Yerel Haberler
İzmir
Selçuk’ta 19 Mayıs coşkusu 19 Mayıs 2026 Salı - 12:38:58 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, İzmir’in Selçuk ilçesinde düzenlenen görkemli törenlerle coşkuyla kutlandı. Şehit Polis Demet Sezen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin gerçekleştirdiği step ve kule gösterisi izleyicilerden büyük alkış aldı. Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü koordinasyonunda, Şehit Polis Demet Sezen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi tarafından hazırlanan kutlama programı, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı. Törene Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Serkan Atlan, Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Hüseyin Kılınç, mülki ve idari amirler, siyasi parti temsilcileri, gaziler, sivil toplum kuruluşu yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Protokol halkı selamladı Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, Kaymakam Oğuz Alp Çağlar ve Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel tören alanını dolduran öğrencileri ve vatandaşları selamlayarak bayramlarını kutladı. Törenin açılış konuşmasını yapan Gençlik ve Spor İlçe Müdür Hüseyin Kılınç, günün anlam ve önemine değinerek, 19 Mayıs ruhunun gençliğin omuzlarında yükselmeye devam edeceğini vurguladı. Başarılı öğrencilere ödül yağmuru Kutlamalar kapsamında ilçe genelinde düzenlenen spor müsabakalarında ve kültürel yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödülleri, Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar ve protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Kule gösterisi nefes kesti Ödül töreninin ardından sahne alan genç sporcular; engebeli kısa mesafe koşusu, halk oyunları ve jimnastik gösterileriyle izleyenlere görsel bir şölen sundu. Programın finalinde ise Şehit Polis Demet Sezen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin hazırladığı step ve kule gösterisi gerçekleştirildi. Öğrencilerin sergilediği yüksek koreografi performansı ve oluşturdukları insan kulesi, törene katılan vatandaşlar tarafından uzun süre ayakta alkışlandı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlama programı, final gösterilerinin ardından sona erdi.
19 Mayıs 2026 Salı - 12:35 Folkart’tan örnek uygulama Folkart Nova projesinin arkasında bulunan 5 bin 230 metrekarelik sosyal donatı alanındaki parkın çevre düzenlemesi tamamlanırken, Halkapınar Mahallesi’nde açılış töreni gerçekleştirildi. Yaşamın başladığı Folkart Nova projesinin arkasında yer alan 5 bin 230 metrekarelik sosyal donatı alanlarının çevre düzenlemesi tamamlandı. Halkapınar Mahallesi 1558 sokak ile 1204 sokak kesişiminde yer alan park için açılış töreni düzenlendi. Açılış töreninde kurdeleyi Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, Folkart Genel Müdürü Metin Sancak ve Folkart Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Sancak birlikte kesti. Açılış sonrasında Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu, Folkart Nova ve Folkart Vega projelerini gezerek bilgi aldı. Nilüfer Çınarlı Mutlu, yapılan uygulamanın örnek bir çalışma olduğunu belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti. "Bu tutumumuzun örnek oluşturmasını diliyoruz" Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak ise, "Folkart Nova’nın arkasında inşaat sırasında kullandığımız alanı yeniden düzenleyip bir parka çevirerek Konak Belediye’mize emanet ettik. Değerli Konak Belediye Başkanımız Nilüfer Çınarlı Mutlu ile sembolik bir açılış da yaptık. Nazik katılımı nedeniyle, Konak Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz. Biz kamu yararına her projede özenli ve duyarlı davranıyoruz. Bu tutumumuzun özel sektörde örnek oluşturmasını diliyoruz" dedi. Neler yapıldı Halkapınar Mahallesi’nde 5 bin 230 metrekarelik alanda gerçekleştirilen çevre düzenleme çalışmaları kapsamında sert ve yumuşak peyzaj uygulamaları tamamlandı. Çeşitli ağaç ve bitki türleriyle yeşillendirilen proje alanında 160 metrekarelik evcil hayvan parkı, 60 metrekarelik spor aletleri alanı, 150 metrelik koşu yolu ve 170 metrekarelik basketbol sahası oluşturuldu. Ayrıca bölgede 53 araç kapasiteli bin 220 metrekarelik otoparkın yanı sıra bin 700 metrekare yeşil alan ve bin 700 metrekare sert zemin kaplama çalışması da hayata geçirildi.
19 Mayıs 2026 Salı - 12:30 Taksi esnafından Bisicap uygulamasına tepki İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan, Alsancak Limanı çevresine yerleştirilen üç tekerlekli Bisicap araçlarına tepki göstererek, yeni uygulamanın taksici esnafı üzerinde baskıya neden olacağını öne sürdü. İzmir’in Konak ilçesindeki Alsancak Limanı çevresinde faaliyete başlayan üç tekerlekli Bisicap araçlarına tepki gösteren İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan, bu yeni uygulamanın taksici esnafı üzerinde baskı oluşturacağını belirtti. Uygulamanın ilk ortaya çıktığı dönemde "bisiklet taksi" adıyla gündeme geldiğini hatırlatan Başkan Erkan Özkan, esnaf odası olarak ilk günden itibaren bu sisteme karşı olduklarını net bir şekilde dile getirdiklerini ifade etti. "İsim değişse de yaşanan sorun değişmedi" Projenin kamuoyundan gelen tepkiler üzerine isim değişikliğine gittiğini kaydeden Özkan, "Önce adı ’bisiklet taksi’ olarak ortaya çıktı, ardından kamuoyundaki tepkiler sonrası ’Bisicap’ olarak değiştirildi. Ancak isim değişse de yaşanan sorun değişmedi. Taksi esnafımızın yıllardır emek vererek oluşturduğu düzenin içerisine yeni bir karmaşa getirildi" dedi. "Esnaf zaten büyük mücadele veriyor" İzmir’de faaliyet gösteren taksici esnafının zor şartlar altında hizmet vermeye çalıştığını belirten Erkan Özkan, artan maliyetlerin sektör üzerindeki baskısına dikkat çekti. Erkan Özkan sözlerini şöyle sürdürdü: "Akaryakıt fiyatları, bakım maliyetleri, sigorta giderleri, vergi yükü ve diğer tüm ekonomik şartlar ortadadır. Taksi esnafımız gecesini gündüzüne katarak ailesinin geçimini sağlamaya çalışmaktadır. Bunun yanında korsan taşımacılıkla da büyük mücadele vermektedir. Şimdi esnafımız bir de Bisicap uygulamasıyla karşı karşıya bırakılmıştır." "Alsancak Limanı’na yığmanın ne anlamı var" Özellikle kruvaziyer turizminin yoğun olduğu Alsancak Limanı bölgesinde Bisicap araçlarının toplu şekilde konuşlandırılmasına tepki gösteren Erkan Özkan, uygulamanın şehir ulaşımına katkı sağlamaktan uzak olduğunu savunarak, "Zaten sınırlı sayıda kruvaziyer gemisinin geldiği Alsancak Limanı bölgesine bu araçların sıra sıra yerleştirilmesinin ne anlamı vardır? İzmir’in çözüm bekleyen çok daha büyük ulaşım sorunları bulunurken, alternatif yollar ve kalıcı projeler üretilmesi gerekirken, taksi esnafının adeta gözüne sokarcasına böyle bir uygulamanın yapılması doğru değildir." "Cemil Tugay’ın bu durumdan rahatsız olacağını düşünüyoruz" İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın bugüne kadar esnafın yanında olan bir yönetim anlayışı sergilediğini ifade eden Erkan Özkan, alınan kararın belediye başkanının bilgisi dışında gelişmiş olabileceğini düşündüklerini söyledi. Özkan, "Sayın Cemil Tugay’ın her zaman esnafın yanında olan yaklaşımını biliyoruz. Bu nedenle yaşanan durumun kendisinin bilgisi dışında geliştiğini düşünüyoruz. Taksi esnafımızın yaşadığı rahatsızlığın dikkate alınacağına ve bu karardan acilen geri dönüleceğine inanıyoruz" diye konuştu. "Esnafımızın sesi duyulmalı" İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası olarak amaçlarının kavga değil çözüm üretmek olduğunu vurgulayan Başkan Erkan Özkan, şehirde ulaşım planlaması yapılırken yıllardır hizmet veren taksi esnafının görüşlerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Özkan, "Bizler İzmir’e hizmet eden, gece gündüz çalışan bir meslek grubuyuz. Taksi esnafımızın emeği, alın teri ve mücadelesi görmezden gelinmemelidir. Şehir ulaşımı planlanırken sahada çalışan esnafın görüşü alınmalı, mevcut sorunları artıracak değil çözecek adımlar atılmalıdır."
19 Mayıs 2026 Salı - 12:20 İzmir’de 19 Mayıs coşkuyla kutlandı İzmir’de 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen törenle kutlandı. Binlerce kişinin takip ettiği programda gençlerin halk oyunlarından tramboline, taekwondodan dağcılık gösterilerine uzanan performansları büyük alkış aldı. Programa İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Ege Ordu Garnizon Komutanı Orgeneral İrfan Özsert, milletvekilleri ve il müdürleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda İzmir Valiliği tarafından düzenlenen resmi törende çelenk sunumu ve öğrenci gösterileri yer aldı. Halk oyunlarından ritmik jimnastiğe, akrobasi performanslarına kadar birçok etkinlik İzmirlilerle buluştu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından bayrakların öğrenci ve sporcular tarafından göndere çekilmesi ile tören başladı. Ardından Gençlik ve Spor İl Müdürü Murat Eskici konuşma yaptı. Eskici konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Aziz milletimizin bağımsızlık meşalesini yakan, Ufuklara umut, yarınlara inanç bırakan; Bir milletin yeniden şahlanışıdır bugün, 19 Mayıs’tır adı, gençliğe emanet edilen düğün... Bugün burada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak bağımsızlık mücadelemizi başlattığı kutlu bir günün simgesi olan 19 Mayıs 1919’un 107. yıl dönümünü büyük bir gurur ve heyecanla kutluyoruz. 19 Mayıs; yalnızca bir tarih değil, bir milletin yeniden ayağa kalkışının simgesidir. Esareti kabul etmeyen bir iradenin, umudu tükenmeyen bir milletin destanıdır. Ve en önemlisi, bu kutlu günün gençliğe armağan edilmiş olması; geleceğin teminatının gençler olduğunun en güçlü göstergesidir. Bugün Türkiye Yüzyılı hedefleriyle ilerleyen ülkemiz; bilimde, teknolojide, savunma sanayiinde, sporda, sanatta ve eğitimde büyük adımlar atmaktadır. Bu yürüyüşün merkezinde ise gençlerimiz vardır. Çünkü biz biliyoruz ki; Güçlü Türkiye’nin mimarı özgüveni yüksek gençlerdir. Milli ve manevi değerlerine bağlı, dünyayı takip eden, üreten, düşünen ve sorgulayan gençlerdir. Bugünün gençleri; yapay zekâdan uzay çalışmalarına, spordan kültüre kadar her alanda ülkemizi daha ileriye taşıyacak büyük bir potansiyele sahiptir. Sevgili gençler; Sizler sadece geleceğimiz değil, aynı zamanda bugünümüzsünüz. Hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Çalışmaktan yorulmayın. Çünkü bu millet, tarih boyunca en büyük başarılarını inanan gençlerle elde etmiştir. Ruhunu kaybetmeyen bir milletin evlatları olarak; İnançla, azimle ve birlik içinde Türkiye Yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz. Ne mutlu bayrağını gururla taşıyana, Ne mutlu yarınları gençlikle kurana Ne mutlu vatanına hizmet edenlere, Ne mutlu gençliğine güvenenlere Bu duygu ve düşüncelerle; başta Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum." Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın Bayram mesajının okunmasının sonrasında öğrenciler şiir okudu. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin okundu. Ardından Gençliğin Ata’ya cevabının okundu ve Ayyıldız Bayrak koreografisi gerçekleşti. Nefes kesen gösteriler büyük alkış aldı Cumhuriyet Meydanı’nı dolduran binlerce İzmirli, genç sporcuların ve toplulukların sergilediği sahne performanslarını hayranlıkla takip etti. Kutlamalar kapsamında; Ege Üniversitesi Halk Oyunları Topluluğu’nun muhteşem Zeybek gösterisi, İzmir Türk Koleji Bando Takımı’nın coşkulu marşları, İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü sporcularının estetik dolu trambolin ve ritmik jimnastik performansları izleyenlerden tam not aldı. Genç sporcuların güç ve yeteneği harmanladığı taekwondo ve güreş seremonisi ile adrenalin dolu basketbol akrobasi gösterisi meydandaki heyecanı zirveye taşıdı.
Ölüm bile ayıramadı, İzmir’de hayatını kaybeden doktor ve eşine acı veda
27 Mayıs 2025 Salı - 14:58 Ölüm bile ayıramadı, İzmir’de hayatını kaybeden doktor ve eşine acı veda İzmir’in Menemen ilçesinde bir düğün salonunda düzenlenen etkinlik çıkışında, kapıdaki taş kemerin üzerlerine devrilmesi sonucu ağır yaralanan ve kaldırıldıkları hastanelerde hayatlarını kaybeden Mehmet Fatih Baltacı ve eşi Güler Baltacı çifti, İzmir’den gözyaşlarıyla uğurlandı. Mehmet Fatih Baltacı’nın acılı babası ise yaptığı açıklamada işletmenin çok büyük bir ihmali olduğunu belirtti. 25 Mayıs günü Menemen ilçesi Yahşelli Mahallesi’ndeki bir düğün salonunda meydana gelen olayda, İzmir Şehir Hastanesi Çocuk Acil Polikliniği Hekimi Doktor Mehmet Fatih Baltacı (35) ve eşi Güler Baltacı (35), çocuklarının eğitim gördüğü Ulukent Derinsu Anaokulu’nun kahvaltı etkinliği için düğün salonuna geldi. Etkinlik sonrası düğün salonundan çıkacakları esnada Baltacı çiftinin üzerine düğün salonunun çıkışında bulunan dekoratif taş kemer devrildi. Baltacı çifti beton yığınlarının arasında kalırken, vatandaşların ihbarı üzerine adrese jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Jandarma ekipleri güvenlik önlemleri alırken, ağır yaralanan Baltacı çifti ambulansla hastaneye kaldırıldı. Mehmet Fatih Baltacı yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybederken, eşi Güler Baltacı, İzmir Şehir Hastanesine sevk edilmişti. Eşinin ardından Güler Baltacı da yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşam savaşını kaybetti. Güler Baltacı’nın cansız bedeni de yapılan incelemenin ardından İzmir Adi Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında düğün salonu işletmecisi anne baba ve oğlu olmak üzere 3 şüpheli gözaltına alındı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden salonu işleten oğul İ.C. tutuklanırken anne N.C. ve baba G.C. adli kontrol kararıyla serbest kaldı. İzmir Şehir Hastanesi’nden acılı veda Yaşanan feci olayda hayatını kaybeden bir çocuk sahibi Baltacı çifti için, Dr. Mehmet Fatih Baltacı’nın görev yaptığı İzmir Şehir Hastanesinde tören gerçekleştirildi. Törene İzmir İl Sağlık Müdürü Burak Öztop, İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Orhan Gökalp, hayatını kaybeden Baltacı çiftinin mesai arkadaşları, ailesi ve yakınları katıldı. Ölüm bile ayıramadı, sevenleri gözyaşlarıyla veda etti Tabutları yan yana konan Mehmet Fatih Baltacı ve Güler Baltacı’nın aile üyeleri, tabutlara sarılarak gözyaşı döktüler. Okunan dualar ve alınan helallik sonucu cenazeler, defnedilmek üzere Ankara’nın Gölbaşı ilçesine götürüldü. "Çok büyük ihmal var" Oğlunun ve gelininin büyük bir ihmal sonucu hayatlarını kaybettiğini söyleyen Mehmet Fatih Baltacı’nın acılı babası Ali Rıza Baltacı, basın mensuplarından olayın hukuki sürecinin takip edilmesini rica etti. Baltacı, "Yavrumun ve kızımın mekanları cennet olsun. Biricik yavrularını bizlere emanet edip gittiler. Gözleriniz arkada kalmasın. Çok büyük bir ihmal var. Sağlam yapılmayan bir şey rüzgar olmuş veya olmamış, illa ki düşecekti. Siz basın mensuplarından da tüm bu hukuki sürecin takip edilmesini istirham ediyorum" diye konuştu.
Çamur Atölyesi’nden sanat çiftliğine uzanan yolculuk
27 Mayıs 2025 Salı - 12:41 Çamur Atölyesi’nden sanat çiftliğine uzanan yolculuk Çamur Atölyesi’nin kurucusu Esra Yazıcı, hobi olarak başladığı seramik yolculuğunu zamanla bir tutkuya dönüştürdü. Bu yolculuk, öğrencisi Begüm Mutlu ile güçlerini birleştirmesiyle daha da anlam kazandı. İkili, Aşağışakran’da yer alan eski bir zeytinyağı fabrikasını dönüştürerek, Aliağa’nın ilk yüksek derece seramik atölyesini ve sanat çiftliğini hayata geçirdiler. Sanatla doğayı buluşturan ‘Atölye Şakran’da üretimin, ilhamın ve yaratıcılığın kapıları aralanıyor. Atölyede, Esra Yazıcı ve Begüm Mutlu tarafından yüksek dereceli seramik ürünlerin yapımı ve boyaması gerçekleştirilirken, Emine Çalışkan çini eğitimi veriyor. Hem çocuklara hem yetişkinlere yönelik olarak düzenlenen workshoplarla katılımcılara keyifli ve yaratıcı bir deneyim sunuluyor. Aylık dört dersten oluşan düzenli eğitimlerin yanı sıra, 2-3 saatlik kısa süreli atölyeler de mevcut. Atölyelere minimum dört kişiyle katılım sağlanabilirken, on kişi ve üzeri gruplar için indirim uygulanıyor. 3-14 yaş arası çocuklar ister kendi gruplarında ister anneleriyle birlikte katılım gösterebilirken, 14 yaş ve üzerindekiler yetişkin gruplarına dahil ediliyor. Atölyede üretilen porselen ve stoneware ürünler; fırına ve bulaşık makinesine uygun, gıda ile temas edebilen özellikleriyle öne çıkıyor. Kupa ve tabak boyama atölyelerinde ise ilk pişirimi yapılmış ürünler, katılımcıların kişisel dokunuşlarıyla tamamlanıyor. Tüm ürünler, gerekli fırınlama ve son işlemlerden geçirildikten sonra sahiplerine teslim ediliyor. Aşağışakran’daki eski fabrikayı sanat atölyesine dönüştürdüler Aliağa’da seramik ve porselen alanında bir boşluğu dolduran Esra Yazıcı ve Begüm Mutlu, yüksek derece seramik üretimiyle bölgeye sanatsal ve kültürel bir soluk getirdiler. Atölye çalışmaları sürerken bu süreci bir markaya dönüştürdüler ve Lemniscate Porcelain doğdu. Çamur Atölyem’in kurucusu Esra Yazıcı, bu serüvenin başlangıcını şöyle anlatıyor: "Pandemi döneminde İstanbul’dan Şakran’a taşındım. Seramiğe hobi olarak başladım; evimin altındaki küçük atölyede kendi kendime üretmeye başladım. Zamanla atölyeme gelmek isteyenler oldu. Bu da bana Aliağa’da böyle bir alanda ciddi bir eksiklik olduğunu gösterdi. Özellikle yüksek derece porselen ve stoneware üretimi yapan bir yer yoktu. Küçük bir atölyeye taşındım ve orada üretim yaparken çevreden yoğun ilgi görmeye başladım. İnsanlar eğitim ve workshop imkanı arıyordu. Bu ilgiyi karşılıksız bırakmadım ve atölyemde dersler vermeye başladım. İnsanlara fayda sağladığımı duymak beni çok motive etti. Derslerimden birine Begüm öğrenci olarak katıldı. Eğitimlerini tamamladıktan sonra birlikte çalışmak istedi. Yaklaşık iki yıldır birlikteyiz ve bu süreçte işimizi birlikte büyüttük. Sonunda Aşağışakran’daki eski bir zeytinyağı fabrikasını restore ederek taşındık. Bu mekân, hem köy dokusuna uyumlu hem de yaratıcı üretimlerimize ilham veren özel bir yer oldu. Aşağışakran’ı çok seviyoruz ve burada kökleşmek istiyoruz" Bugün Atölye Şakran, sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda sanatı, eğitimi ve topluluk ruhunu bir araya getiren bir sanat çiftliği. Esra ve Begüm’ün önderliğinde, Lemniscate Porcelain markasıyla hem sanatsal üretim yapılıyor hem de yaratıcı atölye çalışmalarıyla toplulukla güçlü bir bağ kuruluyor. "Hedefimiz, atölye ve Şakran’ı sanat çiftliğine dönüştürmek" Esra Yazıcı, markalarının Aliağa’dan çıktığı için çok mutlu olduğunu belirtirken Atölye Şakran adına gelecek hedeflerini anlattı: "Markamızın Aliağa’dan çıkmış olmasından dolayı çok mutluyum. Markamız burada doğduğu için gerçekten Aliağa’ya ait hissediyoruz. Markamızın önce Aliağa’dan başlayarak giderek büyümesini istiyoruz. Gerçekten ‘Lemniscate Porcelain’ olarak çok kaliteli ürünler çıkarttığımızı düşünüyoruz. Atölye Şakran olarak da Aliağa’ya büyük katkıda bulunduğumuza inanıyorum çünkü çamura dokunmamış insanlar geliyor, sonunda gerçekten dinlendiklerini söylüyorlar ve buraya ‘Renkli Terapi Merkezi’ diyorlar. İnsanlara ruhsal olarak dokunduğumuza inanıyorum. Atölye olarak