ÇEVRE - 08 Şubat 2026 Pazar 11:33

Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi

A
A
A
Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi

Olumsuz çevresel etkiler nedeniyle Akdeniz çanağının genelinde çok az kalan ve deniz ekosistemi için çok önemli yeri olan pina ve deniz çayırları Tuzla’da görüldü. Konuyla ilgili bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Tuzla’da muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık, çok şaşırdık" dedi.


Tuzla’da Postane Mahallesi’nde bulunan Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iskelesinden dalış yapan ekipler, Marmara Denizi’ne özgü olan Zostera marina türü deniz çayırı ve pinalar buldu. 1992’den beri tüm Akdeniz’de sayıları her geçen gün azalan pina ve deniz çayırlarının önemine vurgu yapan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Deniz çayırları sağlıklı, Tuzlalılar çok şanslılar. Burası İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi, böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans" dedi. Prof. Dr. Sarı, Tuzla’daki gönüllü dalgıçların bölgede deniz çayırı canlılığı olduğunu bildirmesi üzerine ekibiyle beraber bölgeye geldiklerini belirterek, "Muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki bir su altı canlılığı var. 25 ila 30 metrekarelik bir alan" ifadelerini kullandı.



"Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var"


Prof. Dr. Sarı, bölgede yaptıkları dalışın ardından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:


"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle geçen yıl 2 büyük proje yürüttük. Birisi MAR-ÇAYIR, diğeri MAR-PİNA idi. Derdimiz Marmara Denizi’nin bütün kıyısal alanlarındaki deniz çayırı ve pina alanlarını tespit etmek ve bunları haritalandırmaktı. Geçen yıl Adalar dahil, bin 300 kilometrelik bütün kıyı şeritlerini tarayarak bunları tespit ettik. Bu yıl, bunların ’ÇAYIR-İZ’ ve ’PİNA-İZ’ adıyla 2 büyük proje kapsamında izlemesine başladık. Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde istasyonlarımız var. Bu istasyonlarda düzenli olarak dalıyoruz. Deniz çayırlarının sağlık durumlarını inceliyoruz. Pinalar sağlıklı mı, yeni birey katılımı var mı, karasal baskılar ne durumda? Kıyıdan ve karadan gelen baskılar zarar veriyor mu, etkisi nedir diye görmeye çalışıyoruz. Memnuniyetle söyleyebiliriz ki, Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var. 4 tür deniz çayırı bulunuyor. En yaygın olan Cymodocea nodosa dediğimiz tür. Her tarafta bulunuyor. Kıyıdan itibaren en fazla 8.5 metre derinliğe kadar. İkinci tür Zostera marina, üçüncü tür Zostera noltii ve dördüncüsü Akdeniz’in endemik türü Posidonia oceanica. O Çanakkale’ye ve Erdek Körfezi’ne yakın bölgelerde bulunuyor."



"Gönüllüler Tuzla’da deniz canlılığı olduğunu söylediler"


Prof. Dr. Sarı, Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinaların hem deniz çayırlarının var olduğunu dile getirerek, "Üzüldüğümüz şey şu, Marmara’nın kuzey kıyılarından, Silivri’den başlayıp; İzmit Körfezi’ne kadar neredeyse deniz çayırı alanı kalmadı, baskı altında. Buraları kötü kullanmışız, kirletmişiz, doldurmuşuz. Deniz çayırları zarar görmüş buralarda. Pina alanları deniz çayırına göre daha iyi ve çok az, parça parça deniz çayırı yeri kalmış. Bu bölgedeki gönüllü dalgıç arkadaşlarımız dediler ki; ‘Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinalar, hem deniz çayırı var.’ Bize bildirdiler, biz de ekibimizle beraber geldik. Daldık ve muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki çok canlı bir su altı canlılığı var. Ayrıca çok küçük bir alan olsa da deniz çayırı alanı var. 25-30 metrekarelik bir alan. Zostera marina türü burada var. Onlar da gayet sağlıklı gözüküyorlar onun için çok mutlu oldum. Arkadaşlarımızla beraber bugün bu güzellikleri gördüğümüz için çok mutluyuz. Aşağıda gördüğümüz pinalar, büyük ve yavru pinalar da var ve hepsi çok sağlıklı. Deniz çayırları da çok sağlıklı. Tuzlalılar çok şanslılar. İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi burası. Böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans. Tuzlalı yöneticilerimize, Tuzla’da yaşayan insanlarımıza bu güzelliklere sahip çıkmalarını tavsiye ederiz, aman denizinize sahip çıkın! Çünkü soluduğumuz havanın içerisindeki oksijenin yarısı denizlerden geliyor. Dünyanın dörtte üçü karalarla kaplı, bütün karalar orman olsa, şu anda soluduğumuz havanın içerisindeki oksijeni üretmeye yetmiyor. Denizdeki fitoplanktonlar üretiyor ve deniz çayırları üretiyor."



"Bu bölgede artık deniz çayırı var"


Deniz çayırlarının deniz ekosistemi için önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, "Bir metrekare deniz çayırı alanı bir günde 10 litreden fazla oksijen üretir. Deniz canlılarına üreme, beslenme, barınma, saklanma alanı oluşturur. En önemlisi karbonu tutar. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbon tutar deniz çayırları. Neden karbon tutmanın altını çiziyoruz; ’iklim değişikliği’ dediğimiz büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Atmosferdeki artan karbondioksit yüzünden sürekli dünya ısınıyor. İşte bu karbondioksiti absorbe edecek bitkisel organizmalara ihtiyacımız var. Deniz çayırıyla kaplı bir alan düşünün, hemen yanında olmayan bir alan düşünün olmayan alana göre 40 kat daha fazla canlılık barındırıyor. Eğer kıyısal alanda deniz çayırı varsa erezyonu önlüyor. Bu yönüyle saymakla bitiremeyeceğimiz kadar deniz ekosistemine katkısı var. Biz tüm bunları dikkate alarak Marmara’nın tamamında deniz çayırlarının korunmasını istiyoruz. Pinaların korunması istiyoruz. Deniz çayırları plajlarda bulunduğunda insanlar istemiyorlar, ayağımıza değiyor diyorlar ve korkuyorlar. Çimle kaplı bir alan görsek ayakkabılarımızı çıkarıp çıplak ayakla basmak isteriz. Eğer plajımızda deniz çayırı varsa plajı berraklaştırır. Deniz çayırından kaygımız varsa deniz ayakkabısı giyelim ve çayırlar ayağımıza değmesin. Marmara’nın kuzey kıyılarını dikkate aldığımızda çok az yerde, bu bölgede artık deniz çayırı var. Karşıda Adalar’ın etrafı tamamen deniz çayırı ama burada karasal baskılar yüzünden çok az kalmış. Tuzla’da şu anda küçük de olsa bir alan var. Burayı genişletmemiz, büyütmemiz var olanı korumamız lazım. Onun için bugün çok mutluyum. Burada bulunan tür nesli tehlike altında olan bir tür değil ama deniz çayırının neslinin tehlike altında olması gerekmiyor önemli olması için. O kadar kıymetli bir tür ki bu, bunu korumamız lazım" şeklinde konuştu.



Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kars Kars Çıldır Gölü’nde buz üstünde muhteşem şölen Kars Çıldır Gölü Buz Şenliği renkli görüntülere sahne oldu. Doğal buz üzerinde Short Track ’Sürat Pateni’ ekibinin hız denemeleri nefes keserken, artistik buz pateni solo gösterisi ve senkronize takımı, gölün aynasında adeta süzülerek izleyenleri mest etti. Buz üzerinde yapılan kıran kırana buz hokeyi gösteri maçı ise seyircilerden büyük alkış topladı. Kars Çıldır Gölü’nün uçsuz bucaksız beyazlığı, tarihinin en renkli günlerinden birine şahitlik etti. Kars Valiliği koordinesinde düzenlenen "Çıldır Gölü Buz Şenliği" soğuk havada binlerce vatandaşın katılımıyla adeta iç ısıtan bir festivale dönüştü. Kars’ın kış turizmi potansiyelini dünyaya duyurmak ve bölgenin saklı değerlerini gün yüzüne çıkarmak amacıyla gerçekleştirilen etkinlik, kristal buz tabakasının üzerinde görsel şölene sahne oldu. Buzun üstünde estetik ve hız Şenlik programı, buzun sadece bir kış dekoru değil, aynı zamanda devasa bir sahne olduğunu kanıtladı. İzleyiciler, modern kış sporları ve geleneksel motiflerin harmanlandığı etkinliklerde unutulmaz anlar yaşadı. Kafkas folklor ekibi ve yöresel folklor ekibinin gösterisiyle başlayan etkinlikte, sürat pateni ekibinin hız denemeleri nefes kesti, artistik buz pateni solo gösterisi ve senkronize takımının gösterisi ise izleyenleri büyüledi. Çıldır Gölü’nün buz tabakasının üzerinde oynanan buz hokeyi karşılaşması kıran kırana geçti. Buz hokeyi karşılaşmasının ardından Çıldır Gölü’nün sembolü haline gelen atlı kızakların yarışlarıyla festival adeta izleyenleri kendinden geçirdi. Festival daha sonra sona erdi. Öte yandan, festivale katılan milli sporcular ise buz üzerinde farklı bir deneyim yaşadıklarını kaydettiler.
İzmir Aliağa’da Türk Halk Müziği rüzgârı esti Aliağa Belediyesi Sanatevi (ASEV) Türk Halk Müziği Korosu (THM), Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen birbirinden güzel eserlerle sahne alarak izleyenlere sanat dolu bir gece yaşattı. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Öğretim Görevlisi ve ASEV Türk Halk Müziği Eğitmeni Dr. Ali Hikmet Gökçen yönetimindeki dev koro, profesyonel enstrüman ekibinin eşliğinde sergiledikleri sahne performanslarıyla büyük beğeni topladı. Türk Halk Müziği eserlerinin yanı sıra Azerbaycan halk müziğinden seçkilere de yer verilen konserde 22 parça, solo ve koro performanslarla seslendirildi. Konser sırasında sahneye davet edilen Aliağa Belediye Başkan Yardımcısı Mesut Öztürk, Şefi Ali Hikmet Gökçen’e teşekkür çiçeği takdim etti. Ardından yaptığı konuşmasında koristlere, saz sanatçılarına, Şef Ali Hikmet Gökçen’e ve geceye katılan tüm sanatseverlere teşekkürlerini iletti. ASEV THM Korosu yeni konserlere hazırlanıyor Final performansı öncesinde konuşan Şef Ali Hikmet Gökçen, emeği geçenlere teşekkür ederek koronun yeni konser programlarını da duyurdu. Gökçen, "Ekim ayından bu yana sizler için hazırladığımız bir konserdi. Yaza kadar yeni konserlerimiz olacak, hepinizi bekliyoruz. Başta Aliağa Belediye Başkanımız Serkan Acar olmak üzere, Aliağa Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Serap Cerrahoğlu’na ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu akşam buradaki kalabalık, belediyemizin doğru ve akılcı kültür çalışmaları sayesindedir. Bizleri yalnız bırakmayan herkese arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum" dedi. Aliağa sanatseverleri buluşturan konser büyük alkış aldı "Felek Şad Olacak Günün Görmedim" ve "Ötme Bülbül Ötme" eserleriyle başlayan ve yaklaşık iki saat süren THM konseri, "Kavurma Koydum Tasa" ve "Sabunu Koydum Leğene" isimli eserlerle coşkulu bir final yaptı. Konser sırasında eserlere eşlik eden yöresel dans performansları ise izleyicilerden büyük alkış aldı.
İstanbul Nuri Şahin: "Beşiktaş maçı, nerede olduğumuzu görebileceğimiz bir maç olacak" RAMS Başakşehir Teknik Direktörü Nuri Şahin, gelecek hafta Beşiktaş ile oynayacakları maçla ilgili, "Bizim için kendimizi en yüksek seviyede test edebileceğimiz, nerede olduğumuzu görebileceğimiz bir maç olacak" dedi. Trendyol Süper Lig’in 21. haftasında RAMS Başakşehir, deplasmanda Eyüpspor’u 2-1 mağlup etti. Müsabakanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan RAMS Başakşehir Teknik Direktörü Nuri Şahin, "Hak ettiğimiz bir galibiyet aldık. İyi oynadık, iyi başladık. İlk yarıda ikinci golü bulamasak da Rize maçından ders çıkardığımızı düşünüyorum. Oyuncular durmadan atak yapmaya ve 3. bölgede oynamaya çalıştı. Hem ceza sahasında topla buluşma, hem de şut atma konusunda gayet iyi bir takım olduk. 2. yarıda 2-0’ı bulduk. Hak ettiğimiz bir galibiyet aldığımızı düşünüyorum. Sadece son dakika yediğimiz gol biraz üzdü" ifadelerini kullandı. İstediğimiz seviyeye yaklaştığımızı düşünüyorum" Ligde yakalanan 8 maçlık namağlup seriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Şahin, "Gayet iyi oynuyoruz. Benim gözümde bu bir sürecin getirdiği bir şey oldu. İlk haftalarda alamadığımız galibiyetler biraz fazla oldu ama oyunun oturması için devam ettik. İyi oynuyoruz. Kesinlikle daha iyi oynayabiliriz. İstediğimiz seviyeye yaklaştığımızı düşünüyorum. Bunlar çok hak ederek aldığımız puanlar" diye konuştu. "Beşiktaş maçı, nerede olduğumuzu görebileceğimiz bir maç olacak" Gelecek hafta iç sahada Beşiktaş ile oynayacakları maça da değinen Şahin, "Haftaya da çok değerli ve büyük bir takıma karşı oynayacağız. Şu anda 6 puan önümüzdeler. Umarım güzel maç olur. Bizim için kendimizi en yüksek seviyede test edebileceğimiz, nerede olduğumuzu görebileceğimiz bir maç olacak. Kendi sahamızda oynuyoruz. Umarım güzel bir maç olur. Biz 3 puanı alırız" şeklinde konuştu.
Samsun Samsun’da 600 yıllık belleme geleneği ve Tahtaköprü kilimi dokumacılığı yaşatılıyor Samsun’un Vezirköprü ilçesinde kadınlar, Osmanlı dönemine uzanan yaklaşık 600 yıllık belleme geleneği ile dokumacılık kültürünü yaşatıyor. Vezirköprü ilçesi Sarıdibek Mahallesi’nde kırmızı, mavi, sarı, pembe ve yeşil renklerde çiçekli desenlere sahip geleneksel kıyafetlerini giyen kadınlar, belleme geleneği ile birlikte aynı zamanda ’cicim’ adı verilen dokuma tekniğiyle coğrafi işaretli Tahtaköprü kilimi başta olmak üzere çeşitli yöresel dokuma ürünleri üretiyor. Vezirköprü Halk Eğitim Merkezi tarafından Tahtaköprü ve Sarıdibek mahallelerinde açılan dokuma kursları bölge halkından yoğun ilgi görüyor. Kurslar hem dokumacılık sanatının yaşatılmasına katkı sağlıyor, hem de özellikle genç kızlar için önemli bir gelir kapısı oluşturuyor. Tarihi köklere dayanan belleme geleneği ile Vezirköprü’nün dokumacılık kültürünün en önemli örneklerinden biri olan Tahtaköprü kiliminin bugüne taşınmasında emek veren Sarıdibekli kadınlar, Halk Eğitim Merkezi öğreticileri ve kursiyerler takdir topluyor. Kadınlar, Samsun Şehit Ömer Halisdemir Salonu’nda düzenlenen Samsun Coğrafi İşaretli Ürünler Sergisine katılarak belleme geleneği ve Tahtaköprü kilimi dokumacılığı hakkında Vali Orhan Tavlı ile ziyaretçilere bilgi verdi. Öte yandan, Kalkınma Ajansları tarafından Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen "Anadoludakiler Projesi" kapsamında 2026 yılı çalışma teması ‘Yerel Ürünleri Ticarileştirme’ olarak belirlendi. Bu doğrultuda Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın, dokumacılık da dahil olmak üzere bölgedeki yöresel ürünlerin ulusal ve uluslararası pazarlarda ticarileştirilmesine yönelik nitelikli ve sürdürülebilir faaliyetler yürütmesi hedefleniyor. Samsun Valiliği koordinasyonunda, kentteki coğrafi işaretli ürün sayısının 17’den 55’e çıkarılması için çalışmaların sürdüğü bildirildi.