SAĞLIK
Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri 20 Mart 2026 Cuma - 09:40:45 Ramazan Bayramı’nda beslenme düzeninin ani değişimine dikkat çeken Diyetisyen Hasan Tuncay, özellikle tatlı tüketiminin kontrollü yapılması gerektiğini vurguladı. Ramazan ayı boyunca değişen beslenme alışkanlıklarının ardından bayramda eski düzene dönüş süreci, vücut açısından kritik bir geçiş dönemi oluşturuyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Diyetisyen Hasan Tuncay, uzun süreli açlık sonrası birden yoğun besin tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Özellikle bayramda artan tatlı tüketiminin dengelenmesi gerektiğini belirten Tuncay, kahvaltıdan gün içi öğün planlamasına kadar önemli uyarılarda bulundu. Ramazan Bayramında kahvaltıdan itibaren öğünlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Hasan Tuncay, "Ramazan ayıda uzun süreli bir açlık dönemi oluyor. Gün boyunca hiçbir şey yemeyip akşamları belirli kısıtlı saatlerde beslenmek zorunda kalıyoruz. Ondan sonra sahura kalkıp, bir şeyler yiyip ondan sonra uyuyoruz. Bu bizim vücudumuzun ritmini değiştiriyor. Doğal olarak hormonlarımız da bu süreçten etkileniyor. 30 gün boyunca hormonlarımız bu süreçten etkilendiği için bayram süreci de biraz daha geçiş dönemi olacağı için birden yüklenmemek adına uymamız gereken bazı kurallar var. Öncelikle bayram günü, sabah kalktığımızda çok ağır olmayacak şekilde kahvaltımızı yapacağız. Peynirimizi, yumurtamızı, bol sebzemizi tüketeceğiz. Yanında mutlaka ekmeğimiz de olacak. Kan şekerimizi belirli bir seviyeye kadar yükselteceğiz ki direkt tatlı isteğimiz olmasın. Sonuçta 30 gün boyunca sadece sahur yapıldı ve iftar açıldı. Bu süreçte vücudu kahvaltıya hazırlamamız gerekiyor. Onun dışında yüksek miktarda şeker içeren, bal, reçel, pekmez gibi tatlılar tüketmeyeceğiz. Çünkü zaten gün içerisinde şekerlemeler ve şeker tatlıları tüketeceğimiz için kahvaltıda bunları tercih etmesek daha sağlıklı olur" dedi. Diyetisyen Tuncay, "Normalde bizim diyetimizde, sağlıklı proteinlere yer verdiğinizde, peynir yumurta ve etimizi düzenli bir şekilde yediğimizde, ekmek grubu ve sebzeleri düzenli bir şekilde yediğimizde kan şekerimiz sağlıklı seyrediyor. Kahvaltıyı bu şekilde yaptıktan sonra gün içerisinde ekstra ürün öğün koymadan ya da kullandığımız öğünlerden ekmeği, makarnayı, çorbayı ve pilavı çıkararak şerbet ve tatlılardan aldığımız en azından şekeri biraz olsun dengeleyebiliriz. Tabi normal günlerde önerdiğimiz bir beslenme şekli değil, bayrama özel. 30 gün boyunca beslenme kısıtıyla yaşadığımız için bayram sürecini ‘tatlı yemeyin’ diyerek geçiştiremeyiz. Mutlaka tatlılar yenilecek. Ama bunu nasıl dengelememiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Mümkünse öğlen vakitlerinde şeker, şerbet tatlılarını tüketelim. Akşam vakitlerine kalmasın. Bazen metabolik hızımız yavaşladığı için akşam saatlerinde yediğimiz tatlının bize zarar verme ihtimali daha yüksek, karaciğerde yağa dönüşme ihtimali daha yüksek. Sonraki gün yine şekerli şerbetli tatlılar yiyeceksek eğer bu kurallara uyarak, gün içerisinde tükettiğimiz özellikle basit karbonhidratlardan uzak durarak, ekmeği, pilavı, makarnayı, çorbayı ve meyveyi kısarak, sebze ve proteinle beslenerek bu süreci geçirebiliriz" diye konuştu.
20 Mart 2026 Cuma - 08:51 Uzmanlar: "Bayramda ikramları olabildiğince hafif tutun" Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, yaptığı paylaşımda bayramda yapılan ikramlara dikkat çekerek, "Yapılan ikramlar gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine neden olabilir" ifadesini kullandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda, Diyetisyen Melike Karataş, bayram gelenekleri ve Erzurum’un kültüründe. misafire şeker, çikolata ile birlikte karbonhidrat, yağ ve şeker oranı yüksek su böreği, baklava gibi ikramlar sunulmasının vazgeçilmezlerden olduğunu anlatarak, "Ancak bu ikramların ziyaret edilen her evde sunulması ve tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine sebep olabilir. Gün boyu tekrar eden bu beslenme döngüsüyle özellikle çocuklar, yaşlılar ya da diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan basıncı) gibi hastalığı bulunanlar için sağlık sorunları yaşama riski artar. Bunun önüne geçmek için ikramlıklar hazırlanırken şerbetli yerine sütlü tatlı hazırlanması; porsiyonların küçük tutulması; sebzeli veya yoğurtlu salataların (kabak tarator, yoğurtlu kereviz salatası, pancar salatası vb.) ikramlıklara eklenmesi; içecek olarak şekeri yüksek meyve suları yerine ayran ya da şekersiz açık çay, şekersiz Türk kahvesi gibi içeceklerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır" dedi. Su içmek ihmal edilmemeli Erzurum için yine kültürel alışkanlıklar ve iklim şartları göz önünde bulundurulduğunda Ramazan ayı içerisinde iftar sonrası çayın çok önemli bir yer kapladığının görüldüğünü vurgulayan Karataş, "Hatta çoğu zaman çay içme alışkanlığı su tüketiminin önüne geçer. Bu alışkanlık Bayram’da da devam eder. Her ne kadar sağlıklı bireyler için günlük 6-8 çay bardağına kadar az demli çayın sağlık üzerine olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da içilen çayın demli olması, miktarının 6-8 çay bardağından fazla olması ya da su tüketiminin önüne geçmesi sağlık açısından riskler oluşturur. Su tüketiminin az olması, vücudun susuz kalmasına yol açabilir ya da bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olabilir. Bu sebeple su tüketimi ihmal edilmemeli, günlük olarak en az 2-2,5 litre su içilmelidir" şeklinde konuştu. Hareketin artırılması hedeflenmeli! Bayram nedeniyle değişen beslenme düzeninin yol açabileceği hazımsızlığa dikkat çeken Karataş, "Bağırsak hareketlerinin azalması ya da kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz durumlarla mücadelede etkili yöntemlerden biri de hareketin artırılmasıdır. Bayram dolasıyla yapılacak ziyaretler aktif bir gün geçirmek için fırsat olabilir. Bunu sağlamak adına ziyaretler esnasında yürüme mesafesinde olan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, günlük hareketi artırmaya yardımcı olur. Hatta gün içerisinde zaman ayrılarak 30 dakikalık bir yürüyüş planlanabilir. Hayatın her alanında önemli bir yere sahip olan sağlıklı ve dengeli beslenme bir yaşam tarzı hali olmalıdır. Bununla birlikte böyle özel zamanlarda doğru beslenme sağlık için daha da önem arz edebilmektedir" diye konuştu.
Sezaryen sonrası normal doğumun 7 önemli avantajı
07 Ocak 2026 Çarşamba - 09:46 Sezaryen sonrası normal doğumun 7 önemli avantajı Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, sezaryen sonrası normal doğum ile ilgili önemli bilgiler verdi. Sezaryen sonrası normal doğumla (SSVD) bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan kadınların sayısı giderek artıyor. SSVD’ye uygun anne adayları, gebelik sürecinin düzenli takibiyle sorunsuz doğum yapabiliyor. Sezaryene göre birçok avantajı olan SSVD konusunda anne adaylarının bilgilendirilmesi önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, sezaryen sonrası normal doğum ile ilgili önemli bilgiler verdi. "Sezaryen doğum bir kural değil" SSVD, daha önce sezaryenle doğum yapmış olan kadınların vajinal doğum yapması anlamına gelir. Kadınların geçmişte sezaryen doğum yapmış olmaları, tekrar hamile kaldıklarında doğumlarını yeniden sezaryen yöntemiyle yapmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Sezaryen yöntemiyle yapılan doğumdan sonra, anne adaylarının bir sonraki çocuğunu normal doğumla dünyaya getirmesi, yakın zamana kadar bazı riskler barındırdığı düşünülerek tercih edilmiyordu. Ancak yapılan araştırmalarda SSVD’yi deneyen gebelerde yüzde 60-80 oranında başarı elde edildiği görüldü. Bir kez sezaryen doğum yapan her 4 anne adayından 3’ü SSVD için uygundur. SSVD genellikle güvenli bir uygulamadır. Daha önce ilk doğumu vajinal yapıp daha sonraki doğumları sezaryen olanlarda SSVD başarı oranı daha yüksektir. Günümüzde ilk bebeğini sezaryen yöntemiyle dünyaya getiren pek çok kadın, ikinci veya sonraki doğumlarında vajinal doğum yapmayı tercih etmektedir. Sezaryen sonrası normal doğun tüm dünyada teşvik edilmektedir. "Avantajları ile öne çıkıyor" Tekrar sezaryen doğum yapmakla karşılaştırıldığında, vajinal doğumun birçok avantajı bulunmaktadır. Ameliyat izi olmayacaktır. Enfeksiyon ve ciddi kan kaybı riskinin daha düşüktür. Bebeğin doğumdan sonra solunum problemi yaşama riski düşüktür. Bebekle ten teması kurma şansınız daha yüksektir. Başarılı bir şekilde emzirme şansı daha yüksektir. Anne sütü daha kısa sürede gelir. Hastanede kalış süresi daha kısadır. Normal hayata dönüş daha hızlıdır. "Kadınların bilgi sahibi olması önemli" Daha fazla gebelik planlayan kadınlar için sezaryen sonrası vajinal doğum, risklerin azalması anlamına gelir. Plasenta yapışma anomalileri (akreata gibi) ve sezaryan skar gebelik riskleri azalır. SSVD, tekrarlayan sezaryenleri ve ilişkili potansiyel kısa ve uzun vadeli riskleri önler. SSVD oranlarını artırmak için, kadınların risk ve faydaları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Hangi gebeler SSVD’ye uygun? Gebelerin SSVD’ye uygun olup olmadığı birçok faktöre bağlıdır. Önceki sezaryen kesisi türü: Rahimde transvers kesi adı verilen alçak, yanda olan bir kesi kullanır. Alçak transvers kesi geçiren kişiler genellikle SSVD yapabilir. Ancak klasik kesi olarak da adlandırılan yüksek dikey kesi geçirenler genellikle SSVD’ye uygun değillerdir. Çünkü yüksek dikey kesi, rahim yırtılması riskini artırır. Rahim yırtılması öyküsü: Daha önce rahim yırtılması geçirmiş kişiler genellikle SSVD’ye uygun değildir. Geçmişte rahim ile ilgili ameliyat geçirilmiş olması: Miyom aldırma ameliyatı gibi başka rahim ameliyatları geçirmiş kişilere SSVD önerilmez. Bu ameliyatlardan kalan izler rahim yırtılması riskini artırır. Diğer sezaryen sayısı: İki veya daha fazla sezaryen doğum yapmak, SSVD bağlantılı bazı sağlık sorunları riskini artırabilir. Gebelik aralığı: Daha erken bir gebelikte doğum yaptıktan sonra 18 aydan kısa bir süre içinde SSVD yapılan kadınlarda rahim yırtılması riski daha yüksektir. Ayrıca sağlık sorunları nedeniyle vajinal doğumu etkileyebilecek sağlık sorunları olan kişilere SSVD denemesi önerilmez. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: "Plasenta ile ilgili sorunlar olması. Fetüsün vajinal doğumu zorlaştıracak bir pozisyonda bulunması. Üçüz veya daha fazla sayıda gebelik söz konusu olması. Doğumun tetiklenmesine ihtiyaç duyulması."
Geleceğin doktorları evde sağlık hizmetlerinde deneyim kazanacak
07 Ocak 2026 Çarşamba - 09:22 Geleceğin doktorları evde sağlık hizmetlerinde deneyim kazanacak DENİZLİ (İHA) – Denizli’de hayata geçirilen projede, tıp fakültesi birinci sınıf öğrencileri evde sağlık hizmetlerinde deneyim sahibi olacak. Denizli’de geleceğin doktorlarını yetiştiren Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur, son 2 yıldır birinci sınıf öğrencilerinin ilk dersine hasta ve hasta yakınlarını davet ediyor. Böylece onlara, hekimlik mesleğini öğrenirlerken hastaları sosyal çevresi ile hastalıkları çok yönlü nedenleriyle görmelerinin önemini fark ettirmeyi amaçlıyor. Bu derslere öğrencilerin yoğun ilgisini gözlemleyen Prof. Altınışık Ergur, hastalar ve yakınlarıyla erken temas etmenin iyi hekimliğe uzanan yolunda bir adım daha atmaya yöneltti. Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur, yakın zamanda projelendirdiği evde sağlık hizmetlerine öğrencileri ile eşlik ederek tıp eğitimine sahadan değerli bir katkı sağlayacak bir eğitim etkinliği planlayarak, pilot uygulamayı hayata geçirdi. Uygulamayla tıp öğrencilerinin hastaların ve yakınlarının yaşadıkları zorlukları, yaşam ortamlarının hastalık gelişmesine ya da tedavi yanıtına etkilerini gözlemleyerek fark etmeleri, geleceğin hekimlerinin insanı biyolojik temeli dışında sosyal ve psikolojik bir varlık olarak görebilmelerine imkan oluşturulacak. Prof. Altınışık Ergur, bu etkinliğin her aşamasının bilimsel veriler ışığında analiz edileceğini söyledi. Bu kapsamda, alan çalışmalarını çeşitlendirmek ve öğrencilerin günlük tıp pratikleri içinde yer alarak geleceğe hazırlanmasını sağlamanın oldukça önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr Ergur, bu konuda tıp eğitimi alanındaki uluslararası rehberlerin, tıp fakültesi öğrencilerinin olabildiğince erken dönemde hekimlik mesleğini deneyimlemelerini önerdiğine işaret etti. Nihai amaçlarının, bu ve benzeri alan çalışmalarının tıp eğitimi müfredatına girmesini sağlayacak şekilde bir program geliştirmek olduğunu ifade eden Ergur, ülkemizde bu uygulamanın başlaması ve sonrasında yaygınlaşmasının, uluslararası bağlamda da tıp eğitimi alanına önemli katkılar sağlayacağını beklendiğini belirtti.
Tekden’de başarılı çalışmalara imza atan radyoloji uzmanından hayati tespit
07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:47 Tekden’de başarılı çalışmalara imza atan radyoloji uzmanından hayati tespit Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde görev yaptığı dönemde de başarılı çalışmalara imza atan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Karabulut, kalpteki gizli deliklerin hayatı tehdit eden paradoks emboliye neden olabildiğini ortaya koydu. Kalp ve akciğer görüntülemesi alanındaki uluslararası bilimsel çalışmalarıyla tanınan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Karabulut, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Radiology dergisinin 2025 Kasım sayısında yayımlanan "Paradoxical Embolism with Clot-in-Transit in Atrial Septal Defect" adlı çalışmasında, penis ameliyatından 5 gün sonra ani göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kol uyuşması şikâyetiyle hastaneye başvuran 60 yaşındaki bir hastada, daha önce fark edilmemiş kalp odacıkları arasındaki bir delikten geçen pıhtının hayati tehlike oluşturduğunu ortaya koydu. Bir dönem Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde de görev yapan Prof. Dr. Nevzat Karabulut’un yaptığı çalışmada; akciğerin bilgisayarlı tomografi anjiyografisi sayesinde toplar damarlardan kaynaklanan pıhtının akciğer damarlarını tıkaması yanında, kalpteki delik nedeniyle kalbin sağ tarafından sol tarafına geçerek ana atardamara ulaştığı ve sol kol damarını tıkadığı gösterildi. Emboli görüntülemesi konusunda çok sayıda bilimsel çalışması bulunan Prof. Dr. Karabulut, genelde bacak damarlarından kaynaklanan pıhtıların ölümcül olabilen akciğer embolisine yol açması yanında, kalp deliği olan hastalarda ana atardamar yoluyla beyin, kol ve bacak gibi vücudun diğer bölgelerine de geçerek ani damar tıkanmasına (paradoks emboli) bağlı bulgulara yol açtığını belirtti. Prof. Dr. Karabulut’un çalışmasında nedeni bilinmeyen pıhtı atmalarında kalpteki gizli deliklerin mutlaka araştırılması gerektiği vurgulanarak ekokardiyografi ve bilgisayarlı tomografi tetkiklerinin erken ve doğru tanı koymada hayat kurtarıcı rolüne dikkat çekildi.
Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu
06 Ocak 2026 Salı - 18:06 Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu Denizli organ bağışı konusundaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. 2024 yılında milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayılarına göre (PMP) Türkiye 1’incisi olan Denizli, 2025 yılında da bu ünvanını kimseye kaptırmayarak zirvedeki yerini korudu. Denizli’de 2019 yılında organ bağışına dikkat çekmek, vatandaşlarda organ bağışının önemini anlatmak ve bağışta bulunan kişi sayısını arttırmak için başlatılan Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi; 2025 yılında da elde ettiği başarıyla Denizli’nin gururu oldu. Denizli’de 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulunurken, bu rakam Türkiye’de milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısında Denizli’yi Türkiye birincisi yaptı. "2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk organ bağışının birçok hastaya yeniden yaşama şansı sunduğunu vurgulayarak, tek bir bağışın birden fazla insanın hayatını kurtarabildiğine dikkat çekti. Öztürk; "Denizli’de 2019 yılında başlattığımız Her Bağış Yeni Bir Hayat projesinin başarılarıyla mutlu ve gururluyuz. Tabi elde edilen bu başarılar Denizlili vatandaşlarımızın bilinçli yaklaşımı, sağlık çalışanlarımızın projeyi sahiplenerek özverili çalışmaları ve yürütülen farkındalık çalışmaları sayesinde mümkün oldu. Rakamlara bakacak olursak da proje kapsamında 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu ve bu rakam milyon nüfus başına düşen organ bağış sayılarında (PMP) Denizli’yi Türkiye’de birinci yaptı. Geçen yıl da bu alanda Türkiye birincisiydik. Başarıyı tekrar yakaladığımız ve zirveyi kimseye bırakmadığımız için ayrıca mutluyuz. Yine genel organ bağışı sayılarına baktığımızda Türkiye’de İzmir, İstanbul, Manisa ve Kocaeli’nden sonra 32 bin 696 bağışla da 5. sıradayız. Ben buradan bir kez daha organ bağışında bulunan Tüm Denizlililere teşekkür ediyor, yine elde ettiğimiz başarılar da büyük emeği olan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum" dedi. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü olarak organ bağışı konusunda bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının artarak devam edeceğini ifade eden Uz. Dr. Berna Öztürk, tüm vatandaşları organ bağışına destek olmaya davet etti.
Kışın egzama vakaları artıyor
06 Ocak 2026 Salı - 16:56 Kışın egzama vakaları artıyor KAYSERİ (İHA) – Acıbadem Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, kış aylarında soğuk hava, rüzgâr ve kapalı ortamlardaki nem azalmasının cilt kuruluğunu artırdığını belirterek, "Kuruluk sadece kozmetik bir sorun değildir, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık problemidir" dedi. Kış aylarında cilt kuruluğuna bağlı olarak egzama vakalarında artış görüldüğünü ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, "Soğuyan havanın etkisiyle klimaların ve kaloriferlerin çalışmasıyla kapalı ortamlarda nemin azalmasıyla ve yaşadığınız yerde nemsizlik varsa, sıcak duş alıyorsanız deri kuruyor. Derimiz bizi dış etkenlerden koruyan nem dengemizi sağlayan bir bariyer. Bu bariyer soğuk hava, rüzgar, nemsizlik ile birlikte bozuluyor. Deri aslında bir yağlı kâğıt gibidir. Deriniz, hücrelerinizin su kaybetmesine izin vermez. Soğuk, rüzgar, nemsizlik bu bariyeri bozunca deri su kaybetmeye başlar. Su kaybeden deri, tıpkı toprak gibi kurur ve çatlar. Çatlayan deri yüzeyinde dermal sinirler açığa çıktığı için kaşıntı başlar. Kaşıntı ile birlikte deride tahriş egzamalarda artış başlar. Eğer ki zaten kişi de egzama varsa kış aylarında da bu egzamalar mutlaka artar. Kış ayları, soğuk havalar egzamanın sebebi değildir ama egzamaların en önemli tetikleyicilerinden biridir. Dolayısıyla kış aylarında bu egzamaları çok görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyeri daha hassas" Cilt kuruluğunun ardından enfeksiyon riskinin arttığına dikkat çeken Dr. Karaoğlu, özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyerinin daha hassas olduğunu vurguladı. Karaoğlu, "Kuruluk kozmetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tedavi edilmelidir. Banyodan sonra cilt henüz nemliyken, tamamen kurulamadan nemlendirici uygulanmalıdır. Banyo yağları veya cilde uygun onarıcı nemlendiriciler tercih edilebilir" dedi. Kapalı alanlarda kullanılan klima ve sobaların ortam nemini daha da azalttığını belirten Karaoğlu, "Özellikle kuru bölgelerde yaşayan kişilerde kış aylarında cilt kuruluğu daha sık görülür. Yüz için banyo sonrası ve gün içinde nemlendirme yapılmalı, yüz günde en az iki kez nemlendirilmelidir" şeklinde konuştu. "Her cilt tipi mutlaka nemlendirilmelidir" Yüz bakımıyla ilgili yanlış bilinen bilgiler olduğuna da değinen Dr. Sema Karaoğlu, "Bazı hastalarımız ’benim yüzüm çok yağlı, nemlendirici kullanmaya ihtiyacım yok’ ya da ’şu komşuma iyi gelmiş bana da iyi gelir’ diyerek ürün kullanıyorlar. Bu durumlar çok yanlış. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı farklı olabilir. Cildiniz kuru da olsa yağlı da olsa mutlaka nemlendirmeniz gerekli. Yağ ile su karıştırılmamalı. Birisi yağ, birisi cildin su ihtiyacı. Eğer cildiniz yağlıysa ve yüzünüzde kızarıklık- kepek oluştuysa hastalarımız kuru cilt tipine uygun ürün kullanıyorlar. Oysaki orada zaten yağ fazlalığı var, nem ihtiyacı var. Uygun nemlendiriciler kullanılmadığı için şikâyetler artıyor. Bu yüzden de yüzde kuruluk, kepeklenme ve kaşıntı artıyor. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı vardır. Yağ ve su ihtiyacı birbirinden farklıdır" dedi.
‘Anne Oteli’ zorlu kış şartlarında hastalar için sıcak bir yuva oldu
06 Ocak 2026 Salı - 16:26 ‘Anne Oteli’ zorlu kış şartlarında hastalar için sıcak bir yuva oldu Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde olumsuz hava şartları ve ulaşım zorlukları nedeniyle sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayan anne adayları "Anne Oteli"nde misafir ediliyor. Bölgedeki halkın yanı sıra İran ve Irak’tan gelen kadınların da tercih ettiği Yüksekova Devlet Hastanesi, sunduğu konaklama ve sağlık imkanlarıyla hayati bir görev üstleniyor. Yüksekova Devlet Hastanesi, 2016 yılından bu yana sürdürdüğü "Anne Dostu Hastane" vizyonu kapsamında özellikle kış aylarında yolları kapanan köylerden ve çevre ilçelerden gelen gebeler için "Anne Oteli" hizmetini de titizlikle yürütüyor. Şemdinli ve Derecik ilçeleriyle Esendere beldesi gibi ulaşımı zor noktalardan gelen anne adayları, doğum öncesi ve sonrasındaki kritik süreçleri bu merkezde güven içinde geçiriyor. Hastanede görev yapan Ebe Sarice Ulalı, Anne Oteli’nin sağladığı imkanların hem bebek sağlığı hem de anne konforu açısından kritik olduğunu vurguladı. Ulalı, "Anne Otelimiz, bebeği hastanede tedavi gören annelerin emzirme ve bakım sürecini kesintisiz sürdürebilmesi amacıyla hizmet vermektedir. Özellikle olumsuz hava sebebiyle ve ulaşım zorlukları nedeniyle mağduriyet yaşayabilecek annelerimize, sosyal hizmet kapsamında güvenli konaklama imkanı sunuyoruz. Burada sadece barınma değil; doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası süreçlere dair hem teorik hem de uygulamalı eğitimler de veriyoruz" dedi. Modern tıbbi donanımı ve "Anne Dostu" uygulamalarıyla dikkat çeken hastane, sadece çevre illere değil, sınır komşuları İran ve Irak’tan gelen hastalara da kapılarını açıyor. Sağlık turizmi kapsamında bölgeye gelen yabancı anne adayları, doğum süreçlerini uzman personel gözetiminde ve Anne Oteli konforunda tamamlıyor. Hastanede konaklayan anne adayları, gebelik döneminde karşılaşılan sorunlar ve çocuk sağlığı gibi konularda eğitim programlarına katılarak bilinçli birer ebeveyn olma yolunda destek alıyor.