POLİTİKA
Bakan Göktaş: "Kadın emeği artık gizli kalmıyor" 05 Mart 2026 Perşembe - 19:41:02 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Başiskele Belediyesi tarafından hayata geçirilen projelerin toplu açılış törenine katıldı. Bakan Göktaş, kadın emeğinin üretime ve ekonomiye kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Anadolu kadını, tarih boyunca tarlada, atölyede, okulda, hastanede, evinde bitmez tükenmez bir emek ortaya koymuş; aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur. Artık bu emek gizli kalmıyor. Kadınlar, böylesi desteklerle üretimin öznesi haline geliyor. Emeklerinin karşılığını alıyor" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Başiskele Belediyesi tarafından ilçede hayata geçirilen yatırımların açılış programı kapsamında Kocaeli’ye geldi. Başiskele Körfez Mahallesi Mahmut Çavuş Caddesi’nde düzenlenen törende BAŞ-MEK Kadın El Emeği Mağazası ve Gün Evi, BAŞ-MEK Yeşilyurt Kurs Merkezi ile BAŞ-MEK Çini ve Seramik Atölyesi hizmete alındı. Programa Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. "Bin 366 yeni kadın kooperatifinin kurulmasına destek olduk’ Programda konuşan Bakan Göktaş, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, kadınların üretimde, istihdamda ve girişimcilikte daha fazla yer alması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kadınların emeğini görünür kılan, bu tür projelerin ülkemizin kalkınmasının temel dinamiklerinden biri olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, kadın kooperatiflerinin kapasitelerini artırmak ve üretimlerini çeşitlendirmek için çalışmalar yürütüyoruz. 1.366 yeni kadın kooperatifinin kurulmasına destek olduk. Böylece hem kadınlar gelir elde ettiler hem de bulundukları bölgelerde sosyal dayanışmayı ve toplum refahını büyüttüler. Bunun yanı sıra pazarlama olanaklarını geliştirmek üzere çok yönlü destek mekanizmalarını hayata geçirdik" ifadelerini kullandı. "Faaliyetlerini artırmaları için özel sektörle iş birlikleri kurduk Yapılan çalışmalara da değinen Bakan Göktaş, "Kadın kooperatiflerimizin kurumsal yapısını; eğitim, danışmanlık, yerel iş birlikleri, pazarlama desteği ve deneyim paylaşımı toplantılarıyla güçlendirdik. Kadınların e-ticaret alanındaki faaliyetlerini artırmaları için özel sektörle iş birlikleri kurduk. Ürettikleri yöresel ürünlerin bu topraklara ait olduğunu kanıtlayan coğrafi işaret belgelerini almalarına destek olduk. Bugün açılışını yaptığımız BAŞ-MEK Kadın El Emeği Mağazası, bu anlamda, kadınlarımızın el emeğini ekonomik değere dönüştüren önemli bir adımdır" diye konuştu. "Aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur" Kadınların emeklerinin karşılığını da aldığını ifade eden Bakan Göktaş, "Anadolu kadını, tarih boyunca tarlada, atölyede, okulda, hastanede, evinde bitmez tükenmez bir emek ortaya koymuş; aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur. Artık bu emek gizli kalmıyor. Kadınlar, böylesi desteklerle üretimin öznesi haline geliyor. Emeklerinin karşılığını alıyor. Türkiye’nin dört bir yanında, yerel kalkınmaya katkı sunan kadınlarla gurur duyuyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ‘bir toplum kadınlarıyla güçlüdür.’ Kadınların desteklenmesi bir ülkenin geleceğinin desteklenmesi demektir. Bugün Başiskele’de açılışını yaptığımız bu mekanlar da işte bu büyük anlayışın güçlü bir yansımasıdır" dedi.
Özgür Özel: "Tanju’yla gurur duyuyoruz"
01 Mart 2026 Pazar - 00:31 Özgür Özel: "Tanju’yla gurur duyuyoruz" CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Tanju’nun bu yaptığından utanmıyoruz, bu muameleyi yapanlar kendinden utansın. Biz Tanju’yla gurur duyuyoruz" dedi. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sabah saatlerinde irtikap suçlamasıyla Bolu İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın da aralarında bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüphelilerin jandarmada ifadeleri tamamlanmasıyla birlikte CHP Genel Başkanı Özgür Özel Bolu’ya geldi. Bolu İl Jandarma Komutanlığı önünde kalabalığa seslenen Özel, Tanju Özcan’a destek açıklamasında bulundu. Tanju Özcan’ın yaptıklarıyla gurur duyduklarını dile getiren Özgür Özel, "Bu kadar yokluk yoksulluk varken garibanın çocuğuna burs verdirmenin, onu okutmanın, onu doyurmanın, onu bir eve yerleştirmenin neresi suç olabilir? Bizi bu operasyonla Tanju’yu utandıracaklarını sananlara sesleniyorum partinin genel başkanı olarak: Tanju’nun bu yaptığından utanmıyoruz, bu muameleyi yapanlar kendinden utansın. Biz Tanju’yla gurur duyuyoruz. Ve bu geceyi burada geçirecek, yarın ümit ediyoruz hakim karşısına çıkacak. Bugün de savunmasını gördük, açık net bir durum var, açık net" ifadelerine yer verdi. "Tanju’nun yaptığı utanılacak değil, övünülecek bir iştir" Tanju Özcan’ın vakıf üzerinden 528 öğrenciye burs vermesinin övünülecek bir iş olduğunu söyleyen Özel, "Bu şehir, bu yoklukta bu zorlukta 528 evladını okutan adamdan utanmaz. Sen onu asla ve asla itibarsızlaştıramazsın. Tanju’nun yaptığı utanılacak değil, övünülecek bir iştir. Bu vakfı hep beraber kurduk, hep beraber yönetiyoruz. Bu vakıf Bolu’nun namusudur, Bolu namusuna sahip çıkacaktır" dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz"
28 Şubat 2026 Cumartesi - 23:35 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" dedi. Bağcılar Kadir Topbaş Halk Sarayı’nda "ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Geleneksel İftar" programı düzenlendi. Programa, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar ve çok sayıda davetli katıldı. Programda konuşan Meclis Başkanı Kurtulmuş, "28 Şubat sürecinde yaşananları dün gibi hafızalarımızda taşıyoruz. 28 Şubat Türkiye siyasetinde kırılma noktasıydı. Millet ile devletin bir araya gelmesinden rahatsız olanlar toplumda var olma, kamusal alanda var olma haklarını ellerinden almak olarak gördüler. 28 Şubat mağdurlarına bütün kapılar açılmıştır. Bu mücadelede emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. O süreçte direnenlerin hepsinin hayatlarında oldukça başarılı olduklarına şahit olduk. 28 Şubat bin yıl sürecek diyenlerin hiçbirisinden geriye eser kalmadı. Bu millet vesayetçilere evet demediği için, vesayetçiler kenara itilmiş oldu. Vesayet düzeni sona ermiş oldu" dedi. "Barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" Kurtulmuş konuşmasının devamında, "Dünya maalesef kural bazlı bir sistemin kalmadığı, yani uluslararası alanda kuralın geçerli olmadığı, güçlü olanın dediğinin ortaya konulduğu ve güçlü olanın borusunun öttüğü bir dünya haline gelmiştir. Lafı hiç eğip bükmeden söylemek gerekirse, kural bazlı bir dünya sistemi yerine orman kanunlarının geçerli olmaya başladığı bir dünya düzeni kurulmaya başlamıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İsteyenin dilediğine, rakip gördüğüne, düşman gördüğüne, kendisinden daha zayıf gördüğüne, hatta terbiye etmesini gerekli gördüğüne karşı böylesine üstten bir tavırla dünya sisteminde yer alması, mücadele etmesi, uygulamayı ortaya koyması asla kabul edilemez. Söz sırası geldiği zaman demokrasiden bahsedenlerin, söz sırası geldiği zaman devletlerin egemen eşitliğinden bahsedenlerin, söz sırası geldiğinde insan haklarından bahsedenlerin bu değerlerin hiçbirine itibar etmediği, bu değerleri yekle yeksan ettikleri ve bu değerlerin hiç de umurlarında olmadığı ayan beyan ortadadır. Bunun en somut örneklerinden birisi, İsrail’in üç seneye yakın bir süredir Gazze’de devam ettiği soykırıma ilave olarak artık Batı Şeria’da da hiçbir Filistinli’nin hakkını tanımayacağını gösteren uygulamaları ortaya koymasıdır. 15 Şubat 2026 tarihinde İsrail’de çıkarılan bir yasa ile birlikte orada bulunan Batı Şeria’da bulunan insanların mülkiyetlerine dahi el konulabilmesi ve bu yolun açılması ve buna da dünya sisteminin seyirci kalması başlı başına orman kanunlarının artık geçerli olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir. Bundan bir müddet evvel bir ülkenin devlet başkanının eşiyle birlikte gece yarısı yatağından alınarak başka bir ülkeye götürülmesi ve hapse atılması orman kanunlarının geçerli olmaya başladığının açık bir ifadesidir. Yine bugün İsrail ile Amerikan kuvvetlerinin egemen bir devlet olan İran’a karşı başlatmış olduğu hava saldırıları aynı şekilde kural bazlı sistemin ortadan kalktığını bir kez daha gözümüze soka soka ilan eden bir yaklaşımdır. Böyle bir şey olamaz. Dünyada en fazla nükleer silaha sahip olanlar nükleer silah var diye bir ülkeye karşı savaş ilan ediyorlar. Dünyada en fazla insan hakları ihlalleri yapan İsrail herhangi bir başka ülkeye karşı insan hakları ihlalleri yapıyor diye savaş yapabiliyor. Aynı şekilde dünyanın en çok silahlanmasına sahip olan, en çok silahlarına sahip olan ülkeler başka ülkeleri silahlanıyor diye tehdit etmeye kalkıyor. Bu kabul edilemez, bu anlaşılamaz ve asla insanlık vicdanının razı olmayacağı bir durumdur" dedi. "Bu saldırı kararının mutlaka geri alınmasını ve barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz" "Zaten yeterince savaşın olduğu bölgemizde yeni bir savaşın çıkması bölge halklarının hiçbirinin lehine ve menfaatine değildir" diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Bunun için Türkiye olarak başından itibaren, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere her vesileyle İran-Amerika-İsrail arasındaki bu meselenin, özellikle İran-Amerika arasındaki meselenin müzakere yoluyla çözülmesinden başka bir yolu olmadığını ifade ettik. Hem de müzakerelerin devam ettiği bir süreçte, müzakerelerin önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin ilan edildiği bir süreçte böylesine bir saldırının başlatılması asla doğru değildir, kabul edilemez, dünya barışına asla katkı sunmayacağı gibi dünyada yeni çatışmaların, yeni kırılmaların da kapısını açacak fevkalade önemli bir adımdır. Türkiye olarak diyoruz ki, ülkeler arasında çok farklı kanaatler olabilir, ülkelerin çıkarları da taban tabana zıt olabilir. Ancak savaştan çok daha kolay olan yol barış masasında müzakere etmektir. Müzakereyle ülkeler arasındaki çatışma sonlandırılabilir ve belli bir noktaya gelinebilir. Türkiye olarak bu bölgede daha fazla savaş istemiyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Bu saldırı kararının mutlaka geri alınmasını ve barış masasına geri dönülmesini ümit ve temenni ediyoruz." Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanı Kurtulmuş, "Bu gelişmeler bize de Türkiye olarak şunu gösteriyor, Türkiye olarak her zaman bölgemizde barışın, esenliğin, kardeşliğin yanında olduk. Dünyanın en zor coğrafyasında yaşıyoruz. Bu coğrafyada ayakta durmak için herhangi bir şekilde varlığınızı güçlü bir şekilde sürdürebilmek için ayaklarınızın sağlam yere basması lazım. Güçlü olmanız lazım ve her alanda fevkalade muktedir bir ülke olmanız lazım. Türkiye olarak kendimize çizdiğimiz yol budur. Çevremizdeki bütün bu çatışmaların ortadan kaldırılması için mücadele ederken, Türkiye’ye karşı da hesapları olanların varlığını biliyor, ona karşı da güçlü ve büyük Türkiye’den başka yolumuzun olmadığını da gayet iyi kavrıyoruz" şeklinde konuştu. "Ramazan süslemesi yapan yavrularımızdan hangi rejim krizini çıkarabiliyorsunuz?" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de 28 Şubat süreciyle ilgili, "Bu tarih, hafızası olan herkes için çok şeyler anlatıyor. Önümüzde duran bu tabloya, bu hafızayla bakınca kullanılan dilin, kurulan tehdit cümlelerinin, dini olanı kamusal alandan uzaklaştırmanın hangi zihniyet kodlarından beslendiğini çok daha net görebiliyoruz. 28 Şubat’ın bıraktığı yara, insanın gündelik hayatına kadar inen bir kuşatma tecrübesiydi. Malumunuz o süreçte baskı, okul kapısına, kampüs koridoruna, öğretmen odasına, ailelerin ev içi kararlarına kadar yayılmıştı. Başörtülü kızlarımız, imam hatipli gençlerimiz, dindar emekçi ailelerimiz bu müdahalenin yükünü hep beraber ağır bir biçimde taşıdık. 28 Şubat’ın bize ağır bedeller ödettiği hakikatlerden biri, vesayetin her zaman tank sesiyle gelmemiş olmasıydı. Kimi zaman gazete manşetleriyle, kimi zaman bildirilerle, kimi zaman da örgütlü bir mutabakat görüntüsü altında toplumun değerleri üzerine kurulan baskıyla işledi. Nitekim dönemin merkez medya dili, sivil görünümlü baskı odakları ve temel hak ve hürriyet alanını daraltan o mutabakatlar, bu müdahalelerin en ana taşıyıcı unsuruydu. Bugün Ramazan etkinlikleri etrafında yükselen tepkilere baktığımızda aynı kuşatma dilinin güncellenmiş bir sürümüyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu tablo karşısında sözü dolandırmadan açık açık konuşmamız gerekiyor. Çocuklarımız Ramazan’ı tanıyınca, orucun edebini öğrenince, namazın manasını merak edince, okul bahçesinde ilahi ile kendi medeniyetinin sesiyle buluşunca kimler ve neden acaba ideolojik bir alarm sürecine geçiyor? Ramazan etkinliklerimizi talibanlaştırma diye yaftalayacak kadar ölçüyü nasıl kaybettiniz? Bir çocuğun iftarı, sabrı, infakı, hürmeti öğrenmesinden nasıl bir tehdit üretebiliyorsunuz? Ramazan süslemesi yapan yavrularımızdan hangi rejim krizini çıkarabiliyorsunuz? Teneffüste dahi ilahi söyleyen çocukların sesinden hangi hukuk düzeninin zarar gördüğünü lütfen bana anlatın. Pedagojiden söz edenler, çocukların kendi kültürünü tanıma hakkını hangi pedagojik ölçüyle dışarıda bırakabiliyorsunuz? Özgürlükten söz edenler, iş milletin inancına ve bu ülkenin manevi hafızasına gelince niçin yasakçı bir dile savruluyorsunuz? Laikliği savunuyoruz diyerek ortaya çıkanlar, okul bahçesindeki Ramazan neşesini gericilik, çocukların değer eğitimiyle temasını ise tehdit, toplumun inançla kurduğu gerçek bağı ise tehlike göstermeye siz nasıl kendinizi hak görüyorsunuz" dedi. "Bu millet kendi inancını savunduğu için mahcubiyet duymak zorunda değildir" Bakan Tekin, "Bugün Ramazan etkinlikleri vesilesiyle yeniden sahneye sürülen laiklik bildirileri işte bu hafızayı yok sayıyor. Sözde emekçinin hakkından, demokratik cumhuriyetten söz ediyorlar. Peki, 28 Şubat’ta kapısından çevrilen işçi çocuklarını, disiplin cezalarıyla meslek hayatı elinden alınan öğretmenleri, katsayı duvarına toslayan meslek lisesi gençlerini, bu ülkenin yurttaşı olarak hangi vicdan gördü? O gün o çocuklar hangi emek mücadelesinin, hangi demokrasi iddiasının içinde kendi sorunlarının çözümünü bulabildi? Laikliği savunmak suç değildir cümlesini tekrar edip duruyorlar. Elbette değildir. Sorun o bu cümleyi kendine zırh yapıp, tesettürlü kadınlara, sarıklı cübbeli insanlara, başında tülbent, ayağında şalvar var diye seçilmiş bir belediye başkanına hakaret yağdıran zihniyettedir. Sorun laiklik değil, sorun takıntılı, kibirli laikçilik anlayışıdır. Ramazan’da da ilahi söyleyen çocuklardan rejim krizi çıkarmaya çalışanlar aslında diyor ki, bu toplumun inancı kamusal alanda görünür olamaz. Bu millet kendi inancını savunduğu için kimsenin karşısında mahcubiyet duymak zorunda değildir. Bizim itirazımız, laiklik ilkesini her defasında milletin inancına saldırı vesilesi yapan vesayet dilinedir. Hamdolsun bugün bu vesayet dininin karşısında dimdik durabiliyor isek eğer bu AK Parti iktidarlarının ve yıllara yayılan demokrasi mücadelesiyle yasakçı düzenekleri adım adım değiştiren reform siyasetleriyle ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bedel ödemeyi göze alan sarsılmaz liderliğiyle mümkün olmuştur" şeklinde konuştu.
AK Parti İstanbul İl Başkanlığından "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" isimli panel
28 Şubat 2026 Cumartesi - 22:36 AK Parti İstanbul İl Başkanlığından "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" isimli panel AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" isimli panel düzenlendi. AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu. Bu kızlar kurtarılmalı deniliyordu. Hiç öyle kızlar olmadık. Türkiye’yi kurtaran kızlar olduk çok şükür" dedi. AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" konulu panel, Beyoğlu Sütlüce’de bulunan AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlendi. AK Parti İnsan Hakları Başkanı Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın’ın moderatörlüğünde düzenlenen programda eski TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta konuşmacı olarak yer aldı. Programa konuşmacıların yanı sıra AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, il ve ilçe teşkilatından temsilciler ve davetliler katıldı. "28 Şubat‘ta bir müdahalede bulunuyorlar ancak bu sadece siyasete değil bir topluma karşı müdahaleye dönüşüyor" Panelde konuşan Şentop, "28 Şubat‘ta bir müdahalede bulunuyorlar ancak bu müdahale sadece siyasete değil bir topluma karşı müdahaleye dönüşüyor. Neden, toplumda bir değişiklik var esas onları rahatsız eden. Nedir o değişiklik? Müslümanlığın ve İslam’ın görünür unsurlarına tezahürlerine karşı bir rahatsızlık var. Üniversitelerde başörtülü öğrencilerin varlığı, bunların toplumsal görünürlüğü, İmam Hatip Liselerinin sayılarının artması, Kur’an kurslarına çocukların gitmesi. AK Parti’nin düzenlemeler yapmasını laikliğe aykırı eylemlerin odağı olması olarak değerlendirmişlerdi. Müslümanlığın görünür tezahürlerine karşı bir tutum içerisinde olanlar bunu laiklik diye kendilerinin tanımını bildiği ama anayasadaki tanımlara uymayan bir tabirle bir müdahalenin ve vesayetin kılıfı olacak şekilde tanımlayarak kullanıyorlardı’’ diye konuştu. "28 Şubat‘a gelen süreçte sirayet edebilecekleri alan oluşturmak istediler ve paydaş olarak FETÖ’yü yanlarına aldılar" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise, "28 Şubat‘ta ben üniversitede asistandım. Bir şekilde bu baskı ortamından kurtulmak için yurtdışında master, doktora yapmak için çıkmak istiyoruz. Yurtdışına gitmek üzereyiz. Bir sene beklettikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı’ndan tek bir satır yazı geldi. Yurt dışına gönderilmeniz uygun bulunmamıştır diye. Fakat Cenabı Allah öyle bir oyun kurucu ki, 2013 yılında ben o bakanlıkta tüm bu bursların organize edildiği müsteşarlık pozisyonuna geldim. Her bir darbe bir sonraki darbe için örnek teşkil ediyor. Bir sonraki darbeyi yapanlar bir öncekinden biraz daha profesyonelleşmeye çalışıyor. 28 Şubat‘a gelen süreçte toplumda en ücra köşedeki vatandaşa da sirayet edebilecekleri alan oluşturmak istediler ve paydaş olarak FETÖ dediğimiz yapıyı yanlarına aldılar" ifadelerini kullandı. "O dönemi yaşamış kadınlar olarak her yıldönümünde yutkunuyoruz" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ise, "Postmodern darbe dedikleri medyanın, yargının, sivil toplumun, üniversitelerin, akademisyenlerin hepsinin içerisinde olduğu, hazırlık sürecinin özellikle medya eliyle çok hazin şekilde hazırlandığı yıllardı. Bu ülkenin değerlerine adeta meydan okunan bir darbe teşebbüsüydü. Postmodern ismiyle asla yumuşatılmamalı bu olay. Buna özellikle dikkat çekmeliyiz. O dönemi yaşamış kadınlar olarak her yıldönümünde yutkunuyoruz. O dönem yaşanan zulümleri hatırlıyoruz ve diyoruz ki unutmayacağız, unutturmayacağız" dedi. "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu" AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu. Bu kızlar kurtarılmalı deniliyordu. Hiç öyle kızlar olmadık. Türkiye’yi kurtaran kızlar olduk çok şükür. Avrupa Konseyi’nin bir özelliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hakimlerin seçimi oradaki vekillerin oylarıyla belirlenirdi. Ben 2016-2017’de gittiğimde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hakim seçen bir milletvekili oldum. Bir gün davacı olarak gitmiştim aradan yıllar geçti Türkiye değişti hakimini seçen bir milletvekiliyim. Bu, darbeden Türkiye’nin büyük bir değişim ve dönüşüm ile çıktığının ve milletimizin büyük bir kazanım elde ettiğinin siyasetin sözünün geçerli olduğunu gösteren bir tablodur" dedi.
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" isimli panel düzenledi
28 Şubat 2026 Cumartesi - 22:30 AK Parti İstanbul İl Başkanlığı "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" isimli panel düzenledi AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından ‘’28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası’’ isimli panel düzenlendi. Programda konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu. Bu kızlar kurtarılmalı deniliyordu. Hiç öyle kızlar olmadık. Türkiye’yi kurtaran kızlar olduk çok şükür" dedi. AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından "28 Şubat: Vesayet, Darbe ve Milli İradenin İnşası" konulu panel, Beyoğlu Sütlüce’de bulunan AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlendi. AK Parti İnsan Hakları Başkanı Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın’ın moderatörlüğünde düzenlenen programda TBMM 29. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta konuşmacı olarak yer aldı. Programa konuşmacıların yanı sıra AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, il ve ilçe teşkilatından temsilciler ve davetliler katıldı. "28 Şubat‘ta bir müdahalede bulunuyorlar ancak bu sadece siyasete değil bir topluma karşı müdahaleye dönüşüyor" Panelde konuşan TBMM 29. Başkanı Mustafa Şentop, "28 Şubat‘ta bir müdahalede bulunuyorlar ancak bu müdahale sadece siyasete değil bir topluma karşı müdahaleye dönüşüyor. Neden, toplumda bir değişiklik var esas onları rahatsız eden. Nedir o değişiklik? Müslümanlığın ve İslam’ın görünür unsurlarına tezahürlerine karşı bir rahatsızlık var. Üniversitelerde başörtülü öğrencilerin varlığı, bunların toplumsal görünürlüğü, İmam Hatip Liselerinin sayılarının artması, Kur’an kurslarına çocukların gitmesi. AK Parti’nin düzenlemeler yapmasını laikliğe aykırı eylemlerin odağı olması olarak değerlendirmişlerdi. Müslümanlığın görünür tezahürlerine karşı bir tutum içerisinde olanlar bunu laiklik diye kendilerinin tanımını bildiği ama anayasadaki tanımlara uymayan bir tabirle bir müdahalenin ve vesayetin kılıfı olacak şekilde tanımlayarak kullanıyorlardı’’ diye konuştu. "28 Şubat‘a gelen süreçte sirayet edebilecekleri alan oluşturmak istediler ve paydaş olarak FETÖ’yü yanlarına aldılar" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise "28 Şubat‘ta ben üniversitede asistandım. Bir şekilde bu baskı ortamından kurtulmak için yurtdışında master, doktora yapmak için çıkmak istiyoruz. Yurtdışına gitmek üzereyiz. Bir sene beklettikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı’ndan tek bir satır yazı geldi. Yurt dışına gönderilmeniz uygun bulunmamıştır diye. Fakat Cenabı Allah öyle bir oyun kurucu ki, 2013 yılında ben o bakanlıkta tüm bu bursların organize edildiği müsteşarlık pozisyonuna geldim. Her bir darbe bir sonraki darbe için örnek teşkil ediyor. Bir sonraki darbeyi yapanlar bir öncekinden biraz daha profesyonelleşmeye çalışıyor. 28 Şubat‘a gelen süreçte toplumda en ücra köşedeki vatandaşa da sirayet edebilecekleri alan oluşturmak istediler ve paydaş olarak FETÖ dediğimiz yapıyı yanlarına aldılar" ifadelerini kullandı. "O dönemi yaşamış kadınlar olarak her yıldönümünde yutkunuyoruz" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ise konuşmasında "Postmodern darbe dedikleri medyanın, yargının, sivil toplumun, üniversitelerin, akademisyenlerin hepsinin içerisinde olduğu, hazırlık sürecinin özellikle medya eliyle çok hazin şekilde hazırlandığı yıllardı. Bu ülkenin değerlerine adeta meydan okunan bir darbe teşebbüsüydü. Postmodern ismiyle asla yumuşatılmamalı bu olay. Buna özellikle dikkat çekmeliyiz. O dönemi yaşamış kadınlar olarak her yıldönümünde yutkunuyoruz. O dönem yaşanan zulümleri hatırlıyoruz ve diyoruz ki unutmayacağız, unutturmayacağız" dedi. "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu" AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta konuşmasında "Kurtarılacak kızlar olarak görülüyorduk ikna odaları bunun için kurulmuştu. Bu kızlar kurtarılmalı deniliyordu. Hiç öyle kızlar olmadık. Türkiye’yi kurtaran kızlar olduk çok şükür. Avrupa Konseyi’nin bir özelliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hakimlerin seçimi oradaki vekillerin oylarıyla belirlenirdi. Ben 2016-2017’de gittiğimde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hakim seçen bir milletvekili oldum. Bir gün davacı olarak gitmiştim aradan yıllar geçti Türkiye değişti hakimini seçen bir milletvekiliyim. Bu, darbeden Türkiye’nin büyük bir değişim ve dönüşüm ile çıktığının ve milletimizin büyük bir kazanım elde ettiğinin siyasetin sözünün geçerli olduğunu gösteren bir tablodur" dedi.