Son Dakika
|
Fatih’te bitişik halde bulunan 2 gecekondu çöktü: Yaralılar var!
Katar’da askeri helikopter kazası: 3 Türk personel şehit
Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize’de komşularıyla bayramlaştı
Azerbaycan’dan Türkiye ve Katar’a başsağlığı
Isparta-Antalya kara yolunda feci kaza: 2 ölü, 4 yaralı
Vali Gül ve İl Emniyet Müdürü Yıldız’dan enkazdan kurtarılan yaralılara hastane ziyareti
Sadettin Saran: "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız"
Fatih’te enkaz altındaki yakınıyla telefonda görüştü
Gaziantep Üniversitesi’nde korkutan yangın: Milyonlarca liralık zarar!
SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır"
22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32
Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38
Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mart 2026 Cumartesi- 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
2
21 Mart 2026 Cumartesi- 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
3
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
4
21 Mart 2026 Cumartesi- 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
5
10 Ağustos 2007 Cuma- 16:04
Cinsel gücü arttıran 'Kudret Narı'
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:31
Denizlili 3 firma bakanlığın ifşa listesine girdi
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı son denetim sonuçlarında Denizli’den 3 firma yer aldı. Yapılan kontrollerde, takviye edici gıdalarda ilaç etken maddesi ile piliç sucuk ürünlerinde mevzuata aykırı içerik kullanımı tespit edildi. Bakanlık tarafından gerçekleştirilen resmi denetimlerde, insan sağlığını tehlikeye düşürebilecek ürünler ile taklit ve tağşiş yapıldığı belirlenen gıdalar kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklanan listede Denizli’de faaliyet gösteren 3 firmanın isimleri ve ürünleri ifşa edildi. Sağlığı riske atan ürünler ile gıdanın gerçek niteliğini bozacak şekilde yapılan uygulamalar gündemdeki yerini korurken, Tarım ve Orman Bakanlığı bu tür ürünleri resmi internet sitesi üzerinden duyurmaya devam ediyor. Son yayımlanan listede Denizli’den 3 firmanın bulunması dikkat çekti. Takviye edici gıdada ilaç etken maddesi tespit edildi Bakanlığın "Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar" başlığı altında yaptığı açıklamada, Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde faaliyet gösteren bir firma yer aldı. 11 Aralık 2025 tarihli kayıtta, Technoarge Enerji Kimya Teknoloji Ar-Ge Bitkisel Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin ürettiği takviye edici gıdada "ilaç etken maddesi" tespit edildiği bildirildi. "Diwson" markasıyla piyasaya sunulan "Panax Ginseng Nitric Oxide" adlı üründe yapılan analizler sonucunda mevzuata aykırı içerik bulunduğu belirtildi. Piliç sucukta mevzuata aykırı et kullanımı Bakanlığın aynı tarihli listesinde, Cankurt Et ve Et Mamulleri Ticareti firmasına ait ısıl işlem görmüş piliç sucuk ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti kullanıldığı tespit edildi. Ayrıca Yakupağa Et ve Et Ürünleri Hayvancılık Tarım Ürünleri Gıda Pazarlama İthalat İhracat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. tarafından üretilen piliç sucukta da benzer şekilde mekanik ayrılmış kanatlı eti bulunduğu kamuoyuna duyuruldu.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:31
Muratpaşa’dan parkinson hastalarına destek
Antalya Muratpaşa Belediyesi, parkinson hastalığının ilk evresindeki bireylerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan "Parkinson Akademi" programını hayata geçirdi. Program fizik tedavi uzmanı eşliğinde Süleyman Erol Yüzme Havuzu’nda üç ay boyunca devam edecek. Antalya Muratpaşa Belediyesi, parkinson hastalığının ilk evresindeki bireylerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan "Parkinson Akademi" programını hayata geçirdi. Program kapsamında uygulanan denge egzersizleri, fiziksel güçlendirme çalışmaları ve ergoterapi temelli aktiviteler, katılımcıların hem fiziksel hem de psikososyal açıdan güçlenmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, sosyal etkileşimi artıran grup çalışmaları da programın önemli bir parçasını oluşturuyor. Katılımcılara programın başlangıç aşamasında yapılan ölçüm ve değerlendirmeler, program sonunda da tekrar edilerek gelişim düzeyleri somut verilerle ortaya konulacak. Uygulamanın bireylerin günlük yaşam becerileri ve yaşam standartları üzerindeki etkisi değerlendirilecek. Üç aylık sürecin tamamlanmasının ardından program, yeni bir hasta grubuyla tekrar başlatılacak.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:30
Yeni yılın görünmeyen yüzü: İçsel yorgunluk ve yıl dönümü depresyonu
Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi. Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler, takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor. Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor. Bu durum ’yıl dönümü depresyonu’ olarak adlandırılıyor ve çoğu zaman dile getirilmiyor. Çünkü yeni yıl mutlu olunması gereken bir dönem olarak algılanıyor. ’Yeni yıl, yeni umutlar’ söylemi o kadar güçlü oluyor ki, bu dönemde iyi hissetmemek adeta bir kusur gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı açısından bakıldığında yılbaşının herkes için aynı duygusal karşılığı olması beklenmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi. Yeni yıl bazıları için bir muhasebe zamanı iken bazıları için yük olabilir Uzm. Dr. Fatma Arkaz, "Takvim değişimleri insan zihni için sembolik eşiklerdir ve yeni yıl ise belki de bunların en güçlüsüdür. Geçmiş yıl ister istemez gözden geçirilir. Yapılanlar, yapılamayanlar, ertelenen hayaller, bu içsel muhasebe bazı kişilerde motive edici olabilirken, bazıları için oldukça ağır bir yük haline gelir. ’Geçen yıl nerede olmalıydım, bu yaşta hala neden buradayım, zaman benden hızlı mı geçiyor?’ Bu sorular özellikle zor bir yıl geçirmiş bireylerde, kendini yetersiz hissetme ve başarısızlık duygusunu derinleştirir. Oysa hayat takvim yılına sığmayacak kadar karmaşık ve inişli çıkışlıdır" dedi. Mutluluk baskısı göründüğünden daha yorucudur Yeni yıl döneminde yaşanan ruhsal zorlanmanın önemli bir nedeni de görünmez ama güçlü bir baskı olduğunu belirten Uzm. Dr. Fatma Arkaz, "Sosyal çevrede, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada sürekli olarak neşeli, üretken ve umut dolu bir ruh hali idealize edilir. Bu tabloya bakıp kendini öyle hissetmeyen kişi, bir de suçluluk yaşamaya başlar. ’Herkes mutlu, bir ben mi böyleyim?’ düşüncesi sessizce zihne yerleşir. Oysa psikolojide biliyoruz ki bastırılan her duygu, başka bir yerden daha güçlü geri döner" şeklinde konuştu. Sosyal medya: Kutlamanın gölgede kalan yüzü Yeni yıl döneminde sosyal medya karşılaştırma ihtiyacını zirveye taşabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Arkaz, "Kalabalık sofralar, seyahatler, büyük hedefler ekranda görünen hayatlarla kendi yaşamını kıyaslamak çoğu zaman kişinin kendini eksik ve geride hissetmesine neden olur. Unutulan şey ise, sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil, seçilmiş anların vitrini olduğudur. Ama duygular bu mantıksal bilgiyi her zaman dikkate almaz" diye konuştu. Yılbaşı sonrası sessiz kaygı oluşabilir Yılbaşı sonrasında da bir kaygının oluşabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Arkaz, "Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır, ’Sebepsiz huzursuzluk’. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner, işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler. Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi oluşturabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır. Bu dönem özellikle yalnız yaşayanlar, yakın zamanda kayıp yaşamış olanlar, ekonomik ya da mesleki belirsizlik içindeki bireyler için daha zorlayıcı olabilir. Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde ise belirtiler yeniden alevlenebilir. Bu nedenle yeni yıl hüznü ya da kaygısı yaşayan kişilere ’takılma’ ya da ’pozitif ol’ demek, çoğu zaman yarardan çok zarar verir" ifadelerini kullandı. Belki de sorun yeni yıl değil, kendimize yüklediklerimizdir Uzm. Dr. Fatma Arkaz son olarak, yeni yıl her şeyin bir gecede değişmesi gereken bir sınav olmadığını belirterek, "Hayatı sıfırlamak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, yorgunluğu fark etmek ve kendimize biraz daha şefkatli davranmak yeterlidir. Eğer bu dönemde yaşanan hüzün ve kaygı uzun sürüyor, günlük yaşamı zorlaştırıyor ve umutsuzluk hissi derinleşiyorsa, profesyonel destek almak bir zayıflık değil, ruhsal sağlığın doğal bir parçasıdır. Takvim değişti diye her şey değişmek zorunda değildir. Yeni yıl büyük kararların değil kendini anlamanın ve acele etmeden ilerlemenin zamanı da olabilir. Çünkü bazen en büyük başlangıç kendine biraz daha anlayış gösterebilmektir" dedi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:10
Gebelikte güvenli seyahatin püf noktaları
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nur Derya Malkan, gebeliği normal seyreden anne adaylarının gerekli önlemler alındığı takdirde seyahat etmesinde tıbbi açıdan herhangi bir sakınca bulunmadığını belirtti. Yeni yıl tatilinin yaklaşmasıyla anne adayları da tatil planları yapmaya başladı. Özellikle gebeliğin ikinci, üç aylık dönemi (14-28. haftalar), seyahat için en uygun zaman olarak öne çıkıyor. Bu dönemde bulantı ve kusmalar büyük ölçüde gerilerken anne adayının hareket kabiliyeti artıyor ve doğuma ilişkin riskler minimum düzeyde seyrediyor. Yolculuk planı yapan anne adaylarının öncelikle doktor kontrolünden geçmesi gerektiğini belirten Medicana Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nur Derya Malkan, "Yurt dışına çıkılacaksa gidilecek ülkenin seyahat kuralları ve sağlık şartları mutlaka incelenmeli. Salgın hastalık riski bulunan veya aşı önerilen bölgelere yapılacak seyahatlerde, gerekli aşılar mutlaka hekim görüşü alınarak yapılmalı. Sıtma riski taşıyan bölgelere, gebelik döneminde seyahat edilmesi önerilmemektedir. Yolculuktan bir gün önce yeterli uyku alınmalı, sıvı tüketimine özen gösterilmeli ve gaz yapan yiyeceklerden uzak durulmalı. Seyahat sırasında ihtiyaç duyulabilecek ilaçlar ve suyun yanınızda bulunması büyük önem taşıyor. Rahat ve yumuşak kıyafetler tercih edilmeli" açıklamalarında bulundu. Araç kullanımı sınırlandırılmalı Gebelerin mümkünse tek başına seyahat etmemesini ve gebelik hormonlarının dikkat dağınıklığına yol açabileceği göz önünde bulundurularak araç kullanımının mümkünse sınırlandırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Nur Derya Malkan, "Zorunlu durumlarda son altı haftaya kadar araç kullanılabilir. Emniyet kemeri ise göbeğin altından geçecek şekilde özel aparat desteğiyle takılmalıdır. Araçlardaki hava yastıklarının açık olması da güvenlik açısından önem taşımaktadır" dedi. İdrar söktürücü içeceklerden kaçınılmalı Seyahat esnasında kahve, çay ve gazlı içecekler gibi idrar söktürücü içeceklerden de kaçınılması gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Malkan, "Uzun süre hareketsiz kalmak, gebelikte bacaklarda ödem ve pıhtı oluşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle araba, otobüs veya uçakla yapılan yolculuklarda en az iki saatte bir 10 dakikalık yürüyüşler öneriliyor. Mola verme veya hareket etme imkânı olmayan yolculuklarda ise oturulan yerde ayak egzersizleri yapılmalı ve yolculuk öncesinde varis çorabı giyilmelidir" ifadelerini kullandı. Gebelikte uçak yolculuğu, en güvenilir ulaşım yöntemidir Uçakla seyahat etmek isteyen anne adaylarının öncelikle doktor muayenesinden geçmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Nur Derya Malkan, konu hakkındaki prosedürleri şu şekilde açıkladı: "Gebeliği normal seyreden kadınlar için uçak yolculuğu genellikle en güvenli ulaşım yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Anne adayları 28. haftaya kadar herhangi bir belgeye ihtiyaç duymadan uçakla seyahat edebilirken, 28-36. haftalar arasında doktor tarafından düzenlenen ’uçabilir’ raporu ile yolculuk yapabiliyor. 36. haftadan sonra uçak yolculuğu önerilmiyor. Gebelik tansiyonu, çoğul gebelik, plasenta previa veya bebekte gelişme geriliği gibi riskli durumlarda ise gebelik haftasından bağımsız olarak uçak yolculuğu uygun olmayabiliyor." Anne adaylarının ve bebeklerinin sağlığı için seyahat planlarının mutlaka bireysel gebelik durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Malkan, her yolculuk öncesinde kadın hastalıkları ve doğum hekimine danışılmasının önemine dikkat çekiyor.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:09
Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği "Sağlık Buluşmaları"nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, "Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti. Doktora başvurmak çok önemli Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, "Yol yakınken, klinik tespitler ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli" dedi. Her el titremesi parkinson değildir Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, "Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur" diye konuştu. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: "Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir." Vatandaşların merak ettiklerini sormasının ardından program sona erdi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 11:02
Uzmanı uyardı: "Kan tahlili hayat kurtarabilir"
Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, "Basit bir kan sayımı, sessizce ilerleyen pek çok sorunu erken dönemde ortaya çıkarabilir. Böylece hayat kurtarıcı ip uçları verir" dedi. Pek çok hastalığın ip uçlarını veren kan ile ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, açıklamada bulundu. Prof. Dr. Solmaz, en sık ihmal edilen konulardan birinin kan sağlığı olduğunu vurgulayarak, "Oysa basit bir kan testinin, vücutta belirti vermeden ilerleyen pek çok hastalığı erken dönemde ortaya çıkarabilir. Rutin kan tahlilleri yalnızca rakamlardan ibaret değildir doğru yorumlandığında hayat kurtarıcı ipuçları verir" ifadelerini kullandı. "Tam kan sayımı vücudun aynasıdır" Basit bir tam kan sayımı, demir ve B12 değerlendirmesinin hayati önem taşıyabileceğini belirten Solmaz, "Kan hastalıklarının önemli bir kısmı erken dönemde yakalandığında başarıyla tedavi edilebilir. Yeni yıl, sağlığınızı ertelemek için değil, kendiniz için bir adım atmak için önemli bir fırsattır. Hemogram, kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositler hakkında çok değerli bilgiler sunar. Bu değerlerdeki sapmalar, basit bir vitamin eksikliğinden ciddi hematolojik hastalıklara kadar pek çok duruma işaret edebilir" diye konuştu. "Gizli yorgunluğun nedeni vitamin eksikliği olabilir" Hemoglobin düşüklüğünün kansızlık anlamına geldiğini hatırlatan Solmaz, şunları söyledi: "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetler ciddiye alınmalıdır. Kansızlık yalnızca demir eksikliğine bağlı değildir, B12 ve folat eksikliği, kronik hastalıklar ya da kemik iliği hastalıkları da neden olabilir. Özellikle erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda tespit edilen kansızlık mutlaka araştırılmalıdır. Ferritin düşüklüğü, hemoglobin normal olsa bile kişide ciddi halsizlik yapabilir. Sadece hemoglobine bakarak ‘kansızlık yok’ demek sık yapılan bir hatadır." "B12 eksikliğine dikkat" B12 vitamini eksikliğinin yalnızca kansızlığa yol açmadığına değinen Solmaz, "Unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları gibi nörolojik belirtiler de B12 eksikliğinin habercisi olabilir. Genç yaşta pıhtı öyküsü olanlar, ailesinde pıhtılaşma hastalığı bulunanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar, sigara kullananlar ve obezitesi olan bireyler mutlaka değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Her şey normal demek her zaman yeterli değildir" Kan tahlillerinin tek başına tanı koymadığını da vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, "Önemli olan değerlerin zaman içindeki değişimi, hastanın şikâyetleriyle birlikte değerlendirilmesi ve gerekirse ileri tetkiklerin planlanmasıdır. Bu nedenle sonuçlar mutlaka hekim tarafından yorumlanmalıdır. Ağrısız lenf bezi şişlikleri, gece terlemeleri, nedensiz kilo kaybı ve uzun süren ateş gibi belirtiler varsa gecikmeden hekime başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:55
Yüz felcine yönelik güncel cerrahi yaklaşımlar Adana’da değerlendirildi
Yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Kulak burun boğaz alanının bilimsel buluşmalarından biri olan 21. Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri, yüz felcinde rekonstrüksiyon yöntemlerinin tüm yönleriyle ele alındığı kapsamlı bir programla Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesi’nde yapıldı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı tarafından düzenlenen toplantı, alanında uzman hekimleri Adana’da bir araya getirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Alper Nabi Erkan, "Bu yılın ana teması, kulak burun boğaz cerrahisinin en zorlu alanlarından biri olan ‘Fasiyal Paralizide Rekonstrüksiyon Yöntemleri’ olarak belirlendi. Toplantı kapsamında, yüz felci hastalarına güncel yaklaşım yöntemleri, cerrahi teknikler ve uzun dönem sonuçlar hem teorik sunumlar hem de canlı cerrahi uygulamalar eşliğinde ele alınacak. Yıllar içinde istikrarlı biçimde büyüyerek bilimsel bir platform haline gelen toplantımıza katkı sunan herkese teşekkür ederim" ifadelerini kullandı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent N. Özlüoğlu da Başkent Kulak Burun Boğaz Günleri’nin her yıl artan bilimsel içerik ve katılımla sürdüğünü kaydetti. Özlüoğlu"Bugün yapacağımız toplantıda yüz felci gibi emek, sabır ve deneyim gerektiren bir alana kapsamlı biçimde odaklanmayı hedefledik. Toplantının teorik bilgi ve canlı cerrahi uygulamalarıyla katılımcılara en iyi şekilde fayda sağlamasını ve genç meslektaşlarımız için ilham verici bir ortam oluşturmasını diliyorum. Organizasyonun gerçekleşmesine verdikleri destek dolayısıyla Başkent Üniversitesi yönetimine, Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer’e ve Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi çalışanlarına emeklerinden dolayı teşekkür ederim" dedi. Toplantının davetli konuşmacısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. İsa Kaya, yüz felcinin yalnızca kasların değil, yüz ifadesi ve bireyin kimliğini de etkileyen bir durum olduğunu belirtti. Kaya, bu alandaki cerrahi yaklaşımların teknik olduğu kadar hastaya saygıyı ve hekimlik anlayışını da yansıttığını ifade etti. Dört ana oturum şeklinde düzenlenen bilimsel program kapsamında, akut ve uzun dönem yüz felçlerinde sinir dekompresyonu, sinir ve kas transferleri, üst ve alt yüz reanimasyonu ile gözün korunmasına yönelik cerrahi stratejiler olgu sunumları ve videolar eşliğinde değerlendirildi. Toplantının en dikkat çekici kısımlarından biri olan canlı cerrahi bölümünde, Doç. Dr. Kaya tarafından gerçekleştirilen operasyon katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:28
Külliye’de ödül alan bilim kadını Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var"
Diş hekimliği alanındaki bilimsel çalışmalarıyla dünya çapında tanınan ve TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mutlu Özcan, kariyeri boyunca yurt dışında birçok ödül kazandığını ancak kendi vatanında takdir edilmenin tarif edilemez bir gurur olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Türkiye Bilimler Akademisi’nce (TÜBA) verilen "TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü", diş hekimliğinde yüksek performanslı seramik malzemelerin klinik uygulamaları ve dijital teknoloji alanındaki öncü çalışmaları dolayısıyla Prof. Dr. Özcan’a takdim edildi. Özcan, ödülünü 23 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Kocaeli’de öğrencilerle bir araya geldi Zürih Üniversitesi Diş Hekimliği Merkezi Direktörü olarak görev yapan Prof. Dr. Özcan, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine konuk oldu. Özcan, "Yeni Teknolojiler ve Diş Hekimliğinde Minimal İnvaziv Rekonstrüksiyonlar" başlıklı sunumuyla öğrencilere bilgilelendirmelerde bulundu. "Ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var" Programın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mutlu Özcan, akademik kariyeri boyunca uluslararası alanda birçok başarıya imza attığını belirterek şunları kaydetti: "Birçok ülkede çeşitli ödüller kazandım ama ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Çok fazla sayıda jüri üyelerinin takdir gördüğü ve diş hekimliğinden, mesleğimizden ilk kez verilmiş olan TÜBA akademik ödülüne layık görüldüm. Çalışmalarım daha çok diş hekimliğindeki malzemeler ve teknolojiler üzerine, onların uygulamalarıyla ilgili. Çok kapsamlı, meşakkatli ve emek verdiğim kariyerimin bir sonucu diyebilirim. Bu ödülü almamda; buluşlarım, geliştirdiğim yöntemler, klinik yöntemler, özellikle protokoller ön plana çıkmış durumda. Beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum." Ayrıca Özcan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki ödül töreninin hayatında unutamayacağı anlardan biri olduğunu yineleyerek, gurur duyduğuna dikkati çekti. 950’den fazla makalesinin bulunduğunu aktaran Özcan, ödüle layık görülmesinde akademik performansının belirleyici olduğunu aktardı. "Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum" Diş hekimliği branşında Türkiye’nin klinik tecrübe açısından güçlü bir ülke olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti: "Bu tecrübeden çok faydalandım. Öğrencilik zamanımda bile çok fazla sayıda hasta bakmıştık. Bunun bana ve mesleğime bakışıma çok katkısı oldu. Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum. Araştırma alanında biraz daha donanımlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. O yüzden de temaslarım ülkemdeki araştırmacılarla devam ediyor. Diş hekimliği pratiğe yönelik bir meslek, pratiğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede iyi bir diş hekimi olmamaya imkan yok. Dolayısıyla eğitimimizi kesinlikle geride görmüyorum." Dünyada teknolojik gelişmelerin çok hızlı ilerlediğine vurgulayan Özcan, "5 yıllık diş hekimliği eğitimi sürecinde öğrenilen bilgiler kısa sürede güncelliğini yitirebiliyor. Öğrencilerimizin bu tip değişikliklere hazırlıklı olması gerekiyor. ’Sürekli eğitim, mezuniyet sonrası eğitim’ gibi kavramları sadece ülkemizde değil, bütün dünyada geçerli olduğunu unutmamaları gerekiyor" dedi. Hedeflerinden de bahseden Mutlu Özcan, "Ben bir protez uzmanıyım. Materyal bilimi ve teknoloji her zaman ilgimi çekmiştir. Bu alanda yoğunlaştım, kariyerim boyunca. Bundan sonraki hedefim daha çok koruyucu uygulamalar. Hastaların ekonomik yükünü azaltacak inovatif fikirler geliştirmek olacak" ifadelerini kullandı. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu, Prof. Dr. Mutlu Özcan’ın başarısının ufuk açıcı olduğuna dikkat çekerek, "Cumhurbaşkanlığı himayelerinde TÜBA tarafından verilen 2025 Uluslararası Akademi Ödülleri kapsamında ödül alan Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı akademisyenlerimiz ve öğrencilerle buluşturmamız bizim için gurur kaynağıdır. Bir Türk kadını olarak uluslararası alandaki başarıları aynı zamanda hepimiz için ilham vericidir. Kendisine aramızda olduğu için çok teşekkür ediyoruz" dedi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ise "Dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı üniversitemizde ağırlamaktan büyük onur duyduk. Prof. Dr. Özcan’ın olağanüstü bilimsel çalışmalarından hem akademisyen hem de öğrencilerimizin yararlanması konusunda işbirliği yapacak olmamız, üniversitemizin hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:27
Kalbinizi soğuktan koruyacak 10 altın öneri
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, soğuk havalarda grip ve solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını kalp hastalarında ise bu enfeksiyonların daha ağır seyrettiğini söyledi. Tüm dünyada en önemli ölüm nedenlerinin başında kalp hastalıkları geliyor. Bu nedenle soğukların etkisini gösterdiği kış aylarında kalp sağlığına ayrı bir özen göstermek gerekiyor. Çünkü soğuk hava ve ani sıcaklık değişiklikleri, kalp yetersizliği, ritim bozuklukları ile kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp hastalarının özellikle dikkat etmesi gereken konulardan birinin de soğuk havalar olduğunu belirten Medline Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, "Soğuk havayla birlikte damarlar büzüşüyor, kan basıncı yükseliyor ve kalbin iş yükü önemli ölçüde artıyor" dedi. Dr. Ercan Türk, kış aylarında kalbi korumaya yardımcı olacak 10 önerisini şu şekilde sıraladı: "Grip ve enfeksiyonları hafife almayın Soğuk havalarda grip ve solunum yolu enfeksiyonları artar. Kalp hastalarında ise bu enfeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Ateşli ve şiddetli belirtiler varsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun. Ani ısı değişimlerinden kaçının Çok sıcak bir ortamdan soğuk havaya aniden çıkmak kalp üzerinde ani stres oluşturur. Dışarı çıkmadan önce birkaç dakika serin bir ortamda beklemek vücudun uyum sağlamasına yardımcı olur. İlaçlarınızı düzenli kullanın Kalp, tansiyon ve kolesterol ilaçlarının kış aylarında da aksatılmadan kullanılması büyük önem taşır. İlaçların bırakılması ya da doz atlanması ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kalın ve kat kat giyinin Vücut ısısının yaklaşık yarısı baş bölgesinden kaybedilir. Soğukta kan koyulaşır, pıhtılaşma eğilimi artar ve damarlar büzüşür. Bu durum tansiyon yükselmesine ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu nedenle soğuk havalarda mutlaka bere takın. Göğüs bölgesi, baş ve ellerin sıcak tutulması vücut ısısının korunmasını sağlar. Soğuğa bağlı damar daralmasını azaltmak için özellikle rüzgârlı havalarda koruyucu giysileri tercih edin. Egzersizi ihmal etmeyin Genellikle soğuk havalarla birlikte egzersiz alışkanlığı bırakılır. Oysa düzenli egzersiz; tansiyonun düşmesine, kalp ritminin düzenlenmesine, kilo kontrolüne ve kalp krizi riskinin azalmasına katkı sağlar. Kış aylarında da uygun şartlarda egzersize devam edin. Ağır fiziksel aktiviteleri sınırlayın Soğuk havada yapılan ani ve yoğun efor, kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Bahçe işleri, kar küreme gibi zorlayıcı işler kalp krizi riskini yükseltebileceğinden dikkatli olun ve kendinizi fazla zorlamayın. Beslenmenize özen gösterin Kış aylarında artan yağlı ve tuzlu besin tüketimi kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sebze, meyve ve liften zengin besinler tercih edin. Bunun yanı sıra yeterli su tüketimini ihmal etmeyin; su içmek için susamayı beklemeyin. D vitamini düzeyinizi kontrol ettirin Kış aylarında güneş ışığından yeterince faydalanılamadığı için D vitamini eksikliği sık görülür. Belirgin D vitamini eksikliği, kalp hastalığı riskini artırır. Bu nedenle kış mevsiminde D vitamini seviyenizi ölçtürün ve eksiklik varsa tedavinizi aksatmayın. Sigara ve alkolden uzak durun Soğuk havada alkol tüketmeyin. Alkollü içecekler vücuda sıcaklık hissi vermelerine rağmen vücut damarlarında genişlemeye neden olup, vücutta ısı kaybının artmasına sebep olabilir. Ayrıca alkollü halde soğuk ile temasta vücut ısı kaybı daha fazla olur. Ayrıca sigara içmek de damarları daraltarak soğuğun olumsuz etkisini artırır. Tatil için ılıman bölgeleri seçin Kalp sağlığı için en ideal ortam sıcaklığı 18-24 derece arasındadır. 12 derecenin altındaki havalarda kalp krizi riski artmaya başlar. Eğer özellikle kış sporlarıyla ilgilenmiyorsanız, tatil için ılıman iklimleri tercih edin."
25 Aralık 2025 Perşembe - 10:11
Külliye’de ödül alan bilim insanı Prof. Dr. Özcan: "Bu ödülün kariyerimde çok önemli bir yeri var"
Diş hekimliği alanındaki bilimsel çalışmalarıyla dünya çapında tanınan ve TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mutlu Özcan, kariyeri boyunca yurt dışında birçok ödül kazandığını ancak kendi vatanında takdir edilmenin tarif edilemez bir gurur olduğunu vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından verilen "TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü", diş hekimliğinde yüksek performanslı seramik malzemelerin klinik uygulamaları ve dijital teknoloji alanındaki öncü çalışmaları dolayısıyla Prof. Dr. Özcan’a takdim edildi. Özcan, ödülünü 23 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Kocaeli’de öğrencilerle bir araya geldi Zürih Üniversitesi Diş Hekimliği Merkezi Direktörü olarak görev yapan Prof. Dr. Özcan, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine konuk oldu. Özcan, "Yeni Teknolojiler ve Diş Hekimliğinde Minimal İnvaziv Rekonstrüksiyonlar" başlıklı sunumuyla öğrencilere bilgilelendirmelerde bulundu. "Ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var" Programın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mutlu Özcan, akademik kariyeri boyunca uluslararası alanda birçok başarıya imza attığını belirterek şunları kaydetti: "Birçok ülkede çeşitli ödüller kazandım ama ülkemden aldığım bu ödülün, kariyerim ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Çok fazla sayıda jüri üyelerinin takdir gördüğü ve diş hekimliğinden, mesleğimizden ilk kez verilmiş olan TÜBA akademik ödülüne layık görüldüm. Çalışmalarım daha çok diş hekimliğindeki malzemeler ve teknolojiler üzerine, onların uygulamalarıyla ilgili. Çok kapsamlı, meşakkatli ve emek verdiğim kariyerimin bir sonucu diyebilirim. Bu ödülü almamda; buluşlarım, geliştirdiğim yöntemler, klinik yöntemler, özellikle protokoller ön plana çıkmış durumda. Beni bu ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum." Ayrıca Özcan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki ödül töreninin hayatında unutamayacağı anlardan biri olduğunu yineleyerek, gurur duyduğuna dikkati çekti. 950’den fazla makalesinin bulunduğunu aktaran Özcan, ödüle layık görülmesinde akademik performansının belirleyici olduğunu aktardı. "Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum" Diş hekimliği branşında Türkiye’nin klinik tecrübe açısından güçlü bir ülke olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti: "Bu tecrübeden çok faydalandım. Öğrencilik zamanımda bile çok fazla sayıda hasta bakmıştık. Bunun bana ve mesleğime bakışıma çok katkısı oldu. Eğitimimizin son derece kuvvetli olduğuna inanıyorum. Araştırma alanında biraz daha donanımlı olmamız gerektiğini de düşünüyorum. O yüzden de temaslarım ülkemdeki araştırmacılarla devam ediyor. Diş hekimliği pratiğe yönelik bir meslek, pratiğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede iyi bir diş hekimi olmamaya imkan yok. Dolayısıyla eğitimizi kesinlikle geride görmüyorum." Dünyada teknolojik gelişmelerin çok hızlı ilerlediğine vurgulayan Özcan, "5 yıllık diş hekimliği eğitimi sürecinde öğrenilen bilgiler kısa sürede güncelliğini yitirebiliyor. Öğrencilerimizin bu tip değişikliklere hazırlı olması gerekiyor. ’Sürekli eğitim, mezuniyet sonrası eğitim’ gibi kavramları sadece ülkemizde değil, bütün dünyada geçerli olduğunu unutmamaları gerekiyor" dedi. Hedeflerinden de bahseden Mutlu Özcan, "Ben bir protez uzmanıyım. Materyal bilimi ve teknoloji her zaman ilgimi çekmiştir. Bu alanda yoğunlaştım, kariyerim boyunca. Bundan sonraki hedefim daha çok koruyucu uygulamalar. Hastaların ekonomik yükünü azaltacak inovatif fikirler geliştirmek olacak" ifadelerini kullandı. "Başarıları bizim için ilham verici" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu, Prof. Dr. Mutlu Özcan’ın başarısının ilham verici olduğuna dikkati çekerek, "Cumhurbaşkanlığı himayelerinde TÜBA tarafından verilen 2025 Uluslararası Akademi Ödülleri kapsamında ödül alan Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı akademisyenlerimiz ve öğrencilerle buluşturmamız bizim için gurur kaynağıdır. Bir Türk kadını olarak uluslararası alandaki başarıları aynı zamanda hepimiz için ilham vericidir. Kendisine aramızda olduğu için çok teşekkür ediyoruz" dedi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ise "Dünyaca ünlü bilim insanı Sayın Prof. Dr. Mutlu Özcan’ı üniversitemizde ağırlamaktan büyük onur duyduk. Prof. Dr. Özcan’ın olağanüstü bilimsel çalışmalarından hem akademisyen hem de öğrencilerimizin yararlanması konusunda işbirliği yapacak olmamız, üniversitemizin hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:56
Hava ambulansı 6 günlük bebek için havalandı
Hatay’da 6 günlük bebek yaşadığı sağlık sorunları dolayısıyla tedavi için hava ambulansıyla İstanbul’a sevk edildi. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doğumu gerçekleşen ve acil serviste tedavi gören 6 günlük bebeğe; kalp yetmezliği, aort koarktasyonu ve yarık damak tanıları konuldu. Yeni doğan hastanın, ileri tetkik ve tedavi amacıyla İstanbul Mehmet Akif Ersoy Hastanesi’ne hava ambulansı ile güvenli nakli sağlandı.
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:53
Besin tüketiminden sonra ilk 90 dakikaya dikkat
Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, en çok bahar aylarında görüldüğünü belirten Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, çeşitli uyaranlara bağlı olarak gelişen bir rahatsızlık olan ürtiker kısa sürdüğü gibi uzun bir süre de devam edilebileceğini söyledi. Bahar aylarında özellikle solunum yollarıyla vücuda alınan polenlerinürtikere yol açtığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Ürtiker daha derin dokuları tutarsa buna anjiyoödem denir. Bunda dudaklarda, göz kapaklarında, el ve ayak tabanlarında şişmeler meydana gelir. Deri dışında sindirim sistemi ve solunum yolları tutulumu olursa karın ağrısı, midede dolgunluk hissi gelişir. Solunum yollarında ise seste çatallanma hissi, yutkunurken takılma hissi, nefes darlığı ve hastada panik hali görülür. Anjiyoödemde hayati tehlike olabildiğindenacil müdahale gerektirir. Çok nadiren de anafilaksi ve hipotansiyon oluşabilir’’ dedi. Bazı antibiyotiklerin, ağrı kesici, antiinflamatuvar ve kas gevşeticiler ile radyo kontrast maddelerin en sık ürtiker yapan nedenler arasında yer aldığını aktaran Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Özellikle ileri yaşta olan kişilerde sık gelişir ve ürtikerde ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır. Çocuk ve genç yaş gurubunda daha sık görülür. Besin alındıktan 90 dakikalık süre içinde genellikle gelişir. Paketli gıdalar, süt ve süt ürünleri, balık ve deniz ürünleri, yumurta, fındık, fıstık, çilek, muz, kivi, domates, çikolata ve baharatlar ürtiker yapan en sık karşılaştığımız gıdalardır’’ diye konuştu. Akut ürtiker tedavisinde temel ilacın antistaminikler olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Akut atak sebebi belirlenebilirse, bu tetikleyici faktör uzaklaştırılmalıdır. Antistaminik tedaviye yanıt vermeyen ürtikerlerde sistemik kortikosteroidler genellikle etkili olabilmektedir. Bazı olgulardahistamin 2 blokerleri kullanılabilir. Nadiren fototerapi ve kalsiyum kanal brokerleri kullanılabilir. Plazmaferez, İVİG ve kronik immünospresif tedavi verilebilir. Anjiyoödem tablosu varsa ve larinks tutulumu belirgin olan hastalarda antihistaminik ve sistemik kortikostoroid tedavisine cevap alınamıyorsa, anafilaktik şok riski nedeni ile sistemik adrenalin kullanılması gerekebilir. Fiziksel ürtikerlerin tedavisinde sürtünme, sıcak, soğuk, su ve güneş gibi etkenlerin uzaklaştırılması ile ürtiker kontrol altına alınabilir. Gıda ve gıda katkı maddelerinin ürtikeri tetikleyeceği belirtilerek diyet günlüğü tutması önerilebilir. Şüpheli besinlerin uzaklaştırılması diyeti yararlı olabilir. Uyku bozukluğu ile giden ürtikerlerde antidepresanlar da kullanılabilir. Yerel tedavide ılık veya soğuk banyo, duşlar, soğuk yaş pansuman sınırsız önerilir. Mentol vb. içeren ferahlatıcı, kaşıntı dindirici losyonlar kullanılabilir" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder