GÜNDEM - 03 Mart 2026 Salı 18:22

Memur maaşlarında "çoklu veri ortalaması" ve "aylık eşel mobil" çağrısı

A
A
A
Memur maaşlarında "çoklu veri ortalaması" ve "aylık eşel mobil" çağrısı

HEKİMSEN, kamu çalışanlarının maaş artışlarını belirleyen enflasyon verilerinde çoklu veri ortalaması modeline ve aylık eşel mobil sistemine geçilmesi çağrısında bulundu.


HEKİMSEN’den yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de her ay açıklanan enflasyon verilerinin kamuoyunda tartışma oluşturduğu ve farklı kurumlarca açıklanan oranlar arasındaki farkın, kamu çalışanlarının maaş artışlarının belirlenmesinde güven sorunu oluşturduğu belirtildi. Bir kurumun aylık enflasyonu yüzde 2,96 olarak duyururken, diğerinin yüzde 3,85, farklı bir araştırma grubunun ise yüzde 4,01 oranını açıklayabildiğine dikkati çekilen açıklamada, bu durumun "Gerçek enflasyon hangisi?" sorusunu yeniden gündeme taşıdığı ifade edildi. Açıklamada, enflasyon oranlarının ürün sepeti, veri toplama yöntemi, örnekleme alanı ve hesaplama tekniklerine göre değişiklik göstermesinin akademik düzeyde tartışılabileceği ancak maaş artışlarının tek bir veri kaynağına bağlanmasının ciddi sorun oluşturduğu vurgulanarak, yüzde 1’lik bir farkın bile yıl boyunca biriktiğinde ciddi bir reel gelir kaybına dönüştüğü kaydedildi.



"Enflasyon oranı birden fazla veri kaynağı ile belirlenmelidir"


Maaş artışlarının tek bir veri kaynağına göre belirlenmesinin, veriler tartışmalı hale geldiğinde güveni sarstığı aktarılan açıklamada, enflasyon farkının yalnızca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bağlı kalınmadan hesaplanması gerektiği savunuldu. Çalışan lehine güvenlik mekanizması oluşturulması gerektiği belirtilen açıklamada, şu önerilere yer verildi:


"Enflasyon oranı; İstanbul Ticaret Odası (İTO), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesindeki bir üniversite, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve Merkez Bankası gibi en az üç bağımsız veya resmi ekonomik araştırma kuruluşunun açıkladığı verilerin ortalaması esas alınarak hesaplanmalı. Bu kurumlar, toplu sözleşme görüşmelerinde tarafların mutabakatıyla belirlenmeli ve hesaplama yöntemi şeffaf olmalı. Çalışan aleyhine bir durum oluşmaması için, üçlü ortalama TÜİK verisinden düşük çıkarsa TÜİK oranı esas alınmalı."


Enflasyonun her ay artmasına rağmen maaşların 6 ayda bir güncellenmesinin kamu çalışanlarını fiilen her ay gelir kaybına uğrattığı belirtilen açıklamada, "eşel mobil" sisteminin enflasyon oranı uygulamasında aylık olarak hayata geçirilmesi talep edildi. Bu modele göre, TÜİK ile birlikte en az üç kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasının ilgili ayın maaş katsayılarına otomatik olarak yansıtılması gerektiği belirtilerek, "2026 yılı ocak ve temmuz dönemsel artışları, önceki zam mahsup edilmeden doğrudan uygulanmalıdır" denildi.


Enflasyon tartışmasının yalnızca teknik bir mesele olmadığı, kamu çalışanlarının sofrasını ve geleceğini doğrudan etkilediği altı çizilen açıklamada, "adil ücret, şeffaf veri, otomatik koruma" vurgusu yapıldı. Açıklamada, reel gelirin korunmadığı bir sistemde mesleki motivasyonun ve kamu hizmetinde sürdürülebilirliğin sağlanamayacağı ifade edildi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yemeksepeti, 25 yıllık inovasyon yolculuğunu yeni reklam filmiyle kutluyor Yemeksepeti, yayımladığı yeni reklam filmiyle çeyrek asırlık inovasyon yolculuğunu kutluyor. 2001 yılında Türkiye’yi internetten yemek siparişi verme kolaylığıyla tanıştıran marka, o günden bugüne her anı teknolojiyle kolaylaştıran kimliğini, gelecek vizyonuyla birleştiriyor. Online Yemek Siparişi Markası Yemeksepeti, 25’inci kuruluş yıl dönümü için hazırladığı reklam kampanyasıyla izleyicileri zamanda bir yolculuğa çıkarıyor. 2001 yılında bir ekran başında başlayan bu serüven, aradan geçen 25 yılda kullanıcılarının öğrencilik yıllarından iş hayatına, ilk ev heyecanından en büyük aile kutlamalarına kadar her dönüm noktasına eşlik eden bir başarı hikâyesine dönüştü. 2003 yılında Türkiye’ye ilk Eurovision birinciliğini getiren "Everyway That I Can" şarkısının reklam için özel olarak yeniden yorumlanan versiyonu eşliğinde ekrana gelen film, nostaljik bir bilgisayar monitöründe açılan ilk sipariş ekranıyla başlıyor. Yıllar önce bir masaüstü bilgisayarın başında başlayan serüven, bugün mobil uygulamayla hayatın her anına saniyeler içinde dâhil oluyor. Düğünden tekneye, derbiden mahalleye Filmde, platform kuryeleri alışıldık ev ve ofis sahnelerinin dışına çıkarak bir düğünde pasta kesilirken, evde maç izlenirken, açık denizdeki bir tekneye teslimat yaparken görülüyor. 2022 yazında jet ski ile teslimat uygulamasını hayata geçiren ilk marka olan Yemeksepeti, bu sahnede sektördeki öncü ve inovatif kimliğine atıfta bulunuyor. Platformun 20’nci yıl reklam filminde yer alan çiftin, 25’inci yıl kutlamalarında bu kez düğünlerine tanıklık edilmesi, markanın kullanıcılarıyla birlikte büyüdüğünü simgeleyen nostaljik bir devamlılık sürprizi olarak öne çıkıyor. Platformun yemek siparişinin ötesine geçen hizmet ağını, marketlerle genişleyen yapısını görünür kılan filmde, her detay titizlikle işlendi. Reklamda yer alan kedi görseli ise platformun ofis kedisi ‘Yemek’in yapay zekâ teknolojisiyle çalışan özel bir modellemesi olarak hikâyeye samimi bir dijital dokunuş katıyor. "Keyfin Yerine Gelsin" 25’inci yılda da merkezde Markanın sevilen sloganı "Keyfin Yerine Gelsin", 25’inci yıl filminde de dikkat çekiyor. Film, platformun 2001’deki mütevazı başlangıcından bugün 81 ilde milyonlarca kullanıcıya ulaşan hızlı ticaret platformuna dönüşümünü bir kuşak hikâyesi olarak aktarıyor. Türkiye’nin kolektif hafızasındaki en keyifli anlardan biri olan 2003 Eurovision zaferinin melodisi, platformun 25 yıllık yolculuğundaki keyif katma misyonuyla duygusal bir köprü kuruyor. Çeyrek asırlık tecrübe gerçek bir "Everyday App" vizyonuyla buluşuyor Delivery Hero’nun global stratejisiyle paralel olarak, önümüzdeki süreçte Yemeksepeti’ni bir sipariş platformunun ötesine taşıyarak gerçek bir "Everyday App"e dönüştürmeyi hedefleyen marka, 25 yıldır süregelen kullanıcı odaklı yaklaşımını yeni nesil hızlı ticaret anlayışıyla güçlendiriyor.
Mersin Türkiye lojistikte yeni oyun kuruyor: Mersin-Filyos-Rotterdam hattı Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO), uluslararası lojistik iş birliklerini geliştirme hedefi doğrultusunda Almanya’nın önde gelen liman işletmelerinden Duisport ile gerçekleştirdiği görüşmeler, Türkiye ile Avrupa arasında yeni bir lojistik koridorun oluşturulmasına yönelik önemli bir adım olarak değerlendirildi. Gerçekleştirilen toplantıda, Mersin - Filyos hattı üzerinden Duisport Limanı’na alternatif taşımacılık modeli geliştirilmesi konusu ele alındı. Görüşmelerde özellikle Avrupa’daki entegre lojistik sistemlerinin Türkiye ile daha etkin biçimde bağlanması öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Mersin Limanı’nın stratejik konumuna dikkat çekerek, Doğu Akdeniz’den Avrupa’nın iç bölgelerine uzanan sürdürülebilir ve maliyet avantajı sağlayan bir taşıma koridorunun mümkün olabileceğini ifade etti. Duisport temsilcileri ise Avrupa’daki alternatif taşıma ağlarının etkin kullanımıyla daha çevreci ve rekabetçi lojistik çözümler sunulabileceğini belirtti. Maliyet düşecek, karbon emisyonu azalacak Görüşmeler kapsamında üzerinde çalışılan model; Mersin’den çıkacak yüklerin alternatif koridorlar üzerinden Rotterdam’a ulaştırılmasını, ardından Avrupa’nın iç kesimlerine nehir taşımacılığıyla dağıtılmasını öngörüyor. Söz konusu sistemin hayata geçirilmesiyle birlikte lojistik maliyetlerinin düşürülmesi ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleniyor. "Mersin’i lojistik zincirin güçlü halkası yapacağız" Toplantı sonrası değerlendirmelerde bulunan MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Mersin’i yalnızca bir liman kenti değil, uluslararası lojistik zincirlerinin güçlü bir halkası haline getirmeyi amaçladıklarını söyledi. Çakır, Duisport ile gerçekleştirilen görüşmelerin bu vizyonun önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Projenin fizibilite çalışmalarının önümüzdeki süreçte derinleştirileceğini belirten Çakır, ilgili paydaşlarla iş birliği içinde somut adımlar atılmasının planlandığını ifade ederek, girişimin Türkiye’nin Avrupa ile ticaretinde yeni bir lojistik koridor oluşturma potansiyeli taşıdığını kaydetti. Duisport’ta teknik inceleme Ziyaret kapsamında MTSO heyeti, Duisport’ta teknik incelemelerde bulundu. Heyete Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası yöneticileri ile Bükreş Ticaret ve Sanayi Odası temsilcileri de eşlik etti. Program çerçevesinde limanın operasyonel kapasitesi, intermodal taşımacılık altyapısı ve sürdürülebilir lojistik uygulamaları hakkında detaylı bilgiler paylaşıldı. Görüşmelerde ayrıca Mersin ve Zonguldak’ın lojistik kapasitesi ile Mersin ve Filyos limanlarının stratejik konumları değerlendirilerek muhtemel iş birliği alanları ele alındı.
Muğla MSKÜ’de lezzet ve bilim buluştu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen "4. Ulusal Aşçılık Festivali", Rektör Prof. Dr. Turhan Kaçar’ın katılımıyla coşkulu bir törenle başladı. Türkiye’nin dört bir yanından üniversitelerin katıldığı festivalde, gastronominin turizm ve kültür üzerindeki gücü vurgulandı. Ege ve Akdeniz’in buluşma noktası Muğla, gastronomi dünyasının genç yeteneklerini ve usta isimlerini ağırlıyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi tarafından bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Ulusal Aşçılık Festivali, düzenlenen açılış töreniyle kapılarını ziyaretçilere açtı. Festivalin açılış konuşmasını yapan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, organizasyonun sadece bir yemek etkinliği değil, aynı zamanda bir kültür ve bilgi paylaşım platformu olduğunu belirtti. Konuşmasına geçtiğimiz hafta yaşanan elim olayda hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenleri anarak başlayan Rektör Kaçar, festivale katılan; Sinop Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Biruni Üniversitesi, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi heyetlerine teşekkürlerini sundu. "Mutfak, bir toplumun kimliğidir" Gastronomiyi "estetik ve lezzetin pratiğe dökülmüş hali" olarak tanımlayan Prof. Dr. Kaçar, mutfak kültürünün toplumsal kimlikteki yerine dikkat çekti. Rektör Kaçar, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:"Bir toplumun mutfağı, onun kimliğidir; toprağıyla, iklimiyle ve tarihiyle kurduğu bağın en somut yansımasıdır. Bugün gastronomi, turizmin en önemli bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Bir destinasyonun tercih edilmesinde artık sadece deniz, kum, güneş değil; o bölgenin mutfağı ve özgün tatları belirleyici olmaktadır." Genç Şeflere Mesaj: "Yereli koruyup evrensele ulaşın" Festival kapsamında düzenlenecek bilgi yarışmaları ve atölye çalışmalarıyla öğrencilerin mesleki farkındalıklarının artırılması hedefleniyor. Geleceğin aşçılarına seslenen Kaçar, aşçılığın teknik bilgiden öte bir sanat olduğunu vurgulayarak; yerel değerleri koruyup evrensel mutfak kültürüne katkı sunmanın öğrencileri farklı kılacak en önemli unsur olduğunu hatırlattı. Organizasyonda emeği geçen başta Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Köksal ve ekibi olmak üzere tüm akademik personeli tebrik eden Rektör Kaçar, festivalin verimli ve ilham verici geçmesini dileyerek konuşmasını sonlandırdı.
Bursa Karacabey’de "Kitap Günleri" başlıyor Karacabey Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 2. Karacabey Kitap Günleri, 23 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında Ergün Koç Kültür Merkezi’nde kapılarını açıyor. Onlarca yazar, binlerce kitap, söyleşi ve imza günleriyle dolu etkinlik, Karacabey’i 11 gün boyunca edebiyatın ve kültürün merkezi haline getirecek. Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı da tüm vatandaşları bu kültür şölenine davet ederek, "Kitap Günleri ile şehrimizi kültürle buluşturmaya devam ediyoruz" dedi. Karacabey Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek Karacabey Kitap Günleri, 23 Nisan - 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında kitapseverlerle buluşuyor. Ergün Koç Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan etkinlik, birbirinden değerli yazarları ve binlerce kitabı Karacabeylilerle buluşturacak. Açılışı 23 Nisan 2026 tarihinde saat 12.30’da yapılacak olan fuar, 09.00 - 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Kitap Günleri boyunca söyleşiler, imza günleri ve çeşitli kültürel etkinliklerle Karacabey adeta bir kültür şölenine ev sahipliği yapacak. Etkinlik kapsamında Ümmiye Nur Yılmaz, Dilaver Ayyıldız, Aytaç Yıldız Bozkurt, Atilla Güney, Oktay Ferik, Mehmet Şahmarhan, Bünyamin Çoban, Can Emre, Fazilet Kurtay, Salim Nizam, Nazan Çinko, Cahit Kaya, Temirağa Demir, Yusuf Akgül, Tuba Çelik, İsmail Sarıçay ve Elif Yavaş gibi birçok değerli yazar Karacabeyli okurlarla bir araya gelecek. Ayrıca Karacabeyli yazarlar Hayrettin Yazıcı, Şaban Yalazı, Galip Duman, Sema Erdem, Dilek Kobal Özyurt, Hakan Sezer, Şenay Kahraman, Hatice Türkmen Yurtseven ve Mustafa Arı da etkinlikte yer alarak kitapseverlerle buluşacak. Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, Kitap Günleri ile ilgili yaptığı açıklamada, "Karacabey’imizi sadece hizmetlerle değil, kültür ve sanatla da büyütmek istiyoruz. Kitap, bir toplumun gelişiminin en güçlü temelidir. Bu anlayışla düzenlediğimiz Kitap Günleri’ni her yıl daha da geliştirerek geleneksel hale getirmeyi hedefliyoruz. Tüm hemşehrilerimizi, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi bu güzel atmosferi yaşamaya davet ediyorum" dedi. Başkan Karabatı ayrıca tüm vatandaşlara çağrıda bulunarak, "23 Nisan’da kapılarımızı açıyoruz. Kitapların, yazarların ve fikirlerin buluştuğu bu anlamlı etkinlikte sizleri de aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız" ifadesini kullandı. Karacabey Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan 2. Karacabey Kitap Günleri, kültür ve edebiyat dolu günleriyle ilçede önemli bir buluşma noktası olacak.
İstanbul Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, bisiklet ekonomisinin yükselen merkezi Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, 61. kez düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu hakkında yaptığı açıklamada, "Ülkemizin bisiklet ekonomisine değer katıyoruz" dedi. Müftüoğlu, organizasyonun Türkiye’de bisiklet ekonomisini büyüten, turizmi çeşitlendiren ve gençlere ilham veren stratejik bir platform olduğunu söyledi. Çeşme’den Ankara’ya 26 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında dünyaca ünlü takımların katılımı ile 61. kez düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Türkiye’de bisikletin yalnızca bir spor dalı değil; üretimden turizme, şehir içi mobiliteden sürdürülebilir yaşam kültürüne kadar uzanan çok boyutlu bir ekosistemin merkezine yerleşmesini sağlıyor. 23 takım ve 27 farklı ülkeden 161 sporcunun mücadele ettiği, 26 Nisan - 3 Mayıs tarihleri arasında 8 etap ve bin 133,5 kilometrelik parkurda düzenlenen 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu; 5 il, 20’nin üzerinde ilçe ve 60’tan fazla yerleşimden geçerek yalnızca bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda Türkiye’nin bisiklet ekonomisini büyüten çok katmanlı bir değer zinciri oluşturuyor. Uluslararası Bisiklet Birliği-UCI Avrupa Turları takviminde yer alan ve Türkiye’nin ProSeries kategorisindeki tek yol bisikleti yarışı olan TUR, WorldTeam, ProTeam ve Continental Team seviyesindeki 23 uluslararası takımı bir araya getirirken; organizasyon yapısı, küresel yayın gücü ve çok şehirli rotasıyla spor turizmi, medya, ekipman ve yerel ekonomi üzerinde güçlü bir çarpan etkisi oluşturuyor. Emin Müftüoğlu: "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, gençlerimize ilham veren stratejik bir platformdur" Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, konuya dair yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, yalnızca bir spor organizasyonu değil; Türkiye’de bisiklet ekonomisini büyüten, turizmi çeşitlendiren ve gençlerimize ilham veren stratejik bir platformdur. Yıl boyunca 32 ilde gerçekleştirdiğimiz 100’ün üzerindeki organizasyonla bu etkiyi ülke geneline yayıyoruz. Amatör yarışlardan uluslararası organizasyonlara uzanan bu güçlü yapı sayesinde, bisiklet sporunu tabana yayarken Türkiye’yi küresel bisiklet turizminin güçlü destinasyonlarından biri haline getirmeyi hedefliyor, ülkemizin bisiklet ekonomisine değer katıyoruz" diye konuştu. Türkiye genelinde yaygınlaşan bisiklet ekosistemi Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun 2026 yılı faaliyet takvimi, bisiklet sporunun Türkiye geneline yayılımını somut verilerle ortaya koyuyor. Yıl boyunca yol, pist, dağ bisikleti, BMX, para bisiklet ve Gran Fondo disiplinlerinde düzenlenecek organizasyonlarla 32 ilde 100’ün üzerinde yarış ve etkinlik gerçekleştiriliyor. Bu geniş organizasyon ağı, Türkiye’yi yalnızca belirli merkezlerde yoğunlaşan bir spor yapısından çıkararak, yıl boyunca aktif olan sürdürülebilir bir bisiklet ekosistemine dönüştürüyor. Bisiklet Turizmi: 200’den fazla rota, 58 bisiklet dostu otel Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı verilerine göre Türkiye, bisiklet turizminde güçlü bir altyapıya ulaşmış durumda. Türkiye genelinde 200’ün üzerinde bisiklet rotası, yılın 9-10 ayı sürüş imkanı sunarken; EuroVelo ağı üzerindeki EuroVelo 8 ve EuroVelo 13 rotaları ile Antik Pedal gibi tematik güzergahlar, Türkiye’yi uluslararası bisiklet turizmi haritasına taşıyor. 16 farklı şehirde faaliyet gösteren 58 bisiklet dostu otel, toplam 19 bin 538 oda ve 41 bin 996 yatak kapasitesi ile sporculara ve amatör bisikletçilere özel konaklama altyapısı sunuyor. Avrupa’da yaklaşık 52 milyar Euro büyüklüğe ulaşan bisiklet turizmi pazarı dikkate alındığında, Türkiye bu pazardan daha fazla pay alabilecek güçlü destinasyonlar arasında yer alıyor.
Ankara Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Hiçbir bağımlılık türünü diğerine kıyasla daha masum ya da kabul edilebilir görmek mümkün değildir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Bağımlılıklar arasında belirgin bir geçirgenlik söz konusu olduğu için hiçbir bağımlılık türünü diğerine kıyasla daha masum ya da kabul edilebilir görmek mümkün değildir" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen "Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu Toplantısı"nda konuştu. Bağımlılıkla mücadelenin her alanda devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, tüm bağımlılıklar arasında bir bağlantı olduğunu ve hiçbirinin diğerinden daha az önemli olmadığını söyledi. "Amacımız benzer acıların bir daha yaşanmaması için riskleri henüz erken aşamada tespit edip önlemektir" Sözlerine ilk olarak Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarında hayatını kaybedenler için başsağlığı yaralılar için ise şifa dileyerek başlayan Cevdet Yılmaz, "Tüm milletimizin başı sağ olsun diyorum. Devletimiz ilk andan itibaren tüm birimleriyle sahada olmuş gerekli adli ve idari soruşturmalar derhal başlatılmış ve titiz bir şekilde sürdürülmektedir. Olayla ilgili çok boyutlu, son derece titiz bir çalışma yürütülmektedir. Aynı anda orta ve uzun vadeli olarak da bu tür hadiselerin yaşanmaması adına neler yapılması gerektiği hususunda da kapsamlı değerlendirmeler yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından dün açıklandığı üzere proaktif ve çok boyutlu bir mücadeleyi orta ve uzun vadeli olarak da kararlılıkla hayata geçireceğiz. Amacımız benzer acıların bir daha yaşanmaması için riskleri henüz erken aşamada tespit edip önlemektir. Bugün bu çerçevede her türlü bağımlılıkla önümüzdeki dönemde mücadelemizi daha ileriye taşıyıcı çalışmaları planlamaları hep birlikte yapacağız" ifadelerini kullandı. "Bağımlılıkla mücadelede vatandaşlarımızın ve ailelerimizin özellikle önem verdiği zorunlu tedavi sürecinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar öncelikli olarak gündemimizde yer alıyor" Toplantıda konuşulacak konulardan ve bağımlılıkla mücadelenin öneminden bahseden Cevdet Yılmaz, "Sahanın gerçeklerine ve taleplerine duyarlı, yenilikçi, kaynakları etkili kullanan ve daha kalıcı sonuçlar elde etmeye odaklı olarak eylem planımızı dinamik bir şekilde gözden geçirmeye ve kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. Bugün kurulumuzda 2025 yılında yapılan son toplantımızdan bu yana ilerlemeleri eylem planındaki gerçekleşmeleri sahadaki ihtiyaç ve yenilikçi önerileri dikkate alarak kapsamlı bir istişare gerçekleştireceğiz. Bağımlılıkla mücadelede vatandaşlarımızın ve ailelerimizin özellikle önem verdiği zorunlu tedavi sürecinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar öncelikli olarak gündemimizde yer alıyor. Bağımlılıkla mücadeleyi klinik bir süreç olmanın ötesinde önleyici faaliyetler, erken teşhis, psikososyal destek ve topluma yeniden uyumu kapsayan çok katmanlı ve bütüncül bir süreç olarak görüyoruz. Bu perspektifle Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı, Sağlık, Adalet, İçişleri, Aile ve Sosyal hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarımız ve Yeşilay işbirliğinde oluşturulan özel bir teknik çalışma grubu zorunlu tedavi sürecini, buna ilişkin şartları titiz bir şekilde çalışmıştır. Oluşturulan çalışma grubu vatandaşlarımızın ve ailelerimizin taleplerini aldı, önerilerini dinledi, sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldi ve bu çerçevede ailelerin, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap veren hızlı, etkili ve kolaylaştırılmış bir süreç tasarımı gerçekleştirdi. Bugün bunu hep birlikte ele alacağız" diye konuştu. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları altında yatan çok yönlü nedenler kurulda değerlendirecek Zorunlu tedavi sürecini toplumun ve ailelerin beklentilerine daha uygun bir model olarak hızla hayata geçirmek için kamu, sivil toplum işbirliğinde çalışmaya devam ettiklerini söyleyen Yılmaz, "Bugün ayrıca bağımlılıklarla ilgili etkili mücadele için sivil toplum kuruluşlarının kapasitesinin arttırılmasına yönelik Yeşilay tarafından geliştirilen önerileri de kurulda ele alacağız. Bağımlılıkla mücadelede ailelerimiz ve sivil toplum çözüm sürecimizin en güçlü paydaşlarıdır. Kamu, sivil toplum, aile üçlü sacayağı üzerinde bu işbirliğini sahada yaygın ve etkin bir mücadele için ülkenin her köşesine uzanan hayati önem taşıyan kılcal damarlar olarak görüyoruz. 14-15 Nisan’da Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadiselerin altında yatan çok yönlü nedenleri de çok katmanlı bir yaklaşımla kurulda değerlendirecek risklerin erken aşamada önlenmesi için proaktif ve bütüncül olarak sistemsel tedbirleri ele alacağız. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından yürütülen lise öğrencilerine yönelik bağımlılık ve şiddet araştırması bulgularını değerlendirerek ihtiyaca odaklı bilimsel temelli ve yenilikçi politika önerilerini ele alacağız" ifadelerini kullandı. "Hiçbir bağımlılık türünü diğerine kıyasla daha masum ya da kabul edilebilir görmek mümkün değildir" Öğrenciler, eğitimciler, anne babalar, gençler, bağımlılık açısından riskli gruplar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini kapsayan yaygın eğitim ve farkındalık çalışmaları yürüttüklerini söyleyen Yılmaz, "Bunların yanı sıra sahada görev yapan kamu personeline de düzenli ve sistematik eğitimler vererek kurumsal kapasitenin güçlenmesini sağlıyoruz. Bağımlılıklar arasında belirgin bir geçirgenlik söz konusu olduğu için hiçbir bağımlılık türünü diğerine kıyasla daha masum ya da kabul edilebilir görmek mümkün değildir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri oyun bağımlılığı nedeniyle azalan aile içi iletişimin gençleri tütün ürünü, alkol ve uyuşturucu madde kullanımına ilişkin risklere karşı açık hale getirmesidir. Nitekim bilimsel çalışmalar özellikle tütün ürünlerinin çoğu zaman diğer bağımlılık türleri için bir başlangıç zemini oluşturduğunu da ortaya koymaktadır. Bu gerçeklikten hareketle bağımlılıkla mücadele yüksek kurulumuz tütün, alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlılıklarının yanı sıra dijitalleşmenin etkisiyle giderek yaygınlaşan sanal oyun ve kumar gibi davranışsal bağımlılıkları da kapsayan geniş ve dinamik bir çerçevede çalışmalarını sürdürmektedir. Tüm bu alanlar birbiriyle etkileşim içinde olan çok boyutlu bir yapı arz ettiğinden politikalarımız merkezi ve yerel düzeyde koordineli ve bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmakta bilimsel analizler ışığında veri temelli ve sürdürülebilir müdahale modelleriyle izlenmekte ve değerlendirilmektedir. Özellikle yerelde mülki amirlerimizin liderliğinde yürütülen çalışmaların aileler, sivil toplum, üniversiteler, belediyeler gibi toplumsal taraflarla yönetişim modelleri ve yenilikçi projelerle ülkemizin her köşesinde aynı kararlılık ve hassasiyetle uygulanması kritik öneme sahiptir" ifadelerine yer verdi. Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu’nda alınan kararların yüzde 93’ü hayata geçirildi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu’nda toplam 105 karar alındığını söyleyen Yılmaz, "Bu kararların yüzde 93 gibi yüksek bir oranda hayata geçirildiğini ifade edebilirim. Kalan yüzde 7’sine yönelik çalışmalarımızda ise önemli mesafeler almış durumdayız. Bugün de bazı yeni kararlar alacağız inşallah" dedi. Yüksek Kurul Kararlarının yanı sıra kurumlar tarafından hayata geçirilen çalışmalara dair bilgi veren Yılmaz şöyle devam etti: "Uyuşturucu arzıyla mücadele eden kurumların teknik, istihbari ve personel kapasitesi arttırılarak planlı operasyonlarla uyuşturucu üretim ve kaçakçılığına yönelik önemli başarılar elde edilmiştir. Yasa dışı kenevir ekimiyle mücadelede ileri teknolojik tarama sistemleri kullanılarak ekim alanlarının tespiti ve imhası titizlikle gerçekleştirilmektedir. Uyuşturucu riskine karşı 143 binden binden fazla metruk binanın yüzde 87’si yıkım veya restorasyonla güvenli hale getirilmiş kalan binalarda çalışmalarımız sürdürülmektedir. Gümrük kapıları ve sınır hatlarında teknik altyapı, personel ve yüksek teknolojili cihazlarla uyuşturucu kaçak tütün girişine karşı önlemler arttırılmıştır. Uyuşturucuyla mücadelede cezalar arttırılırken rehabilitasyon odaklı ilk özel ceza infaz kurumu Adana’da açılmıştır. Adalet Bakanlığımız bu modeli İstanbul, Ankara, İzmir gibi illere yayarak tutuklu hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması için adımlar atmayı planlamaktadır. Alo 171 hattı ile 1500’den fazla poliklinik ve mobil ekiplerle sigara bırakmak isteyenlere ücretsiz ilaç ve danışmanlık desteği sağlanırken 81 ilde dijital ortamda çevrim içi poliklinik hizmetleri de devreye alınmıştır. Aile hekimlerinin tütün mücadelesindeki yetkinliği arttırılarak hizmet kırsala yayılmış erişim kolaylığı sayesinde 2025’te başvuran sayısında yüzde 112 artış gerçekleşmiş ve başvuru 173 bini aşmıştır. Büyükşehirlerde deneyimli ekiplerle kapsamlı tütün denetimleri yapılarak pasif etkilenmenin önlenmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Alo 191 hattı 7/24 esasıyla bağımlılık konusunda 559 binden fazla kişiye gizlilik içinde danışmanlık ve tedavi randevusu desteği sunmaktadır. Yeşilay ve sağlıklı hayat merkezleriyle 81 ilde telefonla ve yüz yüze danışmanlık ve destek sunulmakta olup 2025’te sağlıklı hayat merkezlerinde yaklaşık 5 bin bağımlı ve yakınına uyuşturucu danışmanlığı hizmeti verilmiştir. Sağlık Bakanlığı 81 ilde ayakta ve yataklı bağımlılık tedavi hizmetlerini yaygın şekilde sürdürmekte ayrıca rehabilitasyon programlarının kapsamını genişletme çalışmalarına devam etmektedir. İstanbul’da Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile iş gücü uyum programı kapsamında tedavi sonrası istihdama yönelik pilot rehabilitasyon modeli uygulanmakta olup bu modeli daha sonra yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı ile öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize farkındalık eğitimi verirken risk altındaki çocuklara yönelik ‘Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı’ ile erken müdahale sistemi uygulamaktadır. Risk temelli araştırmalarda öğrencilerin bağımlılık riskleri önceden belirlenmektedir. Bu sayede koruyucu, önleyici ve müdahale edici hizmetleri sistematik olarak uyguluyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığı bağımlılıkla mücadelede farkındalık, gönüllülük ve savunuculuk faaliyetleriyle gençlerin sürece aktif katılımını sağlamaktadır. Bu bağlamda bağımlılık yapıcı maddelere yönelik tutum, bilgi ve risk algılarını ölçmek amacıyla kapsamlı bir saha araştırması çalışması başlatmıştır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız ülke genelindeki Aile Eğitim Programlarıyla koruyucu ve önleyici bilgilendirme çalışmalarını sürdürmektedir. Tedavi sonrası bireylerin sosyal uyumunu destekleyen bakanlık riskli gruplara yönelik erken tespit, psikososyal destek ve güçlendirme hizmetleri yürütmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin geri ödeme kapsamını genişleterek iyileşen bireylerin iş gücüne katılımını ve istihdamını desteklemektedir. RTÜK bağımlılıkla mücadelede kamu spotlarının yayınlanmasını sağlarken zararlı alışkanlıkları özendiren medya içeriklerine cezai müeyyideler uygulamaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile BTK güvenli internet paketlerini sunmakta ve yasadışı bahis kumar gibi farklı başlıklar altında mücadelede etkin bir rol oynamaktadır. Her kurumun kendi alanında yürüttüğü çalışmalar birbirini destekleyerek daha güçlü bir toplam etki oluşturmaktadır." "Bu mücadele süreklilik gerektiren bir mücadele, kararlılık gerektiren bir mücadele" Çocuk ve gençlerin başta olmak üzere toplumun bağımlılıktan korunmasına yönelik adımları kararlılıkla attıklarını ve atmaya da devam edeceklerini söyleyen Yılmaz, "Bu mücadele süreklilik gerektiren bir mücadele, kararlılık gerektiren bir mücadele ve biz de bunu yapmaya devam edeceğiz. Bu noktada elde edilen birikimin somut kararlarla güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Toplantımızın bundan sonraki bölümünde bağımlılıkla mücadelede atacağımız yeni adımları karara bağlamak üzere yüksek kurul üyelerimizle basına kapalı istişaremizi gerçekleştireceğiz. Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu Üyeleri başta olmak üzere ilgili tüm bakanlıklarımıza, toplum sağlığını koruma yönünde katkı sunan kurum ve kuruluşlarımıza, bütün bu çalışmalarda teknik koordinasyonu sağlayan Sağlık Bakanlığımıza Türkiye Yeşilay Cemiyeti gibi sahada özveriyle mücadele eden sivil toplum örgütlerimize gönülden teşekkür ediyorum" diye konuştu.