Yerel Haberler
İstanbul
05 Mart 2026 Perşembe - 22:29 Ziraat Türkiye Kupası: Eyüpspor: 0 - Konyaspor: 1 (Maç sonucu) Ziraat Türkiye Kupası B Grubu 4. ve son haftasında Eyüpspor evinde karşılaştığı Konyaspor’a 1-0 mağlup oldu. Konyaspor bu sonuçla 12 puanla grubu ikinci sırada tamamladı ve çeyrek finale yükseldi. Maçtan dakikalar (İkinci yarı) 55. dakikada Sander Svendsen’in pasında sol kanatta topla buluşan İsmail Esat Buğa’nın ortasında meşin yuvarlak ceza sahası içi sol çaprazda Radu’nun eline çarptı. Maçın hakemi Davut Dakul bu pozisyon için penaltı noktasını gösterdi. 56. dakikada penaltıda topun başına geçen Blaz Kramer’in vuruşunda kaleci Marcos Felipe, sağ tarafına gelen meşin yuvarlağı çeldi, daha sonra savunma topu uzaklaştı. Stat: Recep Tayyip Erdoğan Hakemler: Davut Dakul Çelik, Erkan Akbulut, Ali Can Alp Eyüpspor: Eyüpspor, Marcos Felipe, Dorin Rotariu (Calegari dk. 23), Luccas Claro (Berhan Kutlay Şatlı dk. 61), Anıl Yaşar, Arda Yavuz, Charles-Andre Raux Yao (Ömer Faruk Uğurlu dk. 84), Diabel Ndoye, Denis Radu (Ömer Ahmet Ceyhan dk. 84), Ismaila Manga, Metehan Altunbaş (Deniz Salih Aydoğdu dk. 84), Abdou Sy Yedekler: Umut Keseci, Eren Aydoğdu, Ömer Bedir Kara, Talha Akkaya, Ömer Efe Ay Teknik Direktör: Atila Gerin Konyaspor: Deniz Ertaş, Tunahan Taşçı (Eren Doğan dk. 89), Adama Nagalo (Ata Yanık dk. 46), Riechedly Bazoer, Yasir Subaşı, Marko Jevtovic (Tuncay Elgün dk. 70), Jo Jin-Ho, İsmail Esat Buğa (Ömer Çobanoğlu dk. 79), Sander Svendsen, Diogo Gonçalves (Ahmet Kusay Dağdevir dk. 89), Blaz Kramer Yedekler: Egemen Aydın, Muhammed Arda Var, Eren Cemali Yağmur, Enes İlyas Seven, Ahmet Tırpancı Teknik Direktör: İlhan Palut Gol: Luccas Claro (dk. 12 k.k.) (Konyaspor) Sarı kartlar: Anıl Yaşar (Eyüpspor), Riechedly Bazoer, Jo Jin-Ho (Konyaspor)
Osmanlı’da Ramazan gelenekleri
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:45 Osmanlı’da Ramazan gelenekleri Uzun yıllardır Osmanlı Arşivleri’nde araştırmalar yapan Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı Devleti’nde özellikle Ramazan ayının, yılın diğer dönemlerinden keskin biçimde ayrılan, gündelik hayatın hem maddi hem de manevi boyutlarını dönüştüren özel bir zaman dilimi olduğunu belirtti. Osmanlı Devleti’nde zamanın, modern anlamda takvimsel bir düzenlemeden ziyade dini ve kültürel referanslarla anlam kazandığına dikkat çeken Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Ramazan, yalnızca oruç ibadetinin yerine getirildiği bir ay değil; bireyin toplumla, toplumun devletle ve tüm yapının kutsalla ilişkisini yeniden tanımlayan bir sosyal organizasyon alanıdır. Osmanlı şehirlerinde Ramazan ayı boyunca hayatın ritmi değişmiş; gündüz saatleri sükûnet kazanırken geceler canlı, kalabalık ve sosyal açıdan yoğun hâle gelmiştir. Bu dönüşüm, en belirgin biçimde yemek kültürü üzerinden izlenebilmektedir. İftar ve sahur sofraları, yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan alanlar değil; statü, cömertlik, temsil ve dayanışmanın sergilendiği sosyal mekânlar olmuştur. Saray mutfağı ise bu kültürün hem düzenleyici hem de örnek teşkil eden merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir" dedi. Ramazan ayının başlangıcı ve toplumsal hazırlık süreci Osmanlı’da Ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle resmiyet kazandığını hatırlatarak, hilalin tespitinin, yalnızca dini bir gözlem değil, aynı zamanda idari ve hukuki bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Kadılar, müneccimbaşı ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan bu tespit, padişaha bildirilir ve Ramazan’ın başladığı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Bu an, şehir için sembolik bir eşik anlamı taşır; Ramazan, bir gecede kamusal hayatın merkezine yerleşirdi. Sultan III. Selim zamanında yaşanan bir hadise, bugün de halen tartışılan bu kutsal ayın ne zaman başladığı, hilalin görülüp görülmediği üzerine gülümseten bir anekdot olarak arşiv belgelerine yansımıştır. Ramazan ayının başlangıcını gösteren hilalin ne zaman görüldüğüne bir türlü karar veremeyen ulema ve Anadolu halkı konuyu Sultan III. Selim’e taşımış, Sultan III. Selim de "Bu husus şer-i şerifin bileceği ve hükmedeceği şeydir benim müdahale edeceğim şey değil ne zaman İstanbul kadısı hüküm ve ilam ederse o zaman ben dahi şöyledir derim" diyerek işi alimlere bırakmıştı" diye konuştu. Bunun dışında, Ramazan öncesinde camilerin temizlendiğini, kandillerin hazırlandığını ve özellikle büyük şehirlerde mahya geleneğinin devreye girdiğini anlatan Eralp; "Mahyalar, Osmanlı’nın Ramazan’a kazandırdığı en özgün görsel unsurlardan biridir. Minareler arasına asılan bu ışıklı yazılar, dini mesajları estetik bir dille halka ulaştırırken, Ramazan’ın şehir mekânında görünür olmasını sağlardı. Ev içi hazırlıklar ise büyük ölçüde mutfak merkezliydi. Uzun sürecek oruç günleri göz önünde bulundurularak bakliyat, pirinç, un, yağ ve şeker gibi temel gıda maddeleri temin edilir; özellikle tatlı ve şerbet yapımında kullanılacak malzemeler önceden hazırlanırdı. Bu durum, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda planlama ve düzen gerektiren bir dönem olarak algılandığını göstermektedir" dedi. Gündelik hayat ve toplumsal disiplin ‘’Ramazan ayı boyunca Osmanlı şehirlerinde gündelik hayat belirgin biçimde farklılaşırdı’’ diyen Doç. Dr. Eralp, ‘’Esnafın çalışma saatleri iftar ve sahur vakitlerine göre yeniden düzenlenir, bazı iş kollarında gündüz faaliyetleri asgari düzeye indirilirdi. Oruç tutmak, bireysel bir ibadetin ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak algılanırdı. Oruç tutmayanların, özellikle Müslüman mahallelerinde, aleni biçimde yemek yemesi hoş karşılanmazdı. Bu durum, Ramazan’ın kamusal alanı düzenleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak gayrimüslim tebaanın kendi mahallelerinde bu tür bir baskıya maruz kalmadığı bilinmektedir. Bu da Osmanlı’daki Ramazan hassasiyetinin mutlak değil, bağlamsal bir nitelik taşıdığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. İftar sofraları ve Osmanlı yemek kültürü Ramazan ayının, Osmanlı mutfak kültürünün en zengin biçimde sergilendiği dönemlerden bir olduğunun altını çizerek, iftar sofralarının, hem besleyici hem de sembolik anlamlar taşıyan yemeklerden oluştuğunu kaydeden Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, bu konudaki açıklamalarına devamla, ‘’İftarın hurma veya zeytinle açılması, Hz. Peygamber’e atfedilen sünnet anlayışıyla ilişkilendirilirken, ardından gelen çorbalar mideyi yormadan ana yemeğe geçişi sağlardı. Çorba çeşitleri arasında tarhana, mercimek ve işkembe öne çıkarken; ana yemeklerde etli yahni, kuzu kebabı, pilav ve dolmalar yaygındı. Tatlılar ise Ramazan sofralarının adeta vitrini niteliğindeydi. Güllaç, bu dönemin en karakteristik tatlısı olarak öne çıkar. Nişastadan yapılan güllaç yapraklarının sütle ıslatılması ve gül suyuyla tatlandırılması, hem hafiflik hem de sembolik bir saflık anlamı taşımaktadır. Popüler anlatılarda sıkça aktarılan bir anekdota göre, Ramazan ayında güllaç talebinin artması üzerine İstanbul’da bazı fırınlar yalnızca güllaç yaprağı üretmeye başlamıştır. Bu durum, Ramazan’ın gastronomik piyasayı dahi şekillendiren bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir" şeklinde konuştu. Sarayda ramazan ve mutfağın işleyişi Osmanlı sarayında Ramazan ayının yüksek bir disiplin ve sembolik hassasiyet içinde yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, şunları söyledi; ‘’Topkapı Sarayı mutfakları, bu dönemde olağanüstü bir yoğunlukla çalışır; iftar ve sahur için ayrı hazırlıklar yapılırdı. Saray mutfağına ait masraf ve erzak defterleri, Ramazan aylarında tüketilen yiyeceklerin çeşitliliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Padişahın iftar sofrası, sanılanın aksine aşırı ihtişamdan ziyade ölçü ve denge esasına dayanırdı. Sofrada az ama nitelikli yemekler bulunur; israf kesin biçimde hoş karşılanmazdı. Bununla birlikte Kadir Gecesi gibi özel zamanlarda daha zengin sofralar kurulduğu bilinmektedir. III. Murad dönemine ait bir kayıtta, Ramazan ayında saray mutfağında tüketilen güllaç miktarının olağan dönemlere kıyasla birkaç kat arttığı belirtilmektedir. Ayrıca sarayda artan yemeklerin çöpe atılmadığı, Enderun mensuplarına ve fakirlere dağıtıldığı bilinmektedir. Bu uygulama, sarayın Ramazan’daki temsil rolünü güçlendiren önemli bir unsurdur.’’ İbadet, eğlence ve sosyal hayat İftar sonrasında Osmanlı şehirlerinin adeta yeniden uyandığını, Camilerin teravih namazları için dolup taştığını, özellikle büyük camilerde uzun teravihler kılındığını açıklayan Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap "Teravih, yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma alanıydı. Namaz sonrasında ise Ramazan eğlenceleri başlardı. Meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ve Hacivat oyunları sahnelenirdi. Bu eğlenceler, hem güldürü hem de ahlaki öğütler içeren bir işleve sahipti. Ramazan geceleri, Osmanlı toplumunda dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olabildiği nadir zamanlardan birini temsil etmektedir. Ramazan ayı, Osmanlı toplumunda yardımlaşma ve hayır faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı dönemdi. Zekât ve fitrelerin bu ayda verilmesi teşvik edilir, fakirler gözetilirdi. Zimem defteri geleneği, bu kültürün en zarif örneklerinden biri olarak öne çıkar. Varlıklı kimseler, bakkallardaki veresiye defterlerinden borçlar seçerek öder, borçluların kimliğini öğrenmeden bu hayrı gerçekleştirirdi. Bu uygulama, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda gösterişten uzak bir hayır anlayışını teşvik ettiğini göstermektedir. Ramazan’ın son on günü, özellikle Kadir Gecesi nedeniyle yoğun bir manevi atmosfer içinde geçirilirdi. Bu gece camiler dolup taşar, sarayda ve halk arasında özel programlar düzenlenirdi. Ramazan Bayramı ise bu sürecin toplumsal bir kapanışı niteliğindeydi. Bayram namazı, ziyaretler, ikramlar ve çocuklara verilen hediyelerle Ramazan’ın ruhu toplumsal hafızaya kazınırdı" diye konuştu.
Mattia Ahmet Minguzzi ölümünün 1’inci yıl dönümünde anıldı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:32 Mattia Ahmet Minguzzi ölümünün 1’inci yıl dönümünde anıldı Mattia Ahmet Minguzzi vefatının 1’inci yılında Taksim’de Saint Antuan Kilisesi’nde düzenlenen törenle anıldı. Törenin ardından açıklamalarda bulunan anne Yasemin Minguzzi, "Bugün bir yıl oldu. Dünkü gibi tabii ki de acımız hiç dinmiyor" dedi. Kadıköy Salı Pazarı’nda bıçaklanarak öldürülen 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi, vefatının birinci yıl dönümünde Taksim İstiklal Caddesi’nde bulunan Saint Antuan Kilisesi’nde düzenlenen törenle anıldı. Törene Ahmet’in babası Andrea Minguzzi, anne Yasemin Minguzzi, Ahmet’in arkadaşları ve bazı vatandaşlar katıldı. Törende Ahmet’in arkadaşlarının yazdığı mektuplar okunurken, Yasemin Minguzzi’nin güçlükle ayakta durduğu görüldü. Ahmet’in bazı arkadaşları ise gözyaşlarına hakim olamadı .Yasemin Minguzzi’ye törenin ardından arkadaşları tarafından çiçek verildi. "Hiçbir şey kolay değil, hep çocuklar için mücadele ettik, durmayacağım" Anne Yasemin Minguzzi, törenin ardından yaptığı açıklamada, "Bugün bir yıl oldu. Dünkü gibi tabii ki de acımız hiç dinmiyor. Dün Sultanahmet’teydik, bugün de burada bir tören oldu. Biraz sonra da bahçesine gidip orada bir duamızı yapacağız. Çok üzücü, çok yıkıcı. Hiçbir şey kolay değil. Hep çocuklar için mücadele ettik, yani hep söylüyorum, durmayacağım diye. Durmayacağım. Teşekkür ederim, sağ olun" dedi.
ISG, "Sabiha Gökçen’in İzinde" buluşmalarıyla havacılıkta kadın vizyonunu geleceğe taşıyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:16 ISG, "Sabiha Gökçen’in İzinde" buluşmalarıyla havacılıkta kadın vizyonunu geleceğe taşıyor İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı’nın gelenekselleşen "Sabiha Gökçen’in İzinde" motivasyon serisinin üçüncü buluşması, Türkiye’nin sesten hızlı uçuş yapan ilk kadın pilotu Hürriyet Munanoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti. Sektördeki kadın liderlerin bir araya geldiği etkinlikte, dayanışma ve cesaretin havacılıktaki dönüştürücü gücü vurgulandı. İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, ismini aldığı Cumhuriyet tarihinin sembol ismi Sabiha Gökçen’in vizyonunu yaşatmaya devam ediyor. Terminal binasında düzenlenen ve havalimanı ekosistemindeki kamu kurumları, iş ortakları ve paydaş kurumların kadın yöneticilerini bir araya getiren "Sabiha Gökçen’in İzinde" serisinin son konuğu, efsanevi pilot Emekli Yarbay Hürriyet Munanoğlu oldu. ISG, %50 kadın lider oranıyla küresel ortalamaların çok üzerinde bir duruş sergiliyor Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren ISG Pazarlama ve Kurumsal İletişim Direktörü Dr. Aslıhan Güven, global raporlara göre havacılık genelinde kadın temsiline dair güncel verileri paylaşarak ISG’nin bu alandaki öncü rolünü şu sözlerle vurguladı: "Havacılık sektörü genelinde kadın temsili oranı yüzde 26-30 bandında olsa da yoğunluğun hala yer hizmetleri ve kabin ekibi rollerinde olduğunu görmekteyiz. Dünya genelinde ticari pilotların yalnızca yüzde 6’sı kadınlardan oluşurken teknik ve bakım alanlarında bu sayı ne yazık ki yüzde 3-4 bandına kadar düşüyor. Liderlikte kadın temsili noktasında havacılık sektöründe de "cam tavan" direnci sürüyor fakat değişim hareketlerini de gözlemlemekteyiz. Kadınlar, CEO koltuklarının yüzde 10’unu, üst düzey yönetim kadrolarının ise yaklaşık yüzde 18’ini oluşturuyor. Böyle bir tablo içerisinde Sabiha Gökçen Havalimanı, ismine yakışır şekilde üst yönetiminde yüzde 50 kadın üye sayısıyla küresel standartların çok üzerinde bir duruş sergiliyor. Havacılıkta kadınların etki alanı, sayılarının çok ötesinde. Bizim görevimiz, bu eşsiz vizyonu görünür kılarak yeni nesillere yol göstermek. Sabiha Gökçen’den bizlere miras kalan vizyonu yaşatmaya, havacılıkta başarıya koşan kadınların ilham veren hikayelerini geleceğe taşımaya ve sektördeki kadın dayanışması için bu platformu güçlendirmeye devam edeceğiz." "Ülkemiz katkıları ve rehberliği için kendisine minnettarız" "Sabiha Gökçen’in İzinde" buluşmalarının sektördeki kadın varlığını güçlendirme yolunda stratejik bir farkındalık oluşturduğunu vurgulayan Güven, bu girişimin somut ve olumlu yansımalarını görmekten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Konuya ilişkin Güven, "Sektörümüzün başarılı isimlerinin tecrübe paylaşımlarıyla bu sinerjiyi her geçen gün daha da büyüteceğiz. Hürriyet Munanoğlu’nun erkek egemen görünen bir sektörde hem bir asker hem bir pilot olarak elde ettiği başarıların ardındaki sarsılmaz duruşuna bugün yakından tanıklık ettik. Kendisinin aynı zamanda bir eğitimci kimliğiyle bu deneyimleri yalnızca birer hatıra olmaktan çıkarıp, genç kuşaklar için birer motivasyon ve bilgi kaynağına dönüştürmesini fevkalade kıymetli buluyorum. Hürriyet Hanım, "Sabiha Gökçen’in İzinde" toplantılarıyla anlatmaya çalıştığımız yaklaşımın vücut bulmuş hali; ülkemize katkıları ve rehberliği için kendisine minnettarız" ifadelerini kullandı. Aslıhan Güven ayrıca, havacılık dünyasına yön veren kadın rol modelleriyle bu ilham verici seriyi sürdürmeye kararlı olduklarının altını çizdi. "Küçücük bir adım da cesarettir" Toplantının söyleşi kısmına konuk olan Türkiye’nin sesten hızlı uçuş yapan ilk kadın pilotu Emekli Yarbay Hürriyet Munanoğlu, elde ettiği tecrübeyle bugün koçluk ve mentorluk yaptığını, ülkeye hizmetin ardından insanlığa hizmet etme çabasında olduğunu vurguladı. Harp okullarına 1960 yılından 1992 yılına kadar kız öğrenci alınmadığını hatırlatan Hürriyet Munanoğlu, "1992 yılındaki yeni kararla 13 kız öğrenci olarak Hava Harp Okulu’na ilk girdiğimizde bize inananlar olduğu kadar ket vuranlar da çok oldu. Biz bir bayrak taşıyıcısıyız. Sabiha Gökçen’den devraldığımız bayrağı 3. nesil olarak taşıdık. Biz yapmalıyız ki bu işin devamlılığı olsun diyerek çalıştık. Erkekler 1 birim çalışırken bizlerin 5-10 misli gayret göstermemiz gereken bir alandaydık. İlk olmanın büyük sorumluluğunu hissettik" şeklinde konuştu. "Ses duvarını aşmak bir metafor, asıl mesele sınırları aşmak" Kadınların önünde engel olarak görünen cam tavanları kırmanın, eğitim ve görev dönemlerinde karşılaştıkları zorluklar karşısında bugün çok daha kolay olduğuna değinen Munanoğlu, "Türkiye’nin sesten hızlı uçuş yapan ilk kadın pilotu olarak şunu söyleyebilirim; ses duvarını aşmak bir metafor. Orada fiziksel olarak hissettiğimiz bir şey yok. Sadece göstergelerden ses hızını aştığımızın bir kanıtı var. Bunun hayatımıza yansıyan tarafı, sınırları aşmak. Hayat bazen cam tavanın varlığını düşünmek yerine yok sayarak yürüyüp aşıp geçmeyi gerektiriyor. Ben 17 yaşımda Harp Okulu’na girmeden ilk uçtuğumda gökyüzünde olmayı istedim. Mezun olunca da pilot olmayı istedim. Ve yaptığım işin en iyisini yapmayı istedim. Dolayısıyla jet pilotu olarak Hava Kuvvetleri’ne yıllarca hizmet ettim" dedi. "Önemli olan azimle yola devam edebilmektir" Başarı yolunda herkesin desteğini beklemenin gerçekçi olmadığını vurgulayan Munanoğlu, karşılaştığı dirençlerin kendisinde "ters psikoloji" oluşturarak motivasyonunu artırdığını ifade ederek, " ’Burada ne işin var?’ diyenlerin verdiği baskının altında ezilseydik bugün bu noktada olamazdık. Bu tür söylemler hayatın her aşamasında karşımıza çıkacak; önemli olan, tüm bunlara rağmen azimle yola devam edebilmektir" dedi. Kadınların birbirine destek vererek sektörde her kademede daha adil bir temsil oranına ulaşabileceğini vurgulayan Munanoğlu, cesaret kavramını yeniden tanımlayarak, "Cesaret, belirsizliğe ve tedirginliğe rağmen adım atabilmektir. Büyük bir kahramanlık anı beklemeyin; ilerlemek adına atılan en küçük adım bile en büyük cesarettir" diye aktardı. İlk buluşma Cumhuriyetin 100. yılında gerçekleşmişti ISG tarafından başlatılan "Sabiha Gökçen’in İzinde" serisinin ilki, Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye’nin başarılı kaptan pilotlarından olan ve Kuveyt’in ilk kadın kaptan pilotu olarak ülke tarihine geçen Elif Güveyler’in katılımıyla gerçekleştirilmişti. Geçen sene 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Dünya Havacı Kadınlar Haftası kapsamında düzenlenen ikinci buluşmaya ise Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk ve tek kadın Gyrocopter pilotu Hatice Nur Gündoğdu konuşmacı olarak katılmıştı.
Onur’un öldüğü feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:08 Onur’un öldüğü feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı Avcılar’da, 19 yaşındaki Onur Sönmemiş’in hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan tır kazasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Güvenlik kameralarına yansıyan kazaya ilişkin taksir derecesinde kusurlu olduğu belirlenen tır şoförü hakkında iddianamede, 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Avcılar Firuzköy’de, 24 Mart 2025 tarihinde, 19 yaşındaki Onur Sönmemiş’in hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan tır kazasına ilişkin soruşturma tamamlandı. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, hayatını kaybeden Onur Sönmemiş ‘maktul’, acılı baba Yusuf Ziya Sönmemiş ‘müşteki’ tır şoförü Hüseyin Saraç (39) ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı. İddianamede, maktul Sönmemiş’in sevk ve idaresindeki motosikletin kazaya karıştığı, kaza sonucu hayatını kaybetmesi sonucu soruşturma başlatıldığı aktarıldı. Sanığın taksir derecesinde kusurlu olduğu belirtildi Olaya ilişkin alınan trafik bilirkişi raporuna yer verilen iddianamede, şüphelinin ‘manevraları düzenleyen genel şartlara uymama’ sebebiyle asli kusurlu olduğu, maktulün ise ‘dikkatsiz ve tedbirsiz araç sevk ve idare’ ettiği için tali olarak kusurlu bulunduğu belirtildi. İddianamede, bilirkişi raporunun yanı sıra Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından alınan raporda da aynı şekilde değerlendirme yapıldığı bilgisi yer aldı. Rapora göre hayatını kaybeden Onur Sönmemiş’in genel beden travmasına bağlı beyin kanaması ve iç organ yaralanmasından dolayı meydana geldiği anlatıldı. İddianamede, sanık Hüseyin Saraç’ın savcılıkta alınan ifadesinde, kazada bir kusurunun olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini belirttiği ancak alınan trafik bilirkişi raporunda sanığın kusurunun sabit olduğu, sevk ve idaresindeki araçla seyir halindeyken manevraları düzenleyen genel şartlara uymama hareketiyle taksir derecesinde kusurlu olduğu ve hakkında dava açmaya yeterli delilin bulunduğu belirtildi. 2 yıldan 6 yıla kadar hapis talebi Hazırlanan iddianamede, sanık Hüseyin Saraç hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Hazırlanan iddianame, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Sanığın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak. Öte yandan kaza anı güvenlik kameralarına yansımıştı. (GŞ-RU
İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde yılın ilk sergisi ‘Ayla Turan Retrospektif’
09 Şubat 2026 Pazartesi - 13:46 İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde yılın ilk sergisi ‘Ayla Turan Retrospektif’ Kibele Sanat Galerisi, heykeltıraş Ayla Turan’ın 50’den fazla eserini 11 Mayıs’a dek sanatseverlerle buluşturuyor. ‘Ayla Turan Retrospektif’ sergisi, 9 Şubat Pazartesi İstanbul, Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde sanatseverlere kapılarını açtı. Heykeltıraş Ayla Turan’ın otuz yıllık sanat yolculuğundan izler taşıyan sergide, mermer, bronz, tahta ve polyester gibi malzemelerden üretilen 56 eser izleniyor. Bu sergiyi hazırlamanın "eski albümleri karıştırmak gibi" hissettirdiğini belirten Turan, seçkiye dair şöyle konuştu: "Son 30 yıllık sanat yolculuğumda hep ileriye baktım. Bugün bir durdum, dönüp baktım ardımda neler kalmış diye. Her duygu taze, ilk kez hepsi bir arada, benim dünyam benim sahnemde. Oyuncular farklı, zaman farklı, sahne aynı. Bugünden sonrası için nefes almak gibi bu sergi. Derin bir nefes. Geçmişin tanıklığını geleceğe taşırken, koşmaya devam etmenin bir durak noktası. Ve tarihe tanıklık ederek koşmaya devam etmenin başlangıcı." Serginin kataloğu için hazırladığı yazıda, Ayla Turan’dan "Bağımsızlık, empati ve sakin bir kararlılıkla kendi yolunu inşa eden; pratiğiyle heykelin ne olabileceğine ve paylaştığımız dünyaya dair neleri açığa çıkarabileceğine ilişkin ufkumuzu genişleten" diye bahseden Prof. Dr. Marcus Graf ayrıca sergi için şöyle konuştu: "Bu retrospektif, otuz yıllık kesintisiz üretimi bir araya getirerek Ayla Turan’ın yaşamı ile sanatı arasındaki samimi bağları görünür kılıyor." ‘Ayla Turan Retrospektif’ sergisi, 11 Mayıs tarihine dek Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde, her gün 09.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Serginin kataloğuna, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın kitabevleri ile internet sitesinden, RHM Dükkan’dan ve seçkin kitapçılardan ulaşılabiliyor.
OYAK şirketlerinden Miilux OY’dan Avrupa’da stratejik satın alma
09 Şubat 2026 Pazartesi - 13:34 OYAK şirketlerinden Miilux OY’dan Avrupa’da stratejik satın alma OYAK şirketlerinden Miilux OY, dünyaca ünlü madencilik şirketi Metso’nun Finlandiya ve İsveç’te madencilik ekipmanları için kova, dişli ve damper üretimi yapmakta olan ve ayrıca maden sahalarında yerinde servis hizmeti sunan Häggblom şirketini satın aldı. Anlaşma; madencilik ve ağır sanayi sektörlerine yönelik damper, kepçeler ile satış sonrası ve servis hizmetlerini kapsıyor. OYAK şirketlerinden Miilux OY, Häggblom şirketini satın aldığını duyurdu. Satın alma kapsamında Finlandiya ve İsveç’teki üretim tesisleri ile yaklaşık 100 çalışan şirket bünyesine katıldı. Bu adım, şirketin Avrupa’daki üretim ve servis kapasitesini önemli ölçüde artırırken, özellikle İsveç’teki büyük madencilik şirketlerine daha yakın ve hızlı hizmet sunulmasını sağlıyor. Yapılan açıklamaya göre, zırh çeliği ve aşınmaya dayanıklı çelik üretiminde kapasite sınırına ulaşan Miilux OY Finlandiya, bu satın alma ile birlikte Häggblom’un atıl kapasitesini devreye alarak yüksek üretim ve kârlılık hedefliyor. Avantajlı maliyet koşullarıyla gerçekleştirilen işlem, şirketi kendi alanında Avrupa pazarında güçlü ve lider bir konuma taşıyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Miilux OY Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Kocayanak, "Zırh çeliği, aşınmaya dayanıklı çelik ve komponent üretiminde kapasite sınırına ulaşmış olan Finlandiya tesislerimiz, bu yatırım sayesinde Finlandiya ve İsveç’te Häggblom’un mevcut atıl kapasitesini etkin biçimde kullanma imkânı elde etti. Özellikle İsveç’teki büyük ölçekli madencilik şirketlerine daha yakın servis hizmetleri sunarak, yüksek üretim ve kârlılık seviyelerine ulaşmayı hedefliyoruz. Satın almanın, daha önce teklif edilen değerlemelerin önemli ölçüde altında gerçekleştirilmiş olması ise Miilux OY Finlandiya’ya optimum maliyet avantajı kazandırarak, şirketimizi kendi alanında pazarda güçlü ve lider bir konuma taşıdı" dedi. Bu stratejik hamleyle şirket, ürün ve hizmet portföyünü genişleterek madencilik ve ağır sanayi sektörlerinde müşterilerine daha kapsamlı ve katma değerli çözümler sunmayı, pazarda lider konumda olmayı ve gerçekleştirdiği bu yatırımla OYAK üyelerinin nemasına uzun vadeli katkı sunmayı hedefliyor.
CANiK ve SYS Grup’tan Suudi Arabistan’da gövde gösterisi
09 Şubat 2026 Pazartesi - 13:12 CANiK ve SYS Grup’tan Suudi Arabistan’da gövde gösterisi Samsun Yurt Savunma (SYS Grup), bünyesindeki CANiK, AEI Systems ve UNIROBOTICS ile oluşturduğu entegre savunma çözümleriyle dünyanın en önemli savunma sanayi buluşmalarından Suudi Arabistan’daki World Defense Show’da ilgi odağı oldu. SYS Grup, muharebe sahasında kendini kanıtlamış güvenlik çözümleriyle dünyanın farklı bölgelerinde değişen savunma ihtiyaçlarına güçlü çözümler sunmayı sürdürüyor. Dünyanın en hızlı büyüyen savunma sanayi pazarlarından biri olan ve 100 milyar doları aşan savunma projeleriyle dikkati çeken Suudi Arabistan, 8-12 Şubat tarihleri arasında World Defense Show (WDS) 2026’ya ev sahipliği yapıyor. Sektörün en büyük etkinliklerinden biri olan ve küresel savunma devlerini buluşturan fuarda, Türk savunma sanayinin global arenadaki güçlü temsilcilerinden SYS Grup, bünyesindeki şirketlerin kabiliyetleriyle oluşturduğu entegre savunma çözümleriyle adeta gövde gösterisinde bulundu. Grup bünyesindeki CANiK, AEI Systems ve UNIROBOTICS iş birliği, hafif silahlardan orta kalibre toplara, deniz platformlarından kara araçlarına kadar geniş bir yelpazede uçtan uca, anahtar teslim savunma çözümleri sunuyor. Özellikle kinetik İHA karşı tedbir (C-UAS) sistemleri, meskun mahal çatışmaları ve çok maksatlı görevlerde tercih edilen VENOM LR ile donatılmış TRAKON 30 uzaktan kumandalı silah sistemi (UKSS), SYS Grup’un "birleşik ekosistem " sunduğu en çok tercih edilen ürünler arasında yer alıyor. SYS Grup bünyesinde yer alan Birleşik Krallık merkezli AEI Systems tarafından geliştirilen ve düşük geri tepmeli yapısıyla sınıfında fark oluşturan 30x113 mm VENOM LR, fuarın en çok ilgi gören orta kalibre topu oldu. VENOM LR, FNSS tarafından üretilen Pars Alpha 8x8 platformu üzerinde, ÇAKA 30 ATO Uzaktan Komutalı Silah Sistemi (UKSS) entegrasyonu ile sergilendi. Bu çözümler, SYS Grup’un platform üreticileriyle olan yüksek uyum kabiliyetini de gözler önüne serdi. Grup şirketlerinden UNIROBOTICS tarafından geliştirilen TRAKON 30 UKSS ise orta kalibre topların yüksek ateş gücünü yapay zeka tabanlı yazılım ve hassas stabilize sistemlerle birleştirerek, fuarın teknoloji odağındaki sistemleri arasında yerini aldı. Tekerlekli/paletli zırhlı araçlardan deniz platformlarına kadar geniş bir yelpazede görev yapabilen TRAKON 30, hareket halindeki platformlarda dahi yüksek ilk atımda vuruş oranıyla öne çıkıyor. TRAKON 30, AEI Systems’in düşük geri tepmeli VENOM LR topuyla birleştiğinde, günümüzün en büyük tehdidi olan İHA ve drone sürülerine karşı maliyet etkin ve yüksek imha gücüne sahip bir çözüm sunuyor. Krallığın "onaylı tedarikçisi" Grup şirketlerinden CANiK’in Orta Doğu’daki varlığı ise yalnızca teknolojik bir arzın ötesinde, derin bir güven ilişkisine dayanıyor. Geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan Kara Kuvvetleri için gerçekleştirilen 12.7x99 mm ağır makineli tüfek tedarik süreçlerinde tüm zorlu testleri başarıyla tamamlayan CANiK, Krallığın "onaylı tedarikçisi" konumuna yükselmişti. WDS 2026, bu köklü iş birliğinin yeni nesil sistemlerle bir üst seviyeye taşınması açısından kritik bir önem taşıyor. SYS Grup CEO’su Cahit Utku Aral, yaptığı değerlendirmede, "İhracat, SYS Grup ve CANiK için yalnızca bir ticari faaliyet değil, stratejik bir büyüme alanıdır. Bugün, küresel ölçekte en üst ligde yer almanın verdiği motivasyonla emin adımlarla ilerliyoruz. Orta Doğu bölgesi, hızlı değişen güvenlik dinamikleriyle birlikte muharebede kendini kanıtlamış, güvenilir ve sürdürülebilir sistemlere ihtiyaç duyuyor. Biz de bu ihtiyaca yalnızca katalog çözümleriyle değil, sahada performansı ispatlanmış sistemlerle yanıt veriyoruz. AEI Systems ile birlikte yıllık 400 adedin üzerinde orta kalibre top üretim kapasitesine ulaşmış durumdayız. Bu kapasite ve entegrasyon yetkinliğimiz sayesinde, bu segmentte dünya genelinde fark oluşturan bir konuma ulaştık. WDS 2026, bu vizyonumuzu bölgedeki stratejik ortaklarımızla paylaşmak adına en kıymetli platformdur. Fuar boyunca ürünlerimize gösterilen ilgi sonucunda da yeni iş birliklerine kapı araladık. SYS Grup olarak bugüne kadar olduğu gibi bize güvenen ihtiyaç makamlarına, kuvvetlere en iyisini sunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi.
Maximum Kart çeyrek asırlık yolculuğunu kutluyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 13:06 Maximum Kart çeyrek asırlık yolculuğunu kutluyor Kredi kartı markası Maximum, 25’inci yılına özel olarak hayata geçireceği ilave kampanyalarla müşterilerine farklı imkanlar sunacağını duyurdu. Türkiye İş Bankası’nın ana kredi kartı markası olarak 2001 yılında hayata geçirilen Maximum, 25 yıldır milyonlarca kart sahibinin günlük yaşamına eşlik ederek, yeme-içmeden eğitime, spordan kültür-sanata, giyimden seyahate kadar geniş bir yelpazede ayrıcalıklar sunmaya devam ettiğini duyurdu. Yapılan açıklamaya göre, halihazırda 400 bini aşkın noktada taksitli alışveriş imkanı sağlayan ve pek çok kampanya yürüten kredi kartı markası, 25’inci yılına özel olarak hayata geçireceği ilave kampanyalarla da müşterilerine farklı fırsatlar sunacak. "Yalnızca finansal ödemelerde aracılık etmiyor, yol arkadaşlığı yapıyoruz" İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, Bankanın ödeme sistemleri alanındaki öncü rolünü ve müşteri odaklı yaklaşımını en iyi yansıtan markalardan olan Maximum Kart’ın 25’inci yılını kutlamaktan duydukları büyük mutluluğu ifade ederek, "Maximum Kart sahibi 11,4 milyon müşterimize, günlük harcamalardan heyecanlı bir spor etkinliğine, aileyle keyifli bir yemekten konser veya tatil gibi özel anlara kadar geniş kapsamda sunduğumuz ayrıcalıklarla çeyrek asırdır yalnızca finansal ödemelerinde aracılık etmiyor, aynı zamanda yol arkadaşlığı yapıyoruz. Güçlü ve yaygın iş ortaklıklarıyla kullanıcıların ihtiyaç duyduğu her an yanlarında hissettikleri bir değerler ekosistemi olan Maximum’u sürekli geliştirerek müşterilerimizin hayatına değer katmak için çalışıyoruz. Bu özel yıla yakışacak çeşitli sürpriz kampanyalar ile 25. yaşımızı müşterilerimiz ile birlikte kutlamak için sabırsızlanıyoruz" diye konuştu.