ÇEVRE - 07 Ekim 2025 Salı 13:52

Balıkçıların ağ attığı kuruyan göldeki toprak parçalarında şimdi yürüyüş yapılıyor

A
A
A
Balıkçıların ağ attığı kuruyan göldeki toprak parçalarında şimdi yürüyüş yapılıyor

Türkiye’nin en önemli tatlı su balığı üretim merkezlerinden balıkçıların ağ attığı, avlandığı gölün kuruyan kesimlerinin kara parçasına dönüştüğü yerlerde şimdilerde insanlar gezinti yapıyor, yürüyüş gerçekleştiriyor.


Konya ve Isparta illeri sınırlarında yer alan Beyşehir Gölü son dönemde su seviyesi yönünden adeta can çekişiyor. Bölgede iki yıldır yaşanan kuraklık, gölü besleyen su kaynaklarının kuruması, bilinçsiz tarımsal sulama ve yaz döneminde artan buharlaşma kayıpları ile birlikte su seviyesinin oldukça düşmesi nedeniyle göl suları kıyılardan yüzlerce metre geriye doğru çekildi. Suların çekildiği yerler ise insan boyunu geçen devasa sazlıklarla kaplandı. Göl suları çekilerek Beyşehir kent merkezinden de uzaklaşırken bu durumdan havzada yaşayan birçok kesim gibi balıkçılık yapan avcılar da olumsuz etkilendi. Suların çekilmesi nedeniyle limanlara balıkçı tekneleri bağlanamaz hale gelirken, bazı kayıklar karada kaldı. Avcılar, teknelerini suyun daha derin olduğu kıyılara götürüp demir atmaya başladı.



Sular çekilde küçül adacıklar oluştu


Göldeki suların aşırı çekilmesi sonucu küçük adacıklar da oluşurken, bazı adalara ise insanlar yürüyerek ulaşır hale geldi. Beyşehir ilçe merkezinde de daha önce gezinti yatlarının ve balıkçı teknelerinin ilerlediği, ağ atılıp balık tutulan göl açıklarında su kalmayınca oluşan kara alanlarında insanlar ve balıkçılar gezinti ve yürüyüş yapmaya başladı. Beyşehir Gölünün kıyı kesimlerindeki parkların yanı sıra ilçeye gelen ziyaretçiler de kuruyan göl alanlarına inip yürürken ortaya görenleri şaşırtan dikkat çekici görüntüler çıktı.



"Su kaynaklarının dikkatli kullanılması gerekiyor"


Selçuk Üniversitesi (SÜ) Fen Fakültesi Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evren Yıldıztugay da ailesi ile birlikte eskiden suların olduğu göl alanında yürüyüş yaparken, gördüğü manzara karşısında üzüntüsünü dile getirdi. Bitkiler üzerine çalışma gerçekleştirdiklerini ve bu nedenle sürekli arazi çalışmaları yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Yıldıztugay, Beyşehir Gölü’nün de arazi çalışmaları yürüttükleri alanlardan bir tanesi olduğunu belirtti. Beyşehir’e son gelişlerinin kendilerini çok üzdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yıldıztugay, Beyşehir Gölü’nü bu halde görmeyi beklemediklerini ifade ederek, "Su inanılmaz çekilmiş, eskiyi düşündüğümüz zaman bizim kayıkla açıldığımız yerler tamamıyla kurumuş. Bundan sonraki süreçte burası için önlemler alınması, koruma politikalarının geliştirilmesi gerekiyor. Su kaynaklarının dikkatli kullanılması gerekiyor. Eşim ve çocuklarımızla buraya geldik ve çok üzüldük. İnşallah bu sene Allah iyi bir yağış verir ve gölü eskisi gibi görürüz. Su hayat, su ne kadar geriye çekilirse, su ne kadar azalırsa bu hem insanlar için hem de buradaki canlılar için kötü bir durum. Burada yaşayan hayvanlar ve birçok canlı var. Sadece hayvanlar değil bitkiler de bundan olumsuz etkileniyor sonuçta. Beyşehir Gölü endemik bitki popülasyonu açısından da son derece zengin bir bölge. Bu bölgedeki suyun azalması, onların hayatlarını risk altına alabilir. Yaşamlarını ve nesillerini tehlike altına alabilir. Bu sebepten dolayı da Beyşehir Gölünün eski canlılığına bir an önce kavuşturulması gerekiyor" şeklinde konuştu.



"Balık tuttuğumuz yerlerde şmdi yürüyoruz"


Balıkçı Mehmet Emin Kabakçılar da göl sularının çekilmesi nedeniyle birçok balıkçı gibi mesleğe ara verdiğini anlatarak, kayığını ise suların daha az çekildiği Karadiken kıyılarındaki limana bağladığını belirtti. Su seviyesinin aşırı derece düştüğünü ve göl sularının kıyılardan yüzlerce metre uzaklaştığını aktaran Kabakçılar, balıkçıların teknelerinin bu yüzden karada kaldığını, bazılarının ise kayıklarını suların çekildiği daha ileri kesimlere götürerek demir attığını vurguladı.


40 yıllık balıkçı olduğunu ve Beyşehir Gölünü hiç bu durumda görmediğini anlatan Kabakçılar, eskiden teknelerin gezdiği ağ serdikleri göl sularının olduğu yerlerin kara haline dönüştüğünü şimdilerde ise bu alanlarda eşiyle birlikte eşiyle yürüyüp gezinti yaptığını kaydetti. Kabakçılar, "Yürüdüğümüz yerde 3-4 metre su derinliği vardı, biz burada balık tutardık, ağ atardık. Şimdi eşimle yürüyoruz. Göl uzaklaştı, tekneler de kıyılardan uzaklaştı. Mesleğe ara verdik, göl suları yine şişerse devam edeceğiz. Gölü hiç böyle görmedim. ‘Gölde 7 sene bolluk, 7 sene kıtlık olur’ derler. Daha önce de böyle oldu, belki gelebilir yağış olursa sular. Bu konuda umudumuzu kaybetmek istemiyoruz. İnşallah iyi bir kış dönemi olur da bol yağışlı geçer bölgemiz, göl de eski haline döner" diye konuştu.



Balıkçıların ağ attığı kuruyan göldeki toprak parçalarında şimdi yürüyüş yapılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Düzce Konuralp pirinciyle atıksız mutfak Düzce Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü tarafından, Türk Mutfağı Haftası etkinlikleri kapsamında "Coğrafi İşaretli Konuralp Pirincinin Türk Mutfağında Kullanımı (atıksız mutfak uygulaması)" başlıklı uygulamalı etkinlik düzenlendi. Programa; Akçakoca Kaymakamı Dr. Hacı Arslan Uzan, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuz Kara, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hatice Kavuncuoğlu, Doç. Dr. Zeynep Mesci, Dr. Öğr. Üyesi Emrah Öztürk ve Öğr. Gör. Dr. Atıf Akkil katılım sağladı. Ayrıca teknik gezi kapsamında Düzce Zübeyde Hanım Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Yiyecek-İçecek Hizmetleri Alanı öğretmenleri ve öğrencileri de etkinlikte yer aldı. Etkinlikte, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri, Öğr. Gör. Dr. Vedat Kayış’ın yürütücülüğünü yaptığı "Mutfaklarda Atık Yönetimi" dersi kapsamında coğrafi işaretli Konuralp pirincini kullanarak Türk mutfağına özgü çeşitli yemek uygulamaları gerçekleştirdi. Atıksız mutfak anlayışının ön plana çıkarıldığı etkinlikte; sürdürülebilir gastronomi yaklaşımı doğrultusunda yerel ürünlerin verimli kullanımı, gıda israfının azaltılması ve geleneksel mutfak kültürünün korunmasına yönelik uygulamalara yer verildi. Etkinlik süresince öğrenciler tarafından hazırlanan yemekler incelenirken, coğrafi işaretli ürünlerin gastronomi turizmi açısından taşıdığı önem ile yerel mutfak değerlerinin sürdürülebilirliği üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.
Sivas Heybeti ile dikkat çekiyor, yarım milyon TL’ye alıcısını bekliyor Sivas’ta heybetiyle dikkat çeken 1 tonluk kurbanlık tosun, 500 bin TL’lik fiyatıyla alıcısını bekliyor. Sivas’ta yaşayan ve besicilik yapan Halil İbrahim Güler, Zara ilçesinden aldığı simental cinsi bir tosuna Poyraz adını verdi. Yaklaşık 6 aydır besiye çekilen Poyraz’ın ağırlığı 1 ton 40 kilograma kadar çıktı. Heybetiyle göz kamaştıran Poyraz isimli tosuna 500 bin TL fiyat biçildi. Daha önce 450 bin TL teklif edilen 3 buçuk yaşındaki Poyraz’ın Kurban Bayramı’na kadar satılması bekleniyor. "Bayrama satmayı düşünüyoruz" Tosunun 6 aydır beside olduğunu söyleyen Güler, "Öncesinde Zara ilçesinde Kösedağ köyü yaylalarında yayıldı. Uzun bir süre yayıldı sonra alıp getirerek burada besledik. Bu tonaja ulaşma hedefimiz vardı şu anda bu hedefimize ulaştık. Kurban için baktık, besledik bayrama da satmayı düşünüyoruz. Tosunumuzun adı Poyraz oğlum koydu adını, kuru besi ile besledik uzun zaman da yaylalarda yayıldığı için bu tonaja ulaştı" dedi. "Fiyatını 500 bin TL olarak belirledik" Poyraz’ı satın almak isteyenlerin olduğunu söyleyen Güler, "Şu an 1 ton 40 kilogram, kurban bayramına kadar da en az 1 ton 100 kilograma rahat bir şekilde ulaşır. Poyraz’ın fiyatını 500 bin TL olarak belirledik alıcısı olduğu zaman da pazarlık payı mevcut. Bayram öncesi baya bir talibi oldu fiyat olarak 450 bin TL teklif edildi. 3 buçuk yaşında şu an" ifadelerine yer verdi.
Niğde Konaklı Rum Kilisesi’nde Türk Mutfağı tanıtıldı Niğde Valiliği koordinesinde, Türk Mutfağı Haftası kapsamında bu yıl ’Bir Sofrada Miras’ temasıyla düzenlenen program, Konaklı Rum Kilisesi’nin tarihi atmosferinde gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan himayelerinde her yıl farklı bir konseptle kutlanan Türk Mutfağı Haftası’nın beşincisi, 21-27 Mayıs 2026 tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Farklı dönemler, yaşam biçimleri ve kültürel etkileşimlerle şekillenen zengin yapısına dikkat çekilmesi amacıyla düzenlenen ’Bir Sofrada Miras’ programının gerçekleştirildiği Konaklı Beldesi, eski adıyla ’Misthi’ olarak bilinen ve tarih boyunca farklı kültür ile medeniyetlerin bir arada yaşadığı Kapadokya’nın önemli yerleşim merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. 1844 yılında inşa edilen, özgün mimarisi ve tarihi dokusuyla bölgenin kültürel hafızasını günümüze taşıyan simge yapılar arasında yer alan Konaklı Rum Kilisesi’nde gerçekleşen etkinlikte, 1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi sonrasında Konaklı’da oluşan kültürel dönüşüm ve bu dönüşümün mutfak kültürüne etkileri anlatıldı. Kurulan sofralarda geleneksel lezzetler misafirlere ikram edilirken; Türk mutfağının yalnızca yemeklerden ibaret olmadığı; üretim gelenekleri, pişirme teknikleri, ritüelleri ve kültürel aktarımıyla yaşayan güçlü bir miras katılımcılara aktarıldı.
İzmir EÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı "Özbekistan-Türkiye 4. Rektörler Forumu"na katıldı Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile Özbekistan Yükseköğretim, Bilim ve İnovasyon Bakanlığı tarafından düzenlenen "4. Özbekistan-Türkiye Rektörler Forumu" iki ülkeden üniversitelerin rektörleri, üst düzey yöneticilerinin katılımı ile gerçekleştirildi. Buhara Devlet Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde "Küresel Rekabet Gücü İçin Özbekistan-Türkiye Yükseköğretim İşbirliğinin Geliştirilmesi" yaklaşımıyla gerçekleştirilen foruma Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı da katılarak önemli temaslarda bulundu. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, ilk olarak Özbekistan Uluslararası Türk Devletleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bakhodir Turayev ile bir araya geldi. Ardından Türk yükseköğretim vizyonu doğrultusunda üniversitelerarası ilişkilerin geliştirilmesine yönelik önemli yeni iş birliği protokollerine imza attı. Forum kapsamında düzenlenen "Geleceğinin Mühendisleri: Üniversite Sanayi Entegrasyonu ve Ortak Teknolojik Çözümler" başlıklı oturumda konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Türkiye-Özbekistan Rektörler Forumu vesilesiyle bugün sizlerle bir araya gelmekten büyük onur duyuyorum. İki ülkemizin ortak tarihinden ve köklü bilim geleneğinden gelen kardeşliğin, bu forumda akademik bir muhtevaya kavuşacak olması başlı başına anlamlı bir gelişmedir. Bugün mühendislik alanında konuştuğumuz hemen her başlığın merkezinde artık ortak bir kavram bulunmaktadır o da yapay zekadır. Yapay zeka; yalnızca bilgisayar bilimlerinin ya da yazılım mühendisliğinin konusu olmaktan çıkmış; enerjiden tarıma, sağlıktan gıda güvenliğine, akıllı altyapılardan robotik sistemlere kadar bütün mühendislik alanlarını dönüştüren yatay bir teknoloji haline gelmiştir. Bu nedenle ‘geleceğin mühendisi’ derken artık yalnızca kendi disiplininin temel bilgilerine hakim bir mezundan söz etmiyoruz. Geleceğin mühendisi; veriyi anlayabilen, yapay zekayı doğru ve sorumlu biçimde kullanabilen, farklı disiplinlerle birlikte çalışabilen, sanayinin gerçek problemlerine çözüm geliştirebilen ve toplumsal faydayı önceleyen bir mühendis olacaktır" dedi. "Yapay zeka mühendislik eğitiminin düşünme biçimini değiştirdi" Sektörel görünüm hakkında konuşan Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Bu dönüşümün izdüşümünü hemen her alanda görüyoruz. Yeşil enerjide; talep tahmini, akıllı şebeke yönetimi ve karbon ayak izi takibi yapay zeka ile daha etkili hale gelmektedir. Akıllı tarımda; sensörlerden, uydu ve İHA görüntülerinden gelen veriler hastalık tespitinde, verim tahmininde ve erken uyarı sistemlerinde belirleyici olmaktadır. Gıda güvenliğinde; üretimden tüketime kadar izlenebilirlik, kalite kontrol ve risk tahmini giderek daha fazla veri analitiği ve karar destek sistemleriyle güçlenmektedir. Nanoteknoloji gibi ileri araştırma alanlarında ise deneysel verinin yapay zeka ile analiz edilmesi, laboratuvar altyapılarımızın değerini