SAĞLIK - 08 Şubat 2026 Pazar 09:27

Lenf kanserini yendi, doktorundan ilham alıp tıp fakültesini kazandı: Yıllar sonra yine aynı karede buluştular

A
A
A

Lenf kanserini yenen 19 yaşındaki Melis Çelenk, kendisini iyileştiren doktorundan ilham alarak Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Doktoru Prof. Dr. Tezer Kutluk ile bir araya gelen genç kız, yıllar önce hasta bir çocukken doktoruyla çekildiği fotoğrafı, bugün sağlıklı ve tıp fakültesi öğrencisi bir genç kız olarak yeniden çektirdi. Çelenk, "Doktorum sayesinde tıp okumaya karar verdim. Tıp istemiyordum, tedavilere gelip gittikçe, tedavi olan çocukları gördükçe yardımcı olabileceğimi düşündüm, ben de onkoloji, kanser alanında çalışmalar yapmak istiyorum" dedi.

Ordu’da yaşayan, 19 yaşındaki Melis Çelenk 14 yaşındayken boynundaki şişliği fark ederek hastaneye başvurdu. Yapılan detaylı tetkiklerin ardından genç kıza lenf kanseri (Lenfoma) teşhisi konuldu. Çelenk, Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk ve ekibi tarafından tedavi altına alındı. Zorlu tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Çelenk, doktorundan ilham alarak kendisi gibi hasta çocuklara umut olabilmek için doktor olmaya karar verdi. Özveriyle çalışan genç kız, başarılı sürecin sonunda Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Yıllar sonra ise kendisini tedavi eden Medicana Zincirlikuyu Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk ile bir araya geldi. İkili sürece ilişkin duygularını paylaştı. Geçmişte hasta bir çocukken doktoruyla fotoğraf çekilen Çelenk, bugün sağlıklı ve tıp fakültesi 1’inci sınıf öğrencisi bir genç kız olarak doktoruyla yeniden aynı karede buluştu.

Lenf kanserini yendi, doktorundan ilham alıp tıp fakültesini kazandı: Yıllar sonra yine aynı karede buluştular

"Tıp okuyorum, çocuklara yardımcı olmak istiyorum"

Doktorundan ilham alarak çocuklara yardımcı olabilmek adına tıp okumaya karar verdiğini söyleyen Melis Çelenk, "Boynumda şişlik vardı, hastalığı o şekilde fark ettik. Anneme söyledim, sonrasında hastaneye gittik. Biyopsi alındı, süreç o şekilde başladı. Başlangıçta süreç biraz zordu. Ama ailemin yanımda olması bana çok iyi geliyordu. Doktorum ile ağabey kardeş ilişkimizin olması da bana iyi geldi. Doktorum sayesinde tıp okumaya karar verdim. Tıp okumak istemiyordum ama tedavilere gelip gittikçe oradaki tedavi olan çocukları gördükçe ben de çocuklara yardımcı olabileceğimi düşündüm. Karar verdiğim zaman doktorun odasının önünde sıra bekliyordum. Orada küçük bir çocuk ile konuştum. Benim iyileştiğim gün çok mutlu olmuştu. Bu durumdan da cesaret alarak tıp okumaya karar verdim. Şu an tıp okuyorum, çocuklara yardımcı olmak istiyorum, ben de onkoloji, kanser alanında çalışmalar yapmak istiyorum" şeklinde konuştu.

"Lenfoma çocuk ve gençlerde sık görülen bir tümör"

Hastasına ilişkin konuşan Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, "Melis, 14 yaşındayken boynundaki şişlik şikayeti ile geldi. Yapılan muayenede göğüs boşluğunda bir kitle tespit edilmiş ve oradan biyopsi alınmış. Daha sonra lenfoma tanısı konmuş. Lenfoma çocuk ve gençlerde sık görülen bir tümör. Tedavi başarısı oldukça yüksek bir tümör. Melis’e çok uzun olmayan ama yoğun bir tedavi uygulandı. Kemoterapi yapıldı, yaklaşık 9 ay süren bir tedavi yolculuğu yaptık. Tedavisini tamamladı, hastalık iyi cevap verdi" dedi.

"Çocuk onkoloji hastalarında son yıllarda tedavi başarı oldukça arttı"

Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Kutluk, "Melis geçen üniversite sınavına girdi. İyi bir puan aldı, çok çalışkan ve dirençli bir çocuk. Tıp fakültesini kazandı. Çocuk onkoloji hastalarında son yıllarda tedavi başarı oldukça arttı. Vücutta açıklanamayan bir şişlik olduğunda, uzun süren düzelmeyen ateş, vücutta morluklar ve açıklanamayan sabah kusmaları gibi belirtiler olursa bir kanserin öncüsü olabilir. Bir belirti veya şikayetin şiddeti ve sıklığı artıyorsa panik yok ama hiç durmadan hastaneye başvursunlar" diye konuştu.

Lenf kanserini yendi, doktorundan ilham alıp tıp fakültesini kazandı: Yıllar sonra yine aynı karede buluştular

"Bu mesleğin zor ve özveri gerektirdiğini kendisi de biliyor"

Anne Nurşen Çelenk ise kızının tedavi sürecinden bahsederek, "Bu süreç çok zordu. Melis’in yanında belli etmemeye çalıştım. Anne babalara çocuklarının vücutlarındaki normal olmayan değişikliklerle alakalı duyarlı olmalarını tavsiye ediyorum. Bu mesleğin zor ve özveri gerektiren bir meslek olduğunu kendisi de biliyor. Ama çok istedi ve çok mutlu. O mutluyken biz de mutluyuz" ifadelerini kullandı.

Onur Erden - Berk Soydan - Hasibe Karadağ

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir" Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun sessiz ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Glokomun göz içi basıncının artışıyla göz sinirine zarar veren ve tedavi edilmezse görme kaybına yol açabilen kronik bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir. Hastalık çoğu zaman sinsi şekilde ilerler ve erken dönemde hastalar herhangi bir belirti fark etmeyebilir. Bu nedenle glokom ‘sağlıklı gözün sessiz hırsızı’ olarak adlandırılır" dedi. ’’Görme kaybı geri döndürülemez’’ Glokomun retina ve optik siniri etkilediğini anlatan Op. Dr. İçağasıoğlu, hastalığın mekanizmasını şu sözlerle açıkladı: "Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Başlangıçta hastalar görmelerinin iyi olduğunu düşünebilir, bu yüzden çoğu fark etmez. Ancak ilerledikçe görme alanı daralır ve ileri evrede tünel görme gelişebilir. Glokomda kaybolan retinal ganglion hücreleri ve optik sinir lifleri geri gelmez. Tedavinin amacı kaybedilen görmeyi geri kazandırmak değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır." Göz içi basıncının dalgalanmalarının da hastalıkta önemli rol oynadığını dile getiren Op. Dr. İçağasıoğlu, "Sadece ortalama basınç değil, gün içi dalgalanmalar ve özellikle gece yükselmeleri de sinir hasarını hızlandırır. Bu yüzden düzenli damla kullanımı ve takip hayati önemdedir" dedi. ’’Düzenli takip kritik önemde’’ Glokom tedavisinde düzenli kontrollerin ve ilaç uyumunun büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, hastaların çoğu zaman kendilerini iyi hissettikleri için tedaviyi aksatabildiğini ifade etti. Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokom kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Göz içi basıncı kontrol altında tutulmazsa, sinir hasarı sessiz şekilde devam eder. Düzenli takip, OCT ve görme alanı testleri ile hastalığın ilerlemesini izlemek gerekir. Tedavi planı buna göre ayarlanır" şeklinde konuştu. ’’40 yaş sonrası göz muayenesi ihmal edilmemeli’’ Glokomda erken tanının görmenin korunmasında en önemli faktör olduğunu kaydeden Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokomda erken tanı görmenin korunmasında en önemli faktördür. Özellikle 40 yaşından sonra düzenli göz muayenesi ihmal edilmemelidir. Ailede glokom öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Bu yüzden bu kişilerin daha erken yaşlardan itibaren düzenli göz muayenesi yaptırmaları gerekir" dedi. ’’Sağlıklı yaşam alışkanlıkları göz sağlığını destekliyor’’ Günlük yaşam alışkanlıklarının göz sağlığı üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. İçağasıoğlu, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı önerilerini şöyle paylaştı: "Tempolu yürüyüş, hafif koşu ve yüzme gibi aerobik egzersizler göz içi basıncını birkaç birim düşürebilir ve gözün kan dolaşımını artırabilir. Ancak çok ağır kaldırma gibi basıncı artırabilecek egzersizlerden kaçınılması gerekir. Ayrıca uyku pozisyonu da önemlidir; yüzüstü uyumak veya sürekli aynı göz üzerine yatmak basıncı artırabilir. Bazı yoga hareketlerinde yapılan baş aşağı duruşlar da dikkatli uygulanmalıdır. Çok fazla kahve veya su, göz içi basıncını geçici olarak yükseltebilir. Sıvı tüketimini gün içine yaymak daha sağlıklıdır. Antioksidan açısından zengin beslenme ve sigaradan uzak durmak göz sinirini korumaya yardımcı olur." ’’Bebeklerde de görülebiliyor’’ Glokomun nadir de olsa bebeklerde görülebileceğini belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, konjenital glokom hakkında şunları söyledi: "Konjenital glokomda göz içi sıvısının dışarıya akmasını sağlayan yapıların gelişiminde bozukluk olur. Bu durum göz içi basıncının yükselmesine ve göz dokularında hasara yol açabilir. Bebeklerde aşırı göz sulanması, ışıktan kaçma, gözleri sıkma ve kornea bulanıklığı en sık görülen belirtilerdir. Ayrıca göz büyüklüğünde artış ve korneada ödem görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır." Tedavinin genellikle cerrahi yöntemlerle yapıldığını söyleyen Op. Dr. İçağasıoğlu, "Erken dönemde yapılan müdahale ile görme büyük oranda korunabilir. Geç kalınırsa optik sinir hasarı kalıcı olur" dedi. Dünya Glokom Haftası mesajı Op. Dr. İçağasıoğlu, toplumda farkındalık oluşturmanın önemine değinerek şunları paylaştı: "Glokom sessiz ilerleyen bir hastalıktır. Belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir."
Samsun OMÜ’de "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" söyleşisi Samsun Ondokuz Mayıs üniversitesi (OMÜ) Merkez Kütüphanesi’nde "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" adlı söyleşi düzenlendi. Düzenlenen söyleşide; İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin ve Eğitim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye’de kadınların ulusal ve yerel siyasetteki konumunu sayısal verilerle değerlendiren Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin, kadınların siyasi olarak güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksinin 2025 verilerini paylaşan Keskin, kadınların siyasal temsilinin önündeki engelleri sıralayarak bu engellerin aşılmasına yönelik önerilerini dile getirdi. Keskin, kadınların siyasette yer almaları kadar kamu politikalarına ilişkin talep ve program sahibi olmalarının da önemli olduğunu belirtti. Söyleşinin diğer konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın ise Türk tarihinde ve toplumunda kadının yeri ile ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan sonra Samsun’un ilk kadın milletvekili Ayşe Meliha Ulaş’tan bahsetti. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün ardından düzenlenen söyleşide tarihe adını ilklerle yazdıran, siyasal temsilci ve milli mücadele döneminde etkin bir faal gösteren kadınlar konuşuldu. Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi destekleriyle düzenlenen söyleşi, teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Manisa Köprübaşı Çileği altın sezonunu yaşıyor Mart ayında kilosu 200 liraya alıcı bulan coğrafi işaretli Köprübaşı Çileği, dört mevsim süren hasadı ve yoğun talebiyle hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de ilçe ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Manisa’nın en küçük ilçesi olan Köprübaşı’nda coğrafi işaretli çileğin üretimi dört mevsim aralıksız devam ediyor. Tadı, aroması ve kalitesiyle dikkat çeken tescilli Köprübaşı çileğinin mart ayında kilosu 200 liradan alıcı bulması ise üreticinin yüzünü güldürdü. Tarlaya gelen bazı alıcıların çilekleri kendilerinin toplaması ise dikkat çekti. İlçede yaklaşık 4 bin dekar alanda yetiştirilen Köprübaşı çileği, yaz ve kış aylarının ardından bahar ayında da hasat edilmeye devam ediyor. Büyük emekle toplanan çilekler, Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelerdeki pazarlarda tüketiciyle buluşuyor. Mart ayında da üretimini sürdüren çilek üreticisi Selçuk Kayacan, örtü altında 6 dekar, açık alanda ise 4 dekar olmak üzere toplam 10 dekarda üretim yaptığını belirtti. Kayacan, Köprübaşı çileğinin hem açık arazide hem de sera altında yetiştirilebildiğini ifade ederek, fiyatların üreticiyi memnun ettiğini söyledi. Çileğin kilosunun 200 liradan başladığını dile getiren Kayacan, "Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Kayacan ayrıca Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret belgesiyle tescillendiğini hatırlatarak, ürünün yıl boyunca aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı’nda yaklaşık 500 üreticinin 4 bin dekarlık alanda çilek yetiştirdiği öğrenilirken, kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarının sürekli artarak devam ettiği bildirildi.