hedefimiz burayı bir sanat çiftliğine dönüştürmek bu yüzden adını ‘Atölye Şakran’ koyduk. Ressam bir arkadaşımız gelirse de kapımız açık. Çini hocamız da aynı şekilde geldi hemen aramıza katıldı" Atölye Şakran olarak gönüllülük projeleri yapmaktan da mutluluk duyduklarını belirten Yazıcı: "Bu yolculukta bizim için çok özel bir deneyim, Şakran Cezaevi’nde kalan çocuklar ve gençlerle gerçekleştirdiğimiz yaratıcı atölye çalışmaları oldu. Onlar bize ulaştı, biz de bu çağrıya kayıtsız kalamadık. Bu deneyim bize bir kez daha gösterdi ki sanatın ve birlikte üretmenin dönüştürücü gücü her yerde, her koşulda var olabiliyor. Biz de Atölye Şakran olarak bu gücü daha çok kişiye ulaştırmak, daha fazla yüreğe dokunmak istiyoruz" dedi. Atölye Şakran’ın çalışmalarıyla ilgili detaylı bilgi ve başvuru için 0532 253 87 38 numaralı telefondan veya Çamur Atölyem ve Lemniscate Porcelain Instagram hesaplarından DM yoluyla iletişime geçilebiliyor.
Korsan taşımacılığa büyük cezalar yolda
27 Mayıs 2025 Salı - 12:33 Korsan taşımacılığa büyük cezalar yolda İzmir’den başlayan ve uzun süredir sürdürülen korsan taşımacılıkla mücadele Ankara’da karşılık buldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan yeni kanun teklifi yasalaşırsa, ruhsatsız taşımacılık yapan kişilere 100 bin TL para cezası uygulanacak ve ehliyetlerinin ise 30 gün süreyle el konulacak. İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan, "Korsan taşımacılıkla alakalı belli bir noktaya gelmek bizleri mutlu ediyor" dedi. TBMM sunulan 36 maddelik "Karayolları Trafik Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", korsan taşımacılığın önüne geçmek için büyük önem taşıyor. Teklifin kanunlaşması halinde; ilgili belediyeden çalışma izni veya ruhsat almadan yolcu taşıyanlara 100 bin TL idari para cezası verilecek. Aynı zamanda bu kişiler hakkında da 30 gün süreyle sürücü belgesi geri alma cezası uygulanması bekleniyor. İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kanun hakkında kendilerine destek veren herkese teşekkür eden Başkan Özkan, "Biz İzmir’de bundan yaklaşık 5 ay önce korsan ile ilgili bir ses verdik ve bu sesimiz çok şükür ilgili yerlere duyuruldu. Tüm Türkiye’nin sorunu olan korsan taşımacılıkla ilgili İzmir’den başlattığımız mücadelede belli bir noktaya geldiğimizi görmek esnafımız adına bize mutluluk verdi" diye konuştu. "30 gün ehliyeti almak yeterli değil" 36 maddelik "Karayolları Trafik Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nin Meclis’e sunulduğunu belirten Başkan Özkan, "Konunun 28 Mayıs’ta Meclis’te görüşüleceği bilgisi tarafımıza ulaştı. Bu kanun tasarısının içeriğinde, ’korsan taşımacılık’ tabir edilen yasadışı taşımacılıkla ilgili olarak ilgili belediyesinden çalışma izni, çalışma ruhsatı almayan kişilere 100 bin lira para cezası gibi ciddi bir para yaptırım uygulanacak. Yine bu şekilde çalışıp yakalanan sürücülere de 30 gün süreli ehliyetlerine el konulacak. Bu son derece olumlu bir gelişme biz esnafımız için, korsanla mücadele için. Ancak şurada hemen belirtmem gerekiyor; zaman içerisinde bu caydırıcılık, uygulanan cezalar aradan belirli bir süre geçtikten sonra ilk etkisini kaybediyor. Biz ehliyete 30 gün süreyle el konulmasının yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Federasyon nezdinde de yapmış olduğumuz çalışmalarda talebimiz 6 ay ehliyetlerin el konulmasıydı. Bu sürenin tekrar değerlendirilip, 30 günün 6 ay olarak revize edilmesini esnaf camiası olarak yetkililerden talep ediyoruz" dedi. "İzmir’den ses olduk" Cezaların sadece sürücüye değil, aracını bu sürücüye teslim eden araç sahibinin de sorumluluk alması gerektiğini ifade eden Başkan Özkan, "Yine burada korsan ile ilgili denetimlerde sürücünün dışında yolcunun da, ’Evet ben bu araca ticari amaçla bindim’ demesi durumunda cezai uygulama söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla bu da denetimi etkisizleştiriyor. Burada yeni bir uygulama, yeni bir sistem geliştirerek yolcunun illaki ’ben ticari araç olarak bunu kullandım’ ifadesinin yerine farklı delillerle bu denetimlerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bizler kararlılıkla esnafın ekmeğini haksız yere paylaşmak isteyenlerle İzmir’den bir ses olduk, bir mücadele başlangıcı yaptık. İzmir biliyorsunuz Türkiye’de hep ilklerin şehri, ilklerin kenti. Biz de bu duygu ve düşüncelerle İzmir’den bu hareketi başlattık. Bunun yankıları arkadan bir suya taş atıp da bir dalga misali işte Antalya, İstanbul, Ankara gibi illerde bu konuda bizim arkamızdan bu konuyla ilgili sesini yükselttiler" diyerek sözlerini noktaladı.
Bilinçli güneşlenme ile tehlikeli ışınlar dost kalabilir
27 Mayıs 2025 Salı - 12:02 Bilinçli güneşlenme ile tehlikeli ışınlar dost kalabilir Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte güneş ışığına maruziyet artarken, güneşin sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geldi. Kimileri bronzlaşmak için güneşin altında uzun vakit geçirirken, kimileri ise zararlı ışınlardan korunmanın yollarını aramaya başladı. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, güneş ışınlarının hem dost hem de düşman olabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Güneş ışığının, vücutta D vitamini sentezlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Cüneyt Soyal, "Haftada 2-3 gün, özellikle saat 10.00 ile 12.00 arasında, 4-15 dakikalık bir güneş maruziyeti günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Ancak bu sürenin kişinin deri rengine göre değişebileceğini unutmamak gerekir. Deri rengi koyulaştıkça, güneşte kalma süresi uzayabilir" dedi. Bağışıklık sistemiyle güneş ışığı arasındaki ilişkiye dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Yeterli düzeyde D vitamini bağışıklık sistemini güçlendirirken, uzun süreli ultraviyole (UV) maruziyeti cilt bağışıklığını baskılayarak zararlı etkilere neden olabilir. Öte yandan cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri korunmasız güneş maruziyetidir. Yeryüzünde insan hayatının devamlılığı için güneş ışığı zaruri iken, aynı güneş ışığı cilt yapımızı, deri hücrelerimizi deforme edip bozuyor, cilt yaşlanması, lekeler ve deri kanserlerinin gelişimine sebep oluyor" ifadelerini kullandı. Cilt lekeleri ve DNA hasarı Güneş ışığının farklı dalga boylarında ışınlar içerdiğini ve bunların cilt üzerindeki etkilerinin farklı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, şöyle konuştu: "Güneş ışığı dediğimiz ışık aslında farklı ışın cinslerini bir arada içeren bir buket gibidir. Ultraviyole (morötesi) ışıklar, bu buketteki önemli ışık gruplarından sadece biri ve dalga boylarına göre Ultraviyole-A (UVA), Ultraviyole-B (UVB) ve Ultraviyole-C (UVC) olarak üç grupta incelenirler. UVC ve UVB’nin büyük bir kısmı yeryüzüne ulaşamıyor. D vitamini sentezinden, güneş yanıkları, cilt yaşlanmasına, lekeler, bağışıklık sistemi zayıflaması ve deri kanserlerine kadar birçok etkiden de UV ışıkları sorumlu. Bronzlaşma dediğimiz olgu, aslında derinin UV ışığına karşı kendisini ve DNA’larını korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. UV ışıkları deride yer alan renk hücreleri başta olmak üzere tüm hücrelerini etkileyerek yapılarının bozulmasına neden olur. Bu bozulma sonucu lekeler ve deri kanserleri gelişebilmektedir. Hücre yapısının ne kadar bozulduğuna ve kişinin güneşle olan ilişkisine göre lekeler kalıcı karakter de kazanabilirler. Güneş ışığının en korktuğumuz yan etkisi deri hücrelerinde DNA hasarına yol açabilmesidir. DNA hasarı gelişen alanlarda deri kanseri gelişme riski yüksektir." Her mevsimde, her hava koşulunda güneş kremi Güneşten korunmada en etkili yöntemlerden birinin güneş koruyucu ürünler olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Bu konuda güneşten koruyucu ürünler en önemli yardımcı. Güneşten koruyucu ürünleri, mevsim ve hava koşulları gözetmeksizin her gün kullanmak gereklidir. Unutmayalım ki UV ışıkları hava nasıl olursa olsun, her mevsim, içerisi - dışarısı, gölge - açık alan her ortamda cilde etki edebilir. Ayrıca UV’nin tek kaynağı güneş de değil. Günlük hayatta, çalışılan kapalı ortamlarda bile UV üretebilen ışıklandırma sistemleri mevcut" açıklamasında bulundu. Solaryum, güneşten daha masum değil Bronz bir ten hayaliyle tercih edilen solaryumun da en az güneş ışığı kadar zararlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Solaryumun verdiği yapay ışık da ciltte DNA hasarına yol açabilir. Ayrıca ’Bronzlaştım, artık güneş zararlı gelmez’ gibi yanlış bir algı yaratması da riski artırıyor" şeklinde konuştu. Cilt tipine göre güneşin etkilerinin değişebileceğine de dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Açık tenli bireyler, koyu tenlilere göre güneşin zarar verici etkilerine daha kısa sürede maruz kalabilir. Bu nedenle güneşte kalma süresi belirlenirken deri rengi önemli bir kriter olmalıdır" dedi. Ultraviyole İndeksi’ni takip edebilirsiniz Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, sözlerini şöyle tamamladı: "Güneş ışıklarının yeryüzüne en dik ulaştığı, dolayısıyla en çok UV’ye maruz kalınabilen saatler öğlen saatleridir. Bulunduğumuz konum ve özellikle yaz mevsimi göz önüne alındığında 10.00-16.00 saatleri arasıdır. Daha etkin bir koruma için Ultraviyole İndeksi (UVİ) takip edilmeli. UVİ, güneşin o günkü konumunuzda ve hava koşullarında size ne kadar zarar verebileceğini belirten sayısal bir değerdir. Bu değer, meteroloji tarafından saatlik ve günlük olarak hesaplanıp yayınlanıyor. Güneşe maruz kalınacak zaman seçilirken cep telefonlarının hava durumu kısmından çok kolay ulaşılabilecek bu değeri takip etmek pratik bir uygulama olabilir. Dışarıya çıkarken korunma tedbirlerini almayı ve güneşte kalma sürelerimizi olabildiğince kısa tutmayı unutmayalım."
Böbrek hastaları gereksiz ilaç ve takviyeden uzak durmalı
27 Mayıs 2025 Salı - 11:55 Böbrek hastaları gereksiz ilaç ve takviyeden uzak durmalı Kronik böbrek hastaları için tavsiyelerde bulunan Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mansur Kayataş, "Kan basıncı ve kan şekerinin kontrol altında tutulması ve hedef değerlerin tutturulması önemlidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli su tüketilmelidir. Gereksiz ilaç ve içeriği tam tahmin edilemeyen bilinçsiz takviye kullanımından sakınılmalıdır. Fazla tuzlu ve proteinli et ve işlenmiş et tüketimi sınırlanmalıdır. Bunun dışında sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağ tüketilmeli; kurşun, cıva gibi ağır metaller ile pestisit ve boya maddeleri içerebilecek gıdalardan uzak durulmalıdır" dedi. Medical Park İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mansur Kayataş, kronik böbrek hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Böbreklerin kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı süzerek idrarla dışarı atan, sıvı-elektrolit, asit-baz dengesini sağlayan, kan basıncını düzenleyen, D vitaminini aktif eden ve kemik iliğinde kırmızı kan hücrelerini uyaran bir hormon olan eritropoetinin üretildiği organlar olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mansur Kayataş, "Kronik Böbrek Hastalığı (KBH), böbreklerin işlevlerini kademeli olarak kaybettiği, genellikle aylar veya yıllar içinde ilerleme özelliği olan kalıcı (müzmin) bir sağlık sorunudur" şeklinde konuştu. "Riski artıran etkenler" Kronik böbrek hastalığında en sık nedenin diyabet (şeker hastalığı), ikinci sıradaki nedeninin ise hipertansiyon olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kayataş, "Ayrıca glomerülonefritler, polikistik böbrek hastalığı gibi kalıtsal hastalıklar, uzun süreli idrar yolu tıkanıklıkları, sık tekrarlayıcı idrar yolu enfeksiyonları, böbrek ve idrar yollarının taş hastalığı, nefrotoksik ilaçlar (bazı ağrı kesiciler, bazı kanser ilaçları, bazı ağır metaller, uzun süreli lityum vb.), bağ dokusu hastalıkları ve kalp damar sistemi hastalıkları sık karşılaştığımız nedenlerdir. Öncelikle yeterince tedavi edilmemiş diyabet ve hipertansiyonu olan hastalar risk altındadır. Bu kişilerin dışında uzun süreli ağrı kesici kullanan, bağ dokusu (romatizmal) hastalığı olanlar, kalp damar sistemi hastalığı olanlar, kanser tedavisi gören hastalar ile ileri yaş ve ileri obezitesi olan hastalar risk grubuna dâhil edilmelidirler" ifadelerini kullandı. "Hastalığın gelişip gelişmemesi genetik faktörlerle ilişkili" Genetik faktörlerin hastalığa etkisinden bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Genetik faktörler her böbrek hastalığında ön planda olmamasına rağmen bazı böbrek hastalıklarında hem hastalığın ortaya çıkışında hem de ilerleyişinde önemli rol oynayabilir. Özellikle bazı bireylerde çevresel risk faktörleri (örneğin hipertansiyon, diyabet) olsa bile hastalığın gelişip gelişmemesi veya ne kadar hızlı ilerleyeceği, genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Genetik testler, rutin bakılması gereken testler değildir; ancak özellikle erken yaşta ortaya çıkan, ailesel öyküsü olan ya da nedeni açıklanamayan glomerülopatilerde tanıya katkı sağlayabilir. Ayrıca, nakil sonrası hastalık nüksü (tekrarlaması) riski olan bireylerin belirlenmesinde de önemlidir" dedi. "Yorgunluk ve halsizlik görülebilir" Hastalığın başlangıcında kişinin herhangi bir yakınması olmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kayataş, hastalık ilerlediğinde ise yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, idrarda azalma ya da köpüklenme, bacaklarda, ayaklarda şişlik, kaşıntı, nefes darlığı, anemi (kansızlık) ve yüksek tansiyon gibi belirtilerden biri veya birkaçı olduğunda hastanın hekime başvurabileceğini dile getirdi. Tanının nasıl yapıldığından bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Herhangi bir nedenle rutin yapılan biyokimya tetkiklerinde (üre, kreatini, böbreğin süzme fonksiyonunu gösteren GFR-glomerüler filtrasyon hızı), idrar (idrarda protein kaçağı, hücre ve silendir) ve böbrek ultrasonografisindeki anormallikler ile tanı konulmaktadır. Bazı hastalara böbrek biyopsisi gerekmektedir. Erken tanı ile hastalığı ortaya çıkaran nedenler erkenden tespit edilerek, bu nedenlerin etkin tedavisi ile hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılması, durdurulması hatta geriletilmesi mümkün olabilmektedir" diye konuştu. "Diyet hastalığın ilerlemesini yüzde 20 oranında yavaşlatabilir" Diyet ve yaşam tarzı değişiklilerinin hastalıktaki etkisine değinen Prof. Dr. Kayataş, şu bilgileri paylaştı: "Diyet, sıvı dengesinin sağlanması, ilaç tedavileri ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemler ile hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak, semptomları hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Örneğin, diyet hastalığın ilerlemesini yüzde 20-30 oranında yavaşlatabilir. Multidisipliner yaklaşım ( nefrolog, diyetisyen, aile hekimi, bazen kardiyolog) bu hastalarda diyalize geçiş süresini yıllarca erteleyebilmektedir. Genel olarak tuz (bazı istisnai durumlar hariç, genelde günlük 2-3 gram sodyum içerikli ) ve proteinden kısıtlı bir diyet uygulanırken; bazı evrelerde fosfor ve potasyum kısıtlaması da diyette gerekli olabilir. Sigaranın kesilmesi ve alkolün azaltılması, düzenli egzersiz, kişi obez ise sağlıklı bir kiloya ulaşma, stres yönetimi gibi yaşam tarzı değişiklikleri de kronik böbrek hastalarının yönetiminde önemlidir." "Böbrek sağlığına iyi gelen öneriler" Böbrek hastalığından korunmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Kayataş, "Kan basıncı ve kan şekerinin kontrol altında tutulması, hedef değerlerin tutturulması önemlidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli su tüketilmesi, gereksiz ilaç ve içeriği tam olarak tahmin edilemeyen bilinçsizce takviye kullanımından sakınılması gerekir. Fazla tuzlu ve proteinli et ve işlenmiş et tüketiminin sınırlanması, sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağ tüketilmesi, kurşun, cıva gibi ağır metaller ile pestisit ve boya maddeleri içerebilecek gıdalardan uzak durulmasına özen gösterilmelidir. Obeziteden korunma ve böbrek yükünden kaçınmak için ideal kiloyu korumaya yönelik uygulamalar böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken durumlardır" şeklinde konuştu. "Çok yönlü bir yaşam tarzı ve tedavi uyumu gereklidir" Kronik böbrek hastalığında tedavi sonrası dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Çok yönlü bir yaşam tarzı ve tedavi uyumu gereklidir. Tıbbi takip ve tedaviye uyumun iyi düzeyde olması gerekir. Nefroloji uzmanı takibi düzenli aralıklarla sürdürülmelidir. İlaçlarını düzenli ve doğru bir şekilde kullanması gerekir. Kan basıncı, diyabeti olanlarda kan şekeri ve böbrek fonksiyon testleri düzenli olarak baktırmalıdır" dedi.