artıran önemli bir katman oluşturmaktadır. Bu tablo bize şunu göstermektedir: Yapay zeka artık tek başına bir teknoloji başlığı değil; mühendislik eğitiminin düşünme biçimini değiştiren temel bir dönüşümdür" diye konuştu. Üniversitelerin sorumluluğuna vurgu yapan Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Bu dönüşüm karşısında üniversitelerin görevi yalnızca yeni dersler açmak değildir. Asıl mesele; eğitim, araştırma, sanayi iş birliği ve girişimcilik boyutlarını birlikte ele alan bütüncül bir model kurabilmektir. Öğrencilerimizi yalnızca ders alan bireyler olarak değil; problem tanımlayan, prototip geliştiren, takım çalışması yapan ve teknoloji transferine katkı sunan genç mühendis adayları olarak yetiştirmeliyiz" dedi. Üç önemli başlıkta iş birliği Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Bu noktada Türkiye ile Özbekistan arasında çok güçlü bir ortaklık potansiyeli bulunduğuna inanıyorum. Türkiye’nin mühendislik alt yapısı ve sanayi tecrübesi ile Özbekistan’ın genç nüfus dinamizmi ve hızla büyüyen teknoloji ekosistemi; ortak tarihî ve kültürel bağlarımızla birleştiğinde, yapay zeka temelli mühendislik eğitimi ve araştırma iş birlikleri için son derece elverişli bir zemin sunmaktadır. Bu çerçevede, üzerinde birlikte düşünebileceğimiz başlıca üç alanın öne çıktığını değerlendiriyorum. Birincisi, yapay zeka ve ilgili mühendislik alanlarında akademik iş birliği imkanlarıdır. İkincisi, ortak araştırma temalarının belirlenmesidir. Üçüncüsü ise öğrenci düzeyinde iş birliği imkanlarıdır. Bu başlıkların her birinin hangi modelle ve hangi öncelik sırasıyla hayata geçirileceği, karşılıklı görüşmelerimizin ve bu forum sonrasında kurumlarımız arasında devam edecek istişarelerin konusudur" diye konuştu. "Yapay zekanın takipçisi değil üreteni olacağız" Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Türkiye ile Özbekistan; ortak tarih, ortak dil ve ortak medeniyet köklerini paylaşan iki kardeş ülke olarak, yapay zeka çağının yalnızca takipçisi değil, ortak değer üreten iki aktörü olma potansiyeline sahiptir. Üniversitelerimiz arasında kurulacak iş birliklerinin, bu potansiyeli somut akademik ve teknolojik çıktılara dönüştüreceğine inancım tamdır. Bu vesileyle, foruma emeği geçen tüm kıymetli akademisyenlere teşekkürlerimi sunuyor; gerçekleştirilecek çalışmaların iki ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerine yer verdi. "Akademik birikimimizi uluslararası alana taşıyoruz" Özbekistan temasları ile ilgili genel bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Musa Alcı, "Ülkemizin köklü yükseköğretim kurumlarından birisi olarak uluslararası arenada akademik iş birliği ağımızı güçlendirmeyi sürdürüyoruz. Köklerimizden gelen güçlü bağlar ve ortak kültürel mirasımızdan aldığımız ilhamla Türk Dünyasıyla akademik iş birliklerimizi daha ileriye taşıyoruz. Üniversitemizin 71 yıllık bilgi birikimini; bilim, Ar-Ge, inovasyon ve toplumsal fayda odaklı projeler aracılığıyla uluslararası arenaya taşıyoruz. Bu kapsamda Özbekistan üniversiteleri ile var olan bağlarımızı yeni projelerle, akademik çalışmalarla taçlandırıyoruz. Araştırma-geliştirme ve inovasyon alanları başta olmak üzere ortak çalışmalarla bilim dünyasına ve literatüre katkı sağlamayı hedefliyoruz" diye konuştu. Özbekistan’ın farklı eğitim kurumuyla iş birliği anlaşmaları imzaladıklarını ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Programımız kapsamda üniversitelerarası ilişkilerin geliştirilmesine yönelik önemli temaslarda bulunarak yeni iş birliği protokollerine imza attık. Forum vesilesiyle bir dizi ikili görüşme gerçekleştirdik. Akademik iş birliklerimize yönelik mutabakat zabıtlarını imzaladık. Üniversitemiz ile Özbekistan’ın farklı yükseköğretim kurumları arasındaki akademik ilişkilere yeni bir ivme kazandırdık" dedi.