ÇEVRE - 07 Ocak 2026 Çarşamba 13:02

Prof. Dr. Halil Kumbur: "Su kaynakları iyi yönetilmezse Türkiye su fakiri olacak"

A
A
A
Prof. Dr. Halil Kumbur: "Su kaynakları iyi yönetilmezse Türkiye su fakiri olacak"

Çevre uzmanı Prof. Dr. Halil Kumbur, 2026 yılına girerken Türkiye ve Mersin’de çevre sorunlarının giderek derinleştiğini belirterek, özellikle su kaynakları konusunda ciddi uyarılarda bulundu. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve kuraklığın en yıkıcı etkilerinin su kaynakları üzerinde hissedildiğini ifade eden Kumbur, Türkiye’nin iyi bir su yönetimi planlaması yapılmadığı takdirde yakın gelecekte ’su fakiri’ ülkeler arasında yer alacağını söyledi.


Prof. Dr. Kumbur, küresel ölçekte sınır tanımayan çevre sorunlarının yanı sıra hava, su, toprak ve atık kirliliği, plansız kentleşme, gürültü ve görüntü kirliliği gibi yerel çevre sorunlarının da günümüzde büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu sorunların Mersin’de de belirli ölçülerde yaşandığını ifade eden Kumbur, çevre ve insan haklarının 21. yüzyılın yükselen değerleri olmasına rağmen küresel güçler tarafından çıkar amaçlı kullanılabildiğine dikkat çekti.



"Su, geleceğin en stratejik kaynağı"


Dünyadaki su varlığının yüzde 71’inin gezegenin yüzeyini kaplamasına rağmen, bunun çok büyük bir bölümünün okyanuslarda bulunan tuzlu sudan oluştuğunu belirten Kumbur, toplam su kaynaklarının yaklaşık yüzde 97,5’i tuzlu su iken, yalnızca yüzde 2,5’inin tatlı su niteliği taşıdığına dikkat çekti. Ancak bu yüzde 2,5’lik tatlı suyun da büyük kısmının buzullarda ve yer altı rezervlerinde bulunduğunu söyleyen Kumbur, akarsu ve göller gibi doğrudan erişilebilir tatlı su miktarının ise son derece sınırlı olduğunu ifade etti.


Prof. Dr. Halil Kumbur, göl ve akarsuların bir bölümünün de acı su özelliği taşıması nedeniyle, dünyadaki toplam su varlığının yalnızca yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,5’inin içme ve kullanma suyu olarak fiilen erişilebilir durumda olduğunu vurguladı. Bu durumun, suyun sanılanın aksine sınırsız değil, son derece kıt ve stratejik bir kaynak olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.


Türkiye’nin, Akdeniz ülkeleri arasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Kumbur, Doğu Akdeniz su havzasında yer alan Mersin’de son yıllarda su kaynaklarında yüzde 40’a varan azalmalar yaşandığını belirtti.


Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 2025 itibarıyla yaklaşık bin 300 metreküp olduğunu belirten Prof. Dr. Kumbur, bu rakamın 2040 yılında 700 metreküplere düşmesinin beklendiğini ve bunun da Türkiye’yi ’su fakiri’ ülke konumuna getireceğini dile getirdi.



"Suyun yüzde 76’sı tarımsal sulamada kullanılıyor"


Mevcut suyun yaklaşık yüzde 76’sının tarımsal sulamada, yüzde 14’ünün içme-kullanma ve yüzde 10’unun sanayide kullanıldığını aktaran Kumbur, özellikle sulama tekniklerinin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde mevcut su kaynaklarının gelecekte ihtiyaçları karşılamaya yetmeyeceğini vurguladı.


Mersin’in yıllık 7,4 milyar metreküplük yer üstü ve yer altı su potansiyeline sahip olduğunu belirten Kumbur, suyun bulunduğu alanlar ile ihtiyaç duyulan bölgeler arasında uyumsuzluk yaşandığını, kayıp-kaçaklar ve depolama sorunlarının da önemli bir problem olduğunu ifade etti.



Mersin’den Konya Ovası’na ve KKTC’ye su aktarımı


Mersin’in önemli su kaynaklarından Göksu Nehri’nden Mavi Tünel Projesi ile Konya Ovası’na yıllık 414 milyon metreküp su aktarıldığını hatırlatan Kumbur, Anamur Dragon Çayı’ndan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yıllık 75 milyon metreküp su iletildiğini belirtti.


Bu nedenle Mersin için su havzalarının korunması, kuraklık risk haritalarının hazırlanması, su bütçesinin oluşturulması, atık suların geri kazanımı ve yağmur sularının değerlendirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.



"İklim Kanunu önemli ama maliyetli"


Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında 2035 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 41 azaltma ve 2053 yılında net sıfır emisyon hedefini benimsediğini hatırlatan Kumbur, bu hedefler doğrultusunda 9 Temmuz 2025’te ’İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini ifade etti.


Kanunla birlikte enerji, sanayi, tarım, ulaşım ve inşaat gibi sektörlerde ciddi maliyetler oluşacağını belirten Prof. Dr. Kumbur, bu sürecin kamu ve özel sektör iş birliğiyle, planlı ve destekleyici politikalarla yürütülmesi gerektiğini söyledi.


"Mersin’in bir dünya kenti olabilmesi, ancak yaşanabilir ve temiz bir çevreyle mümkündür" diyen Kumbur, çevre sorunları çözülmüş bir Mersin’in tüm Mersinlilerin ortak arzusu olduğunu sözlerine ekledi.



Prof. Dr. Halil Kumbur: "Su kaynakları iyi yönetilmezse Türkiye su fakiri olacak"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Denizli Başkan Doğan: "Basın özgürlüğünün güçlenmesi, demokratik ve çağdaş toplumun temel göstergesidir" Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, "Mesleğini etik değerler ışığında, sorumluluk bilinciyle icra eden tüm gazetecilerimizi takdir ediyor; verdikleri emeklerin son derece kıymetli olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum" dedi. Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Doğan mesajda, basın emekçilerinin demokratik toplumların vazgeçilmez unsurları arasında yer aldığını vurguladı. Basın mensuplarının halkın haber alma hakkını teminat altına alan önemli bir kamu görevi üstlendiğine dikkat çeken Başkan Doğan, "Toplumun doğru, tarafsız ve hızlı bilgiye ulaşmasında büyük bir özveriyle görev yapan basın emekçilerimiz, demokrasimizin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Kamuoyunun sesi olan gazeteciler, her türlü zorlu şarta rağmen halkın haber alma hakkı için gece gündüz demeden fedakârca çalışmaktadır. Basın özgürlüğünün güçlenmesi, demokratik ve çağdaş bir toplumun en temel göstergelerinden biridir. Bu anlayışla, mesleğini etik değerler ışığında, sorumluluk bilinciyle icra eden tüm gazetecilerimizi takdir ediyor; verdikleri emeklerin son derece kıymetli olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, halkın doğru bilgilendirilmesi adına büyük bir özveriyle görev yapan tüm basın mensuplarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum" dedi.
İstanbul Fahiş aidat artışları, vatandaşı düşük fiyatla kaliteli hizmetin verildiği sitelere yöneltti Devlet tarafından kiraya yaklaşan aidatlara tedbir maksadıyla getirilen yeniden değerleme oranı, işini düzgün yapan site yönetimlerinde gündem teşkil etmedi. İstanbul’un en yoğun toplu konutlarının bulunduğu Avcılar ve Beylikdüzü ilçelerinde düşük aidatlarla yüzlerce konutun olduğu siteleri yöneten bazı yöneticiler, yapılan aidat zamlarının yeniden değerleme oranı değil, ihtiyaca uygun şekilde yapılması gerekliliğini vurguladı. Ülke genelinde art arda gelen ‘fahiş fiyatta aidat zammı’ haberleri üstüne hükümet yetkilileri harekete geçmiş ve yapılacak olan zamların yeniden değerleme oranlarını geçmeyeceği söylenilmişti. Yapılan açıklamalarda söz konusu kurallara uymayanların da denetime tabi tutulacağı da ifade edilmişti. İstanbul’da toplu konutlarının yoğun bulunduğu Avcılar Ispartakule ve Beylikdüzü bölgelerinde bulunan bazı sitelerde yapılan aidat artışları site sakinleri tarafından makul karşılanmış olmasının sebebi ise bu sitelerde; geniş sosyal tesislerin, fitness salonlarının, yüzme havuzlarının, büyük peyzaj alanlarının, halı sahaların, kapalı otopark ve 24 kesintisiz jenaratör imkanlarının ücretsiz olarak sakinlere hizmet vermesi olarak ön plana çıkmaktadır. Bu hizmetleri veren site yönetimleri, yapılacak olan zam artışlarında ‘yeniden değerleme oranı’ değil, ihtiyaca uygun yapılması gerekliliğini de vurguladı. Düşük aidatla hizmet veren bu sitelerde, yeniden değerleme oranı ile artış yapıldığında aidatlar düşük kalıp sitede sene içerisinde olabilecek olağan dışı harcamalarda yönetimi dolayısıyla sakinleri ise zora sokmuş olacak. Söz konusu sitelerden olan Avcılar ilçesinde bulunan bir sitenin yöneticisi olan Murat Odabaş, site aidat artışlarını yapış şekillerini anlatarak, "Öncelikle 634 sayılı kat mülkiyeti kanunu ve daha sonra sitemizin bir yönetim planı var bunu dikkate alıyoruz. Bu yönetim planında aidatların eşit mi yoksa metrekare bazında mı olacağını açıkça belirtir. Bu yönetim planına göre metrekare ya da eşit paylaşım ona göre aidatlar paylaşılır. Ama önce bir bütçe yapılır biz buna işletme projesi diyoruz. Burada giderleri çok iyi hesaplamak lazım. Aidatlar ‘yüzde kaç artırayım’ diye hesaplanmamalı. Yüzde 50 mi olsun yüzde 25 mi olsun? Böyle aidat artışı yapılmaz. Aidat artışında önümüzdeki yılın bütün giderleri tek tek yazılır. Gelirleri de yazılır. Yani giderler tek tek hesaplanır da yazılır" dedi. "Sitelerin en büyük giderleri personel giderleridir" Odabaş, sitelerin en büyük giderlerinin personel giderleri olduğuna dikkat çekerek, "Bizi aidat artışlarında en çok etkileyen şey asgari ücret tespit edildikten sonra biz işçimize çalışanımıza onun altında zaten bir zam veremiyoruz üstünde veriyoruz her zaman. Bu tespit edildikten sonra bizim işimiz kolaylaşır. Çünkü sitelerin en büyük giderleri personel giderleridir. Diğer giderleri de alt alta yazarız toplam bir bütçe çıkar. Bu bütçeyi kat maliklerine paylaştırırız. Böyle hesaplanır yüzde ile aidat hesaplanmaz. Yüzde şu kadar yapalım denilmez" diye konuştu. "Günümüzde site yöneticiliği çok zor bir meslek" Odabaş, bazı yöneticilerin tecrübe eksikliği nedeniyle kat malikleriyle yaşadığını problemlere atıfta bulunarak, "Medyada görüyoruz. Bazı yerlerde bazı sitelerde tecrübesiz yöneticilerin kat malikleriyle site sakinleriyle problemlerine şahit oluyoruz. Bunlar yanlış hesaplamadan kaynaklanan yüzde ile kafalarından ‘şu kadar artırdım’ demekle yapılan bütçelerden kaynaklanıyor. Gerçek giderleri hesaplayarak site ihtiyaçlarına cevap verecek ve sene içinde de eksik kalmayacak, eksi vermeyecek, yoksa hizmetler yürütülemez. Siz asansörler bozulduktan sonra 3 gün içinde o asansörü çalıştıramazsanız o site ne hale gelir? Böyle sitelerde var. Bizim burada asansör bozulunca saatler için o asansör aktif hale geliyor" şeklinde konuştu. Odabaş, bazı sitelerde aidatların ev kiraları ile yarıştığı iddialarıyla ilgili olarak da, "Bunlar çok uç örnekler bence. İşin tamamına geneline bakmak lazım. Boğazdaki bir siteyi referans alarak ‘aidatlar kira kadar oldu’ dersek kamuoyunu yanıltmış oluruz bence. Yüzbinlerce sitemiz var bizim. Bunlara dikkat etmek lazım. Bunlara bakmak lazım. Evlerin içine kadar teknik destek sunuyoruz. Güvenlik, yaşam alanları, peyzaj alanları, bunların sulanması, bakımları. Çok büyük giderlerimiz var. Site yöneticiliği çok zor bir meslek günümüzde" dedi. "Fahiş artışlar istisnai sitelerde doğru bir tabir, fakat sitenin kendine has özellikleri olur" Yine Beylikdüzü ilçesinde 400 konutlu bir sitede yöneticilik yapan Ali Gürsel Ovalı ise aidatlar belirlenirken en büyük kriterlerinin asgari ücret artışı ve enflasyon olduğunu vurguladı. Ovalı, "Bunun dışındaki giderler tamamen sitenin yeni veya eski olmasına bağlı olarak değişiyor. Mesela 2 yıllık bir sitenin bütün aletleri sistemi yeni aidat artışı az olur. Ama site eskidikçe, 10 yıllık 15 yıllık sitelerde artık birçok elektrikli malzemelerin yenilenmesi gerekiyor. Dolayısı ile bu demirbaş yenilenmesinden dolayı aidatlar artabiliyor. Sitenin kendi giderlerine bağlı olarak değişir. Bizim sitede sosyal tesis alanları var tam teşekkürlü. Böyle bir sitede ortalama aidatları 5 ile 7 bin arasında olması normal" diye konuştu. Ovalı, fahiş aidat artışlarıyla ilgili de konuşarak, "Fahiş artışlar istisnai sitelerde doğru bir tabir, fakat sitenin kendine has özellikleri olur. Mesela siz sitede her apartmanda daire büyüklüğüne göre temizlikçi koyarsınız, diğer yerde 60 daireli bir siteye yönetici koyar. Sizin etrafınız tamamen kapalıdır tek girişiniz vardır 6 tane güvenlik personeli ile sistemi yürütürsünüz. Bir başka site bunu 10-15 kişi ile yapar. Dolayısı ile sitenin giderini o sitenin ihtiyacına göre ideal bir kadro ile yönetmek bunun püf noktasıdır. Yani bu sitenin ihtiyacı nedir ? yönetici önce bunu tespit edecek. Site sakinlerinin istek ve taleplerini tespit edecek o miktarda personelle çalışırsa, sitede hiçbir zaman fahiş artış olmaz" dedi.
İstanbul Eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklamaya sevk edildi ‘Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü’ dosyası kapsamında tutuklanan eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Boğaz’daki kaçak yapılaşmalarla ilgili rüşvet istendiği iddiasıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik ‘yolsuzluk’ soruşturması kapsamında tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, ‘Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü’ dosyası kapsamında tutuklanmıştı. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Akpolat hakkında 52 ayrı eylem nedeniyle 415 yıla kadar hapis cezası istenmişti. Öte yandan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik ‘yolsuzluk’ soruşturması kapsamında, Boğaz’daki kaçak yapılarla ilgili rüşvet istendiği iddiasıyla Rıza Akpolat dosyaya dahil edildi. Bu soruşturma kapsamında şüpheli sıfatı bulunan Akpolat, İBB’ye yönelik ‘yolsuzluk’ dosyasından da tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Mahkemenin sevk yazısında, "Soruşturma kapsamında ifadesi alınan şüpheli Ozan İş ve şüpheli Emirhan Akçadağ’ın, şüpheli Rıza Akpolat’ın görev süresi dahlinde imar ve ruhsat talebinde bulunan bazı iş insanlarından rüşvet talep ettiği öne sürülmüştür. İsmi yer alan iş insanlarından Serdar Bilgili 500 bin dolar ve Beşiktaş’ ta İnari Omakase isimli iş yeri sahibi Aycan Akdağ ve tanık Sonat Sarper Ekşioğlu ise 2 milyon lira para vermek zorunda kaldıklarını beyan etmişlerdir. Şüpheli Rıza Akpolat’ın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine konu yargılama dosyasında, sahip olduğu mal varlığı değerlerini belediye başkanlığı görevinin verdiği yetkileri kötüye kullanarak rüşvet, irtikap suçlarından sağladığı haksız kazançla elde ettiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda şüphelinin rüşvet parasını iş sahiplerinden belediyenin aşevine bağış adı altında para talep ettiği, teslim edilen paralar için makbuz vermediği, parayı elden, şoförler ve bazı belediye çalışanları marifetiyle temin ederek uhdesine geçirdiği anlaşılmıştır. Savunması inkara yönelik olduğu anlaşılan şüphelinin rüşvet alma suçunu işlediği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesi bulunmaktadır. Şüphelinin aleyhine tanıklık yapan kişilere yahut haksız kazan elde ettiği kişilere baskı yapacağı, delilleri karartabileceğine ilişkin kuvvetli şüphe nedenleri olduğundan, tutuklu bulunan şüphelinin atılı suç yönünden tutuklanmasının orantılı olacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenle tutuklanmasına karar verilmesi talep olunur" ifadelerine yer verildi.
Siirt Siirt Emniyetinden 15 bin çocuğa ücretsiz giyim ve kırtasiye desteği Siirt İl Emniyet Müdürlüğü, toplumun her kesimine dokunan sosyal sorumluluk anlayışı doğrultusunda hayata geçirdiği örnek bir projeyle, il genelinde ihtiyaç sahibi 15 bin çocuğa ücretsiz giyim ve kırtasiye yardımı sağladı. Çocukların temel ihtiyaçlarına erişimini kolaylaştırmak ve eğitim hayatlarına katkı sunmak amacıyla, İl Emniyet Müdürlüğü hizmet binasında çocuklara özel olarak kurulan Sosyal Market, yıl boyunca hizmet vererek binlerce ailenin yüzünü güldürdü. Proje kapsamında çocuklar; yaşlarına ve ihtiyaçlarına uygun şekilde kıyafet ve kırtasiye malzemelerini, hiçbir ücret ödemeden temin etme imkânı buldu. İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülen, Siirt Polis Teşkilatını Güçlendirme Derneği tarafından desteklenen ve "El Ele Sıcak Kalpler Projesi" adıyla sürdürülen bu anlamlı çalışma, yalnızca maddi bir destek sunmakla kalmayıp, çocukların sosyal hayata katılımlarını güçlendiren ve özgüvenlerini artıran önemli bir dayanışma örneği oldu. Proje, dernek üyeleri ile hayırsever vatandaşların ve bağışçıların gönüllü katkılarıyla büyüyerek 15 bin çocuğa ulaştı; aileler hem sosyal hem de ekonomik yönden desteklendi. Toplumun huzur ve güvenliği için gece gündüz görev yapan emniyet teşkilatının, aynı zamanda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ederek çocukların hayatına dokunması, kamuoyunda büyük takdir topladı. Proje, devlet-millet dayanışmasının en güzel örneklerinden biri olarak öne çıktı. Projeye destek olmak isteyen hayırsever vatandaşlar, Siirt İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ile iletişime geçerek ayni bağışta bulunabilecekleri gibi, kargo yoluyla da destek sağlayabiliyor. Projenin temel amacı; minik kalplere dokunmak, onları yalnız olmadıklarını hissettirmek ve geleceğe daha umutla bakmalarını sağlamaktır. Siirt Valiliği himayelerinde yürütülen bu anlamlı çalışmaya katkı sunan tüm sivil toplum kuruluşlarına, hayırsever iş insanlarına, bağışçılara ve duyarlı vatandaşlara teşekkür ediyor; çocuklarımızın yarınlarına umut olmaya devam eden herkese şükranlarımızı sunuyoruz.