Son Dakika
|
ASAYİŞ
Fatih’te bitişik halde bulunan 2 gecekondu çöktü: Yaralılar var!
Katar’da askeri helikopter kazası: 3 Türk personel şehit
Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İran’dan ABD’ye Hürmüz uyarısı: "Enerji tesislerine saldırı olursa Hürmüz tamamen kapatılacak"
Bayram bitiyor, tatilciler mega kentlere akın ediyor: 43 ilin geçiş noktasında yoğun trafik
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize’de komşularıyla bayramlaştı
Azerbaycan’dan Türkiye ve Katar’a başsağlığı
Isparta-Antalya kara yolunda feci kaza: 2 ölü, 4 yaralı
Vali Gül ve İl Emniyet Müdürü Yıldız’dan enkazdan kurtarılan yaralılara hastane ziyareti
Sadettin Saran: "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız"
SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır"
22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32
Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38
Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mart 2026 Cumartesi- 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
2
17 Aralık 2025 Çarşamba- 10:11
Uzmanından H3N2 uyarısı: "2026 yılı Mart ayına dikkat"
3
17 Ocak 2026 Cumartesi- 11:32
Türkiye’nin en büyük şehir hastanesi Sancaktepe’de yükseliyor
4
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:54
Maçta kaleciyle çarpışan genç futbolcunun böbreği parçalandı, ameliyatla hayatı kurtuldu
5
10 Ağustos 2007 Cuma- 16:04
Cinsel gücü arttıran 'Kudret Narı'
23 Aralık 2025 Salı - 14:43
Türkiye’de en sık görülen 7 vitamin eksikliği ve alınması gereken önlemler
İç Hastalıkları Uzm. Dr. İrem Özçelik, Türkiye’de yaygın olarak görülen vitamin eksikliklerinin belirtileri ve bu eksikliklere karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Türkiye’de ve dünyada giderek yaygınlaşan vitamin eksiklikleri, birçok kronik hastalık ve rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer alıyor. Beslenme alışkanlıklarının bozulması, hazır gıda tüketiminin artması, toprak fakirleşmesi ve güneş ışığından yeterince faydalanılamaması vitamin eksikliklerini tetikleyen başlıca nedenler arasında gösteriliyor. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de özellikle D vitamini ve B12 eksikliğinin yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. İrem Özçelik, vitamin eksikliklerinin çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek, düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti. Kendinizi iyi hissetseniz bile kontrollerinizi yaptırın Vitamin eksikliklerinin sessiz seyredebildiğini ifade eden Özçelik, "Kişinin kendini iyi hissetmesi vitamin eksikliği olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle düzenli kan tahlilleri yaptırılmalıdır. Ayrıca vitamin takviyeleri mutlaka doktor veya diyetisyen kontrolünde kullanılmalıdır" dedi. D vitamini eksikliği yaygın Türkiye’de D vitamini eksikliğinin oldukça sık görüldüğünü belirten Özçelik, bu durumun kemik erimesi, kas-eklem ağrıları, bağışıklık sisteminde zayıflık ve yorgunluk gibi sorunlara yol açtığını ifade etti. Özçelik, güneşten yeterince faydalanmanın ve gerekli durumlarda takviye kullanılmasının önemine değindi. B12 eksikliği unutkanlığa yol açabiliyor B12 vitamini eksikliğinin özellikle vejetaryenler ve ileri yaş grubunda sık görüldüğünü belirten Özçelik, "B12 eksikliği kansızlık, unutkanlık, el ve ayaklarda uyuşma gibi nörolojik belirtilerle kendini gösterebilir" diye konuştu. Demir eksikliği kadınlarda daha sık Demir eksikliğinin özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu söyleyen Özçelik, bu durumun halsizlik, saç dökülmesi ve çarpıntıya neden olabildiğini ifade etti. Demir emiliminin C vitaminiyle artırılabileceğini de sözlerine ekledi. C vitamini bağışıklık için önemli C vitamini eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığını belirten Özçelik, sigara içenler ve stres altında olan bireylerin bu vitamine daha fazla ihtiyaç duyduğunu ifade etti. A vitamini göz sağlığını etkiliyor A vitamini eksikliğinin gece körlüğü ve bağışıklık sorunlarına yol açabildiğini belirten Özçelik, dengeli beslenme ile bu eksikliğin önlenebileceğini söyledi. Folik asit gebelikte hayati öneme sahip Folik asit eksikliğinin gebelikte ciddi sorunlara neden olabileceğini vurgulayan Özçelik, gebelik planlayan kadınların mutlaka folik asit takviyesi alması gerektiğini belirtti. K vitamini kanama riskini artırıyor K vitamini eksikliğinin kanama eğilimine yol açabileceğini ifade eden Özçelik, özellikle uzun süre antibiyotik kullanan bireylerin bu açıdan dikkatli olması gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. İrem Özçelik, vitamin eksikliklerinin erken teşhisle kolaylıkla tedavi edilebileceğini belirterek, bilinçsiz takviye kullanımından kaçınılması gerektiğini sözlerine ekledi.
23 Aralık 2025 Salı - 13:44
Aydınlı sağlık ekibi birinciliği bırakmadı
Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım ekibi, çocuk yoğun bakım alanında yürüttükleri bilimsel çalışmalarla üst üste dört yıldır ödül almayı başarırken, bu yıl da birincilik ödülüne layık görüldü. Geçtiğimiz ay Antalya’da düzenlenen Uluslararası Katılımlı 21. Ulusal Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Kongresi ile 17. Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Hemşireliği Kongresi’nde, Türkiye’nin saygın üniversiteleri ve eğitim araştırma hastanelerinin yer aldığı kategoride, Aydınlı ekibin çalışması birincilik ödülü aldı. Birincilik ödülüne layık görülen çalışma, kongrede ekip adına Selma Albayrak tarafından sunulan "Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde; Hemşire Odaklı Bispektral İndeks (BIS) İzlemiyle Uygulanan Sedasyon Protokolünün Klinik Sonuçlara Etkisi: Prospektif, Randomize Kontrollü Çalışma" başlığını taşıyor. Sağlık ekibi geliştirdikleri yeni protokol sayesinde, solunum cihazına bağlı çocuklarda kullanılan anestezik ilaçların miktarını belirgin şekilde azaltmayı başardı. Çocuk Yoğun Bakım ekibinin sorumlusu Doç. Dr. Ekin Soydan, başarıya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: "Bu kongrelerde Türkiye’nin en saygın hastaneleri yer alıyor. Bildiğimiz kadarıyla dört yıl üst üste ödül alan başka bir merkez bulunmuyor. Bu nedenle elde edilen başarı bizim için ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı. Ekip arkadaşımız Selma Albayrak, yıl boyunca araştırmamızın bulgularını titizlikle derleyerek kongrede son derece başarılı bir sunum gerçekleştirdi. 1.lik ödülünü tekrar kazanmamızı sağladı. Yaklaşık 3,5 yıldır Aydın’da görev yapan bir hekim olarak, hasta bakımında son derece özverili, insani ve mesleki açıdan güçlü bir yoğun bakım ekibiyle çalışıyorum. Bu başarının arkasındaki en önemli güç, ekip arkadaşlarımdır. Önceki yıllarda birincilik ödülü alan çalışmalarımızın yurt dışında saygın dergilerde yayımlanacak olması bizi ayrıca mutlu etti. Çalışmalarımızda ve mesleki eğitim sürecimde büyük katkıları bulunan, İzmir Behçet Uz Çocuk Hastanesi’nden Prof. Dr. Hasan Ağın hocama da buradan özellikle teşekkürlerimi iletmek isterim’
23 Aralık 2025 Salı - 13:38
Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Ulubay’dan MHRS randevuları için uyarı
Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, MHRS üzerinden alınan randevularda yaşanan karışıklık nedeniyle vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Başhekim Doç. Dr. Mahmut Ulubay yaptığı açıklamada, Aralık ayı itibarıyla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ana Bina, Atakum Polikliniği, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ile Onkoloji Ek Hizmet Binalarının MHRS randevularının Samsun Şehir Hastanesi bünyesi üzerinden verilmeye başlandığını belirtti. MHRS randevu ekranında randevu alınan kurumun "Samsun Şehir Hastanesi" olarak göründüğünü, muayene olunacak yer bölümünde ise ilgili ek hizmet binasının yer aldığını ifade etti. Ancak randevu ekranındaki harita bölümünde ek hizmet binalarında alınan randevular için de konum olarak ana hastane olan Samsun Şehir Hastanesinin gösterilmesi nedeniyle, bazı vatandaşların Atakum’daki ek hizmet binaları yerine Canik ilçesinde yeni hizmete giren ana binaya gittiği bilgisinin kendilerine ulaştığını aktaran Ulubay, bu durumun mağduriyete yol açabildiğini söyledi. Başhekim Ulubay, şu an itibarıyla Canik ilçesindeki Samsun Şehir Hastanesinde yalnızca Göğüs Hastalıkları Kliniğinin hizmet verdiğini, diğer ek hizmet binalarının ise taşınma süreci tamamlanana kadar kendi mevcut binalarında hizmet vermeye devam edeceğini kaydetti. Vatandaşların mağduriyet yaşamamaları için MHRS üzerinden randevu aldıktan sonra randevu ekranında muayene olacakları hizmet binasını mutlaka kontrol etmeleri ve muayene için belirtilen ek hizmet binasına gitmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Ulubay, süreçle ilgili yeni gelişmeler oldukça kamuoyunun bilgilendirileceğini de sözlerine ekledi.
23 Aralık 2025 Salı - 13:36
Çocuklarda düztabanlığın 4 önemli sinyaline dikkat
Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi. Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi. "Bebekler doğuştan düztabandır" Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır. "Ayak kemeri gelişmezse" Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur. Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir. Düztabanlığın 2 çeşidi var Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. Esnek düztabanlık: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet oluşturmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir. Sert düztabanlık: İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır. Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir. Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde. Hareketle artan ayak ağrısı. Ayak bileği şişmesi. Sıkı topuk bağları "Riski artıran nedenlere dikkat" Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır; Obezite. diyabet (şeker hastalığı), romatizmal eklem iltihabı, ayak veya ayak bileği yaralanmaları, yaşlanmanın etkisi. Erken teşhis önemli Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır. Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.
23 Aralık 2025 Salı - 13:17
‘Türkiye Geneli Kaçak Tütün Ürünleri Tüketimi saha Araştırması Bulguları ve Vergi Politikası Zorlukları Çalıştayı’ Ankara’da düzenlendi
‘Türkiye Geneli Kaçak Tütün Ürünleri Tüketimi saha Araştırması Bulguları ve Vergi Politikası Zorlukları Çalıştayı’, Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Külliyesi’nde gerçekleştirildi. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği’nin de katkılarıyla, ‘Türkiye Geneli Kaçak Tütün Ürünleri Tüketimi saha Araştırması Bulguları ve Vergi Politikası Zorlukları Çalıştayı’, Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Külliyesi’nde düzenlendi. Çalıştaya, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayıp Birinci, İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Aktaş, Dernek Başkanı Yasemin Açık, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Açılış konuşmaları ile başlayan program, saha araştırmalarının yer aldığı oturumlar ile devam etti. "Dünya genelinde 13-15 yaş aralığında en az 40 milyon çocuk halihazırda en az bir tütün ürünü kullanıyor" Ne kadar önlem alınsa da tütün endüstrisinin kazanımları için yöntem değiştirdiğini söyleyen Birinci, "Günümüzde en büyük tehditlerden biri elektronik sigaralar, nikotin poşetleri, sentetik nikotin içeren yeni ürünler, yenilik ve zarar azaltması söylemleriyle her gün daha masum görüntü vererek sigarayı yaymaya devam ediyorlar. Oysa bu ürünlerin biçimi değişse de temel amacı değişmiyor. Temelde nikotin bağımlılığını sürdürmek üzere özellikle çocukları ve gençleri hedef olarak kendi pazarlarını korumak ya da genişletmeye yönelik çalışmalar yürütüyorlar. Bu kapsamda, aykos benzeri ısıtılmış tütün ürünlerinin dumansız ve zararsız olmadığını çok defa belirtmiş olmasına rağmen geleneksel sigarayla aynı bağımlılık potansiyeline sahip olduğuna dair geri bildirimler ve en kritik risk masum göstererek de sigaraya başlamayı ciddi düzeyde arttırdığına dair bilimsel araştırmalar artık karşımızda. Ortaya çıkan bu güncel verilere baktığımızda da dünya genelinde 13-15 yaş aralığında en az 40 milyon çocuk halihazırda en az bir tütün ürünü kullanıyor. Bunların 20 milyonu sigara, 10 milyonu dumansız tütün. Baktığınızda dumansız tütün çok yaygın hale geldiğini ve gençleri hedef koyduğunu gösteriyor. Daha da çarpıcı olan ise en az 15 milyon çocuğun bu yaşta elektronik sigaraya başlamış olması" şeklinde konuştu. "2025 yılının 11 ayında 522 bin 830 adet elektronik sigara ele geçirilmiştir" Aynı zamanda Aktaş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "17 bin 391’i 2025 yılında olmak üzere son 3 yılda toplam 51 bin 55 operasyon gerçekleştirilmiş ve 64 bin 769 şüpheli hakkında adli işlemler yürütülmüştür. Son 3 yıllık operasyonlarda 27 milyon paket kaçak sigara, 5 milyar adet boş makaron, 1 buçuk milyar adet dolu makaron, 2 bin 800 ton tütün, 2.6 milyon adet puro ve çeşitleriyle 1,6 milyar adet elektronik sigara ele geçirilmiştir. 2025’in 11 ayı itibariyle ele geçirilen sigara paketi miktarları 11 milyonu, boş makaron miktarı 1.4 milyarı ve dolu makaron miktarı ise 334 milyon adeti aşmaktadır. Cumhurbaşkanlığı kararınca elektronik sigaranın yasaklanmasına rağmen bu ürünlerde yasa dışı yollarla maalesef piyasaya sürülmektedir. Yapılan operasyonlar neticesinde 2025 yılının 11 ayında 522 bin 830 adet elektronik sigara ele geçirilmiştir." "Sizleri 3-7 Haziran 2026 tarihleri arasında Elazığ’da Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi’ne davet ediyorum" Çalıştayda alınan sonuçların hem halk sağlığına hem de kamu güvenliği ile vergi fiyat politikalarına önemli katkılar sunacağını belirten Açık, "Yaptığımız bu toplantı bundan 30’dan fazla yıl önce başlamış olan bir sigara mücadelesinin doğal bir ilerlemesidir. Aslında biz Elazığ’da bir grup öğretim üyesi Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bundan 30 yıl kadar önce sigara mücadelesine başladığımızda burada çok değerli hocalarım ve sayın bakanımın da olduğu bir ekip içerisinde yoğun emekler verildi. 1993 yılında Sağlığı Geliştirme ve Sigarayla Mücadele Derneği kuruldu. Bu dernek 1998 yılında kamu yararı çalışan dernek unvanını aldı. Elazığ’da 90’lı yıllarda birçok faks kampanyası başlatıldı. Periyodik yayın çıkarıldı. Uluslararası katılımlı sigara sağlığı Kongreleri düzenlendi. Bırak kazan kampanyaları yapıldı. Bu çalışmaları hala yürütüyoruz. Sizleri 3-7 Haziran 2026 tarihleri arasında Elazığ’da yapılacak olan uluslararası katılımlı, Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi’nde davet etmek isterim. Bu mücadeleye gönül vermiş herkesi orada tekrar güç birliği yaparak, bir araya gelerek sigara mücadelesini yürütmeye davet etmek istiyorum" diye konuştu.
23 Aralık 2025 Salı - 12:58
Sinop’ta hayat kurtaran kan bağışı etkinliği
Sinop’ta, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve kan ihtiyacı olan hastalara destek olmak amacıyla kan bağışı kampanyası düzenlendi. Erfelek Atatürk İlkokulu’nda, Türk Kızılay iş birliğiyle gerçekleştirilen kampanya, sabah saatlerinden itibaren yoğun ilgi gördü. Etkinlik boyunca veliler, öğretmenler, okul personeli ve çevre sakinleri, kan vermek için sırayla kayıt yaptırdı. Sağlık görevlileri, bağışçılara kan bağışı süreci hakkında bilgilendirme yaptı. Ayrıca tansiyon ölçümü ve kan grubu kontrolü gibi ön değerlendirmeler titizlikle gerçekleştirildi. Katılımcılar, hem toplumsal dayanışmaya katkı sağladı hem de hayat kurtaracak bir destek sundu.
23 Aralık 2025 Salı - 12:33
HPV yaygın ancak önlenebilir bir sağlık sorunu
HPV (Human Papilloma Virüsü), dünya genelinde en sık görülen viral enfeksiyonlar arasında yer alırken, çoğu zaman belirti vermeden seyrediyor. Uzmanlar, HPV’nin yaygın olmasına rağmen doğru bilgilendirme, düzenli kontroller ve aşı ile büyük oranda önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekiyor. HPV, cinsel ilişki yoluyla bulaşabildiği gibi, vajinal, anal ya da oral temas olmaksızın yalnızca cilt teması ile de geçiş gösterebiliyor. Kondom kullanımı bulaşma riskini azaltmakla birlikte tam koruma sağlamıyor. Bu nedenle uzmanlar bilinçli korunmanın ve periyodik kontrollerin önemini vurguluyor. Memorial Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Onur Şivaz, HPV’nin çok sayıda alt tipi bulunduğunu belirterek, bazı tiplerin genital bölgede siğillere yol açtığını, bazı tiplerin ise uzun süre vücutta kalması halinde rahim ağzı kanseri başta olmak üzere bazı kanser türleriyle ilişkilendirilebildiğini ifade etti. Dr. Şivaz, HPV taşıyan herkesin kanser olacağı yönündeki algının yanlış olduğunu, çoğu vakada bağışıklık sisteminin virüsü kendiliğinden temizlediğini söyledi. HPV enfeksiyonu çoğu zaman belirti göstermezken, belirti görülen durumlarda genital bölgede ağrısız siğiller ortaya çıkabiliyor. Kadınlarda ise smear testlerinde anormal hücresel değişiklikler saptanabiliyor. Uzmanlar, erken tanı için düzenli jinekolojik ve dermatolojik kontrollerin büyük önem taşıdığını belirtiyor. HPV’yi tamamen ortadan kaldıran özel bir ilaç bulunmadığını belirten uzmanlar, tedavide amacın virüsün neden olduğu lezyonları ve riskleri kontrol altına almak olduğunu ifade ediyor. Genital siğillerin varlığında dondurma, yakma, lazer uygulamaları ya da hekimin önerdiği topikal tedaviler uygulanabiliyor. Bu yöntemlerin bulaştırıcılığı da önemli ölçüde azalttığı bildiriliyor. HPV’ye karşı korunmada en etkili yöntemin aşı olduğu vurgulanıyor. HPV aşısı, genital siğillere ve kansere yol açabilen tiplere karşı koruma sağlıyor. Erken yaşta uygulandığında etkinliği daha yüksek olan aşı, cinsel olarak aktif bireylerde de fayda sağlıyor. Aşı, hem kadınlara hem de erkeklere uygulanabiliyor. Uzmanlar, HPV tanısının utanılacak ya da korkulacak bir durum olmadığını, doğru bilgilendirme, düzenli takip ve koruyucu önlemlerle HPV’ye bağlı ciddi sağlık sorunlarının büyük oranda önüne geçilebileceğini belirtiyor.
23 Aralık 2025 Salı - 12:31
Sinop’ta çocuklara sağlıklı hayat bilinci kazandırıldı
Sinop’ta İl Sağlık Müdürlüğünce yürütülen "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı" kapsamında Fatih İlköğretim Okulu’nda düzenlenen etkinliklerde çocuklara sağlıklı yaşam bilinci kazandırıldı. Etkinliğe İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan ile Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mehmet Bağlıoğlu da katılım sağladı. Gerçekleştirilen etkinliklerde çocuklara ağız ve diş sağlığı, kişisel hijyen, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, aile hekimliği hizmetleri ve acil sağlık hizmetleri konularında bilgilendirme yapıldı. Ayrıca, uygulamalı eğitimlerle çocukların sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmaları hedeflendi. Etkinliğe katılım gösteren öğrenciler "Sağlık Elçisi" ilan edildi. Sinop İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, geleceğin teminatı olan çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişmesini amaçlayan farkındalık çalışmalarının il genelinde kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.
23 Aralık 2025 Salı - 12:26
Medical Point Gaziantep, 3. Bölgesel Türk Nöroşirürji Akademisi Toplantısı’na ev sahipliği yaptı
Medical Point Gaziantep Hastanesi, Türk Nöroşirürji Akademisi tarafından düzenlenen 3. Bölgesel Türk Nöroşirürji Akademisi Toplantısı’na ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen alanında uzman ve değerli beyin ve sinir cerrahlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantı bilimsel paylaşımların, güncel gelişmelerin ve mesleki deneyim aktarımının ön planda olduğu verimli bir akademik platform sundu. Nitelikli sunumlar ve interaktif oturumlarla zenginleşen program, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Toplantının Bölgesel Toplantı Başkanlığını Medical Point Gaziantep Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aslan Güzel ve Op. Dr. Hüseyin Karasu üstlenirken Türk Nöroşirürji Akademisi Başkanı Prof. Dr. Uygur Er başta olmak üzere akademi üyeleri de organizasyona katıldı. Toplantıda Dr. Aslan Güzel konferans verdi. Prof. Dr. Güzel, "Olgudan Klinik Serilere" başlıklı sunumunda, beyin, omurilik ve sinir cerrahisi alanında hangi hastaların ameliyat edilmesi gerektiği ve hangi hastalarda cerrahi dışı yaklaşımların tercih edilmesi gerektiğini somut vaka örnekleriyle ele aldı. Mesleki birikim ve deneyimlerini paylaştığı bu konferans, katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi ve büyük beğeni topladı.
23 Aralık 2025 Salı - 12:22
Tüp mide ameliyatı hastalara konfor ve ağrısız bir tedavi imkanı sunuyor
DENİZLİ (İHA) – Denizli’de aşırı kilolarından kurtulmaları için ağrısız tüp mide ameliyatı uygulanan iki hasta, sağlıklı kilo kaybını günlük yaşamlarını daha rahat sürdürerek sağladı. Ağrısız tüp mide ameliyatları hakkında bilgi veren Öğr. Üyesi Prof. Dr. Onur Birsen, "Ağrısız tüp mide ameliyatı olarak da bilinen perigastrik blokaj yöntemiyle gerçekleştirdiğimiz sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarında, hastalar ameliyat sonrasında çok daha kısa sürede sağlığına kavuşmakta ve belirgin şekilde daha az ağrı hissetmektedir. Perigastrik blokaj tekniği, ameliyat sırasında mide çevresindeki sinir hatlarına uygulanan bölgesel bir anestezi yöntemi olup, hastanın ameliyat sonrası ağrı kontrolünü önemli ölçüde iyileştirir. Bu sayede hastalar hem erken yürüme olabilmekte hem de normal yaşantılarına daha hızlı dönebilmektedir. Ayrıca bu yöntemin kullanılması, ameliyat sonrası narkotik ağrı kesicilere duyulan ihtiyacı azaltarak hem daha konforlu hem de daha güvenli bir iyileşme süreci sağlamaktadır. Sleeve gastrektomi zaten kapal) olarak uygulandığı için hastaların iyileşme süreci kısa olsa da, perigastrik blokaj sayesinde bu konfor bir adım daha ileri taşınmaktadır. Kısacası, uyguladığımız bu yöntemle hastalarımız ameliyat sonrası dönemi daha rahat geçirirken, hızlı ve güvenli bir şekilde sağlıklarına kavuşmaktadır. Bu yöntemi son olarak iki hastamıza başarıyla uyguladık ve her iki hastamızın da ameliyat sonrası süreci son derece rahat ve konforlu geçirdiğini gözlemledik" dedi. "Kilolarım yüzünden yaşadığım zorluklar artık geride kaldı." Ameliyat sonrası kilo vermeye başlayan hasta Erkan İpek de iyileşme sürecini şu sözlerle anlattı: "Ameliyat olmaya karar vermeden önce endokrin bölümünde uzun süre tedavime devam ettim. Bu süreçte 50 kilo verdim fakat kısa sürede geri aldım. Ardından akupunktur denedim, 35 kilo verdim ama 45 kilo geri aldım. Daha sonra diyetisyen eşliğinde diyetler yaparak 40 kilo vermeyi başardım; fakat 50 kilo geri aldım. Tüm bu denemelerden sonra artık ameliyatsız bu sorunun çözülemeyeceğini anladım ve ameliyat olmaya kesin olarak karar verdim. Kilolu olmak normal hayatımı her anlamda etkiliyordu; ayakkabılarımı bağlayamaz hale gelmiştim, nefes nefese kalıyordum ve gerçekten büyük bir eziyet çekiyordum. Kilolu olmak hem fiziksel hem de ruhsal açıdan oldukça zor ve sağlığım açısından ciddi riskler taşıyordu. Bu nedenle bu ameliyat benim için bir dönüm noktası oldu. Ameliyattan sonra toparlanma sürecim beklediğimden daha rahattı. Ağrılarım minimum seviyedeydi. Şu an kendimi daha hafif, daha enerjik ve daha umutlu hissediyorum." Ameliyat olan diğer hasta Rafet Akbaş ise "Kilo artık vücuduma zarar vermeye başlamıştı. Nefes almakta zorlanıyor, yürürken hemen yoruluyor, günlük işlerimi bile yapamaz hale geliyordum. Üstelik abimin daha önce Onur Hoca’da ameliyat olup gözlerimin önünde nasıl değiştiğine birebir şahit oldum. Kısa sürede verdiği kilolarla hem sağlığına kavuştu hem de hayatına çok daha konforlu bir şekilde devam etmeye başladı. Bu değişimi görünce, benim için de en doğru kararın ameliyat olduğuna inandım. Ameliyattan sonra şu an çok rahatım, kendimi daha özgür hissediyorum. Artık geleceğe dair umutlarım daha güçlü" ifadelerini kullandı.
23 Aralık 2025 Salı - 11:56
Çavdarhisar’da hayvan işletmelerinde salgın hastalıklara karşı dezenfeksiyon
Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesinde, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından hayvan işletmelerinde salgın hastalıklara karşı dezenfeksiyon çalışması gerçekleştirildi. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü personelleri tarafından ilçeye bağlı Hacımahmut Köyü’nde bulunan hayvancılık işletmelerinde yürütülen çalışmalarda, bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıklarının önlenmesine yönelik kapsamlı dezenfeksiyon uygulamaları yapıldı. Çalışmalar kapsamında ayrıca işletme sahiplerine, hayvan sağlığının korunması, salgın hastalıklara karşı alınması gereken önlemler ve uygulanması gereken koruyucu tedbirler hakkında bilgilendirme yapıldı. Yetkililer, benzer çalışmaların ilçe genelinde belirli aralıklarla sürdürüleceğini belirtti.
23 Aralık 2025 Salı - 11:42
Karalezli: "Sinir kesileri tamir edilebilir"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Nazım Karalezli, sinir kesilerinde erken tanı ve doğru tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, bazı ateşli silah yaralanmaları ve boyundaki sinir köklerinde sinirlerin tamamen ayrıldığı kopmalar dışında çoğu sinir yaralanmasının tedavi edilebildiğini vurguladı. Prof. Dr. Mustafa Nazım Karalezli, sinir kesilerinde her vakanın tedavi edilebilir olmadığını ancak çoğu hastada doğru zamanda müdahale ile olumlu sonuçlar alınabildiğini söyledi. Bazı ateşli silah yaralanmalarına bağlı gelişen hasarlar ile omurgada sinirlerin kökünden koparak ayrıldığı durumların istisna olduğunu vurgulayan Karalezli, bu tür ağır yaralanmalar dışında zamanında yapılan tedavilerin başarı şansına sahip olduğunu ifade etti. Karalezli, "Kol ve bacaktaki sinirler üçe ayrılır. Duyu sinirleri yani sadece duyu işlevi gören sinirler, motor sinirler yani kasları çalıştırmak için onlara uyarı gönderen sinirler ve miks yani her ikisini de içinde bulunduran sinirler. Duyu sinirleri kesilince sadece duyu kaybı olur. Fakat kasa giden sinirler kesilince kesilen sinir hangi kasa gidiyor ise o kas çalışamaz. Örneğin; kol kemiği kırılınca en çok zedelenen radial sinirin çalışmaması halinde kişi el bileğini ve parmaklarını bükebilir, yumruk yapabilir ama el bileğini ve parmakları yukarı kaldıramaz" diye kaydetti. Karalezli, vücut kaslarının uyarı almadığı zaman erimeye başladığını belirterek, "Zamanla kas doku yerini yağ dokusuna bırakır. Bu değişim kişisel farklılıklar gösterse de ortalama 1 yıldır. Bu yüzden duyu sinirlerini çok uzun zaman geçse de tamir edebiliyoruz en azından şans verebiliyoruz ama kasa giden motor sinirler 1 seneden sonra tamir edilse bile kas dokusu yağ dokuya döndüğü için tedaviye cevap vermeyebiliyor. Bu süre dediğim gibi kişisel farklılıklar gösterebilir." ifadelerini kullandı. Tanıda kan testlerinin sınırlı olduğunu belirten Karalezli, uzman muayenesine dikkat çekti: "Genel olarak spesifik bir kan testi yoktur. EMG ve ultrason en çok kullanılan tanı yöntemleridir. MR da faydalı olabilir. En önemli tanı aracı ise iyi yapılmış muayenedir. Çocuklarda doğum sırasında boyundan kola giden sinirlerin yaralanmasına ayrı bir yer açmak gerekir. Brakial pleksus dediğimiz bu sinir ağı, doğum sırasında çekmeye bağlı gerilebilir veya kopabilirler. İyi yanı %90 ihtimalle iyileşirler ama mutlaka uzman muayenesi ve takibi şarttır. Burada ebeveynleri özellikle uyarmak gerekir. Brakial pleksus lezyonu olan bir çocuğu olan annenin diğer doğumunu sezeryan ile yapması riski azaltmak adına önemlidir" Tedavi seçeneklerine de değinen Dr.Karalezli: "Sinirlerin tedavisi uç uca dikilerek tamir, araya sinir dokudan alınan sinir parçası ile yama yapılarak tamir veya sinir transferi şeklinde tamir olarak kabaca 3 e ayrılabilir. Tabi ki bunların hepsi mikroskop veya özel gözlükler kullanılarak yapılan tedavilerdir. Daha önce de belirttiğim gibi bazı durumlarda sinir tamiri mümkün olmaz. Bu durumlarda kas transferi (nakli) yapılarak kola veya bacağa hareket getirmeye çalışırız"
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder