SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır" 22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32 Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38 Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35 Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01 Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda bakteriyel menenjit ciddiye alınmalı
24 Aralık 2025 Çarşamba - 14:47 Çocuklarda bakteriyel menenjit ciddiye alınmalı Özellikle çocuklarda menenjitin hızlı ilerleyebilen ve erken tanı konulmadığında hayati risk taşıyan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ali Şal, menenjitin beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasıyla ortaya çıktığını belirtti. Şal, "Menenjit; bakteri, virüs ya da daha nadiren mantarlar nedeniyle gelişebilir. Özellikle bazı türleri çok hızlı seyredebilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir" dedi. Bakteriyel kaynaklı menenjitin, menenjit türleri arasında en ağır ve en riskli tabloyu oluşturduğunu vurgulayan Medicana Çamlıca Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Şal, "Bakteriyel menenjit saatler içinde hızla ilerleyebilir. Tedavi geciktiğinde işitme kaybı, nörolojik hasar, öğrenme güçlüğü gibi kalıcı sonuçlara ve yaşam kaybına neden olabilir. Bu nedenle belirtilerin başlamasından itibaren zamanla yarış söz konusudur. Bakteriyel menenjitte yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, kusma ve bilinç değişikliği gibi belirtiler daha belirgin ve ağır seyredebilir. Bu tabloda evde beklemek son derece tehlikeli sonuçlara sebep olabilir" dedi. Belirtiler soğuk algınlığıyla karıştırılabiliyor Menenjitin erken dönem belirtilerinin zaman zaman basit bir üst solunum yolu enfeksiyonuyla karıştırılabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ali Şal, ailelerin özellikle dikkate alması gerektiği belirtileri söyle sıraladı: "Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, kusma, ışığa karşı hassasiyet, uykuya meyil, bilinç bulanıklığı, bebeklerde huzursuzluk, bıngıldakta kabarıklık ve beslenme güçlüğü." "Bu belirtilerden bir ya da birkaçının birlikte görülmesi halinde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyen Uzm. Dr. Ali Şal, erken tedavinin hayati önem taşıdığını ifade etti. Aşılar menenjite karşı en güçlü koruma Menenjit vakalarının önemli bir bölümünün aşılarla önlenebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Ali Şal, aşılamanın hem bireysel hem de toplumsal koruma açısından kritik rol oynadığını vurgulayarak, "Ulusal aşı takviminde yer alan hemofilus influenza tip b (Hib), pnömokok ve meningokok aşıları, çocukları menenjitin en ağır ve ölümcül formlarına karşı korumaktadır. Özellikle meningokok kaynaklı menenjitler çok hızlı ilerlemekte ve saatler içinde hayati risk oluşturabilmektedir. Meningokok aşısı bu nedenle yalnızca bireysel değil, salgınların önlenmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Erken yaşta ve uygun zamanda yapılan meningokok aşılaması, ani gelişen ağır tablo ve ölüm riskini belirgin ölçüde azaltmaktadır" ifadelerini kullandı. Bazı menenjit aşılarının ulusal aşı takvimi dışında yer alabildiğini belirten Uzm. Dr. Ali Şal, "Hekim önerisiyle uygulanan ek meningokok aşıları da özellikle okul çağındaki çocuklar, ergenler ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için büyük önem taşır. Aşıların zamanında, eksiksiz ve önerilen dozlarda yapılması, hastalıktan korunmanın en etkili yoludur" ifadelerini kullandı. Aşı tereddüdünün menenjit gibi önlenebilir ancak ağır seyreden hastalıkların yeniden gündeme gelmesine neden olabileceğine dikkat çekerek, aileleri bilimsel veriler ışığında bilinçli kararlar almaya davet etti. Toplumsal farkındalık şart Menenjitin hızlı seyri nedeniyle yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin belirtiler konusunda bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Ali Şal, özellikle okul çağındaki çocuklar için farkındalığın hayati önem taşıdığını belirtti. "Okullar, kreşler ve yurtlar gibi kalabalık ortamlar, menenjit etkenlerinin yayılımını kolaylaştırabilir. Bu nedenle öğretmenlerin, okul yöneticilerinin ve velilerin menenjit belirtilerini tanıması, şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına yönlendirme yapması büyük önem taşır" dedi. Toplumsal farkındalığın erken tanıyı hızlandırdığını ifade eden Uzm. Dr. Ali Şal, "Ateş, baş ağrısı, kusma, ense sertliği gibi belirtilerin hafife alınmaması ve ‘geçer’ düşüncesiyle beklenmemesi gerekir. Menenjitte zaman, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir. Bilinçli aileler ve duyarlı eğitim kurumları, bu hastalığın yol açabileceği ağır sonuçların önüne geçilmesinde kilit rol oynar" diye konuştu.
ESOGÜ‘de anlamlı sergi
24 Aralık 2025 Çarşamba - 13:03 ESOGÜ‘de anlamlı sergi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi geliri Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Servisinde tedavi gören çocuklara harcanacak olan ve 2 gün sürecek El İşi ve El Sanatları Sergisi’nin açılışı yapıldı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi geliri kanserli çocukların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Çocuk Hematoloji ve Onkolojisi Bilim Dalı’nın El İşi ve El Sanatları Sergisi’nin açılışı yapıldı. Açılışa Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy, Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız , Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, Hastane Yönetimi ve bölüm çalışanları ile hasta yakınları hastane öğretmenleri katıldı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencileri, doktorlar, sağlık çalışanları ve gönüllü vatandaşların ürün verdiği sergi 24 ve 25 Aralık tarihlerinde sürecek. "Gerçekten çok büyük bir dayanışma sergiledi" Sergi ile ilgili Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Biz hastanede bir el sanatları atölyesi kurduk ve bu el sanatları atölyesinde ben de dahil olmak üzere tüm çalışan arkadaşlarım, hemşirelerimize, öğretmenlerimiz el emeğiyle ürünler ortaya çıkardık. Tabii bunun yanında annelerimizin de çok fazla desteği oldu. Dışarıdan destek olan başka insanlar da oldu. Profesyonel destek aldık bu amaçla. Hepimizin el emeğiyle ortaya çıkardığımız eserler bunlar. Bu yeni yıl sergisinin amacı şu; Yeni yılı umutla beklediğimiz bu günlerde umudu ve dayanışmayı çoğaltmak için bu sergiyi düzenledik. Tabii ki kanserli çocuklar yararına etkinlik bu. Gelirleri oraya gidecek. Hatta bir çocuğumuza bilgisayar sözü vermiştik. Bilgisayarı olmayan bir çocuğumuza. Sergiden elde ettiğimiz gelirle çocuğumuzun ihtiyacını karşılayacağız. Tabii burada gördüğünüz her eser her bir çocuğa umut ve ailelerine destek olmak onların yalnız olmadığını hissettirmek için hazırladık bu sergiyi. Ben çok mutluyum, gururluyum. Gerçekten çok büyük bir dayanışma sergiledi. Herkes bu serginin oluşumunda pay sahibi. İnşallah güzel de satışlar yaparız ve çocuklarımıza bir nebze olsun katkımız olur" dedi.
Geçmeyen öksürük ve şiddetli karın ağrısına dikkat
24 Aralık 2025 Çarşamba - 12:12 Geçmeyen öksürük ve şiddetli karın ağrısına dikkat GAZİANTEP (İHA) – Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, son dönemde acil servislere yapılan başvurularda artış yaşandığını belirterek, vatandaşları uyardı. Son haftalarda özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve göğüs ağrısı şikayetleriyle yapılan başvurularda belirgin artış gözlemleniyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, bu artışta mevsim geçişleri, düzensiz beslenme ve stresin önemli rol oynadığını söyledi. Yüksek ateş, geçmeyen öksürük, şiddetli karın ağrısı, göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Duru, "Özellikle grip ve benzeri viral enfeksiyonlar toplumda hızla yayılıyor. Bu tür belirtiler görüldüğünde panik yapmadan ancak zaman kaybetmeden acil servise başvurulması büyük önem taşıyor" dedi. Çocuklarda yüksek ateşin, yaşlılarda ise tansiyon ve kalp kaynaklı şikayetlerin acil servis başvurularında ilk sıralarda yer aldığını ifade eden Duru, evde bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğinin de altını çizdi. Acil servislerin hayati durumlar için hizmet verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Duru, "Acil servisler hayat kurtarmak için vardır. Gereksiz başvurular, gerçek acil hastalara yapılacak müdahaleleri geciktirebilir" diyerek vatandaşlara uyarılarda bulundu.
Bilinçsiz takviye ve bitki çayına tüketimine dikkat: "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor"
24 Aralık 2025 Çarşamba - 11:00 Bilinçsiz takviye ve bitki çayına tüketimine dikkat: "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor" Üst solunum yolları rahatsızlıklarının kendini gösterdiği bu günlerde doktor tavsiyesi dışında kullanılan gıda takviyeleri ve bitki çaylarının oluşturabileceği sorunlara yönelik konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Akarsu, "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır. Hekim kontrolü dışında çeşitli ürünlerin kullanımlarında karaciğere toksik etki olabiliyor, ölümcül olabiliyor. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor" dedi. Bitki çayları, gıda takviyesi gibi ürünlerin bilinçsiz kullanımların çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden uzmanlar uyarıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Murat Akarsu da doktor kontrolü dışında kullanılan ürünlerin ilaçlarla etkileşime girebileceğini, ciddi toksik etki ve ölümü kadar götürebilecek süreçlere neden olabileceğini aktardı. "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" ‘Bu ürünlerin kullanımı mutlaka hekim gözetiminde olmalı’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Murat Akarsu, "2-3 gramını geçen dozlarda kullanılabildiğini görüyoruz. Covid ile birlikte başladı ama doğrusu bu kadar yüksek doz C vitaminlerini önermiyoruz çünkü böbrekte taşa yol açabiliyor. Çok kompleks B vitaminlerinin birlikte tüketildiğini görüyoruz. Folik asit eksikse bunun, B12 eksikse B12’nin yerine konmasını daha doğru buluyoruz. Özellikle magnezyum günümüzün hastalığı yorgunluk. Laboratuvar verilerine bakmadan doktora danışmadan magnezyum alındığını görüyoruz. Enfeksiyonla karşılaştığımızda vücudumuz buna bir reaksiyon gösteriyor. Biz bitki çaylarından medet ummaya çalışıyoruz. Örneğin; bir hastanın üst solunum yolu enfeksiyonu varsa bitki çayı, kış çayı içebilir. Lakin temel ayırt etmemiz gereken nokta; karışım formlarının içinde ne olduğunu bilmiyoruz, iyi tanımlanmış olması, dozunda kullanmamız gerekiyor. Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" ifadelerini kullandı. "Kan sonuçlarını beklemeden alıyoruz, ölümcül olabiliyor" Çeşitli ürünlerin hekim kontrolü dışında, aşırı dozlarda kullanılmasının faydadan çok zarar getireceğini aktaran Doç. Dr. Akarsu, "Omega 3’ten de bahsetmeden geçemiyorum. Özellikle çocukluk çağında çok faydalı, yaşlılarda demans ve bilişsel fonksiyonların düzenlenmesinde önemli. Fakat fazla miktarda kullanıldığında özellikle kan sulandırıcı kullanan hastaların, bu kan sulandırma eşiğinin aşağı çekildiğinin yani kanamalarla hastanın gelebileceğini, bazı hastalarda da son yapılan çalışmalarda çarpıntının olabildiğini söyleyebilirim. Her hastanın kilosu farklıdır, tıbbi geçmişi farklıdır, kişiye özel tedaviyi ancak hekim belirleyip verebilir. Probiyotiğin bağırsak alışkanlığını sağlayabilmesi için en az 3 ay beklenmesi gerekiyor ama biz çok kısa süreli tedavilerde probiyotiklerin kullanıldığını görüyoruz. Vitaminler için de aynı şeyi söyleyebilirim, çok yüksek dozlarda alıyoruz, kan sonuçlarını beklemeden, görmeden alıyoruz. D vitamini düşüklüğü toplumuzda birçok kişide var ve insanlar artık kanıksamışlar. Hakikaten çok ciddi yan etkileri oluşabiliyor. Karaciğer hasarı, yetersizliğine götürecek tablolar olabiliyor, ölümcül olabiliyor" şeklinde konuştu. "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Akarsu, "Bitki çaylarını çok kontrolsüz kullananlar yaşlı hastalarsa ki zaten vücuttaki sıvı dengesi bozuk, total sıvısı azalmış. Hastaya yeşil çay ya da kontrolsüz düzeyde bitki çayı verdiğinizde hastanın sıvı dengesini bozabilir. Bu da böbrek yetersizliği ve hastanın ölümüne yol açabilecek tablolar doğurabilir. Bazen bu karışımların içinde tanımlanmayan bir bitkisel ürün, karaciğere toksik etki yapabilir. Gebelerde bitkisel çay önerilmiyor, çok dikkatli olmak lazım. Gebelere hiçbir şekilde aktardan bir ürün alıp içmelerini tavsiye etmiyoruz. Özellikle toplumda kilo vermek için bu takviye ürünlere ihtiyaç duyuluyor. Bitkisel çaylar yine burada da var özellikle sıvı kaybına, ishale yol açarak bir yalancı kilo kaybetme duygusu oluşturabiliyor. Tartıda, 2 kilo kaybetmiş görünebiliyorsunuz ama total vücut sıvınızdan bir kayıp söz konusu. Bu sağlıklı bir durum değil. İnternetten karışım ürün ya da bilmediğiniz, tanımlamadığınız bir ürünü almanızı tavsiye etmiyorum. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Elektrolit değerlerini bozabiliyor, kan tuzlarını etkileyebiliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor. Bu hastaları çözümlemek de zor çünkü hastalar bu takviyeleri ilaç gibi görmüyor ve çözmeye çalışıyorsunuz. İç hastalıklarıyla ilgili çözmemiz gereken başka bir durum mu var diye aslında ilaçları, takviyeleri sorguladığımıza ortaya çıkıyor" dedi. (HK-RU
Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik cihaz geliştirdi
24 Aralık 2025 Çarşamba - 10:52 Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik cihaz geliştirdi Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi. "Infrared Termal ve Difüz Optik Tabanlı Meme Görüntülerini Derin Öğrenme ile Değerlendiren Yenilikçi Bir Mamografi Sisteminin (Infomam) Prototip Tasarımı" başlıklı proje kapsamında geliştirilen cihaz, meme kanseri riskinin erken dönemde belirlenmesine yönelik bir ön tanı sistemi sunmayı amaçlıyor. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Prof. Dr. Mehmet Engin, "Projemizin temel amacı, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan ve her sekiz kadından birinde rastlanan meme kanserinin erken evrede tanılanmasını sağlayacak bir tarama sistemi geliştirmektir. Mevcut tanılama yöntemleri olan mamografi, ultrasonografi, MR ve PET gibi cihazlar yüksek maliyetli olabilmekte ve X ışını radyasyonu içerebilmektedir. Geliştirdiğimiz sistem, mamografinin yerini almak yerine tamamlayıcı bir tarama aracı olarak tasarlanmıştır. Cihazımız, özellikle mamografinin tespit etmekte zorlandığı erken evre vakalarda ve meme dokusu yoğun olan genç kadınlarda risk analizi yapmayı hedeflemektedir. Yoğun meme dokusu, mamografide kontrastı düşürdüğü için tanılama başarımı düşebilmektedir. Bu anlamda geliştirdiğimiz sistem önemli bir farklılık sunmaktadır. Teknik olarak ‘İnfrared Termal - Optik Mamografi’ olarak adlandırabileceğimiz bu yöntem, kızılaltı termal ve optik görüntüleme teknolojilerini bir arada kullanmaktadır" diye konuştu. "Tedavi süreçleri radyasyon riski olmadan devam edebilecek" VIVOMAM ismini verdikleri görüntüleme cihazının özelliklerinden bahseden Prof. Dr. Mehmet Engin, "Sistemin en önemli özelliklerinden biri, hastayla herhangi bir temas gerektirmemesidir. Mamografide olduğu gibi memenin iki plaka arasında sıkıştırılmasına gerek kalmadan, cihaz 360 derece dönerek termal ve optik kökenli fizyolojik değişimleri izlemektedir. Elde edilen görüntüler, yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek hastalar; düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrılmaktadır. Riskli bulunan bireyler, zaman kaybetmeden ileri tetkikler için yönlendirilebilecektir. Tedavi sürecinde düzenli olarak mamografi çektirmesi gereken hastalarda radyasyon alımı önemli bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle hamilelerde bu durum daha da kritik hale gelmektedir. Ancak geliştirdiğimiz cihazın radyasyon etkisi bulunmadığı için her dönemde güvenle görüntüleme yapılabilecektir" dedi. "Cihaz EÜ Hastanesinde denenecek" Gerekli etik kurul izinlerinin alındığını belirten Prof. Dr. Engin, "Önümüzdeki günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü Meme Biriminin yönlendirdiği gönüllü hastalar üzerinde klinik ortam görüntüleme çalışmaları başlayacaktır. Yaklaşık 60 gönüllüden elde edilecek verilerle yapay zekâ sistemimiz eğitilecek ve test edilecektir. Elde edilen sonuçlar, mamografi bulgularıyla karşılaştırılarak sistemin başarısı ölçülecektir. Meme kanserinde tümörün belirli bir boyuta ulaşmasını beklemeden patolojik riskin öngörülebilmesi, erken müdahale ve tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Radyasyon riski taşımayan bu cihaz, tedavi sürecinde değerli bir takip imkânı sunacaktır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Mehmet Engin’in yürütücülüğünü üstlendiği projede; EÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erkan Zeki Engin, EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Aslan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Yücel Koçyiğit, Arş. Gör. Burcu Acar Demirci ve Öğr. Gör. Osman Demirci araştırmacı olarak yer alıyor. Projenin danışmanlığını EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Nur Oktay Alfatlı yaparken Arş. Gör. Ceyda Boz ise bursiyer olarak yer alıyor.