Son Dakika
|
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Trump: "İran işleri yoluna koyamıyor, akıllanmaları gerek"
Bartın’da halk otobüsü otomobilin üzerine devrildi: 44 yaralı
Şemdinli’de dereye düşen çocuğun cansız bedeni bulundu
Devler Ligi’nde 9 gollü maçın kazananı PSG
Edirne-İstanbul arası 1,5 saate düşüyor, ilk test sürüşü başarılı geçti
Tefecilere şafak operasyonu: Evden servet çıktı
Bursa’da tekmeli sopalı kavga
Endonezya'da tren kazası: 14 ölü, 84 yaralı
Yasa dışı bahis operasyonunda yakalanan 81 şüpheli adliyeye sevk edildi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Rusya OPEC+'ta kalmaya devam edecek
Ederson, PFDK’ya sevk edildi
Trump’tan Merz’e: "Ne hakkında konuştuğunu bilmiyor"
Bulgaristan İçişleri Bakanı Emil Dachev Selimiye Camii’ne hayran kaldı
ABD’den İran’ın "gölge bankacılık" sistemine yaptırım
Dışişleri Bakanı Fidan, Hırvat mevkidaşı Grlic-Radman ile bir araya geldi
Bakan Çiftçi: "Madenci eyleminin sağduyu ve ve nezaket içinde sona ermesi anlamlı bir tablo ortaya koymuştur"
POLİTİKA
Okul saldırıları ile ilgili Meclis Araştırma Komisyonu toplandı
29 Nisan 2026 Çarşamba - 17:36:58
TBMM’de Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan saldırılar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları risklerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması için kurulan komisyon toplandı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul olaylarını ve dijital riskleri araştırmak için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kabul edilmişti. TBMM Genel Kurulu’nda üye seçimi yapılmıştı. Bugün de Araştırma Komisyonu, Divan üyelerini seçmek üzere toplandı. Komisyon başkanlığına AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt seçildi.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 17:31
Baki Ersoy’dan Tarım ve Orman Bakanlığı’na ‘taşkın soru önergesi’
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kayseri Milletvekili Baki Ersoy; Kayseri’nin Gümüşören ve Ayşepınar mahallelerinde yaşanan taşkın felaketini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Milletvekili Ersoy önergesinde, "Kar erimeleri ve yoğun yağışların ardından baraj kapaklarının açılmasıyla meydana gelen taşkınlar sonucu bölgede yaklaşık 800 dekara yakın tarım arazisinin zarar gördüğü ifade edilmektedir. Gümüşören ve Bahçecik barajlarından bırakılan suların etkisiyle özellikle ırmak kenarındaki üretim alanlarının su altında kaldığı, üreticilerin ciddi kayıplar yaşadığı belirtilmektedir" ifadelerine yer verdi. Milletvekili Baki Ersoy, yaşanan afetin yalnızca mevcut zararlarla sınırlı kalmadığını, ekim döneminin gecikmesi nedeniyle çiftçilerin kayıplarının daha da artabileceğini vurguladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle verilen soru önergesinde bölgede hasar tespit çalışması yapılıp yapılmadığı, çiftçilere yönelik destek ve tazminat planlarının olup olmadığı, taşkınların tekrar etmemesi adına alınan tedbirler, baraj ve taşkın kontrol sistemlerinde revizyon yapılıp yapılmayacağı, tarım arazilerini korumaya yönelik projelerin hayata geçirilip geçirilmeyeceği, üreticilerin mağduriyetinin artmaması için acil müdahale planı oluşturulup oluşturulmadığı gibi kritik başlıklar gündeme getirildi. Ersoy, konunun takipçisi olacaklarını belirterek; "Çiftçimizin emeğini korumak ve benzer mağduriyetlerin önüne geçmek için gerekli tüm adımların atılması büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10
CHP Genel Başkanı Özel: "4 Mayıs tarihinden itibaren tam kadro sahadayız"
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Biz 4 Mayıs tarihinden itibaren tam kadro sahadayız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 186 bin sandık görevlisinin 106 bini ve haziran ayında da geri kalan 80 bini sahaya inip, kapı kapı CHP’yi anlatmaya başlayacaklar" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ı ziyaretinde yaptığı açıklamada, "Konu 1 Mayıs olunca, sendika ve sendikalaşma olunca, emeğin sorunları olunca bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk-İş’le, işçilerle konuşacağımız çok şey var" dedi. Doruk Madencilik ile ilgili sorunların çözüldüğünü hatırlatan Özel, bu sorunun çözümünde emeği geçen herkese teşekkür etti. Özel, "Öncelikle çocuklarının hakkı için, alın terleri için Eskişehir’den kalkıp Ankara’ya kadar gelen, gereğinde yalın ayak yürüyen, gereğinde gözaltına alınan ama bırakıldığında mücadelesini bırakmayan emekçi arkadaşlarımızın karşısında saygı ile eğiliyoruz. Hepimiz katkı sağlamaya çalıştık, ama başarı onların başarısıdır, onların mücadelesidir" dedi. "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Komisyonu toplansın" Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek, "1 Mayıs eğer bayramsa, bayram gibi kutlanacaksa gelin işçilere bir bayram hediyesi verelim. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Komisyonu toplansın. Sendikalaşmanın ve sendikalı işçinin karşısındaki birtakım yargı oyunlarıyla, birtakım kanundaki açık noktalardan yararlanarak, bazı kanuni güvenceler verilmediği için ortada olan bütün sorunları kaldıralım. Bu iş bitsin. 1,5 saat Mecliste gider. Daha sonra imza atarız, ‘48 saat beklenmeden Genel Kurul’da görüşülsün’ diye. Bugün talimat verse perşembe günü komisyondan geçer. 1 Mayıs günü tatil. Haftaya salı günü bütün sorunları çözeriz. Buradan Sayın Erdoğan’a bir samimiyet çağrısında bulunuyorum. Emekten, işçiden yanaysa, işte Türkiye’deki en büyük işçi konfederasyonunun başkanının huzurunda biz işçiden yana elimizi uzatıyoruz. Gelin, hep birlikte işçiye elimizi uzatalım. Bu sorunları çözelim" şeklinde konuştu. "Staj mağdurları ve taşeron sorunu çözülmelidir" Staj ve taşeron sorununun çözülmesi gerektiğinin de altını çizen Özel, "Staj mağdurlarının sorununun çözülmesi, taşeron sorununun çözülmesi çok çok önemlidir. Ayrıca da özel sektör emekçilerine promosyon verilmesinin yasal güvence altına alınması, yasal zorunluluk olması çok önemli. Kamudaki çalışanların promosyonları devlet garantisinde, ama işçinin maaşından alınacak promosyon işverenin insafına bırakılmış durumda. Hele hele burada doğru bir yasal düzenleme yapılırsa, çok güçlü pazarlıklar yapılarak özel sektördeki işçilerin de çok iyi promosyonlar alması imkanı ortaya çıkar" değerlendirmesinde bulundu. "4 Mayıs tarihinden itibaren tam kadro sahadayız" Özel, partisinin yol haritası ve diğer muhalefet partilerinin süreçteki durumuna ilişkin soru üzerine şunları söyledi: "Biz 4 Mayıs tarihinden itibaren tam kadro sahadayız. Geçmiş dönemlerde seçimlere üç ay kala bir soru vardı; ‘Sandık görevlilerimiz hazır mı, sandıklar sağlam mı?’ diye. Buradan ilan ediyorum. Seçimlere resmen iki yıldan fazla var ve sandık görevlilerimizin hepsi hazır. Bu yürüyüşün ilk adımını 4 Mayıs günü 81 ilde tüm milletvekillerimiz, tüm Parti Meclisi üyelerimizle birlikte atıyoruz. Bu süreçte 81 ilde uğrayacağımız kapıların içinde Cumhuriyet Halk Partili olanların dışındaki bütün kapılar var. Hem iktidar mensubu, hem muhalefet mensubu olan vatandaşlarımızın ve siyasi görüşüne bakmadan herkesin kapısını çalacağız. Ayrıca kurumsal olarak geçtiğimiz hafta 12 muhalefet partisini ziyaret etmiştim. Gitmek isteyip gidemediğim birtakım muhalefet partilerimiz daha var. O ziyaretleri de önümüzdeki günlerde tamamlayacağım ve sürdüreceğim." Türk-İş Genel Başkanı Atalay ise, "Türkiye’nin çalışma hayatıyla ilgili genel sorunları konuştuk. Çalışma hayatı içinde işçilerin bulunduğu sıkıntıları konuştuk, programları konuştuk" dedi.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:58
Denizli’de tütün üreticisine destek
Denizli Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı destekleme vizyonu kapsamında tütün üreticilerinin maliyetlerini düşürecek ve üretim kalitesini artıracak olan "Sera Naylonu Desteği" projesini hayata geçiriyor. 29 Nisan’da başlayan başvurular, 13 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek. Denizli Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, yerel üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve alın terini korumak amacıyla tütün üreticilerine yönelik yeni bir destek paketini duyurdu. "Birlikte üretiyor, birlikte büyüyoruz" sloganıyla yola çıkan Büyükşehir Belediyesi, belirlenen şartları sağlayan tütün üreticilerine yüksek dayanımlı sera naylonu desteği verecek. Modern ve dayanıklı malzeme desteği Proje kapsamında, Denizli il sınırları içerisinde ikamet eden ve tütün üretim arazisi bulunan çiftçiler destekten yararlanabilecek. Desteklemeden faydalanabilmek için üreticilerin 2026 yılı ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) belgesine sahip olmaları ve tütün üretim alanlarının 2.000 m ile 20.000 m arasında olması gerekiyor. Başvurusu uygun bulunan her bir üreticiye; 8 metre eninde, 30 metre boyunda (240 m) ve iklim şartlarına karşı 36 ay dayanıklılık garantisi sunan yüksek kaliteli sera naylonu teslim edilecek. Destekten aynı hanede yaşayanlardan yalnızca bir kişi yararlanabilecek. Başvurular online olarak yapılıyor Üreticiler başvurularını dijital ortamda veya yüz yüze gerçekleştirebilecek. Üreticilere, https://apps.denizli.bel.tr/seranaylondestegibasvuru/ adresinden online başvuru imkanı sunulurken, ilçe merkezlerinde bulunan DESKİ İlçe Hizmet Birimleri aracılığıyla yüz yüze de başvuru yapılabilecek. 29 Nisan 2026 tarihinde başlayan başvurular, 13 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek. Hak kazanan üreticilere teslimat yeri ve zamanı SMS veya iletişim kanalları üzerinden ayrıca bildirilecek. Başkan Çavuşoğlu: "Tütün üreticisinin yanındayız" Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, "Denizli’mizin bereketli toprakları, çiftçimizin nasırlı ellerinde geleceğe taşınıyor. Bizim önceliğimiz, bu toprakları terk etmeyen, üretimden vazgeçmeyen ve şehrimizin ekonomisine can suyu olan tütün üreticilerimizi sahipsiz bırakmamaktır. Toprağına sahip çıkan, üreten ve şehrimize katma değer sağlayan tüm çiftçilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
28 Nisan 2026 Salı- 13:08
Silah arkadaşları Şehit Astsubay Mehmet Gündüz’ün adını kütüphanede yaşatıyor
2
27 Nisan 2026 Pazartesi- 18:43
MHP Kütahya İl Başkanlığı’na atanan Türker görevi devraldı
3
27 Nisan 2026 Pazartesi- 17:04
Akçadağ Belediye Başkanı Ulutaş, doludan etkilenen üreticileri ziyaret etti
4
29 Nisan 2026 Çarşamba- 13:19
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
5
27 Nisan 2026 Pazartesi- 23:28
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da film galasına katıldı
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:08
Bakan Tekin: "2024 KPSS ile KPSS+mülakat sistemiyle son öğretmen atamasını 24 Kasım’da Cumhurbaşkanımızın katılımıyla yapmış olacağız"
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti grup toplantısı öncesi basın mensuplarının sorularını cevapladı.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:04
Bakan Memişoğlu: (Böcek ailesi) "Hastane süreçlerinde gördüğümüz kadarıyla bir eksiklik yok ama yine de her ihtimale karşı incelemeleri yapıyoruz"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, İstanbul’da Böcek ailesinin tedavisinde sorun saptanmadığını aktararak, "2 hastanede Türkiye’nin en iyi hastaneleri. Bir eksiklik olduğunu düşünmüyoruz ama inceleme yapıyoruz. Adli, idari süreç devam ediyor" dedi.Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AK Parti Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.İstanbul’da Böcek ailesinin tedavisinde sorun saptanmadığını belirterek, "2 hastane yeterli hastane gerekli müdahaleleri arkadaşlar yapmışlar. Ama biz her ihtimale karşı inceleme yapıyoruz. 2 hastanede Türkiye’nin en iyi hastaneleri. Bir eksiklik olduğunu düşünmüyoruz ama inceleme yapıyoruz. Adli, idari süreç devam ediyor bizim yapabileceğimiz süreçleri beklemek. Baş sağlığı diliyorum aileye, ülkemize. Ama hastane süreçlerinde gördüğümüz kadarıyla bir eksiklik yok. Nasıl kaynaklandığı süreçler bize gösterecek takip ediyoruz" diye konuştu.Memişoğlu, son dönemlerde hastanelere gıda zehirlenmesi başvurularının arttığı yönündeki iddialara ilişkin, "İddialarla değil gerçeklerle hareket ediyoruz. Anormal bir durum yok hastanelerimizde ama bu sonuçta açıklanması veya araştırılması gereken bir husus gerekli merciler bunun araştırmasını yapıp sonuca çıkaracaklar" şeklinde konuştu.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 09:11
Fırat’tan İsrailli bakana sert tepki
AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı sosyal medyada hedef alan İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli’ye sert sözlerle tepki gösterdi. Fırat, "Türkiye’nin kararlı ve stratejik dış politika hamlelerinin Siyonist İsrail yönetiminin dengesini bozduğunu" belirtirken, Chikli’nin açıklamalarına dikkat çekti. İsrailli bakan Chikli’nin, Türkiye’nin ABD ve Batı ülkelerinin politikalarını etkilediğini söyleyerek çaresizliğini itiraf ettiğini vurgulayan Fırat, "Ne oldu Chikli? İsrail’in ABD’deki en etkili lobisi AIPAC artık istediği gibi at koşturamıyor mu?" ifadelerini kullandı. Çaresizliğin itirafı AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat’ın resmi X hesabından yaptığı açıklama şöyle: "Türkiye’nin kararlı ve stratejik dış politika hamleleri, Siyonist İsrail yönetiminin dengesini bozmuş durumda! Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ı alçak ifadelerle hedef alan İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, Türkiye’nin ABD ve Batı ülkelerinin politikalarını etkilediğini itiraf ederek, çaresizliğini ele verdi! Ne oldu Chikli? İsrail’in ABD’deki en etkili lobisi AIPAC artık istediği gibi at koşturamıyor mu? Siyonist şebeke cezalandırılmalı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’a saldıran Netanyahu ve kabinesi, 21. yüzyılın soykırımcı şebekesi olarak tarihe geçmektedir. Gazze’de on binlerce masum sivili katleden bu Siyonist yapı, savaş suçlusu olarak yargılanmalı ve hak ettiği cezayı almalıdır. Bunca katliamın sorumlularının hâlâ açıklama yapabilmesi bile insanlığın vicdanını yaralamaktadır."
19 Kasım 2025 Çarşamba - 00:58
Bakan Fidan: "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreciyle ilgili, "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok. Belli hatalarımız yok mu? Hatalarımız var. Düzeltilemez mi? Rahat düzeltilir. Ama bu bizim AB’yle olan üyelik ilişkisinde karşılaştığımız anomaliyi değiştirmiyor. Bunların ilk önce bir irade ortaya koyması lazım" dedi. Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye Büyü Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bakanlığının 2026 yılı bütçesine ilişkin yapılan görüşmelerde milletvekillerinin sorularını ve eleştirilerine cevap verdi. 2026 yılı bütçesi için Özel Kalem giderlerine ayrılan bütçeye ilişkin kendisine yöneltilen soruya Bakan Fidan, "Ben de hakikaten ‘bu para nedir’ dedim. Ben bu kadar hani ihtiyacım yok. O para şimdi önergeyle değiştireceğiz. NATO Zirvesinin parasını nereye koyalım demişler. Özel kalem tertibine koymuşlar. Antalya Diplomasi Forumu’nu da oraya koymuşlar. Bu paralar oraya ait paralar. Şimdi ben arkadaşlarla dedim. Ben onu orada görmek istemiyorum. Ne gerekiyorsa yapın, Protokol Genel Müdürlüğünün bütçesine atın onları ben özel kalemde görmeyeyim. O kadar parayla zaten bir işimiz yok" ifadelerini kullandı. "Genel müdür olup da sırası gelip büyükelçi olamayan yok" Dışişleri Bakanlığında diplomatik konularla ilgili genel müdürlerin ve genel müdür yardımcılarının hepsinin kariyerden gelen liyakatli atamalar sonucu yerleştiğini vurgulayan Bakan Fidan, "Buradaki arkadaşlar kariyerlerden gelen arkadaşlar. Yardımcıları da kariyerden. Genel müdür olup da sırası gelip büyükelçi olamayan yok. Dışarıdan büyükelçi atamayla ilgili konu, siyasi tasarruf irade meselesi başka bir tarzda konusu demokrasilerde. Bizim bakanlığımızda genel müdür olmuş, sırasını tamamlamış, atanmamış insan yok. Genel müdür yardımcısı olmuş, sırası gelmiş, atanmamış insan yok. Temsilcilik sayımız zaten gereğinden fazla var. Zamanında çok az insan alındığı için bu seçkin diplomatik kadrolar burada. Siyasi dairelere bakan arkadaşların hepsi kariyerden gelen arkadaşlar. Genel müdür arkadaşlar uzmanlık isteyen. Yani bakanlıkta daimi olması gereken Bakanlığın kendi alanında yetiştiremediği arkadaşları ben dışarıdan getirmek zorunda kaldım. Bu benim bu vatana borcum. Bu bakanlıkta sırf makam vermek için birisine bir şey verilmez. Bir bilgi işlemci atayacaksanız bilgi işlemci getirirsiniz" şeklinde konuştu. "En fazla kadın yönetici ve kadın personel yüzdesi olan bakanlık Dışişleri Bakanlığı" Dışişleri Bakanlığında çalışan kadın-erkek eşitliği noktasında Bakan Fidan şu ifadeleri kullandı: "Sistem içerisinde en fazla kadın yönetici ve kadın personel yüzdesi olan bakanlık Dışişleri Bakanlığı ve ben geçen sefer de söyledim ilk defa Dışişleri Bakanlığı tarihinde ben Bakan olduktan sonra en üst unvanı gururla bir meslektaşımızı, Berris Hanım’ı atadık. Daha önce o unvanına gelmiş bir kadın meslektaşımız olmadı." "Vize verirken açıkçası bizden vize isteyen ülkelerin perspektifiyle yaklaşıyoruz" Türkiye’ye her yıl 60 milyondan fazla turistin geldiğini belirten Bakan Fidan, ziyaret eden turistlerin birçoğunun vize uygulaması ile geldiğine işaret ederek, "Turizm Bakanımız (Mehmet Nuri Ersoy) mümkün olduğunca benden vizeyi kaldırmamı istiyor birçok ülkeye. Onunla da zaman zaman istişarelerimiz oluyor. Ama biz de vize verirken açıkçası bizden vize isteyen ülkelerin perspektifiyle yaklaşıyoruz. Diyelim, adam hasta getirmek istiyorum diyor. Gelirken gerçekten hasta, hastaneye mi geliyor yoksa burada başka bir şekilde mi olacak? Çok fazla detaylı konular var. Bu vize meselesi önemli. Bunu daha iyi nasıl yönetiriz diye ilk defa daha önce olmayan bir şey yaptık. Bütün baş konsoloslarımızı topladık. Biliyorsunuz iki sene önce geçirdiğimiz bir kararla teşkilat yapımızı değiştirmiştik. Konsolosluk hizmetlerini yürüten ayrı bir genel müdürlük vize işlemlerini yürüten de ayrı bir genel müdürlük kurduk ki yabancılara ve Türk vatandaşlarına yönelik hizmetleri uzmanlık alanı olarak birbirinden ayırdık. Bu konuda alanda bizim için çalışan en önemli unsurumuz başkonsoloslarımız ve konsoloslarımızı çağırdık. Burada bir çalışta yaptık. Çok detaylı çalıştay yaptık" ifadelerine yer verdi. "AB ülkelerin vize konusunda kendilerinden bir inisiyatif yok" Türkiye pasaportunun ‘değersizleştiği’ iddialarına yönelik Bakan Fidan, "Vizeyle ilgili problemimizin olduğu bir tane kapı var, AB kapısı. Gittiğiniz 27 ülkenin hepsi AB’ye müracaat. Bu ülkelerin kendilerinden bir inisiyatif yok. Hepsi ortak veri tabanından, ortak kriterlerle, ortak kontrol mekanizmalarıyla ve kotalarla size vize veriyorlar. Dolayısıyla ‘Biz her ülkeye gittik. Pasaportumuz itibarsızlaştı, Yüzümüze kapılar kapanıyor’ ifadesi biraz buradan abartma oluyor. Burada böyle bir şey yok. 27 ülke aslında bir tane ülke olmuş. Bir ülke size sınırlama getiriyor. İki sebepten dolayı, genç insanınız gittiği zaman orada kalacağını düşünüyor. Neden öyle düşünüyor? Kendi içerisindeki göç meselesi inanılmaz derecede içerideki siyasi denklemi değiştiren bir husus olmuş. Siyasi yapılar, hükümetler sırf bu meseleden dolayı değişiyor. Aşırı sağın yükselmesini göçmen hareketliğine bağlamışlar. Özellikle, Müslüman göçmen hareketliğiyle belli Müslüman ülkelerden göç almasına. Şimdi Avrupalı tırnak içerisinde modern olduğu için ben Müslüman istemiyorum diyemiyor. Onun için adı konmamış örtülü birtakım uygulamalar getirebiliyor. Biz bunları arazide birebir tespit edip üstüne giderek Avrupalı muhataplarla bir yere getirmeye çalışıyoruz. Ama burada tabii ki sürecin bu kadar karşılıklı bağımlılık geliştirdikten sonra olması gereken aşaması vize serbestisi aşaması olmalıymış. Yani Avrupa’nın normal macerasında böyle bir şey var. Şimdi 230 milyar euroluk karşılıklı ticaretiniz var ve bu ticareti beraber yapıyorsunuz. Onun dışında inanılmaz bir sosyal hareketlilik var, öğrenci hareketliliği var, iş adam hareketliliği var. Orada yaşayan Türkler var. Bu hareketliliği mümkün kılacak tek şey vize serbestisi. Avrupa da bunun bilincinde ama kimlik politikasından dolayı Avrupa Türkiye’yle olan ilişkilerinde gündeme getirdiği kimlik politikasından dolayı belli konuları askıya almış durumda" değerlendirmesinde bulundu. "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok" Türkiye’nin AB üyeliğinde 2019 yılından sonra hem Suriye’deki olaylar hem de Doğu Akdeniz’deki Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır neticesinde sürecin askıya alındığını anımsatan Fidan, "Avrupa Birliği fasılları açtığı zaman bizi fasıllardaki kriterler üzerinden değerlendirmesi kadar normal bir şey yok. Fasıl açar der ki ‘Senin şuran hatalı şunu düzelt. Buran hatalı bunu düzelt’ veya ‘bunları beraber götürelim.’ Fakat bu irade yok. Yani 2007’de bu irade donduruldu. Avrupalılarla ben konuştuğum zaman ‘Sarkozy öncesi döneme’ gitmemiz gerekir diyorum. Sarkozy geldi, Merkel’le beraber o dönem dedi ki ‘Türkiye tarihi bir noktaya gidiyor. Avrupa Birliği üyeliği kaçınılmaz olacak bu süreçte. Biz Avrupa Birliği’ni tanımlarken böyle bir tanımlamaya hazır değildik’ noktasına geldi. Vizyoner değillerdi. İki sebep yani Müslüman bir ülkeyi kendi içlerine almama konusunda bir irade ortaya koydular. Avrupa’nın iki itici gücü. Fransa daha net irade koydu. Almanya burada sessiz kaldı" dedi. AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok. Buradaki partilerin olduğu bir yerde bu kadar irade varken bu kadar istek varken bu kadar aydınlanma varken bir kere bu olur. Belli hatalarımız yok mu? Hatalarımız var. Düzeltilemez mi? Rahat düzeltilir. Ama bu bizim AB’yle olan üyelik ilişkisinde karşılaştığımız anomaliyi değiştirmiyor. Bunların ilk önce bir irade ortaya koyması lazım" dedi. "KKTC’nin varlığı bizim için tarihsel bir zorunluluktur" Kendisine yöneltilen Kıbrıs meselesi sorusuna ilişkin Fidan, DEM Parti tarafından ilk defa dış politika hakkında Suriye dışında bir soru geldiğine dikkati çekerek, "Kıbrıs meselesinde, bizim geldiğimiz noktada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı bizim için tarihsel bir zorunluluktur. Anlatılırken şöyle anlatılıyor. Aktör eksikliği var. İki tane aktör varmış gibi anlatılıyor. Bu Kıbrıs meselesinde, bir Kıbrıslı Türkler var, bir de Türkiye var. Biz ne istersek o olacak. Şimdi biz bir bakın tekrar yakın tarihi hatırlatmakta fayda görüyorum" diye konuştu.
18 Kasım 2025 Salı - 22:47
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda ortak açıklama
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından yapılan ortak açıklamada, "Başta Meclis Başkanımız olmak üzere, komisyon çalışmalarında özveri ile sorumluluk yüklenenlere yönelik her türlü ithamın karşısında ortak bir tavırla duracağımızı hatırlatıyoruz" denildi. TBMM’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "’Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bugün gerçekleştirilen 17. toplantısında, son dönemde siyasi nezaket ve üslupla bağdaşmayan bazı söylemlere karşı ortak açıklama metni okunmuş ve oylanarak ittifakla kabul edilmiştir" denildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak açıklamasında şunlar kaydedildi: "Kapsamlı istişareler sonucunda geniş bir temsil ve uzlaşı ile kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarını uyum içerisinde sürdürmesinden rahatsızlık duyan bazı kesimlerin Komisyonumuza ve Meclis Başkanımıza yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunduklarını üzüntüyle takip etmekteyiz. Bilindiği üzere Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, siyasi partilerimizin genel başkanlarının iradeleri doğrultusunda 11 ayrı siyasi partiden 51 milletvekilimizin katılımıyla kurulmuştur. Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla kurulan Komisyonumuzun tek gayesi gelecek nesillere huzur ve barış dolu bir Türkiye bırakmaktır. Şu ana kadar her kesimden farklı fikirlerin serbestçe ifade edildiği ve demokratik olgunluk içerisinde yüksek özveriyle çalışan Komisyonun başarılı olabilmesi için Başkanlık makamının tarafsız ve birleştirici rolü ile Sayın Numan Kurtulmuş’un siyasi nezaketinin ve yapıcı kişiliğinin de büyük bir fırsat olduğunun altını çizmek isteriz. Komisyon çalışmalarının tamamlanmasına yaklaşılan bir dönemde herkesin kullandığı dile ve üsluba azami özen göstermesi gerektiğini vurguluyor, başta Meclis Başkanımız olmak üzere, komisyon çalışmalarında özveri ile sorumluluk yüklenenlere yönelik her türlü ithamın karşısında ortak bir tavırla duracağımızı hatırlatıyoruz."
18 Kasım 2025 Salı - 22:01
İBB Meclisi’nde "iddianame" gerginliği
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde yapılan 2026 yılı İETT bütçe görüşmeleri sırasında AK Parti Meclis Üyesi Muhammed Kaynar’ın iddianamedeki İETT ihalelerindeki usulsüzlükler ve HTS kayıtları ile ilgili konuşması üzerine gerginlik yaşandı.
18 Kasım 2025 Salı - 21:56
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 17. toplantısı sona erdi
TBMM’den, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 17’nci toplantısına ilişkin yapılan açıklamada, "Komisyon, bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmaları değerlendirmek, İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna gidilmesi konusu da dahil olmak üzere gelecek süreçte yapacağı çalışmaları görüşmek için 21 Kasım 2025 Cuma günü saat 14.00’te toplanacaktır" denildi. "Terörsüz Türkiye" olarak bilinen komisyonun ardından TBMM tarafından yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada şunlar kaydedildi: "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 18 Kasım 2025 Salı günü TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’un başkanlığında TBMM Tören Salonu’nda toplanmıştır. Komisyonun 17’nci toplantısında, TBMM Başkanımız açılış konuşması yapmış, kapalı gerçekleşen bölümde ise İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sayın İbrahim Kalın sunum yapmış ve milletvekillerinin soruları yanıtlanmıştır. Toplantının açık yapılan kısmında, son dönemde siyasi nezaket ve üslupla bağdaşmayan bazı söylemlere karşı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak açıklama metni okunmuş ve oylanarak ittifakla kabul edilmiştir. Komisyon, bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmaları değerlendirmek, İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna gidilmesi konusu da dahil olmak üzere gelecek süreçte yapacağı çalışmaları görüşmek için 21 Kasım 2025 Cuma günü saat 14.00’te toplanacaktır." Ahmet Umur Öztürk
18 Kasım 2025 Salı - 21:45
Çarşamba Belediye Başkanı’nın OSB davası kesinleşti: Mahkemeden ikinci ret
Samsun’un Çarşamba Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müteşebbis Heyeti üyelerinin belirlenmesine ilişkin Çarşamba Belediye Meclisi kararı, Belediye Başkanı Hüseyin Dündar’ın tüm itirazlarına rağmen hem idare mahkemesi hem de bölge idare mahkemesi tarafından kesin olarak hukuka uygun bulundu. 2 Mayıs 2024 tarihli meclis toplantısında görüşülen OSB müteşebbis heyeti üyelerinin seçimine dair karar, Belediye Başkanı Hüseyin Dündar tarafından "hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle yeniden görüşülmek üzere meclise iade edildi. Çarşamba Belediye Meclisi, 4 Haziran 2024’te konuyu tekrar ele alarak gizli oylamayla heyette yer alacak üyeleri yeniden seçti ve karar kesinleşti. Ancak Başkan Dündar, "belediye başkanının OSB heyetinin doğal üyesi olması gerektiği" iddiasıyla bu kesinleşmiş kararı yargıya taşıdı. Samsun 1. İdare Mahkemesi, Çarşamba Belediye Meclisi’nin kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı 22 Kasım 2024’te reddetti. Dündar’ın Bölge İdare Mahkemesi’ne yaptığı istinaf başvurusu da reddedildi ve karar kesinleşti. Cumhur İttifakı (AK Parti-MHP) Grubu, davaya katılma talebinde bulunarak süreçte yer aldı ve sunduğu cevap dilekçesinde; "OSB Kanunu’nda belediye başkanının heyetin doğal üyesi olduğuna dair hiçbir hüküm bulunmadığı, heyette yer alacak kişilerin meclis tarafından seçildiği" vurgulandı. "Belediye meclisi tek bir parti mensubu, kişisel husumetle hareket ediyor" iddiası tepki çekti Başkan Dündar’ın mahkemeye sunduğu dilekçede yer alan "Çarşamba Meclisi’nin büyük çoğunluğunun tek bir parti mensubu olduğu, belediye başkanına muhalif davranarak kişisel husumet ve keyfilikle hareket ettikleri" yönündeki ifadeleri dikkat çekti. AK Parti Çarşamba İlçe Başkanı Ersin Sandıkcı, Dündar’ın bu açıklamalarına tepki göstererek meclisin bugüne kadar başkan tarafından getirilen 59 maddenin 58’ini olduğu şekliyle kabul ettiğini hatırlattı. Sandıkcı, "Bunun neresi engellemek, neresi yetki kısıtlamaktır? Meclis neredeyse tüm kararları onaylamışken kişisel husumet iddiası gerçeklikle bağdaşmıyor" dedi. "Asıl kısıtlanan AK Parti iktidarının ilçeye kazandırdığı projelerdir" Sandıkcı, Başkan Dündar’ın göreve gelmesinden bu yana ilçede birçok önemli projenin durduğunu vurgulayarak şu örnekleri sıraladı: "Kaymakamlık Hizmet Binası: Başkan Dündar’ın vekili olan avukatın açtığı dava ile durduruldu, Başkan tarafından mühürlendi; üst mahkeme kararıyla yeniden başladı. TEKSTİLKENT Projesi: 12 fabrika ve 2 bin 500 istihdam hedefiyle tamamlanmak üzereyken Nisan 2024’ten beri hiç ilerleme olmadı. Olimpik Yüzme Havuzu: Nisan 2024’te tamamlanmasına rağmen iki yazdır açılmadı. Yöresel Ürünler Pazarı: İnşaatı bitmesine rağmen hizmete alınmadı. Bilim Merkezi: İnşaatı Nisan 2024’ten bu yana tamamen durdu." Sandıkcı, "Tamamlanmış projeleri hizmete almamak daha büyük bir keyfilik değil midir?" diye sordu. "OSB Kaynaklarını kim kullanamaz?" sorusu gündemde Başkan Dündar’ın istinaf dilekçesinde yer alan, "Belediye Başkanı OSB heyetinde olmazsa bölgenin kaynakları nasıl uygun kullanılacak?" ifadesine de tepki gösteren Sandıkcı, OSB heyetinde bulunan kurumları hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: "Samsun Valisi, Çarşamba Kaymakamı, İlkadım Kaymakamı, TSO Başkanı ve TSO üyeleri ile Büyükşehir ve Çarşamba Belediye Meclisi üyeleri bu heyette yer almaktadır. Bu kurumların bölgenin ihtiyaçlarını karşılayamayacağını ima etmek büyük bir talihsizliktir." Sandıkcı, Başkan Dündar’ın bu iddiasına açıklık getirmesi gerektiğini ifade etti. Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dundar ise konuyla ilgili açıklamada bulunmadı.
18 Kasım 2025 Salı - 21:24
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi. Toplantı yaklaşık beş saat sürdü. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, komisyonun Cuma günü toplanacağını ve en kısa zamanda İmralı’ya gideceğini söyledi. DEM Parti Grup Bakanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise komisyonun Cuma günü saat 14.00’te toplanacağını ve İmralı’ya gitmek için oylama yapılacağını ifade etti.
18 Kasım 2025 Salı - 21:03
AK Parti Genel Başkan Vekili Ala: "Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye tutarlı bir dış politika yürütmektedir"
AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye’nin, uzun süredir bölgesel istikrarın muhafazasını merkeze alan tutarlı bir dış politika yürütmekte olduğunu belirtti. AK Parti Genel Başkan Vekili Ala, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye, uzun süredir bölgesel istikrarın muhafazasını merkeze alan tutarlı bir dış politika yürütmektedir. Tarafların 16 Mayıs, 2 Haziran ve 23 Temmuz tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirdiği üç tur müzakere, karşılıklı diyalogun tesisine yönelik önemli aşamalar olmuş; özellikle esir takası benzeri başlıklarda somut ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye’nin arabuluculuğunda sürdürülen bu temaslar, bölgesel istikrar umutlarını artırırken ülkemizin etkili, çok yönlü ve sonuç odaklı diplomasi kapasitesini açık biçimde ortaya koymuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen yoğun diplomatik trafik, savaşın sonlandırılması ve bölgenin yeniden istikrara kavuşması yönünde önemli bir çerçeve oluşturmaktadır. Önümüzdeki süreçte, barışın kalıcı hale gelmesine ve bölgesel güvenliğin tesisine yönelik yeni bir ivmenin oluşmasına dair temennimizi güçlü biçimde ifade ediyor, bu çerçevede tüm tarafların sürdürülebilir bir barış için yapıcı irade göstermesinin önemini vurguluyoruz" dedi.
18 Kasım 2025 Salı - 19:21
MHP’li Özdemir: "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir"
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Dışişleri Bakanlığı 2024 yılı kesin hesabı ve 2026 yılı bütçesi üzerine MHP grubu adına yaptığı konuşmasında, "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir" dedi. İklim krizinin etkilerinin somut şekilde göstermeye başladığı bir yılın geride kaldığını söyleyen Özdemir, "Ülkeler arası savaş ve çatışmaların yaşandığı, gümrük tarifeleri ile karşılıklı uygulanan vergilendirmeler neticesinde rekabetin daha da arttığı, iklim krizinin etkilerini somut ve yıkıcı şekilde göstermeye başladığı bir yılı geride bıraktık. Barış arayışlarından ziyade ülkelerin çıkar ve menfaatlerini çok daha keskin vaziyette ön plana çıkardığı 2025 yılı, daha şimdiden 2026 ve sonraki dönemler için küresel gerginliğin düşünülenden ileri seviyeye taşınabileceğini göstermiştir. Coğrafyaların tamamında var olan sorunlar büyümüş, hızlı bir şekilde savaş ve çatışmalar başlama evresine girmiş, barış girişimleri ise şimdilik göstermelik imza törenleriyle başka boyuta taşınmıştır. Bir yandan sulh yanlısı olduğunu ilan ve ikrar eden çevreler, diğer yandan yüksek bir ivme ile askeri yatırımlarını hızlandırmıştır. Avrupa’da AB ve NATO üyesi ülkelerle Rusya arasında var olan kutuplaşma, Ortadoğu’da İsrail ile İslam ülkeleri arasında yaşanan restleşme ve çatışmalar, Uzak Doğu’da Çin ile ABD ve QUAD adı verilen müttefikleri arasındaki gerginlikler mevcut durumda dünyanın bölünmüş kamplarının nereler olduğunu açığa çıkarmıştır. Kafkasya ve Afrika kıtası istikrarını ararken, Güney Amerika sahasına askeri müdahale arayışları başlamış, ASEAN bölgesi yeni cazibelerle yüzyıla giriş yapmaktadır. Bütün bu gerginliklerin ortasında gri bölge olarak adlandırılan, bir başka deyişle arada kalan ülkelerin sayısı ise azalmakta, kutuplar nezdindeki saflaşmalar belirginleşmektedir. Dahası ekonomik, psikolojik ve güvenlik alanlarında tarafların birbirinin güç ve reflekslerini test etmeye koyulmaya başlaması da karşımızda bulunan bir başka gerçekliktir. Dikkat edilirse aynı dönemde güvenlik politikaları öncelik kazanmakla kalmamış, eş zamanlı olarak savunma sanayi anlamında ihtiyaç duyulan yatırımlar da artmıştır. Dünya baş döndürücü bir hız ve enerji ile silahlanmaktadır. Küresel para rezervi ikinci dünya savaşından bu yana ilk kez iddialı bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çoğu devletin zorunlu askerlik uygulamasına geçmeye başlaması, neredeyse tüm devletlerin acil durum politikalarını geliştirmek üzere kendi vatandaşlarına hayatta kalma rehberi sunması gibi alışılagelmedik çağrıların gelmeye başlaması diğer dikkat çekici gelişmelerdir" dedi. Özdemir, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tarih ve siyaset biliminin bize sunduğu gerçeklik, bu derecede yoğun bir silahlanmanın, mutlaka yıkıcı bir iklimi eninde sonunda vasat kılacağıdır. İşte Türkiye olarak buna hazırlıklı olmamız gerekir. Caydırıcılık seviyemizi en üst seviyeye çıkarırken, savunma açığımız hangi alanda varsa bu sahaları acilen kapalı ve kimseye ihtiyacımız olmadan kendi kendimize yetecek hale getirmemiz elzemdir. Devlet felsefemizde hayat bulmuş olan ’Hazır ol cenge ister isen sulh-u salah’ sözünün çok daha anlamlı olduğu bir döneme girdiğimiz açıktır. Bu sebeple bir yandan Türkiye’yi olası kriz ve savaş ikliminden uzak tutmak, diğer yandan çok yönlü diplomatik çalışmalarımızla her kesim nazarında sözü geçen, saygı duyulan ve varlığı aranılan bir vasfa eriştirebilmemiz lazımdır. Gerek Dışişleri Bakanlığımızın yoğun ve değerli çabaları, gerekse sayın Cumhurbaşkanımızın yüksek liderliği Türkiye’yi bahsettiğimiz seviyeye çıkarma hedefimizde murat ettiğimiz konuma ulaşmamıza olanak tanımaktadır. Cumhur İttifakı olarak Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefimizde buhran ve düzensizliklerle dolu bir zaman diliminde Türk Ufku ile yönümüzü tayin ederek küresel güç merkezlerinden birisi olma hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Mevcut çok taraflı küresel yapıların ve ittifakların süregelen sorunların çözümü konusunda yetersiz kalmaya başlaması ise yeni koşullara göre tanzim edilmiş ve edilecek yeni mekanizmaların hayata geçirilmesi zorunluluğunu da hem bizim hem de diğer devletlerin karşısına getirmektedir. Gazze’de İsrail’in sergilediği soykırım ile Kudüs’ün işgal edilmesi teşebbüsleri karşısında olduğu gibi vasat bulan ve derinlik kazanan krizlerin aşılması için yaklaşımlarımızı politikalarımızla uyumlu hareket eden ve çıkarlarımızın uyuştuğu diğer kesimlerle zenginleştirmek, pekiştirmek ve güç merkezi oluşturmak mecburiyetindeyiz. Sayın Genel Başkanımızın Kudüs Paktı önerisi, bahsettiğimiz mevzularda gerek ülkemizin milli güvenliğini pekiştirecek, gerekse bölgesel barış ve istikrara katkı sağlayacak yaklaşımımızın bir örneği olarak uluslararası kamuoyu ile de paylaşılmıştır. Temennimiz bu ittifakın hayat bulması ve Ortadoğu’da yeni koşullara adapte olabilen güvenlik paradigmalarının biz ve bizimle olan kesimlerin lehine şekillenebilmesidir." ABD’nin Ortadoğu’da önceliğinin İsrail olduğunu söyleyen Özdemir, "Dış politikamızı ilgilendiren öncelikli ve yüksek seviyeli olan alan şüphesiz ki Suriye’dir. Bu ülkede başlayan iç savaşın en ciddi ve yıkıcı etkilerini yaşamış olan ülke kuşku yoktur ki Türkiye’dir. İç savaş başladığı andan itibarense yakın müttefiklerimiz tarafından yalnız bırakıldık. Tekraren ifade etmek isteriz ki, Suriye meselesinde; Türkiye, yakın müttefikleri tarafından yalnız bırakılmış, milli güvenliğimize tehdit oluşturan hususlar aynı sözde müttefiklerimiz tarafından bizzat hayata geçirilmiş, beslenmiş, savunulmuş, desteklenmiş ve yönetilmiştir. Bu yalın gerçek karşımızda dururken, yine aynı sözde müttefiklerin genel stratejileri de kendisini ele vermiştir. O sebeple herkes dikkatli olmalı özellikle Türkiye kamuoyuna karşı yüksek bir hassasiyetle sorumlu davranmalıdır. ABD’nin, Suriye konusundaki genel stratejisi bu ülkenin bölünmesi üzerine kuruludur. Amerikan ordusunun bölgeden sorumlu olan kolu CENTCOM yıllardan bu yana aynı hedef için saha koşullarını ayarlamak üzere yüksek gayret sarf etmiş, yine ABD’nin diplomasi ve güvenlikle alakalı mesul kuruluşları da ortak stratejileri için örtülü yahut açık faaliyetlerle yol almaya çalışmıştır. ABD bütçesinden her yıl belirli miktar ve oranda kaynak sözde IŞİD’le mücadele için ayrılmış, Suriye’deki stratejik emelleri için kullanılmıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir. Onun haricinde hiçbir başkan, kurum, kuruluş yahut yaklaşım, ABD açısından İsrail’i önceleyen politikasını değiştirmeyecektir. İsrail de Suriye’nin bölünmesini, imkan bulabildiği en yüksek perdeden istemekte, tüm stratejisini bu anlayış üzerine kurgulamaktadır. Golan Tepeleri’nin işgali, bu işgalin kalıcı hale gelmesi için verilen uğraşlar, Davut Koridoru gibi Suriye’nin bütünlüğünü tehdit eden tüm girişimler, İsrail’in planlarını açık etmiştir. Siyonizm Arz-ı Mevud hedefindedir. Gözünü karada Filistin, Suriye, Irak, Ürdün, Sudan, Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Kıbrıs ve Türkiye topraklarına dikmiştir. Denizde ve su kaynakları alanında ise Kızıldeniz, Doğu Akdeniz, Basra, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerini kapsayan saha aynı planın hedefindedir. Üstelik Yunanistan’ı kışkırtan, Güney Kıbrıs’ı silahlandıran İsrail, gerginliği Doğu Akdeniz’e de taşıyıp, Türkiye karşıtı cepheyi genişleterek, kendisinin doğrudan cesaret edemediği yeni senaryolar oluşturma uğraşındadır. İslam coğrafyasının neredeyse tamamı, tüm imkân, kaynak ve koşullarıyla habis ve mesnetsiz bir rüyaya kurban edilmek istenmektedir. Bu doğrultuda Ortadoğu’da yaşayan Yahudi kökenliler haricinde tüm insanları etnik ve mezhep temelli ayırarak güçsüz, zafiyet halinde, istikrarsız hatta çökmüş haldeki devlet yapılarını oluşturarak, nihai son için kolay ele geçirilebilir hedefler şeklinde hazırlama çabasındalar" ifadelerini kullandı. Özdemir, yapılanların koşulları uygun hale getirme çabası olduğunu söyleyerek, "Aynı plana da hız vermiş durumdalar. Sadece 1 yıllık zaman dilimi içerisinde Gazze’de soykırımla başlayan, ardından Lübnan, Yemen, Suriye, Irak, İran ve nihai olarak Katar’a kadar uzanan taarruzlar, asıl gayeyi çoktan aşikâr kılmıştır. Taktiksel manevralarla, sırt sıvazlamalarla, sözde olumlu görünen mesajlarla, sinsi övgülerle varılmak istenilen yol aldatmaca, hile, zaman kazanma ve koşulları uygun hale getirme çabasından başka bir şey değildir. Bakınız Gazze’de insanlar acı çekmeye devam ederken; hala bir yandan oyalama, diğer yandan İsrail’in tüm dünyada tepki gören insanlık dışı eylemlerini unutturma gayreti sürerken, ABD yönetimi de güya Suriye’den ayrılma kararı almışken, şimdi Şam yakınlarına çok büyük bir askeri üs kurma kararı gündeme gelmiştir. Vahim olan ise bu durumun, Suriye’de göreve gelen yeni yönetimle beraber şekillendirilmeye çalışılmasıdır. Sadece birkaç hafta içerisinde gerçekleşen kuşkulu hadiseler bile neden çok dikkatli ve tetikte olunması gerektiği gerçeğini karşımıza getirmektedir. 2025 yılı içerisinde, uzun yıllardan bu yana Suriye’de yönetimi elinde bulunduran Baas rejimi yıkılmış, Esad devrilmiş ve yerine Heyet Tahrir Eş-Şam isimli örgütün liderliğini üstlendiği muhalif yapıda yeni bir yönetim kurulmuştur. Ahmet Şara liderliğinde kurulan yeni yönetimin Suriye’de başarılı olması, toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı bir anlayışı benimsemesi, ülkemizin de en önemli önceliği olan toprak bütünlüğünün ve demografik yapının korunması ile terör örgütlerinin Suriye’nin geleceğinde yer edinmemesi ilkelerine uygun davranması elbette beklentimizdir. Türk devleti kudretini, sarsılmaz iradesine ve güçlü hafızasına borçludur. Bunun yanı sıra, Ebu Gureyb’den başlayıp Şam’a uzanan bir hikâye yazdıklarını, bununla da yol alabileceklerini zanneden kimi okyanus ötesi mahfiller ile işbirlikçileri için Mercidabık’tan başlayarak Kut’ul Amare’ye kadar varan zaman ve mekanda hala daima hazır vaziyette, Ayyıldızlı bayrağın teşkilatlı sevdalıları ve fedaileri bulunduğunu hatırlatmak elzem hale gelmiştir. Hazar ve Akdeniz arasında yeni koşullar oluşturacaklarını ilan eden zihniyetin, Taberiye gölünden başka irade gösterebileceği herhangi bir alan olamayacaktır. Türkiye ile oyun olmaz, Türkiye’ye karşı bu bölgede sergilenmeye çalışılan hiçbir senaryo tutmaz. 15 Temmuz 2016 tarihi bunun en belirgin, keskin ve son tescilidir. Terörsüz Türkiye hedefimizle PKK terör örgütünün tüm faaliyetlerini durdurma kararı alması, Suriye sahasında da oyunları bozacağını göstermiştir. Bu andan sonra ABD ve İsrail yanlıları tek merkezden harekete geçerek kendilerini açık etmiş, sadece Türkiye’nin değil, bölgemizin de terörden arındırılması çabalarındaki karşıt pozisyonlarıyla neye hizmet ettiklerini göstermiştir. Türkiye’nin içeride ve dışarıda terörsüz bir iklime kavuşması, en çok bölgenin sınırlarını değiştirmeyi isteyen ve hedefleyen çevreleri rahatsız etmektir. Barış ve istikrarı hâkim kılacak bir anlayışla, Ortadoğu coğrafyasında egemen olan en büyük gücün Türkiye olduğu hakikati herkesin malumuyken, bu kudrete yakışır adımlar atma sorumluluğu ise hepimizin omzundadır. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefimiz, Türk ve Türkiye Yüzyılı stratejimiz için Dış Politika alanında faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşlarımıza önemli sorumluluklar yüklemektedir. Diğer yandan Gazze’de sergilenen vahşette ABD ve İsrail ile beraber bu ülkelerin yanında yer alan diğer batılı ülkelerin kabul edilemez tutumları karşısında da Türkiye’nin alternatifsiz olmadığı gerçeği malumdur. Ülkemize yönelen tehdit ve tehlikeler dikkate alındığında İsrail’in ilk sıraya kendisini konumlandırdığı görülürken, bu ülkenin yanında saf tutan sözde müttefik ülkelerin tutumlarına bakıldığında, Türkiye’nin yeni küresel denge kurma arayış ve hedefini belirlemesi kadar tabi ve kaçınılmaz bir durum olamayacaktır" dedi. Türkiye’nin tüm insanlık için kalıcı alternatifler geliştirmesinin kaçınılmaz hale geldiğini söyleyen Özdemir, "Mademki batı değerleri kisvesine bürünüp, güç merkezi edasıyla hareket eden çevreler kanlı ve rezil hesaplarını Türk İslam coğrafyası başta olmak üzere dünyanın geri kalanına da yayma derdindedir, o vakit Türkiye’nin yeni ittifaklar oluşturabilme, güç merkezleri oluşturma, küresel barış ve istikrarın tesisi için tüm insanlık adına kalıcı alternatifler geliştirmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında iç ve dış kaynaklı tüm kamburlardan kurtulmak milli gayemiz olmalıdır. Cumhur İttifakı’nın temel hassasiyeti de budur. Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyılda çaresizliği reddetmiş, çözümsüzlüğü dışlamış, ümitsizliği elinin tersiyle itmiştir. Milli birlikle yükseliş iradesini her alanda ortaya koyma kararlılığımız elbette sürecektir. Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu temkinli, tedbirli ayrıca çok boyutlu bir dış siyaset takibini gerektirmektedir. Bu ilkeler kapsamında ve yaşanan hem bölgesel hem de küresel gelişmeler karşısında bize göre Türkiye için akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlarla beraber yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek olarak Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil ’TRÇ’ ittifakının inşa edilmesi gerekmektedir. Bu durum milli siyasetimize, devlet ve millet yapımıza, gelecek tasavvurumuza uygun bir seçenektir. Türkiye sadece kuruluşundan itibaren değil, Anadolu’yu yurt edindiğinden bu yana küresel siyaseti daima çift başlı Selçuklu Kartalı’nda anlamını bulan yaklaşımla ele almış ve uygulamıştır. Batı ve doğuya aynı anda bakan, kudret ve kuvvetini batıda da doğuda da gösterebilen, koşulları tayin edebilme kabiliyetine erişmiş bir irade, Türk Devleti’nin kadim tutumudur. Temennimiz şartların kızıştığı, düzensizlik ve belirsizliklerin daha da yoğunlaştığı dünya konjonktüründe her türlü risk ve fırsatları beraber değerlendirirken, devletimizin kadim anlayışından gelen sağlam temeller üzerinde yol alınmasıdır. Ülkemiz hamdolsun güçlü iradesiyle bir yandan bölgesel ve küresel krizlerin aşılmasında öncü rol oynarken, diğer yandan her kesimin saygı duyduğu, tutumu dikkatle takip edilen, yeri geldiğinde hakemliğine başvurulan yüksek bir potansiyele erişmiştir. Türkiye yalnızca Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Karadeniz, Akdeniz, Kuzey Afrika gibi bölgelerde değil, dünyanın neresi olursa olsun, yaşanan hadiselerde politikaları mutlaka dikkate alınan bir kudrette olduğunu göstermiştir. Bilhassa Türk Devletleri Teşkilatı, yirmi birinci yüzyılda çözülen ve bozulan çok yapılı kuruluşlara inat günden güne artan bir önemle gelişimini sürdürmektedir. Bu durumlar, küresel hedeflerimiz yani Türkiye’yi küresel güç yapma gayretimiz açısından doğru ve emin bir yolda ilerlediğimizi göstermektedir. Siyaset ve diplomasi alanında görülen böylesine müspet bir tablonun bizzat vatandaşlarımızın gündelik yaşantısında da görülmesi ise büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz seyahat edebilecekleri ülke sayısının arttırılması gerekir. Küresel çapta artan sanayi ve ticaret potansiyelimizin yanı sıra, dünyanın pek çok bölgesinde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarımızın mensupları, iş dünyası temsilcilerimiz, öğrencilerimizle beraber diğer meslek erbaplarımız da daha rahat, güvenli ve emin olarak seyahat edebilmelidir. Ticaret hacmimizin gelişmesi için de bu durumun ne derecede önemli olduğu açıktır. Hali hazırda var olan vizesiz seyahat edilebilen ülkelerin sayısının 2026 yılından itibaren başlayarak ve somut bir hedef dâhilinde arttırılması Dışişleri Bakanlığımız tarafından stratejik bir plan olarak benimsenmelidir. Türkiye saygın bir pasaporta sahip olunduğunu göstermeli, artan diplomatik ağımızın ne derecede kıymetli olduğunu vatandaşlarımız da yaşayarak görebilmelidir. Bunun yanı sıra çeşitli nedenlerle bulundukları bölgelerde istikrarsızlık ve zulüm altında yaşayan, fakat diğer ülkelerin vatandaşı konumunda bulunan Türk kökenlilerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçişleri de kolaylaştırılmalıdır. Türkiye küresel bir güç olma arzusuyla hareket ederken, milli hedeflerimizin gerçekleşebilmesi için bize göre nüfusumuzun en az 100 milyona erişmesi gerekiyor. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığımızın da nüfus planlamamız ve projeksiyonumuzda stratejik bir akılla hareket ederek, kendi sorumluluk sahasında politika geliştirmesinin büyük öneme sahip olduğunu değerlendiriyoruz. Bu vesileyle sözlerime son verirken, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Dışişleri Bakanlığımızın bütçesine meclis görüşmelerinin her safhasında olumlu yönde oy vereceğimizi belirtmek istiyorum. Bakanlığımız bünyesinde hizmet eden tüm personelimize Cenabı Allah’tan üstün muvaffakiyetler diliyor, her birine ayrı ayrı teşekkür ederken emek ve gayretlerinin aziz milletimiz nazarında çok büyük değere sahip olduğunu vurguluyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bütçenin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi.
18 Kasım 2025 Salı - 19:01
İBB Meclisi’nde 2026 yılı 19 ilçe ve İETT bütçesi onaylandı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde 2026 yılı 19 ilçe ve İETT’nin bütçeleri görüşüldü. Oylama yapıldıktan sonra ise bütçeler kabul edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde Kasım ayı toplantılarının 5’inci oturumu, Meclis 2. Başkanvekili Gökhan Gümüşdağ başkanlığında Saraçhane’deki belediye binasında yapıldı. Oturumda 2026 yılı 19 ilçe ve İETT’nin bütçe görüşmeleri yapıldı. Görüşmeler neticesinde Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin 6 milyar 950 milyon TL, Güngören Belediyesi’nin 3 milyar 99 milyon TL, Kadıköy Belediyesi’nin 14 milyar 200 milyon TL, Kağıthane Belediyesi’nin 6 milyar 917 milyon TL, Kartal Belediyesi’nin 8 milyar 180 milyon TL, Küçükçekmece Belediyesi’nin 11 milyar 900 milyon TL, Maltepe Belediyesi’nin 8 milyar 500 milyon TL, Pendik Belediyesi’nin 11 milyar TL olan bütçeleri gündemde ele alındı. Sancaktepe Belediyesi’nin 10 milyar 220 milyon TL, Sarıyer Belediyesi’nin 9 milyar 333 milyon TL, Silivri Belediyesi’nin 5 milyar 549 milyon TL, Sultanbeyli Belediyesi’nin 7 milyar 900 milyon TL, Sultangazi Belediyesi’nin 9 milyar 100 milyon TL, Şile Belediyesi’nin 2 milyar 600 milyon TL, Şişli Belediyesi’nin 9 milyar 900 milyon TL, Tuzla Belediyesi’nin 6 milyar 900 milyon TL, Ümraniye Belediyesi’nin 12 milyar TL, Üsküdar Belediyesi’nin 13 milyar TL ve Zeytinburnu Belediyesi’nin 7 milyar 250 milyon TL tutarındaki bütçeler görüşüldü. İETT için gider bütçesi 70 milyar 500 milyon TL olarak belirlenirken gelir bütçesi ise 56 milyar TL olarak açıklandı. Açığın 14,5 milyar lirası finansman yoluyla karşılanacak. Daha sonra toplam 19 ilçenin 2026 yılı bütçesi yapılan oylamanın ardından kabul edildi. Ardından İETT Genel Müdürü İrfan Demet yaptığı konuşmada İETT’nin çalışmaların bahsetti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder