DÜNYA - 20 Nisan 2026 Pazartesi 14:20 | Son Güncelleme : 20 Nisan 2026 Pazartesi 14:24

Almanya'da çocuk suçluların sayısında yüzde 3,3 artış

A
A
A
Almanya'da çocuk suçluların sayısında yüzde 3,3 artış

Almanya'da İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt tarafından kamuoyu ile paylaşılan 2025 Polis Suç İstatistik (PKS) raporuna göre, ülke genelinde geçen yıl şiddet içeren suçlara karışan çocukların sayısı yüzde 3,3 artarak 14 bin 200 şüpheliye ulaştı.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Federal Kriminal Dairesi (BKA) Başkanı Holger Münch ve Hamburg İçişleri Bakanları Konferansı (IMK) Başkanı ve Hamburg Şehri İçişleri ve Spor Senatörü Andy Grote ile birlikte Berlin'de 2025 Polis Suç İstatistik (PKS) raporunu kamuoyu ile paylaştı. Rapora göre; ülke genelinde emniyet güçlerine bildirilen tüm suçların sayısı geçen yıl yüzde 5,6 azalarak 5,5 milyona geriledi. Bu 2022 yılından bu yana ülkede toplam suçlarda yaşanan ilk düşüş olarak kayıtlara geçti. Ancak raporda toplam suç sayısındaki düşüşün önemli nedenlerinden birinin 1 Nisan 2024'ten itibaren esrar kullanımına ilişkin düzenlemeyle bunun suç olmaktan çıkarılması olduğu ifade edildi.

Bazı suç türlerinde geçen yıl dikkat çekici artışların yaşandığı görülen rapora göre; 2025 yılında dolandırıcılık suçlarında yüzde 11,5, cinayet, kasten öldürme suçlarında yüzde 6,5, ölümle sonuçlanan tecavüz ve cinsel saldırı suçlarında yüzde 8,5 artış kaydedildi. Federal Kriminal Dairesi (BKA) kayıtlarında, tecavüz vakalarındaki şüphelilerin yüzde 98'inin erkek ve mağdurların arkadaşı, tanıdığı, eski arkadaşı veya partneri olduğu aktarıldı.

Almanya'da şiddet suçlarında çocuk faillerin sayısında artış

İçişleri Bakanı Dobrindt, ülke genelinde 212 bin 300 şiddet suçunun kaydedildiği 2025 yılında 2024 yılına oranla şiddet içerikli suç rakamlarında yüzde 2,3'lük düşüş olduğunu belirtti. Alman Bakan, "Buna rağmen Almanya'da her gün ortalama 85 şiddet suçu işlendiğini hesaplayabiliriz. Burada cinayet, tecavüz, ağır bedensel yaralama gibi, yani genel olarak ağır suçlar, ağır şiddet suçlarından bahsediyoruz" diye konuştu. Bakan Dobrindt, şiddet suçlarında düşüş olsa da çocuk şüphelilerin sayısının artmaya devam ettiğini bildirdi. Geçtiğimiz yılın Suç İstatistikleri Raporuna göre, şiddet içeren suçlara karışan çocukların sayısı geçen yıl yüzde 3,3 artarak 14 bin 200 şüpheliye ulaştı.

Aşırı stres, internet ve sosyal medya çocuk suçluları tetikliyor

Rapora göre; çocuk ve ergenler arasında şiddet suçlarındaki artışın muhtemel nedenleri arasında ilk sırada, geleceğe dair kaygılarla artan psikolojik stres yer alıyor. Rapora göre ayrıca şiddet vakalarına karışan çocuklar ve gençler internette ve sosyal medyada daha fazla zaman geçiriyor ve bu da onların dijital etkilere daha fazla maruz kalmasına sebep oluyor.

BKA Başkanı Holger Münch son yıllarda suç unsuru oluşturan eylemlerin değişmeye devam ettiğini belirterek, "Suç daha dijital, daha uluslararası ve bazı alanlarda daha acımasız hale geliyor. Bu tür ortamlarda güvenlik otomatik olarak sağlanamıyor. Bu nedenle, suçu erken tespit etmeli ve etkili bir şekilde mücadele etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

29 bin bıçaklı saldırı suçu kaydedildi

Almanya'da bir kişiye karşı doğrudan bıçak kullanılması veya bıçakla tehdit edilmesi durumları da dahil olmak üzere 2025 yılında yaklaşık 29 bin 243 suç kaydedildi. Verilere göre, cinayet ve kasten öldürme vakalarının yaklaşık onda dördünde bıçak kullanıldı. Almanya genelinde bıçakla tehdit suçu 2024 yılına oranla yüzde 9,5 artarak 13 bin 748 vakaya ulaştı. Soygun, saldırı gibi ateşli silahların kullanıldığı şiddet suçları vakaları 2016'dan bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Bu suçlar 2024 yılına göre yüzde 9,7 artışla 3 bin 166 vakaya yükseldi. Raporda ayrıca şiddet vakalarının üçte birinin sokaklarda, yollarda veya meydanlarda görüldüğü değerlendirmesi yer aldı. Şiddet suçlarının yaklaşık beşte biri ise evlerde işleniyor.

İlhan Atasoy

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Manisa’da iş dünyasının yeni prestij merkezi Work&Life için ilk kazma vuruldu Manisa sanayisinin gelişiminde kritik rol oynayan Muradiye Organize Sanayi Bölgesi (OSB), "Work&Life" projeleri ile "Kuzey Hattı" yatırımlarını düzenlenen törenle kamuoyuna tanıttı. Bölgenin çehresini değiştirecek kampüsün ilk harcı protokol üyelerinin katılımıyla döküldü. Muradiye OSB ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Work&Life Projeleri Temel Atma ve Kuzey Hattı Yatırımları Tanıtım Töreni", Manisa Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral İlhan Şen, Yunusemre Kaymakamı Celalettin Cantürk, Şehzadeler Kaymakamı Fatih Genel, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, AK Parti İl Başkanı Süleyman Turgut, MHP İl Başkanı Cüneyt Tosuner ve 27. Dönem AK Parti Manisa Milletvekili Semra Kaplan Kıvırcık’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Törende ayrıca il protokolü, sanayiciler, iş dünyası temsilcileri ve çok sayıda davetli hazır bulundu. Törenin açılışında konuşan Muradiye OSB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kıvırcık, bölgenin gelişim sürecine ilişkin bilgiler verdi. Altyapıdan üstyapıya kadar tüm projeleri bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirdiklerini belirten Kıvırcık, "Muradiye OSB’yi şehrimizin parlayan yıldızı haline getirdik. 4 yıl önce temeli atılan ticaret ve imalat merkezimizde bugün yüzde 100 doluluk oranına ulaşmış durumdayız" dedi. Kuzey Hattı’nda hayata geçirilen Work&Life projesi hakkında konuşan Kıvırcık, bölgenin yalnızca üretim değil, yaşam odaklı bir anlayışla geliştiğini vurguladı. Kuzey sınırında yer alan Karaali Villalar bölgesine verdikleri sözleri yerine getirdiklerini belirten Kıvırcık, Work&Life İş ve Yaşam Kampüsü’nün temelinin atıldığını ifade etti. Başkan Osman Kıvırcık, törende bir de müjde vererek tarihi Yoğurtçu Kalesi’nin Muradiye OSB tarafından restore edilerek şehre kazandırılacağını duyurdu. AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, Manisa’nın Türkiye’nin en güçlü sanayi şehirlerinden biri olduğunu vurgulayarak, organize sanayi bölgelerinin bu başarıdaki rolüne dikkat çekti. Akkal, "Tamamlanmış altyapısı, güçlü iletişim ağı, çevreci yaklaşımı ve ulaşım avantajlarıyla Muradiye OSB, yatırımcılar için örnek bir üretim merkezi haline gelmiştir. Work&Life projeleri, sanayi ile yaşam alanını bir araya getiren vizyoner bir anlayışın somut bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban ise yerel yönetimlerin iyi projelere destek vermesi gerektiğini belirterek, "Böyle güzel projelere destek olmak bizim görevimiz. Osman başkanımızın yaptığı çalışmaları kıymetli buluyor, başarılarının devamını diliyorum" dedi. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu da projenin şehir açısından önemine değinerek, özellikle yeşil alanlar ve planlanan altyapı yatırımlarının dikkat çekici olduğunu ifade etti. Dutlulu, Gediz Nehri çevresinde yapılacak arıtma tesisiyle birlikte bölgedeki çevresel altyapının daha da güçleneceğini belirterek, büyükşehir belediyesi olarak projeye destek vermeye devam edeceklerini söyledi. Manisa Valisi Vahdettin Özkan ise hükümetin sanayi stratejisinde çevre dostu ve teknoloji odaklı üretimin önemine dikkat çekerek, Muradiye OSB’nin bu anlayışı başarıyla hayata geçirdiğini ifade etti. Özkan, ıslah OSB olmasına rağmen kısa sürede önemli mesafe kat eden bölge yönetimini tebrik etti. Sanayi ve sosyal yaşam entegre ediliyor Tanıtımı yapılan "Work&Life" kampüsü, sanayi ile yaşam alanını modern bir mimariyle buluşturuyor. Toplam 62 ofis, 48 ticari dükkan ve 4 restoran alanından oluşan Work&Life 1, 2 ve 3. etaplarının yanı sıra 97 modern ofis ve 36 prestijli dükkandan oluşan "Work&Life Plus" projesi de yatırımcılara sunuldu. Kuzey hattı yatırımları kapsamında ise bölgeye anaokulu, modern cami, okuma salonu, idari bina, kültür-sanat merkezi ile spor sahaları ve yürüyüş yolları inşa edilerek sosyal denge gözetilecek. Geniş peyzaj alanları, yürüyüş yolları ve yenileme alanlarıyla desteklenecek proje; padel kortları, basketbol sahaları ve bisiklet parkurlarıyla da sağlıklı yaşamı teşvik edecek. Konuşmaların ardından protokol üyeleri, sanayiciler ve iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla butonlara basılarak temel atma gerçekleştirildi.
