POLİTİKA - 12 Ocak 2026 Pazartesi 19:21

AK Parti Sözcüsü Çelik: "SDG’nin saldırılar düzenlemesi Kürt kardeşlerimizin güvenliğini riske atıyor, bu bir Arap-Kürt çatışması değil"

A
A
A

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil" dedi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Dış politikada çok yoğun gelişmelerin olduğu bir dönemden geçildiğini söyleyen Çelik, "İsrail’in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan siyaseti maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son ‘Somaliland’in tanınması’ şeklinde kendisini gösterdi. Somali’nin bir parçası olan Somaliland’in İsrail tarafından tanınmasının bir takım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz. Özellikle deniz ticareti açısından oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından Yemen’deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz. Buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir" ifadelerini kullandı.

"Dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir"

Türkiye’nin komşusu İran’da kaosun olmasını arzu etmediklerini dile getiren Çelik, "İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da ifade ettiği gibi İran toplumunun kendi milli iradesi ile gerçekleşmelidir. Dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle İsrail’in kışkırtmasıyla ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere yol açacağını ön görüyoruz. İran’da istikrarın önemini vurguluyoruz. Dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir. Şu anda İsrailli yetkililerin İran’a dönük sözlerine baktığımızda bütün bölgede daha büyük sıkıntılar oluşturacak vahşi tutum içerisine girdiklerini görüyoruz" dedi.

"Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır"

Venezuela’daki müdahalenin oluşturduğu etkilerin devam ettiğini kaydeden Çelik, "Biz her zaman Venezuela halkının yanındayız. Her zaman dış müdahaleler olumsuz sonuçlar doğuruyor. Aynı şekilde bundan sonrasında Latin Amerika’nın başka ülkelerini de etkileyen açıklamaların yapılması son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu ülkelerin bağımsızlığına, egemenliğine, iç barışına ve istikrarına dönük adımların atılmaması gerektiğini net bir şekilde ifade ediyoruz. Venezuela halkıyla dayanışmamızı bir kez daha buradan ifade etmiş olalım. Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır" diye konuştu.

"Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu"

SDG terör örgütünün 10 Mart mutabakatına uyması gerektiğini ve bir ülkede iki ordunun olmayacağını ifade ettiklerini hatırlatan Çelik, "Şimdi sivil yerleşim alanlarına saldırdılar, konutlara saldırdılar ve pek çok kamu kurumuna saldırarak sıkıntılı bir tablo ortaya çıkardılar. Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu. Bundan sonrasının istikrarla sonuçlanması gerektiği en önemli temennimizdir" ifadelerini kullandı.

"SDG soykırımcı siyaset odakları tarafından cesaretlendirilmektedir"

SDG’nin Suriye’de ortaya koyduğu tutumu ’Terörsüz Türkiye’ ve terörsüz bölge hedefini sabote etmeye dönük bir girişim olarak niteleyen Çelik, "Bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Bütün bu gelişmeler hedeflerin ne kadar kıymetli olduğunu net bir şekilde göstermiştir. SDG’nin kendisini Suriye kürtlerinin hakkını savunuyor gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Suriye kürtleri, Suriye’nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır. Suriye’nin geleceğinde de güçlü bir yere sahip olması en büyük arzumuzdur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye’nin egemenliğinin korunması bizim açımızdan hassas konulardır. 10 Mart mutabakatına uymaları halinde hiçbir sorun kalmayacaktır. 10 aydır SDG’nin çeşitli müzakere alanlarından kaçtığını, sürece karşı tutum sergilediğini görüyoruz" ifadelerine yer verdi.

"Bu bir Arap-Kürt çatışması değil"

Çelik, 10 ay boyunca SDG’nin herhangi bir şekilde olumlu yaklaştığı tek bir konunun olmadığına dikkati çekerek, "SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil. Birtakım terör örgütü odakları bunu bir Arap-Kürt çatışması gibi sunuyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım" açıklamasında bulundu.

"Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir"

Yapılan ateşkes anlaşmasından sonra İsrail’in sarı hattı Gazze içerisinde yeni bir sınır haline getirmeye çalıştığını aktaran Çelik, "Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, Gazze’nin işgalinin meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu söz konusu olamaz. Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumun daha net ve güçlü mesajlar vermesinde fayda vardır" ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başta Gazze olmak üzere dış politikaya ilişkin yoğun bir temas trafiği olduğunu söyleyen Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de meydana gelen olayların ardından Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.

"Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz"

Bir gazetecinin Suriye’de Arap-Kürt çatışmasının kışkırtılmaya çalışılıp çalışılmadığını sorması üzerine Çelik, "Suriye’de terör örgütü sözcüleri, gerek Avrupa’dan, gerek Suriye’den, gerek Kandil’den konuşanlar, ’Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması tetiklendi’ şeklinde sözler söylüyorlar. Orada aslında Arap-Kürt çatışması söz konusu değil ama bunu tetiklemeye çalışan bir odak varsa bunun SDG olduğu net bir şekilde görülüyor. Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz. Suriye hükümeti ile de bu konuda mutabıkız. Bu hassasiyetler Türkiye tarafından iletiliyor. Dolayısıyla burada herhangi bir Dürzi kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakanın karşısında en önde Türkiye Cumhuriyeti durur. Kendisine Kürt’ün, Dürzi’nin ya da Alevi’nin, Şii’nin temsilcisiyim diyenlerin aslında Kürt’le, Dürzi ile, Alevi ve Şii ile bir alakası yok. Onlar terör faaliyetleri yapmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetler neticesinde kendilerine müdahale edildiği zaman sanki bir mezhep grubuna müdahale edilmiş gibi bunu sunmaya çalışıyorlar" cevabını verdi.

"Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimi ile ayne yere koyması çok yanlıştır"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Baas rejiminin çökmesinin ardından CHP ve DEM Parti’nin bölgenin seküler iki partisi olduğu yönündeki ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, "Özel’in bu açıklamasını son 10 yılda yapılmış en vahim açıklama olarak değerlendiriyorum. Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimi ile mukayese ederek aynı yere koyması gibi yaklaşımının çok yanlış, sıkıntılı olduğunu ve CHP’ye gönül vermiş vatandaşlarımıza da büyük haksızlık olarak değerlendiriyorum" dedi.

"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış"

Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yağmur yağmasın diye dua ettiğine yönelik ifadelerinin sorulması üzerine ise Çelik, şu cevabı verdi:

"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış. Bilmediği konularda konuşuyor. Kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde milletimize hitap ederken yaptığı dualar her zaman milletimizin, bölgemizin hayrı içindir."

"Baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini söyledik"

AB dönem başkanlığının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne geçmesinin sorulması üzerine Çelik, "Biz baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini ve AB’nin küresel bir güç olmaktan bu şekilde çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland tartışmalarına, Ukrayna-Rusya çerçevesinde çıkan tartışmalarına, güvenlik garantileri tartışmalarına ve NATO çerçevesindeki tartışmalarına bakıldığında Türkiye’nin ‘AB bu şekilde küresel güç olamaz’ tezinin ispatlandığı dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye’ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. Güney Kıbrıs yönetimi görevi devralma sırasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönük olarak ‘işgal’, ‘ilhak’ ve ‘bölünme’ gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Buradaki esas ilhak 1963’te Rum kesiminin anayasayı ve Kıbrıs Türkünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ve ilhaktır" ifadelerini kullandı.

DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için bir talebinin olup olmadığının sorulması üzerine Çelik, "Şu anda kesinleşmiş bir takvim yok" dedi.

Muhammed Musab Gümüşer - Fırat Demir

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Kurtlar Vadisi" ile hafızalara kazınan yalı satışta İstanbul Boğazı’nda yer alan ve bir döneme damga vuran Kurtlar Vadisi dizisiyle hafızalara kazınan Abud Efendi Yalısı satışıyla gündeme geldi. Yalının yüzde 15,23’lük hissesinin 170 milyon TL bedelle satışa sunulduğu öğrenildi. Boğaz’ın mavi sularıyla çevrili konumuyla dikkat çeken tarihi yapı dron ile görüntülendi. İstanbul Boğazı’nın Üsküdar Kandilli sahilinde yer alan ve bir döneme damga vuran Kurtlar Vadisi dizisiyle hafızalara kazınan Abud Efendi Yalısı satışıyla tekrar gündem geldi. Yalının yüzde 15,23’lük hissesinin 170 milyon TL bedelle satışa sunulduğu öğrenildi. Tarihi yapı, Boğaz’ın mavi sularıyla çevrili konumuyla dikkat çekti. Boğaz yalıları arasında özgün mimarisiyle öne çıkan yapı, 1835 ile 1855 yılları arasında Osmanlı saray mimarisinin önemli isimlerinden Garabet Balyan tarafından inşa edildi. Boğaz’ın seçkin yalıları arasında gösterilen yapı, iki katlı ahşap mimarisi, beyaz cephe kaplaması ve kırmızı kiremitli çatısıyla dikkat çekiyor. Yalı, 1900 yılında Mehmet Abud Efendi tarafından satın alınarak Abud Ailesi’nin ikameti olarak 1981 yılına kadar kullanıldı. Yaklaşık 1 bin 500 metrekarelik arsa üzerinde bulunan yapı, 270 metrekare taban alanına ve toplam 540 metrekare kullanım alanına sahip. Kâgir olarak inşa edilen alt katta iki ayrı kayıkhane yer alırken, üst kat yarı dikdörtgen formda bir sofa etrafında şekilleniyor. Dronla havadan çekilen görüntülerde yalının denize sıfır konumu ve geniş rıhtımı net şekilde görüldü. Üst açıdan yapılan çekimlerde simetrik pencere düzeni, cumbalı bölümleri ve Boğaz’a açılan geniş terası dikkat çekti. Yalının hemen yanında bulunan müştemilat ve arka bahçedeki ağaçlık alan da görüntülere yansıdı. Sahil hattı boyunca uzanan iskele ve mermer rıhtım bölümü ise yapının tarihi kimliğini gözler önüne serdi. Dizilerle özdeşleşen yalı Yalı, özellikle Kurtlar Vadisi dizisinde geçen sahnelerle geniş kitleler tarafından tanındı. Dizide güç ve otoriteyi simgeleyen konsey sahnelerine ev sahipliği yapan yapı, yıllar içinde televizyon tarihinin simge mekanlarından biri haline geldi. Hisselerinin satışa çıkarılmasıyla yeniden gündeme gelen yalıda yüzde 15,23’lük payın 170 milyon TL bedelle satışa sunulduğu öğrenildi. Boğaz hattındaki tarihi yapıların yatırım değeri her geçen gün artarken, söz konusu yalının hem tarihi geçmişi hem de televizyon hafızasındaki yeri nedeniyle farklı bir konumda bulunduğu belirtiliyor. Havadan çekilen görüntülerde Boğaz’daki dalga hareketleriyle birlikte yalının suya yansıyan silueti dikkat çekerken, çevresindeki tarihi ağaç dokusu ve sahil şeridi de kadraja yansıdı.
Erzurum Azerbaycan Tıp Üniversitesi ile akademik iş birliği görüşmesi gerçekleştirildi Atatürk Üniversitesi, uluslararasılaşma vizyonu ve küresel akademik iş birliklerini güçlendirme hedefi doğrultusunda önemli bir akademik temasa daha ev sahipliği yaptı. Bu kapsamda, Azerbaycan Tıp Üniversitesi Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri Doç. Dr. Kamandar Yaqubov, Doç. Dr. Gülbeniz Hüseynova ve Doç. Dr. Aydın Aliyev ile Pato-Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sevinç Hacıyeva, Atatürk Üniversitesini ziyaret ederek bir dizi görüşmede bulundu. Ziyaret programı çerçevesinde konuk akademisyenler, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile bir araya geldi. Gerçekleştirilen görüşmede; iki üniversite arasında bilimsel iş birliğinin geliştirilmesi, ortak araştırma projelerinin hayata geçirilmesi, akademik personel ve öğrenci değişim programlarının artırılması ile disiplinler arası çalışmaların teşvik edilmesi gibi başlıklar ele alındı. Oldukça verimli bir atmosferde gerçekleşen toplantıda, özellikle farmakoloji ve patofizyoloji alanlarında yürütülebilecek ortak bilimsel çalışmaların stratejik önemi vurgulandı. Taraflar, bilgi ve deneyim paylaşımının artırılması, uluslararası fon kaynaklarına yönelik projelerde birlikte yer alınması ve sürdürülebilir akademik iş birliklerinin tesis edilmesi konusunda karşılıklı mutabakat sağladı. Rektör Hacımüftüoğlu, nazik ziyaretlerinden dolayı Azerbaycan Tıp Üniversitesi heyetine teşekkür ederek, iki köklü kurum arasında tesis edilen bu temasların, önümüzdeki süreçte somut iş birliklerine dönüşeceğine olan inancını ifade etti. Ziyaret, iyi niyet temennilerinin ardından sona erdi.