POLİTİKA
MHP’den Erzurum Kongre binası açıklaması
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:18 MHP’den Erzurum Kongre binası açıklaması Son günlerde Erzurum Kongre Binası’nın depreme dayanıklılığı gerekçe gösterilerek yıkılmasına yönelik gündeme gelen değerlendirmeler üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum İl Başkanlığı tarafından açıklama yapıldı. Süreci dikkatle takip ettiklerini, kentsel dönüşüm ve deprem güvenliğinin, Erzurum için önemli ve gerekli olduğunun vurgulandığı açıklamada, "Betonarme yapılarda, güçlendirme maliyetinin yapım maliyetinin belirli oranlarını aşması hâlinde yık-yap yönteminin tercih edilmesi mühendislik açısından kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Ancak tarihî kimlik taşıyan yapılar için esas olan yaklaşım, yıkım değil; tarihi dokuyu koruyarak deprem güvenliğini artırmaktır" denildi. Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamlamada: Erzurum Kongre Binasının; tarihi eser statüsünde, ana taşıyıcı sistemi yığma taş ve tuğla duvarlardan oluşan ve esas taşıyıcılığı betonarme olmayan tarihî ve simgesel bir yapı olduğu belirtilerek, "Bilimsel olarak yığma yapıların basınç dayanımı yüksek, çekme ve kesme dayanımı düşük; rijitliği yüksek, sünekliği sınırlı olduğu bilinmektedir. Bu tür yapılarda deprem güvenliğini sağlamak için temel ilke; duvarların bir bütün hâlinde çalışmasını sağlamak ve deprem enerjisini uygun bağlantı ve güçlendirme elemanlarıyla sönümlemektir. Bu çerçevede Erzurum Kongre Binası için; Yığma duvarlarda enjeksiyon uygulamaları, Kat seviyelerinde gizli çelik gergi ve ankraj sistemleri, Mevcut ahşap döşemelerde duvar-döşeme bağlantılarını güçlendiren uygulamalar, Zemin ve temel koşullarına bağlı olarak temel altı iyileştirme yöntemleri, gibi çağdaş ve geri dönülebilir güçlendirme çözümleri teknik olarak mümkündür. Nitekim İstanbul Kapalıçarşı, Topkapı Sarayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi I. Meclis Binası, Sivas Kongre Binası, Assisi Aziz Francesco Bazilikası ve Atina Akropol Yapıları gibi pek çok tarihî yapı, yıkılmadan güçlendirilerek depreme karşı güvenli hâle getirilmiştir. Bu örnekler açıkça göstermektedir ki; Erzurum Kongre Binası için de yık-yap yaklaşımı zorunlu değildir. Bilimsel raporlar ve uzman görüşleri doğrultusunda, yapı hem tarihî kimliği korunarak hem de depreme karşı güvenli hâle getirilerek yaşatılabilir" ifadelerine yer verildi. Erzurum Kongre Binasının mimari olarak "anıtsal" değil, işlevsel ve sade bir yapı olduğu belirtilen açıklamada şu görüşlere yer verildi; "Bu da güçlendirme uygulamalarını kolaylaştıran bir avantajdır. Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum İl Başkanlığı olarak çağrımız; bu sürecin aceleci kararlarla değil, bilimsel veriler, koruma mevzuatı ve tarihî sorumluluk bilinci çerçevesinde yürütülmesidir. Erzurum Kongre Binası’nı korumak, Cumhuriyetimizin hatırasına ve milletimizin ortak değerlerine sahip çıkmak adına ilgili kurumlarımızdan ve idarecilerimizden ricamız şudur ki ; konuyu hassasiyetle ele alarak Cumhuriyeti kuran şehir Erzurum’a yakışır şekilde el birliği ile çözüme kavuşturalım."
Ticaret Bakanı Bolat’tan CHP Genel Başkanı Özel’e sert tepki: "Adeta bir siyasi acziyet ifadesi ve hayali senaryo"
13 Ocak 2026 Salı - 22:45 Ticaret Bakanı Bolat’tan CHP Genel Başkanı Özel’e sert tepki: "Adeta bir siyasi acziyet ifadesi ve hayali senaryo" Ticaret Bakanı Ömer Bolat, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklamalara sert tepki göstererek, "Bugün partinizin meclis grubunda yaptığınız konuşmada, basitleştirilmiş gümrük sistemi ile ilgili yayımlanan geçiş düzenlemesini Cumhurbaşkanımıza atfederek çarpıtacak kadar alçaldınız. Sizin teknik bir düzenlemeyi, istismar ederek, tamamen ülkemizin önemli dış ticaret ortakları ile ilişkilendirmeniz de, adeta bir siyasi acziyet ifadesi ve hayali senaryodur" dedi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklamalara sert tepki gösterdi. Bolat, "Bugün partinizin meclis grubunda yaptığınız konuşmada, basitleştirilmiş gümrük sistemi ile ilgili yayımlanan geçiş düzenlemesini Cumhurbaşkanımıza atfederek çarpıtacak kadar alçaldınız. Sizin teknik bir düzenlemeyi, istismar ederek, tamamen ülkemizin önemli dış ticaret ortakları ile ilişkilendirmeniz de, adeta bir siyasi acziyet ifadesi ve hayali senaryodur. Türkiye, gelişmiş her ülkenin yaptığı gibi; tüketicilerine, güvenli, sağlıklı ürün tedarikini temin eder, bunun için hem yurt içindeki ürünleri hem de ithalatını denetler. Tüketiciler için güvensiz ve sağlıksız ürünlerin ne ithalatına ne de üretilip piyasaya sunulmasına düzenlemeler ve denetlemelerle izin vermez. Yanlış yapanları da tespit ettiği zaman gerekli hukuki yaptırımları uygular. Bu konuda yaptığımız çalışmalar gün be gün kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu, sorumlu devlet anlayışının gereğidir" dedi. "Kimin tarafında olduğunuzu ve kime hizmet ettiğinizi bugünkü konuşmanızda satır aralarında itiraf ettiniz" Bakan Bolat, "Bu anlayışla, muafiyetler kapsamındaki ithalatta yapılan denetimler, tüketicilerin ciddi güvensizlik barındıran, toksik ve kanserojen maddeler içeren ürünlere maruz kaldığını, bağımsız laboratuvarlar aracılığıyla ortaya koymuştur. Bize gelen tüketici şikayetleri üzerine Bakanlık ilgili birimleri tarafından yoğun bir ürün denetleme çabası içine girildi. Yüzlerce ürün alındı, uluslararası akredite laboratuvarlarda incelendi ve sonuçta yüzde 81 uygunsuz ürün olduğu, analiz sonuçlarıyla tespit edildi. Bunların içinde ayakkabılar, oyuncaklar, saraciye ürünlerinde yasal sınırların çok üzerinde fitalat, kurşun gibi kanserojen, toksik maddeler var. Bunun üzerine oyuncaklar, ayakkabılar, saraciye ürünleri geçen yılın Ekim ayında basitleştirilmiş gümrük beyannamesi kapsamından çıkarıldı. Diğer ürün gruplarına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülmektedir. Konu budur, bu karar, tüm ülkelere aynı ve eşit ve ayrım gözetmeksizin uygulanmaktadır. Sizin, bugün grup konuşmanızda yaptığınız siyasi çarpıtmaların ve hayali senaryonun ortaya koyduğu ise, sizin tüketicilerimizin ve tüketici sağlığı ile güvenliğinin tarafında olmadığınızdır. Ama kimin tarafında olduğunuzu ve kime hizmet ettiğinizi bugünkü konuşmanızda satır aralarında itiraf ettiniz. Bu itiraf için size teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı. "Biz vatandaşlarımızın emrinde, hizmetinde olmaya devam edeceğiz" Bolat, Ticaret Bakanlığı olarak vatandaşların ve tüketicilerin çıkarlarını korumaya devam edeceklerini belirterek, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 23 yıldır gece gündüz çalışarak vatandaşlarımızın emrinde ve hizmetinde Türkiye’mizi gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltmeyi başarmanın, başta vatandaşımızın, tüketici