Kış aylarında çocukların uzun süre kapalı ortamlarda kalmasının enfeksiyon riskini artırdığına dikkat çeken Yurtseven, açık havanın önemine değindi. "Aileler ’Çocuğum üşür mü?’ diye endişe ediyor. Oysa çocuk uygun şekilde giydirildiğinde kısa süreli dışarı çıkması, temiz hava alması ve güneş görmesi bağışıklığını destekler. Uzun süre kapalı alanlarda kalmak solunum ve damlacık yoluyla bulaşan hastalıkların yayılmasına zemin hazırlıyor" diye konuştu. "Küçük çocukları öpmeyin" Özellikle kalabalık ortamlarda küçük çocukların ve bebeklerin yüzlerinden öpülmemesi gerektiğini belirten Yurtseven, yetişkinlerde hafif seyreden grip ve nezlenin çocuklarda daha ağır sonuçlara yol açabileceğini ifade etti. Yurtseven, "Yetişkinlerde basit görülen enfeksiyonlar bebeklerde ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu nedenle hasta yetişkinlerin çocuklardan uzak durması gerekir. Aileler bu konularda daha dikkatli olmalı" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:21
Damar yağlanmasının erken tespiti kalp krizi riskini önlüyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek; "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Kalp damar hastalıklarının erken teşhis ve düzenli kontrollerle önlenebileceğine dikkat çeken Akgün, özellikle risk grubunda bulunan vatandaşların ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Dünya genelinde kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler ilk sırada gelmektedir. Biz de bu hastalıkları krize neden olmadan, ani kalp durması dediğimiz ani kalp ölümüne yol açmadan tedavi etmeye çalışıyoruz" dedi. Aynı zamanda Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, düzenli kontroller sayesinde muhtemel kalp krizlerinin önüne geçilebileceğini ifade etti. "Hastalarımızın yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" Dikkat edilmesi gereken rahatsızlıklar için uyarılarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Kalp damar hastalığı özellikle 40 yaşın üzerindeki erkeklerde, 50 yaşın üzerindeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Bunun yanı sıra şeker hastalığı olanlarda, kolesterol yüksekliği bulunanlarda, ailesinde kalp damar tıkanıklığı öyküsü olanlarda, sigara ve alkol tüketiminin yoğun olduğu kişilerde ve stresli bireylerde maalesef daha sık gözlemlenmektedir. Hastalarımıza; 40 yaşın üzerindeki erkeklerin ve 50 yaşın üzerindeki kadınların yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" dedi. Yapılan muayeneye göre tedavi yöntemlerini planladıklarını ve hastaların tedavilerin ardından rahatlıkla eve gidebileceklerini belirten Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Muayenelerde öncelikle hastalarımızın şikayetlerini dinliyoruz. Şikayeti olmayan hastalarda ise kalp ve damar tıkanıklığı riskini hesaplıyoruz. Bu durum düşük veya orta riskli gruba giriyorsa, ilaçlı tomografi dediğimiz yöntemle hastalarımızın kalp ve damar riskini değerlendiriyoruz. Hastalar, işlemlerden sonra rahatlıkla eve gidebilirler. Çektiğimiz tomografi sayesinde eğer risk söz konusuysa tedavilerini planlayabiliyoruz" diye konuştu. "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" Kalp damarlarında tıkanıklık kadar yağlanmanın da ciddi risk oluşturduğunu ifade eden Akgün, uygulanacak tedavi yöntemlerinin hastanın durumuna göre belirlendiğini söyledi. Yapılan uygulamalar ve tedaviler ile kalp krizini riskini azaltılabildiğini belirten Uzm. Dr. Akgün, "Tedavi yöntemlerini buna göre ayarlıyoruz bu sayede belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. "Kontrollerinizi aksatmayın" Kalp sağlığının korunmasında düzenli kontrollerin büyük rol oynadığını ifade eden Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayat kurtardığını vurguladı. Uzm. Dr. Akgün, "Özetle kalp damar hastalıkları günümüzde ölümlerin en başta gelen sebepleri arasında yer almaktadır. Kontrollerinizi aksatmayın. Kalp kontrolleri önemlidir; hayatta kalmanıza ve sevdiklerinizle birlikte uzun yıllar sağlıklı yaşamanıza katkı sağlar" ifadelerini kullandı. Akgün, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli olarak kardiyoloji muayenesi yaptırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:18
Sağlıkta tam bağımsızlık yolunda tarihi eşik: TRUSTLIFE yerli Alzheimer ilacı için klinik başvuru yaptı
Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde tam bağımsızlık hedefi doğrultusunda, yerli bilim insanları tarafından geliştirilen Alzheimer ilacı için Faz I klinik araştırma başvurusu Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na (TİTCK) yapıldı. Türkiye’nin ulusal sağlık teknolojileri platformu TRUSTLIFE ile Atatürk Üniversitesi iş birliğinde geliştirilen ilaç adayının, keşiften klinik başvuru aşamasına kadar tüm araştırma ve geliştirme süreçlerinin Türkiye’de yürütüldüğü bildirildi. Söz konusu başvuru, Türkiye’de geliştirilen özgün bir molekülün klinik araştırma sürecine taşınması açısından tarihi ilk adım niteliği taşıyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onaylı Türkiye’nin ilk ve tek sağlık teknolojileri odaklı Girişim Sermayesi Yatırım Fonu olan TRUSTLIFE’ın, Türkiye’de akademisyenler, Ar-Ge kuruluşları ve teknoloji girişimleri tarafından geliştirilen yenilikçi ilaç projelerini destekleyerek, sağlık alanında yerli ve milli üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi. TRUSTLIFE bünyesinde farklı hastalık alanlarına yönelik 15 yerli ilaç projesinin yürütüldüğü, klinik aşamaya en yakın 5 ilaç adayı için Faz I başvuru sürecinin planlandığı kaydedildi. Alzheimer ilacı için ilk başvurunun gerçekleştirildiği, diğer 4 yerli ilaç projesi için tüm hazırlıkların tamamlandığı ve tüm başvuruların mart, nisan ve mayıs ayları içerisinde TİTCK’ya sunulacağı bildirildi. Tamamı Türkiye’de geliştirilen bu ilaç adaylarının klinik aşamaya taşınmasının, Türkiye’nin yalnızca ilaç tüketen değil, aynı zamanda kendi ilacını geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefi açısından kritik bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. Faz I başvurusunun ardından TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar ziyaret edildi. Ziyarete, TRUSTLIFE icra kurulu başkanı Dr. Bülent Denkdemir, Trustlife Bilim Ekibi liderleri Prof. Dr. Adil Mardinoğlu ve Prof. Dr. Hasan Türkez, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile TRUSTLIFE icra kurulu üyesi Dr. Erkan Mankan katıldı. Görüşmede, Türkiye’de geliştirilen yerli ilaçların klinik araştırma süreçlerinin hızlandırılması, ulusal ilaç geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde küresel ölçekte söz sahibi ülkeler arasına taşınmasına yönelik çalışmalar ele alındı. Yerli bilim insanlarının bilgi birikimi, üniversitelerin araştırma altyapısı ve ulusal Ar-Ge gücünün birleşmesiyle hayata geçirilen TRUSTLIFE girişiminin, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığını azaltması ve yüksek katma değerli yerli ilaç geliştirme kapasitesini kalıcı olarak güçlendirmesi hedefleniyor.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:06
Turgut Özal Tıp Merkezi’nde koklear implant ameliyatları yeniden başladı
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde pandemi ve deprem nedeniyle ara verilen koklear implant (biyonik kulak) ameliyatları yeniden başladı. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Kliniğinde Doç. Dr. İsmail Demir tarafından 3 hastaya koklear implant ameliyatı gerçekleştirildi. Operasyonlara ilişkin açıklamalarda bulunan Demir, yaklaşık bir ay önce iki çocuk hastaya başarılı bir koklear implant ameliyatının ardından bu kez de 3 yetişkin hastaya bu ameliyatı yaptıklarını söyledi. Koklear implant yönteminin erken yaşlarda uygulanıldığı zaman dil ve konuşma açısından yeterli kazanım sağladığına dikkat çeken Demir, "Üç hastamıza implant uyguladık. Bir hastamız 20 yıl önce bir travmaya bağlı işitme kaybı yaşamış ve daha önce implant ameliyatı olmuştu ancak cihazı bozulmuştu. Onun cihazını yeniledik. Diğer hastalarımıza ise işitme cihazını implant ettik" dedi. Her başvurunun ameliyatla sonuçlanmadığını belirten Demir, "Hastalarımızı iyi bir değerlendirme sürecinden geçiriyoruz. Öncelikle odyolojik olarak değerlendiriliyorlar. Eğer uygunsa radyolojik filmleri çekiliyor. İç kulakta herhangi bir problem yoksa cerrahi aşamaya geçiyoruz" ifadelerini kullandı Ameliyatın başarısı kadar ameliyat sonrası sürecin de hayati önem taşıdığı ifade eden Demir, hastaları düzenli kontrollere takip ettiklerini söyledi. Gerekli şartları taşıyan hastaların cihaz bedellerinin tamamen devlet tarafından karşılandığını hatırlatan Demir, kendisine destek veren ekibine ve Turgut Özal Tıp Merkezine teşekkür ederek sözlerini tamamladı. Başarılı bir koklear implant ameliyatının ardından sağlığına kavuşan Yasemin Malkoç ise başından sonuna tedavinin çok iyi geçtiğini ifade ederek Doç. Dr. İsmail Demir ve sağlık çalışanlarına teşekkürlerini iletti.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:04
İyi huylu prostat büyümesi tedavisinde lazer teknolojileri, etkili tedavi imkanı sunuyor
Ürolog Prof. Dr. Burak Turna, lazer prostat ameliyatlarının günümüzde iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde güncel ve etkili yöntemler arasında yer aldığını söyledi. Thulium lazerin dokuda kontrollü kesim ve minimal kanama özelliği olduğunu vurgulayan Turna, "Holmium lazerle ise güçlü doku buharlaştırma ve enükleasyon özelliği sayesinde özellikle büyük prostatlarda etkili sonuçlar elde edilebiliyor" dedi. İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan lazer teknolojileri, hastalara rahat ve etkili tedavi imkanı sağladığını belirten Acıbadem Kent Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna, thulium lazer ve holmiumi lazeri uzun yıllardır uygulandıklarını ama her hastaya özel tedavi planı oluşturduklarını ifade etti. Tedavi yöntemi hastaya göre belirleniyor Prof. Dr. Turna her hastanın prostat hacmi, eşlik eden hastalıkları ve genel sağlık durumunun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu değerlendirme sonucunda hastaya en uygun lazer yönteminin seçildiğini belirten Prof. Dr. Turna, "Böylece tedaviden hastanın maksimum sonucu alması" diyerek lazer teknolojileri hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Turna, Thulium Fiber Lazer’in, prostatın iyi huylu büyümesi sonucu idrar yolunu tıkayan adenom dokusunun tamamen çıkarılmasında etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Turna, enükleasyon (bir organın ya da dokunun tamamen çıkarılması işlemi) işlemiyle çıkarılan dokunun mesaneye itildiğini ve morsellatör adı verilen cihazla parçalanarak vücuttan alındığını aktardı. Thulium lazerin aynı zamanda üst üriner sistem ve mesane tümörlerinin tedavisinde de kullanılabildiğini kaydeden Turna, bu yöntemin kanama riskini minimize ettiğini ve patolojik inceleme açısından dokuya zarar vermediğini söyledi. Holep yöntemiyle kesi olmadan ameliyat Holmium lazer ile prostat enükleasyonu olarak bilinen HoLEP yönteminin tamamen kapalı (endoskopik) olarak uygulandığını belirten Prof. Dr. Burak Turna, işlemin idrar kanalından girilerek gerçekleştirildiğini ifade etti. HoLEP ameliyatında prostatın büyüyen kısmının kapsülünden tamamen ayrılarak çıkarıldığını söyleyen Turna, "Bu işlem, portakalın içinin kabuğundan ayrılmasına benzetilebilir. Herhangi bir kesi yapılmaz ve hasta işlem sırasında ya da sonrasında ağrı hissetmez." diye konuştu. Hızlı taburculuk, hızlı iyileşme HoLEP sonrası hastaların genellikle 1-2 gün içinde taburcu edildiğini aktaran Turna, klasik yöntemlere kıyasla sondanın daha erken alındığını ve hastaların günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğini belirtti. Klasik kapalı ve açık prostat ameliyatlarıyla karşılaştırıldığında HoLEP’in birçok artı özelliğe sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Turna, "HoLEP’te prostat dokusu tamamen çıkarıldığı için hastalığın tekrar etme riski oldukça düşüktür. Ayrıca büyük prostatlarda da güvenle uygulanabilir ve kan kaybı minimum düzeydedir" ifadelerini kullandı. Lazer prostat ameliyatlarının, günümüzde prostat büyümesi tedavisinde modern cerrahinin ileri teknolojik yöntemlerinden biri olduğunu belirten Turna, uygun hasta seçimiyle son derece başarılı sonuçlar elde edildiğini sözlerine ekledi.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:03
Ağız sağlığı, çocuklarda bağışıklığın savunma hattı
Ağız sağlığı çoğu zaman yalnızca çürüklerle ilişkilendirilse de uzmanlara göre mesele bundan çok daha kapsamlı. "Ağız, milyarlarca mikroorganizmanın yaşadığı canlı ve dinamik bir ekosistemdir" diyen Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dt. Betül Bostan, bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını oluşturan ağızdaki mikrobiyal dengenin yalnızca lokal değil, sistemik etkiler de oluşturabildiğini vurguladı. Medicana International İzmir Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dt. Betül Bostan, ağız mikrobiyotasının önemine dikkat çekerek, "Ağız sağlığı denildiğinde çoğumuzun aklına çürükler gelir. Oysa ağız yalnızca dişlerden ibaret değildir. İçinde milyarlarca mikroorganizmanın yaşadığı, hassas dengeler üzerine kurulu bir ekosistemdir. Bu ekosisteme ağız mikrobiyotası ya da ağız florası diyoruz. Ağız, sindirim sisteminin başlangıcı ve bağışıklık sisteminin ilk savunma hattıdır. Bu nedenle burada oluşan mikrobiyal denge tüm vücudu etkileyebilir. Ağızda bulunan mikroorganizmaların büyük bölümü yararlıdır; zararlı bakterilerin çoğalmasını engeller ve bağışıklık sistemini adeta eğitir. Sağlıklı bir ağız florası, güçlü bir bağışıklık yanıtının temel taşlarından biridir" ifadelerini kullandı. Floradaki bozulma sadece çürükle sınırlı değil Ağız florasındaki dengenin bozulmasının yalnızca çürük ve diş eti hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını belirten Uzm. Dt. Betül Bostan, "Ağız florasındaki dengenin bozulması, çürükler ve diş eti hastalıklarıyla sonuçlanabilir. Ancak etkisi bununla sınırlı değildir. Bilimsel çalışmalar; ağız sağlığındaki bozulmaların kalp-damar hastalıkları, diyabet kontrolü, solunum yolu enfeksiyonları ve erken doğum riskiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ağız içindeki kronik inflamasyon, tüm vücudu etkileyebilen bir inflamatuar yük oluşturabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün ağız sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlayan Uzm. Dt. Betül Bostan, "Ağız hastalıklarının dünya çapında en yaygın kronik hastalıklar arasında yer aldığı belirtilmektedir. Yani ağız, vücuttan bağımsız değildir; sistemik sağlığın bir parçasıdır" diye konuştu. Çocukluk dönemi mikrobiyota açısından oldukça kritik Çocuklarda ağız mikrobiyotasının daha hassas olduğuna dikkat çeken Uzm. Dt. Betül Bostan, erken dönemdeki alışkanlıkların uzun vadeli etkileri olabildiğine dikkat çekti. Uzm. Dt. Betül Bostan, sözlerine şöyle devam etti: "Çocukluk dönemi ağız mikrobiyotası açısından en hassas dönemdir. Doğumdan itibaren bakteriyel kolonizasyon başlar ve özellikle ilk yıllarda bu denge şekillenir. Bağışıklık sistemi henüz gelişim aşamasındadır; ağız florası daha kırılgandır. Bu dönemde sık ve kontrolsüz şeker tüketimi, gece beslenmesi sonrası temizlik yapılmaması, gereksiz antibiyotik kullanımı ve yetersiz ağız hijyeni mikrobiyal dengeyi bozabilir. Erken dönemde oluşan bu bozulmalar yalnızca süt dişlerini etkilemez. İlerleyen yaşlarda artmış çürük riski, kronik diş eti problemleri ve inflamatuar yatkınlıkla ilişkilendirilmektedir. Çocuklukta ağız sağlığına gösterilen özen, aslında gelecekteki genel sağlığa yapılan yatırımdır." Antibiyotik kullanımı flora dengesini bozabilir Antibiyotik kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve ağız hijyeninin ağız florası üzerindeki etkilerine de değinen Uzm. Dt. Betül Bostan şu açıklamalarda bulundu: "Antibiyotikler gerekli durumlarda hayat kurtarıcıdır; ancak gereksiz ve sık kullanım faydalı bakterileri de azaltarak ağız florasının dengesini bozabilir. Beslenmede özellikle şeker tüketiminin sıklığı, miktarından daha belirleyicidir. Gün içinde tekrarlayan şeker maruziyeti zararlı bakterilerin baskın hale gelmesine yol açar. Dengeli beslenme ve düzenli ağız bakımı ise koruyucu etki sağlar. Ailelerin ilk dişten itibaren düzenli fırçalama alışkanlığı kazandırması, yaşa uygun miktarda florürlü diş macunu kullanması, şeker tüketimini sıklık açısından azaltması, gece beslenmesi sonrası mutlaka temizlik yapması, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınması ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmaması önemlidir. Burada amaç ağız içini steril hale getirmek değildir; sağlıklı mikrobiyal dengeyi korumaktır." Uzm. Dt. Betül Bostan, ağız sağlığının yalnızca estetik bir konu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, "Sağlıklı bir ağız florası; güçlü bir bağışıklığın, dengeli bir inflamasyon yanıtının ve sağlıklı bir bedenin temelidir. Ağız sağlığı, genel sağlığın başlangıç noktasıdır" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 09:30
Sessiz ilerleyen risk osteoporoz
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşide konuşan Uzman Dr. Büşra Yeşil, osteoporozun (kemik erimesi) sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Dr. Yeşil, hastalığın önlenebilir yönlerine değinerek, beslenme ve egzersiz önerilerinde bulundu. Nilüfer Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren konularda düzenlediği bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşiye, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Uzman Dr. Büşra Yeşil, kemik sağlığını korumanın yollarını anlattı. Konuşmasında hastalığın gelişimindeki risk faktörlerine değinen Dr. Yeşil, toplumdaki yaygın kanının aksine düşük vücut kitle indeksinin kemik sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dr. Yeşil, "Zayıf kişilerde kemiklere binen yük azaldığı için kemik üretimi, kilolu kişilere oranla daha az gerçekleşir" dedi. Erken menopoz, ailede kalça kırığı öyküsü, uzun süreli kortizon kullanımı ve tütün-alkol tüketiminin riskleri artırdığını vurgulayan Yeşil, hastalığın en ağır sonuçlarının kalça kırığı ve omurga çökmesi olduğunu ifade etti. Yapılan araştırmalara göre kalça kırığı yaşayan bireylerin iki yıl içinde yüzde 12 ile 20 arasında ölüm riski taşıdığını belirten Yeşil, bu durumun yaşam konforunu tamamen yok ederek, kişiyi başkasına bağımlı hale getirdiğini ekledi. Egzersizin önemi Hastalığı karşı hem korunma hem de tedavi sürecinde egzersizin hayati önem taşıdığının altını çizen Dr. Yeşil, şu tavsiyelerde bulundu: "Sadece kardiyo gibi yük vermeyen egzersizler yeterli değil. Mutlaka ağırlık ve direnç egzersizleri yapılmalı. Kasların kemiklere bir çekme gücü uygulaması, vücuda ‘daha fazla kemik üretmeliyim’ mesajı gönderir. Özellikle 50-60 yaş üzerindeki bireylerde düşmeleri engellemek için denge ve koordinasyon eğitimi şart." Beslenme önerileri Beslenme düzeninde kalsiyum, protein ve D vitamini üçlüsüne de işaret eden Dr. Yeşil, günlük kalsiyum ihtiyacının ortalama bin 200 miligram olduğunu hatırlattı. Yağsız süt ve yoğurt tüketiminin önemini vurgulayan Yeşil, "Örneğin 100 gram çedar peyniri tükettiğinizde yaklaşık 720 miligram kalsiyum alırsınız. Bu da günlük ihtiyacınızın yarısından fazlasını tek başına karşılar" dedi. Cam arkasından güneşlenmeyin D vitamininin besinlerle alınamayacağını, sadece cilde doğrudan temas eden güneş ışığıyla sentezlenebileceğini hatırlatan Yeşil, Türkiye’deki güneş açısı nedeniyle saat 12.00-13.00 arasının en verimli zaman dilimi olduğunu ifade etti. Yeşil, cam arkasından güneşlenmenin D vitamini üretimi için yeterli olmadığını belirtti. Vücudumuza yatırım yapmalıyız Osteoporozun sessiz ilerleyen ancak önlenilebilir bir hastalık olduğunu sözlerine ekleyen Yeşil, "Geleceğimiz için vücudumuza yatırım yapmalıyız. Bunu beslenme, egzersiz ve düzenli takiple sağlayabiliriz" diye konuştu. Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dr. Yeşil’i, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun teşekkür etti.
20 Şubat 2026 Cuma - 09:23
Bayburtlu hayırsever hastaneye otomatik kalp masajı cihazı bağışladı
Bayburtlu hayırsever vatandaş Salahattin Kaldırım, hastaneye otomatik kalp masajı cihazı bağışladı. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışıyla yapılan bağış kapsamında temin edilen cihazın, özellikle acil müdahale gerektiren vakalarda sağlık ekiplerine destek sağlayacağı belirtildi. Katkılarından dolayı Kaldırım’a hastane yönetimi tarafından plaket takdimi yapıldı. Bağış ile sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine katkı sunuldu, hastane altyapısına önemli destek sağlandı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 20:04
Uzmanı uyardı: "Riskli gebeliklerde oruç tutmak, düşük ve kayıplara neden olabilir"
Sivas Medicana Hastanesi Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nadir Cömert, Ramazan ayında hamile kadınların oruç tutmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, "Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" dedi. Ramazan ayının başlamasıyla birlikte hamile kadınların oruç tutup tutamayacağı konusu yeniden gündeme geldi. Özellikle gebeler, sağlık durumlarının oruç tutmaya uygun olup olmadığı konusunda doktorlara sıkça başvuruyor. Uzmanlar ise gebeliğin dönemine ve annenin sağlık durumuna göre değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre gebeliğin ilk 3 ayında bebeğin organ gelişimi gerçekleştiği için uzun süreli açlık önerilmiyor. Son 3 aylık dönemde ise hem bebeğin hem de annenin artan besin, protein, vitamin ve glikoz ihtiyacı nedeniyle oruç tutulması genellikle tavsiye edilmiyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nadir Cömert, hamilelikte ara dönemin oruç tutmak için daha uygun bir dönem olduğunu söyleyerek, "Özellikle kronik hastalıkları olanlara önermiyoruz. Örneğin kronik kalp hastalığı, hipertansiyonu, diyabeti, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı gibi hastalıkları olanlara tabi ki oruç tutmayı önermiyoruz. Onun dışında belki bir diyetisyenle birlikte orucu götürmek çok daha iyi olabilir" dedi. Cömert, uzun süre açlık ve susuzlukta bebeğin etkilenebileceğini belirterek, "Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" ifadelerine yer verdi. "Negatif etkileri olabilir" Kronik hastalığı olanlara oruç tutmayı önermediğini belirten Nadir Cömert, "Ramazan ayı başladı. Hastalarımız ve özellikle gebelerimiz çok soruyor. ’Hocam oruç tutabilir miyim’ diye. Tabi tutmak isteyen hastalarımız için önerilerimiz oluyor. Genel olarak ilk 3 ay ve son 3 ay tutmalarını çok önermiyoruz. İlk 3 ayda organ gelişimi, bebeğin gelişimi olduğu için. Son 3 ayda da bebeğin ve annenin beslenmeye ihtiyacı çok fazla artıyor. Protein, şeker, glikoz ihtiyacı ve vitamin ihtiyaçları falan çok arttığı için çok önermiyoruz aslında. Ara dönem belki daha oruç tutulabilecek bir dönemdir. Ama tabi orda da hastanın özel durumları olabiliyor. Özellikle kronik hastalıkları olanlara önermiyoruz. Örneğin kronik kalp hastalığı, hipertansiyonu, diyabeti, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı gibi hastalıkları olanlara tabi ki oruç tutmayı önermiyoruz. Onun dışında belki bir diyetisyenle birlikte orucu götürmek çok daha iyi olabilir. İftarda nasıl beslenilmesi gerektiği, sahurda ne yenmesi gerektiği gibi sorular olabiliyor. Hastamız mümkünse bir diyetisyen eşliğinde de bu durumu götürebilir. O açıdan hem bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hem de bir diyetisyenle birlikte bu süreci götürmek en doğrusudur. Uzun süre açlıktan şeker düzeyi düşüyor. Ondan sonra yağ hücrelerinde yıkım başlıyor. Keton üretimi başlıyor. Bu keton üretimi olduğu zaman kanda biraz yüksek düzeye çıktığı zaman bebeği etkileyebiliyor uzun sürede. O yüzden böyle negatif etkiler olabilir çok net olmamakla birlikte. Ondan sonra tabii sıvıyla ilgili de bebeğin sıvısıyla ilgili amniyon sıvısı dediğimiz bir sıvı var. Uzun süre açlık ve susuzlukta bebek etkilenebilir. Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" diye konuştu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 19:31
Sağlık turizminde kalite ve akreditasyon vurgusu
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay ve heyeti, Sağlık Bakan Yardımcısı Doç Dr. Şuayip Birinci’yi makamında ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette, sağlık turizmi alanında yürütülen çalışmalar ve yeni dönem stratejileri ele alındı. Sağlık Turizmi Konfederasyonu heyetinin de katıldığı görüşmede; uluslararası sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi, komplikasyon yönetimi ve hasta güvenliği, uluslararası kalite akreditasyon sistemlerinin yaygınlaştırılması ile sürdürülebilir ve denetlenebilir sağlık turizmi modeli konuları değerlendirildi. Görüşmede, sağlık turizminde kalite güvencesinin kurumsallaştırılması ve uluslararası güven altyapısının güçlendirilmesinin önemine vurgu yapıldı. Türkiye’nin sağlık altyapısı ve uzman insan kaynağının küresel ölçekte daha etkin konumlandırılmasına yönelik karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. SATKOF Genel Başkanı Prof Dr Aysun Bay, sağlık turizminde sürdürülebilir büyümenin kalite, şeffaflık ve güçlü akreditasyon sistemi ile mümkün olacağını ifade etti. Ziyaret, iyi niyet temennileriyle sona erdi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 18:04
Gebelikte oruç
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Zeynep Banu Erdoğdu, "Gebelikte oruç tutma kararı kişiye özeldir ve mutlaka doktor kontrolünde değerlendirilmelidir. Anne adaylarının kendilerini zorlamamaları ve vücutlarını dikkatle gözlemlemeleri gerekmektedir" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Zeynep Banu Erdoğdu, gebelikte oruç tutmanın zamanlamasının büyük önem taşıdığını belirterek, "Genel olarak gebeliğin ikinci trimester dönemi olan 4, 5 ve 6’ncı aylar oruç için daha uygun kabul edilmektedir. Son trimesterde ise bebeğin hızlı kilo alımı ve gelişimi nedeniyle oruç tutulması önerilmemektedir" diye konuştu. Anne adaylarının sağlık durumlarının mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Erdoğdu, "Bulantı, kusma ya da ek bir sağlık sorunu bulunmayan anne adayları, kendilerini yormayacak şekilde günlük yaşamlarını sürdürmelidir. Bu süreçte düzenli dinlenme, uyku düzeninin korunması ve günlük protein, kalori, vitamin ile sıvı ihtiyacının karşılanması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Gebelikte en önemli unsurun anne ve bebeğin sağlığı olduğunu ifade eden Erdoğdu, "Gebelikte oruç tutma kararı kişiye özeldir ve mutlaka doktor kontrolünde değerlendirilmelidir. Anne adaylarının kendilerini zorlamamaları ve vücutlarını dikkatle gözlemlemeleri gerekmektedir" ifadelerinde bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder