SAĞLIK
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü 22 Mart 2026 Pazar - 11:35:25 Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01 Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 10:24 Alışılmış öfke normalleşiyor Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, toplumda görülen şiddete maruziyetin beyinde normalleştiğini söyleyerek, "Maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor" dedi. İnsanların öfkesini dönüştüremediği zaman bir başkasına yönelttiğini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Son dönemde artan şiddet olaylarını konuşurken sadece bireysel öfkeye bakmak yeterli olmaz. Çünkü şu anda yoğun bir duygu yönetememe krizi yaşıyoruz. Artık insanlar üzülmeyi de reddedilmeyi de hayal kırıklığı yaşamayı da kaybetmeyi de tolere edemiyorlar. Her şey çok hızlı her şey çok anlık her şey çok tepkisel bir halde ve bu yüzden de aslında artık bu hız kültüründe duygular işlenemiyor. Duygular bastırılıyor ve her bastırılan duygu ne yazık ki bir yerde patlak veriyor. Bir diğer mesele de artık şiddete çok fazla maruz kalıyoruz. Televizyonlar, diziler, haberler, sosyal medyadaki bütün içerikler. Biz maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıralanmış bir hale geliyor. Oysaki şiddet çoğu zaman güç göstergesi değil, regüle olamayan yani sakinleşemeyen bir sinir sisteminin çığlığı olarak gördüğümüz tablolar var. Duygusunu yönetemeyen insan davranışını da yönetemiyor ve bu noktada artık öfke tek başına bir problem değil, öfkeyle kişinin ne yaptığı problem haline geliyor. Bu aşamadan sonra artık bizim bakmamız gereken sadece çözüm olarak cezaları konuşmak değil. Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. Yıllarca bastırılmış duyguların, yönetilemeyen öfkenin ve düşen bir tahammül eşiğinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu tepki de bu doğal hızda artık toplumda İnsanlar hayal kırıklığı ile baş etmeyi öğrenmez ise reddedilmeyi taşıyamazsa, öfkesini dönüştüremez ise artık o öfkeyi bir başkasına yöneliyor halde görüyoruz" dedi. Hamurcu, bireylere çocuk yaşta öfkeyle başa çıkmanın öğretilmesi gerektiğini söyleyerek, "Şimdi burada çözümü sadece tabi ki de cezaları konuşmak olarak göremeyiz. Aynı zamanda duygusal dayanıklılığı arttırmakla başlayabiliriz. Yani çocuklara küçük yaşta duygusal regülasyonu öğretmek, hayır ifadesi ile baş etmeyi öğretmek, reddedilmeyi kişisel bir yıkım olarak algılamamayı öğretmek, burada ebeveynlere ve topluma çok ciddi bir görev olarak düşüyor. Gerektiğinde de terapiyi zayıflık değil bir güç alanı olarak göstermek burada bizlere düşen en önemli görevlerden birisidir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki güçlü insan bağıran insan değil öfkesini yönetebilir insandır. Yani alışılmış sıralanmış öfke artık birçok kişi için bir tehdit haline gelmiyor ve ‘ben de öfkemi bu şekilde gösterebilirim’ diye bir kelebek etkisi ile öfkenin yayıldığını artık toplumda da görmüş oluyoruz" ifadelerini kullandı.
MUSKİ’den Ortaca’ya yeni içme suyu deposu
25 Aralık 2025 Perşembe - 14:50 MUSKİ’den Ortaca’ya yeni içme suyu deposu MUSKİ Genel Müdürlüğü, il genelinde yürüttüğü içme suyu depoları yenileme çalışmaları kapsamında Ortaca’nın Akıncı Mahallesi’nde yeni nesil modüler (paslanmaz, modern sistemli) depo kurulumuna başladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın Muğla’nın her yerine sağlıklı içme suyunun ulaştırılması yönündeki hassasiyeti doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü Ortaca ilçesi Akıncı Mahallesi’nde bulunan içme suyu deposunu hızla yeniliyor. Yaklaşık 1000 nüfusa sahip Akıncı Mahallesi’nde kurulumu süren yeni deponun tamamlanmasıyla birlikte, mahalle sakinleri sağlıklı, hijyenik ve kesintisiz içme suyundan faydalanmaya devam edecek. 156 adet içme suyu depo satın alımı gerçekleştirildi Akıncı Mahallesi’ndeki mevcut deponun yerine, hijyenik panellerin birleştirilmesiyle oluşturulan ve her biri 25 olmak üzere 4 depo montajı yapılarak toplamda 100 ton kapasiteli modüler depo hizmete sunulacak. Bu şekilde bölgeye hem daha fazla su sağlanabilecek hem de uzun yıllar boyunca temiz su sağlanmaya devam edilecek. Akıncı Mahallesinde yapılan depo çalışmasının yanı sıra MUSKİ Genel Müdürlüğü tarafından 2025 yılında Muğla genelinde depo yatırımları da dikkat çekiyor. Çalışmalar kapsamında; 2025 yılında 214 adet içme suyu deposunun temizlik, bakım ve onarımı yapılırken 156 adet yeni nesil sisteme sahip paslanmaz ve sızdırmaz panellere sahip modüler deponun montajına başlandı. Ekonomik ömrünü tamamlamış yapılar yerine de 18 adet içme suyu deposunun imalatı gerçekleştirilerek yenilendi. Bölgedeki kullanım ömrünü tamamlamış olan deponun değişim işlemlerine başladıklarını belirten MUSKİ İşletmeler 3. Bölge Dairesi Başkanı Sefa Türkmen, "MUSKİ Genel Müdürlüğü olarak bu yıl, içme suyu depolarımızın modernizasyonu ve güvenliği adına üç stratejik ihale gerçekleştirdik. Bu çalışmalarımızın ilk ayağını depolarımızın hijyenik dezenfeksiyonu, ikinci ayağını ise yalıtım ve kapsamlı bakım-onarım faaliyetleri oluşturdu. Üçüncü ve en kritik ihalemiz ise ekonomik ömrünü tamamlamış depolarımızın, hızla yeni nesil modüler sistemlerle yenilenmesi üzerineydi. Bu kapsamda, Ortaca ilçemizin Akıncı Mahallesi’nde bulunan ve acil müdahale gerektiren 100 tonluk depomuzu gündemimize aldık. Genel Müdürümüz Sayın Yılmaz Şengül’ün direktifleriyle, projemizi hızla başlatarak 25 metreküplük 4 adet modern modüler depoyu bölgeye sevk ettik. Montaj işlemlerini en kısa sürede tamamlayarak depomuzu hizmete alacağız" dedi. Akıncı Mahallesi Muhtarı Doğan Ünal, "Mahallemiz yüksek standartlarda bir içme suyuna kavuşuyor" Mahallemizde yaşanan altyapı sorunlarını yetkililere iletmelerinin hemen ardından, çalışmaların hızla başlatılmasından büyük mutluluk duyduklarını belirten Akıncı Mahallesi Muhtarı Doğan Ünal, "Mevcut içme suyu depomuz, Muğla’nın Büyükşehir Belediyesi statüsü kazanmasından çok daha önce inşa edilmiş yaklaşık 45 yıllık bir yapıydı. Bu durumu MUSKİ Genel Müdürlüğümüze ve ilgili birimlerimize ilettiğimizde, taleplerimiz büyük bir hassasiyetle karşılandı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın vizyonu ve projeyi önceliklendirmesiyle, yenileme süreci hız kazandı. Bize verilen değeri hissettiren başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras olmak üzere; MUSKİ Genel Müdürümüze, daire başkanlarımıza ve sahada emek veren tüm emekçi kardeşlerimize, şahsım ve mahallem adına teşekkürlerimi sunuyorum" dedi.
Uzmanından uyarı: "Uyku düzeninin bozulması agresif tip meme kanseri riskini artırabiliyor"
25 Aralık 2025 Perşembe - 14:07 Uzmanından uyarı: "Uyku düzeninin bozulması agresif tip meme kanseri riskini artırabiliyor" Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, "Uyku düzeninin bozulması sadece yorgunluğa veya strese sebep olmuyor. Aynı zamanda agresif tip meme kanseri riskini de artırabiliyor" dedi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, yeni yapılan araştırmalarda gece vardiyasında çalışan ya da uyku bozukluğu olan bireylerde, agresif meme kanseri riskinin önemli ölçüde arttığını belirtti. Texas A&M Üniversitesi’nde yürütülen ve JAMA Oncology dergisinde yayımlanan çalışmada, bozulan sirkadiyen ritmin, bağışıklık sistemini baskılayarak tümör gelişimine ve yayılmasına zemin hazırladığını açıkladı. Dr. Coşkun, sirkadiyen ritim bozukluğu, meme bezlerinin yapısını bozarak bağışıklık sisteminin savunmasını zayıflattığını ve bozulan bağışıklık sonucunda tümörler daha hızlı ve daha agresif şekilde büyüyebileceğini vurguladı. "Geç saatlere kadar uykusuz kalmak ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor" Uyku düzeninin bozulmasının ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğini ve kaliteli uykunun insan vücuduna her anlamda yararı olduğunu belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, "Uyku düzeninin bozulması sadece yorgunluğa veya strese sebep olmuyor. Aynı zamanda agresif tip meme kanseri riskini de artırabiliyor. Araştırmada, laboratuvar modelleri iki gruba ayrıldı. Biri normal gündüz gece döngüsünde yaşarken diğeri sirkadiyen ritimleri bozacak şekilde ışık döngülerine maruz bırakıldı. Normal döngüde tipik olarak 22’nci haftada kanser gelişirken, ritmi bozulan grupta kanser belirtileri yaklaşık 18’inci haftada ortaya çıktı. Bu modellerde daha agresif tümör gelişimi gözlemlendi ve tümörün akciğerlere yayılma ihtimali daha yüksek bulundu. Çalışmayı yürüten araştırmacılar, çalışmada bağışıklık tepkilerini bastıran bir molekül olan LILRB4’yi odak noktasına aldı. Normalde bağışıklık sistemini aşırı iltihaptan koruyan bu molekül, kanser ortamında aşırı aktifleşip bağışıklığı daha da baskılayabiliyor. LILRB4 etkisi hedeflendiğinde ise, bağışıklık sistemi tekrar aktifleşerek hem tümör büyümesini hem de metastazı önemli ölçüde azalttığı görüldü. Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu da uzun vadeli sirkadiyen ritim bozukluğunun sağlıklı meme dokusunun yapısını değiştirerek bu dokuların tümör gelişimine karşı savunmasız hale gelmesine neden olmasıdır. Sonuç olarak gece vardiyasında çalışmak, sık sık seyahat etmek veya geç saatlere kadar uykusuz kalmak sadece yorgunluk değil, ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Bu çalışmanın sonucuna göre uyku ve dinlenme sürelerine daha çok özen göstermek gerektiği görülüyor. Özellikle gece vardiyasında çalışan kadınların sağlık taramalarını aksatmaması, mümkünse vardiya saatlerinin biyolojik ritimle uyumlu şekilde planlanması, vardiya sistemiyle çalışanların düzenli uyku alışkanlığı edinmeleri, karanlık ve sessiz ortamlarda uyumaları, uyku hijyenine dikkat etmeleri yaşam kalitesi ve hastalıklardan korunmak açısından oldukça önemli" ifadelerini kullandı.
İmzalanan protokolle kanserde toplumsal bilinç artırılacak
25 Aralık 2025 Perşembe - 12:34 İmzalanan protokolle kanserde toplumsal bilinç artırılacak Yunusemre Belediyesi ile Bülent Koşmaz Sağlık ve Sosyal Eğitim Vakfı arasında protokol imzalandı. Protokol kapsamında, kanser hastaları ve yakınlarına yönelik yapılacak çalışmalarla toplumsal bilincin arttırılması hedefleniyor. Yunusemre Belediyesi ile Bülent Koşmaz Sağlık ve Sosyal Eğitim Vakfı (BÜKSEV) arasında, kanser hastaları ve yakınlarına yönelik sosyal farkındalık, eğitim ve destek çalışmalarını kapsayan iş birliği protokolü, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban ile Vakıf Başkanı Saadet Koşmaz tarafından belediye makamında imzalandı. Vakıf yönetiminin de katıldığı imza töreninde protokolün önemine vurgu yapan Belediye Başkanı Balaban, "Toplumun her kesimine dokunan, özellikle kanser hastalarımız ve aileleri için umut olan çalışmaları çok önemsiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarımızla güç birliği yaparak sosyal sorumluluk projelerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Bülent Koşmaz Sağlık ve Sosyal Eğitim Vakfı Başkanı Saadet Koşmaz ise Yunusemre Belediyesi ile yapılan iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi: "Yunusemre Belediyesi’nin desteğiyle, kanser hastaları ve yakınları başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerine yönelik daha etkili çalışmalar yürüteceğiz. Kadınların ve gençlerin güçlenmesine katkı sunacak bu iş birliğinin uzun soluklu olacağına inanıyoruz. Başkanımız Sayın Semih Balaban’a destekleri için teşekkür ediyorum." Ortak projeler hayata geçecek Kanser hastaları ve yakınlarına yönelik sosyal farkındalık programlarının düzenlenmesi, maddi ve manevi destek sağlanması, sağlık ve sosyal eğitim alanlarında toplumsal bilincin artırılmasının hedeflendiği proje kapsamında kültürel ve sosyal projeler geliştirilerek ortak çalışmalar hayata geçirilecek.
Diyet Uzmanı Demirci’den gıda zehirlenmeleri uyarısı
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:51 Diyet Uzmanı Demirci’den gıda zehirlenmeleri uyarısı SANKO Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Meltem Demirci, gıda zehirlenmelerinin toplum sağlığını tehdit eden, önlenebilir ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Uzm. Diyetisyen Demirci, "Gıda zehirlenmesi bakteri, virüs, parazit veya toksin içeren besinlerin tüketilmesi sonucu gelişen ve genellikle sindirim sistemini etkileyen klinik bir tablodur" dedi. Gıda zehirlenmesi belirtilerinin hafif olabileceği gibi, bazı durumlarda tıbbi müdahale gerektirecek düzeyde olabileceğine ve risk gruplarında belirtilerin daha hızlı ortaya çıkarak şiddetli seyredebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Demirci en sık rastlanan belirtileri söyleyerek, "Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı - kramp, halsizlik ve baş dönmesi, ateş, iştahsızlık, dehidratasyon belirtileri (ağız kuruluğu, susuzluk hissi)" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Demirci, gıda zehirlenmelerinin ortaya çıkmasında en sık karşılaşılan nedenleri özetleyerek, "Yeterli ısıda pişirilmemiş et, tavuk ve yumurta ürünleri. Soğuk zinciri bozulmuş veya uygun şartlarda saklanmamış süt ve süt ürünleri. Yeterince temizlenmemiş sebze ve meyveler. Hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan veya servis edilen besinler. Pişmiş yemeklerin uzun süre oda sıcaklığında bekletilmesi" dedi. Bu faktörlerin, mikroorganizmaların çoğalmasına ve besinlerin tüketim açısından riskli hale gelmesine neden olabileceğini kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, "Özellikle çocuklar, yaşlı bireyler, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler gıda kaynaklı enfeksiyonlara karşı daha hassastırlar. Sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan gıda güvenliği yalnızca üretim ve dağıtım süreçleriyle sınırlı olmayıp, ev ortamındaki mutfak uygulamaları da belirleyici rol oynamaktadır" şeklinde konuştu. Gıda güvenliğini sağlamak için temel önlemler "Evde uygulayabilecek basit ancak etkili önlemlerle gıda zehirlenmeleri büyük ölçüde önlenebilir" diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, bu önlemlerle ilgili, "El hijyeni sağlanmalıdır. Yemek hazırlığı öncesinde ve sonrasında, çiğ gıdalarla temasın ardından en az 20 saniye eller sabun ve su ile yıkanmalıdır. Çiğ ve pişmiş besinler ayrılmalıdır. Çiğ et, balık ve tavuk ürünleri diğer gıdalarla temas etmeyecek şekilde muhafaza edilmeli, mümkünse ayrı kesme tahtaları ve ekipmanlar kullanılmalıdır. Yeterli pişirme uygulanmalıdır. Özellikle hayvansal kaynaklı besinlerde iç sıcaklığın güvenli düzeye ulaşması sağlanmalıdır. Uygun saklama şartları sağlanmalıdır. Pişmiş yemekler oda sıcaklığında en fazla 2 saat bekletilmeli, uygun kaplarda buzdolabında saklanmalıdır. Sebze ve meyve temizliği ihmal edilmemelidir. Akan suda bol suyla yıkanmalı, gerek görüldüğünde uygun dezenfeksiyon yöntemleri kullanılmalıdır" ifadelerine yer verdi. Gıda zehirlenmelerinin büyük bir bölümünün doğru hijyen uygulamaları, uygun pişirme teknikleri ve doğru saklama şartları ile önlenebileceğini hatırlatan Uzm. Diyetisyen Demirci, "Gıda güvenliği bilincinin kazandırılması, bireysel sağlığın korunmasının yanı sıra toplum sağlığının sürdürülebilirliği açısından da temel bir gerekliliktir" diye konuştu.
Denizlili Lösemi tedavisi gören çocukların yeni yıl hayalleri gerçeğe dönüşüyor
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:33 Denizlili Lösemi tedavisi gören çocukların yeni yıl hayalleri gerçeğe dönüşüyor LÖSEV, lösemi ve kanser tedavisi gören çocukların yeni yıl dileklerini gerçeğe dönüştürmek amacıyla "Dilek Topla Benim İçin" kampanyasını hayata geçiriyor. Türkiye genelinde eş zamanlı olarak yürütülen kampanya için ve bu yıl Denizli’de açılan ofisin de kutlamasını kapsayan anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. LÖSEV, Aralık ayı boyunca tedavisi devam eden lösemili çocukları onlar için özel olarak hazırlanmış hediyeler ile buluşturmaya devam ediyor. Lösemili çocukların yeni yıla umutla girebilmesi için hazırlanan projede, çocuklar hayallerini süsleyen oyuncak dileklerini paylaşıyor. "Dilek Topla Benim İçin" çağrısıyla gönüllüler, bu dilekleri oyuncak bağışlarıyla gerçeğe dönüştürüyor. Kampanya, zorlu bir mücadele veren çocukların yüzlerinde tebessüm oluşturmayı ve onlara moral desteği sağlamayı amaçlıyor. Etkinlikte bir araya gelen gönüllüler, lösemili çocukların mutluluğunu artırmak ve tedavi süreçlerine bir nebze destek olmak amacıyla toplanan hediyeleri titizlikle paketledi. Her bir hediye, yalnızca bir yılbaşı armağanı olmanın ötesinde tedavi sürecindeki lösemili çocuklara moral kaynağı oluşturdu. LÖSEV’ in desteğiyle çocukların yeni yıl dileklerini gerçeğe dönüştüren gönüllüler, yüzlerinde oluşacak tebessümün en büyük motivasyonları olduğunu söyleyerek hazırladıkları paketlerin kendileri için de çok anlamlı bir iyilik hareketi olduğunu belirtti. "Herkesi bu iyilik yolculuğuna davet ediyoruz" LÖSEV İzmir İl Koordinatörü Ebru Alkan, etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada, "LÖSEV olarak en büyük hedefimiz, 9 milyon gönüllümüz ve on binlerce bağışçımızla lösemili çocuklarımızın ve ailelerinin bu zorlu yolculukta kendilerini asla yalnız hissetmemesini sağlamak. Bugün bu etkinlikte de gönüllülerimizin sevgiyle hazırladığı ve çocuklarımızın hayallerini taşıyan bu hediyelerin onlara umut ve moral olmasını istedik. Bu iyilik yolculuğunda herkesi LÖSEV’ le birlikte çocuklarımızın yanında olmaya davet ediyoruz" dedi. Çocukların motivasyonu tedavilerinde etkili Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı - LÖSEV, Türkiye genelinde sayıları 110 bini aşan kayıtlı hasta ve ailelerine 27 yıldır olduğu gibi tamamen ücretsiz tedavi ve eğitim hizmetleriyle birlikte maddi ve manevi desteklerini Denizli’ de açılan yeni ofis ile beraber bölgedeki hastalarına da sunmaya devam ediyor. Vakıf, "Dilek Topla Benim İçin" projesiyle de çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürerek onlara moral, güç ve umut vermeyi Aralık ayı boyunca sürdürmeye devam edecek.
Denizlili 3 firma bakanlığın ifşa listesine girdi
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:31 Denizlili 3 firma bakanlığın ifşa listesine girdi Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı son denetim sonuçlarında Denizli’den 3 firma yer aldı. Yapılan kontrollerde, takviye edici gıdalarda ilaç etken maddesi ile piliç sucuk ürünlerinde mevzuata aykırı içerik kullanımı tespit edildi. Bakanlık tarafından gerçekleştirilen resmi denetimlerde, insan sağlığını tehlikeye düşürebilecek ürünler ile taklit ve tağşiş yapıldığı belirlenen gıdalar kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklanan listede Denizli’de faaliyet gösteren 3 firmanın isimleri ve ürünleri ifşa edildi. Sağlığı riske atan ürünler ile gıdanın gerçek niteliğini bozacak şekilde yapılan uygulamalar gündemdeki yerini korurken, Tarım ve Orman Bakanlığı bu tür ürünleri resmi internet sitesi üzerinden duyurmaya devam ediyor. Son yayımlanan listede Denizli’den 3 firmanın bulunması dikkat çekti. Takviye edici gıdada ilaç etken maddesi tespit edildi Bakanlığın "Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar" başlığı altında yaptığı açıklamada, Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde faaliyet gösteren bir firma yer aldı. 11 Aralık 2025 tarihli kayıtta, Technoarge Enerji Kimya Teknoloji Ar-Ge Bitkisel Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin ürettiği takviye edici gıdada "ilaç etken maddesi" tespit edildiği bildirildi. "Diwson" markasıyla piyasaya sunulan "Panax Ginseng Nitric Oxide" adlı üründe yapılan analizler sonucunda mevzuata aykırı içerik bulunduğu belirtildi. Piliç sucukta mevzuata aykırı et kullanımı Bakanlığın aynı tarihli listesinde, Cankurt Et ve Et Mamulleri Ticareti firmasına ait ısıl işlem görmüş piliç sucuk ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti kullanıldığı tespit edildi. Ayrıca Yakupağa Et ve Et Ürünleri Hayvancılık Tarım Ürünleri Gıda Pazarlama İthalat İhracat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. tarafından üretilen piliç sucukta da benzer şekilde mekanik ayrılmış kanatlı eti bulunduğu kamuoyuna duyuruldu.