sağlığının, tüketici güvenliğinin ve yatırımın, üretimin tarafındayız. Yeni düzenlemede Ar-Ge, teknolojik çalışmalar, inceleme, test ve analiz eşyası, üretici ve ihracatçı firmalarımızın ihtiyaç duyduğu numunelik eşya ve modeller, kitap ve benzeri basılı yayınlar, diplomatik eşya, yolcu eşyası, öğretmen, öğrenci ve araştırmacılarımızın, bilim insanlarının eğitim, bilim ve analiz eşyası gibi hızlı kargo yöntemiyle ithal edecekleri eşyanın tabi olacağı prosedürlerde hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Bu gerçek, söz konusu kararla ilgili 7 Ocak 2026 tarihli kamuoyuna yaptığımız Bakanlık açıklamamızda çok net bir şekilde ifade edilmiştir. Bu konuda kolaylaştırıcı uygulamalar konusunda gümrük idarelerimize gerekli talimatlar verilmektedir. Bu düzenlemeyi çarpıtarak oluşturduğunuz bilgi kirliliği, yürüttüğünüz polemikçi, kavgacı, suçlayıcı, yalanlarla dolu siyasi propagandanızın bir aracı olamaz. Buradan size bir malzeme çıkmaz. Biz vatandaşlarımız için, tüketicilerimiz için haklı, doğru olan neyse yapmaya, vatandaşlarımızın emrinde, hizmetinde olmaya devam edeceğiz" dedi.
Bakan Memişoğlu: "Tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik, daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz"
13 Ocak 2026 Salı - 17:49 Bakan Memişoğlu: "Tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik, daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" dedi. Tıp ve Kültür Sanat Sempozyumu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesinde düzenlendi. 13-14 Ocak tarihleri arasında düzenlenecek sempozyumun açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarından önce doktorlardan oluşan orkestranın müzik dinletisi izleyicilerle buluştu. Ardından sempozyum hakkında hazırlanan video gösterimi yapıldı. "Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modelimizle geçmişten devraldığımız bu birikimi çağın imkanlarıyla buluşturuyoruz" Video gösterim ve orkestranın ardından açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, koruyucu sağlık hizmetlerini merkeze alan bir sağlık politikası yürüttüklerini belirterek, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla hayata geçirdiğimiz Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modelimizle geçmişten devraldığımız bu birikimi çağın imkanlarıyla buluşturuyoruz. Bugün bizler, geçmişin birikimini geleceğin bilimiyle buluşturarak; yeni İbn-i Sina’ların, Safiye Ali’lerin, Gazi Yaşargil’lerin yetiştiği; bilimsel çalışmaların ortaya konulduğu güçlü bir sağlık ekosistemi inşa etmek için kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. ‘Taşa Kazınan Şifa’ sergisinin tıp alanındaki gelişmelerin bugüne yansıması olduğunu aktaran Memişoğlu, "Bu köklü birikimin bugün nasıl bir hafızaya ve estetik dile dönüştüğünü ise, sempozyum kapsamında ziyaretçilerle buluşan ‘Taşa Kazınan Şifa’ sergisi son derece çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Sergi; Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dünyasında şifayı kurumsallaştıran kadınların izini, mimariyle iç içe geçmiş sembolik bir dille bugüne fısıldamaktadır" diye konuştu. "Tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" Memişoğlu, tıp alanındaki faaliyetlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Böylece birinci basamakta, koruyucu sağlık anlayışını güçlendiren bütüncül bir hizmet sunmayı amaçlıyoruz. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarını; bilimsel, etik ve mevzuat temelli bir çerçevede sağlık sistemimizin bir parçası haline getirmiş bulunuyoruz. Ülkemizde; 83 GETAT Uygulama Merkezi, 2 bin 160 Ünitesi ve 13 bin 485 sertifikalı hekimimizle insanımıza hizmet vermekteyiz. Bugüne kadar 1 buçuk milyon vatandaşımız, toplamda 3 milyon kez bu hizmetlerden faydalanmıştır." "Bu iki alan, insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirmiştir" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise, tıp ve kültür sanat alanının insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirdiğini dile getirerek, "Tıp, insanın hem bedenini hem de ruhunu da anlamaya yönelik bir ilim. Kültür ve sanat ise insanın ruhunu besleyen, ona derinlik kazandıran en güçlü ifade alanları. Bu iki alan, insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirmiştir. Anadolu’nun bu kadim toprakları, bu bütüncül yaklaşımın en zengin örneklerine ev sahipliği yapmıştır. Bu yaklaşımın düşünsel temellerini, büyük hekim ve filozoflarımızın eserlerinde de açıkça görebilmekteyiz" değerlendirmesinde bulundu. "Kültürü hayatın her alanına taşıyan bir anlayışla çalışıyoruz" Tedavi ile sanatın, akıl ile kalbin birlikte ele alındığına dikkati çeken Ersoy, şu ifadeleri kullandı: "Darüşşifalardan medreselere kadar pek çok alanda; tedavi ile sanatın akıl ile kalbin birlikte ele alındığını görüyoruz. Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu sempozyum, işte bu kadim geleneğin çağdaş bir yansımasıdır. Günümüzde tıp bilimi büyük bir hızla ilerlerken, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak ele almak yeterli değildir. Sanatın iyileştirici gücü, modern tıbbın insana dokunan yönünü güçlendirmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bizler, kültürü hayatın her alanına taşıyan bir anlayışla çalışıyoruz. Sanatın, bilimin ve insan sağlığının kesiştiği bu tür platformları son derece kıymetli buluyoruz. Çünkü biliyoruz ki; kültürle güçlenen bir toplum, geleceğe daha sağlam adımlarla yürür. Bu sempozyumun; disiplinler arası yeni bakış açıları geliştirilmesine, ortak projelerin doğmasına ve kalıcı iş birliklerinin kurulmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Bilginin sanatla, bilimin insan hikayesiyle buluştuğu her adım, medeniyet yolculuğumuza değer katacaktır."
RTÜK Başkanı Daniş: "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz"
13 Ocak 2026 Salı - 17:36 RTÜK Başkanı Daniş: "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu 2. Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, RTÜK bünyesinde yürütülen denetleme ve düzenleme faaliyetleri ile projeleri anlattı. Daniş, "RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" dedi. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı kapsamında düzenlenen toplantı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Başkanlığında; Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin ile eylem planında sorumluluğu bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı hedefleri doğrultusunda yürütülen çalışmalar ele alındı. Kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik faaliyetleri hakkında aktarımda bulundu. Toplantının açış konuşmasını yapan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile yapısının korunmasının toplumsal sürdürülebilirlik açısından taşıdığı önemine dikkat çekerek yürütülen çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla devam edeceğini vurguladı. "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" Bakanların, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin aileyi koruma ve güçlendirmesi yönünde yaptıkları çalışmaları hakkında bilgi aktardıkları toplantıda konuşan RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, şu sözlere yer verdi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesiyle hayata geçirilen Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı, bizlere yalnızca kurumsal bir yol haritası değil; aynı zamanda toplumsal sorumluluğumuzu da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." Konuşmasında dijitalleşme çağında medyanın yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aile yapısını, çocukların gelişimini ve toplumsal değerleri doğrudan etkileyen güçlü bir belirleyici hâline geldiğini aktaran Daniş, RTÜK’ün temel yaklaşımının yasaklayan değil, yönlendiren; cezalandıran değil, bilinçlendiren bir denetim anlayışı benimsediğinin paylaşımında bulunarak şöyle konuştu: "Son beş yılda; 400’ün üzerinde ebeveyn eğitimi gerçekleştirdik, çok sayıda kamu kurumunda medya okuryazarlığı eğitimleri verdik, Cumhurbaşkanlığı Uzaktan Eğitim Kapısı başta olmak üzere çeşitli kurumsal eğitim portallarına medya okuryazarlığı modüllerini entegre ettik. RTÜK Medya Akademisi kapsamında çocuklara, ebeveynlere, gençlere, yaşlılara ve influencerlara yönelik yaş gruplarına göre kategorize edilmiş, erişilebilir, engelsiz ve sürekli eğitim modelleri geliştirdik." Medya ve teknolojinin bilinçli kullanımının teşvik edilmesi, dijital bağımlılıkların azaltılması, yaşlıların gelişen teknolojiyi öğrenmeleri ve dijital hizmetlere erişim sağlayabilmeleri amacıyla yaşam boyu öğrenme programları oluşturulduğunu kaydeden Daniş, ekran bağımlılığı, sağlıklı medya kullanım süreleri ve dijital risklerin bu eğitimlerin temel başlıklarını oluşturduğunun altını çizdi. 6112 sayılı Kanun çerçevesinde çocukların ve gençlerin korunmasının RTÜK’ün en hassas olduğu alanlardan biri olduğuna işaret eden Daniş, bu doğrultuda Akıllı İşaretler (Koruyucu Sembol) Sisteminin hem geleneksel yayınlarda hem de dijital platformlarda zorunlu yer verildiğini, dijital platformlarda ebeveyn kontrolü, çocuk profili ve içerik filtreleme uygulamalarının hayata geçirilmesinin yakından takip edildiğini, "İyi Uykular Çocuklar" uygulamasıyla çocukların geç saatlerde zararlı içeriklere maruz kalmasının önüne geçildiğini, çocuk programlarında sağlıksız gıda reklamlarına ise ciddi sınırlamalar getirildiğini dile getirdi. Son beş yılda RTÜK’e ulaşan şikâyetlerin yaklaşık yüzde 60’ının genel ahlak, manevi değerler ve ailenin korunması başlığında olduğunu ifade eden Daniş, en çok bildirime konu olan program türünün ise dizi-filmler olduğunu, "2024-2025 döneminde yalnızca aile, çocuk ve gençleri ilgilendiren içerikler nedeniyle 70 müeyyide kararı alındı. İnternet ortamında yayın yapan platformlar da etkin şekilde denetlenmiş; çocuklar için zararlı içerikler kataloglardan çıkarılmıştır" dedi. RTÜK’ün yalnızca yaptırım uygulayan bir kurum olmadığını vurgulayan Daniş, iyi, doğru ve sorumlu içeriği teşvik eden bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti. Bu kapsamda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile iş birliği içinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle 2025 yılından itibaren hayata geçirilen Aile ve Çocuk Dostu Yapım ve Dizi Teşvik Ödülleri’nin önemli bir adım olduğunu, aile değerlerini güçlendiren ve çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen yapımların artırılmasının hedeflendiğini kaydetti. Konuşmasının sonunda aileyi korumanın yalnızca sosyal politikaların değil, medya politikalarının da merkezinde yer alması gerektiğine dikkat çeken Daniş, RTÜK’ün güçlü mevzuat, etkin denetim, yaygın eğitim, teşvik edici uygulamalar ve kurumlar arası güçlü iş birliği anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceği ifade etti. Toplantının aileler ve çocuklar için hayırlı sonuçlar doğurması temennisinde bulunan Daniş, kurul çalışmalarına katkı sunan tüm Bakanlara ve kurum temsilcilerine teşekkür etti.
Emine Erdoğan, "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nda konuştu:
13 Ocak 2026 Salı - 17:32 Emine Erdoğan, "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nda konuştu: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, "Teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" dedi. Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde düzenlenen "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"na katıldı. Program kapsamında hazırlanan "Kadın Eliyle Taşa İşlenen Şifa-Darüşşifaların Banileri ve Çiçeklerin Dili" sergisini gezen Emine Erdoğan, eserler hakkında bilgi aldı. Erdoğan, programdaki konuşmasına, ufuk açıcı sempozyumu tertip eden Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kuruluna ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederek başladı. Programda dile getirilecek her düşünce ve ele alınacak her başlığın insan merkezli bir sağlık anlayışına ve "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonuna önemli katkılar sunacağına inandığını belirten Emine Erdoğan, programın, bilimin güçlü ilerleyişiyle insanlığın asırlardır biriktirdiği hikmet mirası arasında yeni temas noktaları kurulmasının zemini olacağını dile getirdi. Bu vesileyle hekimlerden hemşirelere, ebelerden ambulans şoförlerine, sağlık camiasının her bir mensubuna şükranlarını sunan Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Onlar, büyük bir özveriyle çoğu zaman kendi hayatlarını geri plana alarak en zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar. Gösterdikleri fedakarlık her türlü takdirin üzerindedir. Bu toprakların hekimleri, tarih boyunca insanlığın tıbbi birikimine çok büyük katkılar yaptılar. Sadece hastalıklara reçete yazmakla kalmadılar, insana ve hayata değer veren bir şifa anlayışının reçetesini de insanlığa hediye ettiler. Tıp ilmini yalnızca teknik bir alan olarak değil bir sanat, irfan ve ahlak meselesi olarak gördüler. Yaralara merhem hazırladıkları kadar ortaya koydukları hekimlik anlayışıyla ruhun yaralarına da merhem oldular. Afiyette olma halini organların sıhhatiyle sınırlamadılar, onu insanın varoluşunun tamamında aradılar. Beden ve ruhun ahengini insanın terazisi saydılar. Hastalığa değil şifaya odaklandılar. Bu anlayış, darüşşifalarda ete kemiğe büründü, kurumsallaştı. Darüşşifalar, medeniyetimizin şefkat geleneğinin abideleri ve günümüz için çok önemli referans kaynaklarıdır." "Müzikle, kokuyla, suyla ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor" Anadolu coğrafyasında Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan bu büyük mirasta tedavinin sanatla, maneviyatla nasıl iç içe olduğunun açıkça görülebildiğine işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti: "Estetikle insanın iç dünyasına kapılar açan mimarların, duvarları, sütunları motiflerle süsleyen zanaatkarların, yürek tellerini titreten müzisyenlerin, şifanın ayrılmaz bir parçası olduğunu idrak ederiz. Bu öyle bir dünya ki incelikle, zevkiselimle inşa edilmiş. Orada hastaya ilaç diye musiki reçete ediliyor. Hekimler, korku ve heyecan gibi duyguların, insan nabzına olan etkilerini gözlemliyor, nabız hareketlerine göre hastalara farklı makamlarda müzikler dinletiyor. Hastane bahçelerinde lale, sümbül, karanfil, nesrin gibi koku veren çiçekler yetiştiriliyor, hastalara çiçek manzaraları seyrettiriliyor. Ruhsal rahatsızlığı olanlara günde iki defa gül suyu serpiliyor, Kur’an okunuyor, kuş sesleri dinlettiriliyor. Huzur verdiği için avlulara su havuzları ve şadırvanlar yapılıyor. Kısacası, müzikle terapi, kokuyla terapi, suyla terapi ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor. Fiziksel mekan, başlı başına bir afiyet atmosferine dönüştürülüyor." Emine Erdoğan, kurulan bu büyük şifa medeniyetinin fikri zeminini İbn-i Sina’nın, "Tedavinin en iyi yollarından biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli, hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir" sözleriyle özetlediğini aktardı. Bu sözlerin, medeniyetin şifayı yalnızca bedende değil akılda, ruhta ve yaşamda arayan hekimlik anlayışının özeti olduğunu dile getiren Emine Erdoğan, şunları kaydetti: "Ancak bugün insanlık olarak yeni ve başka bir eşiğin önünde duruyoruz. Teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm hayatın her alanını kökten değiştiriyor. Öyle ki sosyal ilişkilerimizden çalışma biçimlerimize, düşünce geleneğimizden anlam dünyamıza kadar her katman yeniden şekilleniyor. Ve ne yazık ki modern dünyada insan hikayeleri, rakamların, kesirlerin, istatistiklerin içinde kayboluyor. Anlam dünyamız daralıyor. Tıp ilminin de küresel ölçekte mekanikleştiğine, standartlara hapsedildiğine, insanların ’tamir edilen’ bedenlerden ibaret kaldığına şahit oluyoruz. Semptomlar ve tahliller titizlikle değerlendiriliyor ama bunların ardındaki insan manzaraları gözden kaçıyor. Materyalist bir bakış açısı, tedaviyi performansa indirgerken umudu, teselliyi, kaderi, duayı, inancın iyileştiriciliğini dışlıyor." "Hekimlik, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleğidir" Emine Erdoğan, bu tablodan en başta hekimlerin rahatsızlık duyduğunu vurgulayarak, hekimliğin, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleği olduğuna işaret etti. Erdoğan, "O nedenle vakit çok geç olmadan hekim ve hastanın buluştuğu yerin, muayene odasından ibaret olmadığını hatırlamalıyız. Bilakis hekim ve hasta, mana ikliminde buluşur. Hastalar, hayatın en kırılgan anlarında hekimin rehberliği, sevgisi, şefkati ve empatisiyle hayata tutunur. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" diye konuştu. Alman bir matematikçinin "Bir matematikçi, şair ruhlu olmadıkça tam bir matematikçi olamaz" dediğini anımsatan Emine Erdoğan, bu sözün önemli bir hakikatin altını çizdiğini ifade etti. Emine Erdoğan, bilim ve sanatın, birbirine rakip değil aynı kalbin iki yarısı olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarih boyunca insanlık, büyük sıçramalarını aklı estetikle, bilgiyi hikmetle, tekniği anlamla buluşturabildiği ölçüde gerçekleştirmiştir. Birçok bilim insanı, kainatın, hayatın ve yaratılışın hakikatine vakıf olabilmek için sanatla iç içe olmuş, farklı disiplinlerden beslenmiştir. Bir örnek vermek gerekirse İbn-i Sina’yı büyük hekim yapan, felsefe ve astronomi gibi alanlarda da derin izler bırakabilecek kadar çok yönlü olabilmesidir. Ne var ki modern dünyada bilginin, parçalara bölündüğünü ve bütünlüğün zayıfladığını görüyoruz. Mikro uzmanlıklar, büyük resmi tamamlanması adeta imkansız bir yapboza çeviriyor. Pozitif bilimlerle sanat arasında derin uçurumlar açıldı. Bu uçurumu kapatmanın yegane yolu, disiplinler arası çalışmalara ağırlık vermektir." Konunun uzmanlarının da tıp eğitiminde insani bilimlerin yer almasının önemini vurguladığını aktaran Emine Erdoğan, "Çünkü insanın laboratuvar ortamında tahlil edilemeyecek yönlerini anlamak, ancak çok yönlü bir idrakle mümkün olabilir. İnanıyorum ki tıp ilmi, insani bilimlerden, sanattan, edebiyattan, felsefeden beslendikçe yalnızca hastalıkları değil, insanı bir bütün olarak iyileştiren özünü koruyacaktır" dedi. Salonda bulunan bilim insanları, akademisyenler ve sanatçıların, yeni bir yol haritası çizeceklerini belirten Emine Erdoğan, kendilerinin değerli fikirleriyle sempozyumun, tüm insanlığa şifa getirecek yeni bir yolculuğun başlangıcı olmasını temenni etti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekili İskender Pala ile medya kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı programda, Prof. Dr. Hanefi Özbek, Prof. Dr. Volkan Gidiş ve Öğretim Görevlisi Şaban Gölge tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi. Program, video gösterimi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi.
MHP’li Feti Yıldız: "Kayyum uygulaması bir zorunluluk hali değilse yöneticilerin belediye meclisinde seçilmesinin daha uygun olduğunu düşünüyoruz"
13 Ocak 2026 Salı - 15:44 MHP’li Feti Yıldız: "Kayyum uygulaması bir zorunluluk hali değilse yöneticilerin belediye meclisinde seçilmesinin daha uygun olduğunu düşünüyoruz" Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, "Kayyum uygulaması bir zorunluluk hali değilse yöneticilerin belediye meclisinde seçilmesinin daha uygun olduğunu düşünüyoruz" dedi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldız, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda temsil edilen grup koordinatörleri ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yapacağı toplantı öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Raporun sonuna geldiklerini ifade eden Yıldız, "Bundan sonra bir toplantı daha yaparız. Sonra müşterek rapor çıkar. Başlıklar tespit edildi. Sayısının pek bir önemi yok. Konuşurken azalır çoğalır. Görüşmeler sonrası gelişmelere bağlı olarak başlıklar değişir" ifadelerini kullandı. "Kayyum uygulaması bir zorunluluk hali değilse yöneticilerin belediye meclisinde seçilmesinin daha uygun olduğunu düşünüyoruz" Ortak raporda kayyum uygulamaları ile ilgili bir maddenin olup olmadığı hakkındaki soru üzerine Yıldız, "Bazı partiler kayyum meselesini ana raporunda dile getirmişti. MHP’nin sunduğu raporda kayyum meselesi ile ilgili bir husus yok. Ama bu demek değil ki, Partimizin kayyum meselesinde bir düşüncesi olmasın. Bize göre kayyum bazen şart olur. İşlenen suça göre şart olur. Eğer kayyum uygulaması bir zorunluluk hali değilse bunu merkezin yapması yerine yeni yöneticilerin bağlı olduğu belediye meclisinde seçilmesi en azından halk iradesinin muhafazası bakımından daha uygun diye düşünüyoruz. Kayyum uygulamaları tedbirdir. Davanın başından sonuna kadar uygulanıyor ama şartlar değiştiğinde kaldırılması lazım. Mesela Genel Başkanımızın ‘İki Ahmet’ diye tabir ettiği Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in duruşmaları davalarının seyri içinde bulunduğumuz atmosfer ve komisyonumuzun amacı ile birleştirildiği zaman aslında çok taşkın ve amacını da aşmış bir uygulama olduğu da görülür. Ahmet Özer ve Ahmet Türk’ün göreve iadesi için bizce bir sıkıntı yok" dedi. "Umut hakkı bizim raporunuzda var" "Umut Hakkı"nın partisinin raporunda var olduğunu dile getiren Yıldız, "Ancak ortak raporda var mı yok mu bilmiyoruz. Konuşma sonrası çıkar" diye konuştu. Yıldız açıklamasının sonunda, "Yeniden infaz yasası kanunu çıkarılsın diyorum, sıfırdan diyorum. Anlaşılsın diye sıfırdan diyorum bunu bazı arkadaşlar yanlış anlatıyor. Sanki bunu 12. Yargı Paketi içerisinde infaz maddesi var gibi anlatıyorlar biraz daha dikkatli olsalar sevinirim" ifadelerini kullandı.