Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Yerel Haberler
İstanbul
Ankara
İzmir
Bursa
Antalya
Trabzon
Tüm Şehirler
Adana
Adıyaman
Afyon
Ağrı
Aksaray
Amasya
Ankara
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Iğdır
Isparta
İstanbul
İzmir
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şanlıurfa
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
İstanbul
Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yangın: 11 hasta tahliye edildi
08 Mart 2026 Pazar - 07:53:40
Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakımı ve ameliyathane bölmesinde sabah saatlerine doğru dumanlar yükseldi. İtfaiye ekiplerinin yoğun çalışmasının ardından, hastalar güvenli başka bir bloğa tahliye edildi. Çıkan yangında ölen ya da yaralanan olmadı. Yangın, saat 06:00 sıralarında, Sarıyer ilçesinde bulunan Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde meydana geldi. Henüz bilinmeyen bir sebeple hastanenin yoğun bakım ünitesinde ve ameliyathane bölümünde dumanlar yükseldi. Yoğun dumanı gören bölgedeki vatandaşların ve hastanede çalışanların ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekiplerin yoğun çalışmasının ardından bölümde bulunan 11 hasta güvenli bloğa tahliye edildi. Ekipler yoğun duman tahliyesi gerçekleştirerek yangını söndürdü. Gerçekleşen yangında ölen ya da yaralanan olmazken yangınla ilgili inceleme başlatıldı.
08 Mart 2026 Pazar - 01:28
Hakan Daltaban: "Ben olsam, utanır o pozisyonda kırmızı kartı verirdim"
Beşiktaş İkinci Başkanı Hakan Daltaban, Galatasaray mağlubiyeti sonrası müsabakanın hakemi Ozan Ergün’ü eleştirerek, "Ben olsam, utanır o pozisyonda kırmızı kartı verirdim" dedi. Trendyol Süper Lig’in 25. haftasında Beşiktaş, konuk ettiği Galatasaray’a 1-0 mağlup oldu. Maçın ardından siyah-beyazlılar ekibin ikinci başkanı Hakan Daltaban, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Daltaban, "Festival ve karnaval havasında başlayan bir günü tamamladık ama pek festival havasında bitmedi. Öncelikle uzun zamandan beri tribünlerde bizi destekleyen büyük Beşiktaş taraftarına bugünkü coşkularından dolayı çok teşekkür ederim. Uzun zamandan beri futbolda bir yapılanmanın içindeyiz. Yavaş yavaş sonuçlarını almaya başlıyoruz. Sergen Hocamızın da, başkanımızın da söylediği gibi birazcık zamana ihtiyacımız var. Dünyanın en iyi hocalarından birine sahibiz, çok inanıyoruz. Çok iyi bir kadro olma yolunda gidiyoruz. Elbette zaman zaman hocamız da formda olmayabilir, oyuncularımız da formda olmayabilir. Bunları yaşayabiliriz. Bugün onları yaşadık anlamında söylemiyorum. Bugün evet istediğimiz, arzu ettiğimiz futbolu oynayamadık. Eksiklerimizin ne olduğunu biliyoruz. Bunları giderme yolunda büyük çaba sarf ediyoruz. Başkanımız, yönetim kurulumuz, değerli yönetim kurulumuz, futbol komitemiz bu konuda yoğun çalışmalar içindeler. Bu eksiklerimizi gidereceğiz. Futbol tarafında Beşiktaş camiamızı ilgilendiren konularda onlar zaten neler yaptığımızı biliyorlar" diye konuştu. "Milyonların yüreğini bugün burada hisseden bir camiayı yönetiyoruz" Futbol oynamak için sahaya çıktıklarını aktaran Daltaban, "Çok üzülerek, çok utanarak, çok sıkılarak bu konuşmaları yapmak zorundayız. ’Yöneticiler maçtan sonra konuşsun, konuşmasın" diyorlar. O kadar uzun boylu değil arkadaşlar. Burası koskoca bir Beşiktaş camiası. Beşiktaş sadece bir futbol kulübü, spor kulübü falan değil, Beşiktaş koca bir camia. Milyonların yüreğini bugün burada hisseden bir camiayı yönetiyoruz. Bu işler o kadar basit değil. Bize futbolda oynamak isteyenin oynatılacağı öğretildi. Oynatmamaya çalışanlara avantaj verilmeyen, oynamak isteyene yol açılan, oynamak isteyenin önünün kesilemeyeceği öğretildi. Bugün biraz bunu göremedik. Futbolun içinde bunlar var. Yerde yatan arkadaşları görmemek, yandan müdahaleleri görmemek" şeklinde konuştu. "Arkadan gelecek genç hakemlerin önünü açın" Derbi öncesi kamuoyunda sadece iki hakem isminin geçmesine değinen Hakan Daltaban, "Bir haftadan beri bütün camiada, bütün futbol kamuoyunda Beşiktaş-Galatasaray maçını yönetecek üçüncü hakemi bulamadık. Bakın iki hakem üstünde gittik, geldik, gittik, geldik. Bir üçüncü hakemin ismi çıkmadı. Öncelikle iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batıralım. Evet, genç hakemleri destekliyoruz ama arkadan gelecek genç hakemlerin de önünü açın. Onları yetiştirin. Futbol o kadar zor bir oyun değil. Çok basit matematiği olan, çok basit ilkeleri olan, çok basit kuralları olan bir oyun. Hakem hiçbir zaman başrol değildir. Futbol kulüplerinin performansları, mücadeleleri, tribünleri, camialarının güçleri, ruhları vesairesi futbolun ana unsurudur. Ama biz çok uzun zamandan beri futbolun yan taraflarını konuşuyoruz. Ben bugün burada niye konuştuğumu bile bilmiyorum" ifadelerini kullandı. "Birilerinin amacı ortalığı karıştırmaksa Beşiktaş camiası son derece sağduyuludur" Futbol camiasının sağduyulu bir şekilde yönetilmesi gerekliliğine vurgu yapan Hakan Daltaban, "Sahada maçı yöneten hakem ve sonra da herkesin çok uzun zamandan beri konuştuğu bir VAR olayı var. Sahadaki hakem arkadaşımızı ben açıkçası anlayamadım. Pozisyonlara baktığımızda takdir hakları kısmına hiç girmiyorum. Takdir haklarını bizden yana kullandı, kullanmadı. Bunu konuştuğumda bizim kaybettiğimiz maça bahane falan değil. Kimse bunu böyle algılamasın. Türk futbol kamuoyu ve Türk futbolunun adaleti adına konuşuyorum. Futbolda biz çok uzun zamandan beri şiddet, terör gibi şeyleri konuşuyoruz. Görüyorsunuz kartellerin olduğu yerlerde, devletin olmadığı yerlerde terör var. Beşiktaş camiası bu oyuna gelmez. Birilerinin amacı ortalığı karıştırmaksa Beşiktaş camiası son derece sağduyuludur. 123 yıllık bir çınardan bahsediyoruz. Bugün milyonları yüreği burada attı. 40 bin taraftarımız 2 bin liralarını, 5 bin liralarını, 10 bin liralarını biriktirerek bu yoklukta bu karnaval havasına geldi. Kimsenin bu insanların emekleriyle oynamaya hakkı falan yok" açıklamalarında bulundu. "Hakem adına utandım" Galatasaray’ın golcü oyuncusu Victor Osimhen’in oyundan ihraç edilmesi gerektiğini dile getiren Hakan Daltaban, "Biz bu camianın içinden geldik. Açık tribüne gelmek için, kapalıya girmek için, neler çekildiğini çok iyi biliriz. Bunları çok duyduk. Gözünün içine kar tanesi kaçanları, duymadım diyenleri çok gördük. Biz buralara alışkınız. Bugün de bunlardan birini gördük. Biliyorsunuz futbol takım kaptanlarının ayrıcalıkları vardır. Diğer oyuncular daha rahat sarı kart görür ama kaptanın biraz daha inisiyatifi vardır. Takım adına konuşma yetkisi vardır. Kaptanımızın protestosuna sarı kart gösterdi. Son derece doğru bir karardı. Alkışlama karşılığında yapmış olduğu hareket doğruydu, doğru bir sarı karttı. Arkadaşlar utanç verici bir şey var, buna ben utandım, hakem adına utandım. İlk sarı kartı olan, ikinci sarı kartı görmeyen Osimhen’i pozisyonundan sonra topa vurması. Refleks vardır, duymadım dersiniz. Kandırmaya yönelik hareket vardır. İyi izleyin arkadaşlar, duymadım demedi. Hakeme ısrarla ’Vurdum ama seni takmıyorum, karar doğru değil’ dedi. Hakem arkasını döndü. Hakem bunu görmemeye çalıştı. Alın görüntüleri seyredin. Sahadaki hakem görmemeye çalıştı. Ben hakem adına utandım. Sahadaki otoriteyi reddeden, ikinci kartı görme korkusu bile yaşamayan... Artık o kadar ki iş fütursuz olmuş. ’Aman ikinci kartı görürüm, vurdum ama yanlış yaptım’ ruh haline bile girmeyen bir arkadaş vardı. Sahadaki hakemi daha fazla konuşmayacağım" dedi. "Maçın 20. dakikası kırmızı kart gösterilemeyen arkadaş asist yaptı" İkinci Başkan Hakan Daltaban, konuşmasına şu şekilde devam etti: "Sahadaki arkadaş gördüm der, görmedim der. Biraz da adrenalin oluyor, koşuyor. Şimdi hayatımıza yapay zeka girdi. Biliyorsunuz yapay zekalarla insanlar birbiriyle yarışıyor, savaşıyor. VAR denilen bir kavram var. Teknoloji var. 18 yaşından küçük gençlere sesleniyorum: Yarın coğrafya sınavı var. Defter, kitap açık. Türkiye’nin yüzölçümünü soruyorlar. Kitapta yazıyor. Cevabını yazıyorsunuz. Bu arkadaşlar ekranda 3-4 dakika oyunu durduklarında ’Niye dört dakika durdurdun’ diyen var mı? Aleni pozisyon, gördüğün pozisyon, geri alıyorsun, ileri alıyorsun, hızlı oynatıyorsun, yavaş oynatıyorsun. Bunu görmemeyi bize kimse anlatamaz. Arkadaşlar, ben bu camianın ikinci başkanıyım. Beni bu maça, VAR hakemi olarak atasalar ve karşı takıma bu kırmızı kart pozisyonu olsa ben utanır o pozisyonu veririm. Taraflı olmama rağmen ben utanırım. Yüzüm kızarır. ’Bu kadarını da yapamam’ derim ve o kırmızı kartı veririm. Maçın 20. dakikası kırmızı kart gösterilemeyen arkadaş asist yaptı. VAR denilen olguda hakem olmaya da gerek yok. Futbolun kuralları çok basit. Şimdi camiadan yoğun bir tepki var. Ofsayt doğru mu çizildi, yanlış mı çizildi? Bilemem ki adalet yok. Siz inanıyor musunuz? VAR çizgisinin doğru çizilip çizilmediği konusunda bu da yapılmaz diyebiliyor musunuz? 19 Mayıs için bir teklifim var. Bu tarz özel günlerde koltuklara sembolik olarak çocuklar gelir oturur. 19 Mayıs’ta o hafta spor akademisinden çocukları getirin. Bundan daha iyi VAR hakemliği yapmazsa ben namerdim. Göreceksin, geri alacaksın, bakacaksın, vereceksin. Rakibin 8 kişi bitirmesi gereken bir maçın sonunda bir camianın ikinci başkanını çıkarıp kükretiyorsunuz. Beşiktaş camiası büyük bir camiadır. Şu anda 20 milyonun ruhu burada atıyor. Bu veballeri ödeyemezsiniz. Şu anda asker nöbetini tutan, hasta yatağından kalkan, cenazesi olan, duyguları olan herkes bu maçı takip ediyor. Bu insanların duygularıyla oynayamazsınız, ayıp. Futbolu güzelleştirelim diye elimizden geleni yapıyoruz. Takımı gençleştiriyoruz. Takım içinde ruhsuzlukları kaldırmaya çalışıyoruz. Mücadele ruhunu veriyoruz, forma aşkını veriyoruz. Taraftarımıza coşku veriyoruz. Festival yapıyoruz, karnaval yapıyoruz. Arkadaşlar ben niye burada konuşuyorum? Futbolun ana enstrümanı hakem falan değil. Kimse ön plana çıkmaya falan çalışmasın. Çok basit bir iş yapıyorsunuz. İşinizi doğru yapın, bu kadar basit. Kimse sizden başka bir şey istemiyor. ’Bizi kayırın, bizi kollayın’ diyen var mı? Bugüne kadar bizden böyle bir şey duydunuz mu? Maçı yönetecek hakemleri konuşurken bile ben açıkçası çok takip etmiyorum. Benim öyle gündemim yok. Üçüncü hakemi bulamadık arkadaşlar. Biz önümüzdeki sene neyle çıkacağız? Sağ olsun iyi niyetlerinden şüphe etmediğimiz federasyon başkanımız var. Hakem hata yapabilir, adrenalin yükselir, nabzı düşer, görmez, göremez. Ben bugünkü hakemin öyle olduğunu düşünmüyorum. Görmemeye çalışmakla görmemeyi ayırabilecek kadar zekaya sahibiz. Biz ortamlarda, raconlarda görmezden gelmelerin ne olduğunu iyi biliriz. Biz bunu çok net ayırırız. Bugün görmemeye çalışmayı gördük. Söyleyecek çok fazla bir lafımız yok ama VAR oyuncağa döndü. Kaldırın, bu olacak şey değil. Aranızda kırmızı kart pozisyonunu şu nedenden dolayı görmedim diyebilecek biriniz var mı? 19 Mayıs teklifimi dile getiriyorum. Lütfen çocukları bir gün oraya oturtun, utanacaksınız."
08 Mart 2026 Pazar - 00:18
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: "Sorunların çözümü için tek seçenek, diplomasidir diyoruz"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TDT Gayriresmi Toplantısı sonrası yaptığı konuşmasında, "Burada, üyelerden birine yönelik herhangi bir saldırının tüm TDT üyeleri bakımından endişe kaynağı olduğu kayıt altına alınmış oldu. Teşkilat üyesi ülkeler, ülkemiz ve kardeş ülke Azerbaycan’a yönelik saldırılar karşısında güçlü destek ve dayanışma sergilemişlerdir. Bölgemizdeki savaşın bir an önce sona ermesi gerekmektedir. Biz, aylar boyunca müzakere masasının kurulması için çok büyük çaba sarf ettik. Bugün de sorunların çözümü için tek seçenek, diplomasidir diyoruz ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz. Kalıcı barış, ancak diyalog ve işbirliği ile mümkündür" dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Toplantısı kapsamında mevkidaşlarıyla bir araya geldi. Basın mensuplarının da katıldığı programda Fidan, konuşma gerçekleştirdi. "Türk Dünyası olarak, stratejik bir bakışla hareket etmemiz ve dayanışma göstermemiz gerektiğini farkındayız" Programda konuşan Bakan Fidan, "TDT üyesi ülkelerle karşılıklı güvene dayalı bir işbirliği yürütmekteyiz. Toplumlarımızın huzuru ve refahına katkı sağlamak için çalışıyoruz. Ekonomi, kültür ve bağlansallık konularında şu ana kadar Türk devletleri ile beraber çok somut ve güzel başarılar elde ettik. Bir yandan da Türk Devletleri olarak uluslararası bir tutum belirlemek için yoğun bir mesai halindeyiz. Bu konuda güzel bir mesafe kat ediyoruz. Bölgesel ve küresel sorunlar arasında birlikte hareket etmemiz, her birimizin gücünü ve etkisini arttırmakta. Uluslararası sistemin daha da ön görülemez hale geldiği ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı Türk Dünyası olarak, stratejik bir bakışla hareket etmemiz ve dayanışma göstermemiz gerektiğini farkındayız. Toplantımızda, teşkilatımızın bünyesindeki son gelişmeler ve önümüzdeki dönemde atılacak adımları ele aldık. Bugünkü faaliyetlerimiz, dış politika meselelerinde koordinasyonun arttırılması ve ortak tutum benimsenmesi bakımından son derece faydalı oldu. Savaşın daha fazla yayılmasını istemiyoruz. Bu ortak yaklaşımımızın son dönemdeki gelişmelere ilişkin ortak bir açıklama kabul ettik. Burada, üyelerden birine yönelik herhangi bir saldırının tüm TDT üyeleri bakımından endişe kaynağı olduğu kayıt altına alınmış oldu. Teşkilat üyesi ülkeler, ülkemiz ve kardeş ülke Azerbaycan’a yönelik saldırılar karşısında güçlü destek ve dayanışma sergilemişlerdir. Bölgemizdeki savaşın bir an önce sona ermesi gerekmektedir. Biz, aylar boyunca müzakere masasının kurulması için çok büyük çaba sarf ettik. Bugün de sorunların çözümü için tek seçenek, diplomasidir diyoruz ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz. Kalıcı barış, ancak diyalog ve işbirliği ile mümkündür" dedi. "Üçüncü dünya ülkelerini hedef alan saldırıları da en güçlü biçimde kınadığımızı vurgulamak istiyoruz" İsrail’in yayılmacı ve bölücü tutumu herkes tarafından bilinmektedir. İsrail, tüm bölgede istikrarsız olmasını çatışmalar ve savaşlar yaşanmasını strateji olarak benimsemiştir. Biz ise, dost ve kardeş ülkeler ile beraber, İsrail’in bu tutumuna karşı, barıştan yana bir politika benimsemiş durumdayız. Bugünde savaşın sona ermesi için her türlü diplomasi çabayı sürdürmekteyiz. Türkiye, etrafındaki ateş çemberine rağmen, huzurunu, güvenliğini ve istikrarını korumaktadır. Bu bir tesadüf değildir. Cumhurbaşkanlığımız liderliğinde isabetli dış politikamız, bir sonucudur. Diğer taraftan üçüncü dünya ülkelerini hedef alan saldırıları da en güçlü biçimde kınadığımızı vurgulamak istiyoruz. Saldırlar, masum sivillerin hayatını riske atmakta ve savaşın yayılma riskini yaymaktadır. Bölgedeki çatışmalar, terör örgütlerinin bölgedeki çatışmalar, terör örgütlerinin su istimal edecekleri ortamı sağlamaktadır. Tırmanan gerginlik aynı zamanda, küresel enerji arz güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Türkiye olarak, ilgili kurumlarımızla eş güdüm halinde siyasi, insani, ekonomik, enerji ve güvenlik alanlarında gereken tedbirleri büyük bir özenle almaktayız. KKTC, TDT’nin gözlemci üyesidir. Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin on yıllardır maruz kaldığı haksız ve insanlık dışı izolasyonun kaldırılması elzemdir" diye konuştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 23:58
Okan Buruk: "Günün sonunda buradan çok önemli bir 3 puanla dönüyoruz"
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, Beşiktaş deplasmanından çok önemli 3 puanla döndüklerini söyledi. Buruk, ayrıca kaleci Uğurcan Çakır’ın, Premier Lig seviyesinde bir kaleci olduğunu vurguladı. Trendyol Süper Lig’in 25. haftasında Galatasaray deplasmanda karşılaştığı Beşiktaş’ı 1-0 mağlup etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk açıklamalarda bulundu. Buruk, sözlerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ederek başladı. Zor bir deplasmanda oynadıklarını belirten sarı-kırmızılıların teknik direktörü, "Özellikle Beşiktaş’ın son haftalardaki yükselen formu, onların oynadıkları maçlar ve transfer döneminden sonraki performansı, zor bir maç olacağını biliyorduk. İlk yarı bizim için çok daha beklediğimiz ve topun bizde olduğu, daha çok pozisyona giren, daha çok topa sahip olan, rakibi çok fazla kalesine getirmeyen, ön alan baskısıyla birlikte kazandığı toplarla da doğru geçişler yapan bir takım vardı. İlk yarıyı 1-0 önde bitirdik. 20. dakikada Barış’ın bir penaltı pozisyonu var, gördüğümüz kadarıyla ayağına basma varmış. Rakibimizin de ilk yarıda kırmızı kartla ilgili bir itirazı oldu. Değerlendirme farklı bir şekilde olabilirdi. İkinci yarıya baktığımızda çok iyi başlamadık ama devamında bence 10 kişi oynadığımız bölümde Sane’nin şanssız bir kırmızı kartı oldu. Topa gitmek isterken rakibinin ayağına basıyor. İstem dışı mı, bilerek mi? Bu da tabii ki değerlendirilebilecek bir şey ama 10 kişi kaldığımız bir karşılaşmada devamında iyi mücadele ettik. Hatta 10 kişi kaldığımız bölümde de ön alanda zaman zaman baskı yaptık, rakibe geçiş yapma şansı bulduk ve birkaç pozisyonumuz oldu ama rakibimizin de çok fazla kalemize attığı şut oldu. Özellikle ceza sahası dışından çok fazla şut attılar. Maçı değiştirmek için 11-10 iyi mücadele ettik ve günün sonunda buradan çok önemli bir 3 puanla dönüyoruz. Başta oyuncularım olmak üzere buraya gelen taraftarlarımıza da teşekkür etmek istiyorum. Her zaman yanımızdalar, her zaman destek veriyorlar. Şimdi kafamızı kaldırıp 3 gün sonraki Liverpool maçına iyi bir şekilde hazırlanacağız" diye konuştu. "Bu tür kritik maçları çok iyi oynayan bir Galatasaray var" Ligde hala zor deplasmanları olduğun hatırlatan 52 yaşındaki teknik adam, "Rakiplerimizle hala oynayacağız. En yakın rakibimizle deplasman maçlarımız var, zor deplasmanımız var. Çok formda bir Başakşehir takımıyla haftaya oynayacağız. Bu fikstür kolay bir fikstür değil. Ama hep şunu söylüyorum; yani bu tür kritik maçları çok iyi oynayan bir Galatasaray var. Bugün de bunu gösterdik ve kazanmasını bildik. O yüzden önemli bir avantaj yakaladık ama dediğim gibi şu an çok erken. Sadece iki maçlık bir performans sizin bir andaki puan durumundaki yerinizi değiştirebilir. O yüzden dikkatli olmamız gerekiyor. Yani bir şey kazanmadık. Rakiplerimiz yarın oynadıktan sonra belki bu hafta sonunda kaç puan farkla önde olduğumuzu net bir şekilde görebiliriz. Ama dediğim gibi çok bir şey kazanmadık, daha çok önemli, çok kritik maçlarımız var ama bu psikolojik olarak bizi Şampiyonlar Ligi maçına da olumlu bir şekilde hazırlayacak" şeklinde konuştu. "Ocak ayının başından beri üst üste maçlar oynuyoruz" Buraya kendini ait hisseden ve formayı iyi bir şekilde temsil eden oyuncularla devam etmenin hem kendi hem de takım için önemli olduğunu vurgulayan Okan Buruk, "Transfer dönemleri zaten zor; demin Beşiktaş örneğini verdim. Beşiktaş aslında transferin son günlerinde çok büyük transferler yaptı ve iyi bir takım olma yolunda önemli mesafe kat etti. Bu devamlılık bir sonraki sene de üstüne koyarak giderse takımların geleceği için çok daha önemli oluyor. Hem daha az para harcamış oluyorsunuz hem başarıyı daha kısa yoldan ve gerçekten yani alışılmış bir oyuncu, birbirini tanımış oyuncular tabii ki bu alanda çok önemli oluyor. Biz son haftalarda çok fazla değişiklikler yaptık. Çok fazla maç oynuyoruz. Ocak ayının başından beri üst üste maçlar oynuyoruz. Şu an Şampiyonlar Ligi’nde son 16’dayız, ligde lideriz, kupada çeyrek finalde yolumuza yine seri başı olarak devam ediyoruz. İstediğimiz yerdeyiz; bunda en büyük neden tabii ki oyuncularım" ifadelerini kullandı. "’Biraz daha oynatın’ dedim, sarı kart gösterdi ve cezalı duruma düştüm" Gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştüğünü ifade eden Buruk, "Hakemlerin uzatmasını da sayarsak 45 dakika falan oldu bir ara maç bitmeyecek zannettim. Ben de ’Biraz daha oynatın’ dedim, bana sarı kart gösterdi ve cezalı duruma düştüm. Çok da komik, basit bir sarı kart gösterdi. Yani bugün iletişim anlamında, özellikle dördüncü hakemle hem Sergen Hoca hem bizim kulübe iletişim anlamında bir türlü bağ kuramadık. Biraz daha bu iletişimi kurabilecek insanların bence dördüncü hakem olarak yer alması çok önemli. İki tarafın da mutsuz olduğu bir gün geçirdik. İki taraf da buraya çıktığında, konuştuğunda hakemleri beğenmediğini söyleyecektir, ben söylemiş olayım. Sergen Hoca da bunu söyleyecektir büyük ihtimalle" açıklamasında bulundu. Eksik oynamalarından dolayı yorgunluk olduğunu fakat bir sonraki maç için seyahat etmeyeceklerini söyleyen sarı-kırmızılıların teknik direktörü, "Yorgunluk oldu mu? Oldu ama en azından İstanbul’dayız, seyahatimiz yok, iki gün dinlenme şansımız var. Şampiyonlar Ligi konsantrasyonu çok farklı, o maça hazırlanmak çok farklı. Kimle başlayacağız, kimle oynayacağız, oyuncularımızın durumlarına bakacağız. Beni mutlu eden, bazen de beni kafamda psikolojik olarak yıpratan çok iyi oyunculara sahibim, geniş bir kadrom var. Hangisini oynatayım diye çok fazla düşünüyorum, hangisi oyuna girsin diye çok fazla düşünüyorum ama iyi yanı da üç kulvarda yarışıyoruz ve burada çok fazla maç oynayacağız. Oyuncularımın hepsi çok önemli, değerli. Hepsini bu süreçte kullanacağım. O yüzden maç öncesi oyuncuların fiziksel durumlarına bakacağız" değerlendirmesinde bulundu. "Şu andaki performansına göre Uğurcan’ın bonservisine az ödemişiz diye düşünüyorum" Kaleci Uğurcan Çakır’ın derbiye çok motive bir şekilde çıktığını belirten Okan Buruk, "Bu maça ekstra hazırlandı. Uğurcan’ın performansı da beni şaşırtmadı. Maç öncesi o performansı bekliyordum ama tabii ki biz kaleci performansının konuşulduğu bir maç seyretmeyi çok fazla istemiyoruz. Daha çok rakip kalecinin performansı konuşulsun bizim için önemli olan bu. Özellikle 11’e 10 kaldıktan sonra çok önemli kurtarışlar yaptı. Bizim kalemizi güvenilir bir şekilde hissettirdi. Uğurcan hem de karakter olarak, kişilik olarak, oyuncu olarak ve tecrübe olarak iyi bir kaleci. Yani bazen söylediğiniz para az veya çok gelebilir. Sezon başı bu seviyede Premier Lig’den bir kaleci almak istediğinizde de en az 30 milyon Euro para ödemeniz gerekiyordu. Uğurcan da şu anda Premier Lig seviyesinde bir kaleci. O yüzden şu andaki duruma baktığımızda az ödemişiz diye düşünüyorum. Şu andaki performansına göre Uğurcan’ın bonservisinin az olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 12:17
Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı
Lozan’da 30 Ocak 1923’te imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı. Etkinlik, 103 yıl önce, Yunanistan’dan gönderilen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yer olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşti 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı. Yunanistan’dan gelen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yerlerden biri olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşen temsili karaya çıkış töreninde duygu yüklü anlar yaşanırken, göç yollarında hayatını kaybedenler için denize karanfil bırakıldı. Türk Yunan Nüfus Mübadelesinin 103’üncü yıldönümü anma etkinlikleri her yıl olduğu gibi bu yıl da, 103 yıl önce Yunanistan’dan gönderilen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yer olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşti. Anma etkinliklerine, Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna, Büyükçekmece Belediye Başkanvekili Hakan Çebi, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, CHP Büyükçekmece İlçe Başkanı Halis Çiçekçi, Rum Patrikhanesi Silivri Metropoliti Maksimos Vgenopoulos, Büyük Mübadele Derneği Başkanı Sabit Semiz, Tepecik Trakya Rumeli Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Olcay Özcan, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yanı sıra, çok sayıda davetli katıldı. Mübadele kuruluşlarının ortak bildirisi okundu Büyükçekmece Belediyesi, Büyük Mübadele Derneği, Tepecik Trakya Rumeli Kültür ve Dayanışma Derneği, Trakya ve Balkanlar Dayanışma ve Kültür Derneği iş birliğinde gerçekleşen törende; Atatürk Anıtı’na çelenk takdimi, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Mübadele kuruluşlarının ortak bildirisi okundu. Ortak bildiride, "Bundan tam 103 yıl önce, 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile milyonlarca insan, asırlardır ‘’memleketim’’ dediği topraklardan koparıldı. Bugün bizler, mübadil kuruluşları olarak; bu büyük ve zorunlu ayrılığın mirasçıları sıfatıyla bir aradayız. Savaşın karanlığında, göç yollarında ve Ege’nin soğuk sularında yitirdiğimiz atalarımızı saygıyla, rahmetle ve hiç eksilmeyen bir hüzünle anıyoruz. Atalarımızın doğduğu topraklara, tüten bacalarına, bıraktıkları ibadethanelere ve mezarlara yaptığımız her ziyaret; vicdanımıza, hafızamıza ve özlemlerimize yapılan kutsal bir yolculuktur. Gittiğimiz yüzlerce yerleşim yerinde inşa ettiğimiz dostluk ve barış köprüleri, iki halkın kalıcı huzurunun teminatıdır. Mübadelenin 103. yılında, denizlere bıraktığımız karanfiller sadece yitirdiğimiz canlar için değil, aynı zamanda sınırların insanları ayırmadığı, emperyalist planların can almadığı bir dünya özlemi içindir. Atalarımızın hüzünlü hikayesinden aldığımız dersle bir kez daha haykırıyoruz" ifadeleri kullanıldı. Gülcemal Mübadele Kültür Evi açıldı Anma programında, mübadele döneminde atalarının giydiği geleneksel kıyafetleri giyen genç mübadiller, izleyicilere göçü denizden teknelerle gelerek canlandırdı. Törenin sonunda mübadele döneminde zorunlu göçe tabi tutulan mübadilleri Yunanistan’dan İstanbul ve İzmir’e taşıyan "Gülcemal" adlı geminin ismini taşıyan Gülcemal Mübadele Kültür Evi’nin açılışı gerçekleştirildi. Kültür evi, mübadillerin yaşam öykülerinin ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasını amaçlayan bir merkez olarak faaliyet gösterecek. "Mübadelenin öğrettiği değerleri, gelecek kuşaklara aktarmalıyız" Büyükçekmece Belediye Başkanvekili Hakan Çebi, mübadelenin öğrettiği dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü gelecek kuşaklara aktarmanın önemli olduğunu belirterek, "Bugün burada tarihin en hüzünlü ve en büyük zorunlu yolculuklarından biri olan Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin geride bıraktığı acıları ve hatıraları saygıyla anmak için bir araya geldik. 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan "Türk ve Rum Nüfusun Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol" ile yüz binlerce insan, doğup büyüdükleri topraklardan koparılarak bilinmeze doğru yola çıkmak zorunda bırakıldı. Bu yalnızca bir yer değiştirme değil, geçmişi geride bırakıp, derin acılar ve büyük belirsizlikler içinde yeni bir hayat kurma mücadelesiydi. Mübadil büyüklerimiz, geldikleri bu topraklarda tüm yokluklara ve zorluklara rağmen çalışkanlıkları, sabırları ve dayanışmalarıyla hayata tutunmuş; kısa sürede bu ülkenin toplumsal ve kültürel dokusunun ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir. Bugün sahip olduğumuz kültürel zenginlik ve birlikte yaşama kültürü, onların emeğinin ve direncinin en somut mirasıdır. Bizlere düşen görev; bu acı dolu tarihsel süreci unutmamak, mübadelenin öğrettiği dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü gelecek kuşaklara doğru ve eksiksiz biçimde aktarmaktır. Bu vesileyle; göç yollarının çetin koşullarında yaşamını yitiren tüm mübadil büyüklerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, hatıralarını yaşatan hayattaki çınarlarımıza sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum" şeklinde konuştu. "İki Memleketli Şarkılar" konseri duygulandırdı Anma etkinliklerine Atatürk Kültür Merkezi’ndeki programla devam edildi. Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’nin tarihsel süreci ve göç yollarında yaşanan zorluklarının anlatıldığı belgeselin ardından günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yapıldı. Yapılan konuşmaların ardından Yunanistan Volos Müzik Okulu Korosu sahne aldı. 60 kişiden oluşan Koronun "İki Memleketli Şarkılar" isimli konseri salonu dolduran yüzlerce mübadil torununa duygu dolu anlar yaşattı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren anma etkinlikleri bu yıl da ilgi çok yoğun oldu.
08 Şubat 2026 Pazar - 11:34
Pendik’te anne ve bebekler aynı minderde jimnastik yapıyor
Pendik Belediyesince düzenlenen anne ve bebekleri aynı ortamda sporla buluşturan proje, erken yaşta fiziksel gelişimi güçlendirmeyi ve aile temelli sağlıklı yaşam kültürü oluşturmayı hedefliyor. Pendik’te erken yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla hayata geçirdiği "Anne-Bebek Jimnastiği ile Sağlıklı Nesiller Projesi" ile anneler ve bebekleri aynı çatı altında sporla buluşturuyor. Türkiye’de Pendik Belediyesi tarafından ilk kez uygulanan proje kapsamında 12-36 ay arası bebekler ve anneleri, uzman eğitmenler eşliğinde özel olarak hazırlanan jimnastik ve temel hareket egzersizlerine katılıyor. Programda bebeklerin denge, koordinasyon, kas gelişimi ve ritmik hareket becerileri oyun temelli etkinliklerle desteklenirken, güvenli ve eğlenceli ortamda motor gelişimlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Anneler ise doğru duruş, bebek taşıma teknikleri ve günlük yaşamda ergonomi konularında bilgilendirilerek hem fiziksel sağlıklarını koruyor hem de bilinçli hareket alışkanlığı kazanıyor. Aile odaklı spor anlayışıyla tasarlanan proje, çocukların erken yaşta sporla tanışmasına katkı sunarken ebeveynlerin de aktif yaşama katılımını teşvik ediyor. Öte yandan Anne-Bebek Jimnastiği programına katılmak isteyenler başvurularını Pendik Belediyesine ait internet sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor. "Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar" Antrenör Şeyda Genç, "Pendik Belediyesi olarak 12-36 aylık arası çocuklarımıza yönelik hareket eğitimi etkinliklerimiz başladı. Çocuklarımızın erken dönemde kazanımlarını desteklemek amacıyla burada çok güzel çalışmaya imza atmış olduk. Etkinlik seanslarımız 12-18, 18-24, 24-36 aylık olarak belirlendi. Burada çocukların dokunarak, eğlenerek öğrenmesini amaçlıyoruz. Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar. Tırmanma, dokunarak öğrenme, zıplama, yuvarlanma ve jimnastik etkinlikleriyle gelişimlerine katkı sağlıyoruz. Oyun temelli etkinlikler ile sosyal bir ortamda anneleriyle kalıcı öğrenmelerine destek sağlıyoruz" dedi. "Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var" Etkinliğe katılan Elif Çise, "Pendik Belediyesinin bu etkinliği çocuğumun gelişimi için çok önemli zihinsel ve bedensel anlamda uzman eğitmenler eşliğinde öğrenci becerileri artıyor. Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var. Güzel bir uygulama, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 11:33
Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi
Olumsuz çevresel etkiler nedeniyle Akdeniz çanağının genelinde çok az kalan ve deniz ekosistemi için çok önemli yeri olan pina ve deniz çayırları Tuzla’da görüldü. Konuyla ilgili bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Tuzla’da muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık, çok şaşırdık" dedi. Tuzla’da Postane Mahallesi’nde bulunan Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iskelesinden dalış yapan ekipler, Marmara Denizi’ne özgü olan Zostera marina türü deniz çayırı ve pinalar buldu. 1992’den beri tüm Akdeniz’de sayıları her geçen gün azalan pina ve deniz çayırlarının önemine vurgu yapan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Deniz çayırları sağlıklı, Tuzlalılar çok şanslılar. Burası İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi, böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans" dedi. Prof. Dr. Sarı, Tuzla’daki gönüllü dalgıçların bölgede deniz çayırı canlılığı olduğunu bildirmesi üzerine ekibiyle beraber bölgeye geldiklerini belirterek, "Muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki bir su altı canlılığı var. 25 ila 30 metrekarelik bir alan" ifadelerini kullandı. "Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var" Prof. Dr. Sarı, bölgede yaptıkları dalışın ardından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle geçen yıl 2 büyük proje yürüttük. Birisi MAR-ÇAYIR, diğeri MAR-PİNA idi. Derdimiz Marmara Denizi’nin bütün kıyısal alanlarındaki deniz çayırı ve pina alanlarını tespit etmek ve bunları haritalandırmaktı. Geçen yıl Adalar dahil, bin 300 kilometrelik bütün kıyı şeritlerini tarayarak bunları tespit ettik. Bu yıl, bunların ’ÇAYIR-İZ’ ve ’PİNA-İZ’ adıyla 2 büyük proje kapsamında izlemesine başladık. Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde istasyonlarımız var. Bu istasyonlarda düzenli olarak dalıyoruz. Deniz çayırlarının sağlık durumlarını inceliyoruz. Pinalar sağlıklı mı, yeni birey katılımı var mı, karasal baskılar ne durumda? Kıyıdan ve karadan gelen baskılar zarar veriyor mu, etkisi nedir diye görmeye çalışıyoruz. Memnuniyetle söyleyebiliriz ki, Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var. 4 tür deniz çayırı bulunuyor. En yaygın olan Cymodocea nodosa dediğimiz tür. Her tarafta bulunuyor. Kıyıdan itibaren en fazla 8.5 metre derinliğe kadar. İkinci tür Zostera marina, üçüncü tür Zostera noltii ve dördüncüsü Akdeniz’in endemik türü Posidonia oceanica. O Çanakkale’ye ve Erdek Körfezi’ne yakın bölgelerde bulunuyor." "Gönüllüler Tuzla’da deniz canlılığı olduğunu söylediler" Prof. Dr. Sarı, Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinaların hem deniz çayırlarının var olduğunu dile getirerek, "Üzüldüğümüz şey şu, Marmara’nın kuzey kıyılarından, Silivri’den başlayıp; İzmit Körfezi’ne kadar neredeyse deniz çayırı alanı kalmadı, baskı altında. Buraları kötü kullanmışız, kirletmişiz, doldurmuşuz. Deniz çayırları zarar görmüş buralarda. Pina alanları deniz çayırına göre daha iyi ve çok az, parça parça deniz çayırı yeri kalmış. Bu bölgedeki gönüllü dalgıç arkadaşlarımız dediler ki; ‘Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinalar, hem deniz çayırı var.’ Bize bildirdiler, biz de ekibimizle beraber geldik. Daldık ve muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki çok canlı bir su altı canlılığı var. Ayrıca çok küçük bir alan olsa da deniz çayırı alanı var. 25-30 metrekarelik bir alan. Zostera marina türü burada var. Onlar da gayet sağlıklı gözüküyorlar onun için çok mutlu oldum. Arkadaşlarımızla beraber bugün bu güzellikleri gördüğümüz için çok mutluyuz. Aşağıda gördüğümüz pinalar, büyük ve yavru pinalar da var ve hepsi çok sağlıklı. Deniz çayırları da çok sağlıklı. Tuzlalılar çok şanslılar. İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi burası. Böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans. Tuzlalı yöneticilerimize, Tuzla’da yaşayan insanlarımıza bu güzelliklere sahip çıkmalarını tavsiye ederiz, aman denizinize sahip çıkın! Çünkü soluduğumuz havanın içerisindeki oksijenin yarısı denizlerden geliyor. Dünyanın dörtte üçü karalarla kaplı, bütün karalar orman olsa, şu anda soluduğumuz havanın içerisindeki oksijeni üretmeye yetmiyor. Denizdeki fitoplanktonlar üretiyor ve deniz çayırları üretiyor." "Bu bölgede artık deniz çayırı var" Deniz çayırlarının deniz ekosistemi için önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, "Bir metrekare deniz çayırı alanı bir günde 10 litreden fazla oksijen üretir. Deniz canlılarına üreme, beslenme, barınma, saklanma alanı oluşturur. En önemlisi karbonu tutar. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbon tutar deniz çayırları. Neden karbon tutmanın altını çiziyoruz; ’iklim değişikliği’ dediğimiz büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Atmosferdeki artan karbondioksit yüzünden sürekli dünya ısınıyor. İşte bu karbondioksiti absorbe edecek bitkisel organizmalara ihtiyacımız var. Deniz çayırıyla kaplı bir alan düşünün, hemen yanında olmayan bir alan düşünün olmayan alana göre 40 kat daha fazla canlılık barındırıyor. Eğer kıyısal alanda deniz çayırı varsa erezyonu önlüyor. Bu yönüyle saymakla bitiremeyeceğimiz kadar deniz ekosistemine katkısı var. Biz tüm bunları dikkate alarak Marmara’nın tamamında deniz çayırlarının korunmasını istiyoruz. Pinaların korunması istiyoruz. Deniz çayırları plajlarda bulunduğunda insanlar istemiyorlar, ayağımıza değiyor diyorlar ve korkuyorlar. Çimle kaplı bir alan görsek ayakkabılarımızı çıkarıp çıplak ayakla basmak isteriz. Eğer plajımızda deniz çayırı varsa plajı berraklaştırır. Deniz çayırından kaygımız varsa deniz ayakkabısı giyelim ve çayırlar ayağımıza değmesin. Marmara’nın kuzey kıyılarını dikkate aldığımızda çok az yerde, bu bölgede artık deniz çayırı var. Karşıda Adalar’ın etrafı tamamen deniz çayırı ama burada karasal baskılar yüzünden çok az kalmış. Tuzla’da şu anda küçük de olsa bir alan var. Burayı genişletmemiz, büyütmemiz var olanı korumamız lazım. Onun için bugün çok mutluyum. Burada bulunan tür nesli tehlike altında olan bir tür değil ama deniz çayırının neslinin tehlike altında olması gerekmiyor önemli olması için. O kadar kıymetli bir tür ki bu, bunu korumamız lazım" şeklinde konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 11:32
Aktaş bu hafta ilk kez hakim karşısında konuşacak
Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 200 sanığın yargılandığı davanın görülmesine yarın devam edilecek. Bu hafta duruşmada, Aziz İhsan Aktaş’ın da bulunduğu 167 tutuksuz sanık savunma yapacak. Liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütü tarafından aralarında tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, tahliye edilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile tahliye edilip görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında, 200 sanık 27 Ocak Salı günü ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. 2 haftalık sürede tutuklu sanıkların savunmaları tamamlandı Marmara Ceza İnfaz Kurumları Silivri Kampüsünde bulunan büyük duruşma salonunda görülen davanın iki haftalık sürecinde, , Beşiktaş Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve 113 yıldan 337 yıla kadar hapsi istenen tutuklu sanık Rıza Akpolat ile tutuklu diğer belediye başkanlarının da bulunduğu 33 sanığın savunmaları tamamlandı. Aziz İhsan Aktaş ilk kez savunma yapacak Yargılamada yarın 3’üncü haftaya girilirken, bu hafta görülecek olan duruşmada, iddianamede 187 yıldan 450 yıla hapsi istenen ve örgüt lideri olarak aktarılan, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 4 Haziran 2025 tarihinde tahliye olan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere 158 tutuksuz sanığın savunmaları alınmaya başlanacak. İddianameden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan 578 sayfalık iddianamede, Beşiktaş, Avcılar ve Esenyurt belediyeleri ile İstanbul Asfalt Fabrikaları Sanayi Ticaret A.Ş., İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü ‘suçtan zarar gören’ sıfatıyla yer aldı. Ayrıca, aralarında örgüt lideri olduğu öne sürülen Aziz İhsan Aktaş, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara’nın da bulunduğu 200 kişi ‘şüpheli’ sıfatıyla, 19 kişi ise ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldı. Aktaş, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında tahliye edilmişti Soruşturma kapsamında sanık Aziz İhsan Aktaş, 30 Nisan 2025 ve 11 Mayıs 2025 tarihlerinde ek ifade vermişti. Aktaş, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandığı gerekçesiyle 4 Haziran 2025 tarihinde ise ‘konutu terk etmemek’ şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması şartıyla tahliye edilmişti. Örgüt liderine 450 yıla kadar hapis talebi Hazırlanan iddianamede, şüpheli Aziz İhsan Aktaş’ın ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, 42 kez ‘ihaleye fesat karıştırma’, 4 kez ‘edimin ifasına fesat karıştırma’, 5 kez ‘resmi belgede sahtecilik’, 21 kez ‘özel belgede sahtecilik’, ‘kamu kurum kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’, 10 kez ‘rüşvet verme’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ ve ‘gerçeğe aykırı fatura düzenleme’ suçlarından toplamda 187 yıldan 450 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Utku Caner Çaykara’nın 2 kez ‘ihaleye fesat karıştırma’ ve ‘rüşvet alma’ suçlarından 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Ahmet Özer için 2 kez ‘ihaleye fesat karıştırma’ ve 2 kez ‘özel belgede sahtecilik’ suçundan 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Sanıklar Oya Tekin, Kadir Aydar, Zeydan Karalar ve Abdurrahman Tutdere için ‘rüşvet alma’ suçundan 4’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezası talep edilirken, şüpheli Rıza Akpolat’ın ise ‘suç örgütüne üye olma’, 26 kez ‘ihaleye fesat karıştırma’, 3 kez ‘resmi belgede sahtecilik’, 19 kez ‘özel belgede sahtecilik’, ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, 4 kez ‘rüşvet alma’, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ ve ‘haksız mal edinme’ suçlarından 133 yıldan 337 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
08 Şubat 2026 Pazar - 11:30
TFF Fair Play Kurulu, şubat ayı ödüllerini açıkladı
Fenerbahçe Kulübü, Bursaspor Kulübü, Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke ve polis memuru Cengiz Yiğit, Türkiye Futbol Federasyonu Fair Play Kurulu tarafından Sosyal Sorumluluk Ödülü’ne layık görüldü. Türkiye Futbol Federasyonu Fair Play ve Sosyal Sorumluluk Kurulu, Fair Play’in teşvik edilmesi, yaygınlaştırılması ve bu konuda farkındalık oluşturulması amacıyla verdiği Fair Play ve Sosyal Sorumluluk Ödülleri’nin şubat ayı kazananlarını açıkladı. Mehmet Nuri Yazıcı başkanlığında; Prof. Dr. Sedefhan Oğuz, Av. Kürşat Ahmet Ünal, Bilgehan Okumuş, Adnan Cevher, Ömer Üründül, Av. Tarık Emre Ekşi, Prof. Dr. Burhanettin Hacıcaferoğlu ve Banu Yelkovan’dan oluşan kurulun şubat ayı değerlendirmesi sonunda 4 farklı ödülün sahibi belirlendi. Sosyal Sorumluluk Ödülü’ne layık görülenler şöyle: Fenerbahçe Kulübü TFF Fair Play ve Sosyal Sorumluluk Kurulu, "Geleceğe Umut" projesiyle yapacağı transferlerde oyuncunun maaşlarının yüzde 1’ini dezavantajlı çocukların eğitim, gelişim ve geleceğine katkı sunacak özel programa ayırma kararı alan Fenerbahçe, ortaya koyduğu bu yaklaşımla, sporun yalnızca saha içi başarılarla sınırlı olmadığını; toplumsal sorumluluk bilinciyle birleştiğinde çok daha güçlü bir etki oluşturabildiğini göstermiştir. Bu kararı alan Fenerbahçe Kulübü’ne Sosyal Sorumluluk Ödülü verilmesi kararlaştırılmıştır. Bursaspor Kulübü Bursaspor Kulübü, TFF 2. Lig Kırmızı Grup 22. hafta müsabakası öncesinde rakibi Adanaspor’un Bursa’daki konaklama sorununu çözerek, rekabetin dostlukla daha da güzelleştiğini bir kez daha göstermiştir. Zor bir süreçten geçen rakip kulübe koşulsuz destek sunan Bursaspor yönetimi; dayanışma, empati ve sporun birleştirici gücünü ön plana çıkaran bu örnek davranışıyla Fair Play ruhunu en üst düzeyde temsil etmiştir. Fatih Tekke (Trabzonspor Teknik Direktörü) Galatasaray ile Trabzonspor arasında 5 Ocak Pazartesi günü oynanan Turkcell Süper Kupa Yarı Finali öncesinde yaptığı açıklamada futbolun bir oyun olduğunu hatırlatarak, sporun insanları bir araya getiren ve keyif alınması gereken yönüne vurgu yapan Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke; kullandığı dil ve verdiği mesajla tribün kültüründe saygı ve sağduyunun önemine dikkat çekmiştir. Sahadaki rekabetin ötesinde, sporun birleştirici gücünü öne çıkaran bu yaklaşımıyla Fair Play ve sosyal farkındalık açısından örnek teşkil ettiği değerlendirilmiş, Tekke Sosyal Sorumluluk Ödülü’ne layık görülmüştür. Cengiz Yiğit (Polis Memuru) Malatya Yeşilyurt Spor Kulübü ile 12 Bingölspor arasında Malatya Stadyumu’nda oynanan TFF 3. Lig 18. Hafta maçında görevli polis memuru Cengiz Yiğit’in soğuk havada ayakları üşüyen bir çocuğa kendi çorabını vererek gösterdiği duyarlılık; insanî değerlerin, paylaşmanın ve toplumsal sorumluluk bilincinin en güzel örneklerinden biri olmuştur. Bu anlamlı davranış, sporun yalnızca sahadaki rekabetten ibaret olmadığını, aynı zamanda vicdan ve merhametle bütünleştiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu örnek davranışı nedeniyle Cengiz Yiğit, Sosyal Sorumluluk Ödülü’ne layık görülmüştür.
08 Şubat 2026 Pazar - 11:29
Pendik’te anne ve bebekler aynı minderde jimnastik yapıyor
Pendik’te belediye tarafından düzenlenen, anne ve bebekleri aynı ortamda sporla buluşturan proje, erken yaşta fiziksel gelişimi güçlendirmeyi ve aile temelli sağlıklı yaşam kültürü oluşturmayı hedefliyor. Pendik’te erken yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla hayata geçirdiği "Anne-Bebek Jimnastiği ile Sağlıklı Nesiller Projesi" ile anneler ve bebekleri aynı çatı altında sporla buluşturuyor. Türkiye’de Pendik Belediyesi tarafından ilk kez uygulanan proje kapsamında 12-36 ay arası bebekler ve anneleri, uzman eğitmenler eşliğinde özel olarak hazırlanan jimnastik ve temel hareket egzersizlerine katılıyor. Programda bebeklerin denge, koordinasyon, kas gelişimi ve ritmik hareket becerileri oyun temelli etkinliklerle desteklenirken, güvenli ve eğlenceli ortamda motor gelişimlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Anneler ise doğru duruş, bebek taşıma teknikleri ve günlük yaşamda ergonomi konularında bilgilendirilerek hem fiziksel sağlıklarını koruyor hem de bilinçli hareket alışkanlığı kazanıyor. Aile odaklı spor anlayışıyla tasarlanan proje, çocukların erken yaşta sporla tanışmasına katkı sunarken ebeveynlerin de aktif yaşama katılımını teşvik ediyor. Öte yandan Anne-Bebek Jimnastiği programına katılmak isteyenler başvurularını Pendik Belediyesi’ne ait internet sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor. "Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar" Antrenör Şeyda Genç, "Pendik Belediyesi olarak 12-36 aylık arası çocuklarımıza yönelik hareket eğitimi, etkinliklerimiz başladı. Çocuklarımızın erken dönemde kazanımlarını desteklemek amacıyla burda çok güzel çalışmaya imza atmış olduk. Etkinlik seanslarımız 12-18, 18-24, 24-36 aylık olarak belirlendi. Burada çocukların dokunarak, eğlenerek öğrenmesini amaçlıyoruz. Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar. Tırmanma, dokunarak öğrenme, zıplama, yuvarlanma ve jimnastik etkinlikleriyle gelişimlerine katkı sağlıyoruz. Oyun temelli etkinlikler ile sosyal bir ortamda anneleriyle kalıcı öğrenmelerine destek sağlıyoruz" dedi. "Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var" Etkinliğe katılan Elif Çise, "Pendik Belediyesi’nin bu etkinliği çocuğumun gelişimi için çok önemli zihinsel ve bedensel anlamda uzman eğitmenler eşliğinde öğrenci becerileri artıyor. Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var. Güzel bir uygulama, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 10:54
Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi
Olumsuz çevresel etkiler nedeniyle Akdeniz çanağının genelinde çok az kalan ve deniz ekosistemi için çok önemli yeri olan pina ve deniz çayırları Tuzla’da görüldü. Konuyla ilgili bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Tuzla’da muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık, çok şaşırdık" dedi. Tuzla’da Postane Mahallesi’nde bulunan Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iskelesinden dalış yapan ekipler, Marmara Denizi’ne özgü olan Zostera marina türü deniz çayırı ve pinalar buldu. 1992’den beri tüm Akdeniz’de sayıları her geçen gün azalan pina ve deniz çayırlarının önemine vurgu yapan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Deniz çayırları sağlıklı, Tuzlalılar çok şanslılar. Burası İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi, böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans" dedi. Prof. Dr. Sarı, Tuzla’daki gönüllü dalgıçların bölgede deniz çayırı canlılığı olduğunu bildirmesi üzerine ekibiyle beraber bölgeye geldiklerini belirterek, "Muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki bir su altı canlılığı var. 25 ila 30 metrekarelik bir alan" ifadelerini kullandı. "Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var" Prof. Dr. Sarı, bölgede yaptıkları dalışın ardından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle geçen yıl 2 büyük proje yürüttük. Birisi MAR-ÇAYIR, diğeri MAR-PİNA idi. Derdimiz Marmara Denizi’nin bütün kıyısal alanlarındaki deniz çayırı ve pina alanlarını tespit etmek ve bunları haritalandırmaktı. Geçen yıl Adalar dahil, bin 300 kilometrelik bütün kıyı şeritlerini tarayarak bunları tespit ettik. Bu yıl, bunların "ÇAYIR-İZ" ve "PİNA-İZ" adıyla 2 büyük proje kapsamında izlemesine başladık. Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde istasyonlarımız var. Bu istasyonlarda düzenli olarak dalıyoruz. Deniz çayırlarının sağlık durumlarını inceliyoruz. Pinalar sağlıklı mı, yeni birey katılımı var mı, karasal baskılar ne durumda? Kıyıdan ve karadan gelen baskılar zarar veriyor mu, etkisi nedir diye görmeye çalışıyoruz. Memnuniyetle söyleyebiliriz ki, Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var. 4 tür deniz çayırı bulunuyor. En yaygın olan Cymodocea nodosa dediğimiz tür. Her tarafta bulunuyor. Kıyıdan itibaren en fazla 8.5 metre derinliğe kadar. İkinci tür Zostera marina, üçüncü tür Zostera noltii ve dördüncüsü Akdeniz’in endemik türü Posidonia oceanica. O Çanakkale’ye ve Erdek Körfezi’ne yakın bölgelerde bulunuyor." "Gönüllüler Tuzla’da deniz canlılığı olduğunu söylediler" Prof. Dr. Sarı, Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinaların hem deniz çayırlarının var olduğunu dile getirerek, "Üzüldüğümüz şey şu, Marmara’nın kuzey kıyılarından, Silivri’den başlayıp; İzmit Körfezi’ne kadar neredeyse deniz çayırı alanı kalmadı, baskı altında. Buraları kötü kullanmışız, kirletmişiz, doldurmuşuz. Deniz çayırları zarar görmüş buralarda. Pina alanları deniz çayırına göre daha iyi ve çok az, parça parça deniz çayırı yeri kalmış. Bu bölgedeki gönüllü dalgıç arkadaşlarımız dediler ki; ‘Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinalar, hem deniz çayırı var.’ Bize bildirdiler, biz de ekibimizle beraber geldik. Daldık ve muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki çok canlı bir su altı canlılığı var. Ayrıca çok küçük bir alan olsa da deniz çayırı alanı var. 25-30 metrekarelik bir alan. Zostera marina türü burada var. Onlar da gayet sağlıklı gözüküyorlar onun için çok mutlu oldum. Arkadaşlarımızla beraber bugün bu güzellikleri gördüğümüz için çok mutluyuz. Aşağıda gördüğümüz pinalar, büyük ve yavru pinalar da var ve hepsi çok sağlıklı. Deniz çayırları da çok sağlıklı. Tuzlalılar çok şanslılar. İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi burası. Böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans. Tuzlalı yöneticilerimize, Tuzla’da yaşayan insanlarımıza bu güzelliklere sahip çıkmalarını tavsiye ederiz, aman denizinize sahip çıkın! Çünkü soluduğumuz havanın içerisindeki oksijenin yarısı denizlerden geliyor. Dünyanın dörtte üçü karalarla kaplı, bütün karalar orman olsa, şu anda soluduğumuz havanın içerisindeki oksijeni üretmeye yetmiyor. Denizdeki fitoplanktonlar üretiyor ve deniz çayırları üretiyor." "Bu bölgede artık deniz çayırı var" Deniz çayırlarının deniz ekosistemi için önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, "Bir metrekare deniz çayırı alanı bir günde 10 litreden fazla oksijen üretir. Deniz canlılarına üreme, beslenme, barınma, saklanma alanı oluşturur. En önemlisi karbonu tutar. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbon tutar deniz çayırları. Neden karbon tutmanın altını çiziyoruz; ’İklim değişikliği’ dediğimiz büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Atmosferdeki artan karbondioksit yüzünden sürekli dünya ısınıyor. İşte bu karbondioksiti absorbe edecek bitkisel organizmalara ihtiyacımız var. Deniz çayırıyla kaplı bir alan düşünün, hemen yanında olmayan bir alan düşünün olmayan alana göre 40 kat daha fazla canlılık barındırıyor. Eğer kıyısal alanda deniz çayırı varsa erezyonu önlüyor. Bu yönüyle saymakla bitiremeyeceğimiz kadar deniz ekosistemine katkısı var. Biz tüm bunları dikkate alarak Marmara’nın tamamında deniz çayırlarının korunmasını istiyoruz. Pinaların korunması istiyoruz. Deniz çayırları plajlarda bulunduğunda insanlar istemiyorlar, ayağımıza değiyor diyorlar ve korkuyorlar. Çimle kaplı bir alan görsek ayakkabılarımızı çıkarıp çıplak ayakla basmak isteriz. Eğer plajımızda deniz çayırı varsa plajı berraklaştırır. Deniz çayırından kaygımız varsa deniz ayakkabısı giyelim ve çayırlar ayağımıza değmesin. Marmara’nın kuzey kıyılarını dikkate aldığımızda çok az yerde, bu bölgede artık deniz çayırı var. Karşıda Adalar’ın etrafı tamamen deniz çayırı ama burada karasal baskılar yüzünden çok az kalmış. Tuzla’da şu anda küçük de olsa bir alan var. Burayı genişletmemiz, büyütmemiz var olanı korumamız lazım. Onun için bugün çok mutluyum. Burada bulunan tür nesli tehlike altında olan bir tür değil ama deniz çayırının neslinin tehlike altında olması gerekmiyor önemli olması için. O kadar kıymetli bir tür ki bu, bunu korumamız lazım" şeklinde konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 10:10
Fenerbahçe ile Gençlerbirliği 96. randevuda
Fenerbahçe, Trendyol Süper Lig’de karşılaşacağı Gençlerbirliği ile lig tarihinde 96. kez karşı karşıya gelecek. Trendyol Süper Lig’in 21. haftasında Fenerbahçe, yarın saat 20.00’de Gençlerbirliği’ni konuk edecek. Sarı-lacivertliler ligde oynadığı 20 karşılaşmada 13 galibiyet, 7 beraberlik alırken mağlubiyet yaşamadı ve 46 puanla 2. sırada yer alıyor. Kırmızı-siyahlılar ise 20 maçta 6 galibiyet, 4 beraberlik ve 10 mağlubiyetle 22 puan toplayarak 11. sırada bulunuyor. Fenerbahçe, Başkent ekibini yenerek ligde zirve yarışında hata yapmak istemiyor. Süper Lig’de 96. randevu İki ekip arasında lig tarihinde bugüne kadar 95 maç yapıldı. Sarı-lacivertliler 48 müsabakada galibiyete ulaşırken, kırmızı-siyahlılar 16 maçta hanesine 3 puan yazdırdı. 31 karşılaşmada ise eşitlik bozulmadı. Fenerbahçe’nin 172 golüne, Gençlerbirliği 101 golle karşılık verdi. Sezonun ilk yarısında Ankara’da oynanan maça Zeki Murat Göle yönetiminde çıkan sarı-lacivertliler, sahadan 3-1’lik galibiyetle ayrıldı. Son 10 maç Fenerbahçe ile Gençlerbirliği arasında 9’u lig, 1’i Türkiye Kupası olmak üzere oynanan son 10 maçta sarı-lacivertliler, 5 galibiyet elde etti. Kırmızı-siyahlılar 1 kez kazanırken, 3 mücadele ise beraberlikle tamamlandı. Gençlerbirliği rekabetteki son galibiyetini Kadıköy’de oynanan son lig maçı olan 14 Mart 2021’de aldı. En farklı galibiyetler Fenerbahçe, Gençlerbirliği karşısında ligde en farklı galibiyetlerini 1993-1994 sezonunda 5-0, 2011-2012’de de 6-1’lik skorlarla aldı. Kırmızı-siyahlı ekip ise Fenerbahçe karşısında en farklı galibiyetlerini, 1990-1991 ve 1997-1998 sezonlarında 3-0, 1996-1997’de de 4-1’lik sonuçlarla elde etti. İki ekip arasındaki en gollü karşılaşmalarda ise 7 gol atıldı. 1959-1960 sezonunda Fenerbahçe, 1992-1993’te ise Gençlerbirliği 4-3’lük galibiyetlerle sahadan ayrıldı. Fenerbahçe’nin evinde 2011-2012 sezonundaki 6-1 ve 2019-2020 sezonunda 5-2’lik skorlu galibiyetler en gollü karşılaşmalar olarak kayıtlara geçti. İç saha karnesi Fenerbahçe, bu sezon iç sahada 9 karşılaşmaya çıktı. Sarı-lacivertliler, bu süreçte 6 galibiyet, 3 beraberlik elde etti. Kanarya, ligde Kadıköy’de oynadığı maçlarda 20 gol atarken, kalesinde 8 gol gördü. Tedesco’nun öğrencileri evinde en son Göztepe ile 1-1 berabere kaldı. Skriniar ve Alvarez cezalı Fenerbahçe, Ankara temsilcisi ile oynayacağı maçta Milan Skriniar ve Edson Alvarez’den yararlanamayacak. Takım kaptanı Milan Skriniar, Kocelispor maçı sonrası Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’ndan (PFDK) 2 maç men cezası aldı. Alvarez ise aynı maçta gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştü. Tedavileri devam eden Archie Brown ile Levent Mercan, bireysel çalışmalarını sürdürüyor. Bu iki isim de kadroda olmayacak. Yeni transfer N’Golo Kante’nin maç kadrosuna alınması beklenirken, Sidiki Cherif’in ise son durumu maç günü netlik kazanacak. Kerem Aktürkoğlu ve Musaba, kart sınırında Kanarya’nın Kocaelispor ile oynadığı karşılaşmada sarı kart gören Kerem Aktürkoğlu, sarı kart ceza sınırına ulaştı. Ara transferde takıma katılan Anthony Musaba’nın da ligin ilk yarısından 3 sarı kartı bulunuyor. Kerem ve Musaba, yarınki mücadelede kart görmeleri halinde gelecek hafta deplasmanda oynanacak Trabzonspor maçında cezalı duruma düşecekler. En golcü Talisca Sarı-lacivertlilerin Brezilyalı forveti Anderson Talisca, bu sezon attığı 11 golle takımının en golcü ismi. Bu sezon tüm kulvarlarda 19 golü bulunan 31 yaşındaki futbolcu, Süper Lig’de son 5 maçta 7 gollük katkı sağladı. Talisca, 3 gün önce oynanan Ziraat Türkiye Kupası maçında Erzurumspor FK filelerini de 2 kez havalandırdı. Metin Diyadin, Fenerbahçe’ye karşı 4 maçı da kaybetti Gençlerbirliği Teknik Direktörü Metin Diyadin, bir kez daha eski takımı Fenerbahçe’ye rakip olacak. Futbolculuk kariyerinde 1998-2000 yılları arasında sarı-lacivertli formayı giyen Diyadin, teknik adamlık kariyerinde 4 kez rakip oldu. Metin Diyadin, Orduspor, Gençlerbirliği, Giresunspor ve Ankaragücü’nü çalıştırdığı dönemlerde Fenerbahçe ile oynadığı maçlarda 4 mağlubiyet aldı. 57 yaşındaki teknik adam, Kırmızı Kara’lara aralık ayında göreve gelirken 4 maçta 7 puan topladı. Türkiye Kupası’nda ise 2 galibiyet, 1 beraberlik elde etti. Ali Şansalan düdük çalacak Fenerbahçe ile Gençlerbirliği arasında oynanacak müsabakayı hakem Ali Şansalan yönetecek. Şansalan’ın yardımcılıklarını Kerem Ersoy ile Osman Gökhan Bilir yapacak. Maçın dördüncü hakemi ise Süleyman Bahadır olacak.
08 Şubat 2026 Pazar - 10:06
Barış Göktürk: "Fenerbahçe’nin 120. yılı olan 2027 genel kurulu için hazırlanıyoruz"
Eski Fenerbahçe Futbol A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Barış Göktürk, her yıl seçim yapmanın kulübün menfaatine olmadığını belirterek, "Bizim hazırlığımız, Fenerbahçe’nin 120. yılı olan 2027 genel kurulu içindir. Arkadaşlarım ve ben, Fenerbahçe’nin geleceğine ışık tutacak kalıcı bir sistem için çalışıyoruz" dedi. Fenerbahçe’nin eski yöneticilerinden Barış Göktürk, Balıkesir’de düzenlenen Fenerbahçeliler buluşmasında yaptığı konuşmada sarı-lacivertli kulübün geleceğine dair değerlendirmelerde bulundu. Fenerbahçe’nin 2027 yılında 120. yaşını dolduracağını hatırlatan Göktürk, kulübün artık geçici başarılar yerine kalıcı ve sürdürülebilir bir sistem reformuna ihtiyaç duyduğunu söyledi. Göktürk, "Kulübün temel probleminin kişilere bağlı yönetim anlayışı olduğunu ifade eden Barış Göktürk, "22 yıllık periyotta Fenerbahçe sadece 4 kez şampiyon oldu. Sonra Aziz Yıldırım geldi önemli reformlar yaptı. 1998-2002 arasındaki yaptıklarıyla 2001-2011 yılları arasında 5 kez şampiyon olduk, UEFA’da yarı final oynadık. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadık. İşte bu sistem kurarak oldu. Son 3 başkanla da çalışma fırsatım oldu. Fenerbahçe’nin sorunlarını biliyorum. En büyük sorunumuzun şahıslara odaklı sistem yapmak olduğu ve bir türlü kalıcı sportif başarıyı yakalayamadığımız olduğunu görüyorum. Bizim bir sisteme ihtiyacımız var. Profesyonel futbol komitelerine, seçilmişlerden değil profesyonellerden oluşmuş bir futbol aklına ihtiyacımız var. Ben şahıslardan bağımsız bir Fenerbahçe hayal ediyorum. Avrupa’da kupa kaldıran bir Fenerbahçe hayal ediyorum. Fenerbahçe Holding A.Ş.’yi kurmalıyız. Eski yöneticilik modelini bir kenara bırakarak yeni yüzler ve yeni figürlerle Fenerbahçe kalkınma programını hazırlıyoruz. Yalnızca para ve bolluk dönemlerinde gelen geçici şampiyonluklar yerine, kalıcı başarılara odaklanmalıyız. Fenerbahçe’nin şahıslardan bağımsız, kurumsal bir sisteme ihtiyacı var" ifadelerini kullandı. Plansız harcamaların kulübün geleceğini ipotek altına aldığını belirten Göktürk, "Astronomik ücretlerle yapılan transferler, abartılı maaşlar ve sonunda yine şampiyon olamayan bir Fenerbahçe. Ben artık aynı filmi izlemekten sıkıldım" diye konuştu. Seçim tartışmalarıyla ilgili görüşünü de aktaran Barış Göktürk, olağanüstü bir durum olmadığı sürece 2026 yılında aday olmayacaklarını söyledi. Göktürk, "Her yıl seçim yapmak Fenerbahçe’nin menfaatine değildir. Yönetimler görev sürelerini tamamlamalıdır. Bizim hazırlığımız, Fenerbahçe’nin 120. yılı olan 2027 genel kurulu içindir. Arkadaşlarım ve ben, Fenerbahçe’nin geleceğine ışık tutacak kalıcı bir sistem için çalışıyoruz" dedi.
08 Şubat 2026 Pazar - 10:04
Çatalca’da dere taşkını vatandaşları yıllardır mağdur ediyor
Çatalca’da kış aylarında taşan ve üzerinde o bölgede köprü bulunmayan dere nedeniyle mahalle sakinleri evlerine ulaşmakta zorlanıyor. Büyük risk alarak derenin üstündeki taşlara basarak karşıya geçmeye çalışan vatandaşlar, soruna çözüm bulunmasını istiyor. Çatalca Karamandere Mahallesi’nde, yağmur ve kar sularıyla seviyesi yükselen dere, mahalle sakinlerinin yaşamını olumsuz etkiliyor. Bölgede araç ve yaya geçişi için bir köprü bulunmaması, vatandaşların özellikle kış aylarında, derenin diğer tarafındaki evlerine geçişini zorlaştırıyor. Bölge sakinleri, daha önce derenin ortasına konulan büyük taşların üzerine basarak karşıya geçmeye çalışıyor, su seviyesinin yükseldiği dönemlerde evlerinin bulunduğu alanda mahsur kalıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan kar yağışı sonrası dere yeniden taşarken, bazı vatandaşlar 5 gün boyunca karşıya geçemediğini söyledi. Mahallede yaşayan öğrenciler okula gitmekte güçlük çekerken, çocuklarını sırtında ya da kucağında taşıyarak karşıya geçirmeye çalışan vatandaşlar, yaşanan tehlike nedeniyle endişe duyuyor. Karamandere Mahallesi sakinleri, can güvenliklerinin tehlikede olduğunu belirterek, yetkililerden kalıcı bir çözüm ve köprü yapılmasını istiyor. "Araçların zaten geçmesi mümkün değil, biz çocukları genelde sırtımıza alıyoruz" Mahalle sakinlerinden Yavuz Eren, "19 yıldır mahalle sakini olduğunu ve sonbaharda su seviyesinin yükseldiğini belirterek, "Çocukların da okula başlama zamanları o zamanlara denk geldiği için burada çocuklar geçemiyorlar. Okula gitmek için de bu dereyi kullanmak zorunda kalıyoruz. Bazen çok büyük tehlikeler de atlatıyoruz. Maalesef çocukları kucağımıza götürdüğümüz için çocuklar da biz de düşebiliyoruz. Market alışverişlerimizi karşı tarafta komşularımız var, onların yardımlarıyla ip atarak temel gıdaları alabildik. Beş gün boyunca mahsur kaldık. Çocuklar okula da gidemediler. Biz de maalesef işe gidemedik. Araçların zaten geçmesi mümkün değil. Biz çocukları genelde sırtımıza alıyoruz. Tek tek geçirmeye çalışıyoruz. Okula gidebilmeleri için de buradan dereden geçmeleri yeterli değil. Bir de burada ormanın içerisinden yaklaşık bir kilometre ana asfalta yürümek zorunda kalıyorlar. Çünkü servis buraya kadar gelmiyor. Bakın mesela şu anda karşıdan geçmeye çalışan biri var. Çocukları kucağında. Nasıl geçeceğini düşünüyor şu anda. Gerçekten mağduruz. Basit bir köprü bile yapılabilse en azından, çok büyük bir köprüye de ihtiyacımız yok. Ufak bir köprü bile yapılsa en azından arabalarla geçemesek bile yürüyerek geçip temel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğiz" şeklinde konuştu. "Bir komşumuzun ayağı kırıldı" Merve Eren isimli vatandaş, "Bu böyle şu an su seviyesi inmiş hali. Hastaneye gidemiyoruz zaten. Ayrıyeten üç gündür de çocuğumu okula gönderemedim ben. Bugün daha yeni böyle bu şekilde su seviyesi indiği için okula gidebildi, o da zor şartlar altında. Geçenlerde bir komşumuzun ayağı kırıldı geçerken taştan kaydı düştü. O yüzden mağduriyetimiz var. Giderilmesini talep ediyoruz. Yani en azından bir köprü, araç geçişi olmasa bile yaya geçişi olan bir köprü bizi kurtarabilir" dedi. Mahalleli Veysel Özcan, "Buradaki mağduriyetimiz bu dereden dolayı, yağmur, yağış olduğu zaman bu dereden karşı tarafa geçemiyoruz. Ben emekliyim. Benim çocuğumun bir tanesi okula gidiyor. Okula gittiğinden dolayı çocuğumu buraya getiremiyorum. Dolayısıyla benim ailem de yanında kalmak zorunda kalıyor. O yüzden ben burada tek başıma kalıyorum, bir de kira veriyorum. Kendi evim var burada ama kira vermek zorunda kalıyorum, o da bizim her türlü mağduriyetimiz oluyor. Yol yok, köprü yok. Çocukları mecburiyetten göndermek zorunda kalıyoruz. Burada çok sıkıntılar yaşadık. Geçen sene ben bu suda az kalsın boğuluyordum. Şişme botlarla karşıya geçmeye çalıştık ekmeğimizi almak için su yükseldi ve şişme bot devrildi. Az kalsın boğuluyordum. En azından burada bir köprü yapılmasını istiyoruz" dedi. Ali Akyüz ise "Market alışverişinden geliyorum. Bu dereden biraz sonra geçmeye çalışacağım. Benim hastalarım var, bir türlü bu dereden karşıdan karşıya gelip geçemiyoruz. Yani Allah aşkına buraya bir köprü yapalım. Kaçıncı asırda yaşıyoruz? Bu bir rezillik. Dereden geçsem aracım gider. Geçen arkadaşımızın aracı uçtu buraya, dört gün suyun altında kaldı orada. Kendisini jandarma geldi kurtardı. Araç geçmez. Şimdi aldım üç günlük ihtiyacımı gidiyorum. Üç gün sonra tekrar getireceğim. Bu havaya bak. Belki üç gün sonra daha büyük yağmurlar yağacak" diye konuştu.
08 Şubat 2026 Pazar - 09:59
Esenyurt’ta düğün salonu önünde çıkan kavga meydan muharebesine döndü: O anlar kamerada
Esenyurt’ta bir düğün salonu önünde çıkan tartışma, kavgaya döndü. Tarafların birbirine tekme ve yumruklarla saldırdığı anlar cep telefonu kamerasına anbean yansıdı.
08 Şubat 2026 Pazar - 09:38
Yarım asrı aşan evlilikler gençlere örnek oldu
Büyükçekmece’de düzenlenen programda, 50 yıl ve üzeri evli çiftler bir araya gelerek gençlere evlilikle ilgili tavsiyelerde bulundu. Programa katılan Osman Yurtkulu, "73 yaşındayım, 56 senedir evliyim. İyisiyle kötüsüyle şimdiye kadar bu evliliği sürdürdük. Hiçbir zaman için birbirimizi kırmadık. Bu evliliğin devamı da saygı, sevgidir" dedi. Büyükçekmece Kumburgaz Mahallesi’nde faaliyet gösteren bir dernek, 50 yıl ve üzeri evli kalan çiftler için anlamlı bir buluşma düzenledi. Programda, yarım asırdan fazla süredir evliliklerini sürdüren çiftler bir araya gelerek tecrübelerini paylaştı. Uzun yıllardır aynı yastığa baş koyan katılımcılar, evliliklerinde sevgi, saygı, sabır ve anlayışın en önemli unsurlar olduğunu vurguladı. Gençlere tavsiyelerde bulunan çiftler, iyi günde de kötü günde de birlikte hareket etmenin evliliği ayakta tuttuğunu ifade etti. Son yıllarda boşanma oranlarının artmasından duydukları üzüntüyü dile getiren katılımcılar, evliliğin emek, fedakârlık ve karşılıklı hoşgörüyle yürütülebileceğini belirterek küçük sorunların büyütülmemesi gerektiğini, konuşarak ve anlayışla her zorluğun aşılabileceğini aktardı. "Evliliğin devamı saygı, sevgidir" Programa katılan Osman Yurtkulu, "73 yaşındayım, 56 senedir evliyim. İyisiyle kötüsüyle şimdiye kadar bu evliliği sürdürdük. Hiçbir zaman için birbirimizi kırmadık. Bu evliliğin devamı da saygı, sevgidir. Şimdi günümüzdeki, boşanmalar hep şu yönden oluyor, bunlar hep hazırcı oluyor, biz kendimiz kazandık, kendimiz çalıştık, kendimiz bu hale geldik. Şimdikiler tabii ki araba, ev, yat, kat istiyorlar. O yönden boşanmalar oluyor. Onlarda pek saygı, sevgi, yeni çiftlerde yok zannediyorum. Birbirine sarılmalı, iyi günde kötü günde beraber olmaları lazım. Birbirlerinin yanında olmaları lazım" dedi. Osman Yurtkulu’nun eşi Medine Yurtkulu ise "Çok güzel geçti evliliğimiz Çok şükür, hiçbir kötülüğümüz olmadı, her zaman iyiydik iyi olduk, birbirimizi saydık sevdik. Çok şükür yalan konuşmadık. Sevgimiz, saygımız bu yaşa kadar gitti çok şükür. İyi olsunlar, birbirlerine saygıları olsun, büyüklerini küçüklerini bilsinler. Ömür boyu mutlu olsunlar" şeklinde konuştu. Adıgüzel Çalışkan isimli bir başka katılımcı ise, "78 yaşındayım, 58 yıl 20 gündür evliyim. Çok iyi geçti, maddi durumumuzun iyi olduğu zaman da oldu kötü olduğu zaman da oldu. Vara hamdettik, yoka da şükrettik. Elhamdülillah bugünlere kadar gelmiş bulunuyoruz. Boşanmalar konusuna gelince, boşanmalar çok çoğaldı. Ben şunu tavsiye ediyorum gençlerimize, bir insan varlığa şükrederse, yoksulluğa da şükrederse, elhamdülillah aşamayacağı hiçbir engel olmaz. Hep beraber gönül gönüle, sırt sırta verdiğimiz müddetçe aşılmayacak hiçbir engel olmaz" ifadelerini kullandı. "Sabah kahvaltısı yapmadan kocalarını işe göndermesinler" Katılımcı Cemal Rıza Türker ise, "1967 yılında evlendik. Görücü usulü evlendim. Hanımlar kocalarına hizmet etmiyorlar. Sabah kahvaltısı yapmadan kocalarını işe göndermesinler. Eve gelince güzel muamele yapsınlar. En fazla bundan oluyor. Görücü usulüyle evlenenlerin yüzde sekseninde hiçbir ayrılık yok. Sevip de ayrılanlara ben kızıyorum" dedi. Gülsüm Türker ise "Çok güzel bir evliliğimiz oldu. Çok mutluyum. Bu zamana kadar bizim gibi evli olan yoktur" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder