GENEL - 06 Haziran 2023 Salı 10:50

Dokuz Eylül’ün engelsiz üniversite gururu

A
A
A
Dokuz Eylül’ün engelsiz üniversite gururu

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) düzenlenen ‘2023 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri’ törenine, Türkiye çapındaki başarılarıyla damgasını vurdu.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) düzenlenen ‘2023 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri’ törenine, Türkiye çapındaki başarılarıyla damgasını vurdu. DEÜ, Engelsiz Program Nişanı kategorisinde 9 Program Nişanı alarak Türkiye 1.’si, Engelsiz Üniversite Bayrak Ödülleri kategorisi çerçevesinde ise 20 bayrak alarak Türkiye 3’üncüsü oldu.


Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Yükseköğretim Kurulunca düzenlenen ‘2023 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri’nde büyük bir başarıya imza attı. DEÜ, Engelsiz Program Nişanı kategorisinde; programlarını farklı engelli gruplarına erişilebilir kılan üniversitelerin ilgili programlarına verilen ödüllerde, 9 Program Nişanı alarak Türkiye 1.’si oldu. Engelsiz Üniversite Bayrak Ödülleri kategorisi çerçevesinde ise DEÜ, Mekânda Erişilebilirlik (Turuncu Bayrak), Eğitimde Erişilebilirlik (Yeşil Bayrak) ve ‘Sosyo-Kültürel Faaliyetlerde Erişilebilirlik (Mavi Bayrak) kategorilerinde de 97 üniversitenin 1093 başvurusu arasında 20 bayrak alarak Türkiye 3.’sü ödülünü aldı. Yükseköğretim Kurulunda düzenlenen törene katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, engellilere yönelik farkındalık oluşturma amaçlı projeler yürüttüklerini belirterek, “Kendi kurumumuzdaki bilinç düzeyi yüksek ve farkındalık oluşturmayı kendine görev edinen mensuplarımızla bu başarıya elde ettik. Ödüllerin kazanılmasında emek veren; gönlünü, akla, bilime ve insanlığa adayan mensuplarımıza teşekkür ediyorum” dedi.



“Engelsiz Üniversiteler Ödülleri’ni son derece önemsiyoruz”


Yönetime geldiğimiz ilk günden bugüne kadar vicdanlardaki engellerin kalkması gerektiğini düstur edindik diyen Rektör Hotar, “Bu ödüller ve nişanlar kentimizin, ülkemizin kazanımıdır. Engelsiz bir üniversite olduğunu göstermek için ‘Kitabımın Sesi Ol’, ‘Eylül Bebekler’, ArtıBiz Kafe gibi birçok projeyi hayata geçirdik. Engelsiz Üniversite Ödülleri’nde bu yıl yakaladığımız başarı, geçmişte yaptığımız çalışmalarımızın ne kadar doğru olduğunu kanıtlamış oldu. Araştırma Üniversitemizde yatırımlarımızı hayata geçirirken özel gereksinimi olan mensuplarımızın taleplerini her zaman dikkate aldık. Öğrencilerimize engelsiz bir eğitim ortamı sunmak için farklı engel gruplarına yönelik çalışmalar yaptık. Bilimsel etkinliklerimizde, programlarımızda, bilgilendirme faaliyetleri ve sağlık hizmetlerimizde özel gereksinimi olan birey ve mensuplarımızın her zaman yanlarında olduğumuzu gösterdik. Üniversitelerde engelsiz bir ekosistemin oluşturulmasını teşvik etmek amacıyla gerçekleştirilen Engelsiz Üniversiteler Ödüllerini son derece önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.



“Vicdanlardaki engeli kaldırmalıyız”


Rektör Hotar, engellilere yönelik davranışlar konusunda farkındalık göstermeyi amaçladıklarını kaydederek, “Bizim bilim dünyası olarak burada görevimiz farkındalık oluşturmak ve bu konudaki uygulamaları hayata geçirerek topluma örnek olmaktır. Önemli olan kanun oluşturmaktan ziyade uygulayacak insanların davranışlarıdır. Vicdanlardaki engelleri kaldırırsak kanuna ihtiyaç kalmaz” diye konuştu.



“Engelsiz eğitim ortamı oluşturulmalı”


Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar törende yaptığı konuşmada, engelsiz bir eğitim ve öğretim ortamı sunmak; engelli bireylerin sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla katılımlarını sağlamak için büyük bir çaba sarf ettiklerini söyledi. Başkan Özvar, “Toplumumuzun ilerlemeye ve gelişmeye devam etmesi ve engelli öğrencilerin üniversiteye erişimi için daha fazla destek ve fırsat sağlanmalı, engelsiz bir eğitim ortamı oluşturulmalıdır. Erişilebilirlik standartlarına uygun kampüslerin yanı sıra, engelli öğrencilerin özel ihtiyaçlarına yönelik akademik destek ve kaynaklar da sağlanmalıdır. Bu sebeple, engelli bireylerin eğitim olanaklarından bütünüyle yararlanabilmeleri ve eğitime katılımlarını desteklemek amacıyla yapılacak çalışmaların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Yükseköğretim Kurulu olarak biz devletimizin bütün kurumlarıyla sizlere bu konuda destek vermeye hazırız” şeklinde konuştu.



Rektör Hotar’dan YÖK Başkanı Özvar’a farkındalık bilekliği


DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, YÖK’deki Ödül töreninde ‘DEU Otizmin Farkında’ sosyal sorumluluk projesinin detaylarını katılımcılarla paylaştı. Rektör Hotar, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’a kırmızı renkli farkındalık bilekliğini takarak, “Bu konudaki çalışmalarımızın ülkemizde örnek olmasını temenni ediyoruz” dedi.



Ödül töreni Artıbiz Kafe’de


Yükseköğretim Kurulunca düzenlenen “2022 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri”nde 20 bayrak ve 9 Nişan alan Dokuz Eylül Üniversitesi, bu başarının mutluluğunu ArtıBiz Kafe’de düzenlenecek törende personeliyle paylaşacak. Rektör Hotar, başarı elde eden fakülte ve birimlerin yetkililerine 8 Haziran Perşembe günü teşekkür belgelerini takdim edecek.



YÖK Engelsiz Üniversite Ödülleri


Bu yıl 97 üniversiteden toplam bin 91 başvuru yapıldı ve 56 üniversite toplam 295 bayrak almaya hak kazandı. Bu bayraklardan 152’si Mekanda Erişilebilirliğe verilen “turuncu bayrak”, 92’si Eğitimde Erişilebilirliğe verilen “yeşil bayrak” ve 51’i de Sosyokültürel Faaliyetlerde erişilebilirliğe verilen “mavi bayrak” oldu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aile güçlü olduğunda bireyler de toplum da güçlü olur" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" dedi. Erdoğan, "Güçlü ve sağlıklı ailelerde aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’na katıldı. Programda açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "10 yıllık bir dönemde ailelerimizi güçlendirmek, nüfusumuzu artırmak, sosyal ve ekonomik hayatın her alanında ailenin merkezi rolünü sağlamlaştırmak için güçlü bir irade ortaya koyan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde artan tehditler ve tehlikeler karşısında aile müessesesinin asli misyonunu icra etmesine katkı veren sivil toplum kuruluşlarımıza, medyada ve sosyal medyada bu mücadeleye destek olan her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. "Aile güçlü olduğunda bireyler - toplum güçlü olur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu bir gerçek ki; bir milletin gücü sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemez. Bunların yanı sıra bir milletin gücü; yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesile taşınan değerlerde gizlidir. Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgemiz, bunun doğrultusunda atılacak adımların aile kurumuna daha da büyük bir güç katacağına inanıyor; ülkemiz, milletimiz ve tüm ailelerimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bugün ayrıca 2025 Aile Yılı kapsamında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren kardeşlerimize ödüllerini takdim edeceğiz. ’Ailemiz Geleceğimiz’ temalı fotoğraf ve kısa film yarışmaları başta olmak üzere ödüle layık görülen tüm kardeşlerimizi de tebrik ediyorum" dedi. "Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur" Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokulu olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepimiz bir annenin, bir babanın evlatlarıyız. Hepimiz varlığımızı ailelerimize borçluyuz. Evlat olmamız da anne baba olmamız da ailelerimiz sayesindedir. Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur. Hayata önce ailede hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin ailede öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu ailede atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi ailedir. Şahsiyet ailede oluşur ve o çatı altında tekamül eder. İnsan neslinin ayakta durabilmesini sağlayan da yine ailedir. Aile güçlü olduğunda bireyler güçlü olur, dolayısıyla toplum güçlü olur. Aile zayıfladığında, zayıflatıldığında ise birey zayıflar, toplum kan kaybeder. Ailenin huzuru milletin huzurundan, ailenin saadeti milletin saadetinden, ailenin güvenliği milletin güvenliğinden, ailenin birliği milletin birlik ve beraberliğinden ayrı düşünülemez. Anayasamızın 41. maddesinde yer alan ’Aile Türk toplumunun temelidir’ ilkesi hem bir yükümlülüğü hem de milletimizin asli kimliğini ortaya koyan son derece veciz bir ifadedir" ifadelerini kullandı. "Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir" Türk milleti tarih boyunca aile bağlarının güçlülüğü, devamlılığı sayesinde varlığını sürdürmüş, maruz kaldığı tüm tehditleri bertaraf etmiş ve kültürel kodlarını korumayı başardığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir. Devletimizin devlet ana olması tesadüf değildir. İnsanımızın gönlünde tüten ocağın aile ocağı, ana ocağı, baba ocağı olması asla ve asla tesadüf değildir. Bu kavramların her birinin temelinde binlerce yıllık hayat tecrübesi, kültür mirası, inanç dünyamızdan neşet eden kadim değerlerimiz vardır. Nasıl güçlü ve sağlıklı bireyler fertleri arasında hak ve ödevlerin dengeli dağıtıldığı, sorun çözme kapasitesi yüksek haneler olarak tarif ettiğimiz güçlü ve sağlıklı ailenin temeli ise, güçlü ve sağlıklı aileler de aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır. Dijital teknokültür çağında insana ve hayata dair hemen her şey gibi aile de dönüşüyor, form değiştiriyor, elbette ciddi sınamalarla karşılaşıyor. Alışılagelmiş yapıların çözüldüğü, insanın yol ve yön arayışının arttığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde 86 milyonun sorumluluğunu taşıyan kadrolar olarak ülkemiz ve milletimiz için en iyisini yapmanın, muhtemel riskleri, tehditleri ve fırsatları öngörerek Türkiye’yi yarınlara hazırlamanın gayretindeyiz" şeklinde konuştu. "Aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar" Ülkeyi yönetme vazifesini üstlendiğimiz 2002’den beri bunun mücadelesini verdiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hatırlarsanız 2007 yılında en az 3 çocuk diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkat çekmiştik. Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahaleden inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık. Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede 3 çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor. Şundan emin olunuz ki yarın tarih tekerrür edecek. Aileye önem ve öncelik verdiğimiz için bizi bireyi önemsizleştirmekle veya kadını zayıflatmakla suçlayanların iddialarının absürtlüğü ortaya çıkacak. Ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabalarımızın doğruluğu gelecekte çok daha iyi anlaşılacak. Bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum: Türkiye olarak aile ve nüfus meselesinde sadece dünyada yaşanan hızlı değişimlerin etkilerini hissetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaların ve algıların olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz. Bilhassa yaşı ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar; ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutulduk. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar" açıklamasında bulundu. İstanbul’un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazelerin rehin alındığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstanbul’un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazeler rehin alınırken sağlık sisteminin iyileştirilmesi için kullanılması gereken kaynaklar, dışarıdan reçete edilen nüfus kontrol politikalarıyla çarçur edildi. Bugün ise çocuğu aileye, nüfusu ülkeye yük gören anlayış tamamen iflas etmiş durumda. Hatta refah toplumu olarak dünyaya örnek gösterilen ülkelerin hemen hepsi nüfus artış hızının azalmasından dert yanıyorlar. Aynı şekilde küresel cinsiyetsizleştirme akımları karşısında aile kurumunun irtifa kaybetmesine mani olamıyorlar. Kimi ülkelerde sorun öyle bir boyuta ulaştı ki eğer göçmenler olmasa ekonomi çökecek, hayat duracak, en temel hizmetler verilemeyecek. Ekonomik, ticari ve beşeri bakımdan dünya ile bütünleşmiş bir ülke olarak bütün bunlardan maalesef bizler de etkileniyoruz. Aile bağlarımız, evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk evin neşesi; bunun yanında kızdan torun bahçe gülü, oğuldan torun ise oğul balı olarak görülür. Ancak 10 yılda sofralarımızdan yarım milyona yakın küçük kaşık eksildi. Şurası da endişe vericidir, ortanca yaşımız 2025’te 34,9’a çıktı. Yani her iki vatandaşımızdan biri artık yaklaşık 35 yaşındadır. Yaşlı nüfus oranımız ise 2025 itibarıyla yüzde 11,1’e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda. Dikkatinizi çekmek istediğim bir başka oran artık 30,08’e düşen hanehalkı büyüklüğüdür. Tek kişilik hanelerin oranı ise yüzde 20,5’a ulaşmıştır. İlk evlenme yaşı erkeklerde 28,5’a, hanımlarda 26’ya çıkarken 20-24 yaş aralığında hiç evlenmemiş kadın oranı yüzde 79, erkeklerde yüzde 94’tür" dedi. "Aile ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye’de hayata geçirdik" Milletçe önümüzde geleceğimiz adına endişelenmemiz, bununla kalmayıp çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablonun bulunduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada ifade etmek isterim ki bu endişe verici tablo sadece Türkiye’nin meselesi değildir. Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar birçok ülke yaşlanan nüfus, azalan doğum oranları ve çözülmeye başlayan aile yapısıyla karşı karşıyadır. Oralarla kıyaslandığında Türkiye hamdolsun çok iyi bir konumdadır. Örneğin bizde 35’e yaklaşan ortanca yaş Avrupa’da 45’tir. Türkiye Avrupa Birliği’nden halen 10 yaş daha gençtir. Ama buna rağmen biz şimdiden gerekli tedbirleri almaya, tıpkı üç çocuk çağrımızda olduğu gibi yarının risklerini şimdiden azaltmaya çalışıyoruz. Hükümet olarak uzun bir süredir güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum şiarıyla oldukça geniş kapsamlı politikalar uyguluyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın ismindeki aile ifadesine bile tahammül edemeyen marjinal zihniyete rağmen çok önemli adımlar attık. 2025 senesi aile merkezli politikalarımızda bir dönüm noktası teşkil etti. Aile ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye’de hayata geçirdik. 2026 yılında kredi tutarını artırdık ve şartları kolaylaştırdık. Yuva kuracak gençlerimize verdiğimiz 150 bin liralık destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. Genç çiftlerimize 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli kredi sağlıyoruz. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımızın tutarını yükselttik, Temmuz 2025’te yarı zamanlı çalışma yönetmeliğini yürürlüğe koyduk. Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha fazla çocuklu ailelerimize öncelik tanıdık. En son biliyorsunuz doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. Dün yürürlüğe giren kanuna göre çalışan anneler doğum izinlerini artık 24 hafta olarak kullanabilecek. Düzenleme ile özel sektör çalışanlarının babalık iznini kamu çalışanlarında olduğu gibi 10 güne çıkardık. Ayrıca koruyucu aile olacaklara da 10 gün izin hakkı tanıdık. Yeni yasamızın başta annelerimiz olmak üzere tüm ailelerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum" diye konuştu. 2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum: 2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk. Aile ve nüfus meselesini toplumun ve siyasetin gündemine taşıdık. Şimdi bunu bir üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. Bu amaçla 2026-2035 dönemini ’Aile ve Nüfus 10 Yılı’ olarak belirledik. Aile ve Nüfus 10 Yılı; aileyi toplumun temeli, nüfusu ise milletimizin geleceğinin teminatı olarak gören güçlü bir devlet iradesinin tezahürüdür. Vizyon belgemiz ise insanla başlayan, aileyle köklenen, nesillerle büyüyen, nüfusla güçlenen, istikbale yürüyen Türkiye vizyonunun yol haritasıdır. Belgemizi birbirini tamamlayan beş stratejik öncelik üzerine bina ettik. Birinci stratejik önceliğimiz; aile kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz; evlilik müessesesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz; doğurganlık hızının artırılmasıyken; dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır. 10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için araştırma, kurumsal kapasite, mevzuat, iletişim ve diplomasi cephelerinde de çalışmalar yürüteceğiz. Bundan böyle mayıs ayının son haftasını ’Milli Aile Haftası’ olarak kutlamak toplumsal farkındalığın artırılmasını da sağlayacaktır. Kamu kurum ve kuruluşlarımız stratejik planlarını, bütçelerini, performans hedeflerini aile ve nüfus eksenini ihtiva edecek biçimde geliştirecektir. Biz de bunun en üst düzeyde takipçisi olmaya devam edeceğiz" dedi.
Manisa Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
Sivas BBP Genel Başkanı Destici: "Türkiye tehdit edilemez" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, ABD ile Benjamin Netanyahu yönetimi arasındaki ilişkilere sert sözlerle tepki göstererek, terörle mücadelede PKK’ya ‘şartsız silah bırakma’ çağrısı yaptı. Destici, çocukların eğitimi konusunda ise ailelere ve okullara büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı. Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Sivas’ta basın mensuplarıyla bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İl parti binasında düzenlenen toplantıda konuşan Destici önemli mesajlar verdi. Sivas’ta yürütülen yerel çalışmalara değinen Destici, belediye yönetimi, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların uyum içinde hareket ettiğini belirterek, bu birlikteliğin şehre olumlu yansıdığını ifade etti. Destici, konuşmasının Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki ilişkilere değinerek, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu üzerinden sert eleştiriler yöneltti. ABD yönetiminin İsrail’in etkisi altında hareket ettiğini öne süren Destici, bu durumun küresel dengeleri olumsuz etkilediğini savundu. Bölgede süren gerilimlerin özellikle İslam dünyasını etkilediğini belirten Destici, savaşların sona ermesi için diplomatik çabaların artırılması gerektiğini ifade etti. "Devlet bu tür tehditlere boyun eğmez" Terörle mücadele konusuna da değinen Destici, PKK’nın şartsız olarak silah bırakması gerektiğini vurguladı. Terör örgütünün ve uzantılarının Türkiye’ye yönelik tehditkar söylemlerini eleştiren Destici, devletin bu tür tehditlere boyun eğmeyeceğini belirtti. Abdullah Öcalan ve örgüt yöneticilerinin açıklamalarına da değinen Destici, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden taviz vermeyeceğini söyledi. Destici, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti tehdit edilemez" dedi. "Eğitim ailede başlıyor" Son yaşanan toplumsal konulara dikkat çeken Destici, çocukların eğitimi ve ailelerin sorumluluğuna vurgu yaptı. Eğitimin ailede başladığını ifade eden Destici, okulların ve rehberlik sisteminin de bu süreçte kritik rol oynadığını belirtti. Türkiye’de eğitim sisteminin henüz istenilen seviyeye ulaşamadığını dile getiren Destici, özellikle ailelerin çocuklarıyla daha yakından ilgilenmesi gerektiğini söyledi. Maraş’ta yaşanan bazı üzücü olayın çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesinin sonuçlarını ortaya koyduğunu ifade eden Destici, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. "Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı dengesiz ve haydut bir adam" Mustafa Destici, Amerika Birleşik Devletleri’nin 10 milyonluk bir İsrail’in Terörist ve Soykırımcı bir Netanyahu’nun emrine girdiğini söyleyerek, "Gerçekten Sivas Belediyemiz, Belediye Başkanımız ekibiyle, meclis üyelerimizle, teşkilatımızla, Sivas halkıyla birlikte diğer siyasi partilerimiz, işte sivil toplum örgütlerimiz, muhtarlarımız bunların hepsiyle birlikte tam bir uyum içerisinde çok güçlü faydalı ve güzel çalışmalar gerçekleştiriyor. Kıymetli kardeşlerim Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı dengesiz ve haydut bir adam ve Soykırımcı Netanyahu’yla birlikte el ele vermişler. Netanyahu daha doğrusu bunların artık hangi sırlarına sahipse bunları istediği gibi kullanıyor ve istediğini yaptırıyor. Epstein dosyalarının baş faktör olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama başka herhalde sırlarına da vakıflar ki bu kadar kontrollerini alabilmiş vaziyetteler. Düşünün ki koskoca Amerika koskoca dünya ve 10 milyonluk bir İsrail’in Terörist ve Soykırımcı bir Netanyahu’nun emrine girmiş vaziyette. Onun dediğini yapar hale gelmiş vaziyette. Onun için de her gün farklı bir açıklama yapıyor. Bir gün barıştan bahsediyor, ‘İran’la müzakereler sürüyor, barış sürüyor’ derken bile ‘Savaşı biz kazandık, liderlerini yok ettik, ordularını yok ettik’ gibi karşı tarafı kızdıracak ya da anlaşma masasından kaldıracak açıklamalarına devam ediyor. Ama tabi bizim dileğimiz ve temennimiz, Türkiye’nin de tıpkı kardeş Pakistan gibi bu savaşın bir an önce sona ermesi için uğraşmasıdır. Çünkü bedelini yine bizim bölgemiz ödüyor, bizim insanımız ödüyor. Müslüman kardeşlerimiz, İslam dünyası ödüyor" dedi. "Akıbetlerinin ne olacağını geçmişe bakarak çok net bir şekilde görebilirler" Destici, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne aba altından sopa gösterilemeyeceğini ve tehdit edilemeyeceğini belirterek, "Hem Sayın Cumhurbaşkanımızın hem de devlet yetkililerimizin açıklamaları vardı. PKK baştan şartsız, pazarlıksız ve müzakeresiz olarak içerideki ve dışarıdaki tüm unsurlarıyla silah bırakacak ve tüm uzantıları kendini feshedecek. Ama bugün bakıyoruz ne silah bırakmış vaziyetteler ne de kendilerini feshetmiş durumdalar. Tam tersine Türkiye’ye parmak sallıyorlar. DEM parti eş başkanları ara ara açıklama yapıyor. Öcalan, daha önce bir barış havadisi gibi açıklamalar yaparken artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne adeta parmak sallayarak, ‘Şunlar yapılmazsa bu iş farklı noktalara gidebiliriz’ şeklinde aracılarla beyanlarda bulunuyor. Dün en son Kandil’de bulunan karayılanın açıklamaları oldu. Türkiye, onların talep ettiği yasal değişiklikleri yapmazsa, genel af çıkmazsa gibi Türkiye’nin ve Türk milletinin asla kabul edemeyeceği şartlar ileri sürüyorlar ve silah bırakmayacaklarını ifade ediyorlar. Tam tersine, Türkiye’de var olan barış ortamının bozulacağını ya da uluslararası güçlerin burada kastettikleri İsrail ve Amerika Türkiye’ye karşı birtakım yaptırımlarda bulunacağını, hatta terör örgütünü de bu anlamda kullanabileceklerini söylüyorlar. Aslında kendi ağızlarıyla ne kadar kullanışlı aparatlar olduklarını da bu şekilde çok net ifade etmiş oluyorlar. Ama herkes şunu bilsin ki burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Bu milletin adı Türk milletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne aba altından sopa gösterilemez, tehdit edilemez. Hele İsrail ve Amerika üzerinden bunlar hiç yapılamaz. Geçmişte de bunları yaptılar ve derslerini aldılar. Eğer şartsız, pazarlıksız ve müzakeresiz silah bırakmaz ve kendilerini feshetmezlerse, akıbetlerinin ne olacağını geçmişe bakarak çok net bir şekilde görebilirler" diye konuştu. "Ailelere büyük sorumluluk düşüyor" Destici, Maraş’taki yaşanan olaya da değinerek, "Biz elbette her şeyin eğitimle başladığını, öncelikle ailede başladığını ifade etmek istiyoruz. Daha sonra bunun okulla devam ettiğini ve toplumsal hayatın da gençler üzerindeki etkisinden bahsediyoruz. Bu nedenle burada ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Çocukların takibi, yetiştirilmesi ve eğitilmesi önemlidir. Okullarımıza da elbette büyük sorumluluklar düşüyor. Maalesef Türkiye’de eğitim sistemimiz, bütün çabalara rağmen istediğimiz noktaya bir türlü gelemedi. Maraş’taki hadisenin acısı hala yüreğimizde. Bakın, baba emniyet müdürü, anne öğretmen ama çocuğa yeterince ilgi göstermemenin, sahip çıkmamanın sonucunun ne olduğunu görüyoruz. Rehberlik öğretmenlerimiz çok önemli. Hem iyi yetiştirilmeleri hem de okullardaki tespit ve raporlarının idare tarafından uygulanması gerekiyor" şeklinde konuştu.
Kayseri Yarım asırdır Türk kültürünü deri ve taşa işliyor Kayseri’de 10 yaşından bu yana ailesinin yolundan giden El Sanatları Ustası Yetiş Ayyıldız; 50 yıldır ahşap, taş, kil ve deri üzerinde Türk kültürü motifleri çizerek sanatını icra ediyor. Selçuklu Hükümdarı 1. Alaeddin Keykubat’ın karısı ve Sultan 1. Giyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından 1237 yılında inşa ettirilen Hunat Hatun Medresesi’nde sanatını devam ettiren El Sanatları Ustası Yetiş Ayyıldız, 50 yıldır ustalık yaptığını belirtti. 10 yaşında ailesinden görerek başladığını söyleyen Yetiş Ayyıldız; ahşap, taş, kil ve deri üzerine Türk kültürü motifleri çizerek sanatını icra ettiğini ifade etti. Ayyıldız; "Bu iş benim çocukluk hevesim ve kendimi bildim bileli yapıyorum. Yaklaşık 50 yıldır el sanatları ustalığı yapıyorum. Aslında benim ailemde var, benim dedem de ressamdı. Ailemde el sanatlarıyla uğraşan diğer akrabalarım vardı. Onlardan bakarak, görerek bu şekilde başladık. Üzerine katarak, 20 - 30 yıldır da internet var dünyada. Kim ne yapıyor, nasıl yapıyor, onları gözlemleyerek bilgi birikimlerimi icraata dökmeye başladım. Benim ana temam, konseptim Türk Mitolojisi. Türk Mitolojisi derken Göktürk’lerden başlıyor Selçuklu, Osmanlı ve coğrafyamızın dışında kalan diğer Türk topluluklarının kültürleri, simgeleri, damgalarını hayvan derisine işliyorum. Şuan elimdeki ürün Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk kitabı var, yazılmış ilk Türkçe Lügat. O kitaptaki dünya haritası bunu deri üzerine işliyorum. Kam davulu İslam öncesi Türk’lerde bendir, tefin ve diğer davulların atası olarak bilinir. Ritüel amaçlı kullanılmış davullardandır. Ben sanatlarımı icra ederken Göktürk alfabesini kullanıyorum, Orhun Abdilerinden bir alıntı var ve sağdan sola okunur şöyle yazar; ’Zamanı tanrı yaşar insanoğlu ölümlüdür’ der" ifadelerini kullandı.