SAĞLIK
02 Nisan 2026 Perşembe - 16:30 Otizmde kritik uyarı: "6 aylık bebeklerde bile görülebilir" Sivas Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıklarından Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizmin yalnızca 3 yaşından sonra anlaşılabileceği yönündeki yaygın inanışın gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizm spektrum bozukluğuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Otizm belirtilerinin çok daha erken dönemlerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bozok, "Bazı bebekler 6. aydan itibaren akranlarından farklı gelişim gösterebilir. Bu nedenle erken belirtilerin gözden kaçırılmaması büyük önem taşıyor" dedi. Tanı sürecine ilişkin de bilgi veren Bozok, "Otizm tanısı herhangi bir kan, idrar tetkiki ya da görüntüleme yöntemi ile konulmaz. Tanı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından yapılan ayrıntılı klinik değerlendirme ile konulur" diye konuştu. Ailelere erken dönem belirtiler konusunda ayrıntılı uyarılarda bulunan Bozok, "Erken dönemde bazı gelişimsel işaretlerin dikkatle izlenmesi gerekir. Örneğin 6 ay civarında sosyal gülümsemenin ya da duygusal yüz ifadelerinin olmaması, 9 ayda ses çıkarma, gülücük ve mimiklerin sınırlı kalması önemli bir uyarı olabilir. 12 ayda ismi söylendiğinde tepki vermeme dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bunun yanı sıra işaret etme, gösterme, el sallama gibi jestlerin gelişmemesi de erken belirtiler arasında yer alır. 24 ay civarında çocuğun iki kelimeli spontan cümleler kuramaması ya da gelişimin herhangi bir döneminde konuşma ve sosyal becerilerde gerileme görülmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi. Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Bozok, "Erken tanı ve erken müdahale, çocuğun gelişimsel kazanımları açısından belirleyicidir. Özellikle 2,5 yaş öncesinde başlanan özel eğitim ve destek programlarının çok daha etkili olduğu bilinmektedir" dedi.
02 Nisan 2026 Perşembe - 15:57 Sağlık ve ekonomide güçlü sistem hedefi bu görüşmede ele alındı MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar ile bir araya gelen AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen heyeti, Türkiye’nin sağlık ve ekonomik yapısında ihtiyaç duyulan dönüşümlere ilişkin değerlendirmede bulundu. AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban öncülüğündeki heyet, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunarak, Türkiye’nin sağlık ve iktisadi geleceğine yönelik kritik başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen görüşmede; Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere sağlık sisteminde köklü dönüşüm ihtiyacı, hekim haklarının güçlendirilmesi ve kamu yararını esas alan sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Aynı zamanda iktisadi yapılanma süreçleri ve çalışan odaklı projelerin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılar stratejik bir perspektifle değerlendirildi. "Sağlıkta ve ekonomide adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz" AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Attığımız her adım; yalnızca bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etme hedefinin bir parçasıdır. Sağlıkta ve ekonomide sürdürülebilir, adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz. Bayraktar’ın üstlendiği bu önemli görevin, milletimizin refahına ve devletimizin bekasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" dedi.
Deprem korkusu kronikleşiyor
10 Kasım 2025 Pazartesi - 17:16 Deprem korkusu kronikleşiyor Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşayan milyonlarca insan, her sarsıntı sonrası artan kaygıyla baş etmeye çalışıyor. Uzmanlar, deprem korkusunun ‘normal’ sınırları aştığında, günlük yaşamı ve bedensel sağlığı etkileyen bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Deprem korkusunu yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Sürekli tetikte yaşamak, gerçek bir yaşam biçimi değildir. İnsan zihni bu gerilime uzun süre dayanamaz" dedi. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Önder Kavakçı, insanların bastıkları toprağı ve evlerini güvenli kabul ettiklerini, depremin bu inancı kökten sarstığını vurgulayarak, "İnsanlar bastıkları toprağın, içinde bulundukları yuvanın güvende olduğunu varsayarlar. Eve girdiğinizde rahatlarsınız, emniyettesinizdir. Deprem, bu en güvende olduğumuz yerle ilgili inançlarımızı sarsar ve ‘hiçbir yer güvenli değil’ algısına yol açar. Küçük sarsıntılar kısa sürede unutulabilir; ancak tekrarlayan depremler sürekli bir tehdit algısı oluşturabiliyor. Böyle durumlarda kişi, o anda sarsıntı yokken bile sarsılıyormuş gibi hissedebilir. Masanın ya da koltuğun hafif hareketi bile alarm sistemini tetikleyebilir" dedi. Uzmanlara göre deprem korkusu belli bir düzeye kadar normal. Ancak belirli sınırları aştığında, anksiyete bozukluğu veya travma sonrası stres tepkisine dönüşebiliyor. Kavakçı, bu durumda görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı: "Sürekli tetikte olma, irkilme veya sarsıntı hissi Çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi Uyku bozuklukları, kabuslar Tahammülsüzlük, huzursuzluk, sinirlilik Hissizlik, duygusal donukluk veya boşluk hissi". Çocuklar nasıl etkileniyor Depremler yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkiliyor. Kavakçı, çocukların korku tepkilerini yetişkinlerden öğrendiklerini belirterek, "Çocuklar tehlikeyi değerlendirmek için büyüklerine bakarlar. Ebeveynler sakin kalırsa çocuklar da olayı daha kolay atlatır. Ancak yetişkinler büyük reaksiyonlar verdiğinde, çocukta korku ve güvensizlik duygusu artar" dedi. Kavakçı, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu: "Çocuklara yaşına uygun, doğru bilgiler verin. Korkularını küçümsemeyin, "bir şey olmaz" demeyin. Yanında olduğunuzu hissettirin, mümkünse yalnız bırakmayın. Televizyon veya sosyal medyadaki yıkıcı görüntülere sınırlama koyun". Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, sorunların kronikleşmesine neden olabilir Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen de, depremin yol açtığı en önemli sorunlardan birinin, yaşadığı güvenli alanın tahrip olması nedeniyle kişilerin temel güven duygularının sarsılması olduğunu vurgulayarak, "Güvenli bir ortamdayken ve üzerinden yeterince zaman geçmişken bile abartılı irkilme, en ufak sarsıntı ya da yüksek seste panikleme, sürekli tehlike varmış gibi tetikte olma tepkilerinin devam etmesi, psikolojik sorunların başladığına işaret edebilir. Travmatik tepkilerin şiddetlenmesi ve kişinin işlevselliğini bozması; belirtiler dolayısıyla kişinin yaşam alışkanlıklarına (iş, eğitim, ilişkiler ve ilerleyen zamanda hobiler gibi) dönmekte güçlük çekmesi ve dönemeyeceğine dair kaygılanması. Deprem gibi büyük doğal afetlerden sonra bireylerde uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, disosiyatif bozukluk, alkol-madde bağımlılığı gibi psikolojik bozukluklar gelişebilir. Gerekli tedavinin zamanında yapılmaması, kişilerin işlevselliğinin sekteye uğramasına ve sorunların kronikleşmesine neden olabilir" dedi. Bilgen, travma sonrası iyileşmenin bedeni düzenleyerek de başladığına ve yürüyüş, koşu, bisiklete binme gibi tekrarlı hareketlerin psikolojik toparlanmayı hızlandırdığını söyledi. Bilgen, "Depremin yol açtığı temel güven duygusunun sarsılması nedeniyle kişiler artık bilgilerin doğruluğunu araştırma kabiliyetini kaybedip duyduklarına kolayca inanmaya başlayabilirler. Belirsiz ve güvenilmez paylaşımlar, temel güven duygusu sarsılan bireylerin kolayca yönlendirilmesine ve toplumsal kaygının derinleşmesine neden olabilir" dedi.
Bursa’da hekim ve sağlık çalışanlarına yanık eğitimi verildi
10 Kasım 2025 Pazartesi - 15:03 Bursa’da hekim ve sağlık çalışanlarına yanık eğitimi verildi Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, kamu hastanelerinde görevli hekim ve sağlık personelini yanık tedavisindeki güncel gelişmeler hakkında bilgilendirmek amacıyla Bursa Şehir Hastanesi’nde eğitim düzenledi. Bursa’daki kamu hastanelerinden toplam 120 hekim ve sağlık personelinin katıldığı eğitimde Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde görevli Doç. Dr. Sabriye Dayı ve Op. Dr. Selma Beyeç konuşmacı olarak yer aldı. Yanık tedavisine ilişkin genel bilgilerin ve güncellemelerin paylaşıldığı eğitimde; erişkin ve çocuk hastalarda uygunsuz sevklerin önlenmesi, ilk başvuru merkezlerinde doğru müdahalenin yapılması, endikasyonu olan hastaların üst merkezlere uygun şekilde sevki ve 112 Acil Çağrı Merkezi’nin ihtiyacı olan hastalar için kullanılması gibi konular da ele alındı. Programla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi Erişkin Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Selma Beyeç, acil servis ve yoğun bakım görevlileri başta olmak üzere tüm hekim ve hemşirelere açık bir eğitim düzenlediklerini belirtti. Beyeç, "Özellikle sahada çalışan sağlık profesyonellerinin yanık durumlarında ilk etapta ne yapmaları gerektiği, gerekiyorsa nakil sırasında uygulanacak yöntemler veya basit yaralanmalarda izlenecek yol hakkında her yıl bilgi verici eğitimler düzenliyoruz" şeklinde konuştu. Yanık tedavisinde güncel bilgi önemli Bursa Şehir Hastanesi Çocuk Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Sabriye Dayı ise, "Yanık vakalarında hastalar ve yakınları olduğu kadar vakayla karşılaşacak ilk sağlık personelinin de eğitimi çok önemlidir. Bu nedenle en azından basit, bilinmesi gereken ama üstünde durmadığımız bilgileri tekrardan tazelemek bu konuda hepimizi daha yüksek hizmet kalitesine noktaya ulaştıracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
ANKA’da kalpler Atatürk için attı
10 Kasım 2025 Pazartesi - 14:57 ANKA’da kalpler Atatürk için attı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin yıl dönümünde Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde düzenlenen törenle saygı, minnet ve özlemle anıldı. Hastane idari kadrosu, hekimleri, çalışanları ve hasta yakınlarının katılımıyla gerçekleştirilen törende, saat 09.05’te sirenlerin çalmasıyla birlikte tüm Türkiye’de olduğu gibi ANKA Hastanesi’nde de hayat adeta durdu. Kalpler Atatürk için attı, tüm katılımcılar Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitler anısına saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı coşkuyla okundu. Programda konuşan Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdürü Dr. Av. Cengiz Bayram, "Ebediyete intikal edişinin yıldönümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak üzere bir araya geldik. O’nun manevi huzurunda saygımızı sunuyoruz. Biz sağlık çalışanları olarak, ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin’ diyecek kadar hekimlerine güvenen ve bilimin ışığını yücelten Atatürk’ün izinde, onun açtığı yolda ilerlemeye devam edeceğiz" dedi. Törende konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Ali İhsan Sofuoğlu ise, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin her dönemde yol gösterici olduğunu vurgulayarak, "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuz saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. Onun mirası olan Cumhuriyet’i ve değerlerini yaşatmak hepimizin en büyük sorumluluğudur" ifadelerini kullandı. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde gerçekleştirilen anlamlı tören, duygusal anlara sahne oldu. Katılımcılar, Atatürk’ün "En büyük eserim Cumhuriyet’tir" sözünü bir kez daha hatırlayarak programı tamamladı.
Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:26 Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir" Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, özellikle kalp pili tedavisinin ani ölümleri önlemede büyük rol oynadığını belirterek, soğuk havalarda kalp pili kullanan hastaların dikkatli olması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Dünya genelinde kalp hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kalp rahatsızlıkları yalnızca damar tıkanıklığı yaşayan hastalarla sınırlı olmamakla birlikte tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıkları açısından yüksek risk grubunda bulunuyor. Geçmişte kalp krizi sonrası hastaların yaşam şansı oldukça düşükken, günümüzde erken müdahale ile hayatta kalma oranı büyük ölçüde arttı. Ancak kalp krizinden kurtulan hastalarda zamanla kalp dokularında hasar oluşabiliyor ve bu durum kalp yetersizliği ile ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, kalp pilinin önemine vurgu yaptı. Erdoğu, Yeni nesil kalp pillerinin MR cihazlarına girmeye imkan sağladığı, ancak tarama cihazlarından geçmenin önerilmediğini ifade ederek, "Soğuk hava nedeniyle oluşan titremeler, kalp pilinin kalbin durduğunu sanmasına ve yanlış şoklamaya yol açabilir. Bu nedenle hastalarımızın bu dönemlerde daha dikkatli olmalarını öneriyoruz" dedi. "Kalp piline ihtiyaç duyuluyor" Kalp krizleri sonrası kalp dokusunun zarar gördüğünü söyleyen İsmail Erdoğu, "Dünyada artık kalp hastalıkları en sık ölüm sebeplerinden biri. Kalp hastalıklarında çok fazla grup var. Biz kalp hastalıkları deyince sadece kalbinde stent olan ve damarlarında sorun bulunan insanlardan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıklarına aday. Toplumun yaklaşık yüzde 30-35’lik bir kısmını kapsıyoruz. Çok yaygın bir hastalık ve bu hastalıkta teknolojik kapsamda, ilaç konusunda son 30 yılda çok ciddi gelişmeler oldu. Geçmişte insanları hastanelerde kalp krizinden dolayı kaybederken şimdi hastaneye başvurular sonrasında yaşama tutunmak büyük oranda mümkün. Yaşanan ölümler ise genellikle hastaneye gelmeden önce gerçekleşmekte. Kalp krizinden kurtulmanın hastalarda belli bir bedeli oluyor. Kalp krizi sonrası kalpteki dokular zarar görüyor ve kalp yetersizliği oluşuyor. Bu kalp yetersizliği olan kalplerde ritim bozuklukları ve ani ölümler gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bunlardan uzun vadede korunmak için hastalarda mutlaka bir kalp piline ihtiyaç duyuluyor" dedi. "Soğuk havalarda temkinli olunması gerekiyor" Kalp pilleri ile MR cihazına girilebileceğini belirten Erdoğu, "Çok büyük bir ameliyat değil ama yine de ciddi bir cerrahi işlem. Kalp pili, tıpta son 30 yılda yaşanan gelişmelerden en büyüğü. Bir bilgisayarın küçültülüp insan vücuduna konulmuş hali aslında. İnsan ömrünü ciddi oranda uzatan bir tedavi. İnsanlar bir şokla hayata tutunurken, pil olmasaydı öleceğini düşündüğümüz birçok hastamız var. Kalp pilinin bu özelliği, uygun hastalarda ciddi oranda ani ölümü engelliyor. Hastanın başına gelecek bir kalp durması durumunda yanında bir sağlıkçı yoksa, onun ritmini düzeltecek defibrilatör cihazı yoksa hastayı hayatta tutmak mümkün değil. Uygun endikasyonlarda kalp pili olduğu zaman, pil hastaların ritmini algılıyor ve acilde yapılan şoklamayı yaparak hastayı hayata döndürüyor. Kalp pillerinde yeni teknolojilerle MR’a girmek mümkün, tomografiye zaten girebiliyorlar. Tarama cihazlarından geçmelerini uygun görmüyoruz. Bu tarz durumlarda hastalarımız ’kalp pilim var’ dediğinde muaf tutuluyorlar. Kalp pilleri ciddi teknolojik cihazlardır. Vücudun içindeki titreşimi, örneğin mikser kullanmak, kolunu sallayacak herhangi bir eylem kalp pilinde olumsuz etki oluşturabilir. Soğuk havalarda vücutta oluşan ciddi titremeler kalp pilinin hafızasını karıştırıp kalbin durduğunu düşündürebilir ve gereksiz şoklama yapabilir. Bu tarz kişilerin soğuk havalarda daha temkinli olması gerekir" diye konuştu.
KBÜ, sarımsakta Fusarium hastalıklarına karşı bilimsel çözüm geliştirdi
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:25 KBÜ, sarımsakta Fusarium hastalıklarına karşı bilimsel çözüm geliştirdi Karabük Üniversitesi, TÜBİTAK destekli projesiyle sarımsakta verim kaybına yol açan Fusarium hastalıklarına karşı etkili çözüm önerileri geliştirerek, üretimde verim ve kalite artışı sağladı. Karabük Üniversitesi (KBÜ), Türkiye’nin önemli tarımsal ürünlerinden biri olan sarımsağın verimliliğini düşüren hastalıklarla mücadeleye yönelik bilimsel bir çalışmaya imza attı. KBÜ Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Kamil Sarpkaya yürütücülüğünde, TÜBİTAK 1001 programları tarafından desteklenen "Sarımsak Yetiştiriciliğinde Sorun Olan Fusarium spp.’nin Tanısı, Hastalık Yaygınlığı, Genotip Reaksiyonlarının Belirlenmesi, Mikotoksin Analizleri ve Kimyasal Mücadele İmkanlarının Araştırılması" başlıklı proje tamamlandı. Proje kapsamında, Türkiye’nin farklı bölgelerinde görülen Fusarium spp. kaynaklı hastalıkların yaygınlığı, genetik çeşitliliği ve üretim üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde ortaya konuldu. KBÜ, bu projeyle yalnızca bilimsel bilgi üretmekle kalmayıp, elde edilen sonuçları tarımsal üretime doğrudan fayda sağlayacak önerilere dönüştürdü. Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep, Kastamonu ve Kırklareli gibi illerden toplanan sarımsak örnekleri laboratuvar ortamında incelendi. Yapılan analizler sonucunda, hastalığa neden olan Fusarium spp. türlerinin yaygınlık durumu, genetik farklılıkları ve toksin üretim potansiyelleri belirlendi. Dr. Öğr. Üyesi Kamil Sarpkaya, çalışmalar sırasında üreticilerin hastalık ve zararlılar konusunda önemli bilgi eksikliklerine sahip olduklarını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Önemli üretici illerimizden biri olan Gaziantep’te yürüttüğümüz çalışmalarda gördük ki üreticilerimiz hastalık ve zararlılar konusunda yeterince bilinçli değil. Ürün iriliği pazar tercihinde önemli olduğu için, sarımsakları büyütmek amacıyla yoğun pestisit ve kimyasal girdi kullanımının oldukça yaygın olduğunu gördük. Dr. Sarpkaya, proje sonunda sağlanan farkındalığı şu sözlerle anlattı: "Çok fazla kimyasal yerine etkili ve kontrollü kimyasal kullanımının önemini vurguladık. Sarımsak yetiştiriciliğinde tohum kullanılmadığı için üretim yalnızca dişlerle yapılıyor. Ürün tarladan depoya, depodan tekrar tarlaya taşınırken ciddi kayıplar yaşanıyordu. Bu döngüyü analiz ederek kayıpların önüne geçecek öneriler geliştirdik." Sarpkaya, sarımsağın yüksek gelir potansiyeline sahip bir ürün olmasına rağmen yanlış uygulamaların üretim maliyetlerini artırdığını belirterek şunları ekledi: "Biz, girdileri azaltarak ürünün pazarda daha iyi fiyatlarla yer bulmasını sağladık. Özellikle yoğun kimyasal kullanımının yaygın olduğu bölgelerde verim ve kalite artışı sağlandı, bu da projemizin en somut çıktılarından biri oldu."
Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:18 Uzmanından kalp pili taşıyanlara soğuk hava uyarısı: "Titreme cihazı yanıltabilir" Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, özellikle kalp pili tedavisinin ani ölümleri önlemede büyük rol oynadığını belirterek, soğuk havalarda kalp pili kullanan hastaların dikkatli olması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Dünya genelinde kalp hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kalp rahatsızlıkları yalnızca damar tıkanıklığı yaşayan hastalarla sınırlı olmamakla birlikte tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıkları açısından yüksek risk grubunda bulunuyor. Geçmişte kalp krizi sonrası hastaların yaşam şansı oldukça düşükken, günümüzde erken müdahale ile hayatta kalma oranı büyük ölçüde arttı. Ancak kalp krizinden kurtulan hastalarda zamanla kalp dokularında hasar oluşabiliyor ve bu durum kalp yetersizliği ile ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanı Dr. İsmail Erdoğu, kalp pilinin önemine vurgu yaptı. Erdoğu, Yeni nesil kalp pillerinin MR cihazlarına girmeye imkan sağladığı, ancak tarama cihazlarından geçmenin önerilmediğini ifade ederek, "Soğuk hava nedeniyle oluşan titremeler, kalp pilinin kalbin durduğunu sanmasına ve yanlış şoklamaya yol açabilir. Bu nedenle hastalarımızın bu dönemlerde daha dikkatli olmalarını öneriyoruz" dedi. "Kalp piline ihtiyaç duyuluyor" Kalp krizleri sonrası kalp dokusunun zarar gördüğünü söyleyen İsmail Erdoğu, "Dünyada artık kalp hastalıkları en sık ölüm sebeplerinden biri. Çok fazla grup var kalp hastalıklarında. Biz kalp hastalıkları deyince sadece kalbinde stent olan ve damarlarında sorun bulunan insanlardan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda tansiyon ve şeker hastaları da kalp hastalıklarına aday. Toplumun yaklaşık yüzde 30-35’lik bir kısmını kapsıyoruz. Çok yaygın bir hastalık ve bu hastalıkta teknolojik kapsamda, ilaç konusunda son 30 yılda çok ciddi gelişmeler oldu. Geçmişte insanları hastanelerde kalp krizinden dolayı kaybederken şimdi hastaneye başvurular sonrasında yaşama tutunmak büyük oranda mümkün. Yaşanan ölümler ise genellikle hastaneye gelmeden önce gerçekleşmekte. Kalp krizinden kurtulmanın hastalarda belli bir bedeli oluyor. Kalp krizi sonrası kalpteki dokular zarar görüyor ve kalp yetersizliği oluşuyor. Bu kalp yetersizliği olan kalplerde ritim bozuklukları ve ani ölümler gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bunlardan uzun vadede korunmak için hastalarda mutlaka bir kalp piline ihtiyaç duyuluyor" dedi. "Soğuk havalarda temkinli olunması gerekiyor" Kalp pilleri ile MR cihazına girilebileceğini belirten Erdoğu, "Çok büyük bir ameliyat değil ama yine de ciddi bir cerrahi işlem. Kalp pili, tıpta son 30 yılda yaşanan gelişmelerden en büyüğü. Bir bilgisayarın küçültülüp insan vücuduna konulmuş hali aslında. İnsan ömrünü ciddi oranda uzatan bir tedavi. İnsanlar bir şokla hayata tutunurken, pil olmasaydı öleceğini düşündüğümüz birçok hastamız var. Kalp pilinin bu özelliği, uygun hastalarda ciddi oranda ani ölümü engelliyor. Hastanın başına gelecek bir kalp durması durumunda yanında bir sağlıkçı yoksa, onun ritmini düzeltecek defibrilatör cihazı yoksa hastayı hayatta tutmak mümkün değil. Uygun endikasyonlarda kalp pili olduğu zaman, pil hastaların ritmini algılıyor ve acilde yapılan şoklamayı yaparak hastayı hayata döndürüyor. Kalp pillerinde yeni teknolojilerle MR’a girmek mümkün, tomografiye zaten girebiliyorlar. Tarama cihazlarından geçmelerini uygun görmüyoruz. Bu tarz durumlarda hastalarımız ‘kalp pilim var’ dediğinde muaf tutuluyorlar. Kalp pilleri ciddi teknolojik cihazlardır. Vücudun içindeki titreşimi, örneğin mikser kullanmak, kolunu sallayacak herhangi bir eylem kalp pilinde olumsuz etki oluşturabilir. Soğuk havalarda vücutta oluşan ciddi titremeler kalp pilinin hafızasını karıştırıp kalbin durduğunu düşündürebilir ve gereksiz şoklama yapabilir. Bu tarz kişilerin soğuk havalarda daha temkinli olması gerekir" diye konuştu.
"Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için ara tatil en uygun zamanlardan biri"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 12:14 "Sünnetin enfeksiyonsuz iyileşmesi için ara tatil en uygun zamanlardan biri" Çocuklarda sağlıkla hızlı ve enfeksiyonsuz iyileşme süreci olması için ise ara tatilin sünnet için en uygun zamanlardan biri olduğunu vurgulayan Üroloji Uzmanı Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, "Sünnette en uygun dönem 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş aralığıdır" dedi. Sünnetin İslam dünyasında erkekler için temel uygulamalardan biri olmasının yanında, dünyanın pek çok noktasında sağlık için de önemli kabul edilen bir uygulama olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Samsun Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, sünnet operasyonu hakkında bilgilendirmede bulundu. "Cerrahi bir işlemdir" Sünnet işleminde penisin uç kısmındaki, ereksiyon dışında penisi kapsayan derinin alınarak, dış dokunun küçülmesinin sağlandığını ifade eden Opr. Dr. Cavıldak, "Sünnet cerrahi bir işlemdir ve bu uygulamanın çeşitli komplikasyonları olabilir. Hekimler tarafından yapılmayan uygulamaların sünnet hatası sonucu ile karşılaşma riski söz konusudur. Geçmişte bu uygulamalar fenni sünnetçilerce yapılsa da günümüzde yalnızca sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilir" şeklinde konuştu. "Sünnet hatası nedir?" Sünnetteki yanlış uygulamalardan bahseden Opr. Dr. Cavıldak, şu bilgileri paylaştı: "Sünnet, yapısı bakımından görece basit cerrahi uygulamalardandır. Lokal anestezi ile dakikalar içerisinde gerçekleşir. Kişi hızlı bir iyileşme evresi sonrasında normal hayatına döner. Fakat bazen gerek uygulama sırasında gerek uygulama sonrasında bazı hatalar nedeniyle kalıcı problemler ortaya çıkabilir. Sünnet hatası, kesinin yapılması anında dış deri dışındaki dokuya verilebilecek hasarlar şeklinde adlandırılabilir. Doku dairesel ve eşit kesilmeli ve uygun miktarda alınmalıdır. Aksi halde penis ileri yaşlarda eğri olabilir ve bu gelişim sürecinde fark edilmezse, gelecekte daha ciddi ameliyatlara ihtiyaç duyulabilir. Bu yüzden sünnet hataları nelerdir sorumuzun ilk yanıtı dokunun eğri kesilmesidir olabilir." "Yaş nedeniyle sünnet hatası yapılabilir mi?" Sünnet yaşının etkisine de değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Sünnet yaşı, penis hataları için belirgin bir unsur değildir fakat uzmanların ortak kanısı, sünnetin 6 ay-2 yaş ve 5-7 yaş arasına yapılmasıdır. Ancak bu yaş aralığı dışında da sünnet hataları söz konusu olabilir" ifadelerine yer verdi. "Sünnet hataları penis boyunu etkiler mi?" Sünnet hatası olarak fazla miktarda doku alımı yapıldığında gelişim çağında doku büyümesi engellenebileceğini ve normalden daha küçük bir penis boyunun söz konusu olabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Cavıldak, "Bunun yanında herhangi bir yöne eğrilik de sünnet hatalarından biri olarak kabul edilir. Çünkü bu sorun da penis boyunun nihai uzunluğunu etkilemektedir. Sünnet hataları arasında yaygın ve oldukça ciddi sorunlar olarak tanımlanan diğer unsurlarsa penis başı kesilmesi ile idrar kanalının zarar görmesidir. Bunlar iyileşme evresinde enfeksiyon riskini çoğaltması bakımından istenmeyen durumlardır; iyileşme sürecini ciddi şekilde etkileyen bu sorunların, sünnet olan çocuğun yaşam standartlarını düşürmemesi için gerekli tedbirlerin anında alınması elzemdir" şeklinde konuştu. "His kaybı problemleri olabilir" Penis sünnet esnasında herhangi bir şekilde sinir dokularını yitirirse doğal olarak his kaybı ortaya çıktığının altını çizen Opr. Dr. Cavıldak, "Bu nedenle kişinin yetişkin evrede cinsel hayatı etkilenebilir. Ekipmanın yanlış kullanılması bu duruma yol açabilen etkenlerdendir. Günümüzde lazerle yapılan kesi uygulamaları, ciddi anlamda hassas olsa da, dozaj ve işlem içerisindeki etki buna yol açabilir. Uygulamayı gerçekleştiren uzman, kesi yaptığı donanımın ayalarına dikkat etmeli ve özellikle his kaybına yol açmamak için özen göstermelidir, aksi durumda geri dönüşü olmayan his kayıpları ve kalıcı görsel negatifliklerin ortaya çıkması söz konusudur" dedi. "Enfeksiyonsuz iyileşme önemli" Sünnetin çok kısa süren ve zor olmayan bir cerrahi işlem olduğunu sözlerine ekleyen Opr. Dr. Cavıldak, şöyle devam etti: "Fakat işlem sonrasında riskli bir durumla karşılaşılmaması için alanında uzman bir hekim tarafından yapılması gereken hassas bir operasyondur. Çocuklarımızın sağlıkla hızlı ve enfeksiyonsuz iyileşme süreci olması için ise ara tatili sünnet için en uygun zamanlardan biridir. Yenidoğan (İlk 30 gün) sünnetinin hayata tutunmaya çalışan bir bebeğe zaruriyet yoksa gereksiz yük oluşturacağını düşünüyoruz. En uygun dönem 6 ay-3 yaş ve 5-7 yaş aralığıdır."
Prof. Dr. Akbaba: "Kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat"
10 Kasım 2025 Pazartesi - 11:45 Prof. Dr. Akbaba: "Kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat" Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatolog Prof.Dr. Muhsin Akbaba, kış aylarında görülen deri hastalıklarına dikkat çekti. Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, nem oranının düşmesi ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması cilt sağlığını doğrudan etkiliyor. Bu dönemde hem cildin doğal bariyerinin zayıflaması hem de bağışıklık sisteminin baskılanması, birçok deri hastalığının daha sık görülmesine yol açabiliyor. "Cildimiz, vücudumuzu dış etkenlere karşı koruyan en büyük organımızdır" diyen Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatolog Prof.Dr. Muhsin Akbaba "Kış aylarında soğuğa ve rüzgara maruz kalmak, kapalı mekanların kuru havası, kalın kıyafetlerin sürtünmesi ve yanlış ürün kullanımı nedeniyle çeşitli cilt hastalıklarıyla karşılaşmak mümkündür. Bu nedenle kış aylarında ortaya çıkan ya da alevlenen cilt rahatsızlıklarını bilmek ve korunma yollarını uygulamak büyük önem taşımakta" dedi. "Cilt kuruluğu" Prof. Dr. Akbaba "Cilt kuruluğu kışın en sık görülen problemlerin başında gelir. Özellikle duş sonrası gerilme hissi, pullanma ve kaşıntı ile kendini gösterir. Basit gibi görünse de ilerleyen durumlarda çatlaklar ve enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Düzenli nemlendirici kullanımı bu dönemde temel korunma yöntemidir" açıklamasında bulundu. "Egzama" Egzama’nın, özellikle çocuklarda ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde kışın daha çok alevlendiğini belirten Prof. Dr. Akbaba, "Soğuk hava ve kuru ortam egzamanın en önemli tetikleyicilerindendir. Kaşıntı ve kızarıklık kişilerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Pamuklu giysi tercih etmek, deterjan ve tahriş edici maddelerden olabildiğince uzak durmak, tedavi sürecini destekler" dedi. Sedef hastalığı Sedef Hastalığı’nın belirtilerinin özellikle saçlı deri, diz ve dirseklerde görülen kızarık pul pul plaklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akbaba, "Sedef hastalığı kronik bir deri hastalığıdır ve soğuk havalarda genellikle kötüleşme eğilimi gösterir. Hastalık bağışıklık sistemi ile ilişkili olduğu için stres ve enfeksiyonlar da tetikleyici olabilir. Düzenli takip, nemlendirici kullanımı ve gerektiğinde doktor kontrolünde ilaç tedavisi uygulanması önemlidir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Akbaba açıklamasının devamında "Özellikle saçlı deri ve yüz bölgesinde kepeklenme ile kendini gösteren seboreik dermatit ise, soğuk aylarda şiddetlenir. Düzenli ve doğru şampuan kullanımı hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlar" açıklamasında bulundu. Soğuk ürtikeri Soğuk Ürtikeri hastalığında, soğuğa maruz bölgelerde kabarıklık ve kaşıntı görüldüğünü belirten Prof. Dr. Akbaba, "Soğuğa karşı aşırı duyarlılık sonucu gelişen bu hastalık, özellikle dış ortamda çalışan veya soğuğa direkt maruz kalan kişilerde ortaya çıkar. Kabarıklık ve kaşıntı şikayetleri günlük yaşamı zorlaştırabilir. Soğuk yanığı hastalığı ise soğuğa bağlı dolaşım bozuklukları sonucu gelişen bu durum, özellikle ekstremitelerde morarma ve ağrı ile karakterizedir. Uygun giyinmek ve soğuktan korunmak en temel tedavi yaklaşımıdır" dedi. "El Egzaması" Prof. Dr. Akbaba, kış aylarında sık el yıkama ve deterjan kullanımının, el egzamasını arttırdığını, korunmak için düzenli nemlendirici kullanımı ve tahriş edici ürünlerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Kışın en sık görülen bulaşıcı deri hastalıkları konusunda da bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Akbaba, "Kışın sadece kuruluk ve egzama gibi sorunlarla değil, aynı zamanda bulaşıcı deri hastalıklarıyla da karşılaşabiliyoruz. Özellikle kalabalık ve kapalı alanlarda geçirilen zamanın artması, bu hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor. Uyuz; kalabalık ve kapalı ortamlarda hızla yayılır, gece artan kaşıntılar yapar. Bitlenme; özellikle okul, yurt gibi toplu yaşam alanlarında sık görülür. Uçuk; soğuk, stres ve bağışıklık düşüklüğüyle kışın daha çok görülür. Ayak mantarı; kalın çorap, kapalı ayakkabı nedeniyle kışın artar. Siğiller; kapalı alan, ortak eşya kullanımı ve bağışıklık düşüklüğü ile sıklaşır" dedi. Deri hastalıklarından korunma yöntemlerini de sıralayan Prof. Dr. Akbaba, "Kış aylarında hem kuruyucu hem de bulaşıcı hastalıklardan korunmak için alınabilecek bazı basit ama etkili önlemler vardır. Kalabalık ortamlarda temaslardan kaçınmak, kişisel eşyaları (havlu, tarak, çorap, ayakkabı) paylaşmamak, el hijyenine dikkat etmek, bağışıklığı güçlü tutmak (dengeli beslenmek, uyku, stres kontrolü, giysi, çarşaf, çamaşırları düzenli ve yüksek ısıda yıkamak, havalandırması iyi ortamlarda bulunmak, şüpheli lezyonlarda erkenden dermatoloji kliniğine başvurmak" olduğunu aktardı. "Doktorunuza başvurunuz" Prof. Dr. Akbaba deri hastalığı belirtisi ile karşılaşan hastaların en yakın doktora başvurması gerektiğini belirterek, "Kış aylarında görülen cilt hastalıkları basit kuruluklardan ciddi bulaşıcı hastalıklara kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Cildinizde kaşıntı, kızarıklık, döküntü veya farklı bir lezyon fark ettiğinizde zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurmanız, hem tanının erken konulmasını hem de tedavinin başarıya ulaşmasını sağlayacaktır" dedi.