MAGAZİN - 18 Ağustos 2025 Pazartesi 14:25

Bodrum’da sanatçı baskılara dayanamayıp davulunu kırarak sahneyi bıraktı

A
A
A
Bodrum’da sanatçı baskılara dayanamayıp davulunu kırarak sahneyi bıraktı

Muğla’nın Bodrum ilçesi Gündoğan Sahili’nde sahne alan sanatçı Ekin Akkaş, Türkçe müzik ve türkülerden rahatsız oldukları gerekçesiyle vatandaşların yüzlerce şikâyeti üzerine, sahnede davulu kırarak sahneyi bıraktı. Akkaş, "Burası Türkiye, tabii ki türkülerimizi söyleyeceğiz, Türkçe şarkılarımızı çalacağız. Yunan müziği dinlemek isteyenler Kos’a gidebilir" sözleriyle yaşananlara tepki gösterdi.


Sahneye veda etmeden önce doğum gününü kutlayan ve dinleyicilere çiğ köfte dağıtan Akkaş, son kez müzikleriyle zeybek oynatıp halay çektirdi. Ardından davulunu kırarak müzisyen arkadaşlarıyla birlikte enstrümanları sahnenin önüne bırakan sanatçı, sahneden ayrıldı. Dinleyiciler ise "Lütfen gitme, sen çok güzel söylüyorsun" diyerek Akkaş’a destek oldu.



"Biz hazirandan beri Bodrum’da müzik yapmaya çalışıyoruz"


Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ekin Akkaş, haziran ayından bu yana Bodrum’da müzik yapmaya çalıştıklarını belirterek, "Sonuçta burası bir müessese, burada aşağı yukarı 50-60 kişi ekmek yiyor. Bunun gibi birçok mekân var Bodrum’da. Ancak Bodrum zaten bu sene sezon itibarıyla çok iyi geçmedi. Çünkü sürekli Bodrum’u karalama kampanyası başladı. Biz hazirandan beri her etkinlikte, daha müziğe başlamadan hemen şikâyet edilmeye çalışıldık. Oysa buranın ruhsatı var" dedi.



"Sessiz müzik yapmaktan yorulduk"


Akkaş, mekânda hiçbir gayri yasal olay yaşanmadığını vurgulayarak, "Gelen jandarma sürekli ölçüm yaptı, her şey kontrol altında oldu. Her gün müzik yaptığımızda denetim altındaydık. Çünkü sesimiz hiçbir zaman sınırları aşmadı. Bizim sesimiz kısıldı, buraya gelen tüm sanatçılar sesinden oldu. Ben de sesimden oldum. Sessiz müzik yapmaktan yorulduk" ifadelerini kullandı.



"Sanatçı sessiz olamaz"


Mekân sahibi Macit Bey’in her zaman kendisine destek olduğunu belirten Akkaş, "Ama o da artık ‘sessiz sanatçılar getirelim’ demek zorunda kaldı. Ben de dedim ki ‘Abi, sessiz sanatçı nasıl getireyim? Sesi olmayan zaten sanatçı olamaz’" diye konuştu.



"Türkülerimizden rahatsız oldular"


Her gün yüzlerce şikâyetle karşılaştığını dile getiren Akkaş, "Daha ikinci dakikada bile müzik açılmadan şikâyet edildi. Burası Bodrum. Bodrum bir dünya markasıdır. Bodrum’da müzik olmazsa olmaz. Türkülerimizle, horonlarımızla, zeybeklerimizle yadırgandık. Ahmet Kaya şarkılarıyla bile yadırgandık. ‘Çok iğrenç türküler söylüyorsunuz’ dediler, ‘varoşsunuz’ dediler. Ama biz varoş değiliz. Biz kardeşlik ve barış için şarkı söylüyoruz. Bayrağımızı seviyoruz" dedi.



"Burası Türkiye, müziğimizin yeri var"


Akkaş, yaşanan tepkilere üzüldüğünü belirterek, "Macit Diyarbakırlıdır, ben de Diyarbakırlıyım. O kadar yurtsever, ülkesini seven biridir ki anlatamam. Ama bu yapılanları esefle kınıyorum. Ülkemin her tarafı benimdir, Bodrum da benimdir. Yunan müziğini severim, dinlerim, keyif alırım. Ama illa onu dinlemek isteyen varsa, Kos’a gidebilir. Burası Türkiye. Benim her toprağımın her yerinin müziği vardır. Bu ülkede dedelerimiz, atalarımız savaşmış. Bu bayrak bizimdir. Kendi türkülerimize, müziğimize, özümüze sahip çıkmazsak yazık bize" ifadelerini kullandı.



"Bıkkınlık sebebiyle bırakıyoruz"


Sahneyi bırakma kararının sebebini de açıklayan Akkaş, "Bugün bırakmamızın yegâne sebebi bıkkınlık oldu. İlk günden beri yanlış mıyız? Zaten saat bire kadar iznimiz var. Biz bir dakika bile geçtik mi? Hukuksuz bir şey yaptık mı? Asla. Evraklarımızı her zaman gösterdik" dedi.



"Bodrum müziksiz olamaz"


Bodrum’un eğlence kenti olduğunu belirten Akkaş, "Asıl önemli olan şu; insanlar Bodrum’a gece yarısı yatmaya mı geliyor? Bodrum’da gece yarısında kimse yatmaz. Burası eğlence yeri. Buna rağmen bir tane değil, yüzlerce şikâyet oldu. Daha müziğe başlamadan şikâyetler gelmeye başladı" dedi.


Sokakta yürürken bile yadırgandığını aktaran sanatçı, "Burası türkü yeri mi?, Burası çiğ köfte yeri mi? dediler. Oysa Urfa da burada, Diyarbakır da burada. Bunlara çok üzüldüm, çok kırıldım. Keşke bunlar yaşanmasaydı" sözleriyle konuşmasını tamamladı.



Bodrum’da sanatçı baskılara dayanamayıp davulunu kırarak sahneyi bıraktı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Av. Dr. Umut Metin, "Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın hukuki etkilerini ve özellikle bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin durumu hakkında açıklamalarda bulunan Av. Dr. Umut Metin, yaşanan savaşın ticari sözleşmelere olan etkisi konusunda bilgiler verdi. EPTALEX hukuk şirketinin Yönetici Ortağı Umut Metin, EPTALEX olarak savaştan etkilenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Lübnan’da aktif şekilde faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, hukuki hizmetlerde herhangi bir aksama olmaksızın çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Metin, ancak yaşanan ve devam edeceği anlaşılan bu savaşın hukuki etkileri konusunda yoğun sorular aldıklarını belirterek, özellikle Dubai ve Abu Dabi gibi şehirlerde yatırımı bulunan Türk iş insanlarının yatırım güvenliği, ödeme taahhütleri ve alacak tahsilatları konusunda ciddi tereddütler yaşadıklarını gözlemlediklerinin altını çizdi. "Bir kısım ticari sözleşmeler, savaşın doğrudan olumsuz etkisi altında" Metin, "Savaşın ve şiddetin yaşandığı bir bölgede uygulanan sözleşmelerin, ister yerel ister uluslararası ticari sözleşmeler olsun, savaştan etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. Nasıl ki, şiddet cana ve mala zarar verirse, aynı şekilde sözleşmelere ve ticari hayata da zarar verir. Savaş varken şirketlere, hiçbir şey olmamış gibi sözleşmeye aynen uy, sözüne sadık kal demek adil bir beklenti değildir. Hayat değişirken hukukun bu değişimi görmezden gelmesi düşünülemez" dedi. "Savaş hali, mücbir sebep olarak değerlendirilebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Metin, "Bunun karşılığı, ’ifa imkânsızlığı’ veya ’ifa zorluğu’dur. Basit ifadeyle bu durum, sözleşme gereğinin yerine getirilememesi veya söze sadakatin aşırı derecede zorlaşmasıdır. Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. "Savaşın etkilerinin hayatı ve ticareti durma noktasına getirdiği bir tabloda, taahhüdün geçici olarak askıya alınması ya da ifanın imkânsız hale gelmesi halinde sözleşmeden dönülmesi hukuken gündeme gelebilir" diyen Av. Dr. Umut Metin, "Savaş, her sözleşme için mücbir sebebe neden olmaz. Uluslararası ticari sözleşmeler, savaş ortamında normal zamanlardaki gibi yorumlanamaz. Savaş olsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsa zaten mücbir sebep de, hukuken sorun da yoktur. Ancak taraflardan biri ya da her ikisi savaş nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremez hale gelmişse, bu durum gecikmeksizin karşı tarafa bildirilmelidir" ifadelerini kullandı. "E-posta yoluyla bildirim yeterlidir" Mücbir sebep bildirimi noter aracılığıyla yapılmak zorunda olmadığını aktaran Metin, "Ancak sözleşmede belirlenen bildirim usulüne dikkat edilmeli ve ona uyulmalıdır. Günümüzde çoğu ticari sözleşmede e-posta ile bildirim yeterli görülmektedir" dedi. "Savaş, sözleşmenin yerine getirilmesini engellemekte ise mücbir sebep ihtimali doğar" Burada belirleyici olanın savaşın varlığı değil, savaşın sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmesine engel teşkil eden etkisi olduğunu ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer savaşın sözleşmeye olumsuz bir etkisi yoksa, yalnızca savaşın varlığına dayanarak yükümlülükten kaçınılamaz. Ancak savaş fiyatlarda beklenmedik ve aşırı artışlara yol açıyorsa, savaş bölgesinde faaliyet göstermeyen bir şirket dahi dolaylı etkiler nedeniyle mücbir sebep savunmasına başvurabilir." "Bir sözleşmede ’savaş mücbir sebep sayılmaz’ yazılı olsa bile, mücbir sebep gündeme gelebilir" Metin, "Sözleşmeler, kanunun üzerinde değildir. Savaş ortamında fiilen imkânsız hale gelen bir yükümlülük için tarafı mutlak biçimde sözleşmeye bağlı tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Söze sadakat (ahde vefa) esastır. Ancak söze sadık kalmanın imkânsız olduğu hallerden biri de savaş halidir. İnsanların can güvenliğini öncelediği bir tabloda, ticari yükümlülüklerin savaş atmosferine göre yeniden değerlendirilmesi ve gerektiğinde askıya alınması mümkündür. Bu halde sözleşmede ne yazarsa yazsın, kanunun ne dediği ve olası bir davada mahkemenin durumu nasıl nitelendirdiği önem kazanmaktadır" dedi. Uluslararası ticari sözleşmelerin hemen hepsinde "Fesih" ve "Mücbir Sebep (Force Majeure)" başlıklı maddelerin yer aldığını söyleyen Metin, "Eğer sözleşmede belirli bir süre sonunda fesih hakkı tanınmışsa, taraflar mücbir sebebin süresini dikkate alarak hareket etmelidir" dedi. Körfez’de, özellikle Dubai’de gayrimenkul yatırımı bulunan Türkler için mücbir sebep ihtimali gündeme gelebileceğini söyleyen Metin, "Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai gibi şehirlerde gayrimenkul yatırımı bulunan çok sayıda Türk bulunmaktadır. Bunların bir kısmı da Dubai’de yerleşiktir. Dubai’de ’Off plan’ olarak adlandırılan sistemde, henüz gayrimenkul inşaatı tamamlanmadan yani ’proje aşamasında’ yatırımcılar proje devam ederken ödeme planına bağlı taksit yükümlülüğü altına girerler. Savaş nedeniyle gelir akışında aksama yaşanması veya ödeme imkânının ciddi şekilde zorlaşması halinde, her somut olay kendi içinde değerlendirilmek kaydıyla, mücbir sebep ileri sürülmesi, ödemelerin ötelenmesi veya sözleşmeden dönülmesi ihtimalleri gündeme gelebilir. En azından, savaş süresi boyunca mücbir sebep durumunun Türk Yatırımcılar tarafından inşaat şirketlerine bildirilmesi, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda yatırımcı açısından koruyucu bir adım olabilir. Bu noktada imza olunan gayrimenkul satış sözleşmesi hükümleri de, mücbir sebep koşulları da birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Manisa Manisa’nın simgesi ’Beyazfil’ için çağrı Manisa şehir merkezinde uzun süredir atıl durumda bekleyen, halk arasında ’Beyazfil’ olarak bilinen eski SGK binasının geleceği yeniden gündeme geldi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, yapının tekrar halkın kullanımına kazandırılması için Manisa protokolüne çağrıda bulundu. Köse, Beyazfil’in yalnızca bir bina olmadığını, kentin Cumhuriyet dönemi mimari hafızasının önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Bu yapı Manisa’nın ortak hafızasıdır. Yıllarca hem kamu hizmetine hem de sosyal yaşama ev sahipliği yaptı. Bugün etrafı çevrili, akıbeti belirsiz bir şekilde bekletilmesi kabul edilemez" dedi. Binanın özelleştirme sürecine de değinen Köse, satış sonrası yaşanan hukuki tartışmaları hatırlatarak, "Beyazfil’in devri ve sonrasında gündeme gelen projeler kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Manisa halkı bu sürecin şeffaf yürütülmesini ve kamu yararının ön planda tutulmasını istemektedir" ifadelerini kullandı. Yapının geçmişte kentsel sit alanı ve kültür varlığı kapsamında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Köse, açılan davalar ve mahkeme kararları sayesinde yıkım girişimlerinin önüne geçildiğini vurguladı. Binanın Cumhuriyet dönemi mimarisini temsil eden niteliklere sahip olduğuna dikkat çeken Köse, "Ayrıca bulunduğu alan itibarıyla kentsel sit kapsamında değerlendirilmiş, kültürel değer taşıdığı mahkeme kararlarıyla da ortaya konmuştur. Açılan davalarda verilen yürütmeyi durdurma kararları, yıkımın hukuken mümkün olmadığını göstermiştir. Bu da aslında yapının korunması gerektiğinin tescilidir." Düşünce Rotası Derneği olarak önerilerini de paylaşan Köse, Beyazfil’in ticari bir projeye dönüştürülmesi yerine kamu odaklı bir işleve kavuşturulması gerektiğini savunarak şunları söyledi: "Manisa’nın merkezinde böylesine sembolik bir yapıyı sadece ekonomik değer üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Burası kültür ve sanat merkezi, gençlik ve inovasyon merkezi, kent müzesi ya da çok amaçlı bir sosyal yaşam alanı olabilir." "Beyazfil yeniden ışıklarını yakmalı" Fatih Köse, açıklamasının sonunda, "Beyazfil, Manisa’nın merkezinde suskun bir anıt gibi bekliyor. Bu sessizliği hep birlikte bozabiliriz. Sivil toplum, yerel yönetimler ve devlet kurumları el ele verirse, Beyazfil yeniden ışıklarını yakar ve Manisa’nın kültürel kalbi olur."
Manisa Çuval parasıyla kurulan miras, kitap ve sanatla yaşayacak Manisa’da 1937 yılında temeli atılan ve üzüm üreticilerinin sattığı çuval başına alınan 5 kuruşluk bağışlarla tamamlanan 89 yıllık tarihi "Kitapsaray" binasının geleceğiyle ilgili yürütülen çalışmalarda yeni bir aşamaya gelindi. Yeni kütüphanenin hizmete girmesinin ardından bir süredir boş kalan binanın deprem dayanıklılık analizleri tamamlanırken, tarihi yapının aslına uygun restorasyonla gençlere ve çocuklara yönelik kitap, kültür ve sanat odaklı bir merkez olarak şehre yeniden kazandırılması hedefleniyor. Manisa’nın sembol yapılarından biri olan Kitapsaray binasının hikayesi, toplumsal bir dayanışma örneğine dayanıyor. 1936 yılında dönemin "İmarcı Valisi" Dr. Lütfi Kırdar başkanlığında kurulan Manisa Kitapsaray Kurumu, şehre modern bir kütüphane kazandırmak için kolları sıvadı. O dönemde Manisa Ticaret Borsası’nda satılan her üzüm çuvalından alınan 5 kuruşluk bağışlar ve hayırseverlerin katkılarıyla toplanan 20 bin lira ile binanın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yapı, Manisalıların kültüre verdiği değerin bir nişanesi olarak yükseldi. Savaş yıllarında ‘Askeri Hastane’ oldu İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında kapılarını kütüphane olarak açmaya hazırlanan bina, cephe gerisindeki stratejik önemi nedeniyle 1940-1944 yılları arasında "Askeri Hastane" olarak kullanıldı. Savaşın etkilerinin azalmasıyla birlikte 23 Nisan 1945 tarihinde Vali Ali Rıza Çevik’in katıldığı törenle asıl kimliğine kavuşan Kitapsaray, on binlerce esere ev sahipliği yaparken kuşaklar boyu kitapseverlerin buluşma noktası oldu. Deprem analizi tamamlandı, onay bekleniyor Bir süredir boş durması nedeniyle bakımsızlık endişesiyle gündeme gelen tarihi yapı için yetkililerden edinilen bilgiye göre, deprem dayanıklılık analizi süreci tamamlandı. Yapılan incelemelerde binanın güçlendirilmesi gerektiği tespit edilirken; hazırlanan restorasyon projeleri ve maliyet çizelgeleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu. Bakanlık’tan gelecek cevaba istinaden, 2026 yılı sonuna doğru güçlendirme ve restorasyon çalışmalarının başlatılması planlanıyor. Kitap, kültür ve sanatla yeniden hayat bulacak Tapu kayıtlarında yer alan "Kütüphaneden gayri hiçbir surette kullanılmamak kaydıyla" şerhine sadık kalınarak planlanan proje kapsamında bina, restorasyonun ardından yine "Kitapsaray" ismiyle hizmet verecek. Özellikle gençlerin ve çocukların kitapla buluşacağı, kültür ve sanat faaliyetleriyle uğraşacağı bir merkez haline getirilecek olan yapı, tarihi dokusu korunarak modernize edilecek. Merkez, Manisa’nın kültürel mirasını yeni nesillere aktaran yaşayan bir mekan olacak.