SAĞLIK - 13 Nisan 2026 Pazartesi 10:57

Bahar aylarında cildinizi sosyal medyaya emanet etmeyin

A
A
A
Bahar aylarında cildinizi sosyal medyaya emanet etmeyin

Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, ilkbahara girerken vatandaşların sosyal medya üzerinden popüler olan uygulamalara aldanmaması gerektiğini söyleyerek, "Sosyal medyada görülen uygulamaların her cilt ve hasta için uygun olmadığını bilmek gerekiyor" dedi.


Kıştan çıkarken cilt kusurlarının daha belirgin hale geldiğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, "Artık kış mevsiminin yavaş yavaş kendini bahara ve devamında yaz mevsimine bırakmasıyla birlikte ciltte meydana gelen belli değişiklikler var. Kıştan çıkarken cildimizde özellikle gözenekli görüntü, lekelerin daha belirgin hale gelmesi, matlaşma, bulanık görüntü gibi cilt rahatsızlıkları, cilt ton eşitsizlikleri, renk tonu eşitsizlikleri gibi belirtiler daha belirgin hale gelmektedir. Özellikle kış mevsiminden çıkarken. Dolayısıyla hastalarımızın yaza girerken ciltlerini, derilerini, deri kalitelerini toparlamak yönünde belli talepleri olur bizden. Tabi ki bu döneme girmemiz ile birlikte yazın yapabileceğimiz uygulamalarda biz iyileşme süresinin uzun olduğu yahut ağır cilt soyucu tedavileri ağır tedavileri tercih etmiyoruz. Çünkü güneşin daha dik açı ile gelmesiyle birlikte bu uygulamalarla komplikasyon riskimiz artmaktadır. Neler yapabiliriz? Özellikle bu bahar döneminde yaza geçiş döneminde cildimizi hazırlamak için diye soracak olursak, bu dönemde özellikle kimyasal peelingler derin değil, hafif peeling, hafif soyucu işlemleri kullanabiliriz. Yine nem aşıları gibi uygulamaları rahatlıkla kullanabiliyoruz. Leke mezoterapileri dediğimiz özellikle görünen derin ve yüzey tabakalarındaki lekelenmelere yönelik mezoterapi işlemlerimizi yapabiliriz. Yine botoks uygulamalarını rahatlıkla bu mevsimde yaza geçiş aşaması da kullanabiliriz. Cilt tipine göre yine medikal cilt bakımlarını kullanabiliriz. Akneli ciltlerde yine rozalı ciltlerde özelliğine göre bakım rutininde hastalarımızın kullandığı ürünleri değiştirmekle birlikte bunları da yine kullanabiliriz" dedi.


Dr. Yücel, bahar ve yaz aylarına girerken özellikle güneş kreminin kullanılmasının önemli olduğunu söyleyerek, "Tabi ki bu yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte işlemlerimizi yapabiliyoruz ama hastalarımızdan da talep ettiğimiz şeyler oluyor. Bunlar ne olabilir? Özellikle güneş kremini çok sık ve etkili şekilde kullanımını mutlaka öneriyoruz. Çünkü her yaptığımız işlem cildimizi birazcık daha hassas hale getirdiği için güneş ışınlarından komplikasyonlardan korunmamız için mutlaka SPF 30 yada 50 güneş kremlerini gün içerisinde 2-3 kere yenileyecek şekilde kullanmamız şart. Hatta tatil dönemlerinde tatilde gidilen dönemlerde de mutlaka şapka ve güneşi şeffaf şekilde geçirmeyen kıyafetlerle yani fiziksel bariyer dediğimiz kıyafetlerle de destekleyerek istenmeyen ultraviyole ışınlarının istenmeyen yan etkilerinden de kurtulmayı planlıyoruz. Bunlar da bizim hastalarımızdan talep işlemler oluyor" ifadelerini kullandı.


"Sosyal medya yöntemleri her cilde uygun olmayabilir"


Dr. Muhammed Burak Yücel, sosyal medyada popüler olarak görülen uygulamaların her hastaya ve cilde uygun olmadığını söyleyerek, "Belki bir diğer dikkat edeceğimiz nokta her işlemi sosyal medyada özellikle şu an popüler olan her işlemin her hastaya uygun olmadığını bilmek ve bunu mutlaka ehil ellerde dermatoloji uzmanların da mutlaka hastaların beklentilerini ve cilt özelliklerini, deri özelliklerini de bir araya getirerek yapabileceğimiz optimum şeyleri mutlaka doktor kontrolünde yapmak. Çünkü internette bazı görülen sosyal medyada popüler olan hemen sonuç aldığımız önce-sonra fotoğrafları arasında bizim ne yapıldığını bilmediğimiz ama mükemmel sonuç alınan işlemlerin bir o kadar da komplikasyon oranının arttığını bilmekte fayda var. Çünkü bizim için önemli olan Sürdürülebilir ve uzun süreli iyilik halleridir. Hemen yapılan işlemlerde bizim de sonuç alabildiğimiz uygulamalar olabilir. Ancak uzun dönemde 2 ay sonra 3 ay sonra tekrar kış aylarında yeniden girdiğimizde aynı sorunla örnek veriyorum leke tedavisi yapıldıysa o lekenin çok daha artmış ve nüksetmiş bir biçimde yahut roza hastalarında yahut akne hastalarında çok daha komplike ve nüksetmiş bir şekilde hastalar bize geri geldiği zaman bundan ne hasta hoşnut olacaktır ne hekimin istediği bir sonuç olacaktır. Önemli olan uzun süreli sürdürülebilir iyilik halidir sağlık uygulamalarında, dermokozmetik uygulamalarında. Dolayısıyla sosyal medyada popüler olan her işlemin her hasta grubu için uygun olmadığını bilmek çok önemli. Mutlaka doktor kontrolünde cildin ihtiyacına göre, ihtiyaçlarına göre uygun her iki tarafında hastanın ve hekimin beklentilerini karşılayacak şekilde bir planlama yaparak uzun süreli iyilik halini sürdürmek ve yaz dönemini geçirerek tekrardan sonbahar döneminde cildimiz hazırlamak önemlidir diyebiliriz" dedi.



Bahar aylarında cildinizi sosyal medyaya emanet etmeyin

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Uzmanından "Açlığı taklit eden diyetle hücresel yenilenme mümkün olabilir" açıklaması Son yıllarda sıkça konuşulan FMD diyetini değerlendiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ‘kıtlık varmış’ sinyali gönderir. Bilimsel çalışmalar, periyodik olarak uygulanan FMD diyeti ile enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikliyor" Beslenme biliminin, son on yılda kabuk değiştirdiğini belirten Erden, "Beslenme bilimi artık yalnızca ne yediğimizle değil, yemediğimiz anlarda vücudumuzda neler olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Odak noktamız sadece tartıdaki rakamlar değil, DNA hasarının onarımı, mitokondriyal verimlilik ve hücresel düzeyde sağlığın sürdürülebilirliği. "Fasting Mimicking Diet" adı verilen FMD diyeti de açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikleyen 5 günlük bir program" diye konuştu. "Hücreye ‘büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir" Vücudumuzun, evrimsel süreç boyunca bolluk ve kıtlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde programlandığına dikkat çeken Erden, "Ancak modern dünyadaki kesintisiz kalori alımı, vücudun hayatta kalma mekanizmalarını pasifize etmektedir. Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ’kıtlık varmış’ sinyali göndererek belirli makro besin dengelerine dayalı bir protokoldür. Besin alımının kontrollü kısıtlanmasıyla birlikte vücutta insülin ve IGF-1 seviyeleri düşer. Bu düşüş, hücreye ’büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir. Aynı zamanda vücut, birincil yakıtı olan glikozdan, yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu oluşan keton cisimciklerine geçiş yapar" ifadelerini kullandı. "Hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar" Otofaji sürecine dikkat çeken Erden, "FMD’nin kalbinde yatan en kritik süreç otofajidir. Kelime anlamıyla ’kendi kendini yeme’ olan bu mekanizma, hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar. Bilimsel çalışmalar, periyodik FMD uygulamalarının bu temizlik sürecini tetikleyerek enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" Klinik sonuçlara değinen Erden, "İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemelerde, ayda bir kez uygulanan FMD protokolünün bel çevresinde azalma, kan basıncında iyileşme ve sistemik enflamasyon göstergelerinde düşüş sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak bu yaklaşım bir harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" diye konuştu. "Bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere yol açabilir" Risklere dikkat çeken Erden, "Bu tür kısıtlayıcı protokollerin bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere ve özellikle bazı kronik hastalıklarda ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Tip 1 diyabet, ileri böbrek yetmezliği veya yeme bozukluğu öyküsü olan bireylerde bu protokoller hayati tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla kalori kısıtlamasıyla hücresel yenilenmenin mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtı bilimsel olarak şartlı bir evettir. FMD, doğru metabolik profile sahip bireylerde, uzman gözetiminde ve belirli periyotlarla uygulandığında fayda sağlayabilir" dedi. Sürdürülebilirliğe vurgu yapan Erden, "Beslenme biliminin temel taşı sürdürülebilirliktir. Beş günlük bir disiplin, yılın geri kalanındaki kötü beslenme alışkanlıklarını telafi edemez. Gerçek hücresel sağlık, kısa vadeli müdahaleler ile uzun vadeli dengeli beslenme alışkanlıklarının birlikte yürütülmesiyle mümkündür" diye konuştu.
Samsun Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzelerin düzenli tüketilmesinin önemli olduğunu, çözünebilir liflerin kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebildiğini söyledi. Liv Hospital Samsun, Kardiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla bilgilendirmelerde bulunarak "Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su için. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" dedi. Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumuna sağlıklı beslenme alışkanlığı ile olumlu bir katkıda bulunulabilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75’i karaciğerde, yüzde 25’i ise aldığımız gıdalardan emilir. Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde ’plak’ adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" diye konuştu. Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30’unu yağlardan almak ve ’kötü’ yağları ’iyi’ yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Doymuş ve trans yağların tüketimi ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan toplam kalorinin yüzde 10’unu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda bu oran yüzde 7’nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir. Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür ’kötü’ yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken ’iyi kolesterol’ olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu ’iyi’ yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30’u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir" şeklinde konuştu. Kalp sağlığını korumak için yapılması gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, şunları söyledi: "Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir."