Son Dakika
|
Sadettin Saran trafik kazası geçirdi
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın mal varlığına el konuldu
Muhittin Böcek’in danışmanı ve çalışanı adliyeye sevk edildi
Afganistan ve Pakistan'ı sel vurdu: 47 ölü
MİT ve Suriye istihbaratından ortak operasyon: Firari casus yakalandı
Vedat Muriç: "Hepsi benim arkadaşım ama yarınki maç bambaşka"
Kosova Teknik Direktörü Foda: "Şansımız yüzde 50"
İsrail’de Bazan petrol rafinerisi vuruldu
Ekrem İmamoğlu, hakkında "hakaret ve tehdit" suçlarından soruşturma başlatıldı
Gemlik ve Kumla’yı lodos vurdu, çok sayıda tekne battı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Türkiye A Milli Futbol Takımı galibiyet sonrası yurda döndü
Bakan Bak’tan A Milli Takımı’na tebrik mesajı
Arnavutköy’de mezarlık sular altında kaldı
Pakistan ve Çin’den Orta Doğu’da barış için ortak açıklama
ABD’li gazeteci Shelly Kittleson Bağdat’ta kaçırıldı
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım görevden uzaklaştırıldı
Arakçi:'İran Türkiye’nin ulusal egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı duymaktadır'
SAĞLIK
Prof. Dr. Hatice Kumcağız’dan sosyal medya uyarısı: "Sosyal medya bıçak gibidir"
31 Mart 2026 Salı - 20:21:58
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın evliliğe etkisi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın çiftler arasında kıskançlık oluşturduğunu, bu nedenle evliliklerin zedelendiğini vurguladı. Kumcağız, boşanmalarda sosyal medyanın da bir nebze etkisi olduğunu ancak sosyal medyanın çiftler arasında iletişim sağladığını da söyledi. "Evliliklerin yıpranmasına neden oluyor" Sosyal medyadaki pırıltılı yaşamın çiftlerin evliliklerinin yıpranmasına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "Araştırmalar, Türkiye’de bireylerin 3 ila 5 saatini sosyal medyada geçirdiklerini göstermektedir. Bu durumda çiftler aynı evde, aynı odada, aynı koltukta oturdukları halde uzun süre birlikte olmalarına rağmen fiziksel olarak birlikte, ancak ruhsal olarak birlikte değillerdir. Bu da ilişkilerin zamanla kopmasına vesile olmaktadır. Evlilik birliğinin zedelenmesine, evlilikteki eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Sosyal medyadaki o pırıltılı yaşamı zamanla kendi evlilikleriyle kıyaslamaktalar ve gerçekte kendi evliliklerinde böyle bir durum olmadığını gördüklerinde bu, zamanla ilişkilerin yıpranmasına neden olmaktadır" diye konuştu. "Sosyal medya kıskançlık duygusu oluşturuyor" Sosyal medyanın eşlerin birbirini kıyaslamasına neden olduğunu vurgulayan Kumcağız, "Eşler arasında sosyal medyada paylaşılan içerikler zamanla kıskançlık duygularının yaşanmasına neden oluyor. Burada başkalarından gelen beğeniler, hikayelerde bırakılan notlar, başkalarının yorumları vesaire, eşlerin birbirine karşı olumsuz düşünceler içerisinde olmalarına yol açıyor. Çünkü eşlerin birbirleriyle kıyaslama yapmaları, ister istemez zamanla evlilik birliğinin çatırdamasına ve sonlanmasına doğru giden bir sürece çiftleri götürebilir" ifadelerini kullandı. "Sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri var" Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "TÜİK verilerine göre 2025 yılında boşanma oranı binde 2,26 oranında artış gösterdi. Bu, son 25 yıl değerlendirildiğinde yüksek bir oran olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu boşanmalarda tabii ki sosyal medyanın doğrudan etkisi yoktur ancak dolaylı olarak sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri vardır" dedi. "Sosyal medyanın iyi yanları da var" Sosyal medyanın olumlu yanlarına da vurgu yapan Hatice Kumcağız, "Sosyal medya hep kötü ve olumsuz bir şey olarak ifade edilmemelidir, böyle bir algı oluşmasını istemem. Örneğin uzun süre birbirinden ayrı kalan ya da farklı şehirlerde çalışan çiftler, birbirlerine gönderdikleri mesajlar ve videolarla ‘seni düşünüyorum, seni önemsiyorum, seni seviyorum’ mesajını iletmektedirler. Bu da çiftler arasındaki iletişime önemli katkı sunmaktadır." diye ifade etti. "Sosyal medya bir bıçak gibidir" Sosyal medyanın dikkatli kullanılması gerektiğini söyleyen Kumcağız, "Burada en temel kural, dijital dünya ile gerçek dünya arasında bir sınır çizmektir. Bunun için belirli zamanlarda sosyal medya detoksu yapılabilir. Aile üyelerinin bir arada olduğu zamanlarda, özellikle akşam yemeklerinde ve yatak odalarında sosyal medya kullanılmamalıdır. Kısacası şunu söylemek isterim: Sosyal medya bir bıçak gibidir; onunla bir ekmek de kesebilirsiniz, elinizi de kesebilirsiniz." dedi.
31 Mart 2026 Salı - 17:33
Malatya’da havale geçiren bebek hava ambulansıyla sevk edildi
Malatya’nın Darende ilçesinde 1 buçuk yaşındaki bir bebek geçirdiği havale sonrası hava ambulansıyla hastaneye sevk edildi. Edinilen bilgilere göre, Darende ilçesinde rahatsızlanan 1 buçuk yaşındaki Ö.A.Y. havale geçirdi. Durumun bildirilmesi üzerine bölgeye sağlık ekipleri ile birlikte hava ambulansı sevk edildi. İlçe stadyumuna iniş yapan ambulans helikopterde sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi yapılan bebek, Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk edildi. Bebeğin hastanedeki tedavisinin sürdüğü öğrenildi.
31 Mart 2026 Salı - 16:58
Yeşilay, Yüreğir’de muhtarlarla buluştu
ADANA (İHA) – Yeşilay, 2026 bağımsızlık seferberliği kapsamında Yüreğir ilçesinde muhtarlarla bir araya gelerek ilçede bağımlılığa karşı kalkan oluşturulacağını duyurdu. Yeşilay ve Yüreğir Kaymakamlığı, bağımlılıkla mücadele ve sağlıklı nesiller yetiştirme hedefiyle başlatılan 2026 yılı bağımsızlık seferberliği kapsamında, Yüreğir ilçesinde muhtarla bir araya geldi. Yüreğir Kaymakamı Mehmet Aksu, gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunması adına atılacak somut adımlar ve mahalle bazlı koruma stratejilerini anlattı. Yeşilay’ın ilçedeki destekleyici projelerinin detaylandırıldığı buluşmada, bağımlılıkla mücadelede atılacak somut adımları değerlendirdi. Yeşilay Adana Şube Başkanı Dr. Yunus Emre Yıldırım ise muhtarların vatandaşları doğru bilgilendirme ve rehberlik etme konusundaki gücünün bu projenin temel yapı taşı olduğunu söyleyip saha çalışmalarının hız kesmeden devam edeceğini anlattı.
31 Mart 2026 Salı - 16:24
Akseki’de kan bağışı kampanyası düzenlenecek
Türk Kızılay, Antalya’nın Akseki ilçesinde kan bağışı kampanyası düzenleyecek. Türk Kızılayı Antalya Kan Bağış Merkezi Müdürü Dr. Okan Erdoğan, kan toplama çalışmalarının kurumlarda, ilçelerde ve farklı alanlarda aralıksız sürdüğünü belirterek, 2 Nisan Perşembe günü Akseki’de belediye önünde kurulacak kan bağış noktasında vatandaşlardan bağış kabul edileceğini söyledi. "Bir ünite kan 3 hastaya umut oluyor" Bağışlanan her bir ünite kanın laboratuvar ortamında eritrosit, plazma ve trombosit bileşenlerine ayrıldığını ifade eden Erdoğan, bu sayede üç farklı hastaya umut olunabildiğini vurguladı. Düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekilen Kızılay yetkilileri, kanın yapay olarak üretilemeyen ve tek kaynağı insan olan bir ihtiyaç olduğuna işaret ederek vatandaşları kampanyaya destek vermeye çağırdı. "Birbirimize Candan Bağlıyız" sloganıyla düzenlenen etkinlikte, toplumda kan bağışı bilincinin artırılması hedefleniyor. Hastanelerin kan ihtiyacının yüzde 100’ünü karşılamayı amaçladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların Antalya genelinde sürdüğünü ifade etti. Erdoğan, "Kan herkesin her zaman ihtiyacı. Düzenli kan bağışı yapalım. Zor anlarda ihtiyaç sahiplerinin yanında olalım" dedi. 2 Nisan Perşembe günü 09.30-18.30 saatleri arasında Akseki Belediyesi önünde konuşlandırılacak kan alma otobüsünde bağışların kabul edileceğini belirten Erdoğan, tüm Aksekilileri kan bağışında bulunmaya davet etti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Mart 2026 Pazartesi- 14:53
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
2
28 Mart 2026 Cumartesi- 10:10
Uzmanlardan gençlerde artan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı
3
31 Mart 2026 Salı- 10:55
Trabzon’da 112 camiasını üzen ölüm
4
31 Mart 2026 Salı- 10:30
Vertigoya dikkat: "Son dönemde daha sık karşılaşmaya başlandı"
5
31 Mart 2026 Salı- 12:12
Amerika ve Avrupa’da yeni ve sinsi bir kovid: "Ağustos böceği"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 15:14
Muğla Büyükşehir, Kızılay’a kan bağışı desteğini Menteşe’de başlattı
Muğla Büyükşehir Belediyesi, Kızılay’ın artan kan ihtiyacına destek olmak amacıyla 17-21 Kasım tarihleri arasında il genelinde düzenlediği kan bağışı kampanyasını Menteşe’de Gazi Mustafa Kemal Kültür Merkezinde başlattı. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin gönüllü çalışanlarının katıldığı kampanya, hem farkındalık oluşturmayı hem de Kızılay’ın kan stoklarına katkı sunmayı amaçlıyor. Kampanya, 21 Kasım’a kadar 6 ilçede devam edecek. Büyükşehir’den yer ve organizasyon desteği Muğla Büyükşehir Belediyesi, yalnızca çalışanlarıyla bağış desteği vermekle kalmayıp, Kızılay ekiplerinin rahat çalışabilmesi için bağış noktalarında yer ve organizasyon desteği de sağlıyor. Kan bağışı noktaları ve tarihleri: 18.11.2025 / 11:00-18:00 | Bodrum | Konacık Hizmet Binası Eğitim Salonu, 18.11.2025 / 10:00-18:00 | Marmaris | Türkmenistan Parkı, 19.11.2025 / 10:00-18:00 | Milas | Atapark Meydanı, 20.11.2025 / 10:00-18:00 | Ortaca | Eski Devlet Hastanesi Bahçesi, 21.11.2025 / 10:00-18:00 | Fethiye | Uğur Mumcu Otoparkı ve 21.11.2025 / 10:00-17:00 | Datça | MUSKİ Abone İşleri Önü Başkan Aras: "Bir ünite kan, bir hayata umut demektir" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, "Kızılay’ın kan ihtiyacına destek olmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Menteşe’den başlattığımız bu kampanya ile hem farkındalığı artırmayı hem de kan stoklarına katkı sunmayı istedik. Gönüllü olarak bağışta bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma ve vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bir ünite kan, bir hayata umut olabilir. Tüm hemşehrilerimizi kan vermeye davet ediyorum." dedi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 15:13
Söke Devlet Hastanesi’nden Dünya Diyabet Günü etkinliği
Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi, Dünya Diyabet Günü dolayısıyla farkındalık etkinliği düzenledi. Diyabet, dünya genelinde hızla artan ve tedavi edilmediğinde birçok organda ciddi hasara yol açabilen önemli bir kronik hastalık olmaya devam ediyor. Bu kapsamda Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi, Dünya Diyabet Günü dolayısıyla farkındalık etkinliği düzenledi. Etkinlikte vatandaşlara diyabetin belirtileri, korunma yöntemleri, sağlıklı beslenme ve düzenli kontrollerin önemi hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Hastane sağlık çalışanları, danışma noktalarında vatandaşlara ücretsiz ölçüm ve bilgilendirme hizmeti sundu. Açılan stantta bilgilendirme broşürleri dağıtılırken; diyabetin erken teşhis edilmesinin komplikasyonları önlemede hayati rol oynadı, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının diyabet riskini doğrudan etkilediğine dikkat çekildi. Vatandaşlar, sağlıkları için düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri konusunda uyarıldı. Etkinlik, vatandaşların yoğun ilgisiyle gerçekleşirken hastane yetkilileri benzer farkındalık çalışmalarının devam edeceğini açıkladı.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 13:56
Prematüre doğan bebeğinin annesi: "Süreç çok zor, bize sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti"
Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Seda Kunt ve 27’nci haftasında bin 80 gram olarak erken doğan İnci Hira’nın annesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kavuşmalarını ve yaşadıkları zorlu süreci anlattı. Dünya Sağlık Örgütü’nce her yıl 17 Kasım tarihinde kutlanan Dünya Prematüre Günü kapsamında Etlik Şehir Hastanesi’nde tedavi görmüş aileler ve çocuklar bir araya geldi. Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Seda Kunt ve 27’nci haftasında bin 80 gram olarak erken doğan İnci Hira’nın ailesi yaşadıkları zorlukları ve geride bıraktıkları günleri İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı. "27’nci gebelik haftasında bin 80 gram olarak doğmuştu" Prematüre bebeklere, zamanında doğan ama ek hastalığı olan, yenidoğan yoğun bakımı ihtiyacı olan tüm bebeklere hizmet verdiklerini vurgulayan Kunt, "İnci Hira, 27’nci gebelik haftasında bin 80 gram olarak doğmuştu. Akciğerlerinin gelişimi henüz tamamlanmadan doğduğu için solunum sıkıntısı nedeniyle hastamızı servisimize kabul ettik. Bu süreçte anne, baba ve bebeğimize gerekli desteklerini sağladık. Bu solunum desteğinde de bebeğimizin sadece burundan basınçlı hava desteği ihtiyacı oldu. Onun haricinde anne karnındaki büyümesini destekledik. Ardından beslenmesini toparladık. Destek tedavilerini, vitamin desteklerini, demir desteğini verdik ve büyümesini bekledik bebeğimizin" ifadelerini kullandı. "Önemli olan bebekleri hastalıksız yaşama kavuşturmak" Kritik aşamanın bebeğin kilosu ve haftası olduğunu belirten Kunt, "Solunum desteğinden entübasyona gitmemek bizim için önemliydi. Enfeksiyondan korumak önemliydi. Tüm bu oksijen, solunum desteğini verirken gözümüzü korumamız gerekiyordu. Çünkü erken doğan bebeklerde prematüre retinopatisi dediğimiz bir durum olmakta. İnci’de bu komplikasyonla karşılaşmadık çok şükür. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin ve anne karnındaki bakımın gelişmesi nedeniyle prematüre bebeklerimizin yaşam şansı arttı. Önemli olan bebekleri hastalıksız yaşama kavuşturmak. İnci’de biz bunu sağlayabildik. Herhangi bir sıkıntı olmadan bağırsaklarını, akciğerini, enfeksiyon olmasını, gözde herhangi bir sıkıntı olmadan, işitmede bir problem olmadan sağlıkla taburcu edebildik" diye konuştu. "Her yıl dünyada 15 milyon bebek prematüre nedeniyle dünyaya gelmekte" Dünya Prematüre Günü’nün 17 Kasım 2008 tarihinde ilan edildiğini hatırlatan Kunt, "Tüm dünyada ve ülkemizde çeşitli organizasyonlarla kutlanmakta. Bunun nedeni de prematürenin önemi ve hayatta kalmanın, onların nelerle savaştığına dikkati çekmek için bugün ilan edilmiştir. Biz mor rengini kullanmayı tercih ediyoruz. Gücü, savaşı ve hayatta kalmayı bize simgeliyor. Her 10 doğumdan biri dünyada da ülkemizde de prematüre ile sonuçlanmakta. Her yıl dünyada 15 milyon bebek prematüre nedeniyle dünyaya gelmekte ve maalesef halen 1 milyona yakın bebeği biz prematüre ve komplikasyonlar nedeniyle kaybetmekteyiz. Asıl amacımız, anne karnındaki süreci uzatmak. Bazen önüne geçemiyoruz, risklerimize engel olamıyoruz. Bebeklerimiz prematüre doğacaksa doğumu deneyimli bir merkezde, yenidoğan yoğun bakım ünitesinin 3’üncü basamak olması, deneyimli ellerde, bebeklerin takibinin olacağı yerde doğumu tercih ediyoruz. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerimizde bir ekip işi olarak bunu organize etmemiz gerekiyor. Prematüreyi engelleyemiyorsak da biz onun oluşturabilecek komplikasyonları önleyebilecek kapasitedeyiz. Hepimizin Dünya Prematüre Günü’nü kutluyorum" değerlendirmesini yaptı. "Sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti bize İnci" Servikal yetmezlik nedeniyle sürece başladıklarını anlatan anne Seher Solak, "Hiç ummadığımız bir anda çıktı. Bir anda evde benim suyum geldi. 27-26’ncı haftada ve hastaneye buraya yatışım gerçekleşti. Burada 4 gün İnci’yi ne kadar geç olabilir doğum diye biraz daha tutmaya çalıştık ama maalesef olmadı. Gayet güzel tedavim gerçekleşti ve 27 artı 0’da İnci dünyaya geldi. Bir küvez sürecimiz başladı o arada. Burada İnci’yi bırakıp gitmek en zoruydu. Burada bir güven sağlanmışlardı bizim için. Çünkü ilk çocuğumuz ve ne olduğunu anlamadık bir anda böyle karşılaşınca. Süreç çok zor. Sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti bize İnci. Her şey zordu bizim için ama farklı bir zaman oldu 85 gün bizim için. En kritik dönem bence ilk 1 aydı. Çünkü biz kucağımıza hiç alamadık. Doğum anında ben kucağıma almak istediğimde solunum sıkıntısından dolayı kucağıma alamadım. İlk temas bizle gerçekleşmedi" diye konuştu. "8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadının gücünü de gösterip o gün kavuştuk kızımla" Hemşire ve doktorlar ile olan iletişimini anlatan anne Solak, "Gayet güzeldi çünkü bizi anlayabiliyorlardı. Bir prematüre annesini, babasını nasıl bir umutla nasıl sakinleştirebileceklerini çok iyi biliyorlardı. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu süreçte bizim yanımızda bizi rahatlatan onlardı. İnci’nin sağlığında, oradaki bakımında en büyük görevi üstlenen onlardı. Taburcu olduğunda çok sevindim, çok tedirgindim. Çünkü doğduğunda alıp gidemediğim için o süreden sonra ne yapacağımı bilemedim. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadının gücünü de gösterip o gün kavuştuk kızımla. O gün biz taburcu olduk. O günden sonra aslında bizim için süreç başladı ve en güzel süreçti. İnci de adının anlamıyla parlayarak o kuvözden çıktı. Eşimin bana olan desteği, benim ona olan desteğimle biz bu süreci atlattık diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Gerçekten çok güçlüler ve hayata tutunuyorlar" İnci’nin durumunun iyi olduğuna değinen anne Solak, "Yaşıtlarına göre gayet yakalamış durumdayız. Buradaki tedavi süreci olsun hepsi gayet güzel ilerledi. Şu anda da fiziksel olarak hiçbir sıkıntımız yok. Bir tedavi sürecimiz de yok. Çok şükür devam ediyoruz. Taburcu olduktan sonra kontrollerimizi yaptırdık. Hiçbir şey yoktu. 2 senedir çok şükür iyiyiz. Prematüre annesi olmak çok zor ama bu bir başarı gibi. Onların güçleri bize güç veriyor. Çünkü çok güçsüzdük, umutsuz ve korkuluyduk. Korkmamalarını, güçlü olmalarını diliyorum. Gerçekten çok güçlüler ve hayata tutunuyorlar. Bugün çok onurlandırıcı ve gururlandırıcı bir gün. Bu süreci atlatmamız bizi çok gururlandırıyor. Bugünü hep değerlendirmek istiyoruz. Hastanemize ve Seda hocamıza da teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 13:07
Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde başarılı kalp ameliyatı
Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde 63 yaşındaki erkek hastaya, hastanede ilk kez gerçekleştirilen detaylı bir kalp ameliyatı başarıyla yapıldı. Edinilen bilgilere göre, göğüs ağrısı ve bayılma şikâyetleriyle başvuran hastada yapılan ekokardiyografi, toraks tomografisi ve koroner anjiyografi incelemelerinde; aort kapağının üç yaprakçıklı olması gerekirken, iki yaprakçıklı olduğu, ciddi darlık bulunduğu ve kalpten çıkan aort damarında genişleme olduğu tespit edildi. Hastanın özgeçmişinde KOAH hastalığının da bulunması, ameliyat riskini artıran önemli bir faktör olarak değerlendirildi. Gerekli hazırlıkların ardından Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Opr. Dr. Erdinç Naseri ve Opr. Dr. Öznur Demirpençe tarafından operasyon gerçekleştirildi. Ameliyatta; hastanın aort kapağı mekanik kapak ile değiştirildi, genişleyen aort damarına ise yapay damar yerleştirildi. Ameliyat sonrası onuncu gününde sağlığına kavuşan hasta taburcu edildi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 12:17
"Akciğer nodülü kanser işareti olabilir"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, 17 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Günü’nde bilgilendirmelerde bulunarak, kişideki akciğer nodülünün büyüklüğüne göre kanser olma ihtimalinin arttığını söyledi. Uluışık, "İyi huylu nodüllerde gereksiz cerrahi girişimden kaçınmak gerekir. Kötü huylu nodüllerde ise erken dönemde tanı konarak ameliyatla sağ kalım süresi artırabilir" dedi. Günümüzde bilgisayarlı tomografi cihazlarının gelişmesiyle akciğerlerdeki nodülleri saptamanın kolaylaştığını ifade eden Liv Hospital Samsun’dan Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Kötü huylu (malign) nodüllere mümkün olduğunca erken dönemde tanı konulup ameliyat edilmesi halinde sağ kalım süresi artar. İyi (benign) nodüllerde ise gereksiz cerrahi girişimden ve buna bağlı oluşacak sorunlardan kaçınmak gerekir. Bu nedenle nodül saptandığında nasıl bir karar verileceği çok önemlidir. Günümüzde bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarının gelişmesi ve tomografi çekilen hasta sayısı artması sayesinde akciğerlerdeki nodülleri saptamak kolaylaştı. Akciğer tomografilerinin yaklaşık yüzde 30’unda bir veya birden fazla nodül saptama ihtimali vardır. Ancak bunların önemli mi, önemsiz mi, kötü mü yoksa iyi huylu mu olduğuna karar vermek bazı durumlarda zor olabiliyor" diye konuştu. Nodülün boyutu önemli Uzm. Dr. Aziz Uluışık, öncelikle görülen nodülün boyutunun çok önemli olduğunun altını çizerek, "3 mm ve daha küçük nodüllerin kansere bağlı olma ihtimali yaklaşık yüzde 0,2 gibi düşük bir orandadır. 8-20 mm arasındakilerde bu ihtimal yüzde 18’e çıkarken, 20 mm’den büyük nodüllerde yüzde 64’den fazladır. Saptanan bir nodülün takibinde eski tomografiler ile karşılaştırmak önemlidir. Nodül boyutunda yüzde 25’den fazla bir artış olması kanser riskinin yüksek olduğuna işaret eder. Boyutundan sonra nodülün kenarlarının düzgün olup olmadığına bakmak gerekir. Kenarı düzensiz olan nodüllerin kanser riski 5 kat fazladır. Nodülün içinde kireçlenme bulunması, çoğunlukla iyi huylu olduğu anlamına gelir. Genellikle 2-3 yıl, bazı durumlarda ise 5 yıllık izlemde eğer nodülde bir değişiklik yoksa ileri incelemeye gerek yoktur" açıklamasında bulundu. Kanser riski nodül özelliklerine göre tayin edilebilir Akciğer grafisinde ya da tomografide büyüme saptanan her nodül olgusunda sakıncalı bir durum (kontrendikasyon) yoksa doku tanısının elde edilmesi gerektiğini söyleyen Uluışık, "Büyüme saptanan her nodülde kanser ihtimali arttığı için radyolojik veya cerrahi biyopsi gerekir. Kanser ihtimali yüksek nodül varlığı ve riskli hastalarda ameliyat ile nodülü çıkarmak hayat kurtarıcı olabilir. Sigara kullanmış ya da halen kullanmakta olan, 40 yaş üzeri ve de kendisinde ve 1. derecede akrabalarında kanser öyküsü bulunan kişiler yüksek risk grubuna girer. Özellikle ileri yaş ve içilen sigara miktarının çokluğu ile kanser potansiyeli artar. Hekim görülen nodülün özelliklerine bakarak kanser riskini tayin eder. Buna göre de hastanın tomografi ile takip edilmesi mi, yoksa biyopsiye mi gönderilmesi gerektiğine karar verir. Bu karar hasta adına hayati olabilir. Her hasta ve nodül için aynı senaryo geçerli olmayabilir. Bu yüzden sayılan özelliklerin sadece ihtimal üzerinden değerlendirildiği ve her zaman için düşük ihtimalli durumlarla da karşılaşılabileceği unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:48
Dünya genelinde ikinci sırada: Bel sağlığını korumak için uzmandan 10 tavsiye
Dünya genelinde soğuk algınlığından sonra en sık görülen ikinci sağlık sorunu olan bel ağrısının giderek arttığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göksel Çelebi, özellikle masa başı çalışanlarının bel sağlığını koruması için uygulanması gereken temel kuralları paylaştı. "Bel ağrısı, günlük yaşam kalitesini düşüren ve iş gücü kaybına yol açabilen yaygın bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor" diyen Medicana Kadıköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Göksel Çelebi, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bel ağrısı, iş gücü kaybına bağlı en önemli ikinci sağlık problemidir. Yanlış duruş alışkanlıkları, ağır yük kaldırma, hareketsiz yaşam biçimi ve fazla kilo bel fıtığı başta olmak üzere birçok rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Özellikle uzun süre bilgisayar başında çalışan yetişkinler, ergenlik çağında hızlı boy uzaması yaşayan gençler ve bedensel efor gerektiren işlerde görev alan kişilerde görülme riski daha yüksektir. Kadınlarda gebelik döneminde ve doğum sonrasında bel ağrılarının artabildiğine, ileri yaşlarda ise kemik erimesiyle birlikte şikâyetlerin daha sık gözlendiğine dikkat çekiliyor" açıklaması yaptı. Uygulanabilecek yöntemler Uzman Dr. Göksel Çelebi, bel sağlığını korumak için uygulanabilecek yöntemleri şöyle sıraladı: "Doğru duruş alışkanlığı kazanmak: Omurga sağlığını korumak için ayakta, otururken ve yatarken doğru postür pozisyonlarını benimsemek önem taşıyor. Ağır yüklerden kaçınmak: Belden eğilerek ağırlık kaldırmak, disklerin üzerine fazla yük binmesine neden oluyor. Yük kaldırırken dizleri bükerek ve ağırlığı gövdeye yakın tutarak hareket etmek gerekiyor. Düzenli egzersiz yapmak: Yüzme, yürüyüş ve esneme hareketleri bel kaslarını güçlendiriyor ve esnekliği artırıyor. İdeal kiloyu korumak: Fazla kilo omurga üzerine binen yükü artırıyor ve bel ağrısı riskini yükseltiyor. Uzun süre hareketsiz kalmamak: Bilgisayar başında veya araç kullanırken her 30-40 dakikada bir kısa aralar verip esneme yapılmalı. Uygun yatak ve yastık kullanmak: Orta sertlikte yataklar ve boyun ile başı destekleyen yastıklar omurganın doğal eğrisini korumaya yardımcı oluyor. Yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak: Uzun süreli yüksek topuk kullanımı omurga dengesini bozarak bel kaslarını zorlayabiliyor. Stresten uzak durmak: Kas gerginlikleri bel ağrılarını artırabiliyor. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri fayda sağlıyor. Ergonomik çalışma ortamı oluşturmak: Masa ve sandalye yüksekliğinin kişiye uygun olması, ekranın göz hizasında bulunması bel sağlığını korumada önemli. Düzenli sağlık kontrolü yaptırmak: Uzman hekim kontrolünde bel sağlığını düzenli olarak takip etmek, ileride oluşabilecek ciddi sorunların önüne geçiyor." Bel ağrısını hafife almamak gerekiyor Uzm. Dr. Göksel Çelebi, özellikle uzun süren ve istirahatle geçmeyen bel ağrılarının dikkate alınması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Bel ağrısı yalnızca kas kaynaklı basit bir sorun olmayabilir. Omurga fıtıkları, romatizmal hastalıklar veya kemik erimesi gibi altta yatan rahatsızlıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle, şiddeti artan ya da günlük yaşamı kısıtlayan bel ağrılarında mutlaka bir hekime başvurulmalıdır." Sağlıklı yaşam tarzı en önemli destek "Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve doğru duruş alışkanlıkları, bel sağlığını korumada en önemli yaşam tarzı unsurları olarak öne çıkıyor" diyen Çelebi, "Erken dönemde alınan önlemler, hem yaşam kalitesini yükseltiyor hem de ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek bel problemlerini büyük ölçüde azaltıyor" dedi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:47
SANKO Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon doktora programı açacak
SANKO Üniversitesi, topluma hizmet odaklı eğitim anlayışı ve nitelikli sağlık profesyonelleri yetiştirme misyonu doğrultusunda, 2025-2026 Eğitim ve Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Lisansüstü Eğitim Enstitüsü bünyesinde Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Doktora Programı açacak. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, "Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Doktora Programının, alanında öncü araştırmalar yürütebilen, uluslararası düzeyde rekabetçi bilim insanları yetiştirme hedefimize önemli katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi. Prof. Dr. Dağlı, "SANKO Üniversitesi olarak, nitelikli akademik kadromuz ve güçlü altyapımızla öğrencilerimize dünya standartlarında bir doktora eğitimi sunmaya kararlıyız" diye konuştu. Fizyoterapi biliminin gelişimine önemli katkılar sunacak SANKO Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevin Ergun ise Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Doktora Programının açılmasının, bu alanda ileri düzey araştırma kültürünü güçlendirmek adına önemli bir adım olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ergun, SANKO Üniversitesi’nin halihazırda yürütülen lisans ve tezli yüksek lisans programlarının gerek artan öğrenci talepleri gerekse mezunların akademik gelişim yönündeki beklentileri doğrultusunda doktora programını destekleyecek güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirtti. Program ile fizyoterapi biliminin gelişimine önemli katkılar sunması hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergun, "Açılması planlanan doktora programımızın amacı; alanında ileri düzey bilgi birikimine ve araştırma yetkinliğine sahip, evrensel bilim insanı niteliklerini taşıyan, bağımsız bilimsel çalışma yürütebilen, yenilikçi tedavi yaklaşımları geliştirebilen, ulusal ve uluslararası düzeyde akademik katkı sağlayabilen lider araştırmacılar yetiştirmektir. Ana Bilim Dalımız; akademik kadro kapasitesi, laboratuvar ve klinik altyapısı ile ulusal ve uluslararası iş birlikleri sayesinde söz konusu doktora programımız, sürdürülebilir ve yüksek standartlarda yürütülecek donanıma sahiptir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Ergun, "Programdan mezun olacak bireylerin üniversitelerde akademisyen olarak görev almanın yanı sıra, kamu ve özel sağlık kuruluşlarında üst düzey yönetici, araştırmacı ve politika geliştirici pozisyonlarda çalışma imkanına sahip olmaları bekleniyor" diyerek sözlerini tamamladı.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:42
Tansiyon hastaları için sabah kahvesi riskli olabilir
Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, "Tansiyon hastaları için sabah kahvesi riskli olabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, tansiyon hastalarını kahve içmemeleri konusunda uyardı. Uzman Dr. Çakır, "Sabahları ayılmak için içilen mis kokulu kahve, birçok kişi için güne başlarken vazgeçilmez bir alışkanlık. Hipertansiyon hastalarının kahve tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekiyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, kafeinin kan basıncı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Çakır, bazı bireylerde kafeinin kısa süre içinde tansiyonu belirgin şekilde yükseltebildiğini söyledi. "Yüksek tansiyon riskini artırabiliyor" Uzm. Dr. Mehmet Çakır, kahvede bulunan kafeinin özellikle hipertansiyon hastalarında ani kan basıncı artışlarına yol açabileceğine değinerek, "Kafein, hassas kişilerde tansiyonu birkaç saatliğine yükseltebilir. Bu durum, hipertansiyon hastalarında ek bir risk oluşturabilir. Ayrıca bazı tansiyon ilaçlarının etkisinin zayıflamasına da neden olabileceği için kahve tüketimi konusunda dikkatli olmak önemlidir. Kahvenin tamamen bırakılması gerektiğini söylemese de, hipertansiyon hastalarının tüketim miktarını takip etmeleri, sabah aç karnına kahve içmemeleri ve doktorlarına danışarak bireysel risk durumlarını öğrenmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Her bünye kafeine farklı tepki verir" Uzm. Dr. Mehmet Çakır, herkesin kafeine aynı şekilde tepki göstermediğini de vurgulayarak, kahve tüketiminden sonra çarpıntı, baş ağrısı veya tansiyon yükselmesi hisseden kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini söyledi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:40
Samsun’da sağlık yatırımlarında yeni adım
Samsun’un sağlık altyapısını güçlendiren yatırımlar kapsamında, kentin ve bölgenin önemli bir ihtiyacını karşılayacak olan Yeni Halk Sağlığı Laboratuvarı ile İl Sağlık Müdürlüğü hizmet binasının yer teslimi düzenlenen törenle yapıldı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen yatırımların şehir genelinde hız kesmeden devam ettiği belirtilerek, yeni laboratuvar ve müdürlük binasının Samsun’a dünya standartlarında bir referans merkezi kazandıracağı vurgulandı. Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, sağlık yatırımlarının ilin her noktasına yayıldığını belirterek, "Şehrimizde Cumhurbaşkanımız öncülüğünde, Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında yenilenmeyen ya da inşaatı devam etmeyen bir bölgemiz yok. İlçelerimizin tamamı sağlık yatırımı anlamında adeta bir şantiye gibi. Terme, Salıpazarı, Çarşamba, Bafra, Bafra Ağız ve Diş Sağlığı, 19 Mayıs, Kavak, Havza, Lâdik, Vezirköprü devlet hastanelerimiz tamamlandı, Alaçam-Yakakent, Atakum, Tekkeköy, Ayvacık Devlet Hastanelerimizin inşaat süreçleri devam ediyor. Şimdiki Sağlık Müdürlüğü binamızın bulunduğu alanda yapılacak İlkadım Devlet Hastanesi inşaatımız ise ihale sürecinde. Bölgemizin sağlıktaki yıldızı Samsun Şehir Hastanemiz de hizmete girmek üzere. Bu sağlık yatırımlarımızdan sonra şimdi de tetkik ve tedavi süreçlerinin önemli bir ayağı olan, özellikle pandemi döneminde önemi daha iyi anlaşılan Halk Sağlığı Laboratuvarımızın ihale süreci tamamlandı ve binanın yer teslimini yüklenici firmaya gerçekleştirdik. 1978 yılında yapılan ve 2 bin 700 m2 kapalı alanda kısıtlı fiziki imkanlarla sadece Samsun’a değil, ülkemizdeki birçok farklı ile tetkik imkânı sunan Halk Sağlığı Laboratuvarımızı ve ona entegre olarak yapılacak İl Sağlık Müdürlüğü binamızı 599 milyon TL’lik bir yatırımla, 550 günde Samsunumuza yakışır nitelikte, dünya standartlarında yeniden inşa edeceğiz" dedi. Uras, yeni yatırımın üç önemli kazanım sağlayacağını ifade ederek, "Samsun’un ülke genelinde örnek bir referans laboratuvarına kavuşması, mevcut müdürlük binasının bulunduğu alanın İlkadım Devlet Hastanesi olarak yeniden şehre kazandırılması, daha nitelikli ve modern bir idari merkez binasının hizmete alınması" ifadelerini kullandı. Törene; Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Dr. Bekir Şahin, Destek Hizmetleri Başkanı Arslan Kayhan, Personel Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Hüseyin Yalçın Büyükkarabacak, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Kemal Serhan Sandıkçı, Başkan Yardımcıları Özcan Şenyurt, Ahmet Genç ve Uzman Nurcan Ayvaz, müdürlük yöneticileri, teknik ekip ve yüklenici firma temsilcileri katıldı.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:23
Sincan’da mavi balonlar "Diyabet İçin" gökyüzündeydi
Sincan Belediyesi, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında diyabetli çocuklar ve aileleri için özel bir yemek programı düzenledi. Diyabete dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacıyla gerçekleştirilen programda çocuklar ve aileleri, diyabet ve umudun simgesi mavi balonları gökyüzüne bıraktı. Ankara’nın Sincan Belediyesi, diyabetli çocuklar ve ailelerinin katılımıyla önemli bir farkındalık etkinliği düzenledi. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan diyabetli çocuklar ve aileleriyle bir araya geldi. "Söz verdiğimiz gibi yanınızdayız" Başkan Murat Ercan program açılışında yaptığı konuşmada şunlara değindi: "Tip 1 diyabetin zorluğunu yaşayan bilir. Bununla mücadele etmek gerçekten zor. Her şey bir tarafa yanınızda olduğumuzu bilmenizi istiyorum. İnşallah bu dayanışmamız, birlikteliğimiz hep devam eder diye temenni ediyorum. Söz verdiğimiz gibi elimizden gelen her konuda yanınızdayız ve olmaya da devam edeceğiz." Program sonunda Başkan Ercan çocuklarla birlikte gökyüzüne diyabet farkındalığını simgeleyen mavi balonlar bıraktı. Gökyüzünde renkli görüntüler oluşurken çocukların sevinci görülmeye değerdi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:54
Erken doğum bir hastalık değil, yönetilmesi gereken bir süreçtir
Denizli Özel Egekent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yavuz Selim Güler, prematüre bebeklerin doğru bakım ve takiple sağlıklı bir yaşam sürdüklerini belirterek, "Erken doğum bir hastalık olarak değil, yönetilmesi gereken bir süreçtir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yavuz Selim Güler, Dünya Sağlık Örgütü’nün 37. gebelik haftasından önce dünyaya gelen bebekleri ’prematüre’ olarak tanımladığını, tüm dünyada her 10 bebekten birinin prematüre doğduğunu söyledi. Türkiye’de bu oranın yüzde 12’ye ulaştığını ve her yıl yaklaşık 150 bin bebeğin erken doğduğunu belirten Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada; "Prematüre doğum, anne karnında yeteri kadar gelişimini tamamlamadan dünyaya gelen bebekler için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Özellikle 25 haftadan önce ve 1 kilogramın altında doğan bebekler için bu riskler daha da artmaktadır. Prematüre bebeklerin hayatta kalma oranını artırmak için erken teşhis ve doğru bakımın kritik önem taşıyor" diye konuştu. Prematüre bebeklerin özellikle akciğer, kalp, beyin ve böbrek gibi organları henüz tam olarak gelişmemiş olduğundan, solunum yetmezliği, hipotermi, akciğer kanaması veya ağır enfeksiyon gibi komplikasyonlara karşı oldukça hassas olduklarının altını çizen Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, "Bu bebeklerin multidisipliner bir ekip tarafından, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde takip edilmesi gerekiyor. Bebeklerin 2 kilogram ve üstüne çıktıklarında ve annelerinin besleyebileceği düzeye geldiklerinde taburcu edilmesi uygun olur ancak bu süreçte yaklaşık 3,5 aylık takip süresi gereklidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’de her yıl yaklaşık 50 bin prematüre bebeğin 1 kilogramın altında dünyaya geldiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, şöyle konuştu: "Prematüre doğumun önlenmesi için risk faktörlerini bilmek ve düzenli takipleri aksatmamak çok önemli. Yüksek tansiyon, çoğul gebelikler, vajinal kanama veya akıntılar, diyabet ve rahim ağzı sorunları gibi durumlarda özellikle dikkatli olunmalı. Erken doğum bir hastalık olarak değil, yönetilmesi gereken bir durum olarak ele alınmalı. Prematüre bebekler normal bir gelişim süreci geçirebilecek, üretken ve sağlıklı bir yaşam kapasitesine sahiptir. Sadece bu kapasiteyi kendi başlarına harekete geçirme yeteneğine henüz sahip değillerdir" Uzm. Dr. Yavuz Selim Güler, "Erken doğanlar, yenidoğan hekiminin ellerindeyse kazanır" prensibini vurgulayarak, prematüre bebeklerin doğru bakım ve takiple sağlıklı bir yaşam sürdüklerini sözlerine ekledi.
17 Kasım 2025 Pazartesi - 10:40
Küçük adımlar, büyük hayatlar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Dilara Yılmaz, prematüre bebekler için attığımız her küçük adım, onların büyük hayatlarına açılan bir kapı olduğunu söyledi. Her yıl Kasım ayının üçüncü haftasında kutlanan Dünya Prematüre Haftası’nın, toplumun tüm kesimlerini bilinçlendirmeyi amaçlayan önemli bir farkındalık etkinliği olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Dilara Yılmaz, "Dünya Sağlık Örgütü, 2025 itibarıyla 1 Kasım olarak tanımladığı Dünya Prematüre Günü, erken doğan bebeklerin hayata tutunma mücadelesine ışık tutuyor. Prematüre doğan her bebek, hayatın ilk anlarından itibaren solunum, ısı düzenlemesi, enfeksiyonla mücadele ve beslenme açısından özel desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple yenidoğan yoğun bakım üniteleri, bu bebeklerin hayati yolculuğunda kritik bir rol üstleniyor." Mor rengin bu haftanın sembolü olduğunu hatırlatan Yılmaz, bu rengin umut, dayanışma ve farkındalığı temsil ettiğini ifade etti. Uz. Dr. Dilara Yılmaz, dünya genelinde her yıl 15 milyon bebeğin prematüre doğduğunu ve erken doğumun hâlâ 5 yaş altı çocuk ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. Yılmaz, "Teknolojik olarak donanımlı yenidoğan yoğun bakım üniteleri ve alanında uzman ekipler sayesinde, prematüre bebeklerin yaşam şansı her geçen yıl artıyor. Aile merkezli bakım yaklaşımı ise hem bebeklerin gelişimine hem de ailelerin sürece uyumuna büyük katkı sağlıyor" dedi. Türkiye’de her yıl doğan bebeklerin yüzde 11-12’sinin prematüre olduğunu belirten Uz. Dr. Dilara Yılmaz, ülkemizin bu alanda önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade etti. Yılmaz, "Son 30 yılda bebek ölüm hızında yüzde 80’e yakın bir azalma sağlandı. 2024 yılı itibarıyla 400’ün üzerinde üçüncü basamak Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi hizmet veriyor. Güncel çalışmalara göre yenidoğan yoğun bakımda ortalama sağ kalım oranı yüzde 96,5 gibi oldukça yüksek seviyelerde." Prematüre doğuma yol açan risk faktörleri arasında çoğul gebelikler, gebelik yaşının çok erken veya ileri olması, hipertansiyon, diyabet, enfeksiyonlar ve yetersiz gebelik takibinin öne çıktığını belirtti. Prematüre bebeklerin taburculuk sonrası dönemde düzenli takibinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları söyledi; "Prematüre doğan bebeklerin yaklaşık yarısında gelişimsel, işitme veya görsel sorunlar görülebiliyor. Bu sebeple taburculuktan sonra düzenli kontrol, nörogelişimsel değerlendirme, işitme ve görme taramaları mutlaka yapılmalıdır." Uz. Dr. Dilara Yılmaz, Dünya Prematüre Haftası’nın yalnızca bir farkındalık haftası değil, aynı zamanda bir sorumluluk çağrısı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Erken doğumu azaltmak, yenidoğan bakım standartlarını geliştirmek ve aileleri bilinçlendirmek hepimizin ortak görevidir. Her bebek güçlü bir başlangıcı, eşit yaşam şansını hak ediyor. Prematüre bebekler için attığımız her küçük adım, onların büyük hayatlarına açılan bir kapıdır."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder