Son Dakika
|
Gülistan Doku soruşturmasında firari şüpheli Umut Altaş ABD’de teslim oldu
Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı
Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüşmesinin detayları netleşti
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Türkiye enerjide paradigmayı değiştirdi''
CHP Kurultayı davasında ‘mutlak butlan’ kararına yapılan itiraz reddedildi
ABD Dışişleri Bakanı Rubio: "İran ile görüşmelerde bir miktar ilerleme sağlandı"
Manchester United, 2 yıl daha Michael Carrick’e emanet
Hatay’daki sel ve heyelanda 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
Mahkeme, CHP 38. Olağan Kurultayının iptal edilmesine karar verdi
CHP’den Milletvekili Hasan Öztürkmen için ihraç talebi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
Beyaz Saray'da 39 yıl sonra bir ilk: Yemin ederek göreve başladı
Gülistan Doku soruşturmasında firari şüpheli Umut Altaş ABD’de teslim oldu
Bekayi: "Zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin ayrıntılara girmeye çalışırsak bir sonuca ulaşamayız"
Türk savunma sanayi şirketleri NATO'nun radarında!
Grand Kartal Otel yangını davasında istinaf kararı onadı
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Gabbard, görevden ayrılacağını açıkladı
Merz: "Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaştı"
SAĞLIK
İl Müdürü Damkacı, "Hipertansiyonu Birlikte Kontrol Edelim" çağrısı yaptı
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:38:24
Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, "Hipertansiyonu Birlikte Kontrol Edelim" çağrısı yaptı. Ferhat Damkacı, "Hipertansiyonu Birlikte Kontrol Edelim" teması kapsamında hipertansiyon farkındalığının artırılması ve kan basıncı kontrolünün güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, "Bu yıl "Hipertansiyonu Birlikte Kontrol Edelim!" temasıyla hipertansiyon farkındalığının artırılması ve kan basıncı kontrolünün güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu yılın teması, çoğu zaman belirti vermemesi nedeniyle ‘Sessiz katil’ olarak adlandırılan hipertansiyonda, erken tanı ve etkin tedavinin önemini vurgulamakta; kontrol altında olmayan hipertansiyonun ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret etmektedir. Hipertansiyon kontrolü, dünyada ve Türkiye’de halk sağlığı için acil bir önceliktir. Hipertansiyon, dünya genelinde bulaşıcı hastalıkların toplamından daha fazla ölüme neden olan, önlenebilir ve kontrol altına alınabilir en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Dünya genelinde yaklaşık 1,4 milyar kişi hipertansiyon ile yaşamaktadır. Ancak bu bireylerin yalnızca yüzde 23’ünde kan basıncı yeterli düzeyde kontrol altındadır. Kontrolsüz hipertansiyon; kalp krizi, inme, kronik böbrek hastalığı ve demans başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarının en önemli risk faktörlerinden biridir. Nüfusun yaşlanması, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, tütün ve alkol kullanımı gibi risk faktörleri, hipertansiyon yükünün önümüzdeki yıllarda artabileceğini göstermektedir. Türkiye’de de hipertansiyon, kalp ve damar hastalıklarının başlıca nedenlerinden biridir. Ülkemizde 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 15 yaş ve üzerindeki nüfusta hipertansiyon sıklığı yüzde 18,3 olup kan basıncı kontrol altında olma durumu ise yüzde 40,6’dır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılı verilerine göre de ülkemizdeki ölümlerin yüzde 3,3’ü hipertansiyon ilişkili durumlar nedeniyle gerçekleşmiştir " ifadelerini kullandı. Tedavi ve yaşam önerileri Antihipertansif ilaçların düzenli kullanımının önemine dikkat çeken Damkacı, "Antihipertansif ilaçların düzenli ve sürekli kullanımı hipertansiyon kontrolünde hayati önem taşır. Antihipertansif ilaçlar, kan basıncının düzenlenmesinde temel tedavi araçları arasında yer almaktadır. Bu ilaçların düzenli ve doğru kullanımı, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmakta ve ciddi komplikasyonların gelişme riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Bu doğrultuda, antihipertansif ilaçlara erişimin kolaylaştırılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması hayati bir öneme sahiptir. Erken tanı ve düzenli izlem ile hipertansiyon kontrolü mümkündür. Erken tanı, düzenli izlem, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun tedavi ile hipertansiyona bağlı komplikasyonların büyük ölçüde önlenmesi mümkündür. Bakanlığımız, buradan yola çıkarak geliştirdiği Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) uygulaması ile kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlemlerini içeren süreçlerin, birinci basamak sağlık kuruluşlarında, kanıta dayalı klinik uygulama yönergeleri doğrultusunda yürütülmesi amaçlamaktadır. HYP kapsamında aile hekimleri, kendilerine kayıtlı bireylerin hipertansiyon, diyabet, obezite ve hastalıkları açısından risk durumlarını belirlemekte, gerekli yönlendirmeleri yapmakta ve düzenli takiplerini sağlamaktadır. Ayrıca, koroner arter hastalığı, kronik böbrek hastalığı ve inme tanıları bulunan kişiler de hazırlanan yönergeler doğrultusunda aile hekimleri tarafından periyodik olarak izlenmektedir " şeklinde konuştu. Damkacı, vatandaşlara da sağlıklı yaşam çağrısında bulunarak, "Düzenli tansiyon ölçümü, dengeli beslenme, tuz tüketiminin azaltılması, fiziksel aktivite, tütün ve alkolden uzak durulması ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerekiyor" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:25
Kurban Bayramı öncesi yoğun şalgam mesaisi
Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla birlikte Adana’nın vazgeçilmez lezzetlerinden şalgama olan talep arttı. Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Özellikle kırmızı et tüketiminin yoğunlaştığı bayram döneminde vatandaşlar, doğal ve geleneksel içeceklere yönelmeye başladı. Hal böyle olunca da Adana’nın tescilli lezzeti şalgam suyu sofralarda yerini aldı. Şalgam üretiminde ise yoğun mesai sürüyor. Konuyla ilgili Büyük Usta & Serfressh Şalgam Firması Yetkilisi Çağatay Tanır, üretim tesislerinde yoğun mesai yapıldığını anlatarak İHA muhabirine konuştu. "Vatandaşlar doğal içeceklere yöneliyor" Kurban Bayramı öncesinde şalgam satışlarında ciddi artış yaşandığını ifade eden Çağatay Tanır, tüketicilerin son dönemde daha sağlıklı ve geleneksel ürünleri tercih ettiğini belirtti. Şalgamın özellikle kırmızı etin yanında yoğun ilgi gördüğünü kaydeden Tanır, "Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla birlikte tüketicilerimizin doğal ve geleneksel içeceklere yönelmesi, şalgam talebini inanılmaz derecede artırıyor. Tüketicilerimiz hem daha sağlıklı içecek alternatifleri arıyor hem de geleneksel ürünleri özellikle kırmızı etin yanında tercih ediyor" dedi. "Hazımsızlık ve şişkinliği azaltıyor" Şalgamın kırmızı et tüketimi sonrası yaşanan rahatsızlıkların önüne geçebildiğini dile getiren Tanır, "Kırmızı etle birlikte tüketildiği zaman insanların şişkinlik ve hazımsızlık hissini azalttığını görüyoruz. Bu sebeple özellikle Kurban Bayramı gibi kırmızı etin yoğun tüketildiği dönemlerde şalgama olan talep daha da artıyor" diye konuştu. "Hatlarımız hiç durmadan çalışıyor" Artan talepleri karşılayabilmek için yoğun mesai yaptıklarını ifade eden Tanır, bölgedeki şalgam üreticilerinin bayram öncesi yoğun tempoda çalıştığını söyledi. Tanır, "Kurban Bayramı’nda artan talep sebebiyle bölgemizdeki tüm şalgam üreticileri canla başla mücadele ediyor. Üretim taleplerini karşılamak için fazla mesailer yapılıyor. Hatlarımız son gazla, hiç durmadan tam kapasite çalışıyor" ifadelerini kullandı.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 08:54
Kurban Bayramı’nda görünmeyen risk: Sessiz protein yükü
Kurban Bayramı’nda artan kırmızı et tüketimi, düzensiz öğünler ve uzun süren sofralar sindirim sistemini zorlayabiliyor. Ancak uzmanlara göre bayram döneminde yalnızca fazla yemek değil; yüksek protein yükü, lif yetersizliği ve sosyal yeme baskısı da sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle son yıllarda yaygınlaşan yüksek protein odaklı beslenme alışkanlıklarının bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artabildiğine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Bayram döneminde kırmızı et ve hamur işi tatlı tüketimi artarken, fiziksel aktivitenin azalmasının sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabildiğini belirten Medicana Çamlıca Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle liften fakir beslenmenin bağırsak dengesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Sürekli kırmızı et ağırlıklı beslenmenin bağırsak mikrobiyotasını etkileyebildiğini ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Fazla kırmızı et tüketimi bağırsaktaki faydalı bakterilerin azalmasına neden olabilir. Özellikle lif tüketiminin yetersiz olduğu bayram sofralarında şişkinlik, hazımsızlık ve kabızlık gibi sorunlar daha sık görülebiliyor. Bu nedenle et tüketimini sebzeler, yeşillikler ve tam tahıllarla dengelemek oldukça önemli" dedi. Etin yanında lif kaynaklarına yer açın Et tüketiminin yanında lif açısından zengin besinlerin mutlaka sofrada bulunması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek; özellikle roka, maydanoz, semizotu ve marul gibi yeşilliklerin sindirim sistemini desteklediğini söyledi. Brokoli, enginar, karnabahar ve brüksel lahanası gibi yüksek lifli sebzelerin de bayram sofralarında daha fazla yer alması gerektiğini belirterek beyaz pirinç yerine bulgur, karabuğday veya kinoa gibi kompleks karbonhidratların tercih edilmesini önerdi. Kuru baklagillerin de önemli bir lif kaynağı olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Mercimek, nohut, barbunya gibi besinler hem bağırsak sağlığını destekler hem de öğünlerin daha dengeli olmasına katkı sağlar" diye konuştu. Protein sağlıklı ama fazlası vücudu yorabiliyor Bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artan protein tüketiminin vücutta sessiz bir yük oluşturabileceğini söyleyen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, özellikle aşırı kırmızı et ve sakatat tüketiminin sindirim sistemini zorlayabildiğine dikkat çekti. Pirçek, "Kırmızı et gibi yoğun protein kaynaklarının sindirimi daha uzun sürer. Lif tüketiminin yetersiz kalmasıyla birlikte gaz, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca fazla protein tüketimi karaciğer ve böbreklerin çalışma yükünü artırabilir" ifadelerini kullandı. Aşırı protein tüketiminin ürik asit seviyelerini yükselterek gut ataklarını tetikleyebileceğini de belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen halsizlik ve ağırlık hissi yalnızca tatlı tüketiminden değil yoğun protein yükünden de kaynaklanabiliyor" dedi. "Bir tabak daha ye" ısrarı fark edilmeden fazla yemeye neden olabiliyor Bayram sofralarının yalnızca yemek değil; aynı zamanda gelenek, paylaşım ve sosyal bağ anlamı taşıdığını da belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, sosyal yeme baskısının da kontrolsüz tüketimi artırabildiğini söyledi. "‘Bir tabak daha al", "bayramda diyet mi olur?’ gibi cümleler çoğu zaman masum görünse de kişiler üzerinde fark edilmeden baskı oluşturabildiğini söyledi ve özellikle aile ortamlarında ikramı reddetmenin bazı kişilerde suçluluk hissi oluşturabileceğine dikkat çekti. Bu durumun ise fiziksel açlıktan çok duygusal nedenlerle yeme davranışını tetikleyebildiğini belirten Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen suçluluk duygusu çoğu zaman yeni bir kısır döngüye yol açabiliyor. Oysa önemli olan kusursuz beslenmek değil, dengeyi koruyabilmek ve bedenin sinyallerini fark edebilmek" şeklinde konuştu. Bayram tabağı dengeli olmalı Bayram sofralarında amaçlanan şeyin yalnızca protein tüketmek değil, öğünü dengelemek olduğunu vurgulayan Pirçek, ideal bir bayram tabağında etin yanında mutlaka sebze, salata ve kompleks karbonhidrat kaynaklarının bulunması gerektiğini belirtti. Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Et tüketiminin yanında bol yeşillik, sebze ve yeterli su tüketimi sindirim sistemini destekler. Bayram boyunca küçük porsiyonlarla ilerlemek, öğün dengesini korumak ve fiziksel aktiviteyi tamamen bırakmamak da oldukça önemlidir" dedi.
22 Mayıs 2026 Cuma - 17:57
Medicana Sohbetleri’nin konuğu Deniz Celep oldu
Medicana International İzmir Hastanesi’nin düzenlediği Medicana Sohbetleri söyleşi serisinin "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı oturumuna konuk olan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Deniz Celep; yönetiminde yer aldığı tesiste yüzde 89 kadın istihdamı sağladıklarını ve İzmir’in kadın girişimciliğinde öncü olduğunu belirtti. Kadınların iş dünyasındaki rolünü artırmak için yürütülen projelere ve küresel hedeflere dikkat çeken Celep, "Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor" mesajını verdi. Medicana International İzmir Hastanesi’nin gelenekselleşen "Medicana Sohbetleri" söyleşi serisinin Mayıs ayı konuğu, tarım ve gıda sektörünün öncü girişimcilerinden, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) İcra Kurulu Başkanı Deniz Celep oldu. Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Her Başarıda Kadının Adı Var" başlıklı söyleşide, kadınların iş hayatındaki gücü, sürdürülebilirlik, inovasyon ve kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemi masaya yatırıldı. Söyleşinin açılışında İzmir’in tarih boyunca Amazonlardan bu yana kadına değer veren ve kadın öncülüğünü destekleyen bir şehir olduğunu vurgulayan TOBB İzmir KGK Başkanı Deniz Celep, kentin girişimcilik istatistiklerine dikkat çekti. İş İnsanı Girişimci Deniz Celep, "İzmir’de kadın girişimci oranı yüzde 39 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Ancak küresel ölçekte henüz istediğimiz sıralamalarda değiliz. Kadınların sadece iş hayatında yer alması yetmez; yönetim kurullarında, meclislerde ve karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmaları gerekiyor. Biz de kurul olarak ‘Eşitlik Yıldızları’ gibi projelerimizle eşit işe eşit ücret ve cinsiyet eşitliği konularına odaklanıyor, kadınlarımızın uluslararası temsiliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yüzde 89 kadın istihdamı ve dünyanın 35 ülkesine ihracat Ailesinin tarım sektörüne nasıl başladığını ve sektördeki dönüşümünü paylaşan Deniz Celep, 1953 yılında dedesinin kurduğu ilk çiftçi fabrikasından bugüne, 3. kuşak olarak tarıma dayalı sanayide büyümeye devam ettiklerini belirtti. Abisi ile birlikte yönettikleri tesiste Ege Bölgesi’nin ürünlerini dünyanın 35 ülkesine ihraç ettiklerini ifade eden Deniz Celep, şirketteki kadın gücünü şu sözlerle aktardı: "400 çalışanımız içinde yüzde 89 kadın çalışan oranına sahibiz. Ne kadar güçlü bir teknoloji altyapımız olursa olsun, bizim için kadın emeği önceliklidir. Tarımda sürdürülebilirliği, planlamayı ve disiplini sağlayan en büyük güç kadın çalışanlarımızın varlığıdır." Kadın girişimcisinin önündeki en büyük engel: Finansmana erişim Kadın girişimcilerin e-ticaret alanına olan ilgisine ve bu alanda İzmir’den çıkan Tire’deki iğne oyası üreticisi İpek Hanım ile ödüllü bebek taşıma çantası tasarımı yapan Duygu hanım gibi başarı hikayelerine değinen Deniz Celep, en büyük zorluğun finansman olduğunu belirterek, "Kadın girişimciliğinde en kritik nokta finansmana erişim ve nakit akış yönetimidir. Sermaye gücü düşük başlayan kadınlarımızı güçlendirecek projeler üretiyoruz. İş hayatının temel kuralı, gerçekleştirebileceğiniz vaatlerde bulunmaktır. Kısa sürede zengin olma hayalleri yerine, planlı ve kaliteli hizmet sunarak uzun soluklu iş birlikleri kurmalıyız. Bu süreçte kadınların ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ diyerek birbirine deneyim aktarması çok kıymetli" sözlerini kaydetti. Kurumların ortak sinerjisi ve gençleri kentte tutma hedefi İzmir’deki oda, borsa ve yerel yönetimlerin kadın projelerine çok büyük destek verdiğini belirten Deniz Celep; EİB, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarının altını çizdi. İzmir’in Urla, Çeşme, Foça gibi parlayan bölgeleriyle yeniden bir cazibe merkezi olduğunu ifade eden Deniz Celep, genç istihdamını kentte tutmak için TOBB Genç Girişimciler Kurulu ile ortak projeler yürüttüklerini ve Medicana gibi şehre değer katan yatırımların bu anlamda çok önemli birer rol model olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:45
İstanbul’dan Muş’a robotik operasyon
2
22 Mayıs 2026 Cuma- 11:23
37 yaşında hayatını kaybeden beyin cerrahına gözyaşlarıyla veda
3
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:38
GAÜN Çocuk Hastanesi’nde bölgenin ilk pediatrik EPS ünitesi hizmete girdi
4
21 Mayıs 2026 Perşembe- 15:44
Van’da ağız ve diş sağlığı yatırımları güçlenerek devam ediyor
5
22 Mayıs 2026 Cuma- 09:56
Kurban Bayramı için sağlıklı beslenme uyarısı: "Güne kavurmayla başlamayın"
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:26
Özel teknede rahatsızlanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden özel teknede rahatsızlanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye açıklarında seyreden özel teknede kadın bir vatandaşın rahatsızlanması üzerine yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine bölgeye yönlendirilen Sahil Güvenlik ekipleri rahatsızlanan vatandaşı bota alarak kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim etti.
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:08
Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli
Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, "Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" uyarısında bulundu. Sivas Numune Hastanesi’nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, "Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" dedi. "Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer" Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, "Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür" diye konuştu. Ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuza dikkat Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır." Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, "Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim ‘tuz’ dediğimiz ve asıl bileşeninin ‘sodyum’ olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında ‘çok riskli’ olduğu bilinen ‘plütonyum’, ‘talyum’ ve ‘radyum’ gibi maddeler ve dahası ‘kurşun’ gibi ağır metallerin yine ‘çok az’ miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak ‘Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim’ yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat" şeklinde konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:54
Kütahya’da iş kazası sonrası felç kalan hastaya kişiye özel çözüm
Kütahya’da multidisipliner tedavi ve rehabilitasyon çalışması kapsamında, iş kazası sonrası tetrapleji (Dört uzuv felci) gelişen bir hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanabilmesi amacıyla kişiye özel yardımcı aparat geliştirildi. Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde sürdürülen rehabilitasyon süreci, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları, fizyoterapistler, ergoterapistler ve mühendislik destekli tasarım ekibinin ortak çalışmasıyla yürütüldü. 37 yaşındaki Mesut Kurt isimli hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen uygulama, üniversite-hastane iş birliğinin sağlık alanındaki somut örneklerinden biri olarak dikkat çekti. Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatıma Yaman, hastanın iş kazasının ardından boyundan aşağısında ciddi hareket kaybı oluştuğunu belirterek tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Yaman, hastanın merkeze ilk geldiğinde tamamen yatağa bağımlı durumda olduğunu ifade ederek, "Hastamız bize her iki kol ve bacakta felç durumu bulunan tetrapleji tablosuyla başvurdu. İlk aşamada yalnızca sedye üzerinde takip ediliyordu. Tedavi sürecinde öncelikle tansiyon düşüklüğü gibi sistemik problemleri kontrol altına aldık. Ardından oturma dengesi, gövde kontrolü ve temel hareket becerileri üzerine yoğunlaştık" dedi. Kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor Rehabilitasyon sürecinin yalnızca fiziksel tedaviyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yaman, fizyoterapistlerin gövde stabilitesi ve kas kontrolü üzerinde çalışırken, ergoterapistlerin hastanın günlük yaşam aktivitelerini yeniden kazanmasına yönelik uygulamalar yaptığını söyledi. Özellikle yemek yeme, kitap tutma ve kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilme gibi temel becerilerin hastanın psikolojik motivasyonu açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Bu süreçte Engelsiz Yaşam Merkezi ile ortak çalışma yürütüldüğünü aktaran Yaman, hastanın ihtiyaçlarına uygun yardımcı aparat geliştirilmesiyle rehabilitasyon sürecinin önemli ölçüde desteklendiğini belirtti. Merkezin Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Emrah Afşar ise hastaya özel olarak geliştirilen aparatın tamamen bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda tasarlandığını söyledi. Afşar, 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak geliştirilen aparatın, hastanın el ve kol hareket açıklığına uygun şekilde planlandığını belirtti. Afşar, "Hastamızı detaylı şekilde değerlendirdikten sonra öğrencilerimizle birlikte kişiye özel bir kendine yardım aparatı tasarladık. Hastanın elini ağzına götürme açılarını analiz ederek birebir uyumlu bir model oluşturduk. Aparatın hafif, kullanışlı ve hastanın mevcut hareket kapasitesine uygun olmasına özellikle dikkat ettik. Şu anda hastamız uzun süredir tek başına gerçekleştiremediği yemek yeme aktivitesini daha bağımsız şekilde yapabiliyor" diye konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:46
Hemşireler için ’Umut Bahçesi’ oluşturuldu
Manisa Şehir Hastanesi’nde Hemşireler Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikte, her servis adına dikilen limon ağaçları sağlık çalışanlarının emek, şefkat ve dayanışmasını simgeledi. Manisa Şehir Hastanesi’nde Hemşireler Haftası kapsamında düzenlenen anlamlı etkinlikte, hastane bahçesine her servis adına birer limon ağacı dikildi. Manisa Şehir Hastanesi bahçe alanında gerçekleştirilen etkinliğe Başhekim Uzm. Dr. Serkan Saka, hastane yönetimi, sağlık çalışanları ve hemşireler katıldı. Etkinlikte dikilen limon ağaçlarının, hemşirelerin sağlık hizmetine sunduğu özverili katkının kalıcı bir hatırası olması amaçlandı. Etkinlikte konuşan Başhekim Uzm. Dr. Serkan Saka, hemşirelerin sağlık hizmetlerinin en güçlü ve vazgeçilmez parçalarından biri olduğunu ifade ederek, "Şefkati, emeği ve sabrı aynı anda taşıyan tüm hemşirelerimiz, sağlık sistemimizin en kıymetli güçlerinden biridir. Hastalarımıza dokunan her iyilikte, verilen her mücadelede hemşirelerimizin büyük emeği bulunmaktadır. Hemşireler Haftası vesilesiyle fedakarca görev yapan tüm hemşirelerimizin Hemşireler Haftası’nı gönülden kutluyorum" dedi. Toprağa bırakılan her fidanın; emek, sabır, şefkat ve umut gibi hemşirelik mesleğinin temel değerlerini temsil ettiği etkinlikte renkli görüntüler oluştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:45
Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında
Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi. Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır? Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı. Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:32
Geç kalınmış vakada yüzleri güldüren müdahale
Aydın’da geçirdiği düşme sonrası yalnızca gözünde oluşan hematoma müdahale edilen 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, aylar sonra artan çift görme şikayetiyle yeniden hastaneye başvurdu. Gözündeki çift görmenin sebebinin blow-out kırığı olduğu tespit edilen Erika Özbalcı Shröpel, Medicana Sağlık Grubu Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, beyin damarında oluşan bir pıhtı nedeniyle bayılma sorunu yaşamaya başladı. İlk baygınlığını ocak ayında geçiren ve bu nedenle düşüp göz bölgesine darbe alan Erika Özbalcı Shröpel, ambulansla kaldırıldığı hastanede yapılan ilk müdahale sonrası, ‘çift görme’ şikayeti olduğunda yeniden hastaneye başvurması söylendi. Yaşadıklarının üzerine 3 ay sonra çift görme şikayeti yaşadığını aktaran Erika Özbalcı Shröpel, tedavi için 10 yıldır geldiği Medicana International İzmir Hastanesi’ne başvurdu. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu’na muayene olan Erika Özbalcı Shröpel’de yapılan ilk incelemede göz tabanının maksiller sinüs içine çöktüğü ve gözün geriye doğru yer değiştirdiği belirlendi. Bunun üzerine Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu tarafından gerçekleştirilen operasyonla Erika Özbalcı Shröpel’in hasarlı göz bölgesine titanyum "mesh plak" yerleştirildi. Gecikmiş olmasına rağmen başarılı geçen ameliyatın ardından hastanın görmesi düzelirken Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, göz tabanı kırıklarında erken müdahalenin kritik rol oynadığını ancak geç kalınmış vakalarda dahi etkili sonuçlar alınabildiğini vurguladı. Bu halde araba kullanamazdım Başından geçenleri anlatan Erika Özbalcı Shröpel, "75 yaşındayım ve Kuşadası’nda yaşıyorum. Beyne giden damarda pıhtı sorunu olduğu için bazen baygınlık geçiriyorum; ocak ayında yine böyle bir anda evde lavabonun üzerine çok kötü düşmüşüm. Komşum hemen ambulans çağırmış ama düşme anını hiç hatırlamıyorum. Aydın’da ilk müdahaleyi yapıp hematomu boşalttılar, "çift görmeye başlarsan gel, ameliyat edelim" dediler. O zaman çok istememiştim. On yıldır beni takip eden Medicana International İzmir Hastanesi’nin Kardiyoloji Doktoru Abdi Bey sayesinde Özlem Hanım ile tanıştım. İlk düştüğümde ağrım vardı ama asıl çift görme şikayetim son iki haftadır iyice artmıştı. Bu halde araba kullanmam mümkün değildi, kaza yapmaktan çok korkuyordum. Beynimdeki pıhtı için de ilaç tedavisine başladılar; korkudan arabamı satmayı bile düşünüyorum. Ancak ameliyattan sonra görmem düzeldi, en önemlisi de buydu. Şimdi doktor hanımın dediği gibi masajlarımı yapıyorum, kendimi çok daha iyi hissediyorum" diye konuştu. Ameliyat endikasyonu olmasına rağmen müdahale edilmemiş Erika Özbalcı Shröpel’in sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Normalde göz taban kırıklarında defekt alanı yarım santimetre karenin üzerinde olduğu zaman ameliyat endikasyonu vardır. Sonuç olarak çift görme gelişmesi çok normal, çünkü göz tabanı olduğu gibi maksiller sinüsün içine çökmüştü ve göz geriye doğru kaymıştı. Ameliyatla o bölgeye girdiğimizde sinirlerin ve tüm dokuların göz tabanına yapışmış olduğunu gördük. Onları yukarı kaldırdık ve göz tabanına titanyumdan yapılan, "mesh plak" denilen ömür boyu kalıcı bir destek yerleştirdik" dedi. Erika Özbalcı Shröpel’in rahatsızlığının blow-out kırığı olarak adlandırıldığını dile getiren Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu, "Gözün üzerine gelen darbenin basıncı çevreye dağıtarak en zayıf yer olan tabanı ve iç bölgeyi kırmasıyla oluşur. Burada temel mesajımız şu: Tedavi ne kadar erken yapılırsa sonuç o kadar iyi olur, ameliyat süresi kısalır ve başarı şansı yükselir; ancak üzerinden zaman geçmiş olsa bile bu hastaların tedavisi mümkündür" açıklamasını yaptı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:20
Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu
Cimin üzümü üzerine yapılan bilimsel araştırma, üzüm çekirdeğinden elde edilen ekstraktın antioksidan ve antienflamatuvar etkileriyle dikkat çektiğini ortaya koydu. Erzincan yöresinde yetişen ve Türkiye’nin tescilli üzüm çeşitlerinden biri olan Cimin üzümüyle ilgili gerçekleştirilen çalışmada, üzümün çekirdeği, taze hali ve kurutulmuş formu ayrı ayrı incelendi. Araştırmada, üzüm çekirdeğinin yüksek fenolik bileşik içeriği sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterdiği belirlendi. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde çekirdek ekstresinin, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirmede etkili sonuçlar verdiği kaydedildi. Bilimsel çalışmada ayrıca, oluşturulan akut ve kronik iltihap modellerinde üzüm çekirdeği su ekstraktının iltihaplanmayı yüzde 75’e kadar azaltabildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, elde edilen etkinin bazı antienflamatuvar ilaçlarla benzer düzeyde olduğunu ifade etti. Çalışmada, kronik hastalıklarla ilişkilendirilen TNF- ve IL-1 gibi iltihap belirteçlerinde de düşüş tespit edildi. Araştırmacılar, bu bulguların Cimin üzümünün fonksiyonel gıda ve doğal destek ürünleri alanında değerlendirilebileceğini gösterdiğini belirtti. Araştırmada ayrıca üzüm çekirdeği ekstraktının, vücudun doğal savunma mekanizmasında görev alan antioksidan enzimlerin aktivitesini desteklediği ifade edildi. Söz konusu çalışma, Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalında hazırlanan "Erzincan (Cimin) Üzümünden Elde Edilen Su Ekstraktlarının Ratlarda Antienflamatuvar ve Antioksidan Özelliklerinin Belirlenmesi" başlıklı doktora tezinde yer aldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:16
Ağrılarından kapalı ameliyatla kurtuldu
Manisa’da şiddetli ağrı şikayetiyle hastaneye başvuran Havva Ulukan, Manisa Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı kapalı ameliyatla (laparoskopik) sağlığına kavuşurken, operasyonu gerçekleştiren ekibin klinik çalışmaları ise ulusal kongrede ödüllendirildi. Manisa’da yaşayan Havva Ulukan, sağ tarafındaki şiddetli ağrılar nedeniyle Manisa Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği’ne başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda sağ böbreğinin fonksiyonunu yitirdiği (atrofik böbrek) belirlenen Ulukan’ın kapalı yöntemle ameliyat edilmesine karar verildi. Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt ve ekibi tarafından gerçekleştirilen laparoskopik nefrektomi operasyonu başarıyla tamamlandı. Ameliyat korkusunu doktoruna olan güveniyle yendiğini belirten Havva Ulukan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: "Şiddetli ağrılarım vardı ve bu nedenle doktora başvurarak Manisa Şehir Hastanesi’ne geldim. İlk başta internette araştırma yaparken çok korkuyordum ama sonrasında Yunus Bey’i duydum ve kendisine geldim. Ameliyat oldum ve şimdi iyi ki olmuşum diyorum. Doktorumdan Allah razı olsun. Şu an hiçbir şikayetim yok. Sanki hiç ameliyat olmamışım gibi hissediyorum. Çok kısa sürede ayağa kalktım ve tamamen iyiyim. Yunus Erol Bozkurt sayesinde kendimi çok iyi hissediyorum. İyi ki kendisini tanımışım" Operasyonu gerçekleştiren Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt, yöntemin hastaya sağladığı konfora dikkat çekerek şu bilgileri verdi: "Hastamız Havva Ulukan sağ tarafta ağrı şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Yapılan tetkiklerde sağ böbreğinde atrofik, yani çalışmayan bir böbrek olduğunu tespit ettik. Bunun üzerine hastamıza laparoskopik nefrektomi ameliyatı uyguladık ve operasyonumuzu başarıyla tamamladık. Bu ameliyat halk arasında kapalı yöntem olarak bilinen, küçük kesilerden kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirdiğimiz modern bir cerrahi yöntemdir. Özellikle ameliyat yerinin küçük olması, kanamanın daha az olması ve hastanın günlük yaşama daha hızlı dönmesi bizim için önemli avantajlar sağlıyor. Tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Manisa halkına modern ve konforlu cerrahi hizmet sunmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyorum." Sürecin anestezi aşamasını yöneten Uzm. Dr. Hasan Barış Eryılmaz ise "Ameliyatın türüne ve hastamızın genel durumuna göre en uygun anestezi yöntemini belirliyoruz. Gerektiğinde yoğun bakım desteği sağlıyor, ihtiyaç olmayan durumlarda ise hastalarımızı ameliyat sonrası doğrudan servise çıkarıyoruz. Amacımız hastalarımızın ameliyat sürecini güvenli ve konforlu şekilde geçirmesi. Tüm hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" ifadelerini kullandı. Klinik başarısı ulusal kongrede ödüllendirildi Havva Ulukan’ın sağlığına kavuştuğu Manisa Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği, aynı zamanda akademik bir başarıya da imza attı. Kliniğin bir yıllık laparoskopik cerrahi deneyimi, Antalya’da düzenlenen 9. Minimal İnvaziv Üroloji Kongresi’nde Uzm. Dr. Yunus Erol Bozkurt tarafından sunuldu ve çalışma Türkiye genelinde üçüncülük ödülüne layık görüldü. Prof. Dr. Bilal-i Habeş Gümüş, "Bugün kliniğimizde uyguladığımız modern cerrahi yöntemlerden biri olan laparoskopik cerrahiden bahsetmek istiyorum. Laparoskopik cerrahi 1991 yılında tıp dünyasına girdi ancak özellikle 2000’li yıllardan sonra yaygın şekilde uygulanmaya başladı. Günümüzde tıptaki gelişmeler o kadar hızlı ilerliyor ki bazen yalnızca takip etmek bile insanı hayrete düşürüyor. Biz de kliniğimizde laparoskopik cerrahi başta olmak üzere birçok modern cerrahi yöntemi başarıyla uyguluyoruz. Bize bu imkanı sağlayan hastane idaremize, hemşire arkadaşlarımıza ve ameliyathanede bizim adeta sağ kolumuz olan anestezi ekibimize teşekkür ediyorum. Bu ameliyatlar tamamen ekip işi. Bu nedenle klinik olarak Ege Bölgesi’nin güçlü merkezlerinden biri olduğumuzu düşünüyoruz. Katkı sunan tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyor, hastalarımıza acil şifalar diliyorum" dedi. Uzm. Dr. Cemil Öztürk de kliniğin gelişiminde emeği geçenlere teşekkür ederek, "Kliniğimizde laparoskopik ürolojik ameliyatların tamamını başarıyla gerçekleştiriyoruz. Laparoskopik cerrahinin kliniğimizde gelişmesi adına Yunus arkadaşımız çok büyük emek verdi. Kendisine özellikle teşekkür etmek istiyorum. Hocamız ve ekip arkadaşlarımızın desteğiyle üroloji alanında yapılabilecek pek çok ameliyatı başarıyla uyguluyoruz. Bunlar arasında böbrek alınması ameliyatları, böbrek darlığı ameliyatları, böbrek taşlarının çıkarılması ve böbrek tümör cerrahileri yer alıyor. Tüm bu ameliyatları ekip çalışmasıyla gerçekleştiriyoruz ve bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz" dedi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:01
Cilt kanserine karşı güneşten korunmak önem taşıyor
Mayıs ayı "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Denizli Devlet Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirterek güneşten korunmanın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cildiye Uzmanı Dr. Selim Gümüş, özellikle ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korunmasız maruz kalmanın en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi. Güneş koruyucu kullanımının yalnızca yaz aylarıyla sınırlı olmaması gerektiğini de vurgulayan Dr. Gümüş şöyle konuştu: "Cilt kanserini önlemek için güneşten doğru şekilde korunmak büyük önem taşır. Güneş ışınlarının en yoğun ve zararlı olduğu saatler 10.00 ile 16.00 arasıdır. Bu saatlerde mümkün olduğunca doğrudan güneş altında bulunulmamalıdır. Dışarı çıkılması gereken durumlarda geniş kenarlı şapka, UV korumalı güneş gözlüğü ve açık renkli koruyucu kıyafetler tercih edilmelidir. Güneş koruyucu ürünler yalnızca tatilde değil günlük yaşamda da kullanılmalıdır. En az 50 faktörlü güneş koruyucu kremler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve özellikle terleme ya da yüzme sonrası tekrar uygulanmalıdır" dedi. Çocukluk döneminde yaşanan güneş yanıklarının ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini ciddi ölçüde artırdığına dikkat çeken Dr. Selim Gümüş, açık tenli kişiler, çilli bireyler, çok sayıda beni bulunanlar, uzun süre güneş altında çalışanlar ve ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığını söyledi. Solaryum kullanımının da ciltte kalıcı hasara yol açabildiğini ve cilt kanseri riskini arttırdığını belirten Gümüş, solaryumun kesinlikle önerilmediğini ifade etti. Benlerde meydana gelen değişikliklerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Gümüş, "Bir benin büyümesi, renk değiştirmesi, koyulaşması, düzensiz kenarlı hale gelmesi, asimetrik görünüm kazanması, kaşınması, kanaması ya da yara görünümü alması önemli uyarı işaretleri olabilir. Aynı şekilde sonradan ortaya çıkan ve hızla büyüyen lekeler de ihmal edilmemelidir. Hastalarımızın kendi ciltlerini düzenli olarak gözlemlemeleri ve şüpheli durumlarda dermatoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir" diye konuştu. Uz. Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını büyük ölçüde artırdığını vurgulayarak düzenli dermatolojik muayene yaptırmanın büyük önem taşıdığını ve özellikle risk grubunda bulunan kişilerin yılda en az bir kez dermatolojik muayeneden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:53
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahide yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri, fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:52
Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı"
Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığını söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı, artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroit bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" dedi. Halk arasında ’basur’ olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroit dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığın daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu. "Sıklığının artışının ana nedenlerinden biri; ekran bağımlılığı" "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler" diyen Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Bu da tabii çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroit, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları (kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroit olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Telefonumuzu yanımıza almayalım" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya iş yerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroit olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroit sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroit zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroit bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi. "Kabızlık uzun sürüyorsa mutlaka doktora gidip nedeni araştırılmalı" Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri" ifadelerini kullandı. "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" "Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli" diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor" diye konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:51
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığından şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahi de yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri ,fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" cümlelerini kullandı. (MK-CK-
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder