Son Dakika
|
Beşiktaş, Kasımpaşa’ya karşı galibiyet hasretini bitirdi
Suudi Arabistan'dan İran'a: "Sabrımız sınırsız değil"
Okan Buruk: "Böyle bir mağlubiyet aldığımız için üzgünüm"
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları Resmi Gazete’de
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalistler belli oldu
Galatasaray'dan Avrupa'ya buruk veda
Cinayete kurban giden taksicinin acılı kardeşi konuştu!
İran’da dünyanın en büyük doğal gaz sahasındaki rafinerilere saldırı
İstanbul Havalimanı’nda Ramazan Bayramı yoğunluğu
İsrail'in Lübnan saldırısında can kaybı 12'ye yükseldi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İspanya, Irak’taki askerlerini Türkiye’ye tahliye etti
Kastamonu’da 8 asırlık "tekke çorbası" geleneği bu yıl da yaşatıldı
Sergen Yalçın, Emre Belözoğlu’na karşı ilk galibiyetini aldı
İran Devrim Muhafızları Ordusu: "ABD'ye ait F-35 vuruldu, ciddi hasar aldı"
Çatalca’da kıyıya vuran füze başlığı imha edildi
Büyükçekmece’de işçi servisi devrildi: 1 ölü, 9 yaralı
Pentagon'un İran savaşı için 200 milyar dolar ek bütçe talep edeceğini doğrulandı
SAĞLIK
Uzmanlar: "Bayramda ikramları olabildiğince hafif tutun"
20 Mart 2026 Cuma - 08:51:35
Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, yaptığı paylaşımda bayramda yapılan ikramlara dikkat çekerek, "Yapılan ikramlar gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine neden olabilir" ifadesini kullandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda, Diyetisyen Melike Karataş, bayram gelenekleri ve Erzurum’un kültüründe. misafire şeker, çikolata ile birlikte karbonhidrat, yağ ve şeker oranı yüksek su böreği, baklava gibi ikramlar sunulmasının vazgeçilmezlerden olduğunu anlatarak, "Ancak bu ikramların ziyaret edilen her evde sunulması ve tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine sebep olabilir. Gün boyu tekrar eden bu beslenme döngüsüyle özellikle çocuklar, yaşlılar ya da diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan basıncı) gibi hastalığı bulunanlar için sağlık sorunları yaşama riski artar. Bunun önüne geçmek için ikramlıklar hazırlanırken şerbetli yerine sütlü tatlı hazırlanması; porsiyonların küçük tutulması; sebzeli veya yoğurtlu salataların (kabak tarator, yoğurtlu kereviz salatası, pancar salatası vb.) ikramlıklara eklenmesi; içecek olarak şekeri yüksek meyve suları yerine ayran ya da şekersiz açık çay, şekersiz Türk kahvesi gibi içeceklerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır" dedi. Su içmek ihmal edilmemeli Erzurum için yine kültürel alışkanlıklar ve iklim şartları göz önünde bulundurulduğunda Ramazan ayı içerisinde iftar sonrası çayın çok önemli bir yer kapladığının görüldüğünü vurgulayan Karataş, "Hatta çoğu zaman çay içme alışkanlığı su tüketiminin önüne geçer. Bu alışkanlık Bayram’da da devam eder. Her ne kadar sağlıklı bireyler için günlük 6-8 çay bardağına kadar az demli çayın sağlık üzerine olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da içilen çayın demli olması, miktarının 6-8 çay bardağından fazla olması ya da su tüketiminin önüne geçmesi sağlık açısından riskler oluşturur. Su tüketiminin az olması, vücudun susuz kalmasına yol açabilir ya da bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olabilir. Bu sebeple su tüketimi ihmal edilmemeli, günlük olarak en az 2-2,5 litre su içilmelidir" şeklinde konuştu. Hareketin artırılması hedeflenmeli! Bayram nedeniyle değişen beslenme düzeninin yol açabileceği hazımsızlığa dikkat çeken Karataş, "Bağırsak hareketlerinin azalması ya da kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz durumlarla mücadelede etkili yöntemlerden biri de hareketin artırılmasıdır. Bayram dolasıyla yapılacak ziyaretler aktif bir gün geçirmek için fırsat olabilir. Bunu sağlamak adına ziyaretler esnasında yürüme mesafesinde olan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, günlük hareketi artırmaya yardımcı olur. Hatta gün içerisinde zaman ayrılarak 30 dakikalık bir yürüyüş planlanabilir. Hayatın her alanında önemli bir yere sahip olan sağlıklı ve dengeli beslenme bir yaşam tarzı hali olmalıdır. Bununla birlikte böyle özel zamanlarda doğru beslenme sağlık için daha da önem arz edebilmektedir" diye konuştu.
20 Mart 2026 Cuma - 08:40
Aydın’da bayramda 5 bin sağlık personeli görev başında
Aydın’da Ramazan Bayramı süresince sağlık hizmetlerinin aksamaması için toplam 5 bin 22 sağlık çalışanı görev yapacak. Aydın’da Ramazan Bayramı süresince sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi amacıyla gerekli tüm tedbirler alındı. İl genelinde yürütülen planlama kapsamında binlerce sağlık çalışanı bayram boyunca görev başında olacak. Kent genelinde bulunan 18 hastane, 2 Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi ile 1 Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde hizmetler aralıksız devam edecek. Bu kapsamda bin 653’ü acil servislerde görev yapmak üzere, sağlık hizmet birimleri ve evde sağlık ekipleriyle birlikte toplam 4 bin 302 personelin aktif olarak çalışacağı bildirildi. Ayrıca Acil Sağlık Hizmetleri ve İl Ambulans Servisi Başhekimliği’ne bağlı 52 istasyonda 720 personel ve 52 ambulansın hazır bekletileceği, 3 UMKE timinin de muhtemel acil durumlara karşı sahada görev yapacağı ifade edildi. Yetkililer, vatandaşların bayram süresince sağlık hizmetlerine hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi için tüm ekiplerin hazır olduğunu belirterek, sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirilmesi temennisinde bulundu.
19 Mart 2026 Perşembe - 16:57
Usta sanatçı Orhan Gencebay tedavisinin ardından taburcu edildi
Geçtiğimiz günlerde yüksek ateş şikayetiyle hastaneye başvuran usta sanatçı Orhan Gencebay tedavisinin ardından taburcu edildi.
19 Mart 2026 Perşembe - 16:05
Antalya’da kadavradan organ bağışı emekli öğretmene bayram sevinci yaşattı
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde kadavradan böbrek nakli yapılan emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıl süren bekleyişin ardından sağlığına kavuştu. Yeğenoğlu, "Bu Allah’ın bir lütfu. Herkese organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum" diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde yaşayan 67 yaşındaki emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıldır mücadele ettiği böbrek yetmezliği hastalığından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen nakil ile kurtuldu. Yaklaşık 9 yıldır organ nakli bekleme listesinde bulunan Yeğenoğlu’na Ramazan Bayramı öncesinde uygun kadavradan böbrek bulundu. Başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuşan Yeğenoğlu, Ramazan Bayramı öncesi gelen nakille bayram sevincini ikiye katladı. "10 yıldır nakil bekliyordum" Organ nakli sürecini paylaşan Yeğenoğlu, "Kadavradan nakil oldum ve şu anda taburcu oldum. Sıhhat, sağlığım iyi. Bu sıhhat sağlığımın iyiliğinde emeği geçen bütün hocalarıma teşekkür ediyorum. Ben 10 yıldır nakil bekliyordum, diyalize giriyordum. Diyaliz kolay bir şey değil. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Şimdi ben önce böbreğini bana veren kardeşimin ahirete intikal ettiğini biliyorum. O aileye büyük bir sabır diliyorum. İnşallah böbreğini veren kardeşim de ahirette bunun sevabını bol bol alacak. Çünkü bir cana can kattı. Hayatta en güzel şey bu" dedi. "Organ nakli caiz" Organ naklinin caiz olduğunun altını çizen Yeğenoğlu, "Organ nakli yapılıyor, caiz. Çünkü insan vefat ettiği zaman ruh Allah’a gidiyor. Beden çürüyor toprakta. Onun için insanlarımız biraz korku içerisindeler. Hiç korkuya gerek yok. Rahat rahat organlarını bağışlayabilirler. Vatandaş zannediyor ki organlarımı ölmeden alıyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra bütün doktorlarımız bunun üzerinde duruyorlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra artık organ nakli yapılıyor. Kadavra bu şekilde yapılıyor. Onun için korkuya gerek yok" diye konuştu. "Yeniden doğdum" Nakil sonrası adeta yeniden doğduğuna vurgu yapan Yeğenoğlu, "Bir cana can katmak kadar hayatta en sevimli olan nedir ki acaba? Değil mi? Bir insana en büyük iyiliklerin iyiliği yani. Ben bundan dolayı kardeşlerime, ülkemizdeki bütün vatandaşlara hiç çekinmeden, rahatlıkla sıkıntıda olan kardeşlerine yardım edebilmeleri için organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü biz 10 yıldır böbrek bekliyorduk. Şimdi ben yeniden doğdum. Yeniden bir hayata kavuştum. Dünyada en büyük iyilik bu. Çekinmeden kardeşlerimiz rahatlıkla organ nakli yapabilirler. Zaten hocalarımız bunu televizyonlarda anlatıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı hutbelerinde, vaazlarında organ bağışının caiz olduğunu ve iyi bir şey olduğunu, cana can kattığını, yeniden bir hayata kavuşturduklarını kürsülerde söylüyorlar. Vatandaşımızı bilgilendirmeye çalışıyorlar" dedi. "Yaşantım sınırlıydı" Organ nakli öncesinde yaşantısının sınırlı olduğunu söyleyen Yeğenoğlu, "Yaşantımız sınırlıydı. Ama şimdi biraz daha rahatlayacağız. Çok diyet yapıyordum, yemem içmem azdı. Tuzsuz yiyorduk. Şimdi daha rahat hareket edeceğim. İnsanlarla daha iyi bir diyalog kuracağım. İç içe olacağız. Bu şekilde dediğim gibi ikinci bir hayatım olmaya başladı. Çok memnunum, çok huzurluyum. Allah razı olsun hepinizden" şeklinde konuştu. "Büyük bir bayram hediyesi oldu" Bağışlanan böbreğin kendisi için büyük bir bayram hediyesi olduğuna değinen Yeğenoğlu, "Ben diyorum ki bu Allah’ın bir lütfu. Allah’ın bana verdiği bir lütuf, bereket. Onun için bütün kardeşlerime organ naklinde bulunmalarını tavsiye ediyorum. Bundan büyük mutluluk olmaz diyorum. Korkmasınlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hocalarımız karar veriyor. Öyle halkın anlattığı efsanelere bakmayalım. Gerçekten bu benim için büyük bir bayram hediyesi oldu. Şimdi böbreği bana nasip olan kardeşimi bilmiyorum, görmedim, tanımadım ama bana bir hayat verdi. Bundan daha büyük sevap olur mu? Onun için insanlarımız dünyada sevap kazanmak istiyorsa, kendisinden sonraki insanlara faydalı olmak ve onun da sevabını kazanmak istiyorlarsa lütfen organlarını bağışlasınlar" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
19 Mart 2026 Perşembe- 11:00
Uzmanından bayramda beslenme uyarısı: "Ani yüklenme sağlığı tehdit ediyor"
2
18 Mart 2026 Çarşamba- 18:43
Giresun’da trafikte ambulans duyarlılığı
3
19 Mart 2026 Perşembe- 16:57
Usta sanatçı Orhan Gencebay tedavisinin ardından taburcu edildi
4
19 Mart 2026 Perşembe- 12:45
Uzmandan bayramda porsiyon kontrolü ve sağlıklı beslenme uyarısı
5
19 Mart 2026 Perşembe- 11:06
Ramazan sonrası beslenme düzenine geçişte metabolik şok uyarısı
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:53
Kanserde nakil umudu: Karaciğer nakli oldu, yeni hayatına ‘merhaba’ dedi
Karaciğer nakli, karaciğere metastaz yapmış kalın bağırsak kanseri hastaları için yeni bir umut oldu. Prof. Dr. Murat Dayangaç ve Doç. Dr. Özgür Açıkgöz’ün öncülüğünde Türkiye’de ilk kez kolorektal kanser metastazı olan bir hastada başarıyla uygulanan karaciğer nakli, benzer durumdaki hastalara yeni bir tedavi süreci sundu.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:53
Piezo Rinoplasti’nin avantajları neler, KBB uzmanı anlattı
KBB Uzmanı Op. Dr. Nargız Salahova, ultrasonik dalgalarla uygulanan piezo rinoplasti tekniğinin burun estetiğinde sunduğu avantajları anlattı. Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Op. Dr. Nargız Salahova, son yıllarda burun estetiğinde öne çıkan piezo rinoplasti tekniği hakkında merak edilenleri anlattı. Salahova, "Ultrasonik dalgalarla çalışan piezo cihazı sayesinde yapılan bu yöntem, ameliyat sonrası konforu arttırmasıyla dikkat çekiyor. Rinoplasti (burun estetiği) ameliyatı ile burnun şeklini değiştirerek ya da yumuşatarak yüzün diğer hatlarıyla daha dengeli bir görünüm elde edilmesini amaçlanıyor. Rinoplasti; genellikle estetik nedenlerle tercih edilse de, burun travmaları sonrası oluşan nefes alma problemleri gibi işlevsel sorunların giderilmesinde de önemli rol oynuyor" dedi. Piezo rinoplasti nedir Op. Dr. Salahova; Piezo rinoplastinin; ultrasonik dalgalarla çalışan piezo cihazı kullanılarak gerçekleştirilen modern bir burun estetiği yöntemi olduğunu aktararak; "Geleneksel tekniklere kıyasla daha kontrollü kemik şekillendirme imkânı sunan bu yöntem, çevre dokulara minimum zarar verdiği için ödem, şişlik ve morluk gibi ameliyat sonrası etkileri azaltmayı hedefler" diye konuştu. Piezo rinoplasti hangi tekniklerle uygulanır Op. Dr. Salahova, piezo rinoplastinin kapalı ve açık olmak üzere iki farklı teknikle uygulanabildiğini belirterek, şöyle konuştu: "Kapalı teknik piezo rinoplastide; burun cildinde herhangi bir dış kesi yapılmaz, piezo cihazının ince uçlarıyla burun kemikleri içeriden şekillendirilir, ameliyat sonrası şişlik ve morluk riskinin en aza indirilmesi açısından en çok tercih edilen yöntemler arasında yer alır. Açık teknik piezo rinoplastide ise; burun cildine küçük bir kesi yapılarak uygulanır. Burun kemikleri piezo cihazı ile kontrollü şekilde şekillendirilir. Bu teknikte de ameliyat sonrası ödem, morluk ve şişlik minimum seviyede tutulur." Ameliyat sonrası konfor ön planda Piezo rinoplastinin en önemli avantajlarından birinin en az travma ile uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Salahova, bu sayede hastaların ameliyat sonrası süreci daha rahat geçirdiğini ifade etti ve ekledi: "Hem estetik hem de fonksiyonel açıdan başarılı sonuçlar sunan bu teknik, ameliyat sonrası konforu artırarak hastalar için önemli bir avantaj sağlıyor."
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:49
Düzenli uyku çocuklarda okul başarısını artırıyor
Düzenli uyuyan çocukların hem okul başarısının hem de bağışıklıklarının güçlendiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Akgün, "Uyku yalnızca dinlenme değil; büyüme hormonunun salgılandığı, bağışıklık sisteminin güçlendiği ve beynin öğrendiklerini pekiştirdiği en değerli süreçtir. Erken yaşta kazanılan uyku alışkanlığı, çocuğun hem zihinsel hem de fiziksel gelişimini olumlu etkiler. Düzenli uyuyan bir çocuğun okulda daha kolay odaklandığını, öğrendiğini daha uzun süre hatırladığını bilimsel çalışmalar da destekliyor" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Akgün, gecelerin uzadığı bu dönemde ailelere sağlıklı uyku alışkanlıklarının önemini hatırlattı. Uzm. Dr. Akgün, "Uyku yalnızca dinlenme değil; büyüme hormonunun salgılandığı, bağışıklık sisteminin güçlendiği ve beynin öğrendiklerini pekiştirdiği en değerli süreçtir" diye konuştu. "Düzenli uyuyan çocuk okulda daha kolay odaklanır" Uzm. Dr. Akgün, özellikle okul çağındaki çocuklarda düzenli uykunun eğitim başarısına doğrudan katkı sağladığını vurguladı. Uyku düzeni bozuk olan çocuklarda dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü, davranış sorunları ve sık hastalanma gibi şikâyetlerin daha sık görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Akgün, "Erken yaşta kazanılan uyku alışkanlığı, çocuğun hem zihinsel hem de fiziksel gelişimini olumlu etkiler. Düzenli uyuyan bir çocuğun okulda daha kolay odaklandığını, öğrendiğini daha uzun süre hatırladığını bilimsel çalışmalar da destekliyor" şeklinde konuştu. "Sağlıklı uyku, sağlıklı gelecek" Çocuklarda uyku düzeninin uzun vadeli sağlıkla doğrudan bağlantılı olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Akgün, "Sağlıklı uyku, sağlıklı bir geleceğin anahtarıdır. Unutmayın, iyi uyuyan çocuk; hem daha mutlu hem de daha başarılıdır" ifadelerini kullandı. "Ailelere sağlıklı uyku önerileri" Uzm. Dr. Akgün, uyku kalitesini artırmak için ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: "Çocuğunuzun her gün aynı saatte yatıp kalkmasına özen gösterin. Yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını (tablet, telefon, televizyon) sınırlandırın. Karanlık, sessiz ve serin bir oda uyku kalitesini artırır. Akşam yemeklerini uykudan 2-3 saat önce bitirmeye çalışın. Yatmadan önce kitap okuma, sakin sohbet ya da ılık duş gibi rahatlatıcı rutinler oluşturun. Hafta sonları da uyku düzenini mümkün olduğunca koruyun."
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:36
Türkiye’de görülen başlıca 7 vitamin eksikliği ve alınması gereken önlemler
İç Hastalıkları Uzm. Dr. İrem Özçelik, Türkiye’de D vitamini başta olmak üzere B12, demir, C, A, folik asit ve K vitamini eksikliklerinin yaygın görüldüğünü belirterek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Türkiye’de ve dünyada giderek yaygınlaşan vitamin eksikliklerinin birçok kronik hastalık ve rahatsızlığın temel nedenleri arasında yer aldığına dikkati çeken Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. İrem Özçelik, "Beslenme alışkanlıklarının bozulması, toprak fakirleşmesi, hazır gıda tüketiminin artması ve güneş ışığından yeterince faydalanamama gibi faktörler vitamin eksikliklerini tetikliyor. Türkiye’de yapılan araştırmalar nüfusun büyük kısmında D vitamini ve B12 eksikliği olduğunu gösteriyor" dedi. Bu eksikliklerin çoğu zaman ‘kronik yorgunluk, fibromiyalji, depresyon’ gibi tanılarla yıllarca tedavi edilmeye çalışıldığını aktaran Özçelik, "Oysa basit bir kan testiyle teşhis konup, birkaç ayda düzeltilebiliyor" diye konuştu. "Kendinizi iyi hissetseniz de kontrollerinizi yaptırın" Özçelik, vitamin eksikliklerinin çoğu zaman sessiz ilerleyip yıllarca belirti vermeden organ hasarına yol açabileceğine vurgu yaparak, "Kendimi iyi hissediyorum demek eksiklik olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak, genel sağlık durumu ve kaliteli bir yaşam öyküsü için önemlidir. Vitamin takviyeleri bilinçsiz kullanıldığında (özellikle A, D, E, K yağda eriyenler) toksik etki yapabilir. Vitaminlere mutlaka kan testi yaptırıp, doktor veya diyetisyen kontrolünde başlanmalıdır" ifadelerine yer verdi. Uzm. Dr. İrem Özçelik, Türkiye’de D vitamini başta olmak üzere B12, demir, C, A, folik asit ve K vitamini eksikliklerinin yaygın görüldüğünü belirterek, bu durumun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. "D vitamini eksikliği Türkiye’de yüzde 70-90 oranında görülüyor" Uzm. Dr. Özçelik, D vitamini eksikliğinin kemik ve bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkileri olduğuna dikkati çekerek, "D vitamini eksikliği osteoporoz, kas-eklem ağrıları, bağışıklık sisteminde zayıflık, sık enfeksiyon, depresyon, yorgunluk ve saç dökülmesine neden olabiliyor" dedi. Risk grubunda kapalı giyinenler, ofis çalışanları, yaşlılar, koyu tenliler, obez bireyler ile böbrek ve karaciğer hastalarının yer aldığını vurgulayan Özçelik, günde 20-30 dakika 10.00-15.00 saatleri arasında kollar ve bacaklar açık şekilde güneşlenmenin önemine işaret etti. "B12 vitamini eksikliği sessiz ilerliyor" B12 vitamini eksikliğinin özellikle vejetaryenler, veganlar ve 50 yaş üstü bireylerde yaygın görüldüğünü aktaran Özçelik, bu eksikliğin kansızlık, el ve ayaklarda uyuşma, hafıza sorunları, depresyon ve yürüme bozukluğuna yol açabildiğini belirtti. Hayvansal gıdaların temel B12 kaynağı olduğunu ifade eden Özçelik, 50 yaş üstündeki bireylerde emilim azaldığı için düzenli takviyenin gerekli olabileceğini kaydetti. Demir eksikliği kadınlarda daha sık Demir eksikliğinin kadınlarda yüzde 30-40 oranında görüldüğünü belirten Özçelik, "Demir eksikliği anemisi halsizlik, çarpıntı, saç dökülmesi ve bağışıklık zayıflığına neden oluyor" dedi. Demirin C vitaminiyle birlikte alınmasının emilimi artırdığını vurgulayan Özçelik, çay ve kahvenin demir emilimini önemli ölçüde azalttığını hatırlattı. "C, A ve folik asit eksikliği bağışıklığı zayıflatıyor" Sigara içenler ve yoğun stres altında olan bireylerde C vitamini eksikliğinin sık görüldüğünü söyleyen Özçelik, bu durumun diş eti kanaması ve yara iyileşmesinde gecikmeye yol açabildiğini ifade etti. A vitamini eksikliğinin gece körlüğü ve sık enfeksiyonlara neden olabileceğini dile getiren Özçelik, folik asit eksikliğinin ise özellikle gebelikte ciddi riskler taşıdığına dikkati çekti. "K vitamini eksikliği kanama riskini artırıyor" Uzm. Dr. Özçelik, uzun süre antibiyotik kullanan bireylerde K vitamini eksikliğinin görülebileceğini belirterek, bunun kolay morarma ve kanama eğilimine neden olabileceğini söyledi. K vitamini açısından yeşil yapraklı sebzelerin önemine işaret eden Özçelik, bağırsak florasının da K vitamini üretiminde rol oynadığını kaydetti.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:51
Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi
Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nöroloji İnme Merkezi bünyesinde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, "Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" dedi. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete sunulan ileri teknoloji anjiyo cihazı için düzenlenen törende konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, sağlık hizmeti sunumunda bilimsel kapasitelerini ve bölgesel sorumluluklarını ileri bir noktaya taşıyan çok önemli bir yatırımı daha hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını ifade ederek, "Nöroloji İnme Merkezimiz bünyesinde hizmete aldığımız yeni nesil anjiyografi cihazı; tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde çağdaş tıbbın gerektirdiği en üst teknolojik standartları karşılayan, yüksek çözünürlüklü ve hızlı görüntüleme kapasitesine sahip stratejik bir altyapı yatırımını temsil etmektedir" dedi. "Daha hızlı, güvenli ve etkin uygulamalar olacak" İnmenin, dünya genelinde mortalite nedenleri arasında üst sıralarda yer aldığını, erişkin nüfusta kalıcı nörolojik sakatlığın en sık nedenlerinden biri olarak kabul edildiğini belirten Rektör Hacımüftüoğlu, "Özellikle akut iskemik inmede, beyin dokusunda geri dönüşümsüz hasarın dakikalar içerisinde başladığı bilinmektedir. Bu nedenle literatürde sıkça vurgulanan "time is brain" kavramı, inme yönetiminin temel ilkesini oluşturmaktadır. Güncel kılavuzlar doğrultusunda, büyük damar tıkanıklıklarında ilk 6 saat içinde, uygun hastalarda ise ileri görüntüleme yöntemleriyle seçilmek kaydıyla daha geniş zaman pencerelerinde gerçekleştirilen mekanik trombektomi uygulamaları; mortaliteyi azaltmakta, fonksiyonel bağımsızlığı anlamlı düzeyde artırmaktadır. Bugün hizmete sunduğumuz bu ileri teknoloji anjiyo cihazı sayesinde, akut inme hastalarında damar içi girişimsel tedaviler çok daha hızlı, güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabilecektir" diye konuştu. "Bölgeye ve çevre illere hizmet eden bir merkez" Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan yeni cihaz; üç boyutlu vasküler görüntüleme, düşük radyasyon dozlarıyla yüksek görüntü kalitesi, hızlı işlem süresi ve kompleks serebrovasküler girişimlere imkan tanıyan teknik donanımıyla, girişimsel nöroloji ve nöroradyoloji uygulamalarında Nöroloji İnme Merkezi’ne önemli bir güç kazandırması bekleniyor. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu sayede yalnızca akut inme değil; serebral anevrizmalar, arteriyovenöz malformasyonlar ve diğer kompleks beyin damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde de ileri düzey hizmet sunulabileceğini vurgulayarak, "Atatürk Üniversitesi Hastanesi, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla yalnızca Erzurum’a değil; Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına ve çevre illere hizmet veren stratejik bir referans merkezidir. Nöroloji İnme Merkezimiz ise, bölgede 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunabilen, multidisipliner ekip yapısına sahip ve ileri girişimsel inme tedavilerini uygulayabilen tek merkez olma niteliğini taşımaktadır. Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" şeklinde konuştu. "İleri teknoloji, ancak bu özverili emekle anlam kazanır" Söz konusu yatırımın aynı zamanda üniversitenin eğitim ve araştırma misyonuna da doğrudan katkı sağlayacağını hatırlatan Rektör Hacımüftüoğlu, "Tıp fakültesi öğrencilerimiz, asistan hekimlerimiz ve akademisyenlerimiz; girişimsel nöroloji ve inme alanında en güncel teknolojilerle eğitim alma, klinik deneyim kazanma ve nitelikli bilimsel araştırmalar yürütme imkânına kavuşacaktır. Böylece üniversitemiz, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel üretimini ve akademik görünürlüğünü daha da güçlendirecektir. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademik ve idari kadromuza, ilgili kurumlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle inme hastalarına zamanla yarışarak müdahale eden, gece gündüz fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bilimsel bilgi ile ileri teknolojinin, ancak bu özverili emekle anlam kazandığını bir kez daha vurgulamak isterim. Yeni anjiyografi cihazımızın üniversitemize, şehrimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyor; burada gerçekleştirilecek her girişimin bir hastaya yaşam, bir aileye umut olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı. Programa Rektör Hacımüftüoğlu’nun yanı sıra Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Yılmaz, Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ve Prof. Dr. Reyhan Keleş, Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atila Eroğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Alkan Melikoğlu, öğretim üyeleri ve hastane çalışanları katıldı.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:50
Karaman’da boğazına kumanda pili kaçan bebek ölümden döndü
Karaman’da 6 aylık bebeğin boğazına kaçan kumanda pili, ameliyatla çıkarıldı. Edinilen bilgiye göre, kusma şikayeti ile ailesi tarafından Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine getirilen 6 aylık E.A. isimli kız bebeğin, yapılan muayene ve tetkiklerde boğazında kumanda pili kaçtığı tespit edildi. Solunum sıkıntısı da yaşayan bebek hemen ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Uysal tarafından yapılan ameliyatla bebeğin boğazındaki pil çıkarıldı. "Hemen müdahale ettik" Yaşanan olayla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Mehmet Uysal, "Acil polikliniğimize kusma şikayeti ile 6 aylık bir kız bebek getirilmiş ve bize haber verildi. Biz de vakit kaybetmeden geldik, hastamızı gördük. Yapılan tetkikler sonucunda, ağız tabanına oturan ve yemek borusunun birinci darlığına kadar uzanan, kumanda pili dediğimiz bir pille karşılaştık. Filmde ve muayenede bunu gördük. Hastayı ilk gördüğümüzde bayağı siyanotik durumda, solunum sıkıntılıydı ve oksijen satürasyonu 90 civarındaydı. Böyle olunca bir an önce beklemeden hızlı bir şekilde ameliyathaneye götürdük. Orada ameliyathanedeki anestezi uzmanlarımız ve personel bize yardımcı oldu, hasta hızlı bir şekilde entübe edildi. Ondan sonra da laringoskop ve magill forseps dediğimiz malzemelerimizle bu yabancı cismi çıkarmış olduk. Bir an evvel müdahale ettik, iyi ki müdahale ettik, orada ağız tabanında, özellikle ön kısmında hasar oluşmuştu. Müdahale sonrasında da hastanın solunum problemleri bir süre devam etti, bu yüzden 24 saat takip ettik. Herhangi bir problem oluşmayınca 24 saat sonra kontrole gelmek üzere hastayı taburcu ettik" diye konuştu. "Aileleri uyarıyoruz" Ailelere uyarılarda bulunan Doç. Dr. Uysal, "Bu konularda aileleri uyarıyoruz. 1 yaş altı çocuklarda bile bu durum oluşabilir. Bazen 2-3 yaş diyoruz ama 1 yaş altındaki çocuklarda da emekleme döneminde bile bu tür yabancı cisimleri, özellikle kumanda pili, kalem pil gibi şeyleri ortada bırakmamak lazım. Çocuklar meraklı olduğu için her şeyi ağzına götürmeye meyilli. Dikkat etmediğimiz takdirde ölümcül sonuçlar oluşabiliyor. Bu vakada şanslıydık, çocuktaki durum erken fark edildi ve hemen müdahale edildi. Şu anda çocuk sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor" dedi.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:40
Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol: "Estetik; bireylerde sağlık, sosyal ve psikolojik rahatlama sağlıyor"
Memorial Bodrum Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gözde Akyol, estetik cerrahinin sanılanın aksine yalnızca kozmetik kaygılarla sınırlı olmadığını vurgulayarak konu ile ilgili önemli bilgiler verdi. Akyol, estetiğin bireylerde sağlık, sosyal ve psikolojik rahatlama sağlıyor" dedi. Estetiğin, toplumda yıllardır güzel olmak için yapılan lüks bir işlem olarak algılandığını belirten Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol, "Ancak günümüzde modern tıbbın imkanlarıyla uygulanan estetik cerrahi işlemleri bu algıyı tersine çevirmeye başladı. Çünkü estetik cerrahi uygulamaları dış görünümü değiştirmenin yanında solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyen burun yapılarını, görme alanını kısıtlayan göz kapağı sarkmalarını ya da omurga üzerinde baskı oluşturabilen meme büyüklüklerini doğru estetik cerrahi uygulamalarıyla değiştirerek bireylerin fonksiyonel olarak iyileşmesini sağlayabiliyor. Kişinin özgüvenini de doğrudan artıran estetik cerrahi işlemler, yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor" dedi. Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akyol, "Toplumda yaygın olan inanışın aksine, estetik cerrahi yalnızca "daha güzel görünmek" amacıyla yapılmaz. Birçok cerrahi girişim, hastaların günlük yaşamını zorlaştıran fonksiyonel problemlerin çözümüne de katkı sağlar. Nefes alma güçlüğü, görme alanı kısıtlılığı ya da duruş bozuklukları gibi sorunlar, estetik cerrahiyle birlikte giderilebilir. Estetik cerrahi uygulamaları, birçok durumda yalnızca görünümü iyileştirmeyi değil, aynı zamanda sağlıkla ilgili sorunların giderilmesini de hedefler. Solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyen burun yapıları, görme alanını kısıtlayan göz kapağı sarkmaları ya da omurga üzerinde baskı oluşturan meme büyüklükleri, estetik cerrahi müdahalelerle birlikte fonksiyonel açıdan iyileştirilebilir. Bu tür uygulamalar, hastaların günlük yaşam konforunu artırırken kronik şikayetlerin azalmasına da katkı sağlar. Tüm bu yaklaşımlar, estetik cerrahinin yalnızca kozmetik bir alan olmadığını; sağlık, fonksiyon ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır" diye konuştu. Estetiğin psikolojik etkilerinin de bulunduğunu söyleyen Dr. Akyol, "Estetik cerrahinin göz ardı edilmemesi gereken bir diğer yönü de psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisidir. Kişinin kendisiyle barışık olması, özgüveninin artması ve sosyal hayatta daha rahat hissetmesi, ruh sağlığı açısından önemli kazanımlar sağlar. Özellikle doğumsal anomaliler, kazalar veya hastalıklar sonrası yapılan rekonstrüktif cerrahi işlemleri, bireylerin sosyal yaşama yeniden adapte olmalarında kritik rol oynar. Estetik cerrahinin toplumda lüks bir alan olarak algılanmasında, medya ve dijital platformlarda yapılan sunumların önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu alandaki uygulamalar sıklıkla "mükemmel görünüm" ve "trend estetik" kavramları üzerinden ele alınmakta, estetik cerrahinin tıbbi boyutu geri planda kalmaktadır. Oysa plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi; doğumsal anomalilerden travma sonrası onarımlara, fonksiyonel bozukluklardan yaşam kalitesini artırmaya yönelik pek çok tedaviyi kapsayan geniş bir tıbbi disiplindir. Bu yönüyle estetik cerrahi, yalnızca görsel kaygılara değil, sağlık ve fonksiyonel gereksinimlere de yanıt veren bir alan olarak değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. Estetik cerrahinin her zaman zorunlu bir müdahale olmadığını da değinen Dr. Akyol, "Ancak bireyin yaşam kalitesini düşüren, günlük hayatını olumsuz etkileyen ya da fiziksel ve psikolojik sorunlara yol açan durumlarda estetik cerrahi bir ihtiyaç haline gelebilir. Bu tür uygulamalarda temel amaç yalnızca görünümü değiştirmek değil, kişinin sağlığını, konforunu ve yaşam kalitesini artırmaktır. Bu nedenle doğru hasta seçimi, gerçekçi beklentilerin belirlenmesi ve uzman hekim tarafından yapılan kapsamlı değerlendirme büyük önem taşır. Estetik cerrahiye karar verme sürecinde en önemli unsur, cesaret değil bilinçli bir değerlendirmedir. Uygulamanın kişiye sağlayacağı faydanın doğru analiz edilmesi, beklentilerin gerçekçi şekilde belirlenmesi ve kapsamlı bir hekim değerlendirmesinden geçilmesi, sürecin temelini oluşturur. Kişiye özel planlama ve hasta-hekim arasındaki açık iletişim, estetik cerrahi uygulamalarında güvenli ve başarılı sonuçların elde edilmesinde belirleyici rol oynar" şeklinde konuştu.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:39
"Gece atıştırmaları kalp sağlığını tehdit ediyor"
Gece yeme alışkanlığının kilo artışından uyku bozukluklarına, insülin direncinden kalp-damar hastalıklarına kadar birçok riski beraberinde getirdiğini belirten Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, "Gün içinde yeterli protein ve lif alınmaması, akşam saatlerinde kan şekeri dalgalanmalarına yol açabilir. Bu durum da gece yeme isteğini artırabilir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi’nden Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, gece beslenmesinin bireye etkileri konusunda açıklamalarda bulundu. Gece yeme alışkanlığının çoğu zaman fizyolojik açlıktan değil, davranışsal ve hormonal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Diyetisyen Esmanur Gündoğdu, gün içinde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, uzun süreli açlıkların, stresin, duygusal yeme eğiliminin ve düzensiz uykunun gece açlığını tetiklediğini ifade etti. Dyt. Gündoğdu, "Gün içinde yeterli protein ve lif alınmaması akşam saatlerinde kan şekeri dalgalanmalarına yol açabilir. Bu durumda gece yeme isteğini artırabilir" diye konuştu. "Gece beslenmek vücutta yağa yol açabilir" Vücudun biyolojik saatinin (sirkadiyen ritim) gece saatlerinde dinlenme ve onarım moduna geçtiğini belirten Dyt. Gündoğdu, "Akşamdan sonra sindirim, insülin yanıtı ve enerji harcaması belirgin şekilde azalır. Bu saatlerde alınan besinler enerjiye dönüşmekten çok yağ depolanmasına yönelir" şeklinde konuştu. "İnsülin duyarlılığı gece düşüyor" İnsülin duyarlılığının günün erken saatlerinde en yüksek seviyede olduğunu hatırlatan Dyt. Gündoğdu, "Gece saatlerinde kas ve karaciğerin glukozu kullanma kapasitesi azalır, bu durum da kan şekerinin daha fazla yükselmesine ve uzun süre yüksek kalmasına neden olur. Bu durum özellikle diyabet ve insülin direnci riski olan bireylerde metabolik yükü artırır" dedi. "Az miktar bile kilo artışına yol açabilir" Gece yenen küçük porsiyonların bile kilo artışına yol açabileceğini söyleyen Gündoğdu, kilo kontrolünün yalnızca miktarla değil, zamanlama ve hormonal yanıtla da ilişkili olduğuna dikkat çekerek, "Gece saatlerinde düşük insülin duyarlılığı ve azalan enerji harcaması, yağ depolanmasını kolaylaştırır" dedi. "Karın bölgesi risk altında" Gece beslenmesinin özellikle karın bölgesi yağlanmasıyla ilişkili olduğunu dile getiren Dyt. Gündoğdu, "Yükselen kortizol düzeyi ve insülin direnci, yağ depolanmasını visseral yağ dokusuna yönlendirir. Bu yağlanma tipi kalp-damar hastalıkları açısından en riskli türdür" açıklamasında bulundu. "Sağlıklı atıştırmalıklara dikkat edilmeli" Kuruyemiş, meyve veya "fit" olarak adlandırılan atıştırmalıkların da gece saatlerinde kontrolsüz tüketildiğinde metabolik açıdan masum olmadığını vurgulayan Dyt. Gündoğdu, "Sağlıklı besinler bile yanlış zamanda tüketildiğinde sağlıksız sonuçlar doğurabilir" uyarısında bulundu. "Uyku kalitesi ve reflü riskine dikkat" Gece beslenmesinin mide asidini artırarak melatonin salgısını baskıladığını kaydeden Dyt. Gündoğdu, "Bu durum uykuya dalmayı zorlaştırır, gece uyanmalarını artırır ve derin uyku süresini kısaltabilir. Yatmaya yakın yemek yemek reflü ve mide yanması riskini de artırır" dedi. "Kalp ve damar sağlığını da etkiliyor" Bilimsel verilerin gece geç saatlerde düzenli yemek yemenin obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve kolesterol bozuklukları riskini artırdığını dile getiren Dyt. Gündoğdu, bunun kalp-damar hastalıklarıyla güçlü bir ilişki içinde olduğunu söyledi. "Gece açlığıyla baş etmek mümkün" Gece açlığı hissiyle baş etmek için gün içinde dengeli ve yeterli beslenmenin önemine dikkat çeken Dyt. Gündoğdu, şu önerilerde bulundu: "Gün içinde yeterli protein ve lif içeren öğünler tüketilmeli. Akşam yemeği çok geç saatlere bırakılmamalı. Uykudan en az 2 saat önce yemek sonlandırılmalı. Gerçek açlık ile alışkanlık yemeği ayırt edilmeli. Gerekirse diyetisyen eşliğinde kişiye özel beslenme planı oluşturulmalı." "Doğru beslenme zamanlaması sağlıklı bir metabolizmanın temel taşlarından biridir" Gece yeme alışkanlığının basit bir irade meselesi olmadığının altını çizen Dyt. Gündoğdu, "Hormonlar, biyolojik saat ve yaşam tarzı bu davranışta birlikte rol oynar. Doğru beslenme zamanlaması, sağlıklı bir metabolizmanın temel taşlarından biridir" ifadelerini kullandı.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:29
Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete girdi
Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nöroloji İnme Merkezi bünyesinde yeni nesil anjiyografi cihazı hizmete alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, "Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" dedi. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi hizmete alınan yeni nesil anjiyografi cihazı için açılış töreni yapıldı. Törene; Atatürk Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Yılmaz, Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ve Prof. Dr. Reyhan Keleş, Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atila Eroğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Alkan Melikoğlu, öğretim üyeleri ve hastane çalışanları katıldı. Açılışta bir konuşma yapan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu , sağlık hizmeti sunumunda bilimsel kapasitelerini ve bölgesel sorumluluklarını ileri bir noktaya taşıyan çok önemli bir yatırımı daha hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını ifade eden, " Nöroloji İnme Merkezimiz bünyesinde hizmete aldığımız yeni nesil anjiyografi cihazı; tanı, tedavi ve izlem süreçlerinde çağdaş tıbbın gerektirdiği en üst teknolojik standartları karşılayan, yüksek çözünürlüklü ve hızlı görüntüleme kapasitesine sahip stratejik bir altyapı yatırımını temsil etmektedir" dedi. "Daha hızlı, güvenli ve etkin uygulamalar olacak" İnmenin, dünya genelinde mortalite nedenleri arasında üst sıralarda yer aldığını, erişkin nüfusta kalıcı nörolojik sakatlığın en sık nedenlerinden biri olarak kabul edildiğini belirten Rektör Hacımüftüoğlu "Özellikle akut iskemik inmede, beyin dokusunda geri dönüşümsüz hasarın dakikalar içerisinde başladığı bilinmektedir. Bu nedenle literatürde sıkça vurgulanan "time is brain" kavramı, inme yönetiminin temel ilkesini oluşturmaktadır. Güncel kılavuzlar doğrultusunda, büyük damar tıkanıklıklarında ilk 6 saat içinde, uygun hastalarda ise ileri görüntüleme yöntemleriyle seçilmek kaydıyla daha geniş zaman pencerelerinde gerçekleştirilen mekanik trombektomi uygulamaları; mortaliteyi azaltmakta, fonksiyonel bağımsızlığı anlamlı düzeyde artırmaktadır. Bugün hizmete sunduğumuz bu ileri teknoloji anjiyo cihazı sayesinde, akut inme hastalarında damar içi girişimsel tedaviler çok daha hızlı, güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabilecektir" diye konuştu. "Bölgeye ve çevre illere hizmet eden bir merkez" Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde hizmete alınan yeni cihaz; üç boyutlu vasküler görüntüleme, düşük radyasyon dozlarıyla yüksek görüntü kalitesi, hızlı işlem süresi ve kompleks serebrovasküler girişimlere imkan tanıyan teknik donanımıyla, girişimsel nöroloji ve nöroradyoloji uygulamalarında Nöroloji İnme Merkezi’ne önemli bir güç kazandırması bekleniyor. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu sayede yalnızca akut inme değil; serebral anevrizmalar, arteriyovenöz malformasyonlar ve diğer kompleks beyin damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde de ileri düzey hizmet sunulabileceğini vurgulayarak, "Atatürk Üniversitesi Hastanesi, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla yalnızca Erzurum’a değil; Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına ve çevre illere hizmet veren stratejik bir referans merkezidir. Nöroloji İnme Merkezimiz ise, bölgede 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunabilen, multidisipliner ekip yapısına sahip ve ileri girişimsel inme tedavilerini uygulayabilen tek merkez olma niteliğini taşımaktadır. Bu yeni anjiyo cihazı ile birlikte, hastalarımızın başka merkezlere sevk edilme ihtiyacı azalacak; tanı ve tedaviye erişim süresi anlamlı ölçüde kısalacaktır" şeklinde konuştu. "İleri teknoloji, ancak bu özverili emekle anlam kazanır" Söz konusu yatırımın aynı zamanda üniversitenin eğitim ve araştırma misyonuna da doğrudan katkı sağlayacağını hatırlatan Rektör Hacımüftüoğlu, daha sonra sözlerine şöyle devam etti, " Tıp fakültesi öğrencilerimiz, asistan hekimlerimiz ve akademisyenlerimiz; girişimsel nöroloji ve inme alanında en güncel teknolojilerle eğitim alma, klinik deneyim kazanma ve nitelikli bilimsel araştırmalar yürütme imkânına kavuşacaktır. Böylece üniversitemiz, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel üretimini ve akademik görünürlüğünü daha da güçlendirecektir. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademik ve idari kadromuza, ilgili kurumlarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Özellikle inme hastalarına zamanla yarışarak müdahale eden, gece gündüz fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bilimsel bilgi ile ileri teknolojinin, ancak bu özverili emekle anlam kazandığını bir kez daha vurgulamak isterim. Yeni anjiyografi cihazımızın üniversitemize, şehrimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyor; burada gerçekleştirilecek her girişimin bir hastaya yaşam, bir aileye umut olmasını temenni ediyorum."
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:21
Uzmanından buzlu havada kösele ayakkabı, kundura ve yüksek topuk uyarısı
Diyarbakır Dağkapı Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Rıdvan Altay, kösele ayakkabı, kundura ve yüksek topuklu ayakkabıların kışın kayma riskini artırdığını belirterek, "Karın daha yumuşak olduğu zeminlerde ve çim gibi buzlanmayı azaltan zeminlerde yürümek sizleri düşmelere karşı koruyacaktır. Bunlara ek olarak özellikle don olan yerlerde ayakkabı üzerine çorap geçirmek, sürtünme kuvvetini artıracağından kayma riskini azaltabilir" dedi. Diyarbakır genelinde yoğun kar yağışının ardından hava sıcaklığı eksi dereceleri görürken, buna bağlı olarak kaygan zeminlerde düşen vatandaşlarda kırık ve burkulmalar meydana geldi. Kar yağışı ve don olan günlerde yaşlı, çocuk ve nörolojik hastalığı olan vatandaşların tek başına mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamasının daha uygun olacağını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Rıdvan Altay, diğer vatandaşların da zaruri ihtiyaçlar dışında ertelenebilir durumlar için dışarı çıkmamasını tavsiye ettiğini söyledi. Dışarı çıkacak vatandaşların ise önlem almadan çıkmasının çok riskli olacağına dikkat çeken Dr. Altay, "Ayakkabılarımız kış mevsimine uygun geniş, kauçuk tabanlı ve altı girintili çıkıntılı olmalıdır. Bu özellikler zeminde vakum etkisi yaparak kaymayı bir miktar azaltır. Kösele ayakkabı veya kunduralar, yüksek topuklu ayakkabılar kuru ortamlar için uygun olup, kayma riskini ciddi manada artıracağı için uygun değildir. Bunlara ek olarak özellikle don olan yerlerde ayakkabı üzerine çorap geçirmek sürtünme kuvvetini artıracağından kayma riskini azaltabilir. Ama bu ayakkabı üzerine çorap giyip rahat bir şekilde yürüyebileceğimiz anlamına gelmez. Çorap ıslanıp soğuk havanın etkisi ile donacak ve etkisini hızlı bir şekilde kaybedecektir. Karın daha yumuşak olduğu zeminlerde ve çim gibi buzlanmayı azaltan zeminlerde yürümek sizleri düşmelere karşı koruyacaktır. Bunlara ek olarak olası bir kayma halinde en sık karşılaştığımız ayak bilek yaralanmalarından korunmak için ise ayak bileğini kavrayan botların giyilmesi uygun olacaktır" dedi. Kar ve don olan yerlerde yürüyüş tarzının da çok önemli olduğunu aktaran Altay, "Küçük adımlar atılmalı ve her basışta zemin kontrol edilip, dengeli olarak yavaş yavaş üzerine yük verilmeli. Hızlı ve geniş adımlar olası kaymada dengenin sağlanamamasına ve düşmeye sebebiyet verebilir. Yürürken ’penguen yürüyüşü’ şeklinde gövde hafif öne eğilmiş, kollar yanlardan açık ve eller serbest, dizler hafifçe kırılarak yavaş ve küçük adımlar ile yürümek gerekir. Ek olarak bir baston, şemsiye veya batondan destek alınabilir. Eller kesinlikle cepte olmamalı. Çünkü düşme anında ellerin cepte olması, kafa travma riskine yol açar ve kişi el desteği ile vücudunu koruma refleksi gösteremez. Özellikle ileri yaştaki kişilerde, karda düşmelere bağlı olarak kırık riskleri, gençlere göre yüksektir. Basit bir düşme bile kırık tehlikesine yol açtığından, ileri yaşta olan kişiler mecbur kalmadıkça karlı havalarda dışarı çıkmamalıdır. Yürürken iki elin dolu olmamasına dikkat edilmeli en az bir el boşta olmalı. Denge kontrolü için ağır cisimleri ve çocukları kucakta taşımamaya özen göstermelidir. Merdiven inip çıkarken kayma riski artmaktadır. Çünkü zeminler genellikle metal, mermer ve granitten yapılmıştır. Bu zeminler kar yağdığında çok daha kaygan hale gelmektedir. Bundan dolayı yürürken merdivenler teker teker ayaklar yan yana gelecek şekilde, zemine kontrol edilip sıkı basarak, korkuluklardan destek almak düşme riskini azaltabilir" şeklinde konuştu. El, el bileği ve dirsek kırıklarıyla çok yaygın karşılaştıklarını söyleyen Altay, "Düşme sırasında dirsekler bükülü tutulmalı, eller göğüs hizasında baş ve yüzü koruyacak şekilde olmalıdır. Mümkünse düşüşü kontrollü olarak kendimizi yana yatıracak şekilde yuvarlanma hareketiyle darbe etkisi azaltılabilir ve ciddi yaralanmaların önüne geçilebilir. Hemen ayağa kalkmaya çalışmayın, biraz bekleyin. Kol ve bacaklarınızı hareket ettirmeyi deneyin. Hareket ettirebiliyor ve bir şekil bozukluğu, morarma, kanama yoksa destekli ve yavaş yavaş mümkünse başkalarından destek alarak ayağa kalkın. Fakat ayak bileği, bacak, kalça, diz gibi bölgelerde bir yaralanma, morluk, kanama, şekil bozukluğu söz konusu ise kesinlikle ayağa kalkmaya çalışmayın, sağlık ekiplerinden yardım isteyin. Özellikle bacak kırığı söz konusu ise üzerine basmamaya dikkat edin. Düşme veya çarpma sonrasında hareketle artan ağrı, şekil bozukluğu, ödem ve kanama ciddi bir yaralanmanın göstergesi olabilir" ifadelerini kullandı.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 10:15
Doğuştan yemek borusu olmayan 4 günlük bebek, Elazığ’da hayata tutundu
Doğuştan yemek borusu olmayan Ada bebek, doğumunun 4’üncü gününde Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyat ile sağlığına kavuştu. Elazığ’a ve bölge illere sunduğu kaliteli sağlık hizmetleri ile adından bahsettiren Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi başarılı ameliyatlarına devam ediyor. Şanlıurfa’da yaşayan Ahmet ve Zehra Fidan çifti, bebeklerinin doğumunun ardından yemek borusunun olmadığını öğrendi. Şanlıurfa’da gitmedik hastane bırakmayan çift, Sağlık Bakanlığının yardımıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastanede yapılan gerekli tetkiklerin ardından Ada bebek doğumunun 4’üncü gününde Çocuk Cerrahi Kliniği’nde Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Fikret Ersöz öncülüğünde, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Javidan Baghırov tarafından başarılı bir şekilde ameliyat edilerek yemek borusu yapıldı. Yapılan ameliyat sonrasında hasta yeni doğan yoğun bakım ünitesinde Prof. Dr. Mustafa Aydın ve ekibince takip edildi. Ameliyattan sonra 8’inci gün bebeğin beslenmesine başlandı. Artık annesini emebilen ve sağlıklı bir şekilde beslenebilen bebek taburcu edildi. "Bu hastalık 5 bin doğumda 1 görülen hastalıktır" Çocuk Cerrahi Uzmanı Dr. Fikret Ersöz, "Bu hastamızın doğuştan yemek borusu yoktu. Bu hastalar ameliyat olmazsa yaşayamazlar. Şanlıurfa 112’den arandığımızda bebeğin doğumdan 2 gün geçmişti. Hastayı ameliyat edecek merkez bulamamışlardı. Bize ulaştılar. 2 kilogram 400 gram doğmuş bir kız bebek. Biz hastayı kabul ettik. Hasta geldikten sonra gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra doğumunun 4’üncü gününde ameliyat ettik. Bu ameliyatın ardından bakımı da çok önemli. Bu ameliyat çok komplike bir iş. Çocuk Cerrahisinin uç ameliyatlarından birisidir. Bizim ameliyathanedeki arkadaşlarımız da bu konuda artık deneyimliler. Şu anda hastamız ameliyattan sonraki 13’üncü günündedir. Biz hastamızı 8’inci günden sonra artık beslemeye başladık. Ameliyattan sonra hiçbir komplikasyon olmadı. Bu hastalık 5 bin doğumda 1 görülen hastalıktır. Bu hastalığın çeşitleri var. Biz en sık görülen tiplerinden birisiyle karşılaştık. Yüzde 87 oranında görülüyor. Yemek borusunun üst kısmı kör bir şekilde sonlanıyor. Alt kısmı da nefes borusuna yapışıyor. Ameliyatta nefes borusunun bağlantılı olan yerini kestikten sonra iki ucu birleştiriyoruz. Çok hassas bir iş. Yaklaşık 3 saat süren bir cerrahi müdahaledir. Ameliyattan sonra hiçbir sorun olmadı. Hastamızın bütün tedavisi yolunda gitti ve bugün de hastamızı taburcu ediyoruz. Bu hastalarda, kalp, omurga ve diğer bölgelerde anormallikler oluyor bizim hastamızda çok şükür sadece özofagus atrezisi ve trakea trakeozefagial fistül dediğimiz olay vardı. Hastamızın akciğer gelişimi tamdı. Diğer organları da sağlam olduğu için ameliyattan sonra ki süreçte çok hızlı ilerledi. Ameliyattan sonra hastamızı annemizin kucağına verdik. Annesi bebeğini emziriyor. Hastamızı bundan sonraki süreçte takip edeceğiz" dedi. "Şanlıurfa’da bütün hastaneleri gezdik ilgilenen olmadı" Şanlıurfa’dan geldiklerini aktaran bebeğin babası Ahmet Fidan, "Yaklaşık 13 gündür buradayız. Bebeğimiz 2 gün Şanlıurfa’da yattı. Orada bütün hastaneleri dolaşmamıza rağmen bizimle ilgilenen olmadı. Sonrasında Fikret hoca bizi kabul ederek ameliyatını gerçekleştirdi. Bebeğimizin yemek borusu yok diye söylendi. Çok şükür hocalarımız bizimle ilgilendiler. Allah hepsinden razı olsun" ifadelerini kullandı. "Ameliyattan benim hiç umudum yoktu" Bebeğin annesi Zehra Fidan, "Şanlıurfa’dan geliyoruz. Oradaki hastaneleri dolaştık ve o süreçte çok zorluk çektik. Anne karnında belli olmadı. Sadece şüphelendiler. Doğumundan sonra belli oldu. Bebeğim doğumundan sonra 3 gün hastanede yattı. Bakanlığa ulaştık, Allah razı olsun oradaki doktorlar talep açtılar. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde doktor Fikret Ersöz bebeğimizi kabul etti. Evladımızla kendi evlatlarıymış gibi ilgilendiler. Ameliyattan benim hiç umudum yoktu. Bebeğim şu anda kucağımda çok şükür sağlıklı ve durumu iyi" diye konuştu.
07 Ocak 2026 Çarşamba - 09:46
Evde hemodiyaliz uygulaması Kütahya’da başladı
Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, evde hemodiyaliz uygulaması Kütahya’da hayata geçirildi. 6 Ocak 2026 tarihi itibarıyla, Kütahya’da ilk kez bu eğitimi başarıyla tamamlayan bir hasta, hastaneye gitmeye gerek duymadan, kendi evinde hemodiyaliz hizmeti almaya başladı. Hasta, evinden çıkmadan, kendi odasında ve kendi yatağında tedavisini sürdürüyor. Hizmet kapsamında, hastanın evine hemodiyaliz cihazına uygun su arıtma sistemi kuruldu. Kullanılan hemodiyaliz cihazı ve teknik altyapı için hastadan herhangi bir ücret talep edilmedi. Evde hemodiyaliz uygulamasına, Kütahya Şehir Hastanesi Nefroloji uzmanları tarafından değerlendirilerek uygun görülen hastalar dahil ediliyor. Bu hastalar, öncelikle hastanenin diyaliz merkezinde kapsamlı bir eğitim sürecinden geçiriliyor. Eğitimlerini tamamlayan hastaların evlerinde gerekli teknik altyapı kurulmasının ardından evde kendi kendine diyaliz uygulaması yapılıyor. Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, evde hemodiyaliz hizmetinin il genelinde yaygınlaşmasının hedeflendiğini belirterek, bu önemli sağlık hizmetinin Kütahya’ya ve hastalara hayırlı olmasını diledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder