SAĞLIK
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu 22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57:28 Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:08 Uzmanından bayramda diyabet ve tansiyon hastalarına uyarı Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Emine Hande Öksüz, özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bayram sürecinde beslenme düzenlerini korumaları gerektiğini söyledi. Bayram dönemlerinde artan kırmızı et, tatlı ve ikram tüketiminin kronik hastalıklarda sağlık risklerini artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Öksüz, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Öksüz, "Bayramlar; ikramların, tatlıların ve düzensiz öğünlerin arttığı özel dönemlerdir. Ancak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarının bu süreçte beslenme ve yaşam düzenlerine daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Artmış kırmızı et, şerbetli tatlı ve ikramların fazlaca tüketilmesi hastalarımızın tedavilerinde aksaklıklara yol açmaktadır" dedi. "Gün içerisinde yeterli su tüketin" Dikkat edilmesi gereken hususları vurgulayan Uzm. Dr. Öksüz, "Bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalar, diyabet hastalarımız için öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenli sürdürün. Uzun süre aç kalmayın. Şerbetli tatlılar, şekerlemeler ve çikolataları kontrollü tüketin. Mümkünse sütlü tatlıları tercih edin ve küçük porsiyonlar kullanın. Bayram diye ilaç ve insülin dozunuzu aksatmayın, tedavilerinizi düzenli alın. Gün içerisinde yeterli su tüketin. Bayram ziyaretlerinde kısa yürüyüşler yapmak kan şekeri kontrolüne katkı sağlar. Kan şekeri ölçümlerinizi ihmal etmeyin. Halsizlik, aşırı susama, çarpıntı gibi belirtilerde mutlaka kan şekeri ölçümlerinizi yapın. Hipertansiyon hastalarımız için artmış kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkili bulundurulmuştur. Tuzlu yiyecekler, salamura ürünler, işlenmiş etler, aşırı çay-kahve tüketiminden kaçının. Ağır ve yağlı yemekler yerine dengeli porsiyonlar tercih edin. İlaçlarınızı düzenli kullanmaya devam edin. Tansiyon takibinizi ihmal etmeyin; baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı gibi belirtilerde tansiyon ölçümünüzü yapın. Yeterli uyku ve dinlenme sağlamaya çalışın. Aşırı stres ve uykusuzluk tansiyonunuzda yükselmelere yol açabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün en sık tüketilmesi gereken besinleri; sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyatlar olarak belirlediğini dile getiren Öksüz, "Bu besinler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak mikrobiyatasını destekler, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir ve kan şekerinizdeki dalgalanmaların önüne geçer. Son olarak; tuzu günlük bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde tüketmek böbrek sağlığının korunmasında ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olur. Unutmayın, bayram sofralarında önemli olan miktar değil, paylaşım ve keyiftir. Sağlıklı tercihlerle bayramınızı güvenle ve huzurla geçirebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 16:06 Kurban bayramı’nda sağlıklı beslenmenin püf noktaları Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, Kurban Bayramı’nda artan et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları uyardı. Porsiyon kontrolü, doğru pişirme yöntemi, su tüketimi ve hareketin önemine dikkat çeken Kaleli, bayramın yasaklarla değil dengeyle geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bursa, Kurban Bayramı’nda sofralarda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Enes Çağrı Kaleli, bayram sürecinde yasaklarla değil dengeyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaleli, "Amaç kendimizi mahrum bırakmak değil, porsiyon kontrolünü sağlayarak sağlıklı bir bayram geçirmek" dedi. "Kurban eti tüketiminde porsiyon uyarısı" Kırmızı etin yüksek doymuş yağ ve kolesterol içerdiğine dikkat çeken Dyt. Enes Çağrı Kaleli, günlük et tüketiminin 100-150 gramı geçmemesi gerektiğini ifade etti. Özellikle kolesterol, tansiyon ve gut hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kaleli, "Yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğündeki porsiyon ideal kabul ediliyor" diye konuştu. "Et mutlaka dinlendirilerek tüketilmeli" Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini söyleyen Kaleli, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kaleli, "Ette oluşan ölüm sertliği hem pişmesini zorlaştırır hem de sindirimi olumsuz etkiler. Dinlendirilmiş et mide ve bağırsak sağlığı açısından çok daha uygundur" dedi. "Pişirme yöntemine dikkat" Kavurma yapılırken ekstra yağ kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Kaleli, "Et kendi yağıyla pişirilmeli. Izgara, haşlama ve fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli" ifadelerini kullandı. "Etin yanında mutlaka salata tüketin" Et tüketiminin yanında lifli besinlerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Kaleli, bol limonlu mevsim salatasının sindirimi desteklediğini söyledi. C vitamininin demir emilimini artırdığını belirten Kaleli, "Salataya limon sıkılması veya yanında yeşil biber tüketilmesi oldukça faydalı. Yemekten hemen sonra içilen çay ve kahve ise demir emilimini azaltıyor" dedi. "Tatlı tüketiminde "tadımlık" önerisi" Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminin kontrolsüz şekilde artabildiğini belirten Dyt. Enes Çağrı Kaleli, vatandaşlara porsiyon kontrolü önerdi. Kaleli, "Her ikramı tamamen tüketmek yerine tadımlık miktarlarda yemek ya da porsiyonu paylaşmak daha sağlıklı bir yöntem olacaktır" diye konuştu. "Su tüketimi ve yürüyüş önerisi" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Kaleli, günlük en az 2.5-3 litre su içilmesini tavsiye etti. Çay ve kahvenin su yerine geçmediğini ifade eden Kaleli, akşam yemeklerinden sonra yapılacak yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını söyledi. "Önemli olan dengeyi koruyabilmek" Bayramda bir öğünde fazla kaçırmanın büyük bir sorun olmadığını ifade eden Kaleli, "Önemli olan ertesi gün kendinizi cezalandırmak değil, sağlıklı beslenme düzenine kaldığınız yerden devam etmek. Bayram, sevdiklerimizle geçirilen özel bir zaman dilimi" açıklamalarında bulundu.
Yüksekova’da "sessiz tehlike" mesaisi: Her 100 kişiden biri risk altında
15 Mayıs 2026 Cuma - 15:43 Yüksekova’da "sessiz tehlike" mesaisi: Her 100 kişiden biri risk altında HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli Tabip Zeyad Kasım, Türkiye’de yaklaşık her 100 kişiden birinin çölyak hastası olmasına rağmen tanı alan kişi sayısının oldukça düşük olduğunu belirtti. Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde "Çölyak Farkındalık Haftası" kapsamında vatandaşları bilgilendirmek amacıyla farkındalık standı açıldı. Yüksekova İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlikte, 6 Nolu Aile Sağlığı Merkezi (ASM) girişinde kurulan stantta sağlık görevlileri, vatandaşlara hastalığın belirtileri, tanı süreci ve tedavi yöntemleri hakkında broşürler dağıtarak bilgi verdi. Etkinlikte açıklamalarda bulunan İlçe Sağlık Müdürlüğü personeli Tabip Zeyad Kasım, çölyak hastalığının; arpa, buğday ve çavdar gibi tahıllarda bulunan glüten proteinine karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği hassasiyet sonucu geliştiğini belirtti. "Türkiye’de her 100 kişiden biri çölyak hastası" Hastalığın ince bağırsaklarda ciddi hasara yol açabileceği uyarısında bulunan Kasım, şunları kaydetti: "Kişi uzun süre farkında olmadan bu hastalıkla yaşayabiliyor. Türkiye’de yaklaşık her 100 kişiden biri çölyak hastası olmasına rağmen, maalesef tanı alan kişi sayısı oldukça düşük. Bu durum, farkındalığın artırılmasının ne kadar kritik olduğunu gösteriyor." Çölyak belirtilerinin kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğine dikkat çeken Kasım, en sık karşılaşılan şikayetlerin karın ağrısı ve geçmeyen ishal, kusma, kansızlık ve demir eksikliği olduğunu belirtti. Vatandaşların uzun süreli şikayetlerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Kasım, "Tekrarlayan karın ağrısı, ishal ya da kansızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir dahiliye uzmanına başvurulmalıdır" dedi.
Nörologlar çifte sempozyumda buluştu
15 Mayıs 2026 Cuma - 15:26 Nörologlar çifte sempozyumda buluştu 8. Nöronutrisyon ve 12. Nörolojik Yoğun Bakım Sempozyumu, 14-17 Mayıs 2026 tarihlerinde Çanakkale’de yapılıyor. Türk Nöroloji Derneği Nöronütrisyon ve Nöroloji Yoğun Bakım Bilimsel Çalışma Grupları tarafından düzenlenen 8. Nöronutrisyon Sempozyumu ve 12. Nörolojik Yoğun Bakım Sempozyumunda, nöroloji ve nütrisyon: temel ilkeler ve pratik yaklaşımlar, klinik nütrisyonda makro ve mikrobesinler: formül seçiminde temel ilkeler ve pratik uygulamalar, nöronütrisyonda özel konular, solunum yetmezliği, akut inme, yoğun bakımda akut nöropati: tanı ve etyoloji, koma: terminoloji ve tanı prosedürleri vb. konular ele alınacak. Sempozyumlar kapsamında nöroloji yoğun bakımda güncel sorunlar tartışılacak, nöroloji yoğun bakımda ultrasonografi ve klinik nöronütrisyon temel uygulamalar kursları gerçekleştirilecek. Organizasyon hakkında bilgi veren TND Nöronütrisyon Bilimsel Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. M. Akif Topçuoğlu, "Bilimsel program hem nöroloji uzmanlarına hem de nöroloji uzmanlık öğrencilerine yönelik hazırlandı. ‘Temel Nöronütrisyon Kursu’ ve ‘Özel bilimsel konular’ ile zenginleştirildi. Nöronütrisyona dair bilgi ve görgüsünü geliştirmek, en son araştırma sonuçları, rehberler ve gelişmeleri konusunun uzmanları ile görüşülecek" dedi. Nöroloji Yoğun Bakım Çalışma Grubu adına açıklama yapan Prof. Dr. Erdem Yaka, "Sempozyumumuzda bir Nöroloji hekiminin ihtiyaç duyduğu temel konular en güncel bilgiler ışığında Nöroloji Yoğun Bakıma gönül vermiş uzmanlar tarafından tartışılacak ve Ultrasonografi uygulamaları konusunda kursa katılacaklar " dedi. 8. Nöronutrisyon Sempozyumu ve 12. Nörolojik Yoğun Bakım Sempozyumunda 9 panel, 1 Uydu Sempozyumu, 3 kurs, 2 sözel bildiri oturumu gerçekleştirilerek 11 bildiri sunulacak. Organizasyon kapsamında 150 nöroloğun 3 gece ağırlanacağını söyleyen Hasan Eker BURKON olarak gerçekleştirdikleri kongreler ve sempozyumları ülkenin dört bir tarafından düzenleyerek turizme de katkı sağladıklarını söyledi.
Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmete başladı
15 Mayıs 2026 Cuma - 15:11 Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmete başladı Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Aydın’a kazandırılan 4’üncü Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Germencik’te hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler ve Koçarlı’nın ardından Germencik’e de kazandırılan poliklinik, ilk günden vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Tamamen ücretsiz olarak hizmete açılan Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği; modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başladı. Park Mahallesi Atatürk Caddesi adresinde hizmet vermeye başlayan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında kapsamlı tedaviler gerçekleştiriliyor. İlk gününde polikliniğe gelen vatandaşlar, sunulan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti. Aydın’ın dört bir yanında yatırımların artarak devam edeceğini belirten Başkan Çerçioğlu, "Nazilli, Efeler ve Koçarlı ilçelerimizin ardından Germencik’te de Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi hemşehrilerimizin hizmetine sunduk. Kentimize hayırlı olmasını diliyorum. Yatırımlarımızı hemşehrilerimiz ile buluşturmaya, Aydınımız için çalışmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın" ifadelerini kullandı. Vatandaşlar, Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi ve randevu için 444 55 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebiliyor.
Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:15 Mersin’de cerrahi ve onkoloji alanındaki gelişmeler sempozyumda ele alındı Mersin’de bu yıl ikincisi düzenlenen Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumunda, cerrahi ve onkoloji alanındaki güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Bilim insanları, doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı programda çeşitli sunumlar gerçekleştirildi. Kentteki bir otelde düzenlenen II. Cerrahi ve Onkoloji Günleri Sempozyumu’na Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Tahsin Çolak, Akdeniz Onkoloji Derneği Başkanı Dr. Alper Ata ile cerrahi ve onkoloji alanında çalışan çok sayıda bilim insanı, akademisyen ve doktor katıldı. Sempozyumda cerrahi ve onkoloji alanında hızla gelişen güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alınırken, minimal invaziv cerrahi yöntemleri, ileri endoskopik girişimler, laparoskopik cerrahi uygulamaları, multidisipliner onkoloji yaklaşımları ve güncel kılavuzların klinik pratiğe yansımaları değerlendirildi. Program kapsamında interaktif oturumlar, olgu tartışmaları, panel oturumları ve bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Programda konuşan Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, "Tıp dünyasında cerrahi ve onkoloji, bilimin ve teknolojinin en hızlı dönüştüğü, her geçen gün yeni bir umudun yeşerdiği iki kritik alandır. Multidisipliner tedavi protokollerinden geniş bir yelpazede gerçekleşecek olan bu sempozyum, bilginin paylaşılması ve klinik pratiğe aktarılması noktasında son derece stratejik bir öneme de sahiptir" diye konuştu. Prof. Dr. Yaşar, üniversite olarak sağlık alanındaki altyapıyı güçlendirmeye yönelik önemli yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Mersin Üniversitesi olarak temel gayemiz sadece eğitim veren bir kurum olmanın ötesine geçerek, bölgesine ve ülkesine şifa dağıtan, teknoloji üreten güçlü bir araştırma üniversitesi kimliğini daha da pekiştirmek istiyoruz. Bu vizyon doğrultusunda özellikle sağlık altyapımızı modern tıbbın en ileri olanaklarıyla donatmaya büyük bir gayret göstermekteyiz. Üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesi bölgemizin stratejik bir sağlık üssü konumuna getirmek için son dönemlerde yaptığımız adımlarla, gerçekleştirdiğimiz 1 milyar TL yatırımlarla, üç tesla MR, en son teknoloji tomografi, üç boyutlu mamografi gibi ileri tanı teknoloji cihazları başta olmak üzere birçok önemli cihazı envanterimize kazandırmış bulunmaktayız" dedi. Yaşar, üniversite bünyesine kazandırılan ileri teknoloji cihazlarla kanser tanı ve tedavisinde güçlü bir altyapı oluşturduklarını belirterek, "Ayrıca kendi bünyemizde kattığımız PET görüntüleme cihazıyla birlikte kanser tanı ve tedavisinde dünya standartlarında bir altyapıyı vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş bulunuyoruz. Güçlü sağlık altyapımız ve yetkin akademik kadromuzla karmaşık cerrahi operasyonların ve kapsamlı onkoloji tedavilerinin güvenle yapıldığı bir merkez olmanın haklı gururunu yaşamaktayız. Bu bağlamda alanında saygın konuşmacıların katkılarıyla gerçekleşecek interaktif ameliyatlar, olgu tartışmaları ve panellerin yer aldığı bu sempozyumun hem teorik bilgilerimizi güncelleyeceğine hem de günlük pratiklerimize çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum" ifadelerine yer verdi.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni inşaatı yüzde 30 tamamlandı
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:01 Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni inşaatı yüzde 30 tamamlandı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi yeni binasında inşaat çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. C bloğun yükseldiği inşaatın yüzde 30’u tamamlandı. İnşaat alanını ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, hastanenin tamamlandığında Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağını vurguladı. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan yapımı devam eden Akdeniz Üniversitesi Hastanesi inşaat alanını ziyaret ederek İnşaat Koordinatörü Ozan Öz’den bilgi aldı. Rektör Prof. Dr. Özkan’a, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şükrü Özen, Genel Sekreter Dr. Ali Evren İmre, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları eşlik etti. Rektör Özkan ve beraberindeki heyet inşaatı detaylıca inceleyip çalışanlarla sohbet etti. Burası bir referans hastanesi Ziyarete ilişkin konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "900 yataklı yeni hastanemizi umuyorum 2026 sonu, 2027 başı gibi yüklenici firmamızdan devralmayı planlıyoruz. Burası bir referans hastanesi. Onkolojiden, organ nakline birçok hastalık için Türkiye’nin dört bir yanından hatta dünyadan hasta kabul eden bir merkeziz. Bununla gurur duyuyoruz" dedi. Yaklaşık yüzde 30’una yakını tamamlandı Yoğun talep karşısında kapasitenin yetmediğini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Özkan, "Yatak kapasitemiz ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu. Ve bu anlamda da 900 yataklı hastane bize can suyu gibi gelecek. Özellikle de 400 yataklı yeni yoğun bakım ek servisiyle de hakikaten bizi çok rahatlatacak" diye konuştu. İnşaat çalışmalarının hızla devam ettiğini anlatan Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Yüklenici firmamızdan inşaatın yaklaşık yüzde 30’una yakınının bittiği bilgisini aldık. Umuyorum bundan sonra çok daha hızlı geçecek çünkü ifade ettikleri gibi herhalde en zor kısmı bu kısımdı; bundan sonra daha hızlı ilerleyeceğini umut ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan aldığımız destekle de daha güçlü, daha hızlı bir şekilde hastanemizi yıl sonunda devralmayı planlıyoruz" şeklinde konuştu. En büyük üniversite hastanesi olacağız Yeni hastane ile birlikte hastanenin yatak kapasitesinin 2 bin 200 olacağını söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Türkiye’nin en büyük üniversite hastanesi olacağız bitiminde. Antalya ikinci derece deprem bölgesi. Depremle ilgili de birçok tecrübemiz var. Bu bina da depreme dayanıklı, birçok izolatörümüz var. Ve onun yanında da hem bir aşağıda otoparkı hem de yine bir sığınma alanı olarak planladık. İnşallah böyle bir şeye ihtiyaç olmaz ama burası şehrin kalbi. Bu anlamda trafik açısından da büyük bir otopark ve trafik sıkıntısı yaşıyorduk. Hastanenin altındaki otopark ile birlikte bu açıdan da bir rahatlama olacağını umuyoruz" ifadelerini kullandı. Betonarmesinin yüzde 50’si tamamlandı İnşaat Koordinatörü Ozan Öz ise, "Şu anda inşaatın toplam metrekaresinin yüzde 30’u tamamlandı. Betonarmesinin de yüzde 50’si tamamlandı. Bizim hedefimiz ileriki bir ay, iki ay içinde daha hızlı bir şekilde bu rakamları yükseltmek. 2026 sonu, 2027 ilk çeyreğine teslim etmeyi planlıyoruz" dedi. 8 şiddetinde depreme dayanıklı olacak İnşaat Koordinatörü Medeni Peker ise, "Binamızda yaklaşık 480 araçlık kapalı otoparkımız var. 380’e yakın sismik izolatörümüz var. Yani inşaatla ilgili bizim ilerleme programımızda herhangi bir gecikme olmadığı müddetçe inşallah yıl sonu itibarıyla da hizmete açmayı hedefliyoruz. Antalya’da 7.5, 8, 8.5’a şiddetinde olacak bir depremde herhangi bir aksilik yaşamayacak hastanemiz" şeklinde konuştu. Rektör Özkan ve beraberindekiler, yeni hastane binasını inşaatını gezdikten sonra yangından etkilenerek tadilata alınan B Blok inşaat alanını da gezdi. Bina hakkında bilgiler alan heyet çalışanlara kolaylıklar diledi.
Uzm. Dr. Tiryaki: "Hipertansiyon, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi sağlık sorunudur"
15 Mayıs 2026 Cuma - 13:00 Uzm. Dr. Tiryaki: "Hipertansiyon, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi sağlık sorunudur" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Beyhan Tiryaki, hipertansiyonun dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir hastalık olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Tiryaki, "Dirençli hipertansiyon ise uygun yaşam tarzı değişikliklerine ve birden fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen tansiyonun halâ yüksek seyretmesi durumudur" dedi. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyonun özellikle "Doktorun verdiği üç farklı tansiyon ilacını düzenli kullanıyorum ancak tansiyonum yine de düşmüyor" diyen kişilerde görülebildiğini belirtti. Normal şartlarda tansiyonun ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "Ancak bazı kişilerde tansiyon sürekli 140/90 mmHg’nin üzerinde seyrediyor, gün içinde sık sık yükseliyor ve ilaçlara rağmen düşmüyorsa bu durum ‘dirençli hipertansiyon’ olarak tanımlanır" diye konuştu. Dirençli hipertansiyonun görülme nedenleri Dirençli hipertansiyonun birçok nedeni olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tiryaki, "İlaçların düzensiz veya yanlış kullanılması. Fazla tuz tüketimi. Böbrek hastalıkları. Hormon bozuklukları. Uyku apnesi (gece nefes durması). Kullanılan bazı ilaçlar" dedi. Dirençli hipertansiyon neden tehlikelidir Uzun süre yüksek seyreden tansiyonun organlara zarar verdiğini belirten Uzm. Dr. Tiryaki, yüksek tansiyonun etkilerini anlatarak, "Kalbi yorar; kalp büyümesi ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Beyni etkiler; felç ve beyin kanaması riskini artırır. Böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine neden olabilir. Göz sağlığını etkileyerek görme kaybına yol açabilir. Damar sertliğine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Dirençli hipertansiyonda ne yapılmalı Uzm. Dr. Tiryaki, dirençli hipertansiyon durumunda dikkat edilmesi gerekenleri söyleyerek, "Tansiyon ölçümünün doğru yapılıp yapılmadığı kontrol edilmeli. Kullanılan ilaçlar yeniden değerlendirilmeli. Yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmalı. Altta yatan hastalıklar araştırılmalı. Tansiyonun kontrol altına alınamamasının nedeni yalnızca ilaçlar değildir. Tuz tüketimi, kilo, böbrek sağlığı, hormonlar ve uyku düzeni de tansiyonu etkiler. Tüm bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesiyle tansiyon kontrol altına alınabilir. Sonuç olarak dirençli hipertansiyon, çoğu zaman nedeni belirlendiğinde uygun tedaviyle kontrol altına alınabilen bir durumdur. Umutsuz bir tablo değildir ancak sabır ve düzenli takip gerektirir" ifadelerini kullandı.
Lazer işlemlerinde dikkat: "Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı"
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:36 Lazer işlemlerinde dikkat: "Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı" Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor. Vücuttaki istenmeyen tüylerden kurtulmak adına yapılan lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun etken olduğuna dikkat çekilirken uzmanlar, işlemlerin gerekli donanımları sağlayan noktalarda yapılması gerekliliğini sıklıkla vurguluyor. Dr. Cinik Polikliniği Yöneticisi, Estetisyen Burcu Yiğit de lazer uygulamalarına ilişkin bilgi verdi. "Kişiyi analiz etmek çok önemli" ’Lazer epilasyon teknolojisi tamamen pigmentasyon odaklıdır’ diyerek sözlerine başlayan Yiğit, "Ten ve kıl rengi çok önemli. Direkt pigment okuduğu için en uygun gördüğümüz beyaz ten siyah kıl. Bu ten ve kıl yapısında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Öncelikle kişiyi analiz etmemiz çok önemli. Kılı, ten rengi uygun mu, hormonel bir bozukluk, kullandığı bir ilaç var mı? Hepsi sürecin devamında lazer epilasonla ilişkili ve her seans hasta geldiği zaman kontrol dahilinde bakıyoruz. Antibiyotiklere dikkat ediyoruz, bazı ışığa duyarlılığı arttıran ilaçlarda lazer epilasyon yapılamıyor, sivilce tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar yine epilasyonla ilişkili bu süreçte ara veriyoruz. Dünyaca onaylı 3 tane cihaz tipi var" dedi. "İşlemler doktor kontrolünde olmalı" Lazer uygulamasında seans aralıklarına ilişkin konuşan Yiğit, "Yüz bölgesinde 4 hafta öneriyoruz, vücut bölgesinde 6 hafta. Her bölgenin kıl döngüleri ve evreleri farklı olduğu için hastaya özel bir programla ilerliyoruz. Seanslar ilerledikçe kıl yapısı azaldıkça seans süresini uzatıyoruz. Bu işlemler doktor kontrolünde olmalı, polikliniğimizde doktorla çalışıyoruz. Kişi geliyor, bütün analizleri yapılıyor, bir rahatsızlığı, vücudunda dövme var mı, ben sayısına kadar bakıyoruz. Kişiye özel bir protokolle işlem yapıyoruz. Uygulayıcının kesinlikle uzman olması gerekiyor. Kişi gelmeden önce kılları kökten almamış olması gerekiyor. İşlem sonrası güneşlenme, sauna, solaryum gibi sıcak ısılı işlemleri en azından 1 hafta kadar istemiyoruz" diye konuştu. "Yüzde 100 bitirmez, yanlış lazer epilasyon yanıklar, kalıcı lekeler oluşturabilir" Kişilerin tam donanımlı, güvenilir noktalarda işlem yaptırması gerektiğini söyleyen Yiğit, "Cihazın orijinal olmadığı yerlerde işlem yaptırılmış olması bizi çok etkiliyor çünkü hasta mağdur olup geliyor. Bu konuda dikkat etmelerini öneririm. Lazer epilasyon yüzde 100 bitirmez, belli oranda azalma sağlar, gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Tamamen bitmesi mümkün değil. Bir de belli bir oranda bittikten sonra yılda birkaç defa hatırlatma seansı öneriyoruz. Kişiler doktor olmayan hiçbir kurumda kesinlikle yaptırmamalı. Yanlış yerde yapılan lazer epilasyon sonuçlarında yanıklar, ciltte kalıcı lekeler oluşabilir, dikkat etmekte fayda var. Uygun bölgeye uygun olmayan lazer epilasyon yaptırmış hastalarda kıllarda ters tepki olarak artış söz konusu, onu düzeltmemiz de bir süreç alıyor. Ev tipi epilasyonlar daha çok modern ağda sistemi dediğimiz yoğunlaştırılmış ışık sistemi, sadece kılları uyutur ve dönemsel olarak çıkmasını geciktirir. Herhangi bir bitiş sağlamaz, düzgün kullanılmadığında yanık ve lekenmler söz konusu olur. Ben ve dövme ikilisinde pigment yoğunluğu olduğu için herhangi ışık sistemi geldiği zaman oradaki yapıyı bozabilir. Kişinin bir dövmesi, benleri varsa kesinlikle işlem öncesi kapatıyoruz" ifadelerini kullandı. "Cildi derinden etkileyen işlemlerden uzak durmaları gerekiyor" Yaz aylarında lazer işlemlerine yönelik konuşan Yiğit, "Kışın tabi ki çok daha konforlu, yaz aylarında da devam ediyoruz. Hastalarımızla birebir görüşerek, özel bir programı, tatili varsa 1 hafta önce epilasyonu yaptırıyor. Zaten 2-3 ay çıkmayacağı için o süre içinde de kişi rahat ediyor. Bol güneş koruyucu önemli. Ya da çok bronzsa özel bölge ve koltuk altı gibi güneş görmeyen bölgelerde devam ediyoruz. Lazer epilasyon ciddi bir operasyondur, yapan kişi de bunu bilerek hastaya yaklaşmalı. Yaptıran kişi de ciddiye alarak yaptırmalı. Tamamen doktordan bir onay, bilgi alarak ilerlemeli. Seansı boyunca düzenli gitmeye özen göstermeli. Çünkü orada yakalamak istediğimiz kılın evresi var. Biz o evrede işlem yaparsak sonuç alabilirsiniz. O evreyi yakalayamazsak, keyfi nedenlerden dolayı gelmezseniz, o seansa ara verirseniz tabii ki başa dönebilir. Yaz kış fark etmeksizin, lazer epilasyon öncesi ve sonrasında ısılı işlemler çok istemiyoruz. Hamam, sauna, solaryum, deniz, güneş, cildi derinden etkileyen, kimyasal peelingler gibi işlemlerden uzak durmamız gerekiyor. Yanık oluşur, zaten hastayı gördüğümüz zaman uygulama yapmıyoruz, direkt denizden veya güneşten geldiyse işlem yapmıyoruz" şeklinde konuştu.
Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:08 Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, "Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" uyarısında bulundu. Sivas Numune Hastanesi’nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, "Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" dedi. "Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer" Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, "Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür" diye konuştu. Ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuza dikkat Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır." Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, "Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim ‘tuz’ dediğimiz ve asıl bileşeninin ‘sodyum’ olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında ‘çok riskli’ olduğu bilinen ‘plütonyum’, ‘talyum’ ve ‘radyum’ gibi maddeler ve dahası ‘kurşun’ gibi ağır metallerin yine ‘çok az’ miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak ‘Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim’ yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat" şeklinde konuştu.
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:54 Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm Kütahya’da multidisipliner tedavi ve rehabilitasyon çalışması kapsamında, iş kazası sonrası tetrapleji (Dört uzuv felci) gelişen bir hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanabilmesi amacıyla kişiye özel yardımcı aparat geliştirildi. Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde sürdürülen rehabilitasyon süreci, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları, fizyoterapistler, ergoterapistler ve mühendislik destekli tasarım ekibinin ortak çalışmasıyla yürütüldü. 37 yaşındaki Mesut Kurt isimli hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen uygulama, üniversite-hastane iş birliğinin sağlık alanındaki somut örneklerinden biri olarak dikkat çekti. Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatıma Yaman, hastanın iş kazasının ardından boyundan aşağısında ciddi hareket kaybı oluştuğunu belirterek tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Yaman, hastanın merkeze ilk geldiğinde tamamen yatağa bağımlı durumda olduğunu ifade ederek, "Hastamız bize her iki kol ve bacakta felç durumu bulunan tetrapleji tablosuyla başvurdu. İlk aşamada yalnızca sedye üzerinde takip ediliyordu. Tedavi sürecinde öncelikle tansiyon düşüklüğü gibi sistemik problemleri kontrol altına aldık. Ardından oturma dengesi, gövde kontrolü ve temel hareket becerileri üzerine yoğunlaştık" dedi. Kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor Rehabilitasyon sürecinin yalnızca fiziksel tedaviyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yaman, fizyoterapistlerin gövde stabilitesi ve kas kontrolü üzerinde çalışırken, ergoterapistlerin hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanmasına yönelik uygulamalar yaptığını söyledi. Özellikle yemek yeme, kitap tutma ve kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilme gibi temel becerilerin hastanın psikolojik motivasyonu açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Bu süreçte Engelsiz Yaşam Merkezi ile ortak çalışma yürütüldüğünü aktaran Yaman, hastanın ihtiyaçlarına uygun yardımcı aparat geliştirilmesiyle rehabilitasyon sürecinin önemli ölçüde desteklendiğini belirtti. Merkezin Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Emrah Afşar ise hastaya özel olarak geliştirilen aparatın tamamen bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda tasarlandığını söyledi. Afşar, 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak geliştirilen aparatın, hastanın el ve kol hareket açıklığına uygun şekilde planlandığını belirtti. Afşar, "Hastamızı detaylı şekilde değerlendirdikten sonra öğrencilerimizle birlikte kişiye özel bir kendine yardım aparatı tasarladık. Hastanın elini ağzına götürme açılarını analiz ederek birebir uyumlu bir model oluşturduk. Aparatın hafif, kullanışlı ve hastanın mevcut hareket kapasitesine uygun olmasına özellikle dikkat ettik. Şu anda hastamız uzun süredir tek başına gerçekleştiremediği yemek yeme aktivitesini daha bağımsız şekilde yapabiliyor" diye konuştu.