DÜNYA - 11 Ağustos 2024 Pazar 14:44 | Son Güncelleme : 11 Ağustos 2024 Pazar 14:56

Baş uçlarında bombalar patlayan Güney Lübnan halkı savaş istemiyor

A
A
A

Lübnan’ın güneyinde yıllardır devam eden çatışmalar, günümüzde bölge halkının bombaların gölgesinde yaşamasına sebep olurken, halk savaş istemediğini belirtiyor.

Gazze’de yaşananlar tüm dünyanın tepkisini çekerken, Güney Lübnan halkı adeta diken üstünde hayatlarını sürdürüyor. İsrail, yıllardır Lübnan’ı tehdit ederken, son günlerde Lübnan-İsrail sınırında gerilim yine arttı. Özellikle Lübnan’ın güneyinde bulunan köyler ile Hizbullah noktaları İsrail ordusunun hedefi oluyor. Sık sık bombaların düştüğü köylerdeki halk da evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Güney Lübnan’daki köylerin bazıları yerel halk tarafından büyük oranda terk edilirken, dükkanların ise boş kaldığı görülüyor. Köyleri terk etmeyen halk ise mühimmat seslerine artık alıştı. İsrail, Lübnan hava sahasını sık sık İsrail heronları ve savaş uçakları ile ihlal ederken, İsrail uçakları başkent Beyrut’un merkezinde sonic patlamalar ile insanlar arasında paniğe neden oluyor.

2006 yılında İsrail’in işgal etmek istediği köyde yaşam sürüyor
Güney Lübnan’da bulunan Hristiyan köyü Rmaych, sınıra en yakın bölgelerden birisi konumunda yer alıyor. Yanı başlarında her gün bombalar patlamasına rağmen genci, yaşlısı artık bu duruma alıştı. Çocuklar bomba seslerinin yankısında eğitim görüyor, dükkanlar roket sesleri eşliğinde açılıyor. Köyde Lübnan ordusu askerleri ve Birleşmiş Milletler askerleri devriye geziyor. Köy halkı ise böyle bir durumda dahi yaşananlar karşısında umudunu yitirmiyor.

“Online eğitim alıyoruz”

Savaşın yaklaşık 1 yıldır yoğunlaştığını ve çevrimiçi eğitim aldıklarını ifade eden Sabine Hassas, “Bir an evvel okula dönmeyi ve barışın sağlanmasını diliyoruz” dedi.
Yaşanan savaştan dolayı birçok insanın evini ve memleketini terk etmek zorunda kaldığını belirten Alfredo Şemadan ise, “İnsanlar başka kentlere, ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Bu çalışmaların, iş imkanlarının aksamasına sebep oldu. Ülkede barışın sağlanmasını ve her şeyin eski haline dönmesini umuyoruz” diye konuştu.

Çatışmaların 9 aydan bu yana sürdüğünü ifade söyleyen Diana Bachır Khyame de, “Her gün sesler duyuyoruz. İlk başta korkuyorduk ama zamanla alıştık. Artık eskisi kadar korkmuyoruz” ifadelerini kullandı.

Rmaych köyü sakinlerinden Magalie Zouzou Assaf ise savaştan sonra okula gidemediklerini ve dışarı çıkamadıklarını söyledi.

“Zafer diyalog yoluyla da elde edilebilir”

Rmyach köyü kilisesinin din görevlisi Fr Toni Eilas ise “Bizi böyle bir durumda değil, barış ve huzur içinde ziyaret etmenizi umuyordum. Barış içinde yaşamak için çabalıyoruz. Tüm dünyaya sesleniyorum; her şey diyalog yoluyla çözülür. Zafer de diyalog yoluyla elde edilebilir. Savaş ne yazık ki açlık, acı ve insanları evinden etmekten başka işe yaramaz. Tek arzumuz barış içinde yaşamak. Bu barışı sadece bölge için değil, tüm dünya için diliyoruz. Hiç kimse savaş ve acı içinde yaşamayı sevmez, bunun için çabalıyoruz” dedi.

Refik Fidan - Ahmet Bülent Kırbıyık

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Selçuk Üniversitesi akademisyenleri 4 yeni bitki türü keşfetti Selçuk Üniversitesi, Türkiye’nin biyolojik zenginliğini gün yüzüne çıkaran önemli bir akademik başarıya imza attı. Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kuddisi Ertuğrul’un yürütücülüğündeki proje kapsamında Orta Toroslar’da keşfedilen 4 yeni kayagülü türü bilimsel literatüre kazandırıldı. TÜBİTAK’ın destek verdiği kayagülü (Aethionema) cinsinin revizyonuna yönelik proje kapsamında Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Kuddisi Ertuğrul, Prof. Dr. Tuna Uysal, Doç. Dr. Meryem Bozkurt, Doç. Dr. Emrah Şirin, Doç. Dr. Hakkı Demirelma ve Doç. Dr. Burcu Yılmaz Çıtak, Türkiye genelinde 45 ilde saha çalışmaları gerçekleştirdi. Konya, Karaman ve Antalya’dan alınan örnekler üzerinde yapılan değerlendirme ve analizler sonucunda ise daha önce bilinmeyen dört yeni kayagülü türü kayıtlara geçti. Türler, bilim dünyasına tanıtılarak uluslararası saygınlığı bulunan Plants dergisinde yayımlandı. Proje detaylarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Kuddisi Ertuğrul, "Çalışmamız, TÜBİTAK tarafından desteklenen kayagülü (Aethionema) cinsinin revizyonuna yönelik bir projenin ürünüdür. Türkiye’de 45 ilde gerçekleştirdiğimiz arazi çalışmalarında yaklaşık bin 500 örnek topladık. Ayrıca yurt içindeki 15 herbaryum ve yurt dışındaki yaklaşık 10 uluslararası herbaryumu inceleyerek toplamda 2 bin 500’e yakın örnek üzerinde çalıştık. Morfolojik, taksonomik, tohum, polen, moleküler ve kromozom analizlerini birlikte değerlendirerek bu dört bitki türünün bilim dünyası için yeni olduğuna karar verdik" diye konuştu. Türkiye Kayagülü açısından önemli bir merkez Yeni türlerin tamamının Toroslar’da yayılış gösterdiğine dikkat çeken Ertuğrul, "Bu bitkilerin tamamı Konya, Karaman ve Antalya illerindeki Toros Dağları’nda tespit edildi. İki tür Karaman’da, biri Konya’da, biri ise Antalya’nın Akseki ilçesinde tanımlandı. Bu türleri Beyşehir kayagülü, Sultan kayagülü, Akseki kayagülü ve Göktepe kayagülü olarak adlandırdık. Kayagülü cinsi dünyada yaklaşık 70 türle temsil ediliyor ve bunların 51’i Türkiye’de yayılış gösteriyor. Bu 51 türün 37’si endemik, yani yalnızca Türkiye’de bulunuyor. Bu durum Türkiye’yi bu bitki grubu açısından önemli bir merkez haline getiriyor" dedi. Bitkilerin yetişme ortamına ilişkin bilgi veren Ertuğrul, "Türlerin büyük bölümü serpantin ve kireçtaşı gibi kayaç alanlarda, bin 100 ile 2 bin metre arasındaki yükseltilerde yetişiyor. Beyşehir kayagülü ise daha çok bozkır alanlarda görülüyor. Bu bitkiler halk tarafından çok bilinen türler değil. Bu nedenle kullanım alanlarına dair literatürde şu an için bir bilgiye rastlamadık" ifadelerini kullandı. Yeni türler, Herbaryumumuza eklendi Ertuğrul, yeni keşfedilen türlerin de yaklaşık 30 bin örnekle Türkiye’nin önemli koleksiyonları arasında yer alan ve Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü bünyesinde bulunan KNYA Herbaryumu’na eklendiğini belirtti. Prof. Dr. Ertuğrul, hazırlıkları süren ve yaklaşık 70 cilt olarak planlanan "Resimli Türkiye Florası" çalışmasıyla Türkiye’nin bitki çeşitliliğinin güncel ve görsel bir şekilde sunulmasının hedeflendiğini aktardı.