Son Dakika
|
Sadettin Saran trafik kazası geçirdi
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın mal varlığına el konuldu
Muhittin Böcek’in danışmanı ve çalışanı adliyeye sevk edildi
Afganistan ve Pakistan'ı sel vurdu: 47 ölü
MİT ve Suriye istihbaratından ortak operasyon: Firari casus yakalandı
Vedat Muriç: "Hepsi benim arkadaşım ama yarınki maç bambaşka"
Kosova Teknik Direktörü Foda: "Şansımız yüzde 50"
İsrail’de Bazan petrol rafinerisi vuruldu
Ekrem İmamoğlu, hakkında "hakaret ve tehdit" suçlarından soruşturma başlatıldı
Gemlik ve Kumla’yı lodos vurdu, çok sayıda tekne battı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Pakistan ve Çin’den Orta Doğu’da barış için ortak açıklama
ABD’li gazeteci Shelly Kittleson Bağdat’ta kaçırıldı
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım görevden uzaklaştırıldı
Arakçi:'İran Türkiye’nin ulusal egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı duymaktadır'
ABD'nin Venezuela Büyükelçiliği faaliyetlerine başladı
Trump: "(İran) Orada daha çok uzun bir süre kalmamız gerekmeyecek"
TFF: "Egemen Korkmaz, başını yere vurarak bilinç kaybı yaşamıştır"
SAĞLIK
Prof. Dr. Hatice Kumcağız’dan sosyal medya uyarısı: "Sosyal medya bıçak gibidir"
31 Mart 2026 Salı - 20:21:58
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın evliliğe etkisi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın çiftler arasında kıskançlık oluşturduğunu, bu nedenle evliliklerin zedelendiğini vurguladı. Kumcağız, boşanmalarda sosyal medyanın da bir nebze etkisi olduğunu ancak sosyal medyanın çiftler arasında iletişim sağladığını da söyledi. "Evliliklerin yıpranmasına neden oluyor" Sosyal medyadaki pırıltılı yaşamın çiftlerin evliliklerinin yıpranmasına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "Araştırmalar, Türkiye’de bireylerin 3 ila 5 saatini sosyal medyada geçirdiklerini göstermektedir. Bu durumda çiftler aynı evde, aynı odada, aynı koltukta oturdukları halde uzun süre birlikte olmalarına rağmen fiziksel olarak birlikte, ancak ruhsal olarak birlikte değillerdir. Bu da ilişkilerin zamanla kopmasına vesile olmaktadır. Evlilik birliğinin zedelenmesine, evlilikteki eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Sosyal medyadaki o pırıltılı yaşamı zamanla kendi evlilikleriyle kıyaslamaktalar ve gerçekte kendi evliliklerinde böyle bir durum olmadığını gördüklerinde bu, zamanla ilişkilerin yıpranmasına neden olmaktadır" diye konuştu. "Sosyal medya kıskançlık duygusu oluşturuyor" Sosyal medyanın eşlerin birbirini kıyaslamasına neden olduğunu vurgulayan Kumcağız, "Eşler arasında sosyal medyada paylaşılan içerikler zamanla kıskançlık duygularının yaşanmasına neden oluyor. Burada başkalarından gelen beğeniler, hikayelerde bırakılan notlar, başkalarının yorumları vesaire, eşlerin birbirine karşı olumsuz düşünceler içerisinde olmalarına yol açıyor. Çünkü eşlerin birbirleriyle kıyaslama yapmaları, ister istemez zamanla evlilik birliğinin çatırdamasına ve sonlanmasına doğru giden bir sürece çiftleri götürebilir" ifadelerini kullandı. "Sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri var" Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "TÜİK verilerine göre 2025 yılında boşanma oranı binde 2,26 oranında artış gösterdi. Bu, son 25 yıl değerlendirildiğinde yüksek bir oran olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu boşanmalarda tabii ki sosyal medyanın doğrudan etkisi yoktur ancak dolaylı olarak sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri vardır" dedi. "Sosyal medyanın iyi yanları da var" Sosyal medyanın olumlu yanlarına da vurgu yapan Hatice Kumcağız, "Sosyal medya hep kötü ve olumsuz bir şey olarak ifade edilmemelidir, böyle bir algı oluşmasını istemem. Örneğin uzun süre birbirinden ayrı kalan ya da farklı şehirlerde çalışan çiftler, birbirlerine gönderdikleri mesajlar ve videolarla ‘seni düşünüyorum, seni önemsiyorum, seni seviyorum’ mesajını iletmektedirler. Bu da çiftler arasındaki iletişime önemli katkı sunmaktadır." diye ifade etti. "Sosyal medya bir bıçak gibidir" Sosyal medyanın dikkatli kullanılması gerektiğini söyleyen Kumcağız, "Burada en temel kural, dijital dünya ile gerçek dünya arasında bir sınır çizmektir. Bunun için belirli zamanlarda sosyal medya detoksu yapılabilir. Aile üyelerinin bir arada olduğu zamanlarda, özellikle akşam yemeklerinde ve yatak odalarında sosyal medya kullanılmamalıdır. Kısacası şunu söylemek isterim: Sosyal medya bir bıçak gibidir; onunla bir ekmek de kesebilirsiniz, elinizi de kesebilirsiniz." dedi.
31 Mart 2026 Salı - 17:33
Malatya’da havale geçiren bebek hava ambulansıyla sevk edildi
Malatya’nın Darende ilçesinde 1 buçuk yaşındaki bir bebek geçirdiği havale sonrası hava ambulansıyla hastaneye sevk edildi. Edinilen bilgilere göre, Darende ilçesinde rahatsızlanan 1 buçuk yaşındaki Ö.A.Y. havale geçirdi. Durumun bildirilmesi üzerine bölgeye sağlık ekipleri ile birlikte hava ambulansı sevk edildi. İlçe stadyumuna iniş yapan ambulans helikopterde sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi yapılan bebek, Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk edildi. Bebeğin hastanedeki tedavisinin sürdüğü öğrenildi.
31 Mart 2026 Salı - 16:58
Yeşilay, Yüreğir’de muhtarlarla buluştu
ADANA (İHA) – Yeşilay, 2026 bağımsızlık seferberliği kapsamında Yüreğir ilçesinde muhtarlarla bir araya gelerek ilçede bağımlılığa karşı kalkan oluşturulacağını duyurdu. Yeşilay ve Yüreğir Kaymakamlığı, bağımlılıkla mücadele ve sağlıklı nesiller yetiştirme hedefiyle başlatılan 2026 yılı bağımsızlık seferberliği kapsamında, Yüreğir ilçesinde muhtarla bir araya geldi. Yüreğir Kaymakamı Mehmet Aksu, gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunması adına atılacak somut adımlar ve mahalle bazlı koruma stratejilerini anlattı. Yeşilay’ın ilçedeki destekleyici projelerinin detaylandırıldığı buluşmada, bağımlılıkla mücadelede atılacak somut adımları değerlendirdi. Yeşilay Adana Şube Başkanı Dr. Yunus Emre Yıldırım ise muhtarların vatandaşları doğru bilgilendirme ve rehberlik etme konusundaki gücünün bu projenin temel yapı taşı olduğunu söyleyip saha çalışmalarının hız kesmeden devam edeceğini anlattı.
31 Mart 2026 Salı - 16:24
Akseki’de kan bağışı kampanyası düzenlenecek
Türk Kızılay, Antalya’nın Akseki ilçesinde kan bağışı kampanyası düzenleyecek. Türk Kızılayı Antalya Kan Bağış Merkezi Müdürü Dr. Okan Erdoğan, kan toplama çalışmalarının kurumlarda, ilçelerde ve farklı alanlarda aralıksız sürdüğünü belirterek, 2 Nisan Perşembe günü Akseki’de belediye önünde kurulacak kan bağış noktasında vatandaşlardan bağış kabul edileceğini söyledi. "Bir ünite kan 3 hastaya umut oluyor" Bağışlanan her bir ünite kanın laboratuvar ortamında eritrosit, plazma ve trombosit bileşenlerine ayrıldığını ifade eden Erdoğan, bu sayede üç farklı hastaya umut olunabildiğini vurguladı. Düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekilen Kızılay yetkilileri, kanın yapay olarak üretilemeyen ve tek kaynağı insan olan bir ihtiyaç olduğuna işaret ederek vatandaşları kampanyaya destek vermeye çağırdı. "Birbirimize Candan Bağlıyız" sloganıyla düzenlenen etkinlikte, toplumda kan bağışı bilincinin artırılması hedefleniyor. Hastanelerin kan ihtiyacının yüzde 100’ünü karşılamayı amaçladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların Antalya genelinde sürdüğünü ifade etti. Erdoğan, "Kan herkesin her zaman ihtiyacı. Düzenli kan bağışı yapalım. Zor anlarda ihtiyaç sahiplerinin yanında olalım" dedi. 2 Nisan Perşembe günü 09.30-18.30 saatleri arasında Akseki Belediyesi önünde konuşlandırılacak kan alma otobüsünde bağışların kabul edileceğini belirten Erdoğan, tüm Aksekilileri kan bağışında bulunmaya davet etti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
28 Mart 2026 Cumartesi- 10:10
Uzmanlardan gençlerde artan kolon kanserine karşı tarama testi çağrısı
2
30 Mart 2026 Pazartesi- 14:53
Algoloji uzmanları İzmir’de buluştu; ağrı pili uygulamasını akıllı gözlükle anlık olarak izledi
3
30 Mart 2026 Pazartesi- 10:16
Sağlık çalışanları koro oluşturdu, Türk halk müzikleri seslendirildi
4
25 Mart 2026 Çarşamba- 12:16
Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi
5
30 Mart 2026 Pazartesi- 11:32
Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta
18 Kasım 2025 Salı - 11:30
Uzm Dr. Yazıcı: "Sıcaklık düşünce risk artıyor, soğuk hava kalbi zorlayabilir"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı, soğuk havaların kalp krizi ve tansiyon yüksekliği gibi ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. Hava sıcaklıklarının hızla düşmesi, özellikle kalp ve tansiyon hastaları için önemli sağlık riskleri oluşturuyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı, soğuk havalarda damarların büzüşmesine bağlı olarak kalbin daha fazla çalışmak zorunda kaldığını, bunun da kalp krizi ve tansiyon yüksekliği gibi ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. "Damarlar büzüşüyor, kalbin yükü artıyor" Dr. Erhan Yazıcı, soğuk hava ile temas eden vücudun ısı kaybını azaltmak için damarlarını daralttığını ifade ederek, "Sıcaklık düştüğünde damarlar büzüşür ve kan basıncı yükselir. Bu da kalbin daha yüksek bir basınca karşı çalışmasına neden olur. Kalp hastalığı olan kişilerde bu durum göğüs ağrısı, ritim bozuklukları ya da kalp krizi riskini artırabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı, özellikle sabah saatlerinde soğuk havaya ani çıkışların kalp üzerinde ekstra stres oluşturduğunu ve hastaların bu saatlerde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. "Tansiyon hastalarında ani oynama riski var" Dr. Yazıcı, soğuk havanın yalnızca kalbi değil, tansiyonu da doğrudan etkilediğini belirterek, "Soğuk hava tansiyonda ani yükselmelere yol açabilir. Hipertansiyon hastalarının bu dönemde ilaçlarını aksatmaması, rutin ölçümlerini sıklaştırması ve kendilerini zorlayacak fiziksel aktivitelerden kaçınması önemlidir" şeklinde konuştu. Dışarı çıkarken dikkat edilmesi gereken noktalar Soğuk havalarda alınabilecek basit önlemlerin kalp üzerindeki yükü önemli ölçüde azalttığını belirten Dr. Yazıcı, "Vücudu sıcak tutacak şekilde kat kat giyinin. Ağız ve burunu kapatacak bir atkı kullanın, soğuk havayı direkt solumak kalp yükünü artırabilir. Şiddetli rüzgâr ve düşük sıcaklıklarda mümkün olduğunca dışarı çıkmaktan kaçının. Ağır egzersizleri soğuk havaya denk getirmeyin, kapalı ve sıcak ortamlarda yapmayı tercih edin. Bol su tüketin. Kış aylarında susuzluk hissi azalsa bile vücudun sıvı ihtiyacı devam eder" diyerek alınması gereken tedbirleri sıraladı. "Göğüs ağrısı ve nefes darlığına dikkat" Kış aylarında kalple ilgili şikâyetlerin arttığını vurgulayan Dr. Yazıcı, herhangi bir göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi veya ani tansiyon yükselmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. "Kış aylarında kontroller ihmal edilmemeli" Dr. Erhan Yazıcı son olarak, kalp hastalarının düzenli kontrollerini kış aylarında da aksatmaması gerektiğini belirterek, "Bu dönemde hastaların kontrollerini daha sık yapması, ilaç uyumuna dikkat etmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmesi riskleri önemli ölçüde azaltır" diye konuştu.
18 Kasım 2025 Salı - 11:24
İskenderun devlet hastanesinde inşa çalışmaları sürüyor
Hatay’ın İskenderun ilçesine inşa edilen 600 yataklı devlet hastanesinde çalışmalar sürüyor. Çalışmaları yerinde inceleye Vali Mustafa Masatlı; vatandaşların daha erişilebilir, modern ve kapsamlı sağlık hizmeti sunacak yatırımların bölgeye güçlü bir sağlık altyapısı kazandıracağını söyledi. Asrın felaketinin yaralarının sarıldığı Hatay’da sağlık alt yapısı güçlendiriliyor. Kentin 16 ilçesinde sağlık merkezleri yükselirken Hatay Valisi Mustafa Masatlı; İskenderun 600 Yataklı Devlet Hastanesi, Aşkarbeyli Mahallesi 16 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve Denizciler Mahallesi Aile Sağlığı Merkezi’nde incelemelerde bulundu. Vali Masatlı; yürütülen çalışmalar ve gelinen son aşamalar hakkında yetkililerden bilgi alarak, sağlık yatırımlarının vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmede büyük önem taşıdığını vurguladı.
18 Kasım 2025 Salı - 11:22
Kardiyoloji uzmanı Dr. Hayri Alıcı Hatem’de
Gaziantep Özel Hatem Hastanesi, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Hayri Alıcı’yı kadrosuna dahil etti. 1983 yılında Gaziantep’te dünyaya gelen Dr. Mehmet Hayri Alıcı, 2008 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Kardiyoloji ihtisasını 2013 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalında tamamlayan Dr. Alıcı, Kasım 2025 itibarıyla mesleki çalışmalarına Gaziantep Özel Hatem Hastanesi’nde devam ediyor. Gaziantep’te başarılı çalışmaları ile tanınan Uzm. Dr. Mehmet Hayri Alıcı’nın ‘Akut koroner sendrom yönetimi, kalp yetmezliği, ritim bozuklukları (Aritmiler), hipertansiyon ve metabolik kalp hastalıkları, holter ve tansiyon takibi, gebelikte kalp hastalıkları takibi, psikiyatrik hastalıklarda kalp hastalıkları takibi, önleyici kardiyoloji ve yaşam tarzı değişiklikleri, sporcu kalbi değerlendirmesi, kalp sağlığında beslenme ve egzersiz yaklaşımları, modern kardiyovasküler tedavi teknolojileri, yapay zeka destekli ileri kalp değerlendirmesi’ tıbbi ilgi ve uzmanlık alanlar arasında yer almaktadır. Mesleki İngilizceye hakim olan Dr. Mehmet Hayri Alıcı , ulusal ve uluslararası düzeyde birçok kongre, kurs ve eğitim programına da katıldı.
18 Kasım 2025 Salı - 11:20
Alzheimer zor bir süreç; anılar silinirken ‘gerçek’ her zaman gerekli mi?
Alzheimer’ın hem hasta hem de bakım veren için zor bir süreç olduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Hasan Armağan Uysal, süreci kolaylaştıracak davranışsal yöntemler hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer hastalığı sadece bir bellek hastalığı değil, aynı zamanda davranışsal ve duygusal bir süreçtir. Bu süreçte hem hasta hem de bakım veren büyük bir sınavdan geçer. Doğru iletişim, sabır, duygusal anlayış ve gerektiğinde küçük ‘pembe yalanlar’ bu süreci daha insancıl ve yönetilebilir hale getirir. Hastanın anıları silinirken, bakım verenin gerçeği anlatmaya çalışması hem süreci zorlaştırır hem de hastaya iyi gelmeyebilir" dedi. Alzheimer hastalarına bakım verenler için hayat görüldüğü kadar kolay olmayabiliyor. Söz konusu durumda hastanın ilaç ve tedavi sürecinin yanında bir de bakım verenlerin dikkat etmesi gereken davranışsal durumlar olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ‘Alzheimer Hastalığında Davranışsal Sorunlar ve Yaklaşım Yöntemleri’ hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer hastalığının ne olduğu, tanı ve tedavi yöntemleri zaten biliniyor; ancak henüz tam anlamıyla tedavi edilebilen bir hastalık değil. Alzheimer hastalığını tamamen durduran ya da iyileştiren bir ilaç henüz bulunmamaktadır; mevcut ilaçlar yalnızca semptomların ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlar. Burada önemli olan, bu süreçte hastalara davranışsal olarak nasıl yaklaşılması gerektiğidir. Bu konuda uzun zamandır düşünüyorum. Çünkü ortada gerçekten büyük bir sorun var. Hastalar yüksek dozda ilaçlar kullanmalarına rağmen sorunlar devam ediyor. O halde ne yapılmalı? Bilgi paylaşımı, doğru davranış modelleri geliştirme ve bu modellerle hastadaki olumsuz davranışları azaltma. Hastaneye sadece son bir ayda başvuran hastalarda 73 farklı davranışsal sorun tespit edildi. Ancak başta hasta yakınlarının en çok şikayet ettiği 8 ana başlık altında toplanan davranışsal problemin çözümüne odaklanmak doğru olacaktır" açıklamasını yaptı. Deponuz ne kadar güçlüyse hastalık o kadar hafif geçer Alzheimer hastalığında bilişsel depo kavramı hakkında önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer’ın risk faktörlerine bakıldığında, en başta düşük eğitim düzeyinin etkili olduğu görülüyor. Burada "bilişsel depo (cognitive reserve)" kavramı çok önemli. Her insan doğduktan sonra öğrendikleri, okudukları, sosyal ilişkileri, yaptığı işler sayesinde zihinsel bir kütüphane oluşturur. Bu kütüphane beynin deposudur. Örneğin 70 yaşında iki Alzheimer hastası düşünün: Biri iyi eğitim görmüş, sosyal ilişkileri güçlü, sağlıklı yaşam alışkanlıklarına sahip. Diğeri ise bu fırsatlara sahip olamamış. Bu iki hastanın klinikteki belirtileri arasında 1’e 10 fark olabilir. Çünkü birinin zihinsel deposu dolu, diğerininki boş. Bu nedenle bilişsel rezervin güçlü olması, hastalığın seyrini hafifletebiliyor" sözlerini kaydetti. Hastaya tek başınıza bakmayın Bakım verenlerin en çok yaptığı hatalardan birinin de hastaya tek başına bakmaya çalışmak olduğunu belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bakım verenin yükünü hafifletmek için en mantıklı yöntemin ‘Kaşık Teoremi’ olduğunu söyledi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bakım verenler açısından da çok önemli bir durum var. Buna "kaşık teoremi" deniliyor. Bakım veren, her gün kendi enerjisinden bir "kaşık" kadarını hastaya verir. Eğer tüm kaşıklarını aynı anda tüketirse, sonunda hem hasta hem de bakım veren tükenir. Bu nedenle bakım verenin kendine zaman ayırması, yükünü paylaşması çok önemlidir. Bunu yapacak kimse yoksa bir dernek ya da destek grubu bile bu rolü üstlenebilir" dedi. Davranış nedenleri tek bir nedenden kaynaklanmaz Alzheimer hastalarında görülen davranışsal problemlerin kaynağına odaklanan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu problemlerin tek bir nedenden kaynaklanmadığının altını çizdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "2015’te Tales isimli bir bilim insanı bu durumu bir üçgen modeliyle açıklamıştır. Bu üçgende hasta, bakım veren ve çevre yer alır. Üçgenin dengesi bozulduğunda davranışsal sorunlar ortaya çıkar. Açlık, susuzluk, ağrı, işitme veya görme kaybı gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması; bakım verenin stres, suçluluk, tükenmişlik yaşaması; veya hastayla iletişim eksikliği davranışları olumsuz etkiler. Hastalar çoğu zaman çevrelerini doğru algılayamazlar. Soğuk bir ortamda sıcaklayabilir, sıcak bir yerde üşüyebilirler. Bu nedenle çevrenin hastaya uygun hale getirilmesi çok önemlidir" mesajını verdi. Alzheimer hastası aslında ne demek istiyor? Alzheimer hastalarında en sık görülen ve sorunların çıkmasına neden olan talepleri ele alan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, birinci sırada ‘Eve gitmek istiyorum’ durumunu ele aldı. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bu durumla çok sık karşılaşırız. Hasta kendi evindedir ama "Eve gitmek istiyorum" der. Bu noktada "Burası zaten senin evin" demek işe yaramaz. Bunun yerine şöyle bir yaklaşım gösterebilirsiniz: "Eve mi gitmek istiyorsun? Tamam, senin evin nasıldı, nerede yaşardın?" Böylece konuyu başka bir yöne çekmiş olursunuz. Sonrasında bir nesneye ya da hatıraya yönlendirmek etkili olur: "Senin yatak odanda bir çekmece vardı, içinde sevdiğin bir fotoğraf Gel, onu birlikte bulalım." Aslında "eve gitmek istiyorum" ifadesinin altında aidiyet, güven ve huzur arayışı vardır. Hasta eskiye dönmek, sevdiklerini hatırlamak ister. Bu durumda "pembe yalanlar" kullanılabilir. Örneğin: "Evet, burası senin evin değil haklısın. Ama bu akşam yalnız kalmak istemiyorum, birlikte kalabilir miyiz?"Bu tür duygusal, sıcak yaklaşımlar hastayı sakinleştirir" diye konuştu. Öte yandan Alzheimer hastalarında görülen halisünasyon, delüzyon ve konfabulasyon durumlarına da ışık tutan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Halisünasyon: Hasta olmayan bir şeyi görür veya duyar. "Buradan bir çocuk geçti." der. Bu durumda "Evet, ben de gördüm, gel bakalım nerede?" diyebilirsiniz. Hasta gidip baktığında "Gitmiş galiba" cevabı durumu yumuşatır. Delüzyon: Hasta olmayan olaylara inanır. Bu durumda karşı çıkmak yerine, olayı yumuşatarak sonlandırın. Konfabulasyon: Hasta hatırlayamadığı bir anıyı kendi uydurur. Yanlış olduğunu bilseniz bile düzeltmeyin; bırakın kendi anlatısını tamamlasın. Bu yaklaşımlar, hastada korku, utanç ve öfke duygularını önler ve bağı koparmadan iletişimi sürdürmenizi sağlar" açıklamasını yaptı. Alzheimer hastalarının genellikle aynı soruyu tekrar tekrar sorduğunu hatırlatan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu soruların tekrarlanmasındaki nedenin hastanın aslında ‘Güvende miyim?’ sorusuna cevap araması olduğunu belirtti. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bakış açınızı değiştirirseniz, bu tekrarı kişisel algılamazsınız. Hasta çevreden uyarı almazsa, izole olursa bu tekrarlar artar. Uğraşacağı, ilgileneceği bir şey olduğunda bu davranışlar azalır" mesajını verdi. Hastalara görev verin, oyun oynayın Alzheimer hastalarının çoğu zaman susuz kaldığını fark edemediğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Çünkü su içmek karmaşık bir süreçtir: uygun bardağı bulmak, suyu doldurmak, içmek, bardağı yerine koymak Hastalar bu zinciri tamamlayamaz. Bunu aşmak için; Suyu kişiselleştirilmiş bir bardakta sunabilirsiniz. "Bak sana ne getirdim, bu sefer çay değil, suymuş" gibi ifadeler kullanabilirsiniz. "Bir tadına bak bakalım, nasılmış?" diyerek teşvik edebilirsiniz" dedi. Ayrıca hastalara günlük rutinler oluşturmanın çok önemli olduğunu aktaran Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu durumun hastayı apati durumundan çıkararak daha günlük hayatta yer almasını sağlayacağını aktardı. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, yemek yemeği reddetme durumları için de önerilerde bulunarak, "Hastalar bazen yemek yemek istemez, tabağı fırlatabilir. Bunun nedeni tat ve koku duyusunun bozulması, çatal-kaşığın işlevini unutma veya zehirlenme korkusudur. Bu noktada sofrayı sadeleştirin, her gün aynı saatte yemek yiyin ve birlikte yemek yiyin" dedi. Hastaların kıyafet değiştirmeye direnç göstermesini ve de gece uyanarak dolaşmaları durumlarına da ışık tutan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Hastalar bazen üzerlerini değiştirmek istemezler. Bunun nedeni mahremiyet isteği ya da "teslimiyet hissidir." Çözüm için odayı uygun ısıda ve aydınlıkta tutun. Giysileri sadeleştirin (bir pantolon, bir gömlek, bir çorap). Üzerine etiket koyarak ("gömlek", "çorap") kolaylaştırın. Gece uyanmaları ve dolaşmaları hakkında da şu önlemleri alabilirsiniz. Alzheimer hastalığından dolayı hastaların beynindeki küçülmeye bağlı sirkadiyen ritim bozukluğu olur. Bu da hastalarda gece-gündür dengesini karıştırır. O nedenle Alzheimer hastalarını gündüz aktif olabilmelerini sağlamanızda fayda var. Öte yandan akşam saatlerinde loş ışık ve sakin bir ortam oluşturun. Yanında güvendiği biri olduğunda daha az huzursuz olur" ifadelerini kaydetti.
18 Kasım 2025 Salı - 10:56
Uzmanı açıkladı: "Türkiye’de antibiyotik tüketimi yüzde 115 arttı"
Sivas Devlet Hastanesi eczacılarından Makbule Mine Özyazıcı, Türkiye’de antibiyotik tüketiminin son 20 yılda yüzde 115 arttığını ve direnç oranlarının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde olduğunu belirtti. Farmakovijilans Sorumlusu Ecz. Makbule Mine Özyazıcı, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımına dikkat çekerek, yanlış kullanımın tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini belirtti. Özyazıcı, antibiyotiklerin yalnızca bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi ettiğini vurgulayarak, "Antibiyotikler ateş düşürücü veya ağrı kesici değildir. Soğuk algınlığı ve grip gibi virüs kaynaklı hastalıklarda etkisi yoktur" dedi. Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının bakterilerin güçlenmesine ve ilaçlara direnç geliştirmesine yol açtığını ifade eden Özyazıcı, bunun antimikrobiyal direnç olarak adlandırıldığını ve küresel bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 700 bin kişinin antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlatan Özyazıcı, mevcut artışın devam etmesi halinde bu sayının 2050 yılında yıllık 10 milyona ulaşabileceğini kaydetti. Türkiye’de antibiyotik tüketiminin son 20 yılda yüzde 115 arttığını ve direnç oranlarının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde olduğunu belirten Özyazıcı, hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanımının tehlikeli olduğunu vurguladı. Özyazıcı, "Hastalar kendilerini iyi hissetse bile tedaviyi hekimin belirttiği süreden önce bırakmamalıdır. Antibiyotikler sadece bireyi değil, toplum sağlığını da etkileyen ilaçlardır" diye konuştu.
18 Kasım 2025 Salı - 10:43
Kepez’den hasta yakınlarına "5 yıldızlı konukevi" hizmeti
Kepez Belediyesi, Hasta Yakınları Konukevi’nde kapsamlı bir dönüşüme imza atarak hizmet standartlarını adeta "5 yıldızlı otel" seviyesine yükseltti. Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Hasta Yakınları Konukevi’mizde başlattığımız dönüşüm, bizim için sadece bir hizmet iyileştirmesi değil; zor günler yaşayan hasta ve hasta yakınlarımızın yanında durma sorumluluğumuzun bir gereğidir" dedi. Kepez Belediyesi’nin Hasta Yakınları Konukevi, misafirlerine konforlu ve kaliteli bir hizmet sunuyor. Belediye, konukevinde gerçekleştirilen yeniliklerle hasta ve hasta yakınlarına 5 yıldızlı otel konforunda hizmet sunuyor. "7 gün 24 saat hizmet" Daha önce konukevi hafta içi 17.00’den sonra ve hafta sonları misafir kabul edilmezken, Başkan Kocagöz döneminde artık haftanın 7 günü 24 saat kayıt alınıyor. Gece 03.30’da dahi giriş yapmak isteyen hasta yakınları hiçbir sorun yaşamadan konaklamaya kabul ediliyor. "Konaklama sayısında rekor artış" Önceki yıllarda yılda en fazla 240 kişinin konaklayabildiği konukevinde, yeni düzenlemelerle bu sayı 1300 kişiye yükseldi. Ayrıca daha önce olmayan, şehit ve gazi aileleri için resmi olarak ücretsiz konaklama uygulaması başlatıldı.2 kişilik ve 3 kişilik odaların yanı sıra engellilerinde rahatça konaklayabileceği oda konseptide konukevinde bulunuyor. "Konaklama süresi 30 güne çıktı" Daha önce 15 gün olan konaklama süresi, ihtiyaçların daha sağlıklı karşılanabilmesi adına 30 güne çıkarıldı. Konukevi konforu artıran yeni hizmetlerle de hasta ve yakınlarına sosyal belediyecilik hizmetlerinin en güzel örneklerini sunuyor. Her misafire ücretsiz havlu ve şampuan seti, haftada 1 kez yerine haftanın her günü oda temizliği, yatak kapasitesinin 60’tan 90’a çıkarılması,7 gün 24 saat taze çay ve sıcak kahve ikramı, misafirlerin çamaşırlarının ücretsiz yıkanması ve kurutulması, ücretsiz internet hizmeti yenilikler arasında yer alıyor. Pazar günü gelen ve hastaneden belge alamayan hasta yakınları artık mağdur edilmiyor. Bu uygulama ile Türkiye’nin 81 ilinden tedavi için gelen her vatandaşa konukevinin kapıları sonuna kadar açık. Ayrıca Konukevi’nde, bahçe düzenlemesi yapılarak yeşilliklerle donatıldı, kamelya ve banklarla keyifli oturma alanı oluşturuldu. Lobiye büyük ekran TV konularak misafirlerin birlikte film ve milli maç izleyebileceği sosyal bir ortam sağlandı. Soğuk içecek ve atıştırmalıklar için konukevi içine otomat yerleştirildi. Hastanelere ulaşım için hazırlanan ulaşım planlama cetveli her misafire verilerek, ulaşım imkanlarına rahatça ulaşabilmeleri sağlandı. Çocuk misafirlere balon, uçurtma, boya defteri ve kalem gibi hediyeler sunularak bu zor günleri daha rahat ve keyifli bir şekilde atlatabilmeleri hedeflendi. Kültürel ve sosyal imkanlar genişletildi Konukevindeki kütüphane 400 kitaptan bin 500 kitaba çıkarılarak zenginleştirildi. Misafirlerin boş zamanlarını değerlendirebilmesi için bilardo, masa tenisi ve tavla alanları oluşturuldu. Lobide ve yemekhanede olmak üzere iki ayrı noktaya ücretsiz arıtmalı içme suyu dolabı yerleştirildi. "5 yıldızlı hizmet" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Hasta Yakınları Konukevi’mizde başlattığımız dönüşüm, bizim için sadece bir hizmet iyileştirmesi değil; zor günler yaşayan vatandaşlarımızın yanında durma sorumluluğumuzun bir gereğidir" dedi. Konukevinin 7 gün 24 saat açık hale getirildiğini belirten Başkan Kocagöz, "Gece 03.30’da bile kapımızı çalan bir hasta yakınımıza ‘Hoş geldiniz’ diyebilmenin huzurunu yaşıyoruz. Kapasitemizi artırdık, konforu yükselttik, temizlikten güvenliğe, çay-kahveden ücretsiz çamaşır hizmetine kadar her ayrıntıyı yeniden ele aldık. Eskiden yılda 240 kişinin konakladığı yer bugün 1300 kişiye hizmet verebiliyor. Şehit ve gazi ailelerimize ücretsiz konaklama sağlamak ise bizim için ayrı bir onurdur. Çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar herkesin rahat edeceği, sosyal alanlarıyla, kütüphanesiyle, bilardo ve masa tenisiyle nefes alabileceği bir ortam oluşturduk. Biz Kepez’de sadece bir konukevi işletmiyoruz; insanımıza değer veren, onların yükünü biraz olsun hafifletmeye çalışan bir anlayışı büyütüyoruz" diye konuştu.
18 Kasım 2025 Salı - 10:41
Öğrencilerden yaşlılar için anlamlı etkinlik
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Hemşirelik Bölümü öğrencileri, huzurevindeki yaşlıların becerilerini geliştirmeye yönelik bir etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlik, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı Halis Toprak Huzurevi’nde gerçekleştirildi. ESOGÜ öğrencileri tarafından, yaşlı bireylerin el-kol-göz koordinasyonu ve ince motor becerilerini destekleyen bir etkinlik yapıldı. Anlamlı etkinliğin yaşlıların stres düzeyini azaltma noktasında önemli bir katkı sağladığı belirtildi.
18 Kasım 2025 Salı - 10:35
Bayburt’ta imamlara SAHA eğitimi verildi
Bayburt İl Sağlık Müdürlüğü tarafından imamlara hem kendi sağlıklarını hem de toplumun sağlığını geliştirmeleri amacıyla Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) Elçi eğitimi verildi. Eğitim, psikolog, fizyoterapist ve doktorlar eşliğinde gerçekleştirildi. Eğitimde, sağlık okuryazarlığını artırma, sağlıklı yaşam bilincini yayma konuları üzerinde durulurken, imamların görev yaptıkları bölgelerde aldıkları eğitimi aktarmalarının önemli olduğuna değinildi. Eğitimin sonunda, imamlara ’SAHA Elçileri’ belgeleri, Destek Hizmetleri Başkanı Ekrem Hatipoğlu tarafından takdim edildi.
18 Kasım 2025 Salı - 10:34
Prematüre kahramanlar ANKA’da bir araya geldi
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü kapsamında prematüre bebeklerin hayata tutunma mücadelesine dikkat çekmek amacıyla özel bir etkinlik düzenledi. Etkinliğe, Anka Hastanesi Genel Müdür Yardımcıları Ayşe Koç ve Yaşar Ağdağ, Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Sivaslı ve yenidoğan yoğun bakım ekibi katıldı. Programda prematüre bebeklerin karşılaştığı zorluklar, tıbbi süreçler ve ailelerin yaşadığı deneyimler üzerinde duruldu. Hastanede 32 haftalık prematüre olarak dünyaya gelen Arda, Ayça ve Ayda kardeşler ile aileleri de etkinlikte yer aldı. Minik kahramanların güç dolu yaşam mücadelesini simgeleyen buluşmada pasta kesildi ve Prof. Dr. Ercan Sivaslı’ya çiçek takdim edildi. Hastane yönetimi, prematüre bebeklerin sağlıklı bir geleceğe uzanan yolculuğunda görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, prematüre doğumlara yönelik farkındalığın önemine vurgu yaptı.
18 Kasım 2025 Salı - 10:18
Uzmanından ’basit bir horlama’ deyip geçenlere hayati uyarı: Kalp krizi ve felç riski taşıyabilir
Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Dr. Ulaş Metin, toplumda yaygın olarak görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen horlamanın, yaşam kalitesini düşüren ve kalp krizinden felce kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen uyku apnesinin en önemli habercisi olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Metin, "Horlama sadece bir ses değildir, üst solunum yolunun daraldığının bir işaretidir ve mutlaka ciddiye alınmalıdır" dedi. Milyonlarca insanı etkileyen horlama ve uyku apnesi, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan KBB Uzmanı Dr. Ulaş Metin, horlamanın nedenlerinden uyku apnesinin tehlikelerine, tanı yöntemlerinden modern tedavi seçeneklerine kadar konuyla ilgili önemli bilgiler paylaştı. "Horlama bir hastalık değil, bir işarettir" Horlamanın tek başına bir hastalık olmadığını, ancak altta yatan bir sorunun belirtisi olduğunu vurgulayan Dr. Ulaş Metin, "Uyku sırasında nefes aldığımız yol daralırsa, geçen hava çevresindeki yumuşak dokuları titreştirir ve horlama sesi ortaya çıkar. Bu durum, üst solunum yolunun dar olduğunun bir işaretidir. Bu darlığa burun eğriliği, geniz eti, büyük bademcikler, yumuşak damak ve küçük dilin uzun olması, kilo veya çene yapısı gibi birçok faktör neden olabilir. Bu faktörler bir araya geldiğinde ise uykuda nefes durmaları, yani apne meydana gelebilir" diye konuştu. "Uyku apnesi hayati riskler taşıyor" Uyku apnesinin, uykuda solunumun tekrar tekrar durması olarak tanımlandığını belirten Dr. Metin, bu durumun tehlikelerini şöyle sıraladı: "Nefes durduğunda vücut oksijensiz kalır ve beyin, sizi hayatta tutmak için mikro uyanmalarla tepki verir. Bu durum gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanabilir. Sonuç olarak kişi sabah yorgun kalkar, gün içinde sürekli uyuklar, baş ağrısı ve konsantrasyon güçlüğü çeker. Daha da önemlisi, uyku apnesi zamanla yüksek tansiyon, kalp ritim bozuklukları, felç ve kalp krizi riskinde ciddi bir artışa neden olur. Yani bu durum, sadece bir uyku kalitesi sorunu değil, yaşam süresini doğrudan etkileyen ciddi bir sağlık problemidir." Kesin tanı için "uyku testi" şart Horlama ve uyku apnesi şikayeti olan hastalarda kesin tanının "polisomnografi" adı verilen uyku testi ile konulduğunu ifade eden Dr. Metin, "Hastanın bir gece boyunca hastanede veya evde uyuduğu bu test sırasında; nefesinin kaç kez durduğunu, kanındaki oksijen seviyesindeki düşüşleri, kalp ritmini ve horlama şiddetini detaylı olarak ölçüyoruz. Bu sonuçlara göre hastalığın derecesini hafif, orta veya ağır olarak sınıflandırıp en doğru tedavi planını oluşturuyoruz" dedi. "Tedavi kişiye özel planlanıyor" Tedavinin standart olmadığını ve tamamen sorunun kaynağına göre kişiye özel olarak planlandığının altını çizen Dr. Ulaş Metin, tedavi seçeneklerini şöyle özetledi: "Orta ve ağır uyku apnesinde altın standart, hastanın gece maske ile uyumasını sağlayan CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar, sürekli pozitif hava basıncı vererek solunum yolunun gece boyunca açık kalmasını sağlar. Eğer sorun burun eğriliği, büyük bademcik veya damak yapısı gibi anatomik bir darlıktan kaynaklanıyorsa, cerrahi tedavilerle kalıcı çözümler sunabiliyoruz. Ayrıca hafif ve orta vakalarda çeneyi öne alarak hava yolunu açan ağız içi aparatlar ve kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişiklikleri de tedavinin önemli bir parçasını oluşturuyor." Dr. Ulaş Metin, sözlerini, "Unutmayın, horlama ‘sadece horlama’ değildir. Bu bir uyarı işaretidir. Erken tanı ve doğru tedaviyle hem uyku kalitenizi artırabilir hem de uzun vadede kalp ve damar sağlığınızı koruyabilirsiniz" diyerek tamamladı.
18 Kasım 2025 Salı - 09:59
Sessiz katil uyarısı
Dr. Mertay Boran halk arasında yaygın olarak ifade edilen "bıçak değdi, kanser yayıldı" düşüncesinin doğru olmadığını ve bilimsel temele sahip olmadığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mertay Boran, "1–30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla önemli değerlendirmelerde bulundu. Akciğer kanserini akciğer dokusu ve solunum yollarından gelişen bir kanser türü olarak tanımlayan Dr. Boran, sigara ve tüm tütün ürünlerinin elektronik sigara ve türevleri dahil akciğer kanserinin en temel ve aynı zamanda önlenebilir nedeni olduğuna dikkat çekti. Sigara içen kadar sigara dumanına maruz kalan kişilerin de büyük risk altında olduğunu belirten Dr. Boran ‘’Günlük içilen sigara miktarı ve kullanım süresi arttıkça akciğer kanseri riski de paralel şekilde yükselir. Genetik yatkınlık ile birlikte özellikle 50–60’lı yaşlardan sonra hastalık daha sık karşımıza çıkar. Ayrıca uzun yıllar sigara içtikten sonra 15–20 yıl geçmiş olsa bile risk tamamen ortadan kalkmayabilir" ifadelerini paylaştı. "Akciğer kanserinin başlangıcı sessiz ilerler" Akciğer kanserinin çoğu zaman sessiz bir başlangıca sahip olduğunu belirten Dr. Boran, "Erken evre akciğer kanserlerinin önemli bir bölümü tesadüfen tespit edilmektedir. Uzun süren öksürük, ses kısıklığı ve kanlı balgam gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden değerlendirilmelidir. Özellikle uzun yıllar sigara kullanmış bireylerin 50–60 yaşlarından sonra düzenli akciğer grafisi ve tomografi kontrollerini yaptırmaları hayati önem taşır" dedi. Erken evrede teşhis edilen akciğer kanserinin büyük oranda tedavi edilebildiğini vurgulayan Dr. Boran, "Erken evrede tedavi başarısı yüzde 80’e kadar çıkmaktadır. Bu nedenle göğüs cerrahisi polikliniklerinde yapılacak düzenli taramalar hastalar için büyük bir koruyucu fırsat sunar’’ değerlendirmesinde bulundu. "Erken evre akciğer kanseri tamamen tedavi edilebilir" Erken evre akciğer kanserinde ideal tedavi seçeneğinin cerrahi olduğunu ifade eden Dr. Boran, "Kanserli akciğer bölümünün ameliyatla çıkarılması hastanın yaşam şansı açısından çok değerlidir. Ancak her hasta cerrahi için uygun olmayabilir; burada özellikle güçlü solunum fonksiyonları kritik rol oynar’’ şeklinde konuştu. Radyolojik görüntüleme, laboratuvar incelemeleri ve fiziksel değerlendirmenin ardından geride tümör bırakmayacak şekilde planlanan cerrahinin titizlikle gerçekleştirildiğini belirten Dr. Boran, şunları aktardı: "Çıkarılacak akciğer dokusunun yapısı ve boyutu cerrahi kesilerin genişliğini kişiye göre değiştirebilir. Klasik açık cerrahinin yanı sıra videotorakoskopik ve robotik cerrahi seçenekler arasından hasta için en uygun olanı uygulanmaktadır. Hastaların kendi şehirlerinde ameliyat edilmesi hem konfor hem de iyileşme süreci açısından büyük avantaj sağlar. Akciğer kanseri ameliyatı sonrasında hastalar ameliyattan itibaren beş yıl boyunca düzenli olarak takip edilir." "Akciğer ameliyatı için büyük şehirlere gitmeye gerek yoktur" Türkiye’de hemen her ilde göğüs cerrahisi merkezlerinin bulunduğunu belirten Dr. Boran, Akciğer ameliyatı için Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere gitmeye gerek olmadığını, modern cerrahi tekniklerle donatılmış devlet ve üniversite hastanelerinde bu operasyonların başarıyla yapıldığını aktardı. Ameliyat sonrası komplikasyonların büyük kısmının başarıyla tedavi edilebildiğini belirten Dr. Boran, "Ameliyat sonrası yaşanan ağrı ise geçicidir ve kontrol altına alınabilir önemli bir şikayettir. Üniversitemizde ameliyat öncesi başlayan titiz bakım ve takip süreci ameliyat sonrasında da en az 5 yıl boyunca devam ettirilmekte; 8–10 yıldır takip ettiğimiz hastalarımızla aramızda doğal bir aile bağı oluşmaktadır" dedi. Cerrahiye uygun olmayan hastalarda kemoterapi, akıllı ilaç tedavileri, immünoterapi ve radyoterapi gibi yöntemlerin kullanıldığını belirten Dr. Boran, "Bu tedaviler cerrahiye göre daha fazla yan etki oluşturabilir" diyerek cerrahi tedavi seçeneğinin üstünlüğüne vurgu yaptı. Halk arasında yaygın olarak ifade edilen "bıçak değdi, kanser yayıldı" düşüncesinin doğru olmadığını ve bilimsel temele sahip olmadığını vurgulayan Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mertay Boran, genç yaşlarda içilen sigaranın ilerleyen yaşlarda ağır sonuçlar doğurduğunu belirterek, "Erken evre akciğer kanseri tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sağlıklı ve keyifli yarınlar için sigaranın mümkün olan en kısa sürede bırakılması ve göğüs cerrahisi kliniklerinde düzenli kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
18 Kasım 2025 Salı - 09:44
Yemeğin buharı bile KOAH’a sebep olabiliyor
Önlenebilir hastalık olmasına rağmen KOAH’ın dünyada önemli ölüm sebepleri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Evde pişen yemeğin dumanından, sigara içmeyen kişilerde bile KOAH olma durumu var. Günde 3-5 sigara KOAH olma riski çok yüksektir. Ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi" dedi. KOAH, hava yollarının daralması sonucu nefes alıp vermeyi zorlaştıran, ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Hastalık önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, dünyada önemli bir ölüm sebepleri arasında yer aldığını belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Nefes darlığı, kronik öksürük veya balgam üretimi, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonları öyküsü veya tütün, yemek pişirme yakıtları veya mesleki tehlikeler gibi risk faktörlerine maruz kalma öyküsü olan herhangi bir hastada KOAH teşhisinde düşünülmelidir. Bu kişiler göğüs hastalıkları uzmanına başvurup Solunum Fonksiyon Testi yaptırmalıdır. Kasım ayının 3. Çarşamba günü Dünya KOAH Günü olarak kutlanmaktadır. Bu yıl 19 Kasım’da kutlanan 2025 Dünya KOAH Günü’nün teması ‘Nefes Darlığınız varsa, KOAH’ı Düşünün’dür. Bu yılki tema, KOAH’ın dünya çapında üçüncü önde gelen ölüm sebebi nedeni olmasına rağmen sıklıkla doğru teşhis edilmediğini vurgulamayı amaçlamaktadır. KOAH yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak yaygın yetersiz ve yanlış teşhis, hastaların tedavi görmemesine veya yanlış tedavi almasına yol açmaktadır. KOAH’ın erken teşhisi halk sağlığı üzerinde çok önemli etkilere sahip olabilir" dedi. "40 yaş üzeri her 5 kişiden 1’i KOAH hastası" Erken teşhis ve tedavi, belirtileri, akciğer fonksiyonlarında ve hayat kalitesinde iyileşmeler de dahil olmak üzere daha iyi klinik düzelmeler ile sonuçlandığını belirten Karadağ, "KOAH dünyada 50 milyon insanı etkilemektedir. 40 yaş üstü her 5 yetişkinden 1’inde bu hastalık bulunmaktadır. Bu kadar yaygın bir hastalık olmasına karşın, toplum KOAH konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. "Solunum Fonksiyon Testi" ile kişinin KOAH olup olmadığı kolayca belirlenip, tedavisi başlanabilir. KOAH gelişimi için en büyük risk faktörü tütün dumanı maruziyetidir. Sigaranın yanı sıra nargile, puro gibi tütün ürünü kullanımı, zararlı toz, gaz ve hava kirliliği de akciğerlerde KOAH oluşumuna neden oluyor. Çocukluk çağında geçirilen hastalıklar, düşük sosyoekonomik düzey veya "biyomas" adı verilen odun, tezek benzeri yakıtların dumanına maruziyet de diğer risk faktörleridir. Sigara dumanındaki zararlı maddeler akciğerlerdeki hava yollarını tahrip eder, şişirir, tıkar ve elastikiyetini kaybettirir. Bu durum da nefes almayı zorlaştıran KOAH hastalığına yol açar. KOAH tanısı konulduğunda yapılması gereken en önemli şey, hastalığın ilerlemesini durdurmak için derhal sigarayı bırakmaktır. Sigarayı bırakmak, hem KOAH’ın kötüleşmesini önler hem de genel sağlık durumunu iyileştirir" diye konuştu. "Solunum Fonksiyon Testi basit ama başarılıdır" Solunum Fonksiyon Testi herkesin yaş, boy, kilo, cinsiyet gibi özelliklerine göre, soluması gereken havayı soluyup soluyamadığını ölçen, basit ama çok önemli bir test olduğunu belirten Karadağ, "Kişinin alıp verdiği nefesin miktarını ve hızını ölçmektedir. Kişinin alması gerektiği kadar nefesi alamaması yani nefes darlığı olması en erken olarak solunum fonksiyon testi ile belirlenebilir. Bu ölçüm yapılamadığı için dünyada KOAH’lı hastaların ancak yüzde 25-50’si teşhis alabilmektedir. Akciğer fonksiyonunun ölçülmesi, KOAH dahil olmak üzere birden fazla akciğer hastalığının erken teşhisi ve hızlı tedavisi için harekete geçmeyi sağlayabileceği için önemlidir. KOAH’ın erken teşhisi, hastalığa bağlı gelişebilecek sorunları ve ölüm oranını azaltabilir. Teşhis ise basit bir "Solunum Fonsiyon Testi" ile konulabilir. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişiler öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından birine sahip kişilerin bir göğüs hastalıkları hekimine başvurup "solunum fonksiyon testi" işlemini yaptırmasını öneriyorum" dedi. "Günde 3-5 tane sigaradan bir şey olmaz demeyin" Karadağ, son olarak sigara içen kişilere seslendi; "Günde 3-5 tane sigara içen kişilerde bile KOAH başlamış olabilir. 20-25 yaşında sigaraya başlayan kişilerin 40 yaşından sonra KOAH hastası olduğunu biliyoruz. Artık erken KOAH diye bir şey var. çocukluk çağında sigaraya başlayanlar, 25 yaşlarında bile KOAH hastalığı ile tanışabiliyor. Solumun fonksiyon testi ile KOAH olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz. Öncesinden gereken tedbirler, kişilerin ömür boyu hastanelerde geçireceği zamanı, kullanacağı ilaçları önlemiş oluyoruz. Evde pişen yemeğin dumanından, sigara içmeyen kişilerde bile KOAH olma durumu var. Günde 3-5 sigara KOAH olma riski çok yüksektir. Ne kadar erken bırakılırsa" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder