DÜNYA - 28 Ocak 2026 Çarşamba 22:17 | Son Güncelleme : 28 Ocak 2026 Çarşamba 22:19

Almanya Başbakanı Merz:'Halkına şiddet uygulayarak iktidarda tutunabilen rejimin günleri sayılıdır'

A
A
A
Almanya Başbakanı Merz:'Halkına şiddet uygulayarak iktidarda tutunabilen rejimin günleri sayılıdır'

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İran'daki olayları yakından takip ettiklerini belirterek, "Benim inancıma göre kendi halkına karşı sadece şiddet uygulayarak iktidarda tutunabilen bir rejimin günleri sayılıdır. Bu haftalar sürebilir ancak mevcut rejimin ülkeyi yönetmek için hiçbir meşruiyeti yoktur" dedi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Romanya Başbakanı Ilie Bolojan ile başkent Berlin’de bir araya geldi. Avrupa Birliği (AB) içindeki ve küresel alandaki politik ve güvenlik konularına ilişkin başlıkların ele alındığı toplantının ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Merz, Bolojan ile görüşmelerinde Avrupa'nın savunma ve güvenlik politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundukları belirterek, "Romanya, NATO'nun doğu kanadında ve Ukrayna sınırında Avrupa'nın güvenliği için her gün büyük katkılar sağlıyor" ifadelerini kullandı.

Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik çabaları da ele aldıklarını belirten Merz, "Ukrayna'yı siyasi, mali, insani ve askeri olarak destekliyoruz. Rusya'nın Ukrayna'nın enerji arzını sistematik olarak saldırıya uğrattığı ve bu ülkeyi insani bir enerji krizine sürüklediği bu zorlu kış günlerinde Ukrayna'daki dostlarımıza yardım ediyoruz" dedi.

"Abu Dabi’de görüşmelerin devam edecek olması iyi bir gelişme"

Merz, 1 Şubat’ta Rusya, Ukrayna ve ABD arasında Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de devam etmesi beklenen müzakerelere dikkat çekerek, "Çatışmaların sona ermesini, Rusya'nın müzakere masasında kalmasını ve müzakere yoluyla barışa vararak bu savaşını sona erdirmeye hazır olmasını istiyoruz. Ukrayna için barış istiyoruz ve aynı zamanda Avrupa için güvenlik istiyoruz. Abu Dabi'de başlayan Ukrayna ve Rusya arasındaki görüşmelerin devam edecek olması iyi bir gelişme. Avrupa'daki ortaklarımızla birlikte, bu savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek için katkıda bulunacağız" ifadelerini kullandı.

"İran'daki rejimin günleri sayılıdır"

Merz, İran'daki protestoları ve yaşanan şiddet olaylarını yakından takip ettiklerini belirterek, "İran rejimine mümkün olan en fazla baskıyı uygulamak istiyoruz. Ancak AB’de hala İran Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak sınıflandırmaya hazır olmayan birkaç ülke var ve bu beni üzüyor. AB'de bununla ilgili olarak bir uzlaşı sağlanması henüz mümkün görünmüyor" değerlendirmesinde bulundu.

Merz, "Benim inancıma göre kendi halkına karşı sadece şiddet uygulayarak ve terörle iktidarda tutunabilen bir rejimin günleri sayılıdır. Bu haftalar sürebilir ancak mevcut rejimin ülkeyi yönetmek için hiçbir meşruiyeti yoktur" diye konuştu.
Merz, "Eğer rejime karşı yapılan gösterilerde beş haneli yüksek bir ölüm sayısı yaşandıysa, bu rejimin iktidara ancak doğrudan terör yoluyla tutunabileceğini gösteriyor" ifadelerini kullandı. Merz, geçtiğimiz günlerde Hindistan'a yaptığı ziyaret sırasında söylediği "Şu anda rejimin son günlerine ve haftalarına tanık olduğumuzu varsayıyorum" görüşünü koruduğunu da vurguladı.

"Eş-Şara ile ayrıntılı görüşmeler yapmak istiyoruz"

Suriye konusundaki gelişmelere ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’nın ertelenen Berlin ziyaretine değinen Almanya Başbakanı, "Suriye Devlet Başkanı eş-Şara’nın ertelenen Almanya ziyaretinin yakın gelecekte gerçekleşebileceğini umuyorum. Çünkü onunla da ayrıntılı olarak görüşmek istiyoruz. Dışarıdan katkımızı yapıyoruz. Sınırlı imkanlarımızla da olsa kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

ABD’siz savunma formülü tartışmaları

Merz, NATO'nun doğu kanadının savunulmasına yönelik adımlara dikkat çekerek bu kapsamda Almanya ile Romanya arasında savunma işbirliği anlaşmasının imzalandığı da kaydetti. Merz, "Bu mutabakat zaptı Avrupa'nın güvenliği, Romanya ve Almanya'nın güvenliği konusunda ortak sorumluluk üstlenildiğini gösteriyor" dedi.

Basın toplantısında gazeteciler Merz’e NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ABD’nin desteği olmaksızın Avrupa’nın kendisini savunamayacağı şeklindeki sözleri ve sonrasında başlayan "Avrupa’da ABD’siz savunma formülü" tartışmaları da soruldu. Merz, soruya "Biz yalnız değiliz. NATO'da güçlü ortaklarımız var. Bu sadece Avrupa ülkeleri için geçerli değil. Örneğin Kanada ve Norveç gibi AB üyesi olmayan güçlü ortaklarımız var. Ancak sadece ABD Başkanı Donald Trump değil, önceki başkanlar da son yıllarda Avrupa’nın savunması için yeterince çaba göstermediğimiz konusunda haklıydılar. Şimdi daha iyisini yaptığımızı belirtirlerken de haklılar. Avrupa ülkeleri NATO hedefleri kapsamında savunma harcamalarına daha fazla yatırım yapmayı taahhüt ettiler ve büyük çaba harcıyorlar. Bu yolda ilerliyoruz ve gelecekte de Amerikalı ortaklarımızla bu yolda ilerlemeye devam etmek istiyoruz "yanıtını verdi.

"Trump, Haziran ayında 80 yaşına girecek"

Merz, İsviçre’nin Davos kasabasındaki Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantıları sırasında ellerindeki morlukların belirgin olarak görüldüğü ABD Başkanı Donald Trump'ın sağlık durumuna ilişkin bir soruya da cevap verdi. Merz, "Başkan Trump ile yaptığım görüşmelerden edindiğin izlenim sonrasında onun sağlığı konusunda hiçbir şüphem yok. Kendisi Haziran ayında 80 yaşına girecek ancak görevini tam anlamıyla yerine getirebilecek durumda olduğunu düşünüyorum. Aksini gösteren hiçbir işaret görmüyorum" dedi.

Bolojan: "NATO Genel Sekreteri haklı"

Bolojan da Almanya ile ülkesi arasındaki savunma alanındaki ortaklıklara ve NATO’nun doğu kanadının korunmasına dönük adımlara değindi. Bolojan, NATO Genel Sekreteri Rutte’nin ABD’nin desteği olmaksızın Avrupa’nın kendisini savunamayacağı şeklindeki sözlerini ise, "Genel Sekreterin haklı olduğuna inanıyorum. Avrupa'da barış, onlarca yıldır NATO'ya dayanıyor ve bunda ABD’nin savunma sistemi baskın bir rol oynuyor. Ancak, günümüzde yaşananları göz önünde bulundurursak, Avrupa güvenliğini güçlendirmek çok önemli. Avrupa ülkeleri savunma politikasında daha büyük bir rol oynamalıdır" şeklinde değerlendirdi.

İlhan Atasoy

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bolu Bolu’da okul inşaatında işçiler parasını alamayınca çatıya çıktı Bolu’da yaklaşık 1.5 yıldır devam eden uygulama okulu inşaatında çalışan 8 işçi, 3 aydır maaşlarını alamadıklarını ileri sürerek inşaatın çatısında eylem yaptı. Olay, İzzet Baysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Uygulama Oteli inşaatında meydana geldi. İddiaya göre, inşaatta çalışan yaklaşık 50 işçi, yaklaşık 3 aydır maaş alamadı. Alacaklarının ödenmemesine tepki gösteren 8 işçi, inşaatın çatısına çıkarak eylem başlattı. Durumu gören vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekiplerinin yaptığı uzun ikna çalışmasında işçiler çatıdan indirilemedi. Bölgeye gelen emniyet mensuplarının Bolu Valisi Abdulaziz Aydın’ı araması sonucu, işçiler için yarına bir görüşme ayarladı. Bunun üzerine ikna olan işçiler çatıdan indi. İnşaatta çalışan 8 işçinin toplamda 12-13 milyon lira alacaklarının bulunduğu öne sürüldü. "Hakkımı istedim, bana saldırdı" İnşaatta çalışan işçilerden Nezir Özdemir, müteahhitten alacağını istediği zaman kendisine saldırdığını iddia ederek, "Geçen sene 8 Mart’tan beri ben burada çalışıyorum. Yaklaşık bir yıldır burada, onuncu aya kadar hakkımızı bir şekilde aldık. Kavga gürültü derken alıyorduk. 10. aydan sonra bir şekilde para alamadık. Adamı aradığımız zaman, ’Bizim paramızı niye vermiyorsunuz, bizim maaşlarımızı niye ödemiyorsunuz?’ diye sorduğumuzda, yarın, öbür gün deyip sürekli bizi böyle oyalıyor. Burada aslında 70-80 kişi çalışıyorduk. Bana ödeme yapacak diye geçen pazartesi günü Siirt’ten buraya gelmişim. Pazartesi günü kendisiyle burada görüştüm, hakkımı istedim, bana saldırdı. Arkadaşlar da şahittir, bana saldırdı. Ondan sonra bindi gitti, ’Yarın paranı vereceğim’ dedi yine. Gitti, gelmedi. Arıyoruz, cevap vermiyor" diye konuştu. "Tehdit ediyor bizi" İnşaatta çalışan işçilere ödeme yapmayan mütehatin kendilerini tehdit ettiğini savunan Nezir Özdemir, "Tehdit ediyor bizi. ’Çatıya çıkmakla para mı alabileceğinizi benden sanıyorsunuz?’ diyor. Biz aynı mağduriyetteyiz, mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz sadece. Mesela benim 2 milyon 274 bin lira alacağım var. Arkadaşlarımın 3 milyon 500 bin, 1 milyon alacağı olan var. Toplam 12-13 milyon gibi bir şey var, sadece işçilerin. Bunun dışında yazılan çekleri de var. Bunu da biliyoruz" ifadesini kullandı. "Bolu’nun neredeyse yarısı buranın mağduru" Daha önce aynı inşaatta birçok işçinin çalıştığını ve mağdur olduğunu söyleyen Özdemir, "Bolu’nun neredeyse yarısı buranın mağduru. Savcılığa şikayette bulunmadık, bugüne kadar bizi oyaladığı için, kendisine güvendiğimiz için. Mecbur böyle bir eyleme başvurmak zorunda kaldık sesimizi duyurabilmek için. Hakkımızı almazsak tabii ki şikayetçi olacağız. Bir tek vali babamıza güveniyoruz. Emniyet müdürümüz bize bir söz verdi. Kendisine durumumuzu ileteceğiz. İnşallah çözerler işimizi. Bizim çoluk çocuğumuz var. Himayemizde çalışan 50-60 tane insan var. Hepsi şu an bizden para bekliyor. Biz işimizi bitirmişiz, paramızı bekliyoruz" dedi.
Ankara İlham Tohti İnsiyatifi Hareketi Başkanı Can: "İlham Tohti insan hakları mücadelesinin simgelerinden biri kabul edilmektedir" İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi Başkanı Enver Can, "Bugün İlham Tohti yalnızca Uygur halkının değil evrensel insan hakları mücadelesinin de vicdani simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir" dedi. Ankara’da bir otelde Yesevi Hareketi, İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi, İsa Yusuf Alptekin Vakfı ve İzmir Düşünce Platformu paydaşlığında, Uygur Türkü Aktivist Doç. Dr. İlham Tohti’nin "Nobel Barış Ödülü’ne" aday gösterilmesi üzerine toplantı yapıldı. Çin’in başkenti Pekin’de öğretim üyesi olan ekonomist Doç. Dr. İlham Tohti’nin 2014 yılında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırması üzerine harekete geçtiklerini belirten, İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi Başkanı Enver Can, Tohti’nin Uygur Türkleri ve evrensel insan hakları mücadelesi veren tüm insanlar için bir simge olduğunu ifade etti. Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’nü almasının Uygur Türklerinin mücadelesi için önemli olduğunu vurgulayan Can, "İlham Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesi şiddete başvurmadan hak aramanın hukuku esas alan direnişin ve diyalog çağrısının evrensel bir değer olarak teyit edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle özellikle akademik çevrelerin ve düşünce insanlarının bu süreci daha güçlü biçimde desteklemesi hem Tohti’nin özgürlüğü hem de Uygur meselesinde barışçıl çözüm arayışlarının güçlendirilmesi açısından bir önem taşımaktadır. Bugün İlham Tohti yalnızca Uygur halkının değil evrensel insan hakları mücadelesinin de vicdani simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir" diye konuştu. Yesevi Hareketi Ankara Başkanı Miraç Gür ise, Çin’de Uygur Türklerine yapılan bazı uygulamalardan bahsetti. Uygur Türklerine iyi vatandaş, kötü vatandaş değerlendirilmesi yapıldığına değinen Gür, "Uygur Türklerinin telefonlarına zorunlu bir şekilde yüklenen bazı programlar var. Bunların yüklenmesinden kaçınamıyorlar ve bu telefonlarla yüklemeden dolayı bütün fotoğrafları, mesajlaşmaları, bütün girdikleri, bütün ayak izleri, internetteki bütün kişisel verileri otomatik bir şekilde ele geçirilebiliyor Çin tarafından. Yaptıkları her hareket gözetlenebiliyor, izlenebiliyor. Bu yüzden sosyal kredi sistemi denilen bir sistem vasıtasıyla bu insanlara puanlama veriliyor ve bu puanlamada iyi vatandaş, kötü vatandaş olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla Uygur Türkleri müslüman oldukları için, Türk oldukları için, kültürleri Çin’de nispeten farklı olduğu için Tabii ki kendilerine göre internet sitelerine girmeleri puanlarının düşük olmasına sebep oluyor" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Ömer Kul ise, "Nobel Barış Ödülü’nün ben siyasi bir ödül olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da eğer İlham Tohti’ye de verilecekse bunu hak etmiş bir şahıstır. Duruşu, yaptıkları çektiği eziyetler dolayısıyla sonuna kadar hak etmiştir. Velev ki siyasi olarak verilsin biz bu yolda bir kişinin hayatının kurtarılmasına, insanca yaşamasına vesile olmuş oluruz. Bunun kadrini yaradan verecek diye inanıyorum. Ama hiçbir şey olmazsa, bu ödül verilmezse biz İlham Tohti’yi anlattık, bunun üzerinden Doğu Türkistan davasını anlattık, orada bizim açımızdan boynumuzu büken, ırkdaşımızın, dindaşımızın tecavüze maruz bırakıldıklarını, çocuklarını Çinlilerin bile bugün giymedikleri o eski Çin giysileriyle asimile ettiklerini, şayet böyle giderse 15-20 yıl sonra Doğu Türkistan’da müslümanım, Türküm bırak Türküm, Uygur’um diyecek insan kalmayacağını bunları dilimiz döndüğünce, Çin tehlikesinin insanlık adına ve dünya adına nasıl tehlike olduğunu dilimiz döndükçe anlatmaya çalıştık" dedi.