SAĞLIK
Ankara’da ‘Dünya Tüberküloz Günü’ sempozyumu düzenlendi 25 Mart 2026 Çarşamba - 16:10:32 Ankara’da Dünya Tüberküloz Günü kapsamında düzenlenen sempozyumda, dirençli tüberkülozda kısa süreli ilaç tedavisine geçiş süreci ele alındı. Dünya Tüberküloz Günü kapsamında, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ev sahipliğinde, ‘Dirençli Tüberkülozda Kısa Süreli İlaç Tedavisine Geçiş’ konulu sempozyum düzenlendi. Programda konuşan, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Yılmaz, teknolojik imkanlardan yararlandıklarını belirterek, "2024 yılında toplam kaydedilen vaka sayısı yeni hastalarla beraber 387 olgu hızları da 2017’de 100 binde 13.8 iken 2024’te 100 binde 6.6’lara kadar düşmüş durumda açıkçası. Çoklu ilaca dirençli hasta sayılarımız da azalıyor. Bununla birlikte tabii ki tedavi başarımız da yüzde 80 ve üzerinde" ifadesini kullandı. "Korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor" Kişinin sağlığının öncelikli olarak korunması gerektiğini belirten Yılmaz, "Birçok gelişmiş büyük şehir hastanelerimiz, eğitim hastanelerimiz, birçok imkanımız, donanımımız ve çok kıymetli sağlık çalışanlarımız, hocalarımız mevcut ve o konuda sıkıntı yaşamıyoruz. Ama biz ne kadar hastane yaparsak yapalım, içini ne kadar donatırsak donatalım, sizler orada çalışın hizmet verin ama önemli olan birinci planda, her zaman aslında bizim yıllardan beri dile getirdiğimiz, birinci basamak sağlık hizmetleri kişinin sağlığını öncelik olarak koruması. Tüberküloz da aynı şekilde, korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor. O yüzden biz bu hastaları izole ediyoruz, o yüzden diğer hastalara bulaşmasını engellemeye çalışıyoruz ve bu risk ortamlarını azaltmaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır" Tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Aydın Yılmaz, "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır. Hızlı tanı koymak, her şeyden önce hızlı tedavi edilmesi gerekiyor. Bazen toplumda ve sağlık çalışanlarımızın arasında damgalama gibi bir takım yanlış hareketler olabiliyor. Bizim idare olarak sıkıntı yaşadığımız konulardan biri bu" ifadelerini kullandı. "Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor" Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısının bulunmadığına dikkati çeken Yılmaz, "Türkiye’nin neresinde olursa olsun arayan hekim arkadaşlarımıza mesajla ya da telefonla olsun gerekli bilgi ve donanımlarını bu arkadaşlara sunuyorlar. Dünyada tüberküloza bakıldığı zaman nedir? Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor. Bunların 1,25 milyonu maalesef kaybediliyor. Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısı yok. Oradan da gelen hastalarımız oluyor. Oradan gelen hastalarımızı da ücretsiz bir şekilde, yine güvencesi olmayan Türkiye’deki vatandaşlarımıza da hiçbir ücret almadan bu hastalığın tedavisini sağlıyoruz" dedi.
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:42 Lise öğrencileri tıp sempozyumuna katıldı Adana İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Halil Nacar, hekimlik mesleğinin temelinin insan sevgisi olduğunu söyleyerek, "Bir daha dünyaya gelsem yine hekim olurdum" dedi. Adana’da İsmail Safa Özler Anadolu Lisesi öncülüğünde; Biyoloji Öğretmeni Gülden Kılınç ve Tarih Öğretmeni Çetin Öztürk koordinatörlüğünde düzenlenen "Tıp Sempozyumu", Nezihe Yalvaç Uygulama Oteli’nde gerçekleştirildi. Adana Anadolu Lisesi, Piri Reis Anadolu Lisesi, Adana Ticaret Odası Anadolu Lisesi, İsmail Safa Özler Anadolu Lisesi ve ÇEAŞ Anadolu Lisesi öğrencilerinin katılım sağladığı sempozyumda, tıp mesleğinin manevi boyutu ve güncel tıbbi gelişmeler ele alındı. "Bir daha dünyaya gelsem yine hekim olurdum" Sempozyuma katılan Adana İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Halil Nacar, hekimlik mesleğinin temelinin insan sevgisi olduğunu ifade ederek, "Hekimlik, kaynağını saf insan sevgisinden alan, icrası yüksek bir huzur kaynağıdır. Tüm insanlığın sağlığından sorumlu olduğumuz bu kutlu yolda, her gün tıp hekimi olduğum için ayrı bir mutluluk duyuyorum. Şunu açık yüreklilikle ifade edebilirim ki; bir daha dünyaya gelsem, yine aziz milletimin sağlığına hizmet ettiğim bu mukaddes mesleği seçerim" diye konuştu. Program kapsamında kurulan Organ Bağışı, Sağlıklı Beslenme, Acil Sağlık Hizmetleri ve Bilinçli İlk Yardım standları öğrenciler tarafından büyük ilgi gördü. Etkinlik, geleceğin hekim adayı gençlerle çekilen hatıra fotoğrafları ile sona erdi.
Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı
12 Aralık 2025 Cuma - 11:12 Kanser tedavisinde en önemli adım erken tanı Kanser vakaları dünya genelinde hızla artarken uzmanlar, hastalıkta hayat kurtaran en önemli adımın erken tanı olduğu konusunda uyarıyor. Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser tanısı alan hasta bulunduğunu belirterek, tarama ve kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Dünyada her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan kanser hastalığı, hızla artan vaka sayılarıyla küresel bir sağlık tehdidi olmaya devam ediyor. Hastalıkta en kritik unsurun erken tanı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, toplumun tarama programlarına yönelmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, özellikle sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon gibi çevresel etkenlerin giderek arttığını, kanserin artık sadece ileri yaşlarda değil, daha genç kişilerde de görüldüğünü belirtiyor. Kanserin vücutta kontrolsüz bir şekilde çoğalan hücrelerin ve bunun tamir mekanizmalarında bozulma sonucu oluşan genel bir hastalık türü olduğunu söyleyen Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Kanser tüm dünyada hızla artış gösteriyor. Dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni tanı alan hasta bulunuyor. Bunlardan da her yıl yaklaşık 10 milyon kişi hayatını bu hastalıktan dolayı kaybediyor. Dünyada ölüme bağlı nedenlerde kalp hastalıklarından sonra ikinci en sık hastalık kanser hastalığı. Bu nedenle de erken tanı bu hastalıkta önemli. Burada tanıda ve etiyolojide nedenleri açısından bakacak olursak özellikle çevresel ve genetik faktörler rol oynuyor. Çevresel faktörlerde de sigara, alkol, obezite, hareketsizlik, radyasyon, bazı enfeksiyöz nedenler rol alıyor. Tanıda da daha çok şikayet olarak hastalarımıza halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, vücudun herhangi bir yerden olan kanamalar, daha çok şikayetler bu şekilde oluyor. Bu tür şikayetleri olan hastaların vakit kaybetmeden en yakın sağlık merkezine başvurmaları gerekmektedir" dedi. Erken tanı için tarama ve kontroller önemli Şikayet olmasa da özellikle tarama ve erken tanı açısından KETEM’de 3 kanser türünde tarama yapıldığını belirten Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Bunlardan birincisi meme kanseri. 40 yaş sonrasında kadınlarda yıllık klinik meme muayenesi ve 2 yılda bir mamografi kontrolü, rahim ağzı kanseri açısından da 30 yaş sonrasında özellikle 5 yılda bir smear testi ve HPV DNA testi yapılmaktadır. Yine kolorektal kanserler açısından yani kalın bağırsak kanserleri açısından da 50 yaş sonrasında 2 yılda bir gaita gizli kan testi yapılmaktadır. Bunları erken tanı açısından, şikayeti olmasa da kişilerin yaptırması gerekiyor. Tedavi açısından da cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoid tedaviler gündeme geliyor. Biz, Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde güncel tedavileri uygulayabilmekteyiz. Onkoloji Kliniğimiz de burada mevcut. Orada da radyoterapi hizmeti veriliyor. Teşhis amaçlı da kan tahlilleri, röntgen, ultrason, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemleri yapılabilmektedir. Kesin tanı amaçlı biyopsi bizim için önemli. Patoloji tarafından kanser tanısı kesin olarak orada konulmaktadır. Bunun dışında yine son dönemlerde olan genetik ve moleküler testler de özellikle kanser tanısında ve tedavi konusunda bize yardımcı olmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler dediğimiz sağlıklı hücrelere etki etmeyen, kanser hücreleriyle savaşan tedaviler açısından da bu testler önem arz ediyor" ifadelerini kullandı. "Kanser, çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor" Koruyucu önlemler açısından çevresel nedenlerden uzak durmak gerektiğini ifade eden Uzman Dr. Aziz Kurtuluş, "Sigarayı bırakmak, alkolü bırakmak, düzenli egzersiz, uygun bir diyet programı ve erken tanı, tarama açısından da KETEM’lerde bu taramalarımızı yaptırmamız kanser hastalığını önlemek açısından büyük rol oynuyor. Tıp onkolojisi olarak daha çok 18 yaş ve üstüne hizmet vermekteyiz. Kanser hastaları daha çok 50 yaş ve sonrasında görülmekte ama artık günümüzde çevresel faktörlerin etkisiyle daha erken yaşlarda gözükebiliyor. Çocukluk çağında da maalesef bu hastalık ortaya çıkmakta ama orada daha çok genetik faktörler rol oynamakta. O tür durumlarda çocukta belirti, şüpheli bir durum olduğu zaman en erken dönemde yine sağlık merkezine başvurmakta fayda var" diye konuştu. (TH-FM-
Zorbalık bir ömrü etkiliyor
12 Aralık 2025 Cuma - 10:38 Zorbalık bir ömrü etkiliyor Günümüzde yaygın bir sorun halini alan akran zorbalığına karşı Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi önemli bir çalışmaya imza attı. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, Çeşme’de ebeveynlerle bir araya gelerek akran zorbalığına karşı dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Akran zorbalığı bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyimdir" diye konuştu. Genç ruhlarda olumsuz izler bırakan akran zorbalığı, son yıllarda mücadele edilmesi gereken konulardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve özel sektör el ele vererek akran zorbalığına karşı özellikle ebeveynlerin bilinçlenmesi için önemli farkındalık çalışmalarına imza atıyor. Söz konusu çalışmalardan biri de Medicana International İzmir Hastanesi’nin katkılarıyla, Çeşme Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Medicana Çeşme Tıp Merkezi işbirliğiyle hayata geçirildi. Ebeveynlerle Çeşme Kent Konseyi’nin konferans salonunda bir araya gelen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz ‘Akran Zorbalığı’ başlıklı seminerde önemli mesajlar verdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz akran zorbalığının tanımı, etkileri ve korunma yolları hakkında aileleri bilgilendirdi. Çocuk ve ergen sağlığını tehdit ediyor Akran zorbalığının çokça göz ardı edildiğini fakat zorbalığa uğrayan kişide derin etkilere neden olduğunu aktaran Klinik Psikolog Burçin Deniz, akran zorbalığının basit bir şakalaşmadan çok daha farklı bir olgu olduğunu vurguladı. Zorbalığın kasıtlı, tekrarlayıcı ve güç dengesizliğine dayalı bir davranış biçimi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Günümüzde fiziksel zorbalık kadar sözel ve ilişkisel zorbalıkta -ki özellikle dijital platformlarda yaşanan siber zorbalık- çocuk ve ergen ruh sağlığını tehdit eden en önemli unsurlardan biri hâline gelmiş durumda" dedi. Akran zorbalığının çocuklar üzerinde kısa ve uzun vadeli olumsuz sonuçlara neden olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Özgüven kaybı, okula gitmek istememe, kaygı ve sosyal geri çekilme gibi belirtiler yalnızca başlangıç. Zorbalığın etkileri ilerleyen yıllarda güven problemleri, akademik düşüşler ve sosyal kırılmalarla kendini gösteriyor. Bu yönüyle zorbalık, yalnızca o an yaşanan bir problem olarak değerlendirilmemeli. Bir çocuğun geleceğini şekillendiren ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir deneyim olarak görülmelidir" mesajını verdi.
Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir
12 Aralık 2025 Cuma - 10:01 Sürekli susama ve yorgunluk diyabet habercisi olabilir Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar. Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, toplumda giderek yaygınlaşan diyabet hastalığının erken dönemde çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyerek önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Eşenli, "Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" şeklinde konuştu. "Belirtilerin hafifliği teşhisi geciktirebiliyor" Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar" şeklinde konuştu. "Diyabetin iki farklı tipi olsa da sonuçları benzerdir" Diyabetin Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki temel formda görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Eşenli, "Tip 1 diyabet genellikle çocukluk döneminde başlar ve insülin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Tip 2 diyabet ise yetişkinlerde daha sık görülür ve insülin direnciyle ilişkilidir. Her iki durumda da kontrolsüz kan şekeri kalp, böbrek, göz ve sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara yol açabilir" dedi. "Tip 1 diyabet yaşam boyu insülin gerektirir" Tip 1 diyabetin ani başlangıç gösterebileceğini vurgulayan Eşenli, hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma ve ağızda aseton kokusunun önemli belirtiler arasında yer aldığını belirterek, "Tedavinin temeli insülindir. Bilinçli beslenme ve düzenli aktiviteyle hastalar güvenle yaşamlarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı. "Tip 2 diyabet doğru alışkanlıklarla kontrol edilebilir" Tip 2 diyabetin günümüzde en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Eşenli, "Fazla kilo, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme temel risk faktörleridir. Diyet, egzersiz ve ilaç tedavileriyle kan şekeri kontrol altına alınabilir" dedi. "Diyabet tüm vücudu etkileyebilir" Diyabetin uzun dönemde çoklu organ hasarına yol açabileceğini hatırlatan Eşenli, "Kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sinir hasarı en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Düzenli takip ve kişiye özel tedavi bu nedenle kritik öneme sahiptir" dedi. "Doğru yönetimle diyabetle sağlıklı bir yaşam mümkündür" Diyabet tanısının kişilerde hayatın olağan akışını bozmak zorunda olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Halil Eşenli, "Kan şekeri doğru kontrol edildiğinde bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. En güçlü savunma, bilinçli hareket etmek ve hekim önerilerine uymaktır" diyerek sözlerini tamamladı.
Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma
12 Aralık 2025 Cuma - 09:58 Yeşim Grup’tan TEV bursiyerleriyle anlamlı buluşma Yeşim Grup, ’önce insan’ yaklaşımı ve eğitime verdiği desteğin bir yansıması olarak uzun yıllardır iş birliği yürüttüğü Türk Eğitim Vakfı ile birlikte Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversiteli gençleri Bursa’daki merkez fabrikasında ağırlayarak kurum kültürünü tanıtan anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yeşim Grup, uzun yıllardır iş birliği içinde olduğu Türk Eğitim Vakfı ile "Eğitim İçin Atılan Her Adım Hayatımızı Değiştirir" mottosu doğrultusunda anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Yeşim Grup kurucularından merhum Şükrü Şankaya’nın vefatının ardından, 2006 yılında, onun insana değer veren yaklaşımını yaşatmak amacıyla kurulan Şükrü Şankaya Burs Fonu’ndan yararlanan üniversite öğrencileri, Yeşim Grup’un Bursa’daki merkez yerleşkesinde faaliyet gösteren Almaxtex Tekstil’de bir araya geldi. Etkinlik kapsamında bursiyerler, Yeşim Grup’un kurum kültürünü ve işleyişini yakından tanımak üzere çeşitli departmanlar tarafından hazırlanan oryantasyon sunumlarına katılarak şirketi bütüncül bir perspektifle deneyimleme fırsatı buldu. Buluşmanın açılış konuşmasını yapan Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur, Yeşim Grup’un insana dokunan tüm projelerinde sürdürülebilir bir değer üretme hedefiyle hareket ettiğini belirterek "Yeşim Grup olarak ‘önce insan’ anlayışını yalnızca bir ilke değil, tüm iş yapış biçimimize yön veren bir değer olarak benimsiyoruz. Kurucumuz merhum Şükrü Şankaya’nın gençlerin eğitimine duyduğu güçlü inanç, bugün Şükrü Şankaya Burs Fonu ile yaşamaya devam ediyor. Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek, gençlerin potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri alanlar oluşturmak ve onların geleceğe umutla hazırlanmasına katkı sağlamak bizim için büyük önem taşıyor. TEV ile yıllardır süren iş birliğimiz, bu etkiyi daha da güçlendiriyor. Bugün bursiyerlerimizi Yeşim Grup çatısı altında ağırlamak ve kendilerine ilham olabilecek bir deneyim sunmak bizler için ayrı bir değer taşıyor" dedi. TEV Bursa Şube Başkanı Sertaç Şipka ise konuşmasında Yeşim Grup ile kurulan uzun soluklu iş birliğinin önemine değinerek "Yeşim Grup’un ‘önce insan’ yaklaşımını yıllar önce burada staj yaptığım dönemde yakından tanıma fırsatı buldum. Bu kurumun insana verdiği değerin yıllar içerisinde daha da güçlenerek sürdüğünü görmek büyük bir mutluluk. Bugün bursiyerlerimizin Yeşim Grup’ta ağırlanması hem kendileri için yeni ufuklar açıyor hem de eğitimde fırsat eşitliğine verilen önemin somut bir örneğini ortaya koyuyor. Şükrü Şankaya Burs Fonu, genç kızların hayatına dokunan çok kıymetli bir proje ve bu değerin TEV ile Yeşim Grup iş birliği içinde yaşatılıyor olması bizim için gurur verici. Gençlerin gelecekte burada karşılarına çıkabilecek fırsatları görmeleri ve ilham almaları çok kıymetli" ifadelerini kullandı. Etkinlik, oryantasyon sunumlarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi. Bursiyerler hem üretim süreçlerini yerinde inceleme fırsatı buldu hem de Yeşim Grup’un sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve insan odaklı çalışma kültürünü yakından gözlemledi. Yeşim Grup ve TEV’in birlikte yürüttüğü bu iş birliği, eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunmaya ve gençlerin kariyer yolculuklarına ilham vermeye devam edecek.
Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi
12 Aralık 2025 Cuma - 09:55 Denizli’de bebek dostu hastanelere teşekkür belgeleri verildi Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı" kapsamında "Bebek Dostu Hastane" unvanlarını devam ettiren hastanelere teşekkür belgeleri düzenlenen törenle verildi. Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Hastane Kuruluşları Programı kapsamında hastaneler ve birinci basamak sağlık kuruluşları Başarılı Emzirmede 10 Adım ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmekte ve başarılı olan sağlık kuruluşları ‘Bebek Dostu Sağlık Kuruluşu’ unvanı ile ödüllendirilmekte, bu unvana sahip hastaneler 5 yılda bir ulusal değerlendiriciler tarafından tekrar değerlendirmeden geçmektedir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen Ulusal Bebek Dostu Hastane Değerlendirme Ekibi tarafından Denizli’de yıllık doğum sayısı 500 ve üzeri olan Bebek Dostu Hastane unvanına sahip hastanelerin unvanlarının sürdürülebilirliği açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda, daha önce "Bebek Dostu Hastane" unvanı ve "Bebek Dostu Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi" unvanı almış ve bu unvanlarını devam ettiren Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri, kamu ve özel hastanelerinin yöneticilerine teşekkür belgeleri, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk tarafından verildi. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, anne sütünün bebekler için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, emzirmenin korunması ve yaygınlaştırılması için il genelinde güçlü çalışmalar yürütüldüğünü söyledi ve şöyle konuştu: "Anne sütü, yaşama en iyi başlangıcı sağlayan, beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmenin sürdürülmesinde ilk adım ve bebeğin ilk aşısıdır. Bu nedenle emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu amaçla İlimizde dünyaya gelen bebeklerin hayata sağlıklı başlamalarının yanı sıra beslenme yetersizliklerinin önlenmesinde, sağlıklı beslenmelerinin sürdürülmesinde, anne ve bebeğinin sağlığının hem ruhsal hem de metabolik olarak korunmasında ilk adım olan anne sütünün alınmasına yönelik ilimizde kamu, üniversite ve özel hastaneler olarak özverili çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar neticesinde Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları programı kapsamında Denizli olarak 2004 yılından bu yana bebek dostu il, 2019 yılından bu yana da Altın Bebek Dostu il unvanına sahibiz. İlimizde mevcut üniversite, kamu, özel hastanelerimizin hepsi bebek dostu hastane ve Aile Hekimlerimizin % 98’i bebek dostu aile hekimliği birimi unvanına sahiptir, ayrıca Denizli DH, Servergazi DH ve PAÜ yeni doğan yoğun bakım üniteleri de bebek dostu yeni doğan yoğun bakım unvanına sahiptir. Ben buradan başta hastane yöneticilerimize ve onların nezdinde anne sütüyle beslenmenin teşviki konusunda sahada büyük bir özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
MEAH Tıbbi Onkoloji Kliniğine ESMO’dan Uluslararası akreditasyon
12 Aralık 2025 Cuma - 09:42 MEAH Tıbbi Onkoloji Kliniğine ESMO’dan Uluslararası akreditasyon Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Kliniği-Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği-European Society for Medical Oncology (ESMO) tarafından verilen ‘Designated Centre of Integrated Oncology and Palliative Care’ (Entegre Onkoloji ve Palyatif Bakım Merkezi) unvanına 2026-2028 dönemi için layık görüldü. Akreditasyon belgesi Berlin’de düzenlenen ESMO 2025 Kongresi’nde Doç. Dr. Ali Alkan tarafından teslim alındı. ESMO tarafından verilen akreditasyon (Designated Centre of Integrated Oncology and Palliative Care), onkoloji ve palyatif bakım hizmetlerinin entegrasyon düzeyini değerlendiren uluslararası bir akreditasyon olup; ileri tedavilerle birlikte destekleyici bakım, semptom yönetimi, psikososyal destek, eğitim ve araştırmanın entegre biçimde sunulmasını belgelendiği açıklandı. Bu önemli akreditasyon, merkezin onkolojik tedavi ile palyatif ve destekleyici bakım hizmetlerini bütüncül ve hasta odaklı bir yaklaşımla sunma kapasitesini uluslararası düzeyde tescilledi. 2011 yılından bu yana Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile entegre şekilde hizmet veren Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı; ayaktan hasta polikliniği, kemoterapi ünitesi ve yatan hasta servisiyle kapsamlı bir bakım sunuyor. Ekipte tıbbi onkologlar, hemşireler, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve manevi destek görevlisi yer alıyor. Onkoloji, cerrahi, radyasyon onkolojisi, ağrı ve fizyoterapi birimleriyle etkin bir iş birliği yürütülüyor. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Kliniği-Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Merkezine ESMO tarafından verilen bu unvan, merkezin yaşam kalitesini önceleyen, bütüncül onkoloji anlayışını uluslararası standartlarda sürdürdüğünün güçlü bir göstergesi olarak açıklandı. Aynı zamanda klinik bakım, eğitim ve bilimsel araştırmalarda ortaya konan mükemmeliyet çabasının da bir sonucu olarak gösterildi. Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Tanrıverdi ve Doç. Dr. Ali Alkan, Başhekim Prof. Dr. Ethem Acar’ı ziyaret ederek akreditasyon belgesini takdim ettiler. Başhekim Prof. Dr. Acar, bu anlamlı başarı dolayısıyla hocaları ve Tıbbi Onkoloji Klinik Ekibini ve tüm paydaşlarını tebrik etti.
Burhaniye de Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti
12 Aralık 2025 Cuma - 09:41 Burhaniye de Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti Balıkesir’in Burhaniye İlçesinde, Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nde Kanserde Erken Tanının önemine dikkat çeken Kansersiz Yaşam Projesi hayata geçti. Fakülte öğrencileri tarafından yürütülen "BUBFA ile Kansersiz Yaşam" projesi, Burhaniye Devlet Hastanesi KETEM Birimi’nde gerçekleştirildi. "Sen Değerlisin Sağlığın da Öyle" mottosuyla hayata geçirilen proje, toplumda meme kanseri konusunda farkındalık oluşturmayı ve kadınların erken tanı süreçlerine daha aktif katılımını teşvik etmeyi hedefledi. Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Oğuzhan İlban’ın danışmanlığında ve Burhaniye İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje, Fakülte Finans ve Bankacılık Bölümü 3. sınıf öğrencileri Ayşe İrem Adar, İclal Bilgili, Sena Türkoğlu, Esmanur Kazkan, Fatmanur Tetik, Zehra Çöpçü ve Yasin Gümüşsuyu tarafından hayata geçirildi. Projenin ilk aşamasında Burhaniye Devlet Hastanesi KETEM biriminde görevli Uzm. Dr. Serkan Özdemir tarafından meme kanseri ve erken tanı ile ilgili eğitim alındı. Bu doğrultuda kaymakamlık, muhtarlıklar ile kadın dayanışma derneklerine ziyaretlerde bulunuldu. Proje ekibi tarafından hazırlanan broşürlerin dağıtımı sağlanarak toplumda kanser taramasına farkındalık ve teşvik sağlandı. Proje kapsamında ayrıca köylerde farkındalık eğitimleri düzenlenerek kadınlarla birebir görüşmeler yapıldı. Proje kapsamında gerçekleştirilen kanser taraması tanıtım programına; Burhaniye Kaymakamı Cumali Atlla, Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Oğuzhan İlban, Burhaniye Belediye Başkan Yardımcısı Ayten Tuna, Burhaniye Jandarma Komutanı Yarbay Ünal Bayhan, Burhaniye Emniyet Müdürü Faik Karnabaş, Cezaevi Jandarma Bölük Komutanı Engin Demir, Burhaniye Ak Parti İlçe Başkanı Selman Aktay, Burhaniye İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Betül Erten Akbey, Burhaniye Devlet Hastanesi Başhekimi Evren Akgöl, Burhaniye Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Aslan Alparslan ve Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Elemanı Arş. Gör. Setenay Melek Yurtabir katılım gösterdi. Program, Burhaniye Devlet Hastanesi binası önünde sembolik pembe balon uçurma etkinliği ile son buldu. Öğrenciler adına konuşan İclal Bilgili, köylerde kadınlarla yaptıkların çalışmaları anlatırken; İlçe SağlıK Müdürü Uzman Dr. Betül Erten Akbay, meme kanserinde erken teşhisin önemine değindi. Uzman Dr. Serkan Özdemir de, meme kanserinde erken teşhisin tedavide yüzde 98 başarı sağladığını söyledi. Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Mehmet Oğuzhan İlban da, öğrencilerin çok sayıda farkındalık projesine imza attığını kaydederken, projede emeği geçen sağlık müdürü ve öğrencilere teşekkür ettiği söyledi.
Anne adaylarından doğum ağrılarını azaltan ’suda doğum’ yöntemine büyük talep
12 Aralık 2025 Cuma - 09:35 Anne adaylarından doğum ağrılarını azaltan ’suda doğum’ yöntemine büyük talep Doğum ağrılarını azaltmasıyla bilinen ’suda doğum’ yöntemi anne adaylarından yoğun ilgi görüyor. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği’nde hizmete sunulan suda doğum yöntemi doğal doğumu tercih eden anne adaylarından yoğun ilgi görüyor. Doğum sırasında ağrıların azaltmasıyla bilinen suda doğum, ilaç kullanılmasını istemeyen ve tamamıyla doğal bir şekilde doğumunun gerçekleşmesini arzu eden anne adaylarına ilaç dışı alternatif bir seçenek sunuyor. Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, sezaryenin bir ameliyat olduğunun altını çizerek, tüm anne adaylarını doğumhanedeki suda doğum ünitelerine davet etti. "Doğum ağrılarını daha az hissetmesini sağlayan alternatif bir yöntem" Suda doğum ile birlikte anne adaylarına ilaç dışı bir yöntem sunduklarını belirten Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, "Aslında suda doğumun normal doğumdan bir farkı yok. Sadece 37 derece ılık suyun içerisinde anne adayının özellikle aktif faz dediğimiz doğum sancılarının efektif başladığı ve rahim ağzının en az 5-6 santim açıklıkta olduğu süreçte suyun içerisine alarak doğum ağrılarını daha az hissetmesini sağlayan alternatif bir yöntem. Anne adaylarına diğer ilaçla yapılan ağrı kesicilere alternatif, ilaç dışı bir yöntem sunmuş oluyoruz. Amacımız hiçbir ilaç kullanılmasını istemeyen, tamamıyla doğal bir şekilde doğumunun gerçekleşmesini arzu eden anne adaylarına ilaç dışı yöntem sunabilmek. Hastanemizde şu anda 5 adet ünitemizde jakuzili tek kişilik doğum odalarında bu hizmeti yürütmeye çalışıyoruz. Gelen anne adaylarına öncelikle yöntemi anlatıyoruz. Suyun faydalı etkilerini, muhtemel risklerini, ne zaman sudan çıkması gerekeceğini anlatıyoruz. Bununla ilgili bir onam formumuz var. Aslında bu bilgilendirmeleri gebe okullarımızda başlatıyoruz. Anne adayları bir şekilde sosyal medyadan da duyuyorlar ve şu anda oldukça revaçta. Suda doğum yaklaşık 120 ülkede kullanılan bir yöntem. Su özellikle göğüs uçlarına kadar değdiği için 37 derecede filtre edilmiş, ılık çeşme suyu kullanıyoruz. Bunun etkisiyle göğüs ucunun uyarılmasıyla beyinde ağrıları başlatıcı ve doğum eylemini güzel bir şekilde ilerlemesini sağlayan hormon salgılanıyor. Bu sayede ağrılar daha efektif hale geliyor. Dikey pozisyonu sağladığımız için havuz içerisinde anne adayının kendini daha hafif hissetmesini ve başın hızlı bir şekilde dikey pozisyonuna rahatça inmesini gerçekleştiriyoruz. Tamamıyla ağrı algısını azaltıcı bir yöntem" ifadelerinde bulundu. "Sezaryen bir ameliyattır, bir doğum şekli değildir" Sezaryen doğumun sadece anne ve bebek hayata tehlikeye girdiğinde başvurdukları bir ameliyat yöntemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, "Aslında biz doğurtmuyoruz, anneler kendileri doğuruyorlar. Lütfen bu konuda cesur davransınlar. Doğanın kendilerine bahşetmiş olduğu bu çok güzel özellikten faydalansınlar, doğumdan korkmasınlar. Tabii ki doğum sancılarıyla başa çıkmak zor olabilir. İşte su gibi, nefes egzersizleri gibi tekniklerle ebelerimizin de destek vermesiyle ağrı algısını azaltmaya hedefliyoruz. Arzu eden anne adaylarına epidural dediğimiz sancısız doğum seçeneğini de sunabiliyoruz ama sezaryen bir ameliyattır, bir doğum şekli değildir. Lütfen bu algıdan kurtaralım. Kolaya kaçmış gibi düşünülüyor ama aslında sezaryen çok daha zor. Sezaryen sonrası toparlanmak, o ağrılarla başa çıkmak. Çünkü 7 kat kesip 7 kat dikiyoruz. Dolayısıyla normal yoldan doğum yapmak varken anne adayları daha kolay olacağı yanılgısıyla sezaryen olmayı tercih etmesinler. Sezaryen sadece anne ve bebek hayata tehlikeye girdiğinde bizim başvurduğumuz bir ameliyat yöntemi. Tüm anne adaylarımızı hem gebe okullarımıza hem de doğumhanemizdeki suda doğum ünitelerimize bekliyoruz" açıklamalarında bulundu. "Güzel bir doğumdu, çevremdeki herkese tavsiye ediyorum" Suda doğum ile doğum sancılarında azalma yaşadığını ifade eden Büşra Tunç, "İlk doğumum normal doğumdu, ikinci doğumum suda doğumdu ama iki doğum arasında ciddi anlamda bir fark var. Suda doğum ile sancılarım azaldı ve çok kısa süre zarfında doğumum gerçekleşti. İlk doğumum 12 saat içinde olmuşken, ikinci doğumumda 4 saat içinde bebeğimi kucağıma almıştım. Güzel bir doğumdu, çevremdeki herkese tavsiye ediyorum. İnsanlar araştırmadığı için biraz tepkililer ama korkulacak hiçbir şey yok. Eğer konforlu bir doğum yapılmak isteniliyorsa kesinlikle suda doğum yapılsın diyorum. Hastane ekibimden büyük ilgi gördüm. Mükemmel bir tecrübe yaşadım ve herkesin de yaşamasını isterim" diye konuştu.
Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku ile yeni idrar yolu oluşturuldu
11 Aralık 2025 Perşembe - 21:22 Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku ile yeni idrar yolu oluşturuldu Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’nde, Üroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Çağatay Özsoy tarafından ağız içinden alınan doku kullanılarak gerçekleştirilen üretra darlığı ameliyatı, Aydın’da ilk kez yapılmasıyla tıp camiasında dikkat çekti. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi’nde, Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Çağatay Özsoy tarafından Aydın’da ilk kez ağız içinden alınan doku kullanılarak bir üretra darlığı ameliyatı (Bukkal Mukozal Greft Üretroplasti) başarıyla gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmelerde, tekrarlayan idrar yapma güçlüğü nedeniyle başvuran 55 yaşındaki hastada üretra darlığı tespit edildi. Daha önce birçok kez kapalı darlık açma operasyonu geçiren hastanın artık kalıcı bir tedaviye ihtiyaç duyduğu belirlenerek üretroplasti ameliyatına karar verildi. Ameliyatta ağız içinden alınan 4-5 cm’lik doku (bukkal mukozal greft) üretraya yama olarak uygulandı ve daralan bölge başarıyla yeniden yapılandırıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Özsoy, bukkal mukozal greft üretroplastinin tekrarlayan üretra darlıklarında günümüzde altın standart tedavi olduğunu belirterek, yöntemin yüksek başarı oranına, düşük nüks riskine ve uzun vadeli kalıcı sonuçlarına dikkat çekti. Ağız içinden alınan greftlerin hızlı iyileşmesi sayesinde hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade etti. Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Erhan Ateş ise, ADÜ Üroloji Kliniği’nin uzun yıllardır Aydın’da birçok ilke imza atan, çağdaş tedavi yöntemlerini yakından takip eden ve başarıyla uygulayan öncü bir klinik olduğunu vurguladı. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde gerçekleştirilen bu ileri rekonstrüktif cerrahinin ADÜ Hastanesi’nde başarıyla uygulanmasının gurur verici olduğunu dile getirdi. Her iki hekim de başarının güçlü bir ekip çalışmasının ürünü olduğunu belirterek, kendilerine destek veren Hastane Başhekimliği’ne, Tıp Fakültesi Dekanlığı’na ve sürece katkı sağlayan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
Elazığ’da mikro-TESE yönteminde büyük başarı : İlk gebelik elde edildi
11 Aralık 2025 Perşembe - 16:25 Elazığ’da mikro-TESE yönteminde büyük başarı : İlk gebelik elde edildi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde Mikro-TESE Ile elde edilen spermlerle uygulanan Tüp Bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edildi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, erkek infertilitesinin en zorlu tedavi alanlarından biri olan non-obstrüktif azoospermi (NOA) hastalarında uyguladığı mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) yönteminde önemli bir başarıya imza attı. Merkezde tedavi gören bir çiftte mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edildi. Bu başarı, hastanenin güçlü bilimsel altyapısının, deneyimli ekibinin ve multidisipliner çalışma yaklaşımının önemli bir göstergesi olarak öne çıktı. Testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) işlemlerinde önemli bir başarı elde ettiklerini ifade eden Üroloji Uzmanı Doç.Dr. Sezai Oğraş, "Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi olarak erkek infertilitesinin en zor tedavi edilen formlarından biri olan non-obstrüktif azoospermi (NOA) hastalarında uyguladığımız mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) işlemlerinde önemli bir başarı elde etmiş bulunuyoruz. Merkezimizde tedavi gören bir çiftimizde mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavisi sonucunda ilk gebelik elde edilmiştir" dedi. Doç.DR. Oğraş "Mikro-TESE, menisinde hiç sperm bulunmayan azoospermik erkeklerde, özellikle de üretim bozukluğuna bağlı non-obstrüktif azoospermi olgularında, cerrahi mikroskop altında testis dokusundan seçici şekilde sperm aranan ileri bir cerrahi yöntemdir. Klasik biyopsi yöntemlerine göre daha hassas olması, testis dokusunu daha fazla koruması ve sperm bulma oranlarının daha yüksek olması nedeniyle günümüzde en etkili yöntemlerden biri kabul edilmektedir. Bu işlem; Sertoli cell only, matürasyon arresti, hipospermatogenez gibi sperm üretim bozuklukları bulunan erkeklerde, Klinefelter sendromu gibi genetik nedenlere bağlı infertilite olgularında, hormon düzensizlikleri veya geçirilmiş tedavilere bağlı testis hasarı olan bireylerde ve daha önce biyopsi ile sperm bulunamayan hastalarda uygulanabilmektedir. Mikro-TESE’nin başarı oranları hastanın patolojisine göre değişmekle birlikte dünya genelinde sperm bulma oranı yüze 30-60 arasında seyretmekte, elde edilen spermle uygulanan tüp bebek (ICSI) sonrası gebelik oranı ise kadın yaşı ve embriyo laboratuvarı koşullarına bağlı olarak yüzde 30-50’ye ulaşabilmektedir. Hastanemizde elde edilen ilk gebelik, merkezimizin uluslararası standartlarda hizmet sunduğunu göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. Multidisipliner bir yaklaşımla yüz güldürücü sonuçlar aldıklarını vurgulayan Kadın Doğum Uzmanı Ve IVF Klinik Sorumlusu Uzm. Dr. Gülcan Kahraman "Kliniğimizde mikro-TESE ile elde edilen spermlerle uygulanan tüp bebek (ICSI) tedavilerinde elde ettiğimiz gebelik sonuçları, üroloji ekibimizin cerrahi başarısı ile embriyoloji ve IVF ekibimizin deneyiminin güçlü bir birleşimidir. Non-obstrüktif azoospermi gibi en zor infertilite tablolarında dahi, multidisipliner yaklaşım sayesinde hastalarımıza uluslararası standartlarda, yüz güldürücü sonuçlar sunabiliyoruz. Mikro-TESE sonrası elde edilen her bir sperm, laboratuvarımızda titizlikle işlenmekte; ileri embriyoloji teknikleri, kaliteli laboratuvar koşulları ve kişiye özel IVF protokollerimiz sayesinde yüksek fertilizasyon, kaliteli embriyo gelişimi ve başarılı gebelik oranları hedeflenmektedir. Bu süreçte emeği geçen üroloji uzmanımıza, embriyologlarımıza, hemşirelerimize ve tüm IVF ekibimize teşekkür eder; merkezimize güvenerek başvuran tüm hastalarımıza en güncel ve bilimsel tedavi seçeneklerini sunmaya devam edeceğimizi belirtmek isterim" ifadelerini kullandı. . Bu işlemin özellikle erkek faktör infertilitesinde büyük öneme sahip olduğunu ifade eden Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Dr. Merve Kavak Balgetir ise "Özellikle erkek faktör infertilitesinde büyük öneme sahip mikroTESE işlemlerimiz; deneyimli üroloji ekibimizin cerrahi uzmanlığı ile embriyoloji laboratuvarımızın hassas ve eş zamanlı çalışmasının birleşimi sayesinde başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bu güçlü multidisipliner iş birliği, hem cerrahi süreçlerin hem de elde edilen spermlerin laboratuvar değerlendirmesinin en uygun koşullarda yapılmasına imkân sağlamaktadır" diye kaydetti.