SAĞLIK
Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor 01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26:59 Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:44 Pediatri dünyası İstanbul’da buluştu Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri İstanbul’da buluştu. Türkiye’nin dört bir yanından çocuk ve aile hekimleri ile çocuk hemşireleri, 14. Çocuk Dostları Kongresi ve 3. Eurasian Pediatrics Congress ile 26-28 Mart tarihleri arasında İstanbul’da buluştu. Bir kongre merkezinde gerçekleşen "Çocuk ve İyilik: Geleceği Değiştiren Güç" temasıyla düzenlenen kongrenin açılışına Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elevli ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ile çok sayıda sağlık profesyoneli katıldı. 2 bini aşkın katılım 2 bini aşkın kişinin katıldığı kongrede "Doğum Sonrası İlk 7 Günde İzlem, Yenidoğan Taramaları, Yenidoğanda Alarm Belirtileri, Çocuklarda EKG; Yaşa Göre Normalleri ve Sistematik Yorumlanması" gibi birçok konu detaylı olarak masaya yatırıldı. Çocuk Dostları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Bülbül konuşmasında, "Çocuklar için yapılan iyiliğin aslında tüm dünya için yapılan bir iyilik olduğunu, çünkü sağlıklı, mutlu ve iyi yetişmiş her çocuğun daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü bir geleceğin temeli olduğunu" vurguladı. Toplam 14 kurs ve 112 oturumun gerçekleştirildiği kongrede, bilimsel paylaşım katılımcıları memnun etti.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:39 Uzmanından mevsimsel hastalık uyarısı: "Panik yapmayın" Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, mevsim geçişlerinde artan üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vatandaşları uyararak, her grip vakasında acil servislere başvurulmasının hastane yükünü artırdığını ve gerçek acil hastaların hizmet almasını zorlaştırdığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında yaşanan artış, acil servislerde yoğunluğa neden oluyor. Uzmanlar, özellikle risk grubundaki vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtirken, sağlıklı bireylerin basit semptomlar için acil servisler yerine aile hekimliklerini tercih etmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının ani değişim gösterdiği bu dönemlerde, bağışıklık sistemi zayıflayan bireylerde virüslerin yayılımı hızlanıyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve yetersiz havalandırma gibi faktörlerin üst solunum yolu hastalıklarını tetiklediğine dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle vitamin değerlerinin kontrol altında tutulması ve bağışıklığın desteklenmesi büyük önem taşıyor. "Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Tatlı, üst solunum yolu enfeksiyonlarının insanlık tarihi boyunca her dönem görüldüğünü belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Tatlı, "Bu mevsim geçişlerinde hepinizin de bildiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, sıklıkla karşılaşılan durumlar arasındadır. Halkımızın bu tür hastalıklarda çok panik olmasına gerek yoktur. Bunlar, insanlık tarihi boyunca her zaman olan ve her zaman karşımıza çıkan hastalık gruplarıdır. Özellikle dikkat etmemiz gereken hasta grupları yaşlılar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve kronik hastalığı bulunanlardır. Bu tür hastalarımızın öncelikle grip aşılarını olmalarını tavsiye ediyoruz. Mevsim başlarında grip aşılarını olurlarsa bu tür hastalıkları hafif atlatırlar. Hastalığı hafif atlatmakla birlikte, bazen bu durumlara bağlı olarak gelişebilen zatürre gibi komplikasyon riskleri de azalmış olur. Özellikle KOAH hastalarımızın bunlara dikkat etmesi gerekir" dedi. "Panik yapmaya gerek yok" Normal sağlıklı bireylerin vitamin eksikliklerini kontrol ettirmesinin önemine değinen Tatlı, "Normal sağlıklı bireylerin bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmamaları ya da yakalandıklarında süreci rahat geçirmeleri için yapabilecekleri en önemli şey; normal bir zamanda aile hekimliğine ya da dahiliye polikliniklerine başvurarak vitamin eksikliklerinin olup olmadığını kontrol ettirmeleridir. D vitamini, çinko veya B12 gibi vücudun normal çalışmasını engelleyecek herhangi bir eksiklik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür eksiklikler tamamlandıktan sonra bağışıklık sistemleri daha güçlü olacağı için hastalıkları daha rahat atlatacaklardır. Panik yapmaya gerek yoktur; basit üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle acil servislere başvurulması gerekmez. Bu tür durumlarda aile hekimlerimize başvurabiliriz. Gerçekten çok ağır atlatan, ateşi düşmeyen veya nefes alıp vermekte zorluk yaşayan hastalarımız elbette acil servislerimize gelebilirler. Ancak bunun dışında, basit bir grip vakasında acil servislere gelinmesine gerek yoktur" diye konuştu. "Yanlış algı hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor" Toplumda ‘serum takılmadan veya iğne yapılmadan iyileşilmez’ gibi yanlış bir algının oluştuğuna dikkat çeken Tatlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu çok yanlış bir algıdır. Bu durum hem hastanelerin yükünü ciddi manada artırıyor hem de hastalar için herhangi bir fayda sağlamıyor. Aksine, acil servisleri gereksiz yere kalabalıklaştırarak hastalıkların başka insanlara bulaşmasına, çoğalmasına ve gerçek acil hastaların sağlık hizmetlerinden faydalanmasına engel olunmasına yol açabiliyor. O yüzden bu tür durumlarda sabırlı olmak lazımdır."
Uzmanından uyarı: İşlenmiş gıdalar erken yaşta bağırsak kanserine yol açabiliyor
16 Kasım 2025 Pazar - 12:09 Uzmanından uyarı: İşlenmiş gıdalar erken yaşta bağırsak kanserine yol açabiliyor Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, ultra işlenmiş gıdaların erken yaşlarda bağırsak kanserine yol açması ile ilgili açıklama yaptı. Prof. Dr. Uğur Coşkun, ultra işlenmiş gıdalar ile ilgili yapılmış çalışmalara dair açıklama paylaştı. Ultra işlenmiş gıdaları fazla miktarda tüketenlerin yüzde 45 daha fazla adenoma kolorektal kanser öncüsü geliştirdiğini vurgulayan Uğur Coşkun, işlenmiş gıdaların erken yaşlarda bağırsak kanserine yol açacağını belirtti. "Çalışma, ultra işlenmiş gıdaların yüzde 45 daha fazla adenoma kolorektal kanser öncüsü geliştirdiğini ortaya koydu" Coşkun, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Sosis, salam, hazır çorbalar, kola, patates cipsleri gibi ultra işlenmiş gıdalarla ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar, bu gıdaların tüketiminin diyabet, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin görülme riskini arttırabileceğini göstermiştir. Birkaç gün önce yayınlanan yeni bir çalışmada, yaklaşık 30 bin kadının diyet ve endoskopi verilerini inceleyen araştırmacılar, ultra işlenmiş gıdaları fazla miktarda tüketen bireylerin, az tüketenlere kıyasla yüzde 45 daha fazla adenoma kolorektal kanser öncüsü geliştirdiğini ortaya koydu. Chan ve arkadaşlarının çalışmasının sonuçları JAMA Oncology dergisinde yayımlandı." "Erken başlangıçlı kolorektal kanserle ilişkilendiren ilk çalışma oldu" Katılımcıların tamamına 50 yaşından önce en az 2 defa kolonoskopi yapılmış olduğunu belirten Coşkun, "Çalışmada, hazır yemekler, paketli atıştırmalıklar, yüksek şeker, tuz, doymuş yağ içeren ürünler ve bol katkı maddesi barındıran endüstriyel gıdaların günlük tüketilen miktarına bakıldı. Araştırmacılar daha önce ultra işlenmiş gıdalar ile genel kolorektal kanser arasında bir ilişki bulmuştu, ancak bu çalışma ultra işlenmiş gıdaları erken başlangıçlı kolorektal kanserle ilişkilendiren ilk çalışma oldu" ifadelerini kullandı. "Ultra işlenmiş gıdaların yüksek tüketimi erken başlayan kolorektal kanserin sebepleri arasında yer alabilir" Çalışmanın sonuçlarını özetleyen Uğur Coşkun, "Ultra işlenmiş gıdaların yüksek tüketimi örneğin günde 5-10 porsiyon, bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebilir ve erken başlayan kolorektal kanserin sebepleri arasında yer alabilir. Bununla birlikte, ultra-işlenmiş gıda tüketiminin doğrudan kolon kanserine neden olabileceğine dair elimizde halen net bir bilgi yok. Diyet sadece tek başına bu artışı açıklamıyor. Ama veriler ultra işlenmiş gıdalardan uzak durmanın erken yaşta kolon kanseri riskini azaltma stratejisi olabileceğini gösteriyor. Erken yaşlarda kolon sağlığını korumak için, şeker, tuz ve doymuş yağ oranı yüksek; lif, vitamin ve mineral yönünden fakir, yapay katkılar, renklendiriciler ve tatlandırıcılar içeren gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmak ve daha çok sebze, meyve, tam tahıllı ürünler gibi yüksek lif içeren doğal besinleri sık tüketmek gerekir" dedi.
TVHB Başkanı Eroğlu: "Hijyen bilinci ve eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışması gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline gelmiştir"
16 Kasım 2025 Pazar - 12:03 TVHB Başkanı Eroğlu: "Hijyen bilinci ve eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışması gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline gelmiştir" Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Şehir yaşamında bu sektörün ana lokomotifi yeme-içme hizmetleridir. Bu alanlarda hijyen bilinci ve eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışması en önemli gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline gelmiştir" dedi. TVHB Başkanı Eroğlu, en son İstanbul’da olmak üzere son günlerde üst üste meydana gelen gıda kaynaklı zehirlenme vakalarına ve can kayıpları ile ilgili yazılı açıklama yayımladı. Gıda zehirlenmelerinde Tek Sağlık yaklaşımına değinen Eroğlu, eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışmasının gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline geldiğini vurguladı. "Gıda zehirlenmelerinin, kurumlararası iş birliğini önceleyen Tek Sağlık yaklaşımıyla değerlendirilmesi gerekmektedir" Art arda meydana gelen gıda kaynaklı zehirlenme vakalarında pek çok kişinin etkilendiğini ve can kayıplarının meydana geldiğini hatırlatan Eroğlu, "Gıda güvenliği, zoonotik hastalıklar ve halk sağlığı alanındaki mesleki sorumlulukla TVHB olarak, kamuoyunu bilimsel veriler ışığında bilgilendirme gereği doğmuştur. Yaşanan gıda zehirlenme vakaları gıda güvenliğinde yaşanan sorunları açıkça ortaya koymaktadır. Başta hayvansal olmak üzere gıdalar beslenmemiz için vazgeçilmez olup bu gıdaların üretimi, işlenmesi, muhafazası ve tüketime sunulması aşamalarında gerekli hijyen şartlarına uyulmaması zehirlenmelere zemin hazırlamaktadır. Bu vakaların bilimsel açıdan aydınlatılması etkenlerin, sorumluların tespiti ve gerekli tedbirlerin alınarak benzer olayların tekrarının önlenmesi açısından çok önemlidir. İnsan ve gıdalardan alınan örnekler arasındaki ilişkinin kurulması açısından gıda zehirlenmelerinin, kurumlararası iş birliğini önceleyen Tek Sağlık yaklaşımıyla değerlendirilmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Hijyen bilinci ve eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışması gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline gelmiştir" Sanayide otomasyon ve dijital teknolojilerin dünyada ve Türkiye’de istihdamın hizmet sektörüne kaymasına neden olduğunu belirten Eroğlu, "Şehir yaşamında bu sektörün ana lokomotifi yeme-içme hizmetleridir. Bu alanlarda hijyen bilinci ve eğitimi yeterli olmayan kişilerin çalışması en önemli gıda güvenliği ile halk sağlığı riski haline gelmiştir. Her düzeyde gıda üretimi yapan işletmelerin fiziki alt yapısı ile personelinin asgari hijyen şartlarını sağlayıp sağlamadığı etkin ve sürdürülebilir bir şekilde kontrol edilmeli ve hijyen eğitimleri bir ön şart olmalıdır. Denetimler ile bu şartları sağlamayan işletmelerin ve personelin faaliyetlerine ara verilmelidir. Gıda zehirlenmeleri sıklıkla bakteriler, virüsler, parazitler, toksinler veya kimyasal kirleticilerle bulaşmış gıdaların tüketilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Salmonella, E. coli, Listeria monocytogenes, Campylobacter, Vibrio, Yersinia, Brucella gibi bakteriler; Staphylococcus aureus, Clostridium botulinum ve Bacillus cereus toksinleri ile Norovirüs, Rotavirüs, Hepatit A ve E gibi virüsler başta olmak üzere çok sayıda etken gıda kaynaklı enfeksiyon ve intoksikasyonlarda rol oynamaktadır" diye konuştu. "Pişmiş gıdaların oda sıcaklığında en fazla 30 dakika bekletilmesi gerekmektedir" Eroğlu, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Uygunsuz saklama şartları, soğuk zincirin kırılması, hayvansal gıdaların yetersiz pişirilmesi, ev tipi konservelerin hatalı hazırlanması, toplu tüketim yerlerinde yetersiz hijyen ve çapraz kontaminasyon, riskin artmasına neden olmaktadır. Özellikle bebekler, küçük çocuklar, hamileler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler ağır ve ölümcül seyirli hastalıklar açısından yüksek risk altındadır. Şiddetli ve kanlı ishal, yüksek ateş, uzun süren kusma, şiddetli karın krampları, aşırı susuzluk, kas güçsüzlüğü, solunumda zorlanma, çift görme veya konuşma-yutma güçlüğü gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Vatandaşlarımızın gıda zehirlenmelerinden korunmak için alabileceği temel önlemler şunlardır; hayvansal gıdaların tam olarak pişirilmesi, pişmiş gıdaların oda sıcaklığında en fazla 30 dakika bekletilmesi, bozulma şüphesi olan gıdaların kesinlikle tüketilmemesi, sokak satıcıları ve yüksek yoğunluklu işletmelerden alışverişte dikkatli olunması, ev tipi konservelerde doğru sterilizasyon ve kapak kontrolünün yapılması, havası alınmadan açılabilen konservelerin tüketilmemesi, hemen tüketilmeyecek gıdaların buzdolabında uygun şartlarda saklanması, dondurulacak ürünlerin bir öğünde tüketilecek porsiyonlar halinde dondurulması, yemek hazırlama ve tüketiminden önce ve sonra mutlaka ellerin yıkanması gerekmektedir." Eroğlu, gıda güvenliğinin ancak hayvansal gıdaların üretim aşamasından tüketime kadar sağlıklı ve hijyenik süreçlerden geçmesiyle mümkün olduğunu belirtti. Çiftlikten sofraya gıda güvenliğinin önemine dikkati çeken Eroğlu, gıda güvenliğinin tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı ve gıda sektöründe çalışanlara yönelik hijyen eğitimlerinin önemini ifade etti. Aynı zamanda Eroğlu, görev verilmesi halinde bu konuda üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını, ayrıca hayatını kaybedenlere rahmet, tedavi görenlere acil şifa diledi.
Giresun’dan tıp literatürüne yeni bir yaklaşım: "Karadeniz PEG Kuralı"
16 Kasım 2025 Pazar - 11:19 Giresun’dan tıp literatürüne yeni bir yaklaşım: "Karadeniz PEG Kuralı" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde demans hastalarının beslenmesinde geliştirilen yeni yöntem tıp literatürüne girdi. Tıp liratatürüne "Karadeniz PEG Kuralı" olarak giren yeni yöntem, demans tedavisinde güvenli beslenme imkanı sunuyor. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Anabilim Dalı (ABD) Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, modern çağın en yaygın nörolojik hastalıklarından olan alzaymır tipi demans ve diğer demans türlerinde hastaların en büyük problemlerinden birinin beslenememe, yutamama, yutmayı unutma veya aspirasyon riskine bağlı ölümcül komplikasyonlar olduğunu belirtti. Demans hastalarının uzun dönem beslenme desteğinde kullanılan Perkütan Endoskopik Gastrostomi (PEG) işlemini yıllardır uyguladıklarını kaydeden Dülger, dünyada eksikliği bulunan önemli bir klinik ihtiyaca yanıt verecek yeni bir değerlendirme sistemi geliştirdiklerini açıkladı. Prof. Dr. Dülger, "PEG uygulanacak hastalarda nörolojik endikasyonların yanı sıra dahiliye ve gastroenteroloji açısından ek bir değerlendirme yapılabilir mi sorusundan yola çıktık. Bu doğrultuda karaciğer yağlanmasının olmaması ve fibrozis skorunun düşük olması gibi iki temel ultrasonografik kriteri esas alan yeni bir skorlama sistemi oluşturduk. Bu çalışmayı ‘Karadeniz PEG Kuralı (Karadeniz PEG Rule)’ adıyla uluslararası bilimsel platformda sunduk ve bildiri kabul edildi. Yaklaşık 150 hasta üzerinde bir yıllık veri ile oluşturduğumuz bu sistemin sonuçları oldukça tutarlı. PEG uygulanan hastalarımızın hiçbirinde anlamlı karaciğer yağlanması veya yüksek fibrozis skoru bulunmadığını gördük. Dahiliye ve gastroenteroloji uzmanları olarak, nöroloji ile konsültasyon yapıldıktan sonra hastaya PEG uygulanmasına yönelik daha bilimsel ve objektif bir karar mekanizması oluşturmuş olduk. Bu kriter zincirini artık bir klinik doktrin haline getirdik ve dünya tıbbına ilk kez entegre etmiş bulunuyoruz" dedi. "Bulgularımız klinik açıdan doğru olduğunu gösterdi" Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Gökhan Aydın, çalışmanın tek merkezli olmasına rağmen oldukça güçlü klinik veriye dayandığını vurguladı. Demans ve alzaymır hastalarının çoğunun uzun süreli yataklı bakım gerektirdiğini belirten Aydın, "Bu hastalara PEG endikasyonunu çoğunlukla nöroloji uzmanları koyuyor ve kararlar çoğu zaman refleks kaybı, geçirilmiş serebrovasküler olay veya belirgin nörolojik sekeller üzerine kuruluyordu. Ancak literatürde bu hastalara PEG uygulanmasına yönelik net bir biyokimyasal veya radyolojik kriter seti bulunmuyordu. Biz de kendi hastalarımız üzerinden bir değerlendirme yaparak, daha objektif ölçütler belirlemeyi amaçladık. Demans hastalarının çoğu kaşektik, yaşlı ve beslenme yetersizliği olan hastalar olduğu için ilk olarak karaciğer yağlanması ve fibrozis skorlarını inceledik. Hastalarımızın büyük çoğunluğunda karaciğer yağlanmasının olmadığını ve fibrozis skorlarının düşük olduğunu gördük. Bu nedenle ‘Karadeniz PEG Kuralı’ kapsamında bu iki parametreyi kullanarak PEG uygulanabilirliğini daha bilimsel bir zemine oturttuk. Bulgularımız, bu kriterlerin klinik açıdan anlamlı olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu. "Sağlık hizmetinin yanı sıra bilimsel çalışmalara da imza atıyoruz" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak, Gastroenteroloji Kliniğinin bölgesel ölçekte yoğun hizmet veren bir birim olduğunu belirterek, yoğun iş yüküne rağmen böyle bilimsel bir çalışmaya imza atılmasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti. Çıtlak, "Hastanemiz bölgemizin en yoğun merkezlerinden biri. Buna rağmen hem klinik hizmetin hem de bilimsel üretimin aynı anda çok başarılı şekilde yürütülmesi bizim için gurur verici. ’Karadeniz PEG Kuralı’ gibi uluslararası düzeyde kabul gören yeni bir klinik yaklaşımın geliştirilmesi, hem kurumumuzu hem de ülkemizin bilimsel görünürlüğünü artıracaktır. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" diye konuştu.
Giresun’dan tıp literatürüne yeni bir yaklaşım: "Karadeniz PEG Kuralı"
16 Kasım 2025 Pazar - 11:15 Giresun’dan tıp literatürüne yeni bir yaklaşım: "Karadeniz PEG Kuralı" Demans hastalarının beslenme tedavisinde tıp literatürüne giren yeni yöntem Giresun Eğitim Araştırma Hastanesinde geliştirildi. Geliştirilen bu yeni yöntemle demans tedavisinde güvenli beslenme imkanı sunuyor. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji ABD Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, demans hastaları için geliştirdikleri yeni tedavi yöntemini tıp liratatürne Karadeniz PEG kuralı olarak geçirdiklerini açıkladı. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Anabilim Dalı (ABD) Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, modern çağın en yaygın nörolojik hastalıklarından olan Alzheimer tipi demans ve diğer demans türlerinde hastaların en büyük problemlerinden birinin beslenememe, yutamama, yutmayı unutma veya aspirasyon riskine bağlı ölümcül komplikasyonlar olduğunu belirtti. Demans hastalarının uzun dönem beslenme desteğinde kullanılan Perkütan Endoskopik Gastrostomi (PEG) işlemini yıllardır uyguladıklarını hatırlatan Dülger, dünyada eksikliği bulunan önemli bir klinik ihtiyaca yanıt verecek yeni bir değerlendirme sistemi geliştirdiklerini açıkladı. Prof. Dr.Dülger, "PEG uygulanacak hastalarda nörolojik endikasyonların yanı sıra dahiliye ve gastroenteroloji açısından ek bir değerlendirme yapılabilir mi sorusundan yola çıktık. Bu doğrultuda, karaciğer yağlanmasının olmaması ve fibrozis skorunun düşük olması gibi iki temel ultrasonografik kriteri esas alan yeni bir skorlama sistemi oluşturduk. Bu çalışmayı, ‘Karadeniz PEG Kuralı (Karadeniz PEG Rule)’ adıyla uluslararası bilimsel platformda sunduk ve bildiri kabul edildi. Yaklaşık 150 hasta üzerinde bir yıllık veri ile oluşturduğumuz bu sistemin sonuçları oldukça tutarlı. PEG uygulanan hastalarımızın hiçbirinde anlamlı karaciğer yağlanması veya yüksek fibrozis skoru bulunmadığını gördük. Dahiliye ve gastroenteroloji uzmanları olarak, nöroloji ile konsültasyon yapıldıktan sonra hastaya PEG uygulanmasına yönelik daha bilimsel ve objektif bir karar mekanizması oluşturmuş olduk. Bu kriter zincirini artık bir klinik doktrin haline getirdik ve dünya tıbbına ilk kez entegre etmiş bulunuyoruz" dedi. "Bulgularımız klinik açıdan doğru olduğunu gösterdi" Gastroenteroloji uzmanı Dr. Gökhan Aydın, çalışmanın tek merkezli olmasına rağmen oldukça güçlü klinik veriye dayandığını vurguladı. Demans ve Alzheimer hastalarının çoğunun uzun süreli yataklı bakım gerektirdiğini belirten Aydın, "Bu hastalara PEG endikasyonunu çoğunlukla nöroloji uzmanları koyuyor ve kararlar çoğu zaman refleks kaybı, geçirilmiş serebrovasküler olay veya belirgin nörolojik sekeller üzerine kuruluyordu.Ancak literatürde, bu hastalara PEG uygulanmasına yönelik net bir biyokimyasal veya radyolojik kriter seti bulunmuyordu. Biz de kendi hastalarımız üzerinden bir değerlendirme yaparak daha objektif ölçütler belirlemeyi amaçladık. Demans hastalarının çoğu kaşektik, yaşlı ve beslenme yetersizliği olan hastalar olduğu için ilk olarak karaciğer yağlanması ve fibrozis skorlarını inceledik. Hastalarımızın büyük çoğunluğunda karaciğer yağlanmasının olmadığını ve fibrozis skorlarının düşük olduğunu gördük. Bu nedenle ‘Karadeniz PEG Kuralı’ kapsamında bu iki parametreyi kullanarak PEG uygulanabilirliğini daha bilimsel bir zemine oturttuk. Bulgularımız, bu kriterlerin klinik açıdan anlamlı olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu. "Sağlık hizmetinin yanı sıra bilimsel çalışmalara da imza atıyoruz" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak, Gastroenteroloji kliniğinin bölgesel ölçekte yoğun hizmet veren bir birim olduğunu belirterek, yoğun iş yüküne rağmen böyle bilimsel bir çalışmaya imza atılmasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti. Çıtlak, "Hastanemiz bölgemizin en yoğun merkezlerinden biri. Buna rağmen hem klinik hizmetin hem de bilimsel üretimin aynı anda çok başarılı şekilde yürütülmesi bizim için gurur verici. "Karadeniz PEG Kuralı" gibi uluslararası düzeyde kabul gören yeni bir klinik yaklaşımın geliştirilmesi, hem kurumumuzu hem de ülkemizin bilimsel görünürlüğünü artıracaktır. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" diye konuştu.
Her 8 kişiden biri şeker hastası
16 Kasım 2025 Pazar - 09:51 Her 8 kişiden biri şeker hastası Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Pınar Köksal, diyabetin hem Türkiye’de hem de dünyada hızla artan bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirterek, toplumun bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa’da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye’nin Avrupa’da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1’i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa’dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."
Kepez Belediyesi okullarda göz sağlığı taraması yaptı; 100 çocuğa ücretsiz gözlük
16 Kasım 2025 Pazar - 09:43 Kepez Belediyesi okullarda göz sağlığı taraması yaptı; 100 çocuğa ücretsiz gözlük Kepez Belediyesi tarafından ilçedeki 82 okulda 18 bin 137 öğrenciye yapılan göz sağlığı taramasının ardından, görme sorunu tespit edilen öğrencilere gözlükleri Belediye Başkanı Mesut Kocagöz tarafından teslim edildi. Kepez Belediyesi, öğrencilerin sağlıklı bir eğitim hayatı sürdürebilmeleri amacıyla başlattığı ücretsiz göz sağlığı taraması hizmetini sürdürüyor. Belediye Sağlık Merkezi tarafından bugüne kadar 82 okulda yapılan taramalarda 18 bin 137 öğrencinin göz sağlığı kontrol edildi. 2025-2026 Eğitim ve Öğretim yılında göz taramalarının tamamlanmasının ardından Kepez Belediyesi ve hayırsever işbirliğiyle, görme problemi tespit edilen 100 çocuk gözlüklerine kavuştu. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, görme problemi tespit edilen öğrencileri aileleri ile beraber makamda kabul ederek, gözlükleri teslim etti. 18 bin 137 öğrenci taramadan geçti Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi tarafından ilçedeki okullarda yürütülen göz sağlığı taraması hakkında bilgi veren Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Bugüne kadar 82 okulda 18 bin 137 öğrencimizin göz sağlığı tarandı. Yapılan taramalarda bin 917 öğrencimizin gözlerinde problem tespit edildi. Bağışçımız tarafından bugün 100 çocuğumuza gözlük bağışlandı. Çocuklarımızın sağlığı bizim için çok önemli" diyerek, hayırsever teşekkür etti. Kocagöz, sosyal belediyecilik anlayışıyla sürdürdükleri sağlık taramalarına dikkat çekerek, Mobil Sağlık Merkezi ile gerçekleştirilen kanser tarama hizmetlerine de değindi.
Başkan Günel’den sokak lezzetlerine sıkı takip
15 Kasım 2025 Cumartesi - 18:03 Başkan Günel’den sokak lezzetlerine sıkı takip Kuşadası Belediyesi, Başkan Ömer Günel’in talimatıyla, kent genelinde sokak lezzetleri satılan yerlerde yaptığı denetimlerini sıklaştırdı. Denetimde Zabıta Müdürlüğü ekipleri, satılan ürünlerden numuneler alıp, çalışanları hijyen ve sağlık kurallarına uymaları yönünde uyardı. Başkan Ömer Günel, "Halkımızın sağlığı bizim için her şeyden önemli" dedi. İstanbul’da gurbetçi bir ailenin gıda zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetmesi, tüm Türkiye’de olduğu gibi Kuşadası’nda da derin bir üzüntüyle karşılandı. Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri de Başkan Ömer Günel’in talimatıyla kent genelinde sokak lezzetleri satılan yerlerde yaptığı denetimlerini sıklaştırdı. Bu kapsamda ekipler, sabahın erken saatlerinden itibaren sahil bandı başta olmak üzere sokak lezzeti satışı yapılan tüm noktalarda Kuşadası Belediyesi Zabıta İdari Yaptırım Yönetmeliği’ne dayanarak denetim yaptı. Denetimde, satılan gıda ürünlerinden Kuşadası ilçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne gönderilmek üzere numuneler alındı. Kontrollerde ayrıca esnaf hijyen, saklama şartları ve gıda sağlığı konusunda bir kez daha bilgilendirildi. Uygunsuzluk tespit edilen ürünler ise imha edilmek üzere toplandı. Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, "Tatil için İstanbul’a gelen ve gıda zehirlenmesi nedeniyle yaşamını yitiren ailemize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Hepimizi sarsan bu acı olayın ardından, Türkiye’nin en önemli turizm kentlerinden biri olan Kuşadası’nda sokak lezzetleri ve gıda satışı yapılan tüm noktalarda denetimlerimizi daha da sıklaştırdık. Kentimize gelen yerli ve yabancı misafirlerimizin ve hemşehrilerimizin sağlığı bizim için her şeyden daha önemlidir. Zabıta ekiplerimiz, denetimlerini periyodik ve sık aralıklarla, 7/24 esasına göre sürdürmektedir. Hafta sonu olması nedeniyle özellikle sokak lezzetleri satışının yoğun olduğu alanlarda kontroller artırılarak devam edecektir" diye konuştu.
Diyabete karşı seferberlik
15 Kasım 2025 Cumartesi - 17:03 Diyabete karşı seferberlik Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi ve Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği iş birliğiyle Dünya Diyabet Günü kapsamında düzenlenen farkındalık yürüyüşüyle, diyabette erken teşhis ve düzenli kontrolün önemine dikkat çekilerek kent genelinde farkındalık oluşturuldu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi ve Bursa Tip1 Diyabetliler Derneği iş birliği ile Dünya Diyabet Günü’nde diyabet farkındalığını artırmak, erken teşhisin ve düzenli kontrolün önemine dikkat çekmek amacıyla farkındalık yürüyüşü düzenlendi. Cumhuriyet Caddesi’nden Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’ne uzanan yürüyüşe, Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Düşünsel Şentürk, Bursa Kent Konseyi Genel Sekreteri Elvan Atay Özkan, Tip 1 Diyabet Derneği Başkanı Yadigar Aydın, Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu ve Gençlik Meclisi üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Diyabet farkındalığını vurgulayan sloganlar eşliğinde yürüyen kalabalık, Çarşıbaşı Meydanı’na ulaştığında umut ve farkındalığın simgesi olan mavi balonlar hep birlikte gökyüzüne bırakıldı. "Farkındalık, yarınların anahtarıdır" Program kapsamında basın açıklaması yapan Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Temsilcisi Uzm. Dr. Metin Yurdakoş, etkinliğin temel amacının vatandaşları diyabet konusunda bilgilendirmek toplumsal bilinci güçlendirmek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek olduğunu söyledi. Diyabet, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik bir hastalık olduğuna değinen Yurdakoş, "Ancak düzenli takip, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve erken tanı ile diyabetle sağlıklı bir yaşam sürmek mümkündür. Gerçekleştirdiğimiz farkındalık yürüyüşü, daha bilinçli bir toplum için hep birlikte attığımız güçlü bir adımdır. Etkinliğimizin hayata geçirilmesinde katkılarından dolayı başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey olmak üzere, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığımıza, Bursa Kent Konseyi’ne, Tip 1 Diyabetliler Derneği’ne, bizlerle birlikte olan kentlilerimize, gönüllülerimize, genç sağlıkçılarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Erken teşhis hayat kurtarır. Farkındalık ise sağlıklı yarınların anahtarıdır" diye konuştu. Açıklamanın ardından, Büyükşehir Belediyesi tarafından Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Meydanı’nda kurulan bilgilendirme ve ücretsiz şeker ölçüm stantları gün boyu vatandaşlara hizmet verdi.
Sabri Ülker Vakfı Başkanı İçöz: "Türkiye’deki beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyi, diğer ülkelerin gerisinde"
15 Kasım 2025 Cumartesi - 16:40 Sabri Ülker Vakfı Başkanı İçöz: "Türkiye’deki beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyi, diğer ülkelerin gerisinde" Konferansın beslenme bilincini artırmaya dönük olarak konumlandırıldığını vurgulayan Sabri Ülker Vakfı Başkanı Talat İçöz, "Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’yle yaptığımız bir çalışmada gördük ki Türkiye’deki beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyi, diğer ülkelerin bir hayli gerisinde" dedi. Bu yıl 5’ncisi düzenlenen ‘Uluslararası Beslenme, Sağlık Okuryazarlığı ve Eğitim Konferansı’, Sabri Ülker Vakfı’nın ev sahipliğinde Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sabri Ülker Vakfı’nın tanıtım filmiyle başlayan etkinlikte, ‘Gıda ve beslenmeyle ilgili doğru bilinen yanlışlar’, ’İnsan yanlış bilgiye neden inanır?’ ve ‘Sağlık iletişimi ve yanlış beslenme bilgileri’ başlıkları yerli ve yabancı uzmanlar tarafından ele alındı. Konferansa Sabri Ülker Vakfı Başkanı Dr. Talat İçöz, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hünkar Korkmaz ile çeşitli kurum ve kuruluşlardan akademisyenler ve bilim insanları katıldı. "Türkiye’deki beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyi, diğer ülkelerin gerisinde" İnsan sağlığında beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyinin önemli olduğunu vurgulayan Sabri Ülker Vakfı Başkanı Talat İçöz, "Tüm dünyada gıda ve dengeli beslenmeye yönelik bir ilgi artarken, bilgi sahibi olmayan kişilerce yapılan açıklamalar, kamuoyunda kafa karışıklığına neden olabiliyor. Bu durum da dezenformasyonu ve bunu beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz yıl Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’yle yaptığımız bir çalışmada bu konuyu araştırdık ve gördük ki Türkiye’deki beslenme, sağlık ve gıda okuryazarlığı düzeyi, diğer ülkelerin bir hayli gerisinde. Bu noktadan hareketle 15’inci yılımızda 5. Uluslararası Beslenme, Sağlık Okuryazarlığı ve Eğitim Konferansı’nın bilgi kirliliğiyle mücadele ve beslenme bilincini artırmaya dönük en önemli etkinliğimiz olarak konumlandırdık. Vakfımızın çekirdeğini oluşturan bilim kurulumuz, birikim ve tecrübeleriyle bu çalışmayı zenginleştirecek, konferansın gıda okuryazarlığı seviyesini yükseltmesine, bilgi kirliliğini azaltmasına, katkı sunmasını, gıda ve beslenme bilincindeki tercihlere yeni bir kapı aralamasını diliyorum" açıklamalarında bulundu. "Çocuklarımın ve torunlarımın hala bir geleceği var" Konferansın beslenme, sağlık ve eğitim alanlarında güçlü bir ses oluşturacağını vurgulayan Prof. Dr. Hünkar Korkmaz, "Toplantımız, sürdürülebilir bir gelecek için beslenme alanındaki kavram yanılgılarının giderilmesi, halk sağlığı ve eğitim konusundaki farkındalığının arttırılmasına duyulan ihtiyaç ve ilgiyi vurguluyor. Çocuklarımın ve torunlarımın hala bir geleceği var. Onların sağlıklı bir yaşam hakkı var, nitelikli bir eğitim hakkı var. Yenilikler yapmamız gerekecek, yeni ortaklara ulaşmamız gerekecek. Konferansta sunum yapacak olan değerli bilim insanlarının birikimleriyle ve deneyimlerini, insanlığa hizmet etme çabasıyla birleştirmeleri çok değerli bir adımdır. Bu sunumların her birinin içerikleri farklı olsa da hepsi bir bireyin onuruna yakışır, yaşam standartlarına ulaşabileceği daha adil bir dünya arayışıyla oluşturulmuştur. Toplumsal düzeyde beslenme ve gıda hakkı yazarlığının geliştirilmesi için beslenme, sağlık ve eğitim hizmetlerinin birlikte yürütülmesi gerekir. Konferansın beslenme, sağlık ve eğitim alanlarında ülkemiz ve uluslararası bir gündemde üst sıralara taşımak için yenilenmiş ve güçlü bir ses oluşturacağı umudunu taşıyorum" ifadelerini kullandı.
Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu
15 Kasım 2025 Cumartesi - 15:06 Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) AR-GE Koordinatörlüğünün "Uludağ Tematik Kahve Günleri" etkinliğinin altıncısı "Kanser Araştırmalarında Disiplinlerarası Yaklaşımlar" temasıyla gerçekleştirildi. Akademisyenleri ve sektör paydaşlarını bir araya getiren etkinlikte, kanser tedavisindeki evrim ve çok yönlü işbirliğinin önemi vurgulandı. BUÜ Rektörlük A Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. N. Funda Coşkun, alanında uzman konuşmacılar ile akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler de katıldı. "Kanser tedavisi sosyal alanları kapsamalı" BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, kanser tedavisinin tarihsel olarak tümörün çıkarılmasından genetik seviyeye inen spesifik tedavilere doğru evrildiğini belirterek, bu dönüşümün multidisipliner yaklaşımı zorunlu kıldığını ifade etti. Prof. Dr. Kırıştıoğlu, büyük bilimsel çabaya rağmen bazı kanser türlerinde başarı oranlarının hala düşük olduğunu, bu nedenle yaklaşımın cerrahi ve ilacın ötesinde; hastanın psiko-sosyal durumu, yaşam kalitesi, yapay zeka ve biyosistem mühendisliği gibi teknolojik ve sosyal alanları da içermesi gerektiğini vurguladı. Çevresel faktörler akciğer kanseri sıklığını artırıyor! BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise kanser konusunun yıllar geçse de önemini koruduğunu ve çok etmenli yapısı nedeniyle görülme sıklığının artmaya devam ettiğini söyledi. Özellikle kendi alanı olan göğüs hastalıkları ve akciğer kanserine değinen Prof. Dr. Coşkun, Bursa’nın sanayi ile iç içe olması, hava kirliliği ve tütün tüketiminin yüksek olması gibi çevresel etmenler nedeniyle bölgede akciğer kanseri prevalansının yüksek olduğunu aktardı. Dekan Coşkun, kanserle mücadelede koruyucu hekimlik, yenilikçi tanı aşamaları ve tedavi yolaklarına destek sağlamanın önemini vurgulayarak, bu alanda biyoloji, fizik, kimya, mühendislik gibi tüm disiplinlerin iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. "BUÜ, disiplinlerarası iş birliğini güçlendiriyor" AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca da etkinliklerin temel amacının, akademisyenler ve dış paydaşlar arasında yeni iş birliklerini ve geleceğe yönelik proje fikirlerini ortaya çıkarmak olduğunu vurguladı. Katılımcılardan geri dönüşleri takip ettiklerini ve memnuniyet düzeyinin oldukça yüksek olduğunu belirten Karaca, Bursa’nın bir sanayi şehri olmasının ve üniversitedeki geniş araştırma yelpazesinin kendilerine tema belirleme ve sanayicilerin ilgisini çekme konusunda avantaj sağladığını dile getirdi. Uzman konuklardan etkili sunumlar Akademisyen ve sektör temsilcilerinin ilgiyle takip ettiği programda; BUÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilge Osman, Türk Kanser Derneği Sağlık ve Eğitim Komisyonundan Tuğçe Kuştur, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aybastıer, R-Kare Biyoteknoloji San. ve Tic. Ltd. Şti. Biyoteknoloji Genel Müdürü Murat Yazıcı, BUÜ Tıp Fakültesi Öğretim Elemanı Berkay Doğan, Medcem Tıbbi Laboratuvar Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. Laboratuvar Uzmanı Elif Nihan Çetin, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Serap Çelikel Kasımoğulları, BUÜ Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Şehime Gülsün Temel, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ferda Arı, BUÜ Mühendislik Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Gıyasettin Özcan, BUÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ömer Ünsal, Tekstil Yüksek Mühendisi Mihriban Akyol ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Doğanlar tarafından sunumlar yapıldı. Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Anne adayları hem doğuma hem de bebek bakımına hazırlanıyor
15 Kasım 2025 Cumartesi - 14:52 Anne adayları hem doğuma hem de bebek bakımına hazırlanıyor Aydın’ın Nazilli ilçesinde anne adayları, Gebe Okulu ve Bebek Akademisi’nde verilen kapsamlı eğitimlerle hem sağlıklı bir gebelik sürecine hem de doğum sonrası bebek bakımına eksiksiz hazırlanıyor. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi’nde devam eden Gebe Okulu ve Bebek Akademisi eğitimleri, yeni gruplarla hız kesmeden sürüyor. Eğitimlerde, gebelik sürecinde annede meydana gelen fizyolojik ve psikolojik değişikliklerden beslenmeye, gebelik izlemlerinden sık karşılaşılan sorunlara kadar pek çok konu ele alınıyor. Katılımcılar ayrıca doğum eyleminin belirtileri, doğum çantası hazırlama, normal doğum ve evreleri, doğum ağrısıyla baş etme yöntemleri, lohusalık dönemi yönetimi ve yenidoğanın değerlendirilmesi ile bakımı konularında bilgi sahibi oluyor. Yenidoğana uygulanan taramalar, aşı ve ilaç bilgileri ile beslenme eğitimleri de programın kapsamına dahil edilirken eğitimleri başarıyla tamamlayan annelere de, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Şule Akbaş tarafından katılım belgeleri teslim edildi. Konu ile ilgili Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezimiz de bulunan Gebe Okulumuzda yeni gruplarımıza eğitimlerimiz devam etmektedir. Bu kapsamda ’Gebelikte Annede Meydana Gelen Fizyolojik Değişiklikler, Gebelikte Annede Meydana Gelen Psikolojik Değişiklikler, Gebelikte Beslenme, Gebelik İzlemleri, Tüm Gebelik Dönemlerinde Sık Karşılaşılan Sorunlar, Doğum Eyleminin Belirtileri, Hastaneye Ne Zaman Gidilmeli, Doğum Çantası Hazırlama, Normal Doğum ve Evreleri, Doğum Ağrısıyla Baş Etmede İlaçsız Yöntemler, Lohusalık Döneminde Yönetim, Yenidoğanın Değerlendirilmesi ve İlk Bakımı, Yenidoğana Doğum Sonu Hastanede Uygulanan Taramalar, Aşı ve İlaçlar, Yenidoğanın Beslenmesi’ eğitimleri verilmektedir" ifadeleri yer aldı.