Ankara Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Yapay zeka, teknolojilerden bir teknoloji değil" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ’Uluslararası Eskişehir Yapay Zeka Zirvesi’ne uzaktan bağlantı ile katıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin düzenlediği ’Uluslararası Eskişehir Yapay Zeka Zirvesi’ne uzaktan bağlantı ile katıldı Yılmaz, programda yaptığı açıklamada, Uluslararası Eskişehir Yapay Zeka Zirvesi’nin Türkiye için hayırlara vesile olmasını diledi. Anadolu Üniversitesi Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi’nin bu zirve özelinde sergilediği ortak iradenin yükseköğretimdeki disiplinler arası etkileşim vizyonumuzun en güzel, en somut örneklerinden biri olduğunu ifade eden Yılmaz "Üç üniversitemizin güç birliğiyle hayata geçirilen bu zirvenin bilimsel birikimi ortak bir ufka taşıyan ve ülkemizin yapay zeka yolculuğuna istikamet kazandıran güçlü bir buluşma zemini oluşturduğuna inanıyorum" diye konuştu. "Mesele teknolojiyi takip etmekten öte onu geliştiren bir kapasiteyi inşa edebilmektir" Yapay zekanın bugün veriden değere uzanan sürecin merkezinde yer aldığını ve bilimsel üretim ile ekonomik çıktı arasındaki mesafeyi her zamankinden daha fazla kısalttığını kaydeden Yılmaz, "Zirve programı kapsamında Türkiye’nin yapay zeka ekosistem yönetimine dair çizilecek yol haritası ülkemizin bu yarışta oyun kurucu bir rol üstlenmesine katkıda bulunacaktır. Aynı şekilde dijital hümanizm kavrama etrafında şekillenecek olan sosyal ve beşeri ilimler tartışmaları teknolojiyi insan odaklı bir perspektifle yönetme irademize güç verecektir. Tarımdan sağlığa finanstan eğitime kadar kritik sektörlerde yapay zeka entegrasyonuyla başlayacak hassas yönetim devri ise bu akademik birikimin reel ekonomimize doğrudan tahvil edilmesine yol açacaktır. Bu başlıkların işaret ettiği yönelim yapay zekanın küresel ekonomik rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline geldiğini ortaya koymaktadır. Artık mesele teknolojiyi takip etmekten öte onu geliştiren, yöneten ve küresel ölçekte rekabet gücüne dönüştürebilen bir kapasiteyi inşa edebilmektir" açıklamasında bulundu. "Yapay zeka, teknolojilerden bir teknoloji değil" Teknolojiyi sadece kullanan, teknolojik gelişmeleri sadece dışarıdan takip eden bir ülkenin ve milletin tam anlamıyla bağımsız olamayacağının altını çizen Yılmaz, sözlerine şu şekilde devam etti: "Hükümetlerimiz Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep bu anlayışta olmuştur. Savunma sanayinden enerjiye bütün alanlarda milli yerli kapasitelerimizi geliştirmek son derece kritik bir politika olmuştur bizler için. Şimdi de yapay zeka bağlamında aynı politikanın devam ettirildiğinin altını özellikle çizmek isterim. Bu doğrultuda biz de araştırmadan üretime yatırımdan ihracata uzanan bütüncül bir politika yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Bir yandan bu yatay teknolojinin gelişimini yakından takip ederken diğer yandan sağlanacak ilerlemelerin etik, değerler, hukuk, sosyal boyut ve insani boyutlarını da hiçbir şekilde ihmal etmiyoruz. Yapay zeka teknolojilerden bir teknoloji değil. Bunun altını da çizmek isterim. Bütün alanları etkileyen çok geniş bir yelpazede hayatı dönüştüren bir teknoloji. Dolayısıyla bununla ilgili yapılacak tartışmalarda sadece teknik tartışmalarla yetinmek doğru değildir." Bu doğrultuda araştırmadan üretime, yatırımdan ihracata uzanan bütüncül bir politika yaklaşımıyla hareket ettiklerini vurgulayan Yılmaz, "Bir yandan bu yatay teknolojinin gelişimini yakından takip ederken diğer yandan sağlanacak ilerlemelerin etik değerler, hukuk, sosyal ve insani boyutlarını da hiçbir şekilde ihmal etmiyoruz. Yapay zeka, teknolojilerden bir teknoloji değil, bunun altını da çizmek isterim. Bütün alanları etkileyen, çok geniş bir yelpazede hayatı dönüştüren bir teknoloji. Dolayısıyla bununla ilgili yapılacak tartışmalarda sadece teknik tartışmalarla yetinmek doğru değildir. Sosyal adalet boyutuyla, demokrasi hak ve özgürlükler boyutuyla, etik ve hukuk çerçevesinde bütün boyutlarıyla bu teknolojiyi tartışmamız gerekiyor. Elbette bu teknolojiyi kullanacağız, geliştireceğiz, uygulayacağız ama aynı zamanda bunu doğru bir şekilde yapacağız. Bu teknolojilerin negatif, olumsuz etkilerini en aza indirirken pozitif, katkı sunacak yönlerini ise maksimum düzeyde değerlendireceğiz" ifadelerine yer verdi. Yılmaz, insan odaklı bir anlayışla ele aldıkları yapay zekayı ulusal kalkınmanın, toplumsal refahın ve stratejik özerkliğin en temel unsurlarından biri olarak gördüklerine dikkati çekti. "Türkiye’nin yapay zeka alanında kurumsal kapasitesini güçlendiren dönemi yaşamış olduk" Elde ettiğimiz kazanımlar, yapay zekayı yalnızca teknolojik bir araç olarak değil kalkınma ve rekabet politikalarının temel bileşenlerinden biri olarak ele alma yaklaşımımızı pekiştirmiştir Yılmaz, bu anlayışla 2021-2025 Ulusal Yapay Zeka Strateji’nin uygulama dönemini başarıyla tamamladıklarını söyleyerek, "Bu süreçte, Türkiye’nin yapay zeka alanında kurumsal kapasitesini güçlendiren, kamu, özel sektör ve akademi işbirliğini derinleştiren önemli bir öğrenme ve olgunlaşma dönemi yaşamış olduk. Elde ettiğimiz kazanımlar, yapay zekayı yalnızca teknolojik bir araç olarak değil kalkınma ve rekabet politikalarının temel bileşenlerinden biri olarak ele alma yaklaşımımızı pekiştirmiştir. Bu birikim üzerine inşa ettiğimiz yeni dönem eylem planı çalışmalarında odağımızı, yapay zeka ekosistemini uzun vadeli ve sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesi oluşturuyor. Bu çerçevede, insan kaynağına ve altyapı kapasitesine özel bir önem atfediyoruz. Yapay zekada kalıcı başarıyı güçlü ve esnek bir ulusal hesaplama portföyü, güvenli ve paylaşılabilir veri alanları ile bu sistemleri tasarlayan, geliştiren ve yöneten nitelikli insan kaynağı arasında kurulacak dengeli bir yapı olmadan mümkün görmüyoruz" dedi.
İstanbul SOCAR Energy School dördüncü dönem mezunlarını verdi SOCAR Türkiye ve Sabancı Üniversitesi Yönetici Geliştirme Birimi (EDU) iş birliği ile hayata geçirilen SOCAR Energy School sertifika programının dördüncü dönem mezunları, 17 Nisan’da düzenlenen törenle sertifikalarını aldı. Enerji sektörüne nitelikli insan kaynağı kazandırmayı hedefleyen program, bu yıl da yoğun bir eğitim sürecinin ardından başarıyla tamamlandı. SOCAR Energy School dördüncü dönem mezunlarını verdi. On iki hafta süren program boyunca katılımcılar; enerji piyasalarının işleyişinden küresel arz-talep dengelerine, sürdürülebilirlik uygulamalarından yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar geniş bir perspektifte eğitim aldı. Teknik içeriklerin yanı sıra liderlik, stratejik düşünme ve karar alma süreçlerine yönelik modüllerle desteklenen program, katılımcıların çok boyutlu bir bakış açısı kazanmasına katkı sağladı. SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Yusuf Leblebici’nin katılımlarıyla düzenlenen törende, programı başarıyla tamamlayan katılımcılara sertifikaları verildi. Ulusal ve uluslararası akademisyenlerin yanı sıra sektörün önde gelen uzmanlarının katkı sunduğu program kapsamında; enerji politikaları, arz güvenliği, enerji verimliliği, dijitalleşme ve sektördeki dönüşüm dinamikleri gibi kritik başlıklar ele alındı. Program süresince gerçekleştirilen paneller, vaka analizleri ve etkileşimli oturumlar sayesinde katılımcılar, teorik bilgiyi uygulamaya dönüştürme fırsatı buldu. Törende konuşan SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, enerji sektörünün geçirdiği dönüşüme dikkat çekerek şunları söyledi: "Enerji sektörü, küresel ölçekte hızlı ve çok katmanlı bir değişim sürecinden geçiyor. Bu dönüşüme uyum sağlayabilen, analitik düşünme yetkinliği güçlü ve yenilikçi bakış açısına sahip insan kaynağı, sektörün geleceği açısından kritik önem taşıyor. Program ile bu alanda sürdürülebilir bir değer oluşturmayı ve sektörün gelişimine katkı sunmayı hedefliyoruz." Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ise konuşmasında akademi-sanayi iş birliğinin önemine vurgu yaparak şu değerlendirmede bulundu: "Bilginin hızla dönüştüğü günümüzde, farklı disiplinleri bir araya getiren ve uygulama odaklı öğrenmeyi teşvik eden programlar büyük önem taşıyor. SOCAR Energy School, bu yaklaşımı başarıyla hayata geçiren güçlü bir iş birliği modelidir. Bu değerli programın bir parçası olmaktan memnuniyet duyuyoruz." Farklı sektörlerden profesyonelleri ortak bir öğrenme platformunda buluşturan program, katılımcılarına yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda stratejik bakış açısı ve güçlü bir profesyonel ağ kazandırmayı amaçlıyor. Program mezunları, edindikleri bilgi ve deneyimi kendi kurumlarına ve sektöre değer katacak şekilde kullanma fırsatı elde ediyor. Program, bugüne kadar gerçekleştirdiği programlarla enerji sektöründe yetkin insan kaynağının gelişimine katkı sağlamaya ve akademi-sanayi iş birliğinin başarılı örneklerinden biri olmaya devam ediyor.
Kastamonu Türkiye’nin lezzetleri Kastamonu’da buluştu, öğrenciler yoğun ilgi gösterdi Kastamonu Üniversitesi öğrencileri tarafından Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında 7 farklı bölgeden 7 farklı kültür ve 7 farklı yemeğin yer aldığı stantlar yoğun ilgi gördü. Kastamonu Üniversitesi tarafından 50. Turizm Haftası kutlamaları kapsamında gastronomi etkinliği düzenlendi. Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi bahçesinde gerçekleştirilen etkinlikte, Türkiye’deki 7 coğrafi bölgeye ait öne çıkan yemekler ile bu yemeklerin hikayeleri ve kültürel açıdan değerleri anlatıldı. Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü ile Turizm Rehberlik Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan yemekler, bahçede kurulan stantlarda öğrencilere tanıtıldı. Daha sonra yemekler, öğrencilere ikram edildi. Etkinlikte konuşan Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Burhan Sevim, "Hazırlanan yemeklerin ikramının yanı sıra, Turizm Rehberliği Bölümü öğrencilerimiz de bu hikayelerini ve bu bölgenin öne çıkan turizm değerlerini anlatıyorlar. Bizim bu etkinlikle amacımız, fakültemizin ormancılık ve tabiat turizmi misyonuna bir nebze olsa da katıda bulunmak. Ülkemizin turizm değerlerini, gastronomi değerlerini öne çıkarmak, bir farkındalık oluşturmak da istedik. Gelen kalabalıktan bunun oluştuğunu görmek mümkün. Hafta boyunca çok sayıda etkinliğimiz oldu. Bu sadece bir tanesi" dedi. Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi Bölümü öğrencisi ve Gastronomi Rehberlik Topluluğu Başkanı Edanur Doğanay ise, "Turizm Haftası’nda 7 bölgemizden 7 farklı kültür ve 7 farklı tarihi birleştirmek istedik. Gastronomi öğrencileri ve Rehberlik öğrencilerinin birleşmesiyle tam bir birlik olarak güzel bir organizasyon yaptık. Bölgelere ait yemeklerin yer aldığı stantların başına o bölgedeki arkadaşlarımızı yerleştirdik" diye konuştu. Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi rehberlik öğrencisi Cemile Dibebiş de farklı kültürlerin yemeklerini bir arada görme ve tatma şansı bulduklarını ifade etti.