ASAYİŞ - 28 Ocak 2026 Çarşamba 11:59

Kusmuğu boğazına kaçan bebek hayatını kaybetti

A
A
A
Kusmuğu boğazına kaçan bebek hayatını kaybetti

Nevşehir’de yabancı uyruklu ailesi ile birlikte ikamet eden 8 aylık bebek yatağında ölü bulundu. Yapılan ilk incelemede bebeğin kustuğu ve kusmuğunun boğazına kaçmış olabileceği değerlendirildi.


Olay, Bahçelievler Mahallesi Mustafa Parmaksız Caddesi’nde üzerinde bulunan bir apartmanın 5’inci katında yaşandı. Edinilen bilgiye göre, 21 yaşındaki anne Meryem Elahmed Elmusa, gece saatlerinde 8 aylık bebeği Zeynep Elahmed Elmusa’yı emzirdikten sonra beşiğine yatırdı. Yaklaşık 2 saat sonra çocuğuna bakmak isteyen anne, çocuğunu hareketsiz görünce durumu hemen 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Yapılan ihbar üzerine eve sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde, 8 aylık bebeğin hayatını kaybettiği belirlendi. Adli tabibin yaptığı ilk muayenede bebeğin boğazına kusmuğunun kaçmış olabileceği değerlendirildi. Hayatını kaybeden bebeğin son bir haftadır rahatsız olduğu ve bu nedenle ailesi tarafından 1 gün önce de hem sağlık ocağına hem de devlet hastanesi çocuk polikliniğine götürüldüğü öğrenildi.


Cenazesi Nevşehir Devlet Hastanesi morguna kaldırılan bebeğin kesin ölüm nedeni, yapılacak otopsiden sonra belirlenecek.



Kusmuğu boğazına kaçan bebek hayatını kaybetti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Eskişehir’de ’Sarı’ kodlu fırtına uyarısı Eskişehir Valiliği, bölge genelinde etkili olması beklenen kuvvetli rüzgâr ve fırtınanın yol açabileceği olumsuzluklara karşı vatandaşları uyardı. Eskişehir Valiliği, 29 Ocak 2026 Perşembe günü öğle saatlerinden itibaren bölge genelinde kuvvetli rüzgâr ve fırtınanın etkili olacağı yönünde meteorolojik bir uyarı yayımladı. Valilik, Perşembe günü başlayacak olan hava hadisesinin Eskişehir ve Kütahya il geneli ile Bursa’nın doğu, Bilecik’in ise güney ilçelerinde şiddetini artıracağını belirtti. Fırtınanın hızının saatte 50-70 kilometre, yer yer 80 kilometreye ulaşacağı, yüksek kesimlerde ise 90 kilometre/saati bulacağının tahmin edildiği ifade edildi. Kuvvetli fırtınanın 30 Ocak Cuma günü sabah saat 06.00’ya kadar etkisini sürdürmesi beklendiğinden; ağaç ve direk devrilmesi, ulaşımda aksamalar ve çatı uçması gibi olaylara karşı dikkatli olunması gerektiği kaydedildi. Meteoroloji 3. Bölge Müdürlüğü’nden ’Sarı’ kodlu uyarı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü 3. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada da, ’Sarı’ kodlu uyarıya dikkat çekilerek, "Fırtınayla birlikte soba ve doğalgaz kaynaklı zehirlenmeler gibi olumsuzluklara karşı hazırlıklı olunması, tahmin ve meteorolojik erken uyarıların takip edilmesi önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.
Isparta Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri, çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da TÜBİTAK tarafından bu yıl desteklenen projede, Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılırken, aynı zamanda bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri incelenerek tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyeli ile kanser tedavisinde değerlendirilebilecek antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzasında Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede, Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca, bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "TÜBİTAK’a sunduğumuz 1001 projeleri kapsamındaki çalışmamız kabul edildi. Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje; Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda, toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda, özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle, toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda, üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilir potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca, insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle, tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz. Destekleri için TÜBİTAK’a, projede yer alan akademisyen arkadaşlarıma ve katkı sunacak bursiyerlerimize şimdiden teşekkür ederim. Bu bir ekip işidir ve güçlü bir ekip ruhuyla bu çalışmayı başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün Hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmak; akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.