KÜLTÜR SANAT - 12 Ocak 2026 Pazartesi 13:59

Espressolab’den 1 milyon TL ödüllü yarışma

A
A
A
Espressolab’den 1 milyon TL ödüllü yarışma

Espressolab, 1 milyon TL ödüllü TikTok yarışmasını duyurdu. Espressolab bardağı ya da mağazasıyla çekilen video ile kahvenin verdiği enerjiyi en iyi şekilde yansıtan aday, büyük ödülün sahibi olacak.



Türkiye’nin yenilikçi kahve zinciri Espressolab, 1 milyon TL ödüllü yarışmasını duyurdu. 8 Ocak’ta başlayan ve 9 Mart tarihine kadar devam edecek yarışma, Türkiye’de 40 milyonu aşkın TikTok kullanıcısının ve içerik üretmek isteyenlerin, kahveyle başlayan anlarını güzel içeriklere dönüştürerek ödül kazanmasına olanak tanıyor. Yarışma sonunda birincilik ödülü olarak 1 milyon TL verilirken, ikinci ve üçüncü olan içerikler sırasıyla 250 bin TL ve 100 bin TL ödülün sahibi olacak.


Yapılan açıklamaya göre, yarışmada yer almak isteyen adaylardan, Espressolab bardağı ya da bir Espressolab mağazasını içeren videolarla kahveyle gelen enerjiyi yansıtan içerikler üretmeleri bekleniyor. Dans eden, hareket eden ya da günlük bir anını eğlenceli bir hikâyeye dönüştüren adaylar, bu içeriklerini markanın bardağı ya da mağazasıyla birlikte TikTok’ta paylaşarak yarışmada yer alabilecek. Yarışma, kahveyle başlayan anların üreticilikle buluştuğu küçük hikâyelere alan açmayı hedefliyor.


Kahvenin enerjisini yansıtan kazanıyor


Açıklamaya göre, kahve enerjisini içeriğe dönüştürerek ödüllerin sahibi olmak isteyen adaylar, belirlenen kriterleri yerine getirerek yarışmaya dahil olabiliyor. Yarışmaya katılmak isteyenlerin 18 yaş ve üzeri olmaları gerekiyor. Buna göre adayların, videolarında markanın bardağı ya da bir markanın mağazasına yer vermeleri, @espressolabtr TikTok hesabını takip etmeleri, paylaşımlarının açıklama bölümünde #EspressolabVibes etiketini kullanmaları ve videolarını TikTok’ta paylaşmaları şartı aranıyor. Paylaşım yapılan hesabın herkese açık olması gerekirken, bu koşulları sağlayan katılımcılar yarışmada yer alabiliyor. Adaylar, kahveyle başlayan enerjiyi içeriklerine yansıtarak büyük ödülü yakalama fırsatı elde edebiliyor. Markanın sosyal medya üzerinden yürüttüğü yarışma ile kahveyle yaşanan günlük ve doğal anların üreticilikle buluştuğu bir platform oluşturmayı hedefliyor. Bu kapsamda, enerjisiyle fark oluşturan, anlatımı güçlü ve izleyiciye enerjisini verebilen içerikler değerlendirme sürecinde daha güçlü bir karşılık buluyor.


Başvurular mart ayına kadar devam edecek


Başvuruların 9 Mart’a kadar devam edeceği aktarılırken değerlendirme süreci ile ilgili detaylar da açıklandı. Yarışma kapsamında paylaşılan tüm videolar, alanında deneyimli isimlerden oluşan bir jüri tarafından değerlendirilecek. Dans eğitmeni Aydan Uysal, oyuncu ve yönetmen Muharrem Uğurlu, içerik üreticisi Eda Yön ve Espressolab CMO’su Ersin Kefeli’nin yer aldığı jüri, videoları üreticilik, enerji, anlatım akışı ve kahveyle başlayan iyi hissin aktarımı kriterleri doğrultusunda inceleyecek. Beğeni, yorum ve paylaşım gibi etkileşim verileri ise değerlendirme sürecinde ikincil bir kriter olarak dikkate alınacak.


Jüri değerlendirmesi sonucunda belirlenen ilk 10 finalistin Espressolab Roastery’de gerçekleştirilecek final aşamasında puanlanması planlanıyor. Bu değerlendirme sonucunda yarışmanın kazananları belirlenerek sonuçlar 16 Mart 2026 tarihinde markanın sosyal medya hesapları üzerinden duyurulacak.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "SDG’nin saldırılar düzenlemesi Kürt kardeşlerimizin güvenliğini riske atıyor, bu bir Arap-Kürt çatışması değil" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Dış politikada çok yoğun gelişmelerin olduğu bir dönemden geçildiğini söyleyen Çelik, "İsrail’in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan siyaseti maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son ‘Somaliland’in tanınması’ şeklinde kendisini gösterdi. Somali’nin bir parçası olan Somaliland’in İsrail tarafından tanınmasının bir takım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz. Özellikle deniz ticareti açısından oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından Yemen’deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz. Buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir" ifadelerini kullandı. "Dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir" Türkiye’nin komşusu İran’da kaosun olmasını arzu etmediklerini dile getiren Çelik, "İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da ifade ettiği gibi İran toplumunun kendi milli iradesi ile gerçekleşmelidir. Dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle İsrail’in kışkırtmasıyla ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere yol açacağını ön görüyoruz. İran’da istikrarın önemini vurguluyoruz. Dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir. Şu anda İsrailli yetkililerin İran’a dönük sözlerine baktığımızda bütün bölgede daha büyük sıkıntılar oluşturacak vahşi tutum içerisine girdiklerini görüyoruz" dedi. "Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır" Venezuela’daki müdahalenin oluşturduğu etkilerin devam ettiğini kaydeden Çelik, "Biz her zaman Venezuela halkının yanındayız. Her zaman dış müdahaleler olumsuz sonuçlar doğuruyor. Aynı şekilde bundan sonrasında Latin Amerika’nın başka ülkelerini de etkileyen açıklamaların yapılması son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu ülkelerin bağımsızlığına, egemenliğine, iç barışına ve istikrarına dönük adımların atılmaması gerektiğini net bir şekilde ifade ediyoruz. Venezuela halkıyla dayanışmamızı bir kez daha buradan ifade etmiş olalım. Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır" diye konuştu. "Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu" SDG terör örgütünün 10 Mart mutabakatına uyması gerektiğini ve bir ülkede iki ordunun olmayacağını ifade ettiklerini hatırlatan Çelik, "Şimdi sivil yerleşim alanlarına saldırdılar, konutlara saldırdılar ve pek çok kamu kurumuna saldırarak sıkıntılı bir tablo ortaya çıkardılar. Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu. Bundan sonrasının istikrarla sonuçlanması gerektiği en önemli temennimizdir" ifadelerini kullandı. "SDG soykırımcı siyaset odakları tarafından cesaretlendirilmektedir" SDG’nin Suriye’de ortaya koyduğu tutumu ’Terörsüz Türkiye’ ve terörsüz bölge hedefini sabote etmeye dönük bir girişim olarak niteleyen Çelik, "Bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Bütün bu gelişmeler hedeflerin ne kadar kıymetli olduğunu net bir şekilde göstermiştir. SDG’nin kendisini Suriye kürtlerinin hakkını savunuyor gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Suriye kürtleri, Suriye’nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır. Suriye’nin geleceğinde de güçlü bir yere sahip olması en büyük arzumuzdur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye’nin egemenliğinin korunması bizim açımızdan hassas konulardır. 10 Mart mutabakatına uymaları halinde hiçbir sorun kalmayacaktır. 10 aydır SDG’nin çeşitli müzakere alanlarından kaçtığını, sürece karşı tutum sergilediğini görüyoruz" ifadelerine yer verdi. "Bu bir Arap-Kürt çatışması değil" Çelik, 10 ay boyunca SDG’nin herhangi bir şekilde olumlu yaklaştığı tek bir konunun olmadığına dikkati çekerek, "SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil. Birtakım terör örgütü odakları bunu bir Arap-Kürt çatışması gibi sunuyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım" açıklamasında bulundu. "Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir" Yapılan ateşkes anlaşmasından sonra İsrail’in sarı hattı Gazze içerisinde yeni bir sınır haline getirmeye çalıştığını aktaran Çelik, "Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, Gazze’nin işgalinin meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu söz konusu olamaz. Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumun daha net ve güçlü mesajlar vermesinde fayda vardır" ifadelerine yer verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başta Gazze olmak üzere dış politikaya ilişkin yoğun bir temas trafiği olduğunu söyleyen Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de meydana gelen olayların ardından Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz" Bir gazetecinin Suriye’de Arap-Kürt çatışmasının kışkırtılmaya çalışılıp çalışılmadığını sorması üzerine Çelik, "Suriye’de terör örgütü sözcüleri, gerek Avrupa’dan, gerek Suriye’den, gerek Kandil’den konuşanlar, ’Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması tetiklendi’ şeklinde sözler söylüyorlar. Orada aslında Arap-Kürt çatışması söz konusu değil ama bunu tetiklemeye çalışan bir odak varsa bunun SDG olduğu net bir şekilde görülüyor. Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz. Suriye hükümeti ile de bu konuda mutabıkız. Bu hassasiyetler Türkiye tarafından iletiliyor. Dolayısıyla burada herhangi bir Dürzi kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakanın karşısında en önde Türkiye Cumhuriyeti durur. Kendisine Kürt’ün, Dürzi’nin ya da Alevi’nin, Şii’nin temsilcisiyim diyenlerin aslında Kürt’le, Dürzi ile, Alevi ve Şii ile bir alakası yok. Onlar terör faaliyetleri yapmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetler neticesinde kendilerine müdahale edildiği zaman sanki bir mezhep grubuna müdahale edilmiş gibi bunu sunmaya çalışıyorlar" cevabını verdi. "Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimi ile ayne yere koyması çok yanlıştır" CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Baas rejiminin çökmesinin ardından CHP ve DEM Parti’nin bölgenin seküler iki partisi olduğu yönündeki ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, "Özel’in bu açıklamasını son 10 yılda yapılmış en vahim açıklama olarak değerlendiriyorum. Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimi ile mukayese ederek aynı yere koyması gibi yaklaşımının çok yanlış, sıkıntılı olduğunu ve CHP’ye gönül vermiş vatandaşlarımıza da büyük haksızlık olarak değerlendiriyorum" dedi. "Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış" Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yağmur yağmasın diye dua ettiğine yönelik ifadelerinin sorulması üzerine ise Çelik, şu cevabı verdi: "Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış. Bilmediği konularda konuşuyor. Kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde milletimize hitap ederken yaptığı dualar her zaman milletimizin, bölgemizin hayrı içindir." "Baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini söyledik" AB dönem başkanlığının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne geçmesinin sorulması üzerine Çelik, "Biz baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini ve AB’nin küresel bir güç olmaktan bu şekilde çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland tartışmalarına, Ukrayna-Rusya çerçevesinde çıkan tartışmalarına, güvenlik garantileri tartışmalarına ve NATO çerçevesindeki tartışmalarına bakıldığında Türkiye’nin ‘AB bu şekilde küresel güç olamaz’ tezinin ispatlandığı dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye’ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. Güney Kıbrıs yönetimi görevi devralma sırasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönük olarak ‘işgal’, ‘ilhak’ ve ‘bölünme’ gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Buradaki esas ilhak 1963’te Rum kesiminin anayasayı ve Kıbrıs Türkünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ve ilhaktır" ifadelerini kullandı. DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için bir talebinin olup olmadığının sorulması üzerine Çelik, "Şu anda kesinleşmiş bir takvim yok" dedi.