Son Dakika
|
MİT’ten sınır ötesinde DEAŞ operasyonu: 10 DEAŞ'lı yakalandı!
Türkiye’yi sarsan cinayetlerin faillerinin akıbeti aynı oldu: Mezar yerleri bilinmiyor
Gülistan Doku soruşturmasında firari şüpheli Umut Altaş ABD’de teslim oldu
Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı
Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüşmesinin detayları netleşti
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Türkiye enerjide paradigmayı değiştirdi''
CHP Kurultayı davasında ‘mutlak butlan’ kararına yapılan itiraz reddedildi
ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "İran ile görüşmelerde bir miktar ilerleme sağlandı"
Manchester United, 2 yıl daha Michael Carrick’e emanet
Hatay’daki sel ve heyelanda 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
İzmit’teki toprak kaymasıyla ilgili proje sorumlularına 279 bin 340 lira para cezası
Ağbaba’nın gözaltına alınan şoförü tutuklandı
Aziz Yıldırım: "Taraftarımızla aramızdaki o sarsılmaz bağı yeniden inşa etmemiz lazım"
Trump, danışmanlarıyla İran’ı görüşecek: "İyi bir anlaşma ihtimali yüzde 50-50"
Dorukhan Büyükışık’ın ölümüyle ilgili 23 tutuklama
Lübnan'da İsrail'in saldırılarında can kaybı 3 bin 123'e yükseldi
"Kuzey Marmara Otoyolu'nda yüzde 70’lere varan trafik yoğunluğu var"
SAĞLIK
Fethiye Kirme ve Kozağaç içme suyu hatları yenileniyor
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:33:22
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Fethiye’nin Faralya Mahallesi Kirme mevkii ile Karaağaç Mahallesi Kozağaç mevkisinde artan nüfus ve özellikle yaz aylarında yükselen su ihtiyacını karşılamak amacıyla içme suyu hat yenileme çalışmalarına başladı. Çalışmalar kapsamında toplam 1.400 metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenilenirken, mevcut hatların çapları büyütülerek bölgeye daha yüksek kapasitede su iletimi sağlanacak. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, artan nüfusa bağlı olarak bölgenin su ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalan içme suyu hatlarının yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren MUSKİ Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Fethiye’de devam ediyor. Bu kapsamda Faralya Mahallesi Kirme mevkii ile Karaağaç Mahallesi Kozağaç mevkisinde, özellikle yaz aylarında yaşanan nüfus artışının oluşturduğu su ihtiyacı dikkate alınarak 1.400 metre uzunluğundaki içme suyu hattının yenilenmesine başlandı. Çalışmalarla mevcut hatların çapları büyütülerek bölgeye daha yüksek kapasitede ve kesintisiz su sağlanması hedefleniyor. Artan nüfusa karşı altyapı güçlendiriliyor MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Fethiye’nin Kirme ve Kozağaç mevkilerinde içme suyu hat yenileme çalışması başlattı. Yükselen nüfus ve özellikle yaz aylarında yükselen su tüketimine bağlı olarak yaşanan yetersizliklerin giderilmesi amacıyla yürütülen çalışmalarla, bölgenin içme suyu altyapısı daha güçlü hale getirilecek. Çalışmalar kapsamında mevcut içme suyu hatlarının çapı büyütülerek daha yüksek kapasiteli hat sistemine geçilecek. Toplam 1400 metre uzunluğunda gerçekleştirilecek yenileme çalışması sayesinde bölgeye sağlanan su miktarı artırılırken, yaz dönemlerinde yaşanan kesinti sorunlarının da önüne geçilmesi hedefleniyor. Kirme ve Kozağaç mevkilerinde sürdürülen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mahallelerin uzun süredir yaşadığı önemli altyapı sorunlarından biri çözüme kavuşacak. Yürütülen içme suyu çalışmalarına ilişkin Özellikle nüfus artışı ve konut sayısındaki yükseliş nedeniyle yaz aylarında yaşanan içme suyu yetersizliği ve kesinti problemlerinin son bulacağını Karaağaç Mahalle Muhtarı Selma Göktepe, "Nüfus artışı ve konut sayısındaki yükseliş nedeniyle özellikle yaz aylarında içme suyu yetersiz kalıyor, sık sık kesintiler yaşanıyordu. Bu sorunu gidermek amacıyla bölgede hatların çapı büyütülerek daha geniş borular döşeniyor. Öncesinde terfi merkezinde de yenileme yapıldı, kapasite artırıldı. Elektrik hattı yetersizdi, o da değiştirilerek güçlendirildi. Şu anda depolarımız MUSKİ ekipleri tarafından yenileniyor. Yapılan çalışmalarla bölgemizdeki su sorunu çözülecek. Bu hizmetlerin hayata geçirilmesinde başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e, sahada çalışan tüm ekiplere mahallem adına teşekkür ediyorum" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:28
Dalaman Şerefler Mahallesi’nde basınç sorunu giderildi
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Dalaman’ın Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, kullanım ömrünü tamamladığı için sık arızalara ve kesintilere neden olan, vatandaşların parsellerinden geçtiği için müdahaleyi zorlaştıran 3 bin 300 metre uzunluğundaki içme suyu şebeke hattını Dalaman Belediyesi ile koordineli biçimde yol kenarına taşıyarak yeniledi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla’nın her noktasında hatların modernleştirilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanmasına yönelik talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Dalaman Şerefler Mahallesi’nde projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. Proje kapsamında Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, kullanım ömrünü doldurması nedeniyle sık arızalara sebep olan ve vatandaş arazilerinden geçtiği için müdahaleyi güçleştirerek kesinti sürelerini uzatan 3 bin 300 metre uzunluğundaki içme suyu hattı Dalaman Belediyesi’nin üst yapı çalışmalarıyla ile koordineli olarak yenilendi. Dalaman Belediyesi ile koordineli çalışma MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Dalaman Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde ekonomik ömrünü tamamlayan, sık arıza ve kesintilere neden olan 3.300 metre uzunluğundaki eski şebeke hatlarını modern, dayanıklı ve uzun ömürlü hatlarla yol kenarına alarak yenilendi. Vatandaş arazilerinden geçen eski hatlar arızaların tespitini zorlaştırırken su kesintilerinin süresini ve kayıp-kaçak oranını artırıyor, yetersiz çap nedeniyle de özellikle yüksek kotlara su ulaştırılmasında basınç sorunlarına sebep oluyordu. Yürütülen yenileme çalışmalarının tamamlanmasıyla, uzun süredir devam eden altyapı sorunları giderilirken arızalara daha hızlı müdahale edilebilecek ve hizmet kalitesinin artırılmış olacak. Dalaman Belediyesi’nin üstyapı çalışmalarıyla koordineli şekilde tamamlanan projede ikinci bir müdahaleye gerek kalmadan sorun kalıcı olarak çözüme kavuşturulmuş oldu. Hatların yol güzergahına alınarak yenilenmesi ve çaplarının büyütülmesi sayesinde arızalara daha hızlı müdahale edilecek, aynı zamanda yüksek kotlara su iletimi daha güçlü ve kesintisiz şekilde sağlanacak. Şerefler Mahallesi Muhtar Vekili Ramazan Dönder, "Bu yaz su sıkıntısı yaşanmayacağını düşünüyoruz" Yaz döneminde yaşadıkları kesintilerin, hatların yenilenerek yol kenarına alınmasıyla sona ereceğini belirten Şerefler Mahallesi Muhtar Vekili Ramazan Dönder, "Özellikle yaz döneminde artan su ihtiyacıyla birlikte geçmişte sık sık su kesintileri yaşanıyordu ve bu durum vatandaşlarımızı ciddi şekilde mağdur ediyordu. En önemli sorunlardan biri boru hatlarının tarım arazilerinden geçmesiydi. Bu nedenle arıza durumlarında ekili alanlara giriş zorlaşıyor, özellikle yağışlı ve çamurlu havalarda müdahale daha da güç hale geliyordu ve arızaların giderilme süresi uzuyordu. Şimdi belediyemizin yol çalışmalarıyla birlikte boru hatları yenilenerek yol kenarına alındı. Bu sayede arızalara çok daha hızlı müdahale edilebilecek, vatandaşlarımız açısından çok daha sağlıklı bir süreç oluşacak. Kesintiler azalacak ve arıza durumlarında hızlı çözüm sağlanacak. Boru hatlarının yenilenmesi, güçlendirilmesi ve yol kenarına alınması en büyük avantajımız oldu. MUSKİ ekiplerimiz 7 gün 24 saat sahada çalışarak arızalara çok daha hızlı müdahale edebilecek. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’a da bu hizmet anlayışı ve yatırımlardan dolayı teşekkür ediyoruz. MUSKİ Genel Müdürümüz Sayın Yılmaz Şengül’e de teşekkür ediyorum. Yapılan çalışmalar gerçekten çok önemli. Yapılan çalışmalarla birlikte bu yaz döneminde su sıkıntısı yaşanmayacağını düşünüyoruz ve vatandaşlarımız için daha rahat bir dönem olacağına inanıyoruz." diye belirtti. İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Arızaları minimuma indirmeyi hedefliyoruz" Yürütülen yenileme çalışmasının bölgedeki kesinti sürelerini en aza düşüreceğini söyleyen İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, " Dalaman ilçemiz Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, Dalaman Belediyesi Fen İşleri ile koordineli olarak üstyapı çalışmalarından önce altyapı yenileme çalışmalarımızı tamamladık. Yaklaşık 3 bin 300 metre içme suyu hattını vatandaş parsellerinden çıkararak kadastral yollara aldık. Bu çalışmayı yol yapımından önce gerçekleştirdiğimiz için üstyapının tekrar tekrar bozulmasının da önüne geçmiş olduk. İlçe belediyemizle koordineli şekilde altyapı çalışmalarımızı tamamladık. Mevcut hatların parsellerden geçmesi nedeniyle arızaların tespiti ve müdahalesi uzun sürüyordu. Ayrıca çap yetersizliği nedeniyle basınç sorunları yaşanıyordu. Şebeke hattını yol kenarına alarak arızalara daha hızlı müdahale ederek, arızaları azaltıp, basınç ile su kesintisi sorunlarını minimuma indirdik" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 17:07
Psikologdan uyarı: "Kurban kesimi çocuklara gösterilmemeli"
Çocuklara Kurban Bayramı’nın anlatılmasının çocuğun gelişim dönemine göre değiştiğini belirten Psikolog Enise Öziç, "Kurban kesiminin bir şiddet davranışı olarak değerlendirmesini önlemek adına kurbanın dini bir ritüel olduğunun ve kesim işlemi ya da kan akıtılıyor olmasının bir zevk ve şiddet amacıyla gerçekleştirilmediği çocukla paylaşılmalıdır. Soyut düşünce becerisi henüz gelişmemiş çocuklara ise özellikle kurban kesiminin izletilmemesi önemlidir" dedi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, Kurban Bayramı’nın çocuklara nasıl anlatılması gerektiği hakkında bilgilendirmede bulundu. Uzman Klinik Psikolog Öziç, "Bayramlar ve bayramlara istinaden yapılan kutlamalar hem çocuklar hem yetişkinler adına bir araya gelme, mutluluğu paylaşma, sosyalleşme ve ziyaretlerle aidiyet ve sevgi bağlarını güçlendirme, kaybedilen insanların kabirlerini ziyaret edebilme ve kültürel ve dini değerlerin devamının sağlanabilmesi gibi birçok açıdan önemli bir işleve sahiptir" diye konuştu. "Hem ibadet hem manevi boyut aktarılmalı" Çocuklara Kurban Bayramı’nın anlatılmasının çocuğun gelişim dönemine göre değiştiğini ifade eden Psikolog Öziç, "Soyut düşünce becerilerinin geliştiği dönemde özellikle 11 yaş ve sonrasında Kurban Bayramı’nın hem ibadet hem manevi boyutu gerekçeleriyle birlikte aktarılabilir. Kurban kesiminin bir şiddet davranışı olarak değerlendirmesini önlemek adına kurbanın dini bir ritüel olduğunun; kesim işlemi ya da kan akıtılıyor olmasının bir zevk ve şiddet amacıyla gerçekleştirilmediği çocukla paylaşılmalıdır. Kurban Bayramı’nın dini boyutuna ve yoksul insanlara yardım gibi sosyal boyutuna değinilmesi önemlidir" şeklinde konuştu. "11 yaşından küçüklere bayramın yardımlaşma boyutu anlatılmalı" 11 yaşından küçük çocukların soyut düşünme beceresinin gelişmediğinin altını çizen Psikolog Enise Öziç, "11 yaşından daha küçük çocuklar ise soyut düşünebilme becerileri açısından yeterli gelişim seviyesinde olmadıkları için bu yaş döneminde daha kısa ve somut ifadeler ile kurban bayramının anlatılması önerilmektedir. Bu yaş dönemi çocuklarda kurban bayramının sosyal ve yardımlaşma yönüne vurgu yapılması yeterlidir. Soyut düşünce becerisi gelişmeyen çocuklara ise özellikle kurban kesiminin izletilmemesi, bu sürecin çocuklardan uzak bir yerde gerçekleştirilmesi önemlidir" ifadelerini kullandı.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 16:25
Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz uyardı: "Et tüketimi risk oluşturabilir"
Kurban Bayramı’nda artan et tüketimi ve değişen beslenme düzeni sindirim sorunlarından kilo artışına kadar birçok sağlık problemini beraberinde getirebiliyor. Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, bayram sofralarında sağlığı korumak için dikkat edilmesi gereken önemli beslenme kurallarını paylaştı. Kurban Bayramı’nın vazgeçilmezi olan et tüketimi, bilinçsiz yapıldığında sağlık açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Bayram döneminde değişen öğün düzeni ve artan porsiyonlar nedeniyle sindirim sistemi problemleri, kilo artışı ve mide-bağırsak şikayetleri sık görülebiliyor. "Etler, mümkünse 12-24 saat dinlendirildikten sonra tüketilmeli" Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, özellikle yeni kesilen etlerin tüketim şekline dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Osanmaz, yeni kesilen etlerin sindiriminin daha zor olabileceğini belirterek, etlerin mümkünse 12-24 saat dinlendirildikten sonra tüketilmesinin sindirim sistemi açısından daha uygun olacağını ifade etti. "Et tüketiminin yanında sebze ve salata tüketimi önemli" Porsiyon kontrolünün de bayram döneminde büyük önem taşıdığına dikkat çeken Osanmaz, yüksek protein içeriğine sahip etlerin fazla miktarda tüketilmesinin vücutta yağ depolanmasını artırabileceğini ve kilo kontrolünü zorlaştırabileceğini söyledi. Osanmaz, et tüketiminin yanında sebze ve salata tüketiminin artırılmasını önerdi. Lif açısından zengin besinlerin tokluk süresini uzattığını ve sindirim sistemini desteklediğini belirten Osanmaz, özellikle sebze ağırlıklı destekleyici öğünlerin önemine vurgu yaptı. Pişirme yöntemlerine dikkat Bayram sofralarında pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Osanmaz, kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi. Tatlı tüketimi konusunda da ölçülü olunması gerektiğini söyleyen Osanmaz, ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli alternatiflerin tercih edilmesinin daha sağlıklı bir seçim olacağını belirtti. Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, bayram döneminde küçük ama etkili beslenme alışkanlıklarıyla hem bayram sofralarının keyfinin çıkarılabileceğini hem de sağlığın korunabileceğini vurguladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:45
İstanbul’dan Muş’a robotik operasyon
2
23 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:24
Her yıl milyonlarca kişiyi etkiliyor: "Giderek sigara kullanımlarımız artıyor, başlama yaşı düşüyor"
3
23 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:53
Elazığ’da salgın alarmı: Valilik açıkladı, uzman doktor uyardı
4
22 Mayıs 2026 Cuma- 11:23
37 yaşında hayatını kaybeden beyin cerrahına gözyaşlarıyla veda
5
23 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:02
Emekli olan 43 yıllık doktora veda
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:56
İlaçta yerli üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor
Atatürk Üniversitesi, üniversite-sanayi iş birliği vizyonu doğrultusunda ilaç sektörünün önemli temsilcilerinden Polifarma İlaç yetkililerini ağırladı. Gerçekleştirilen ziyarette, hammadde üretimi alanında geliştirilebilecek potansiyel projeler, ortak Ar-Ge çalışmaları ve sürdürülebilir iş birliği imkanları ele alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ev sahipliğinde Proje Destek Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Serdar Burmaoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen görüşmeye; Polifarma Ar-Ge Müdürü Levent Kandemir, Ar-Ge Teknoloji Transferi Müdür Yardımcısı Alpay Ceylan ve Ar-Ge Proses Geliştirme Müdür Yardımcısı Ahmet Demirbaş katıldı. Toplantıda; yerli ve milli üretim kapasitesinin artırılması, yüksek katma değerli ilaç hammaddelerinin geliştirilmesi, akademik bilgi birikiminin sanayi uygulamalarıyla bütünleştirilmesi ve uzun vadeli Ar-Ge iş birliklerinin oluşturulmasına yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Özellikle sağlık ve ilaç sektöründe dışa bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak projelerin önemine dikkat çekilirken, üniversitelerin bilimsel altyapısı ile sanayi kuruluşlarının üretim ve uygulama tecrübelerinin bir araya getirilmesinin stratejik bir gereklilik olduğu vurgulandı. "Bilimsel Bilginin Uygulamaya Dönüştürülmesi Büyük Önem Taşıyor" Ziyarette konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesinin bilimsel üretim kapasitesini toplum ve sanayi yararına dönüştürmeyi önceleyen bir anlayışla hareket ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Üniversite-sanayi iş birliğini yalnızca bilgi paylaşımı olarak değil, ülkemizin stratejik üretim hedeflerine katkı sunacak önemli bir kalkınma modeli olarak görüyoruz. Özellikle ilaç ve sağlık teknolojileri alanında yerli üretim kapasitesinin artırılması, nitelikli Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi ve bilimsel bilginin uygulamaya dönüştürülmesi büyük önem taşımaktadır. Polifarma İlaç ile gerçekleştirilen bu görüşmenin, gelecekte somut projelere ve güçlü iş birliklerine zemin hazırlayacağına inanıyorum." Görüşme sonunda taraflar, karşılıklı bilgi paylaşımının artırılması, ortak proje geliştirme süreçlerinin değerlendirilmesi ve ilerleyen dönemde farklı çalışma başlıklarında iş birliği imkanlarının sürdürülmesi konusunda temennilerini dile getirdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:51
Mide fıtığında tedavi kişiye özel planlanıyor
"Yemek sonrası artan göğüs yanması, gece ağza gelen acı su ve bir türlü geçmeyen rahatsızlık hissi... Çoğu zaman basit bir reflü sanılarak geçiştirilen bu şikayetlerin altında, yaşam kalitesini derinden sarsan mide fıtığı yatabiliyor" diyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uygar Düzci, mide fıtığının toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğuna dikkat çekti. Göğüste yanma ve ağza acı su gelmesi gibi şikayetler, günümüzün yoğun temposu ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle sıkça yaşanıyor. Ancak bu belirtiler sadece fonksiyonel bir reflünün değil, mide fıtığı gibi yapısal ve önemli bir sağlık sorununun da habercisi olabiliyor. Medipol Üniversitesi Esenler Dr. Öğr. Üyesi Uygar Düzci, mide fıtığının hem doğuştan hem de sonradan gelişebilen önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekti. Yaşam tarzını bozuyor Mide fıtığı hakkında önemli bilgiler paylaşan Dr. Düzci, "Mide fıtığı, tıbbi adıyla hiatal herni, midenin diyaframdaki açıklıktan göğüs boşluğuna doğru yer değiştirmesiyle oluşuyor. Diyafram, göğüs ve karın boşluğunu ayıran kas yapısında bir bariyer görevi görüyor. Bu bölgedeki gevşeklik, midenin yukarı doğru kaymasına ve mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olabiliyor. Bazı reflülerfonksiyoneldir. Tıka basa yemek, asitli ve gazlı içecekler tüketmek geçici reflüye neden olabilir. Ancak mide fıtığına bağlı reflü daha kalıcı ve yaşam kalitesini bozan bir tablo oluşturur" dedi. Bu şikayetlerle ortaya çıkıyor Mide fıtığı olan hastalarda en sık görülen belirten Dr. Düzci,"Yemeklerin ağza gelmesi, göğüste yanma hissi, ağıza acı ekşi su gelmesi, gece yastığa sıvı gelmesi ve ağız kokusu yer alıyor. Bazı hastalar ise göğüs ağrısı şikayetiyle kardiyolojiye başvurup yapılan tetkikler sonrası mide fıtığı tanısı alabiliyor. Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde mide fıtığı mevcut. Reflüşikâyetleri ise neredeyse her iki kişiden birinde görülebiliyor" diye konuştu. Tedavide ilk adım yaşam tarzı Mide fıtığının tedavisinin hastanın şikayetlerine göre planlandığını belirten Dr. Düzci, "İlk aşamada ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. Bu süreçte hastalara yatmadan en az iki saat önce yeme-içmeyi bırakmaları, yastık sayısını artırmaları, asitli ve gazlı içeceklerden kaçınmaları, tıka basa yemek yememeleri ve yemekle birlikte su tüketmemelerini öneriyoruz. Ancak ilaç tedavisine ve yaşam tarzı düzenlemelerine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Mide ile diyafram arasındaki açıklığın kapatıldığı cerrahi tedavilerle hastaların büyük bölümünde şikâyetlerin tamamen ortadan kalktığını görüyoruz" şeklinde konuştu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:38
Cilt kanseriyle ilgili önemli açıklama:
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğünden cilt kanseriyle ilgili yapılan açıklamada cilt kanseri gelişiminde en önemli risk faktörün güneş ışınları olduğu uyarısında bulunuldu. Konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, Mayıs ayının cilt kanserine dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul edildiği belirtildi. Açıklamada, "Özellikle yaz aylarında artan güneş maruziyeti öncesinde vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir. Cildimiz, vücudumuzu dış etkenlere karşı koruyan en büyük organımızdır. Cilt kanseri ise deri hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen ve oldukça yaygın görülen bir kanser türüdür. Her cilt değişikliği kanser anlamına gelmemekle birlikte, erken dönemde fark edilen şüpheli değişikliklerin değerlendirilmesi tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Cilt kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü güneş ışınlarıdır. Özellikle ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korunmasız maruz kalmak riski artırmaktadır. Bunun yanı sıra solaryum kullanımı, açık ten yapısı, aile öyküsü ve bağışıklık sisteminin zayıf olması da risk faktörleri arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki cilt kanserlerinin önemli bir kısmı önlenebilir ve erken teşhis ile başarılı şekilde tedavi edilebilir. Bu nedenle herkesin kendi cildini tanıması ve düzenli olarak kontrol etmesi hayati önem taşımaktadır" ifadelerine yer verildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:30
Tuzu azaltarak sağlığı korumanın etkili yolları
Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, tuz kullanımını azaltmanın en etkili yollarından birinin baharatlardan destek almak olduğunu belirterek, "Kimyon, kekik, biberiye, karabiber, zencefil ve kırmızı biber gibi aromatik baharatlar yemeklere istediğiniz lezzeti kazandırabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü, bireylerin günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5-6 gramı geçmemesini öneriyor. Oysa pek çok kişi yalnızca yemeklere eklediği tuzla değil; peynirden zeytine, soslardan atıştırmalıklara kadar birçok besin aracılığıyla fark etmeden gereğinden fazla miktarda tuz yani sodyum tüketiyor. Günlük hayatta uygulanabilecek küçük ama etkili değişikliklerle hem daha dengeli beslenmenin hem de sağlığı korumanın mümkün olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, tuz tüketimini azaltmak için uygulanabilecek pratik önerilerde bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Oturakçıibogil, yemeklerin tadına bakmadan tuz eklemenin çoğu zaman farkında olmadan fazla sodyum tüketimine neden olduğunu söyleyerek, "Bu alışkanlığı azaltmanın en etkili yollarından biri, sofradan tuzluğu tamamen kaldırmak olabilir. Beyaz peynir ve salamura peynirler genellikle yüksek miktarda tuz içerirler. Lor peyniri veya dil peyniri gibi daha düşük sodyum içeren seçenekleri tercih edin. Tuz oranı yüksek peynirleri ise tüketmeden önce bir süre suda dinlendirerek tuz miktarını azaltabilirsiniz. Kahvaltıların vazgeçilmezi olan zeytin, yüksek tuz içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Zeytinleri bir gece önceden suda bekletmek, içerisindeki fazla tuzun azalmasına yardımcı olacaktır. Hazır salçalar yüksek oranda tuz içerirler. Yemeklerde salça yerine taze domates rendesi kullanmak daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Salça kullanılması gereken tariflerde ise yemeklere fazladan tuz eklemekten kaçının" dedi. Konserve sebze, hazır gıda ve çorbaların genellikle yüksek miktarda sodyum içerdiğini belirten Oturakçıibogil, "Bu nedenle mümkün olduğunca taze ve doğal besinleri tercih etmeye özen gösterin. Sucuk, salam, sosis ve paketlenmiş et ürünleri, raf ömrünü uzatmak amacıyla yoğun miktarda tuz içerirler. Et, tavuk ve balığın doğal yapısında zaten belirli miktarda sodyum bulunduğu için ekstra tuz içeren işlenmiş ürünlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Tuz kullanımını azaltmanın en etkili yollarından biri de baharatlardan destek almaktır. Kimyon, kekik, biberiye, karabiber, zencefil ve kırmızı biber gibi aromatik baharatlar yemeklere istediğiniz lezzeti kazandırabilir. Ketçap, mayonez ve hazır salata sosları yüksek miktarda gizli tuz içerebilir. Bunun yerine taze limon, zeytinyağı ve çeşitli baharatlarla hazırlanan doğal sosları kullanabilirsiniz. Turşu, yüksek tuz içeriği nedeniyle dikkatli tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır. Tüketmeden önce bol suyla yıkamak tuz oranının bir miktar azalmasına yardımcı olur. Ayrıca porsiyon kontrolüne de çok dikkat edilmelidir. Hazır cips ve paketli atıştırmalıklar yoğun miktarda tuz içeren ürünlerdir. Ara öğünlerde çiğ badem, ceviz, fındık gibi yağlı tohumları tercih edebilir; evde baharatlarla hazırlayıp fırınladığınız sebze veya patates cipslerini daha sağlıklı bir alternatif olarak tüketebilirsiniz" diye konuştu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:10
Aşırı tuz tüketimi sessizce öldürüyor
11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında uyarılarda bulunan Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Burak Yaşar, aşırı tuz tüketiminin toplum sağlığını tehdit eden en önemli beslenme sorunlarından biri haline geldiğini söyledi. Fazla tuz tüketiminin yüksek tansiyon başta olmak üzere kalp, damar ve böbrek hastalıklarına yol açtığını belirten Yaşar, vatandaşlara günlük tuz tüketimini azaltmaları çağrısında bulundu. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı bireyler için günlük tuz tüketimini 5 gram ile sınırlandırdığını hatırlatan Dr. Mustafa Burak Yaşar, Türkiye’de ise bu miktarın çoğu zaman farkında olmadan aşıldığını ifade etti. Yaşar, "Ülkemizde yalnızca sofrada kullanılan tuz değil; ekmek, peynir, zeytin, turşu ve işlenmiş gıdalar yoluyla da yüksek miktarda tuz tüketiliyor. Bu durum ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor" dedi. Yüksek tansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Yaşar, bu nedenle hastalığın "sessiz tehlike" olarak adlandırıldığını söyledi. Tuzun uzun vadede damar yapısını bozduğunu kaydeden Yaşar, "Aşırı tuz tüketimi; yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, inme ve böbrek hastalıkları riskini artırıyor. Tuz tüketimini azaltmak, kronik hastalıklarla mücadelede en etkili koruyucu adımlardan biridir" diye konuştu. Vatandaşlara günlük yaşamda uygulanabilecek basit önlemler öneren Yaşar, yemeklere tadına bakmadan tuz eklenmemesi gerektiğini belirtti. Sofradan tuzluğun kaldırılmasının farkındalık oluşturacağını ifade eden Yaşar, tuz yerine nane, kekik, karabiber, limon ve sarımsak gibi doğal aroma vericilerin kullanılmasını tavsiye etti. Paketli ürünlerde düşük sodyumlu seçeneklerin tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Yaşar, salamura ürünler, turşu, cips, hazır soslar ve fast-food tüketiminin sınırlandırılmasının önemine dikkat çekti. Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp ve böbrek yetmezliği bulunan bireylerin tuz tüketiminde çok daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Dr. Mustafa Burak Yaşar, "Sağlıklı yaşam küçük ama etkili değişikliklerle başlar. Tuzu azaltmak; kalbi, damarları ve böbrekleri korumanın en kolay yollarından biridir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:42
Bayburt’ta diş kanal tedavisi yenileme işlemleri artık merkezde yapılacak
Bayburt Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde (ADSM) endodonti uzmanının göreve başlamasıyla diş kanal tedavisi yenileme işlemleri artık merkez bünyesinde yapılabilecek. Merkezde restoratif diş tedavisi alanında da uzman hekim hasta kabulüne başlarken, ADSM 30 hekimle hizmet verecek. Bayburt Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde uzman hekim kadrosu güçlendirildi. Endodonti alanında Uzm. Dt. Enes Bodur’un hasta kabulüne başlamasıyla, kanal tedavisi yenileme işlemleri için vatandaşlara Bayburt’ta hizmet sunulacak. ADSM’de restoratif diş tedavisi alanında da uzman hekim desteği sağlandı. İleri derecede diş kayıplarına yönelik dolgu tedavileri, estetik dolgu uygulamaları ve diş beyazlatma işlemleri Uzm. Dt. Mürşide Şüheda İncekara tarafından merkezde yapılabilecek. Protetik tedavi alanına da 4 uzman hekim atandı. Dt. Adem Arslan, Dt. Dilara Yavuz Aktaş, Dt. Hatice Ece Geçinoğlu ve Dt. Emrullah Özkan genel diş hekimi olarak merkez kadrosuna dahil edildi. Bayburt ADSM, yeni atamalarla birlikte 7 uzman hekim ve 23 diş hekimi olmak üzere toplam 30 hekimle vatandaşlara ağız ve diş sağlığı hizmeti sunacak.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:39
Yaşlı bireylerde düşme sonucu oluşan kırıklar önemsenmeli
Muğla’nın Bodrum ilçesinde, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıkların görülme sıklığı da artarken, uzmanlar özellikle basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmeler sonrası oluşan kırıkların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Opr. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir problem olmadığını, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal azalma meydana geldiğini belirten Akçay, özellikle menopoz sonrası kadınlarda hızlanan osteoporoz nedeniyle kemiklerin daha kırılgan hale geldiğini ifade etti. Birçok yaşlı bireyin kemik erimesini kırık oluşana kadar fark etmediğini belirten Akçay, kas gücünün azalması, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlamanın da düşme riskini artırdığını kaydetti. Geriatrik yaş grubunda en sık görülen kırıkların başında kalça kırıklarının geldiğini söyleyen Akçay, basit bir düşme sonrası oluşabilen bu kırıkların yaşlı bireyin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına neden olabildiğini ifade etti. Kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında belirgin artış görülebildiğini belirten Akçay, hareketsizliğe bağlı enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumundaki bozulmaların bu süreçte etkili olduğunu vurguladı. Kalça kırıklarının yanı sıra omurga çökme kırıkları, el bileği kırıkları, omuz çevresi kırıkları ve pelvis kırıklarının da ileri yaş grubunda sık görüldüğünü belirten Akçay, geriatrik kırıkların en önemli nedeninin düşmeler olduğunu söyledi. Ev ortamındaki küçük ihmallerin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Akçay, kaygan halılar, yetersiz aydınlatma, banyoda tutunma aparatlarının bulunmaması, uygun olmayan terlik ve ayakkabılar ile dağınık kablo ve eşiklerin kırık riskini artırdığını dile getirdi. Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedavilerin de baş dönmesi ve denge kaybına yol açarak düşme riskini artırabileceğini belirtti. Yaşlanmayla birlikte görülen kas erimesi yani sarkopeninin geriatrik kırıklarda önemli rol oynadığını söyleyen Akçay, kas gücündeki azalmanın hem düşme ihtimalini artırdığını hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırdığını kaydetti. Düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmalarının ileri yaş grubunda hayati önem taşıdığını vurguladı. Geriatrik kırıklarda tedavi planının kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirlendiğini ifade eden Akçay, günümüzde birçok hastada cerrahi tedavinin ön plana çıktığını söyledi. Cerrahi tedavide hastayı en kısa sürede ayağa kaldırmanın, yatağa bağlı komplikasyonları önlemenin ve bağımsız yaşamı korumanın amaçlandığını belirtti. Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamalarının tercih edilebildiğini kaydeden Akçay, bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini ifade etti. Geriatrik kırıkların büyük bölümünün alınacak basit önlemlerle önlenebileceğini belirten Akçay, düzenli kemik yoğunluğu ölçümü yaptırılması, kalsiyum ve D vitamini seviyelerinin kontrol edilmesi, ev içi aydınlatmanın güçlendirilmesi, kaymaz halı kullanılması, banyolara tutunma barları yerleştirilmesi ve kaymayan tabanlı ayakkabı tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılmasının önemine dikkat çeken Akçay, düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanılması, denge ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktivitelerin de faydalı olabileceğini kaydetti. Düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Akçay, görme ve işitme muayenelerinin yapılması, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ile nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmelerin aksatılmaması gerektiğini söyledi. Geriatrik kırıkların yaşlı bireylerde yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturduğunu vurgulayan Akçay, hareket kaybı sonrası gelişen yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebildiğini ifade etti. Erken tanı, doğru tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebileceğini sözlerine ekledi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:26
Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin
Mutfakların vazgeçilmezi, sofraların "beyaz altını" tuzun, aslında vücudun sessiz kahramanları böbrekler için büyük bir yük olduğu konusunda uyarıda bulunan İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, "Vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu. Böbrekleriniz size küsmeden, siz tuza veda edin" dedi. 11 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası’ sebebiyle bir açıklama yapan Nefroloji Uzmanı Doktor Orçun Ural, tuz bağımlığına dikkat çekti. Ural, "Çoğumuz yemeğin tadına bakmadan tuzluğa uzanırız. Peki, neden? Bu durum, bir damak tadı tercihinden ziyade beyindeki bir ’ödül mekanizması’. Tuz tüketimi beyinde dopamin salınımını tetikleyerek, zamanla daha fazlasını isteyen bir döngü oluşturuyor. Özellikle stresli anlarda kortizol seviyelerini düşürüp geçici bir rahatlama hissi verdiği için vücudumuz bizi yanıltarak tuzlu gıdalara yönlendiriyor. Oysa gerçek şu ki; vücudumuzun günlük sodyum ihtiyacı sadece 1 gramın altında, geri kalan her şey ise damak tadımızın bir oyunu." dedi. Sessiz ve derin hasar: Glomerüler Hiperfiltrasyon Vücudun arıtma tesisi olan böbreklerin kanımızdaki tuzu dengelemek için olağanüstü bir çaba sarf ettiğini anlatan Uzman Dr. Orçun Ural, şöyle devam etti: "Ancak bu çaba, ’Glomerüler Hiperfiltrasyon’ denilen bir sürece yol açarak böbreğin o meşhur filtrelerini (nefronları) yoruyor ve zamanla sertleşmelerine neden oluyor. Böbrekler genellikle sessizce mücadele eder. Sağlıklı hissetmeniz, hasar oluşmadığı anlamına gelmez; sadece böbreğinizin henüz bu yükü tolere edebildiğini gösterir. Belirtiler başladığında ise genellikle iş işten geçmiş oluyor." Sadece tansiyon hastaları mı risk altında? Tuzun sadece yüksek tansiyonu olanlara zararlı olduğu büyük bir yanılgı olduğunu belirten Dr. Ural, normal kan basıncına sahip bireylerde bile aşırı tuzun böbrek dokusuna doğrudan zarar verdiğini vurguladı. Ural, tuzun damar sağlığından bağımsız olarak böbrek hücrelerini doğrudan etkileyerek kronik hastalıkların temelini atabildiğini söyledi. Tuzu kesmek için sadece masadaki tuzluğu kaldırmanın ne yazık ki yeterli olmadığını belirten Dr. Ural, asıl mücadelenin market raflarında başladığını belirterek, "Sağlıklı sandığımız paketli gıdalardan her gün yediğimiz ekmeğe kadar her yerde gizli sodyum var. Çözüm ise basit ama etkili: Bilinçli bir tüketici olup etiket okumayı alışkanlık haline getirmek. Böbreklerinizi korumak için bugün atacağınız küçük bir adım, yarın sizi diyaliz makinelerinden uzak tutabilir. Damak tadını yeniden eğitmek için kritik süre 21 gün. Tuzu kademeli azaltıp yerine taze baharatlar, limon ve doğal aromalar eklediğinizde, 3 haftanın sonunda reseptörleriniz yenilenecek ve yiyeceklerin gerçek tadını almaya başlayacaksınız. Geleceğinizi ’salamura’ etmeyin. Bugün o tabağa eklemediğiniz bir tutam tuz, yarın size sağlıklı bir ömür olarak geri dönecek." dedi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:26
MODY alanındaki bilimsel çalışma ödülle taçlandı
Nadir görülen bir diyabet türü olan Genç Yaşta Başlayan Erişkin Tip Diyabet (MODY) üzerine yürütülen bilimsel çalışma uluslararası literatürde yerini alırken, prestijli bir ödüle de layık görüldü. Medicana International Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Erkam Sencar’ın da yer aldığı araştırma, 2025 yılında "En İyi 3’ncü Çalışma" ödülünü kazandı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Derneği’nin resmi akademik dergisi Endocrinology Research and Practice tarafından ödüllendirilen çalışma, MODY hastalığıyla ilgili klinik çalışmalara önemli katkılar sundu. Dört farklı merkezden endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütülen araştırmada, MODY hastalarında obezite ve dislipidemi sıklığı detaylı şekilde incelendi. Araştırma sonuçları, MODY hastalarında metabolik risk faktörlerinin sanılandan daha yaygın olduğunu ortaya koydu. Elde edilen bulgulara göre hastaların yaklaşık yüzde 24’ünde obezite, yüzde 72’sinde ise dislipidemi tespit edildi. Bu veriler, hastalığın yalnızca kan şekeri düzeyiyle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini, kilo ve lipid profili açısından da düzenli ve kapsamlı takip yapılmasının önemini ortaya koyuyor. Çalışma ayrıca MODY hastalarında yaş ve obezitenin, dislipidemi gelişimiyle güçlü bir ilişki içinde olduğunu göstererek, bu hastaların yönetiminde metabolik risk faktörlerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini gösteriyor. Bilimsel değeri yüksek olan söz konusu çalışma, yalnızca akademik alanda değil, klinik uygulamalarda da yol gösterici nitelik taşıyor. Çalışma, MODY gibi nadir görülen bir diyabet türünde klinik bilgi ve deneyimin artmasına katkı sağladı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:17
Manisa Şehir Hastanesi’nden tuz tüketim uyarısı
Manisa Şehir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hafize Kurt, fazla tuz tüketiminin böbrek sağlığı ve tansiyon üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek önemli tavsiyelerde bulundu. Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Manisa Şehir Hastanesinde bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nefroloji Hekimi Uzm. Dr. Hafize Kurt, aşırı tuz kullanımının böbreklerden kalp-damar sistemine kadar birçok hayati fonksiyonu tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdaların fazla tuz alımında en büyük etken olduğu belirten Kurt, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak doz aşımının ciddi riskler barındırdığını söyledi. Uzm. Dr. Hafize Kurt, şu bilgilere yer verdi: "Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini hatırlatmak istiyoruz. Tuz, vücudumuz için gerekli minerallerden biri olsa da ihtiyaçtan fazla tüketildiğinde özellikle böbrekler, kalp-damar sistemi ve tansiyon üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeden tüketilen hazır ve işlenmiş gıdalar, fazla tuz alımına neden olabilmektedir. Aşırı tuz tüketimi; yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Böbreklerimiz, vücuttaki sıvı ve mineral dengesini sağlamakla görevli organlardır. Fazla tuz tüketimi ise böbreklerin çalışma yükünü artırarak zaman içerisinde sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilmektedir" Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerektiğini hatırlatan Kurt, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hipertansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı bulunan bireylerin tuz tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekmektedir. Sofrada ekstra tuz kullanımını azaltmak, paketli ürünlerin içeriklerini kontrol etmek ve doğal beslenme alışkanlıklarını artırmak bu süreçte oldukça önemlidir. Sağlıklı yaşamın korunabilmesi için küçük görünen alışkanlıkların büyük etkiler oluşturabileceği unutulmamalıdır. Tuz tüketiminin kontrollü şekilde azaltılması, hem böbrek sağlığının korunmasına hem de genel sağlık durumunun desteklenmesine katkı sağlayacaktır"
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:07
Uzmanından uyarı: "Çarpıntı, kilo değişimi ve halsizliğin nedeni tiroit olabilir"
Acıbadem Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ebru Menekşe, çarpıntı, ani kilo değişimleri, halsizlik, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk gibi şikayetlerin altında tiroit hastalıklarının yatabileceğine dikkati çekti. Acıbadem Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Menekşe, tiroit hastalıklarına ilişkin uyarılarda bulundu. Çarpıntı, ani kilo değişimleri, halsizlik, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk gibi şikayetlerin altında tiroit hastalıklarının yatabileceğine dikkati çeken Menekşe, "Tiroit bezindeki fonksiyon bozuklukları tüm vücudu etkileyebilir. Bu nedenle hastaların sadece tek bir branş tarafından değil, multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir" dedi. Boynun ön kısmında bulunan tiroit bezinin metabolizmadan kalp ritmine, vücut ısısından kilo kontrolüne kadar birçok sistemi etkilediğini belirten Menekşe, "Tiroit hastalıkları bazen sadece halsizlik ya da kilo problemi gibi görünen belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. Doğru tedavi ile birçok hastada ameliyat gerekmeyebiliyor Tiroit hastalıklarının yönetiminde endokrinoloji uzmanlarının önemli rol üstlendiğini ifade eden Menekşe, "Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroititler ve nodüler hastalıklar gibi farklı klinik tabloların doğru değerlendirilmesi gerekir. Uygun ilaç tedavisi ve düzenli takip sayesinde birçok hastada cerrahi ihtiyacı ortadan kaldırılabiliyor ya da hasta doğru zamanda ameliyata yönlendiriliyor" diye konuştu. Tiroit, hassas bir bölgede yer alıyor Cerrahi gereken durumlarda deneyimin kritik olduğunu vurgulayan Menekşe, "Tiroit ameliyatları ses tellerini kontrol eden sinirlerin ve kalsiyum dengesini sağlayan paratiroit bezlerinin bulunduğu hassas bir bölgede yapılır. Bu yapıların korunması ameliyat başarısı açısından son derece önemlidir" dedi. Uzman ekiplerle yapılan ameliyatların komplikasyon riskini azalttığını belirten Menekşe, "Bu nedenle tiroit cerrahisinin deneyimli merkezlerde yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Ultrason ve biyopsi tanıda yol gösteriyor Tanı sürecinde radyoloji ve patoloji birimlerinin katkısına dikkati çeken Menekşe, "Yüksek çözünürlüklü ultrasonografi ve ince iğne biyopsisi sayesinde nodüller detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Elde edilen veriler ilgili branşların ortak değerlendirmesiyle yorumlanıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturuluyor" diye konuştu. "Tedavi sonrası takip en az tedavi kadar önemli" Tiroit hastalıklarının çoğu zaman uzun süreli takip gerektirdiğini ifade eden Menekşe, "Hormon düzeylerinin düzenli kontrol edilmesi, görüntüleme sonuçlarının karşılaştırılması ve hastaya özgü risklerin izlenmesi tedavi başarısını doğrudan etkiler" dedi. Özellikle tiroit kanseri hastalarında multidisipliner takibin önemine değinen Menekşe, "Cerrahi sonrası nükleer tıp ve endokrinoloji uzmanlarıyla birlikte yürütülen süreç hastalığın kontrol altında tutulmasında kritik rol oynar" ifadelerini kullandı. "Her hastaya özel tedavi planı gerekiyor" Multidisipliner yaklaşımın kişiselleştirilmiş tedavi imkanı sunduğunu belirten Menekşe, "Farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesi sayesinde daha doğru kararlar alınabiliyor. Bu yaklaşım hem tedavi etkinliğini artırıyor hem de komplikasyon risklerini azaltıyor" diye konuştu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:02
Anneler Günü’nde uzmanlardan kadınlara özel sağlık önerileri
Ankara’da Anneler Günü dolayısıyla düzenlenen programda kadınlarla bir araya Güven Hastanesi doktorları Sera Kayhan ve Sinem Tavşan Ersoy, kadın sağlığı, menopoz süreci ve erken yaşlanmaya karşı alınabilecek önlemler hakkında tavsiyelerde bulundu. Güven Hastanesi Çayyolu Kampüsü’nde Anneler Günü dolayısıyla kadın sağlığına yönelik seminerler ve deneyimlerin paylaşıldığı buluşmalar düzenlendi. Etkinlikte gençleşme uygulamalarından sağlıklı menopoz sürecine kadar birçok konuda uzmanlar tarafından bilgiler verildi. Dermatolog Doktor Sera Kayhan ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Sinem Tavşan Ersoy, hastanede yer alan ‘Gençleşme Kliniği’nde kadın sağlığı, menopoz süreci ve ilerleyen yaşa rağmen genç görünebilmek için neler yapılabileceğine dair açıklamalarda bulundu. "Cildi sağlıklı tutmak için güneşten korunmak gerekiyor" Gençleşmek için neler yapılabileceğini, hangi işlemlerin uygulanabileceğini aktaran Dermatolog Doktor Sera Kayhan, "Altın iğne, mezoterapi, bazı Botulinum toksin uygulamalarından bahsediyoruz. Aynı zamanda cilt bakımını evimizde nasıl devam ettirebiliriz, bu sonuçları nasıl koruyabiliriz bunlardan bahsediyoruz. Yaz da geliyor. En önemlisi cildi sağlıklı tutmak için kesinlikle güneşten korunmak. Güneşten korunmak, hem antiaging işlemleri için hem de cildimizin kalitesini devam ettirmek için çok önemli. Burada tabii sadece cilt bakımı değil, aynı zamanda beslenmeyle ilgili öneriler, kadın sağlığıyla ilgili öneriler, saç sağlığınızla ilgili öneriler de olacak" diye konuştu. "Doğal görünümlü Botulinum toksin uygulamaları mümkün mü" Gençleşme dendiğinde hangi işlemlerin kullanılması gerektiğini açıklayan Kayhan, "Botulinum toksin uygulamaları her zaman gülüşümüzü, yüzümüzü, yüzümüzün ifadelerini değiştirir mi bunlardan bahsedeceğiz. Doğal görünümlü Botulinum toksin uygulamaları mümkün mü? Cilt kalitemizi artırmak için neler yapabiliriz? Mezoterapi nedir, nasıl uygulanır bunlardan bahsedeceğiz. Ayrıca son zamanların popüler uygulaması olan sıvı yüz germe gibi cildimizin kolajenini artıran uygulamalardan bahsedeceğiz. Altın iğne gibi uygulamalarla cildimizde kaliteyi nasıl artırabiliriz bunlardan bahsedeceğiz" ifadelerini kullandı. "Normal menopoz yaşı 45-55 aralığında" "Sağlıklı menopoz dönemi nasıl olur?" ve "Sağlıklı menopoz için neler yapılmalı?" sorularına cevap veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Sinem Tavşan Ersoy ise, "Sağlıklı menopoz dönemi önemli. Sağlıklı menopoz aslında kadınların hayatının üçte biri menopozun içerisinde geçiyor. Bu nedenle de bunu sağlıklı olarak atlatmak bizim için çok önemli. Biz de burada bunu nasıl sağlıklı yaparız, nasıl hissettiğimiz semptomları daha aza indirgeriz aslında bunun için çalışıyoruz. Özellikle menopozdan bahsedecek olursam biz bir yıl hiç adet görmediğimiz zaman aslında bu bir menopoz oluyor. Normali 45-55 yaş arasında ama bazen 40-45 yaş arasına da girdikleri oluyor ve buna erken menopoz deniyor. Bunun öncesinde olduğunda da erken yumurtalık yetmezliği olarak adlandırabiliyoruz. Bu menopozda özellikle sıcak basmaları, ki hastaların yüzde 80’inde aslında bunu görüyoruz. Vajinal atrofiler yani vajinal kuruluklar olabiliyor. Onun dışında uyku bozuklukları, ki bu gerçekten hastaları çok sıkıntıya sokan bir durum ve duygu durum bozuklukları olabiliyor, anksiyete olabiliyor. Bu nedenle de hastalara bu alanlarda yani bu durumlarda mutlaka destek vermemiz gerekiyor, ki bu menopozu aslında sağlıkla atlatabilsinler" açıklasında bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder