Son Dakika
|
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Beşiktaş, Kasımpaşa’ya karşı galibiyet hasretini bitirdi
Suudi Arabistan'dan İran'a: "Sabrımız sınırsız değil"
Okan Buruk: "Böyle bir mağlubiyet aldığımız için üzgünüm"
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları Resmi Gazete’de
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalistler belli oldu
Galatasaray'dan Avrupa'ya buruk veda
Cinayete kurban giden taksicinin acılı kardeşi konuştu!
İran’da dünyanın en büyük doğal gaz sahasındaki rafinerilere saldırı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Ramazan hasılatını Gazze’ye gönderdi
Çankırı’da 2 katlı ahşap evde yangın: 2 ölü
İspanya, Irak’taki askerlerini Türkiye’ye tahliye etti
Kastamonu’da 8 asırlık "tekke çorbası" geleneği bu yıl da yaşatıldı
Sergen Yalçın, Emre Belözoğlu’na karşı ilk galibiyetini aldı
İran Devrim Muhafızları Ordusu: "ABD'ye ait F-35 vuruldu, ciddi hasar aldı"
Çatalca’da kıyıya vuran füze başlığı imha edildi
SAĞLIK
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
20 Mart 2026 Cuma - 11:19:07
Ramazan sonrası ani ve ağır beslenmenin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, "Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" dedi. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, Ramazan ayı sonrası beslenme düzenine geçişte dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. Uzun süreli açlık sonrası bayramda birdenbire eski beslenme alışkanlıklarına dönmenin sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, bu sürecin kontrollü ve kademeli şekilde yönetilmesi gerektiğini söyledi. "Uzun açlık sonrası ağır yemek risk oluşturur" Ramazan ayında değişen beslenme alışkanlıklarının sindirim sistemi üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan ayı normal günlük yaşantımıza göre beslenme düzenimizin ve saatlerinin değişmesi nedeniyle hayatımızda farklı bir zaman dilimini yansıtıyor. Bu ay boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. "Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlayın" Bayram sabahı yapılacak kahvaltının günün geri kalanını doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Bayram sabahına ağır, yağlı ve kızartmalı yiyecekler yerine peynir, zeytin, yumurta ve bol yeşillik gibi hafif bir kahvaltıyla başlamak, gün boyu porsiyon kontrolüne dikkat ederek mide kapasitesini zorlamamak en sağlıklı yaklaşım olacaktır" dedi. Gece yeme alışkanlığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, "Sahur alışkanlığından kalan gece yeme isteğini dizginlemek için yatmadan en az 2-3 saat önce beslenmeyi kesmek ve akşam yemeğinde hafif yemekleri tercih etmek sindirim sisteminin normal ritmine daha rahat dönmesini sağlar" diye konuştu. "Aşırı ve hızlı yemek ciddi sorunlara yol açabilir" Bayramda en sık yapılan hatalardan birinin hızlı ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan boyunca uzun süreli açlığa ve yavaşlayan metabolizmaya uyum sağlayan mide-bağırsak sistemi, bayramda çok miktarda ve hızlı yemekle karşılaşırsa, ciddi bir mekanik ve kimyasal stres altına girer. Mide kapasitesinin üzerinde hızla dolduğunda mide duvarındaki gerilme reseptörleri aşırı uyarılır, mide asit üretimi artar ve bu durum gastriti tetikleyebilir. Aynı zamanda mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla reflü atakları görülebilir" ifadelerini kullandı. "Şerbetli tatlılar mideyi ve bağırsakları zorlar" Bayramda aşırı tatlı tüketiminin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Şerbetli tatlıların ve şekerli gıdaların kontrolsüz tüketimi midede şişkinlik, dolgunluk hissi, kramp ve yanma gibi şikâyetlere yol açabilir. Yüksek şeker içeriği mide boşalmasını geciktirerek gaz oluşumuna neden olurken, bağırsaklarda fermente olarak aşırı gaz ve ishal gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Reflü ve gastriti olanlar dikkat etmeli" Reflü, gastrit ve mide hassasiyeti olan bireylerin bayramda daha özenli beslenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır, yağlı ve kızartma yiyecekler mide boşalmasını geciktirerek şikâyetleri artırır. Bu yüzden sütlü tatlılar tercih edilmeli ve porsiyonlar sınırlı tutulmalıdır. Yemek sonrası davranışlar da önemlidir. Yemekten hemen sonra uzanmak yerine hafif hareket etmek, mümkünse kısa yürüyüşler yapmak sindirimi kolaylaştırır" diye konuştu. "Çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı" Bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlara dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır tatlılar, hamur işleri ve yağlı yiyecekler mide asidini artırarak reflü ve gastrit şikâyetlerini tetikleyebilir. Bu yüzden bu tür gıdalar mümkün olduğunca sınırlı tüketilmelidir. Çay ve kahve tüketiminde sınırların aşılması, özellikle mide hassasiyeti olanlar için risk taşır. Kafein, mide kapakçığını gevşeterek mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olur ve reflüyü tetikler. Bu yüzden çayı açık ve limonsuz tüketmek, kahveyi ise mümkünse tok karnına ve günde 1-2 fincanla sınırlandırmak en doğrusudur. Alternatif olarak bitki çayları (rezene, papatya gibi) veya sade maden suyu (oda sıcaklığında) gibi mideyi yormayan alternatiflere yönelmek daha uygun olacaktır" dedi. "Günde 2.5 litre su içmek ve lifli besinlere yer vermek önemli" Bayram boyunca su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, şu bilgileri paylaştı: "Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar. Tam tahıllı ürünler, sebze ve meyveler gibi lifli besinler bağırsak hareketlerini artırır. Ayrıca fiziksel aktivite de bağırsakların düzenli çalışmasına destek olur." "Bazı belirtiler ciddiye alınmalı" Bazı şikâyetlerin ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Özellikle dinlenmekle geçmeyen, göğse, sırta veya çeneye doğru yayılan şiddetli mide ağrıları; bazen tipik bir sindirim sorunu gibi görünse de kalp krizinin veya ciddi bir safra kesesi iltihabının habercisi olabilir. Bunun dışında yutma güçlüğü, ağızdan kan gelmesi veya dışkının siyah renkte olması gibi durumlar, sindirim sisteminde acil müdahale gerektiren bir kanamanın veya hasarın belirtisi olabileceği için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ayrıca, uzun süren açlık sonrası tüketilen ağır öğünlerin ardından gelişen şiddetli ve kuşak tarzında yayılan karın ağrıları, özellikle safra kesesi ve safra yollarında taşı olanlarda pankreas iltihabı (pankreatit) açısından uyarıcı olabilir. Diğer bir deyişle, vücudunuzun alışık olmadığı kadar şiddetli veya farklı hissettiren sağlık belirtilerini asla ihmal etmemek gerekir ve bu durumlarda en yakın acil servise başvurmak uygun olacaktır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
20 Mart 2026 Cuma - 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
Diyetisyeni Nurseli Ertekin Ünal, Ramazan Bayramı sürecinin normal beslenmeye geçmek için uyum süreci olarak görülmesinin sağlık açısından önemli olduğunu belirterek, "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir" dedi. Yozgat Şehir Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Nurseli Ertekin Ünal, bayramda doğru ve dengeli beslenmekle ilgili ipuçları vererek, "Beslenmeye yönelik rahatsızlıkların önlenmesi ve metabolizmanın eski haline dönebilmesi için az az, sık sık beslenme öneriyoruz. Günlük ortalama 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenme planlanabilir. Bayramda hafif bir kahvaltı ile güne başlamak uzun zamandır o saatlerde çalışmayan mideyi yormayacaktır. Kahvaltıda tam tahıllı ekmeklerden tercih etmek, sağlıklı protein kaynakları olan yumurta ve peynir tüketmek, domates, salatalık, yeşillik gibi liften zengin çiğ sebze tüketmek, kahvaltıda kavurma ve kızartmalardan uzak durmak gün içerisinde bize fayda sağlayacaktır" dedi. "Protein kaynaklarını ve süt ürünlerini masamızda bulundurmalıyız" Protein ve süt ürünlerinin iştah konusunda dengeleyici unsur olduğunu söyleyen Ünal, "Öğle ve akşam yemeklerinde öğünlere çorbayla başlamak,. ardından zeytinyağlı bir sebze yemeği tüketmek, daha sonra günlük toplamda 3-4 köfte kadar olacak şekilde et, tavuk, balık gibi protein kaynaklarını tüketmek, yine masamızda yoğurt, ayran, cacık gibi süt ve süt ürünlerinden bulundurmak gün içerisinde bize iştah kontrolünde yardımcı olacaktır" ifadelerini kullandı. "Bayram ikramlıklarında porsiyonları küçük tutmalıyız" Yüksek yağ ve şeker içeriği olan şerbetli tatlılardan, hamur işlerinden uzak durmak gerektiğini belirten Ünal, "Sütlü tatlılar, taze ve kuru meyveler, kuru yemişler tercih etmek kan şekerimizde oluşabilecek ani dalgalanmaların da önüne geçer. Çikolata ve şeker tüketiminde dikkatli davranmak, ölçülü tüketmek önemlidir. Yine bayram ikramlıklarında porsiyonları mümkün olduğunca küçük tutmalıyız. Sıvı tüketiminin artması mide ve bağırsaklarımızın düzenli çalışması için oldukça önemli. Günlük ortalama 2-2 buçuk litre kadar sıvı tüketmeyi öneriyoruz. Su, ayran, sade maden suları, az şekerli limonata, komposto, hoşaf gibi ürünler günlük sıvı tüketimimizi arttırmamıza yardımcı olur" dedi. "Fazla kalorileri yakmak için tempolu yürüyüşler yapılabilir" Bayramda tüm bireylerin, özellikle yaşlı ve tansiyon hastası kişilerin kafein içeriği yüksek olan çay ve kahve tüketiminde dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Ünal, "Bunların fazla tüketimi çarpıntı, kalp ritim bozuklukları, mide problemlerine sebebiyet verebilir. Bayramda alınan fazla kalorileri yakmak için orta tempolu yürüyüşler yapmak, bayram dönemindeki kilo kontrolünüzde yardımcı olacaktır" şeklinde konuştu.
20 Mart 2026 Cuma - 09:40
Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri
Ramazan Bayramı’nda beslenme düzeninin ani değişimine dikkat çeken Diyetisyen Hasan Tuncay, özellikle tatlı tüketiminin kontrollü yapılması gerektiğini vurguladı. Ramazan ayı boyunca değişen beslenme alışkanlıklarının ardından bayramda eski düzene dönüş süreci, vücut açısından kritik bir geçiş dönemi oluşturuyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Diyetisyen Hasan Tuncay, uzun süreli açlık sonrası birden yoğun besin tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Özellikle bayramda artan tatlı tüketiminin dengelenmesi gerektiğini belirten Tuncay, kahvaltıdan gün içi öğün planlamasına kadar önemli uyarılarda bulundu. Ramazan Bayramında kahvaltıdan itibaren öğünlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Hasan Tuncay, "Ramazan ayıda uzun süreli bir açlık dönemi oluyor. Gün boyunca hiçbir şey yemeyip akşamları belirli kısıtlı saatlerde beslenmek zorunda kalıyoruz. Ondan sonra sahura kalkıp, bir şeyler yiyip ondan sonra uyuyoruz. Bu bizim vücudumuzun ritmini değiştiriyor. Doğal olarak hormonlarımız da bu süreçten etkileniyor. 30 gün boyunca hormonlarımız bu süreçten etkilendiği için bayram süreci de biraz daha geçiş dönemi olacağı için birden yüklenmemek adına uymamız gereken bazı kurallar var. Öncelikle bayram günü, sabah kalktığımızda çok ağır olmayacak şekilde kahvaltımızı yapacağız. Peynirimizi, yumurtamızı, bol sebzemizi tüketeceğiz. Yanında mutlaka ekmeğimiz de olacak. Kan şekerimizi belirli bir seviyeye kadar yükselteceğiz ki direkt tatlı isteğimiz olmasın. Sonuçta 30 gün boyunca sadece sahur yapıldı ve iftar açıldı. Bu süreçte vücudu kahvaltıya hazırlamamız gerekiyor. Onun dışında yüksek miktarda şeker içeren, bal, reçel, pekmez gibi tatlılar tüketmeyeceğiz. Çünkü zaten gün içerisinde şekerlemeler ve şeker tatlıları tüketeceğimiz için kahvaltıda bunları tercih etmesek daha sağlıklı olur" dedi. Diyetisyen Tuncay, "Normalde bizim diyetimizde, sağlıklı proteinlere yer verdiğinizde, peynir yumurta ve etimizi düzenli bir şekilde yediğimizde, ekmek grubu ve sebzeleri düzenli bir şekilde yediğimizde kan şekerimiz sağlıklı seyrediyor. Kahvaltıyı bu şekilde yaptıktan sonra gün içerisinde ekstra ürün öğün koymadan ya da kullandığımız öğünlerden ekmeği, makarnayı, çorbayı ve pilavı çıkararak şerbet ve tatlılardan aldığımız en azından şekeri biraz olsun dengeleyebiliriz. Tabi normal günlerde önerdiğimiz bir beslenme şekli değil, bayrama özel. 30 gün boyunca beslenme kısıtıyla yaşadığımız için bayram sürecini ‘tatlı yemeyin’ diyerek geçiştiremeyiz. Mutlaka tatlılar yenilecek. Ama bunu nasıl dengelememiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Mümkünse öğlen vakitlerinde şeker, şerbet tatlılarını tüketelim. Akşam vakitlerine kalmasın. Bazen metabolik hızımız yavaşladığı için akşam saatlerinde yediğimiz tatlının bize zarar verme ihtimali daha yüksek, karaciğerde yağa dönüşme ihtimali daha yüksek. Sonraki gün yine şekerli şerbetli tatlılar yiyeceksek eğer bu kurallara uyarak, gün içerisinde tükettiğimiz özellikle basit karbonhidratlardan uzak durarak, ekmeği, pilavı, makarnayı, çorbayı ve meyveyi kısarak, sebze ve proteinle beslenerek bu süreci geçirebiliriz" diye konuştu.
20 Mart 2026 Cuma - 08:51
Uzmanlar: "Bayramda ikramları olabildiğince hafif tutun"
Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, yaptığı paylaşımda bayramda yapılan ikramlara dikkat çekerek, "Yapılan ikramlar gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine neden olabilir" ifadesini kullandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda, Diyetisyen Melike Karataş, bayram gelenekleri ve Erzurum’un kültüründe. misafire şeker, çikolata ile birlikte karbonhidrat, yağ ve şeker oranı yüksek su böreği, baklava gibi ikramlar sunulmasının vazgeçilmezlerden olduğunu anlatarak, "Ancak bu ikramların ziyaret edilen her evde sunulması ve tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine sebep olabilir. Gün boyu tekrar eden bu beslenme döngüsüyle özellikle çocuklar, yaşlılar ya da diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan basıncı) gibi hastalığı bulunanlar için sağlık sorunları yaşama riski artar. Bunun önüne geçmek için ikramlıklar hazırlanırken şerbetli yerine sütlü tatlı hazırlanması; porsiyonların küçük tutulması; sebzeli veya yoğurtlu salataların (kabak tarator, yoğurtlu kereviz salatası, pancar salatası vb.) ikramlıklara eklenmesi; içecek olarak şekeri yüksek meyve suları yerine ayran ya da şekersiz açık çay, şekersiz Türk kahvesi gibi içeceklerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır" dedi. Su içmek ihmal edilmemeli Erzurum için yine kültürel alışkanlıklar ve iklim şartları göz önünde bulundurulduğunda Ramazan ayı içerisinde iftar sonrası çayın çok önemli bir yer kapladığının görüldüğünü vurgulayan Karataş, "Hatta çoğu zaman çay içme alışkanlığı su tüketiminin önüne geçer. Bu alışkanlık Bayram’da da devam eder. Her ne kadar sağlıklı bireyler için günlük 6-8 çay bardağına kadar az demli çayın sağlık üzerine olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da içilen çayın demli olması, miktarının 6-8 çay bardağından fazla olması ya da su tüketiminin önüne geçmesi sağlık açısından riskler oluşturur. Su tüketiminin az olması, vücudun susuz kalmasına yol açabilir ya da bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olabilir. Bu sebeple su tüketimi ihmal edilmemeli, günlük olarak en az 2-2,5 litre su içilmelidir" şeklinde konuştu. Hareketin artırılması hedeflenmeli! Bayram nedeniyle değişen beslenme düzeninin yol açabileceği hazımsızlığa dikkat çeken Karataş, "Bağırsak hareketlerinin azalması ya da kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz durumlarla mücadelede etkili yöntemlerden biri de hareketin artırılmasıdır. Bayram dolasıyla yapılacak ziyaretler aktif bir gün geçirmek için fırsat olabilir. Bunu sağlamak adına ziyaretler esnasında yürüme mesafesinde olan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, günlük hareketi artırmaya yardımcı olur. Hatta gün içerisinde zaman ayrılarak 30 dakikalık bir yürüyüş planlanabilir. Hayatın her alanında önemli bir yere sahip olan sağlıklı ve dengeli beslenme bir yaşam tarzı hali olmalıdır. Bununla birlikte böyle özel zamanlarda doğru beslenme sağlık için daha da önem arz edebilmektedir" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
19 Mart 2026 Perşembe- 11:00
Uzmanından bayramda beslenme uyarısı: "Ani yüklenme sağlığı tehdit ediyor"
2
18 Mart 2026 Çarşamba- 18:43
Giresun’da trafikte ambulans duyarlılığı
3
19 Mart 2026 Perşembe- 16:57
Usta sanatçı Orhan Gencebay tedavisinin ardından taburcu edildi
4
19 Mart 2026 Perşembe- 12:45
Uzmandan bayramda porsiyon kontrolü ve sağlıklı beslenme uyarısı
5
19 Mart 2026 Perşembe- 11:06
Ramazan sonrası beslenme düzenine geçişte metabolik şok uyarısı
06 Ocak 2026 Salı - 16:56
Kışın egzama vakaları artıyor
KAYSERİ (İHA) – Acıbadem Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, kış aylarında soğuk hava, rüzgâr ve kapalı ortamlardaki nem azalmasının cilt kuruluğunu artırdığını belirterek, "Kuruluk sadece kozmetik bir sorun değildir, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık problemidir" dedi. Kış aylarında cilt kuruluğuna bağlı olarak egzama vakalarında artış görüldüğünü ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, "Soğuyan havanın etkisiyle klimaların ve kaloriferlerin çalışmasıyla kapalı ortamlarda nemin azalmasıyla ve yaşadığınız yerde nemsizlik varsa, sıcak duş alıyorsanız deri kuruyor. Derimiz bizi dış etkenlerden koruyan nem dengemizi sağlayan bir bariyer. Bu bariyer soğuk hava, rüzgar, nemsizlik ile birlikte bozuluyor. Deri aslında bir yağlı kâğıt gibidir. Deriniz, hücrelerinizin su kaybetmesine izin vermez. Soğuk, rüzgar, nemsizlik bu bariyeri bozunca deri su kaybetmeye başlar. Su kaybeden deri, tıpkı toprak gibi kurur ve çatlar. Çatlayan deri yüzeyinde dermal sinirler açığa çıktığı için kaşıntı başlar. Kaşıntı ile birlikte deride tahriş egzamalarda artış başlar. Eğer ki zaten kişi de egzama varsa kış aylarında da bu egzamalar mutlaka artar. Kış ayları, soğuk havalar egzamanın sebebi değildir ama egzamaların en önemli tetikleyicilerinden biridir. Dolayısıyla kış aylarında bu egzamaları çok görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyeri daha hassas" Cilt kuruluğunun ardından enfeksiyon riskinin arttığına dikkat çeken Dr. Karaoğlu, özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyerinin daha hassas olduğunu vurguladı. Karaoğlu, "Kuruluk kozmetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tedavi edilmelidir. Banyodan sonra cilt henüz nemliyken, tamamen kurulamadan nemlendirici uygulanmalıdır. Banyo yağları veya cilde uygun onarıcı nemlendiriciler tercih edilebilir" dedi. Kapalı alanlarda kullanılan klima ve sobaların ortam nemini daha da azalttığını belirten Karaoğlu, "Özellikle kuru bölgelerde yaşayan kişilerde kış aylarında cilt kuruluğu daha sık görülür. Yüz için banyo sonrası ve gün içinde nemlendirme yapılmalı, yüz günde en az iki kez nemlendirilmelidir" şeklinde konuştu. "Her cilt tipi mutlaka nemlendirilmelidir" Yüz bakımıyla ilgili yanlış bilinen bilgiler olduğuna da değinen Dr. Sema Karaoğlu, "Bazı hastalarımız ’benim yüzüm çok yağlı, nemlendirici kullanmaya ihtiyacım yok’ ya da ’şu komşuma iyi gelmiş bana da iyi gelir’ diyerek ürün kullanıyorlar. Bu durumlar çok yanlış. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı farklı olabilir. Cildiniz kuru da olsa yağlı da olsa mutlaka nemlendirmeniz gerekli. Yağ ile su karıştırılmamalı. Birisi yağ, birisi cildin su ihtiyacı. Eğer cildiniz yağlıysa ve yüzünüzde kızarıklık- kepek oluştuysa hastalarımız kuru cilt tipine uygun ürün kullanıyorlar. Oysaki orada zaten yağ fazlalığı var, nem ihtiyacı var. Uygun nemlendiriciler kullanılmadığı için şikâyetler artıyor. Bu yüzden de yüzde kuruluk, kepeklenme ve kaşıntı artıyor. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı vardır. Yağ ve su ihtiyacı birbirinden farklıdır" dedi.
06 Ocak 2026 Salı - 16:26
‘Anne Oteli’ zorlu kış şartlarında hastalar için sıcak bir yuva oldu
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde olumsuz hava şartları ve ulaşım zorlukları nedeniyle sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayan anne adayları "Anne Oteli"nde misafir ediliyor. Bölgedeki halkın yanı sıra İran ve Irak’tan gelen kadınların da tercih ettiği Yüksekova Devlet Hastanesi, sunduğu konaklama ve sağlık imkanlarıyla hayati bir görev üstleniyor. Yüksekova Devlet Hastanesi, 2016 yılından bu yana sürdürdüğü "Anne Dostu Hastane" vizyonu kapsamında özellikle kış aylarında yolları kapanan köylerden ve çevre ilçelerden gelen gebeler için "Anne Oteli" hizmetini de titizlikle yürütüyor. Şemdinli ve Derecik ilçeleriyle Esendere beldesi gibi ulaşımı zor noktalardan gelen anne adayları, doğum öncesi ve sonrasındaki kritik süreçleri bu merkezde güven içinde geçiriyor. Hastanede görev yapan Ebe Sarice Ulalı, Anne Oteli’nin sağladığı imkanların hem bebek sağlığı hem de anne konforu açısından kritik olduğunu vurguladı. Ulalı, "Anne Otelimiz, bebeği hastanede tedavi gören annelerin emzirme ve bakım sürecini kesintisiz sürdürebilmesi amacıyla hizmet vermektedir. Özellikle olumsuz hava sebebiyle ve ulaşım zorlukları nedeniyle mağduriyet yaşayabilecek annelerimize, sosyal hizmet kapsamında güvenli konaklama imkanı sunuyoruz. Burada sadece barınma değil; doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası süreçlere dair hem teorik hem de uygulamalı eğitimler de veriyoruz" dedi. Modern tıbbi donanımı ve "Anne Dostu" uygulamalarıyla dikkat çeken hastane, sadece çevre illere değil, sınır komşuları İran ve Irak’tan gelen hastalara da kapılarını açıyor. Sağlık turizmi kapsamında bölgeye gelen yabancı anne adayları, doğum süreçlerini uzman personel gözetiminde ve Anne Oteli konforunda tamamlıyor. Hastanede konaklayan anne adayları, gebelik döneminde karşılaşılan sorunlar ve çocuk sağlığı gibi konularda eğitim programlarına katılarak bilinçli birer ebeveyn olma yolunda destek alıyor.
06 Ocak 2026 Salı - 16:21
Kasık fıtıklarında erken tanı hayati önem taşıyor
Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak, kasık bölgesinde oluşan şişlik ve ağrının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, "Erken tanı, kasık fıtığında ciddi risklerin önüne geçer" dedi. Kasık fıtıklarının toplumda sık görülen ancak ihmal edildiğinde hayati sonuçlara yol açabilen bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak, hastalığın karın içi organların kasık bölgesindeki zayıf noktalardan dışarı doğru çıkmasıyla oluştuğunu söyledi. Kazak, erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 10 kat daha fazla görülen kasık fıtığının, erkeklerde yaşam boyu görülme riskinin yüzde 25 civarında olduğunu ifade etti. Kasık fıtığının en belirgin belirtilerinin kasık bölgesinde şişlik, ağrı ve rahatsızlık hissi olduğunu belirten Kazak, bazı vakalarda şişliğin hentbol topu büyüklüğüne kadar ulaşabildiğini kaydetti. Hastalığın tedavi edilmemesi halinde ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini dile getiren Kazak, "Bağırsak ve yağ dokusunun sıkışarak çürümesi yani nekroza gitmesi, kan zehirlenmesine kadar varabilen ağır tablolara neden olabilir. Ayrıca fıtığın uzun süre testis torbasında kalması testis fonksiyonlarını bozabilir, genç hastalarda kısırlık riskini artırabilir" diye konuştu. Kasık bölgesinde şişlik ve ağrı hisseden hastaların vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizen Opr. Dr. Levent A. Kazak, erken teşhis ve uygun tedaviyle kasık fıtıklarının büyük ölçüde sorunsuz şekilde tedavi edilebildiğini sözlerine ekledi.
06 Ocak 2026 Salı - 15:20
Uzmanı uyardı: "Kayakta basit yaralanmalar büyük sakatlıklara yol açabilir"
Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, "Kayak sporunda basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı. Omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, kış mevsimiyle başlayan kayak sezonu sakatlanmaları hakkında uyarılarda bulundu. Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Opr. Dr. Saraçoğlu, "Basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı, omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli. Diz sakatlanmaları, bilek sakatlıkları, bağ kopmaları yaşandığı için gerekli tedbirler alınmalı, kayakta dikkatli olunmalı. Kayma esnasında düşme yaşandığında ağırlık dizlere biniyor ve bu yüzden sakatlanma riski artıyor. El-bilek yaralanmaları, diz-ayak bileği sakatlıkları, kaburga kırıkları ve omurga zedelenmeleri tehlikeli boyutlara gelebiliyor" diye konuştu. "Kayak öncesi ısınma yapılmalı" Kayak yapmadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılması gerektiğine değinen Op. Dr. Saraçoğlu, "Kayak öncesi mutlaka eğitim alınmalı, bilenler için ekipman doğru olmalı, kişiye uygun seçilmeli ve botlar düzgün şekilde sıkı bağlanmalı. Bileklikler kullanılmalı. Kayak öncesi mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı vücut ve kaslar kayağa hazırlanmalı" diye konuştu. "Kayak sakatlanmalarında fizik tedavi tercih edilebilir" Herhangi bir sakatlanma veya düşme yaşandığında mutlaka sağlık merkezine başvurulması gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Saraçoğlu, "Önemsenmeyen küçük bir düşme, büyük sakatlığa dönüşebilir. Hekime başvurularak yaralanmanın ne durumda olduğu takip edilmeli. Yaralanmanın ağır ve ağrılı olduğu durumda doğru teşhis konularak hızlıca doğru tedavi uygulanmalı. Kırılma ve bağ kopma durumlarında genç ve hareketli bireylerde cerrahi tedavi uygulanabilirken, aktivite seviyesi düşük kişilerde ise fizik tedavi uygulanabiliyor. Tamamen kişiye ve sakatlığına bağlı bir durum tedavi süreci. Yine cerrahi işlem sonrası hastanın mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecini başlatıyoruz. Hızlı iyileşme için etkili bir tedavi planlaması yaparak hastanın kısa sürede günlük rutinine adapte olmasını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.
06 Ocak 2026 Salı - 14:58
Sessiz katile karşı basit önlemler hayat kurtarır
Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, her yıl onlarca insanın ölümüne neden olan karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarılarda bulundu. Bursa’nın özellikle kış aylarında, soğuk havanın ardından gelen şiddetli lodosa maruz kalabildiğini belirten Uzm. Dr. Çetin, vatandaşların bu sebeple ısıtıcı kullanımında azami dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Halk arasında ’Sessiz Katil’ olarak da bilinen, rengi ve kokusu bulunmayan karbonmonoksit gazının yüksek düzeyde alınmasının birkaç dakika içinde ölüme neden olacağını hatırlatan Çetin, "Bu yüzden İnsanlar zehirlendiğinin farkına bile varmadan bir daha uyanamayacakları bir uykuya dalmaktadırlar. Karbonmonoksit zehirlenmeleri büyük ölçüde kullanılan ısıtıcıların bakımı yapılmadığında ya da dikkatsizce kullanıldığında gerçekleşir" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı alınacak önlemlerin basit fakat hayati derecede önemli olduğunu belirten Çetin, karbonmonoksit zehirlenmesine karşı uzman önerilerini dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. Şofben ve kombi kullanılan alanların da yeterince havalandırılması gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra soba kullanmak zorunda kalan vatandaşlarımız sobayı yakmak zorunda kaldıklarında dikkatle takibini gerçekleştirmelidirler. Bacalar uzmanların belirlediği standartlara uygun olmalı, bu kapsamda baca bağlantıları düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir." şeklinde konuştu. Ayrıca, bacaların her yıl düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini söyleyen Çetin, baca ve doğalgaz tesisatlarında aşınma, yerinden oynama, tadilat gibi sebeplerle kaçak olmadığından emin olunması ve yetkili kişilerce onarılmasının gerektiğinin altını çizdi. 112’yi Arayın Belirtileri zor fark edilen, fark edilmesi ile ölüm arasında çok az zaman olduğunu özellikle belirten Çetin, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtileri, aniden gelişen grip gibidir. Aniden başlayan baş ağrısı, halsizlik, burun akıntısı, hapşırık gibi belirtiler varsa karbonmonoksit zehirlenmesinden şüphe edilip, derhal açık havaya çıkılmalıdır. Bulundukları ortam hemen havalandırılmalı ve vakit kaybetmeden 112’ye haber verilmelidir." Son olarak vatandaşların göstereceği azami dikkat ile karbonmonoksit zehirlenmelerinin en aza ineceğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, zehirlenmenin tedavisinin korunmaktan daha zor olduğunu sözlerine ekledi.
06 Ocak 2026 Salı - 14:35
Halk Eğitim Merkezi kursiyerlerine verem eğitimi
Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında; Erzurum’un Oltu’da ilçesinde toplum sağlığına yönelik bilgilendirme çalışmaları sürüyor. Bu çerçevede; Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından Oltu Halk Eğitim Merkezi kursiyerlerine verem (tüberküloz) hastalığı hakkında eğitim verildi. Eğitim programı, Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü doktorlarından Dr. Mahmut Çelik ile Hemşire Nuran Özden tarafından gerçekleştirildi. Eğitimde veremin bulaşma yolları, belirtileri, korunma yöntemleri, erken tanının önemi ve tedavi süreci hakkında kursiyerlere detaylı bilgiler aktarıldı. Yetkililer, veremin erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, özellikle iki haftadan uzun süren öksürük, balgam, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik ve ateş gibi şikâyetleri bulunan vatandaşların gecikmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini vurguladı. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından Verem Haftası boyunca bilgilendirme çalışmalarının devam edeceği belirtilirken, ana bilgilendirme standının ilçe sağlık müdürlüğü binasında kurulduğu bildirildi. Ayrıca ilkokul ve liselerde, halk eğitim merkezlerinde ve kahvehanelerde stantlar kurulacağı, afişler asılacağı ve kısa bilgilendirme görüşmeleri yapılacağı ifade edildi.
06 Ocak 2026 Salı - 14:13
Antalya’nın ilk ‘Menopoz Okulu’ Kepez Devlet Hastanesi’nde açıldı
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında Antalya’da bir ilk gerçekleştirildi. Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu düzenlenen törenle açıldı. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda toplumun sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Antalya’da Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Türkiye genelinde 2015 yılından bu yana uygulanan ve kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen Menopoz Okulu programı, bu açılışla birlikte ilk kez Antalya’da hayata geçirilmiş oldu. Kepez Devlet Hastanesi Menopoz Okulu, kadınların menopoz dönemini bir hastalık olarak değil, yaşamın doğal ve sağlıklı bir evresi olarak karşılamalarını amaçlıyor. Program kapsamında kadınlara alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından menopoz sürecinde yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlerle baş etme yöntemleri, kemik sağlığının korunmasına yönelik beslenme ve egzersiz alışkanlıkları ile osteoporoz ve kalp-damar hastalıkları gibi dönemsel risklere karşı alınması gereken önlemler konusunda eğitimler verilecek. "Kadın sağlığı için örnek bir uygulama" Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, projenin kadın sağlığı açısından önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: "Hastaneler bildiğimiz gibi tanı ve tedavi merkezi, yataklı tedavi kurumları. Ancak tanı ve tedavinin yanında sağlığı geliştirici, sağlık sistemini koruyucu, bilgi ve eğitim kurumlarıyız. Sağlık Okuryazarlığı adı altında bakanlığımız 2015’te bir proje başlatmıştı. Bu bağlamda Menopoz Okulu Antalya’da ilk kez hastanemizde açıldı. Kadınların hayatının belli bir döneminde sıkıntılı geçebilen bu süreci, hastaları bilgilendirerek, bilinçlendirerek daha sağlıklı ve mutlu geçirmelerini sağlamak için bu hizmete ön ayak olduk." Başhekim Gürkan, hastane bünyesinde daha önce anne okulu, gebe okulu ve anne oteli gibi birçok projeyi hayata geçirdiklerini de belirterek, normal doğuma teşvik konusunda Türkiye genelinde ödüle layık görüldüklerini ve her gebeye bir ebe uygulamasını başlattıklarını ifade etti. "Menopoz döneminde eğitime daha fazla ihtiyaç var" Kepez Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir ise Menopoz Okulu’nun büyük bir ihtiyaca karşılık geldiğini vurgulayarak, "Kadınların doğurganlık ve gebelik döneminde eğitime ihtiyacı olduğu gibi menopoz döneminde buna iki kat daha fazla ihtiyaçları var. Menopoz Okulu’nu bu dönemin bir hastalık olmadığını, yaşam enerjisinin düşmesine neden olmaması gerektiğini anlatmak, beslenmeden egzersize, düzenli kontrollerden farkındalığa kadar kadınları bilinçlendirmek amacıyla oluşturduk" dedi. Eğitimler haftanın belirli günlerinde verilecek Kepez Devlet Hastanesi Anne Dostu, Bebek Dostu Hastane Koordinatörü Elif Yılmaz, özellikle gebe okullarına gelen kadınların annelerinden yoğun talep aldıklarını belirterek, eğitimlerin haftada 3 gün planlandığını, pazartesi, salı ve perşembe günleri eğitimlerin yapılacağını, diğer günlerde ise egzersiz ve beslenme eğitimlerinin düzenleneceğini ifade etti. "Bu desteğe gerçekten ihtiyacımız var" Menopoz Okulu’ndan faydalanan Nurcan Eylenti de menopoz sürecinde yaşadığı belirtiler nedeniyle eğitime ihtiyaç duyduğunu belirterek, egzersiz, diyetisyen ve fizyoterapist desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Menopoz Okulu, 6 Ocak itibarıyla hasta kabulüne ve eğitim faaliyetlerine başladı. Programdan faydalanmak isteyen vatandaşlar, Kepez Devlet Hastanesi ilgili birimlerine başvurarak detaylı bilgi alabilecek. Açılış törenine Antalya İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Murat Türkyılmaz, Başkan Yardımcısı Ali Pota, Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, Başhekim Yardımcısı Gülden Toplu Öztürk ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir katıldı.
06 Ocak 2026 Salı - 13:57
Belediye personellerine sokak hayvanları için güvenli müdahale eğitimi
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyelerinde görev yapan saha personellerine yönelik sokak hayvanlarına "Güvenli Müdahale" eğitimi düzenledi. Program çerçevesinde, sahipsiz hayvanların kontrol altına alınması sırasında izlenecek yöntemler uygulamalı olarak anlatıldı. Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Alanı Kampüsü’nde gerçekleştirilen eğitime Serdivan, Karasu, Geyve, Ferizli, Sapanca ve Söğütlü belediyelerinin ilgili birimlerinde görevli personel katıldı. Eğitimler, hem personelin hem de hayvanların zarar görmesini engellemek gayesiyle veteriner hekimler tarafından verildi, ekipmanlar uygulamalı tanıtıldı. Eğitim programı çerçevesinde, hayvan yakalama sürecinde dikkat edilmesi gereken temel kurallar, kullanılan teknik ekipmanlar ve hayvanların sakinleştirilmesine yönelik müdahale yöntemleri detaylı şekilde ele alındı. Sahada karşılaşılabilecek farklı senaryolara karşı personelin hazırlıklı olmasının hedeflendiği programda, ekipmanların kullanımı da uygulamalı olarak gösterildi.
06 Ocak 2026 Salı - 13:53
İl Sağlık Müdürü Şirik: "Tüberkülozla mücadelede kararlıyız"
Adıyaman İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şirik, tüberkülozun bulaşıcı yapısı, yaygınlığı ve etkileri nedeniyle küresel ölçekte mücadele gerektiren önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı. Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası ile toplumumuzu bilgilendirmeyi, farkındalık oluşturmayı ve bu hastalıkla mücadelede toplumsal duyarlılığı artırmayı hedeflediklerini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Şirik, Türkiye’de bu etkinliklerin 1947 yılından bu yana aralıksız sürdürüldüğünü hatırlattı. Dikkat edilmesi gereken konulara da değinen Prof. Dr. Mehmet Şirik, hastalığın öksürük ve hapşırık yoluyla havaya yayılan mikropların solunum yoluyla alınmasıyla bulaştığını ifade etti. Hastalığın belirtilerine de değinen Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi gibi genel belirtilerle birlikte uzun süren öksürük, balgam, kanlı balgam ve nefes darlığı gibi solunum sistemi yakınmaları görülebilir. İki haftadan uzun süren ve antibiyotik tedavisine yanıt vermeyen öksürüklerde tüberkülozdan şüphelenilmelidir" uyarısında bulundu. Prof. Dr. Mehmet Şirik; "Tedavi, Sağlık Bakanlığımızın yayımladığı Tanı ve Tedavi Rehberi’ne uygun şekilde tüm sağlık kuruluşlarımızda ücretsiz olarak sunulmaktadır. Doğrudan gözetimli tedavi (DGT) yöntemiyle hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları sağlanmakta, tedavi süresince Verem Savaşı Dispanserlerinde aylık takipleri yapılmaktadır" dedi. İlaçların eksik veya düzensiz kullanımının dirençli tüberküloz gelişimine neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Bu durum tedaviyi zorlaştırmakta ve süresini uzatmaktadır. Dirençli tüberküloz, dünya genelinde giderek artan bir tehdit haline gelmiştir" ifadelerini kullandı. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 Küresel Tüberküloz Raporu’na göre, 2024 yılında dünya genelinde 8,3 milyon yeni vaka bildirildiğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Şirik, "Yaklaşık 2 milyar insan tüberküloz basili ile enfekte durumda ve bu kişilerin yüzde 5 ile yüzde 10’u yaşamlarının bir döneminde hastalığa yakalanma riski taşıyor. COVID-19 pandemisi öncesinde her yıl yüzde 3-5 oranında azalan tüberküloz insidansı, 2020’de yüzde 22 oranında düşüş göstermiştir. 2024 yılı itibarıyla yüz binde 10,4 olarak saptanmıştır" diye konuşu.
06 Ocak 2026 Salı - 13:50
OMÜ’de görme engelliler için yapay zekâ destekli asistan devrede
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), görme engelli bireylerin kampüs binalarında kimseye ihtiyaç duymadan güvenli ve bağımsız şekilde hareket edebilmesini sağlayan "Yapay Zekâ Görme Engelli Asistanı" projesini hayata geçirdi. OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen tanıtım programıyla kamuoyuna duyurulan sistem, görme engelli kullanıcıları yalnızca gidecekleri noktaya yönlendirmekle kalmıyor; merdiven, eşik ve riskli alanlar gibi bölümleri de sesli ve yazılı uyarılarla bildiriyor. OMÜ Bilgi İşlem Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail İşeri koordinatörlüğünde geliştirilen projenin testleri, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Çarşamba Ticaret Borsası Meslek Yüksekokulu ve Terme Meslek Yüksekokulu’nda başarıyla tamamlandı. İkinci aşamaya geçen sistemde kullanıcılar, bina girişlerinde veya bina içlerinde yer alan QR kodları cep telefonlarıyla okutarak konumlarını tanımlıyor. Gitmek istedikleri noktayı sesli olarak belirten öğrenciler, yapay zekâ destekli rehberlik sayesinde adım adım ve güvenli biçimde hedeflerine ulaştırılıyor. "Engelsiz Üniversite" yolunda yapay zekâ hamlesi OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın, Ondokuz Mayıs Üniversitesi olarak "Engelsiz Üniversite" hedefiyle; engelli öğrencilerin ve personelin eğitim-öğretim süreçleri yanında bilimsel ve kültürel faaliyetlerden etkili biçimde yararlanabilmeleri için de çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Aydın, "18 birimimizde turuncu bayrağımız var. 9 birimimiz aday durumdadır. Önemli bir gelişme oldu. Üniversitemiz sosyokültürel erişilebilirlik anlamında mavi bayrak aldı. Çok sayıda engelli birimimizin iş birliği ile yaptığı çok sayıda çalışma var. Onlardan bir tanesi de ’Yapay Zekâ Destekli Yön Bulma Asistanı.’ Bu asistan sayesinde karekod okutarak binalarımız içerisinde erişilebilirlik sağlıyoruz. Dijital çağda yapay zekâyı engelliler için kullanmanın mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. "Okuttukları anda sistem, onların hangi noktada olduğunu anlıyor" OMÜ Bilgi İşlem Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail İşeri ise, "Projenin 6 aylık bir süreci var. Projenin üniversitede kullanılabilirliğiyle ilgili fikir birliğine vardıktan sonra, benim koordinatörlüğümde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı olarak süreci başlattık. Üç okulumuzda pilot uygulama başlattık. Şu anda ikisi meslek yüksekokulu, biri fakülte olmak üzere üç okulda kullanıyoruz. Engelli kardeşlerimizden olumlu geri dönüşler aldık. Binanın girişine veya kritik noktalara karekod yerleştiriyoruz. Okuttukları anda sistem, onların hangi noktada olduğunu anlıyor. Engelli kardeşimiz ’ben kantine gitmek istiyorum’ dediğinde, sistem onu bulunduğu noktadan kantine güvenli bir şekilde götürüyor" diye konuştu. Programda, Engelli Öğrenci Birimi Akademik Koordinatörü Doç. Dr. Meryem Vural Batık ile projeye katkı sunan görme engelli öğrenciler de deneyimlerini paylaştı.
06 Ocak 2026 Salı - 11:53
SANKO Üniversitesi SHMYO İlk ve Acil Yardım Programı’na tam akreditasyon
SANKO Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) bünyesinde yer alan İlk ve Acil Yardım Programı, sağlık eğitiminde kalite ve standardizasyonun ulusal ölçekte belgelendirilmesi amacıyla faaliyet gösteren Mesleki Eğitim Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MEDEK) tarafından tam akreditasyon almaya hak kazandı. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, "İlk ve Acil Yardım Programı akreditasyonu; üniversitemizin, kalite odaklı eğitim anlayışını daha da güçlendirdi" dedi. Üniversitenin kurumsal akreditasyonunun yanı sıra Tıp Fakültesi ile Sağlık Bilimleri Fakültesi bünyesindeki Beslenme ve Diyetetik, Hemşirelik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon programlarının da akredite olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Dağlı, "Akredite programlarımızın sayısının artması, nitelikli insan kaynağı yetiştirme hedefimize önemli katkılar sağlamaktadır. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz bünyesindeki İlk ve Acil Yardım Programı’nın MEDEK tarafından akredite edilmesi; üniversitemizin eğitimde kalite, güvenilirlik ve sürekli gelişim anlayışının güçlü bir yansımasıdır. Bu süreç, öğrencilerimize sunduğumuz eğitimin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığını da artırmaktadır" dedi. Prof. Dr. Dağlı, "Bu başarı; özveriyle çalışan akademik ve idari kadromuzun, öğrencilerimizin ve tüm paydaşlarımızın ortak emeğinin bir sonucudur. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. SANKO Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. M. Metin Bayram ise İlk ve Acil Yardım Programı’nın MEDEK tarafından akredite edilmesinin büyük bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Bayram, alınan akreditasyon belgesiyle programın eğitim kalitesinin resmî olarak tescillendiğini vurguladı. Akreditasyonun; programın eğitim-öğretim yapısı, ders içerikleri, uygulama imkanları , akademik kadro yeterliliği ve kalite güvence süreçlerinin ulusal standartlara uygunluğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Bayram, "MEDEK tarafından yürütülen akreditasyon sürecinde; programın eğitim hedefleri, müfredat yapısı, ders içeriklerinin güncelliği, akademik ve idari kadronun yeterliliği, uygulama ve laboratuvar altyapısı, ölçme-değerlendirme yöntemleri ile kalite güvence sistemleri kapsamlı biçimde incelendi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda İlk ve Acil Yardım Programı’nın ulusal mesleki eğitim standartlarını başarıyla karşıladığı tescillenmiştir" ifadelerini kulandı. Hedeflerinin sağlık alanında bilgi ve beceriyle donatılmış, mesleki yeterliliği yüksek mezunlar yetiştirmek olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Bayram, "Akreditasyon süreci, bu hedef doğrultusunda doğru bir yolda ilerlediğimizi göstermekte ve bizi daha iyisini yapmak için motive etmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.
06 Ocak 2026 Salı - 11:16
Ateşi olan çocuğu okula göndermeyin
Havaların soğumasıyla birlikte çocuklarda grip vakaları arttı. Grip tanısı konmuş çocukların hastalıklarını okulda başka çocuklara bulaştırmaması için uyarılarda bulanan Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uz. Dr. İlter Paydur, "Hasta çocuk ilaç kullanmadan 24 saat ateşsiz kalabiliyorsa o zaman okula gitmeli. 24 saat ilaç almadan ateşsiz kalamıyorsa hasatlığı bulaştırma ihtimali yüksek olduğundan, diğer çocukların sağlığı için okula gitmemeli" dedi. Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uz. Dr. İlter Paydur grip tanısı konulan hasta çocuğun ne zaman okula gidebileceği konusunda bilgiler verdi. Tüm ebeveynlerin kendi çocuklarını düşündüğü kadar başka çocukları da düşünmesi gerektiğini ifade eden Dr. İlter Paydur, " Grip vakaları, son günlerde belirgin bir şekilde artmış durumda. Peki, grip tanısı almış bir çocuk, okula en erken ne zaman dönebilir? Gripte, virüsün en bulaştırıcı olduğu dönem, ateşin olduğu ilk 3-4 günlük dönemdir. Özellikle ateşe eşlik eden öksürük, burun akıntısı, hapşırık varsa bulaştırıcılık fazladır. Ateşin düşmesiyle birlikte bulaştırıcılık azalır. Bu nedenle, klinikte kullandığımız kritik ve güvenli bir kural şudur. Bir çocuk, ateş düşürücü kullanmadan en az 24 saat ateşsiz kalmalı ve genel durumu iyi olmalıdır. Bu şartlar sağlandıktan sonra okula dönebilir. Şunu da unutmayalım. Hepimiz çocuğumuzu düşünüyoruz ve korumaya çalışıyoruz. Ama aynı zamanda başkalarının çocuklarını da düşünmeliyiz, başkalarının çocuklarını da korumalıyız. Tekrar hatırlatmak için söylüyorum. Grip tanısı konulmuş bir çocuk, en az 24 saat ateşsiz bir dönem geçirdiyse, genel durumu iyiyse okula dönebilir" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder