SAĞLIK
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı 23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49:09 Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48 DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17 Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07 "Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor" Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Nilüfer’de Alzheimer hastalığı detaylı ele alındı
19 Aralık 2025 Cuma - 12:24 Nilüfer’de Alzheimer hastalığı detaylı ele alındı Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği seminerde Alzheimer hastalığının evreleri, korunma yolları ve hukuki boyutu ele alındı. Seminerde, vasi tayini, hukuki ehliyet ve yaşlı istismarına karşı alınması gereken yasal önlemler de paylaşıldı. Nilüfer Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen, "Alzheimer hastalığı ve hukuki süreç" konulu seminer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin’in de takip ettiği seminere ilgi yoğun oldu. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Mustafa Bakar’ın yaptığı seminerde nöroloji uzmanı Doç. Dr. Demet Yıldız, adli tıp ve nöroloji uzmanı Dr. Elif Nalan Tolgay ve avukat Muzaffer Baran konuşma yaptı. Nöroloji uzmanı Doç. Dr. Demet Yıldız, Alzheimer’ın genellikle yaşlılıkta ve çeşitli zihinsel bozukluklarla ortaya çıkan bir beyin hastalığı olduğunu söyledi. Şikâyetlerin genellikle unutkanlık ile başladığını dile getiren Yıldız, erken evrede tespit edilmesinin önemli olduğunu dile getirdi. Hastalığın ruhsal belirtileri de olduğunu ifade eden Yıldız, "Huzursuzluk, uyku bozukluğu, depresyon gibi ruhsal belirtileri de olabiliyor. Başlangıç evresinde yolu, tarihi şaşırma, kelime bulamama gibi belirti verirken, orta evrede kişileri tanıyamama başlar ve yıkanma ile beslenme konusunda yardım gerekir. Kişi, ileri evrede ise yakınları tanıyamaz" dedi. Demansa yakalanmamak için genetik faktörlerin önemli olduğuna işaret eden Yıldız, eğitim ve sağlıklı yaşamın koruyucu bir faktör olduğunu dile getirdi. İstismara dikkat Adli tıp ve nöroloji uzmanı Dr. Elif Nalan Tolgay, Alzheimer’da yaşlı istismarı konusuna değindi. Hastaların kandırılmaya ve telkine açık hale geldiğini ifade eden Tolgay, "Hastalığın başlangıç dönemlerinde yasal danışman uygun olurken, ilerleyen dönemlerde hastanın vesayet altına alınması gerekir" dedi. Erken evre demansta, hukuki ehliyetin raporlanmasında, kararın ve zamanın spesifik olduğunu anlatan Tolgay, "Evini satmaya kalkan kişinin bugün için hukuki ehliyeti tam olabilir ancak bu durum ertelenirse yeniden raporlama yapıldığında aynı olaya ehliyeti olmayabilir. Mesela, araç satabilir ama her şeyini çocuğuna devretmek için hukuki ehliyeti olmayabilir. Raporun hangi hukuki işlem için verildiği önemlidir" diye konuştu. Vasiler harcamaları rapor etmeli Avukat Muzaffer Baran, söz konusu hastalıkta vasi tayin edilebileceğini ve bunun önemli bir sorumluluk olduğunu söyledi. Bu tip konularda beraber yaşadığı çocuğu varsa öncelikli olduğunu dile getiren Baran, "Birinci derece yakını önceliklidir. Ancak yoksa, mahkeme bazen uzak akrabaları vasi tayin edebilir" dedi. Vasinin sadece hastanın günlük harcamaları yapmakla sınırlı olduğunu vurgulayan Baran, "Vasi tayin olan kişi, vasi tayin edilen kişinin tüm varlığını harcayabileceğini düşünüyor. Ancak harcayamaz. Mesela evini satamaz. Yıl sonunda harcamaların gelir gider raporunu vermelidir" diye konuştu. Baran, hastanın suiistimal edildiği düşünülüyorsa hemen bildirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Tedavide gelişmeler var Mustafa Bakar, Alzheimer hastalığında tanı yöntemleri ve tedavide gelişmelerin olduğunu söyledi. Genellikle yaşlılarda görülse de son yıllarda 30’lu yaşlardaki kişilerde de rastlandığına dikkat çeken Bakar, "Hastalık ne kadar erken başlarsa maalesef o kadar hızlı ilerliyor. Bir ailede böyle bir öyküsü varsa kontrol edilmesi gerekiyor. Tedavilerdeki gelişmeler daha çok hastalığın ilk aşamalarında etkili" dedi. Mustafa Bakar, kişinin tansiyon, şeker, kalp rahatsızlığı varsa sürekli kontrol edilmesi gerektiğine vurgu yaparak, kişinin beynini çalıştırmasının hastalıktan koruyacağını söyledi.
Kahta’da ilk kez PNL ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
19 Aralık 2025 Cuma - 12:22 Kahta’da ilk kez PNL ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesinde, böbrek taşı tedavisinde ileri cerrahi yöntemlerden biri olan Perkutan Nefrolitotomi (PNL) ameliyatı ilk kez başarıyla uygulandı. Üroloji uzman hekimlerinden Op. Dr. İbrahim Sibal ve Op. Dr. İsmail Eyüp Dilek ile deneyimli ekipleri tarafından gerçekleştirilen ameliyatta, hastanın böbreğinde bulunan yaklaşık 3 cm büyüklüğündeki taş, tamamen kapalı yöntemle kırılarak parçalar halinde vücut dışına alındı. Modern cerrahi tekniklerin kullanıldığı operasyon, sorunsuz şekilde tamamlandı. Özellikle büyük ve zor böbrek taşlarının tedavisinde tercih edilen PNL yöntemi, açık ameliyata kıyasla daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme avantajlarıyla dikkat çekiyor. Gerçekleştirilen ameliyatla ilgili açıklamada bulunan Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Hastanemizde ilk kez gerçekleştirilen PNL ameliyatının başarıyla tamamlanması bizler için gurur verici. Bu tür ileri cerrahi uygulamaların hastanemizde yapılabiliyor olması, hem teknik altyapımızın hem de hekim kadromuzun gücünü göstermektedir. Ameliyatı başarıyla gerçekleştiren hekimlerimize, anestezi ekibimize ve emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımıza daha nitelikli sağlık hizmeti sunmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi. Bu önemli ameliyatın başarıyla gerçekleştirilmesinde katkı sağlayan Anestezi Uzmanı Dr. Yusuf Furkan Güneş ve Uzm. Dr. Selçuk Seçilmiş başta olmak üzere, emeği geçen tüm ekibimize teşekkür ederiz. Kahta Devlet Hastanesi, sağlık alanındaki yenilikçi ve ileri düzey uygulamalarla bölge halkına kaliteli hizmet sunmayı sürdürüyor.
Uzm. Dr. Erdoğan: "Çocukluk çağında döküntülü hastalıklar sık görülür"
19 Aralık 2025 Cuma - 12:21 Uzm. Dr. Erdoğan: "Çocukluk çağında döküntülü hastalıklar sık görülür" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, çocukluk çağında döküntülü hastalıkların oldukça sık görüldüğünü ve viral enfeksiyonlara bağlı olduğunu söyledi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, çocukluk çağında döküntülü hastalıkların oldukça sık görüldüğünü ve çoğu zaman viral enfeksiyonlara bağlı olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Erdoğan, "Döküntü, deride kızarıklık, kabarıklık, içi sıvı dolu lezyonlar, pullanma ya da noktasal kanamalar şeklinde ortaya çıkabilir. Bir döküntüyü değerlendirirken başlangıç şekli, yayılım yönü, rengi, ateş ve diğer belirtilerin varlığı, ilaç veya temas öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır" dedi. Uzm. Dr. Erdoğan, çocukluk çağında görülen döküntülü hastalıklara yönelik bilgiler paylaşarak, "Bunlardan biri el ayak ağız hastalığıdır. Ağız içinde ağrılı aftlar, el içi ve ayak tabanında içi su dolu kabarcıklar ile seyreder. Hafif ateş ve iştahsızlık eşlik edebilir. Genellikle hafif seyreder ve 7-10 gün içinde döküntüler iz bırakmadan iyileşir. Ağız yaralarına bağlı sıvı alımı azalabileceğinden dehidratasyon riski vardır. Diğer hastalık kızamık da yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık ile başlar. Ağzın içinde küçük beyaz lekeler (Koplik lekeleri) görülebilir. Kulak arkasından başlayıp yayılan vücuda tipik döküntü vardır. Döküntüler yüzden başlayarak sırayla solar ve kahverengiye döner. Döküntüden 4 gün önce ve 4 gün sonrasına dek bulaşıcıdır. Komplikasyonlar arasında orta kulak iltihabı, zatürre ve beyin zarı iltihabı yer alır. Bir diğer hastalık kızamıkçık da genellikle hafif seyreder. Yüz ve gövdede pembe döküntü, lenf bezlerinde belirgin şişlik görülür. Gebeliğin ilk 3 ayında geçirilmesi anne karnındaki bebek için risklidir. Bu hastalıklardan biri de eritema infeeksiyozum. Bu hastalık Parvovirus B19’a bağlı gelişir. Yüzde ‘tokat atılmış’ gibi parlak kırmızılık ve ardından kollar-bacaklarda dantel tarzı döküntü oluşur. Hafif ateş ve yorgunluk eşlik edebilir. Roseola ınfantum ise 3-4 gün süren yüksek ateşin ani düşmesiyle birlikte gövdeden başlayıp yayılan döküntü görülür. 1-2 gün içinde solar ve iz bırakmaz. Son olarak da suçiçeği kırmızı kabarıklık, içi su dolu vezikül, kabuklanma şeklinde ilerleyen farklı evrede döküntüler ile karakterizedir. Genellikle kaşıntılıdır ve kaşıntıya bağlı bakteriyel enfeksiyon oluşmazsa iz bırakmadan iyileşir" ifadelerini kullandı. Ebeveynlere öneriler Uzm. Dr. Erdoğan, hastalıklarla ilgili ebeveynlere önerilerde bulunarak, "Çocuğun tırnaklarını kısa tutun. Kaşıntı için hekimin önerdiği losyonları kullanın. Bol sıvı tüketmesini sağlayın. Döküntüler bulaşıcı olabilir; kreş/okul dönüşü hekime danışın. Aşılama takvimine uyun" dedi. "Aşı ile önlenebilir döküntülü hastalıklar" Çocukluk çağında görülen bazı döküntülü hastalıkların, rutin aşılama programı sayesinde büyük ölçüde önlenebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erdoğan, "Bu hastalıklar hem ciddi komplikasyonlara neden olabilirken hızlı bulaşma özelliği sebebiyle toplum sağlığı için de tehdittir. Ülkemizde uygulanmakta olan çocukluk çağı aşı takvimi ile kızamık, kızamıkçık, su çiçeği ve kabakulak hastalıkları kontrol altına alınabilmektedir" diye konuştu.
Tıbbi Biyokimya Uzmanı Uzm. Dr. Orhan’dan ailelere uyarı
19 Aralık 2025 Cuma - 12:19 Tıbbi Biyokimya Uzmanı Uzm. Dr. Orhan’dan ailelere uyarı Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Biyokimya Uzmanı Uzm. Dr. Nuri Orhan, çocuklar ve ergenlerde yapılan laboratuvar testlerinin yetişkinlerden farklı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek aileleri uyardı. Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda vücudun sürekli değişim içinde olduğunu belirten Uzm. Dr. Orhan, "Çocuklar ve ergenler, fizyolojik olarak yetişkinlerin küçük birer kopyası değildir. Bu nedenle laboratuvar testlerinde kullanılan referans aralıkları, yaşa ve gelişim dönemine göre farklılık gösterir" dedi. "Yaşa göre değişen değerler yanıltıcı olabilir" Kan sayımı, hormon testleri, vitamin ve mineral düzeyleri gibi birçok laboratuvar test sonucunun çocuklarda yaşa bağlı olarak değişebildiğini ifade eden Orhan, "Yetişkinler için normal kabul edilen bir değer, çocuklarda normal olmayabilir ya da tam tersi geçerli olabilir. Bu durum, sonuçların yanlış yorumlanmasına ve gereksiz endişelere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Ergenlik dönemi özel değerlendirme gerektirir" Ergenlik döneminde hormon seviyelerinde doğal dalgalanmalar yaşandığını belirten Uzm. Dr. Nuri Orhan, bu süreçte yapılan testlerin mutlaka uzman hekimler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Orhan, "Özellikle tiroid, büyüme hormonları ve bazı biyokimyasal testler ergenlik döneminde geçici farklılıklar gösterebilir" dedi. "Klinik bulgularla birlikte değerlendirilmeli" Laboratuvar sonuçlarının tek başına yeterli olmadığını söyleyen Orhan, "Çocuklarda test sonuçları mutlaka klinik bulgular, fizik muayene ve gelişim süreciyle birlikte ele alınmalıdır. Aksi halde gereksiz tetkikler veya yanlış yönlendirmeler söz konusu olabilir" ifadelerini kullandı. Ailelere önemli uyarı Ailelere internetten yapılan karşılaştırmalara itibar etmemeleri çağrısında bulunan Uzm. Dr. Nuri Orhan, "Her laboratuvar sonucu çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim dönemine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle sonuçların mutlaka uzman görüşüyle ele alınması büyük önem taşır" diye konuştu.
Sisli havalarda korkutan zararlı partikül uyarısı
19 Aralık 2025 Cuma - 12:05 Sisli havalarda korkutan zararlı partikül uyarısı Uzmanlar, insan faaliyetleri, sanayi ve şehir yaşamıyla birlikte solunan havada birtakım zararlı partiküllerin sis aracılığıyla aşağıları indiğini ve insanların bu zararlı havayı solduğunu aktardı. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Sinan Bodur, sisli havaların solunum sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsetti. Uzm. Dr. Bodur, "Aslında sis dediğimiz olay, atmosfer şartları ve hava sıcaklıklarıyla birlikte bulutların yeryüzüne doğru yaklaşmasıdır. Yani soluduğumuz havadaki nem miktarının artması anlamına gelir. Ancak sis tek başına masum değildir. Özellikle insan faaliyetleri, sanayi ve şehir yaşamıyla birlikte solunan havada birtakım zararlı partiküller birikmektedir. PM10, PM5 ve PM2.5 olarak adlandırdığımız bu partiküller şehir havasında yoğun şekilde bulunabilmektedir. Özellikle sisli havalarda bu partiküller ve zehirli toksik gazlar, sisin içindeki su buharıyla etkileşime girerek olumsuz sağlık sonuçlarına yol açmaktadır. Solunum hastalığı bulunan bireyler bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Özellikle PM2.5’in altındaki çok küçük partiküller yoğun şekilde kan dolaşımına geçebilmekte, bu da genel sağlığı ciddi biçimde olumsuz etkilemektedir" dedi. Tarihte bunun önemli örneklerinin olduğuna değinen Uzm. Dr. Bodur, "1952 yılında İngiltere’nin Londra kentinde yaşanan büyük sis felaketi bunlardan biridir. Aralık ayında, rüzgârın olmadığı yaklaşık bir hafta boyunca Londra’da görüş mesafesi bir metrenin altına düşmüştür. O yıllarda yoğun kömür kullanımı ve kömür madenleri nedeniyle sisle birlikte ağır bir hava kirliliği oluşmuş, on binlerce insan bundan etkilenmiştir. Resmî rakamlara göre bir hafta içinde yaklaşık 6 bin, bazı kaynaklara göre ise 10 bine varan ölümler yaşanmış, 100 bine yakın kişi sağlık kuruluşlarına başvurmuştur" ifadelerini kullandı. Biz sağlık profesyonelleri, özellikle göğüs hastalıkları uzmanları olarak halkımıza şunu özellikle vurgulamak istiyoruz, sisli ve kirli havalarda, mümkünse kendi sağlığımızı korumak adına sokağa çıkmamaya özen göstermeliyiz. Bununla birlikte hava kalitesi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda idari bir meseledir. Soluduğumuz havanın kalitesinin artırılması toplum olarak hepimizin sorumluluğu ve ortak bir zorunluluktur" diye konuştu.
Sisli havalarda korkutan zararlı partikül uyarısı
19 Aralık 2025 Cuma - 11:52 Sisli havalarda korkutan zararlı partikül uyarısı Uzmanlar, insan faaliyetleri, sanayi ve şehir yaşamıyla birlikte solunan havada birtakım zararlı partiküllerin sis aracılığıyla aşağıları indiğini ve insanların bu zararlı havayı solduğunu aktardı. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Mehmet Sinan Bodur, sisli havaların solunum sağlığı üzerindeki etkilerinden bahsetti. Uzm. Dr. Bodur, "Aslında sis dediğimiz olay, atmosfer şartları ve hava sıcaklıklarıyla birlikte bulutların yeryüzüne doğru yaklaşmasıdır. Yani soluduğumuz havadaki nem miktarının artması anlamına gelir. Ancak sis tek başına masum değildir. Özellikle insan faaliyetleri, sanayi ve şehir yaşamıyla birlikte solunan havada birtakım zararlı partiküller birikmektedir. PM10, PM5 ve PM2.5 olarak adlandırdığımız bu partiküller şehir havasında yoğun şekilde bulunabilmektedir. Özellikle sisli havalarda bu partiküller ve zehirli toksik gazlar, sisin içindeki su buharıyla etkileşime girerek olumsuz sağlık sonuçlarına yol açmaktadır. Solunum hastalığı bulunan bireyler bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Özellikle PM2.5’in altındaki çok küçük partiküller yoğun şekilde kan dolaşımına geçebilmekte, bu da genel sağlığı ciddi biçimde olumsuz etkilemektedir" dedi. Tarihte bunun önemli örneklerinin olduğuna değinen Uzm. Dr. Bodur, "1952 yılında İngiltere’nin Londra kentinde yaşanan büyük sis felaketi bunlardan biridir. Aralık ayında, rüzgârın olmadığı yaklaşık bir hafta boyunca Londra’da görüş mesafesi bir metrenin altına düşmüştür. O yıllarda yoğun kömür kullanımı ve kömür madenleri nedeniyle sisle birlikte ağır bir hava kirliliği oluşmuş, on binlerce insan bundan etkilenmiştir. Resmî rakamlara göre bir hafta içinde yaklaşık 6 bin, bazı kaynaklara göre ise 10 bine varan ölümler yaşanmış; 100 bine yakın kişi sağlık kuruluşlarına başvurmuştur" ifadelerini kullandı. Biz sağlık profesyonelleri, özellikle göğüs hastalıkları uzmanları olarak halkımıza şunu özellikle vurgulamak istiyoruz: Sisli ve kirli havalarda, mümkünse kendi sağlığımızı korumak adına sokağa çıkmamaya özen göstermeliyiz. Bununla birlikte hava kalitesi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda idari bir meseledir. Soluduğumuz havanın kalitesinin artırılması toplum olarak hepimizin sorumluluğu ve ortak bir zorunluluktur’’ diye konuştu. (MAK
Doç. Dr. İrfan Koca: "Teknoloji kullanımı arttıkça fıtık oranı yükseliyor"
19 Aralık 2025 Cuma - 11:50 Doç. Dr. İrfan Koca: "Teknoloji kullanımı arttıkça fıtık oranı yükseliyor" Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, gençlerde bile sıkça görülen bu sağlık sorunu ile ilgili önemli uyarılar yaptı ve fıtık şüphesi yaşayan hastaların izlemesi gereken adımları anlattı. Doç. Dr. Koca, modern yaşam alışkanlıklarının omurga sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti. Uzun süre yanlış pozisyonda oturmanın, telefon ve bilgisayar kullanımının artmasının, omurgayı destekleyen kasları zayıflattığını ifade eden Koca, "Kaslar zayıfladığında disk yapıları üzerindeki yük artıyor ve fıtık gelişimi kolaylaşıyor. Ani, kontrolsüz ve omurgayı zorlayan hareketler de diğer önemli risk faktörüdür" dedi. "Belirtiler ihmal edilmemeli" Ani başlayan bel veya boyun ağrısı, kola ya da bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı gibi şikâyetlerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Koca, "Hastalar bu belirtileri geçiştirmemeli; ilk adım mutlaka uzman bir hekime başvurmaktır. Çünkü her ağrının nedeni fıtık olmayabilir" şeklinde konuştu. "Tanıda MR tek başına yeterli değil" Tanı sürecinde ayrıntılı hasta öyküsü ve fizik muayenenin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koca, gerekli durumlarda kan tahlili ve MR görüntüleme yapıldığını söyledi. Koca, "MR’da görülen her bulgu hastanın şikâyetlerinin nedeni olmayabilir. Bu yüzden hekimin değerlendirmesi ve deneyimi son derece önemlidir" dedi. "Fıtıkların büyük çoğunluğu ameliyatsız düzelir" Halk arasında yaygın olan "Her fıtık ameliyat gerektirir" algısının doğru olmadığını vurgulayan Koca, tedavide ilk aşamaların genellikle konservatif yöntemler olduğunu belirtti. Dr. Koca, "Fizik tedavi uygulamaları (sıcak-soğuk tedavisi, elektroterapi, ultrason, traksiyon, manuel terapi), Kişiye özel kas güçlendirme ve egzersiz programları, doğru duruş ve yaşam tarzı düzenlemeleri, nöralterapi, proloterapi ve ozon tedavisi gibi tamamlayıcı yöntemler" ifadelerini kullandı. Hastanın tedavi sürecine uygun hareket etmesi ile ameliyatsız çözümlerin oranının çok yüksek olduğunu belirten Doç. Dr. İrfan Koca, "Hastanın sabırlı olması çok önemlidir. Boyun ve bel fıtıkları yüzde 95-99 oranında ameliyatsız tedavi edilebilmektedir" dedi. Ameliyat gerektiren durumlar Koca, ameliyatın yalnızca belirli klinik bulgular ortaya çıktığında gündeme geldiğini belirterek şu durumları sıraladı: "Kolda veya bacakta belirgin kuvvetsizlik gelişmesi, İdrar-gaita kontrolünde bozulma gibi acil nörolojik bulgular, Uygulanan tedavilere rağmen 6-8 hafta içinde geçmeyen şiddetli ağrı." İyileşmeyi hızlandıran öneriler Uzman, fıtık hastalarının günlük yaşamda dikkat etmesi gereken noktaları ise şöyle özetledi: "Düzenli egzersiz ve core kaslarını güçlendirme, doğru duruş alışkanlıkları, kilo kontrolü, uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınma, bilinçsiz ağır yük kaldırmama, sigara kullanmama." Fıtıklarla ilgili doğru bilinen yanlışlar Doç. Dr. İrfan Koca, bel ve boyun fıtıkları ile ilgili toplumda doğru bilinen yanlışlar konusunda da bilgiler paylaşarak, "Toplumda bazen ‘Fıtığım var, hareket etmeyeyim’ gibi yanlış bir algı ile karşılaşıyoruz. Fıtığı olan kişi hareket etmelidir. Çünkü, uygun egzersiz tedavinin temelidir. ‘Büyük fıtık kesin ameliyat demek’ şeklindeki düşünce de doğru değildir. Çünkü klinik tablo MR sonucundan daha önemlidir. ‘Fizik tedaviden fayda görmeyen hastanın tek seçeneği ameliyattır’ şeklindeki düşünce de yanlıştır. Çünkü, tamamlayıcı tedaviler birçok hastayı ameliyattan kurtarmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Doğru yönetilen fıtık hastalığı kontrol altına alınabilir" Doç. Dr. Koca, bel ve boyun fıtığı şüphesi olan hastaların şu yol haritasını takip etmeleri gerektiğini vurgulayarak,"Uzman hekime başvurmak. Muayene ve gerekirse MR ile net tanı koymak. Kişiye özel fizik tedavi ve egzersiz programı uygulamak. Yaşam tarzı düzenlemeleriyle omurgayı korumak. Gerekli durumlarda diğer tedavi seçeneklerini değerlendirmek. Fıtık hastalığı doğru yönetildiğinde büyük oranda kontrol altına alınabilir. Önemli olan zamanında bu alanda uzman bir hekime başvurmak ve bilimsel tedavi yöntemlerinden şaşmamaktır" diye konuştu.
Arı ürünlerine alerjisi olanlara ’propolis’ uyarısı
19 Aralık 2025 Cuma - 11:46 Arı ürünlerine alerjisi olanlara ’propolis’ uyarısı Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehmet Refik Sezgin, propolisin özellikle ağız ve cilt sağlığında faydalar sunduğunu ancak bilinçsiz kullanımın alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini söyledi. Sezgin, kozmetik alanda kullanılan propolis ürünlerinde de cildin yenileme etkisinin olmadığını da belirterek, "Yarayı sakinleştirmesi ve rahatlatması açısından uçuk gibi bazı durumlarda yardımcı olabiliyor ama ’Ben bunu sürdüm cildimi yeniledim’ kısmında işe yaramıyor. Alerjik cilt reaksiyonu olan kişilerde alerjen bölgeye sürüldüğünde bu alerjiyi daha da fazla arttırabildiğine dair veriler var" dedi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehmet Refik Sezgin, propolis hakkında açıklamalarda bulundu. Diyetisyen Sezgin, propolisin doğanın güçlü arı ürünlerinden biri olduğunu belirterek, "Propolis, baktığımızda doğanın güçlü ürünlerinden bir tanesi. Sağlık için kullanım alanlarıyla ilgili çok sayıda klinik çalışma bulunuyor" dedi. Propolisin özellikle çocuklar ve yetişkinlerde ağız sağlığı açısından değerli bir ürün olduğuna dikkati çeken Sezgin, "Ağız içi yaralar, aftlar ve mukozal problemler üzerinde etkili olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda ağız içindeki mikrobiyal dengeyi düzenlemeye yardımcı oluyor" ifadelerini kullandı. Çocukluk çağında plak oluşumunu azaltabildiğine dair veriler bulunduğunu aktaran Sezgin, uçuk tedavisinde de propolisin destekleyici olarak kullanıldığını belirterek, "Uçuklarda hem lezyonun iyileşmesi hem ağrının hafifletilmesi hem de kabuklanmanın azaltılması için tercih edilebiliyor" diye konuştu. "Kullanım mutlaka uzman kontrolünde olmalı" Propolisin kullanımında mutlaka uzman görüşü alınması gerektiğini vurgulayan Dyt. Sezgin, "Ağız sağlığı için kullanılacaksa diş hekimi, çocuklarda ise aynı zamanda pediatrist kontrolü mutlaka olmalı" uyarısında bulundu. "Alerji riskine dikkat" Propolisin her birey için uygun olmayabileceğini ifade eden Sezgin, dermatoloji rehberlerinde arı ürünlerinin uyarıcı olarak yer aldığını hatırlatarak, "Herhangi bir arı ürününe alerjisi olan kişilerde propolis de ciddi reaksiyonlara yol açabilir" dedi. "Ben bunu sürdüm cildimi yeniledim kısmında işe yaramıyor" Cilt ve dermokozmetik alanlarda erken evre sivilcelerde antibakteriyel özelliği sayesinde kullanılabildiğini ancak sınırlı etkisi olduğunu kaydeden Sezgin, "Yarayı sakinleştirmesi ve rahatlatması açısından uçuk gibi bazı durumlarda yardımcı olabiliyor ama ’Ben bunu sürdüm cildimi yeniledim’ kısmında işe yaramıyor. Alerjik cilt reaksiyonu olan kişilerde alerjen bölgeye sürüldüğünde bu alerjiyi daha da fazla arttırabildiğine dair veriler var. Bala karşı hassasiyeti varsa zaten bu gıdalardan uzak durulmasını istiyoruz. Çünkü bu da bir arı ürünü bunu bir arı üretiyor. Dolayısıyla bunu kullananda ciddi anlamda sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Bala ve diğer arı ürünlerine hassasiyeti olan kişilerin propolisten uzak durması gerektiğini vurgulayan Sezgin, bilinçsiz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini sözlerine ekledi.
Akran zorbalığı sessiz ilerliyor, uzmanlar aileleri uyarıyor
19 Aralık 2025 Cuma - 10:59 Akran zorbalığı sessiz ilerliyor, uzmanlar aileleri uyarıyor Son zamanlarda gerek okullarda gerekse sosyal medya ve dijital platformlarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, çocuk ve ergen ruh sağlığını tehdit eden önemli bir toplumsal sorun olarak öne çıkıyor. Psikolog Cansu Kaya, akran zorbalığının tekil bir davranıştan ziyade niyet, tekrar ve güç dengesizliği içeren sistematik bir davranış örüntüsü olduğunun altını çizdi. Akran zorbalığının fiziksel, sözel ve psikolojik boyutları olabildiğini belirten Medicana Çamlıca Hastanesi’nden Klinik Psikolog Cansu Kaya, erkek çocuklarının daha çok fiziksel zorbalığa, kız çocuklarının ise psikolojik zorbalığa maruz kaldığını ifade etti. Psk. Cansu Kaya, "Zorbalık çoğu zaman daha güçlü, daha popüler ya da sosyal statüsü yüksek olduğu düşünülen çocuklar tarafından uygulanıyor. En savunmasız çocuklar ise bu davranışlara karşı daha büyük risk altında" dedi. Yüz yüze zorbalığın yanı sıra siber zorbalığın da ciddi sonuçlar doğurabildiğine dikkat çeken Psk. Cansu Kaya, çevrimiçi ortamda yapılan zorbalığın mağdura günün her saatinde ulaşabildiğini ve kalıcı dijital izler bırakabildiğini vurguladı. Kaya, "Ebeveynler çocuklarının çevrimiçi dünyasını her zaman birebir takip edemeyebilir. Bu nedenle siber zorbalık, fark edilmesi en zor ama etkisi en yıkıcı zorbalık türlerinden biridir" diye konuştu. "Çocuklar arasında olur" demeyin Akran zorbalığının çocuklar üzerinde uzun vadeli etkilere neden olabileceğini belirten Psk. Cansu Kaya, "Zorbalığa maruz kalan çocuklarda depresyon, kaygı bozuklukları, özgüven kaybı, akademik başarısızlık ve ilerleyen dönemlerde riskli davranışlar görülebilir. Bu nedenle ‘çocuklar arasında olur’ düşüncesi son derece yanlıştır" uyarısında bulundu. Aileler bu işaretlere dikkat etmeli Klinik Psikolog Cansu Kaya, bazı çocukların yaşadıklarını açıkça ifade edemeyebileceğini belirterek ailelerin dikkat etmesi gereken işaretleri şöyle sıraladı: Okula gitmek istememe, devamsızlık Nedeni açıklanamayan fiziksel yaralanmalar Sosyal ortamlardan kaçınma Ani ruh hali değişimleri, içe kapanma veya öfke patlamaları Uyku sorunları, kabuslar İnternet veya telefon kullanımı sonrası belirgin gerginlik "Çocuğunuzu dinleyin, suçlamayın" Zorbalığa maruz kalan çocuklara yaklaşımın büyük önem taşıdığını vurgulayan Psk. Cansu Kaya, "Ebeveynler öncelikle sakin kalmalı, çocuğu dinlemeli ve yaşananların onun suçu olmadığını net bir şekilde hissettirmelidir. Okul ile iş birliği yapılmalı ve çocuk yalnız bırakılmamalıdır" dedi. Zorbalık yapan çocukların da çoğu zaman karmaşık duygularla baş etmekte zorlandığını belirten Psk. Cansu Kaya, "Bu çocuklar genellikle ilgi görme, kabul edilme ya da yaşadıkları başka sorunlarla başa çıkma çabası içindedir. Suçlamak yerine, nedenleri anlamak ve sağlıklı baş etme yolları öğretmek gerekir" şeklinde konuştu ve ekledi: "Akran zorbalığı hem mağdur hem de zorbalık yapan çocuk için profesyonel destek gerektirmektedir. Erken dönemde alınan psikolojik destek, çocukların yaşadıkları olumsuz deneyimlerin kalıcı ruhsal sorunlara dönüşmesini önleyebilir."