POLİTİKA
Başkan Sekmen’den Çat çıkarması 08 Mayıs 2026 Cuma - 09:06:53 Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Çat ilçesine çıkarma yaptı, vatandaşlarla bir araya geldi, muhtarla buluştu, AK Parti ilçe teşkilatı ile istişare toplantısı yaptı. AK Parti Çat İlçe Başkanı Yavuz Yaşa ile birlikte ilçede gerçekleştirdikleri saha gezisinde vatandaşlarla bir araya geldiklerini vurgulayan Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, "Mahallelerimizin ihtiyaçlarını yerinde inceledik. Her kararı sahada alan, her hizmeti milletimizin talebi doğrultusunda şekillendiren anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çat’ımızın her mahallesine dokunan eser ve hizmet belediyeciliği anlayışıyla, vatandaşlarımızın taleplerini dinlemeye, ilçemiz için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. AK Parti Çat İlçe Başkanlığımızı ziyaret ettik. Değerli dava arkadaşlarımızla bir araya gelerek çalışmalarımızla ilgili istişarelerde bulunduk. AK Parti Çat İlçe Başkanımız Yavuz Yaşa kardeşime nazik misafirperverliklerinden ötürü teşekkür ediyor çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" dedi. Çat ilçesindeki mahalle muhtarlarıyla bir araya gelerek istişare toplantısı gerçekleştirdiklerini anlatan Başkan Sekmen, "Vatandaşlarımızın taleplerini, mahallelerimizin ihtiyaçlarını ve ilçemize dair yürüttüğümüz çalışmaları hep birlikte değerlendirdik. Ortak akıl ve istişare kültürüyle Çat’ımız için çalışmaya, hizmet üretmeye devam ediyoruz. Misafirperverlikleri ve katkıları için tüm muhtarlarımıza teşekkür ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:24 AK Parti’den Karşıyaka Belediyesi’ne ’yönetim krizi’ tepkisi: "Artık yönetilemiyor" AK Parti Karşıyaka İlçe Başkanı Selahattin Köse, Karşıyaka Belediye Meclisinin CHP’li meclis üyelerinin boykotu nedeniyle toplanamamasına tepki göstererek, "Bugün Karşıyaka Belediyesi’nde yaşanan tablo artık bir yönetim zafiyeti değil, doğrudan bir yönetememe krizidir" dedi. İzmir’de Karşıyaka Belediye Meclisinin mayıs ayı ikinci oturumu, CHP’li 18 meclis üyesinin toplantıya katılmaması nedeniyle yeter sayıya ulaşılamadığı için gerçekleştirilemedi. Yaşanan yönetim krizine karşı tavrını ortaya koymak amacıyla AK Parti grubu da meclise katılım sağlamadı. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan AK Parti Karşıyaka İlçe Başkanı Selahattin Köse, Karşıyaka Belediyesi’nin siyasi çekişmelerin ve şahsi hesapların esiri haline geldiğini belirtti. "Belediye dışarıdan dayatılan isimlerle yönetilmeye çalışılıyor" Meclisin toplanamamasını CHP içerisindeki çatlağın açık bir göstergesi olarak nitelendiren Köse, "Bugün Karşıyaka Belediyesi’nde yaşanan tablo artık bir yönetim zafiyeti değil, doğrudan bir yönetememe krizidir. Belediye Başkanı Behice Yıldız Ünsal, Karşıyaka’yı ortak akılla değil, dışarıdan dayatılan isimlerle ve tek merkezden gelen talimatlarla yönetmeye çalışmaktadır" ifadelerini kullandı. Kararların dar bir kadro tarafından alındığını öne süren Köse, sürecin CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş ve belediyede etkili olduğu iddia edilen Utku Yılmaz üzerinden yürütüldüğünü iddia ederek şunları kaydetti: "Karşıyaka halkının oylarıyla oluşmuş belediye yönetimi bugün fiilen başka isimlerin kontrolüne bırakılmıştır. Meclis iradesi ve Belediye Başkanı’nın iradesi yok sayılmakta, Karşıyaka’nın şansı birkaç kişinin iki dudağı arasına sıkıştırılmaktadır. Özellikle Utku Yılmaz’ın tek imzayla belediyede belirleyici hale gelmesi, CHP’li meclis üyelerinin dahi artık isyan ettiği bir noktaya ulaşmıştır. Karşıyaka’nın taşınmazlarının ve değerlerinin yetkili kişilerin yönettiği iştiraklere devredilmesi, bu yönetim zaafının en somut örneğidir." "Kişisel kavgaların bedelini Karşıyakalılar ödüyor" Mevcut yönetim ile geçmiş dönem Karşıyaka Belediye Başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay arasındaki siyasi gerilimin ilçeyi felç ettiğini kaydeden Köse, "Karşıyaka Belediyesi’nin her geçen gün kan kaybetmesinin en büyük sebeplerinden biri de Sayın Cemil Tugay ile mevcut yönetim arasında yaşanan siyasi ve kişisel kavgalardır. Karşıyaka halkına hizmet etmek yerine birbirleriyle hesaplaşan bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu kavganın bedelini ise sokakta çöp gören vatandaş, maaşını alamayan işçi ve hizmet bekleyen Karşıyakalı ödemektedir" değerlendirmesinde bulundu. "Meşruiyet kazandırmamak adına meclise katılmadık" AK Parti grubunun meclise katılmama kararının siyasi bir şov değil, halka karşı sorumluluğun bir gereği olduğunun altını çizen Başkan Köse, açıklamalarını şöyle tamamladı: "Biz AK Parti grubu olarak bu çürümüş yönetim anlayışına meşruiyet kazandırmamak adına meclise katılmadık. Çünkü ortada ne mali disiplin ne kurumsal ciddiyet ne de belediyeyi yönetecek irade kalmıştır. İşçisinin maaşını ödeyemeyen, memuruyla kavgalı, esnafıyla karşı karşıya gelen ve kendi meclis çoğunluğunu dahi bir arada tutamayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Karşıyaka Belediyesi bugün borç batağı içerisinde, siyasi hiziplerin savaş alanına dönüşmüş durumdadır. Karşıyaka’nın kaybedecek bir günü dahi kalmamıştır. Belediye kişisel hesapların değil, halkın makamıdır."
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Komisyon, anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir"
17 Ekim 2025 Cuma - 20:10 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Komisyon, anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon olmadığını belirterek, "Bu komisyon, bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşması programına katıldı. Program sonrası açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesinin akademik yıl açılış programı esasında gelişmiş olan bir program olduğunu, aylar öncesinden bu programa katılmak isteyen komisyon üyelerinden, Diyarbakır milletvekillerinden ve TBMM Başkanlık Divanı’ndan 30’a yakın kişiyle Diyarbakır’ı ziyaret ettiklerini söyledi. Hem üniversite programı, hem sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri istişare programlarının yararlı olduğu kanaatinde olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Diyarbakır’da çok kısa da olsa sokakta dolaştığımızda halkın gözündeki bu terörsüz Türkiye sürecine ilişkin umudu, coşkuyu gördüğümü zannediyorum. İnşallah bu süreç başarılı bir şekilde Türkiye’de bütün kesimlerin vermiş olduğu bu katkıya yaraşır şekilde herkesi memnun edecek ve Türkiye’nin geleceğini hakikaten garanti altına alacak Aydınlatacak bir süreç olarak tamamlanır. İnşallah faydalı bir gezi olduğu kanaatindeyim" dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çok titiz bir çalışma yaptığının altını çizen Kurtulmuş, "15 toplantı, onlarca, yüzlerce saat süren çalışmalar yapıldı. 138 sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderi dinlendi. Fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız çok farklı insanlar oldu. Ama sonuçta bu komisyon başlı başına şunu başarmış oldu; Türkiye’de tam manasıyla olgun bir klasik tartışma ortamı kurulabilir ve buradan sonuç çıkarılabilir. Ve 11 siyasi partinin meclisteki 11 siyasi partinin katkı verdiği komisyon her şeyi konuşarak uzlaşarak belli bir noktaya getirdi. Sonuçta bunun bir sonucunda da bir rapor ortaya konulacak. Komisyonun raporunda şimdiye kadar konuşulan konular hatta grupların yeni teklif olarak ortaya koyacağı konular da komisyonun raporunda tartışılarak çoğunluğun kararıyla oluşturulabilir. Şu anda komisyonun hazırlamış olduğu bir rapor yok. Henüz hazırlık aşamasında değiliz. Çok temel bir insani haktan bahsettim. Herkesin doğuştan gelen haklarından birisi kendi ana dilini kullanabilmesidir. Nasıl karar alınacağı konusu ise ifade ettiğim gibi komisyonun vereceği bir karardır. Komisyon da, tekraren altını çizerim, yasa yapmak için kurulmuş bir komisyon değildir. Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Bu komisyon sadece bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder. O tavsiyelerde hep beraber aramızda arkadaşlar, komisyon üyesi arkadaşlar konuşacak, tartışacak. Eğer karar alırsa. Benim temennim alınacak kararın daha evvel aldığımız üç kararda olduğu gibi ittifakla anılarak meclisin genel kuruluna komisyonun raporunun gönderilmesidir’’ şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, mevkidaşıyla ortak basın toplantısı düzenledi
17 Ekim 2025 Cuma - 19:22 Bakan Fidan, mevkidaşıyla ortak basın toplantısı düzenledi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün. Diğer türlü her iki tarafta kendi bağımlılıklarıyla devam ederler" dedi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile Ankara’da bir araya geldi. Görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi.Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle Türkiye’nin toplam ticaret hacminin 220 milyar dolarının 50 milyar dolarlık kısmını Almanya ile gerçekleştirildiğini dile getiren Bakan Fidan, ikili ticaret hacmini yakın gelecekte 60 milyar dolara yükselmesini hedeflediklerini aktardı.Türkiye ve Almanya arasındaki ikili ilişkiler söz konusu olduğunda ülkeler arasında en güçlü bağlardan birinin Almanya’daki Türk topluluğu olduğuna dikkati çeken Bakan Fidan, "Türk toplumunun Almanya’daki toplumsal, ekonomik ve kültürel hayata sunduğu katkılar iki ülke içinde gurur vericidir. Sayın Bakan’dan Almanya’daki kardeşlerimize Türkiye’den selamlarımızı götürmesini istirham ediyorum" ifadelerini kullandı.AB, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda olduğunu anımsatan Bakan Fidan görüşmede, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelere vakit kaybetmeden başlanılması gerektiğini vurguladığını belirterek "Almanya’nın desteğini beklediğimizde kıymetli mevkidaşımla paylaştım. Bir diğer öncelikli konu ise vize serbestisi diyaloğunun yeniden canlandırılması bu konuda karşılıklı niyet beyanını tekrarladık. Türkiye’nin yapması gereken dört, beş tane konu var. O konuda bizim sistem içindeki ön görüşmelerimiz bitti. Gerekli adımları atacağız. Cumhurbaşkanımız da bu konuda oldukça hassas. Bu alandaki ilerlemenin Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağına inanıyoruz" şeklinde konuştu.Türkiye ve Almanya’nın iki müttefik olarak Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren konularda da yakın çalışmaya önem verildiğini dile getiren Bakan Fidan, "İmkan ve kabiliyetlerimizin güçlü olduğu savunma sanayi alanında kısıtlamaların değil ortak projelerin gündemde olduğunu görüyoruz. Bu yöndeki ve atılan adımları söyledi. Almanya’nın son dönemde bu yönde attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Ülkemizin SAFE mekanizmasına etkin katılımı ve ortak projeler geliştirmesi de kritik bir öneme haizdir" dedi.Türkiye ve Almanya’nın Gazze’deki ateşkesin devamlılığı, insani yardımların kesintisiz girmesini ve savaşın kalıcı olarak durmasını beklediklerini aktaran Bakan Fidan,"Şu anda Gazze’de oluşturulan barış ikliminin, ateşkesin bozulmaması gerektiği, bu konuda atılması gereken adımların gereken uluslararası işbirliğin ortaya konması gerektiği konusunda da hem fikiriz. Türkiye olarak bu konudaki görüşlerimizi değerli meslektaşımla paylaştık. Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın Filistin’le ilgili Gazze’yle ilgili sorunlarda ortaya koyacağı her türlü yapıcı adımın çok büyük değer taşıyacağını ifade ettik. Türkiye sağlanan mutabakatın uygulanmasına yönelik üzerine düşeni yaptığı gibi bundan sonrasında da fazlasıyla yapmaya hazır. Özellikle bu çerçevede adı geçen görev gücü, barış kurulu veya uluslararası ısrar gücü gibi şu anda tam altı doldurmamış konuların hayata geçtikçe içinde yer alma konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konan tam bir irade var. Tabii atılan her adımın kalıcı barışa hizmet etmesi gerekmekte" diye konuştu."Türkiye’nin Gazze’ye nefes Filistin’e umut olmaya devam edecektir" diyen Bakan Fidan, "Gazze’nin yeniden imarına yönelik çabaları da aktif destek vermeyi sürdüreceğiz. Gazze’de yükselecek her bina insanlığın ortak vicdanının eseri olacaktır. Henüz yolun çok başındayız. Nihai amacımız iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve tüm acılara rağmen barış ve refahın hakim olacağı bir Orta Doğu kurmaktır" dedi.Görüşmede Alman mevkidaşı ile Suriye’deki güncel durumun da ele alındığını belirten Bakan Fidan, "Suriye hükümetinin SDG’yle yürüttüğü görüşmeleri yakından takip ediyoruz. Entegrasyonun ülkenin güvenliğine halkın beklentilerine ve ekonomik kalkınmasına somut katkılar getirmesini de bekliyoruz. Bu çerçevede Suriye Hükümetinin ülkenin kuzeydoğusunda ve doğal kaynaklar üzerinde kontrol tesis etmesine imkan sağlanması gerekmekte" ifadelerine yer verdi.Ukrayna’da devam eden savaşın da görüşmede ele alındığını aktaran Fidan, Gönüllüler Koalisyonu’nun çalışmalarının ele aldığını ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunmasının yanı sıra savaşın Avrupa’ya yayılmasının önemli olduğunu söyledi.Almanya Dışişleri Bakanı için Türkiye ziyaretinin Almanya için önemini vurgulayan Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul, "Almanya’da birçok insan dikkat ediyor, çünkü aile bir bağları var, burada kökleri var. Bizim bağlarımızın yoğunluğu bizim ilişkimizi bu kadar özel kalıyor. Yüzden fazla kardeşliği ilişkisi, Türk-Alman Gençlik Köprüsü geçtiğimiz yıl onuncu yıl dönümünü kutladı. Türk-Alman Üniversitesi bu önemi bir ortaya koyuyor. Ekonomik ilişkilerimiz de ortada. Türkiye’de 8 binden fazla Alman şirketi 120 binden fazla insanı istihdam sağlıyor" dedi."Dış politika konularında ve aynı zamanda iyi bir dost"Türkiye ve Almanya’nın çıkarlarının örtüştüğüne işaret eden Bakan Wadephul, "Türkiye, bizim için sadece NATO’da bir müttefik aynı zamanda stratejik bir ortak. Bütün dış politika konularında ve aynı zamanda iyi bir dost. Bugün gerçekten Orta Doğu’daki konu bizi meşgul etti. Nihayet rahatladık. Silahlar sustu, rehinler serbest bırakıldı. Buraya gelirken ülkelerimizin etkisini kullandık. Kişisel ilişkilerimizi kullandık ve eş güdüm halinde hareket ettik" ifadelerine yer verdi.Türkiye’nin Hamas ile görüşerek önemli katkıda bulunduğunu belirten Wadephul, Şarm El-Şeyh’te imzalanan anlaşmayı sağlamlaştırmak için Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’de bir yönetimin sağlanmasının gerekli olduğunu ifade etti."Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek isterse Almanya her zaman güvenilir bir ortak olacaktır"Almanya’nın AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesini istediğini dile getiren Waldephul, "Gümrük Birliği’nin güncellenmesini istiyoruz. Vize serbestisini istiyoruz. Pozitif bir gündem oluşturmak istiyoruz. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek isterse Almanya her zaman güvenilir bir ortak olacaktır" dedi.Bakan Fidan, kendisine yöneltilen Rusya-Ukrayna arasında gerçekleştirilen arabuluculuk görevine ilişkin soruya, "Trump’ın önce Putin’le Alaska’da görüştüğünü daha sonra gelip Washington DC’de diğer taraf olan Zelenski ve Avrupalı liderlerle görüştüğünü gördük. Önemli olan iki tarafla da bu konuyu götürmek ayrı ayrı görüşürsünüz ya da onları beraber bir yerlere getirerek görüşürsünüz. Burada Putin’le buluşuyor olması bence Ukrayna’nın yokluğunda bir karar alınıyor değil. Amerika’nın şu anda böyle ara bulucu tavrı yok. Her iki tarafla da ayrı ayrı konuşuyor" ifadelerini kullandı."Gazze’de devam eden işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm bunların hepsi kameralar önünde oldu"İsrail tarafından Hamas’ın cesetleri çıkarmasını bahane edildiği yöndeki sorulara ilişkin Bakan Fidan, "Bu bizim için endişe verici. Acaba Hamas’ın özellikle enkaz altında kalan cesetleri çıkarmadaki yetersizliği. Çünkü alet, edevat yok. İsrail bir mazeret olarak kullanıp tekrar ateşkesi bozacak mı? Bu konuda uluslararası toplumun endişesi var. Ama şunun altını çizmek gerekiyor. Gazze’de devam eden işlenmiş olan insanlığa karşı suçlar, yıkım, ölüm bunların hepsi kameralar önünde oldu. Uluslararası toplumu öyle bir dehşete düşürdü ki bunun bir an önce son bulması için uluslararası toplum büyük bir şu anda hassasiyet içerisinde bunun tabii devam etmesi gerekiyor. Özellikle ateşkes anlaşmasının kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesi, Gazze’deki imarın yeniden başlaması fevkalade önemli ve daha da önemlisi kalıcı barışın getirmesi için iki devletli çözümün hayata geçmesi gerekiyor. Bu konuda birtakım toplantılar şimdiden yapılmaya başlandı. Gazze için atılması gereken adımlar var" dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği üyeliği konusunda Türkiye’nin stratejik hedefinin arzusunun devam ettiğini ve Dışişleri Bakanlığı’nın ve Bakanının bu konuda elinden geleni yapması gerektiği talimatını verdiğini hatırlatan Fidan, şu ifadeleri kullandı:"Bu bizim halktan aldığımız meşruiyetle ortaya koyduğumuz resmi politika ve bu konuda da ciddiyiz, samimiyiz, atılması gereken adımlar var. Tabii bu tek taraflı bir eylem değil. Avrupa Birliği’nin de bu konuda az önce meslektaşım da söyledi, her iki tarafa da düşen yükümlülükler var. 2007’ye kadar bir zamanın ruhu vardı. Ondan sonra değişen bir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkiler manzumesi var. Ama bugün yakın geçmişimizden ders çıkararak artık Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde zamanın ruhuna uygun yeni bir stratejik çerçeveyle yeni bir bakış açısıyla bir bütünleşme sağlanması gerekiyor. Bu konuda ifade ettiğim gibi Cumhurbaşkanımızın iradesi tam hükümet olarak da biz bu konuda elimizden geleni yapma konusunda kararlıyız. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentisi, Avrupa Birliği’nin özellikle siyasi irade olarak Türkiye’nin üyeliği konusundaki ki az önce sayın meslektaşım ifade ettiler.""Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün"Coğrafyanın önemini vurgulayan Bakan Fidan, "Türkiye’nin şu anda Avrupa’da işgal ettiği coğrafyayla Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı havayı teneffüs etmekle aynı bölgede bulunmakta. Bizim başka coğrafyalara bakan unsurlarımız da var. Ama Avrupa’da beraber oluşturacağımız bir ittifak beraber oluşturacağımız bir çekim merkezi bizi dünyanın geri kalanına daha az bağımlı hale getirir. Aksi takdirde Türkiye gibi bir güç Avrupa gibi bir güçle birleştiği zaman bizim birliğimizden bir süper gücün ortaya çıkması mümkün. Diğer türlü her iki tarafta kendi bağımlılıklarıyla devam ederler" açıklamasında bulundu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:56 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşması sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kurtulmuş, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile görüşmeye ilişkin soruya, ‘’Bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir’’ dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşması programına katıldı. Program sonrası açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, ‘’ Dicle Üniversitesinin akademik yıl açılış programı esasında gelişmiş olan bir program aylar öncesinden bu programda katılmak isteyen komisyon üyesi arkadaşlarımızdan Diyarbakır milletvekillerinden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’ndan 30’a yakın arkadaşımızla birlikte bugün burada Diyarbakır’ı ziyaret ettik. Hem üniversite programı hem az evvel tamamladığımız buradaki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirdiğimiz istişare programlarının yararlı olduğu kanaatindeyim. Diyarbakır’da çok kısa da olsa sokakta dolaştığımızda halkın gözündeki bu terörsüz Türkiye sürecine ilişkin umudu, coşkuyu gördüğümü zannediyorum. İnşallah bu süreç başarılı bir şekilde Türkiye’de bütün kesimlerin vermiş olduğu bu katkıya yaraşır şekilde herkesi memnun edecek ve Türkiye’nin geleceğini hakikaten garanti altına alacak Aydınlatacak bir süreç olarak tamamlanır. İnşallah faydalı bir gezi olduğu kanaatindeyim’’ diye konuştu. Daha sonra basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kurtulmuş, ‘’Gerçekten konuşmanın akışı içerisinde de herhalde de tam yerine oturdu diye düşünüyorum. Manası itibariyle birlikte olmayı, el ele olmayı, barış içerisinde olmayı, aramızda huzurun, esenliğin hakim olmasını dileyen Kürtçe bir dizeydi. Bunun Türkiye’deki kardeşliğe ve esenliğe katkısı olacağı kanaatindeyim. Konu komisyonun gündemindedir. Komisyon da gündemine hakimdir. Nihayetinde bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir. Süreç içerisinde Şimdi tekraren söylüyorum. Şimdi komisyon hakikaten çok titiz bir çalışma yaptı. 15 toplantı, onlarca saat, yüzlerce saat süren belki çalışmalar yapıldı. 138 sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderi dinlendi. Fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız çok farklı insanlar oldu. Ama sonuçta bu komisyon başlı başına şunu başarmış oldu Türkiye’de tam manasıyla olgun bir klasik tartışma ortamı kurulabilir ve buradan sonuç çıkarılabilir. Ve 11 siyasi partinin meclisteki 11 siyasi partinin katkı verdiği komisyon her şeyi konuşarak uzlaşarak belli bir noktaya getirdi. Sonuçta bunun bir sonucunda da bir rapor ortaya konulacak. Komisyonun raporunda şimdiye kadar konuşulan konular hatta grupların yeni teklif olarak ortaya koyacağı konular da komisyonun raporunda tartışılarak çoğunluğun kararıyla oluşturulabilir. Şu anda komisyonun hazırlamış olduğu bir rapor yok. Henüz hazırlık aşamasında değiliz. Çok temel bir insani haktan bahsettim. Herkesin doğuştan gelen haklarından birisi kendi ana dilini kullanabilmesidir. Nasıl karar alınacağı konusu ise ifade ettiğim gibi komisyonun vereceği bir karardır. Komisyon da bir tekraren altını çizerim yasa yapmak için kurulmuş bir komisyon değildir. Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Bu komisyon sadece bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder. O tavsiyelerde hep beraber aramızda arkadaşlar, komisyon üyesi arkadaşlar konuşacak, tartışacak. Eğer karar alırsa. Benim temennim alınacak kararın daha evvel aldığımız üç kararda olduğu gibi ittifakla anılarak meclisin genel kuruluna komisyonun raporunun gönderilmesidir’’ şeklinde konuştu. (YRT
Baybatur: "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak"
17 Ekim 2025 Cuma - 18:55 Baybatur: "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak" AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından Manisa genelinde yürütülen konut projeleri kapsamında, kentte toplam 7 bin 80 yeni konutun inşa edileceğini açıkladı. AK Partili Baybatur, TOKİ’nin Manisa’daki 17 ilçede yürüttüğü çalışmalar kapsamında Yunusemre’de 2 bin, Şehzadeler’de bin 500, Akhisar’da bin, Turgutlu’da 750, Salihli’de 500, Kula’da 350, Soma’da 250, Saruhanlı’da 120, Demirci’de 200, Alaşehir’de 200, Gölmarmara’da 110 ve Gördes’te 100 konutun yapılmasının planlandığını açıkladı. Proje kapsamında, her ilçede bölgesel ihtiyaçlara göre altyapı, sosyal donatı ve çevre düzenlemesi içeren yeni yaşam alanları oluşturulacağını kaydeden Baybatur, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ iş birliğiyle yürütülen çalışmaların ardından, zemin etütleri ve planlama süreçlerinin tamamlanmasıyla inşaatlar etaplar halinde başlayacağını söyledi. "TOKİ tarafından Manisa’ya 7 bin 80 yeni konut yapılacak" diyen AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, projeye ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, vatandaşlarımızın güvenli, modern ve konforlu yaşam alanlarına kavuşması için TOKİ eliyle Manisa genelinde büyük bir yatırım hamlesi başlatılmış durumda. Manisa’nın merkezinden en uzak ilçesine kadar her noktada, 7 bini aşkın yeni konutu şehrimize kazandırıyoruz. Bu projeler sadece konut değil, aynı zamanda yeni bir yaşam kültürü, güçlü bir şehir planlaması ve sosyal bütünleşme anlamına geliyor. Bu önemli projeyi bizlerde yakından takip ediyoruz. Bazı listede yer almayan ilçelerimiz için de çalışmalarımız devam ediyor. En kısa süre de o ilçelerimize de müjdeli haberi vereceğiz. Amacımız, hemşehrilerimizin daha güvenli konutlarda, huzurlu ve dayanıklı yaşam alanlarında hayat sürmelerini sağlamak. Her bir projede, vatandaşın refahı ve şehirlerin geleceği temel önceliğimiz"
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"
17 Ekim 2025 Cuma - 18:51 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, "Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyleyerek, "Bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır" diye konuştu. "Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur" Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, "Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma dönemi on binlerce insanın hayattan kopartılmasına neden oldu, iki trilyon dolara mal oldu. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı" şeklinde konuştu. "Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır" 5 Ağustos’tan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin, Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ "Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır" Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, "Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu ınurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. "Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız" Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız." Komisyon çalışmalarına değinen Kurtulmuş, "Komisyon çalışmalarındaki dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır" dedi. Toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:43 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, ‘’ Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz’’ dedi. Bir otelde düzenlenen toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyledi. Kurtulmuş, ’’Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla Bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır’’ diye konuştu. ’’Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur’’ Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, ‘’ Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma terör dönemi on binlerce insanın hayattan koparılmasına en azda iki tip trilyon. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı’’ şeklinde konuştu. ’’Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır’ Takdire şayan bir mesai ile 5 Ağustostan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin. Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ ’’Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır’’ Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, ‘’Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu Onurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. ’’Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız’’ Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız. Komisyon çalışmaları belli bir şekilde bir noktaya geliyor. Şunu da söyleyeyim. Komisyon meselenin tamamı değildir. Komisyon çalışmalarında bu dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Şunu yapmamız lazım. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Sabah ifade ettim, bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım efendim farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Ben deniz arkadaşlarımız dünyanın hemen hemen her yerini dolaşıyoruz. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır.’’ (YRT