EĞİTİM - 16 Aralık 2025 Salı 10:17

Türk-Japon projesine ‘en iyi makale’ ödülü

A
A
A
Türk-Japon projesine ‘en iyi makale’ ödülü

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde (İEÜ) bir araya gelen Türk ve Japon öğrencilerin Alsancak’taki İzmir Resim Heykel Müzesi binasını ‘doğa dostu’ kütüphane olarak yeniden tasarladığı proje, uluslararası ödül getirdi. Proje Koordinatörü, İEÜ İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Hasırcı’nın öncülüğünde hazırlanan ve projedeki çalışmaların anlatıldığı ‘Doğayla Yeniden Bağlantı Kurmak: İzmir-Türkiye’de Biyofilik İç Mekan Tasarım Stratejileri’ isimli makale, Antalya’da düzenlenen Çağdaş Eğitim Sorunları Küresel Konferansı’nda en iyi makale ödülüne layık görüldü.


İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Japonya’nın Chiba Üniversitesi öğrencilerinden oluşan toplam 32 kişilik ekip, yaklaşık iki ay önce yaptığı çalışmada, İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nın içinde bulunan ve Resim Heykel Müzesi olarak kullanılan binayı yeniden işlevselleştiren tasarımlar gerçekleştirdi.



Palmiye ağacı ve begonvil çiçeği


5 grup halinde çalışan Türk ve Japon gençler; sürdürülebilirlik temasına vurgu yapan, palmiye ağacı ve begonvil çiçeği figürlerinin yer aldığı, bol ışıklı ve estetik tasarımlarıyla dikkat çekti. Yenilikçi ve çevreci özellikleriyle ön plana çıkan projeler, Çağdaş Eğitim Sorunları Küresel Konferansı’nda (Global Conference on Contemporary Issues in Education) sergilenerek katılımcıların beğenisine sunuldu. Prof. Dr. Deniz Hasırcı’nın öncülüğünde, Dr. Öğretim Üyesi İdil Bakır Küçükkaya ile Araştırma Görevlileri Yasemin Albayrak Kutlay ve Elif Gündoğdu ile birlikte hazırlanan ve proje çıktılarının detaylıca anlatıldığı makale, konferansta ‘en iyi makale’ seçilerek büyük başarı elde etti.



"Yaklaşımlarımız örtüştü"


Projeye ilişkin detayları anlatan Prof. Dr. Deniz Hasırcı, "Bu yıl, Chiba Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kaname Yanagisawa ve beraberindeki Japon öğrencilerin katılımıyla Resim Heykel Müzesi’nde, biyofilik (iklime ve doğaya duyarlı tasarım) şekilde tasarlanan bir kütüphane projesini çalıştık. Binaların dışı çok değişmese de iç mekanlar sürekli değişim halinde. Bu nedenle de öğrencilerimizin doğru ve doğa dostu kararlar vermelerini, çevreci malzemeler kullanmalarını istiyoruz. Bu kapsamda öğrencilerimize her yıl biyofilik projeler veriyoruz. Japonya’nın doğa dostu tasarım yaklaşımı da bizimle örtüşüyor" diye konuştu.



"Makalede stratejiyi anlattık"


Prof. Dr. Hasırcı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Konferansta; yaptığımız projenin çıktılarını, doğa dostu tasarım eğitiminde nelere dikkat etmemiz gerektiğini ve ileride piyasaya girdiklerinde öğrencileri tasarım süreçlerinde doğru kararlar vermeye yönlendiren eğitim stratejilerimizi anlattığımız makalemizi sunduk. Bir içmimari süreçte verilen kararların, ekolojik ve sosyo-kültürel çevreye ne kadar çok etkisi olabileceği ve bu yaklaşımın hayattaki günlük diğer kararlarımıza da yansıması gerektiği mesajını paylaştık. Sonucunda da alanlarının en iyi isimlerinden oluşan jüri heyeti tarafından ödüle layık görüldük. Bu ödülü üniversitemize getirdiğimiz için çok mutluyum. Birinciliği kazandığımız projedeki doğa dostu iç mimari tasarım yaklaşımları, üniversitemizin çevreci ve sürdürülebilirlik misyonlarıyla da aynı hedefleri paylaşıyor. Bu da ödülü bizim açımızdan daha da kıymetli hale getiriyor."



Türk-Japon projesine ‘en iyi makale’ ödülü

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.