EKONOMİ - 03 Mart 2026 Salı 14:45

Gaziantep’ten şubat ayında 808 milyon dolar ihracat

A
A
A
Gaziantep’ten şubat ayında 808 milyon dolar ihracat

Gaziantep, şubat ayında gerçekleştirdiği 808 milyon 767 bin dolarlık ihracatla birlikte yılın ilk iki ayında 1 milyar 589 milyon 583 bin dolara ulaştı.


Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan şubat ayı ihracat rakamlarını değerlendiren Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, "Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştiren 6. ili olarak, şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,21 artış sağlayarak 808 milyon 767 bin dolar ihracata ulaştık. Küresel zorluklara rağmen üretmeye, istihdam oluşturmaya ve hem kentimizin hem de ülkemizin ekonomisine katkı sunmaya devam eden tüm ihracatçı üyelerimize, iş insanlarımıza ve fedakarca çalışan tüm ekip arkadaşlarına gönülden teşekkür ediyorum. İşiniz, gücünüz rast gitsin" dedi.


"İhracatçılarımız Hindistan pazarının kapısında bariyerlerle boğuşuyor"


Açıklamasında küresel ticarette yaşanan gelişmelerin Türkiye ve Gaziantep iş dünyası açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Yıldırım, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’nın küresel ticaret dengeleri açısından önemli bir gelişme olduğunu özellikle de Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Türkiye, Gümrük Birliği’nden dolayı AB’nin ticaret politikalarından doğrudan etkilenmektedir. Biz, masada olmadığımız bir pazarlık yüzünden hem evimizdeki müşteriyi kaybediyoruz hem de karşı tarafın dükkanına girerken hala kapıda ’vize ve vergi’ kuyruğunda bekliyoruz! Hindistan’ın ucuz ve devasa üretimi, Gümrük Birliği kapısından geçip iç pazarımıza vergisiz akarken; bizim tekstilcimiz, otomotivcimiz, kimyacımız kısaca ihracatçılarımız Hindistan pazarının kapısında hala bariyerlerle boğuşuyor. Bu sadece bir ticaret dengesizliği değildir, bu açıkça bir haksız rekabettir. AB bizim en büyük ihracat pazarımızdır. Eğer üçüncü ülkeler AB ile avantajlı anlaşmalar yaparken Türkiye eş zamanlı olarak bu sürece dâhil olamazsa, mevcut ticari kazanımlarımız zaman içinde zayıflama riskiyle karşı karşıya kalacaktır" dedi.


"Orta Doğu’daki savaş küresel ticaret için ciddi risk barındırıyor"


Başkan Yıldırım, Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran arasında başlayan savaşın küresel ticaret ve ihracat üzerindeki etkilerine de değinerek, "ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sonrasında bölgemiz maalesef hiç olmadığı kadar risk altında. Bu savaşın siyasi sonuçlarının yanı sıra küresel ekonomide de kuşkusuz çok önemli sonuçları olacaktır. Özellikle dünya enerji ticaretinin kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı, küresel tedarik zincirleri açısından ciddi bir kriz oluşturuyor" ifadelerini kullandı.


Savaşın ne kadar süreceğinin belirsiz olması ve yayılma ihtimalinin uluslararası piyasalarda dalgalanmaları artırdığını vurgulayan Yıldırım, "Böylesi bir ortamda petrol, gaz ve diğer emtia fiyatları artma eğilimi gösterirken nakliye sigorta maliyetleri ve savaş risk primleri de yükseliyor; bu da tüm sektörlerde üretim ve lojistik maliyetlerini yukarı çekiyor. Uzun süreli belirsizlik ve savaşın genişleme ihtimali, küresel tedarik zincirlerinde daha derin bozulmalara neden olur. Gaziantep iş dünyası olarak böylesi bir konjonktürde pazar çeşitliliğini artırmak, maliyet yönetimini güçlendirmek ve katma değerli üretime yönelmek her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Tüm küresel risklere rağmen üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize döviz kazandırmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.


Deniz taşımacılığı hizmeti veren şirketlere çağrı


Savaş krizini fırsata çevirmeye çalışan firmalara da çağrı yapan Başkan Yıldırım, "Özellikle uluslararası deniz taşımacılığı hizmeti veren şirketlere sesleniyorum: ‘Acil Durum Çatışma Ücreti (ECS)’ gibi başlıklarla hizmet bedellerine zam yapmak, müşterileri zor durumda bırakmak ve panik havası oluşturmak kabul edilemez. Bu yaklaşım; kriz yönetimi değil, fırsatçılıktır. İş dünyasının görevi belirsizlik dönemlerinde güven üretmek, istikrarı korumak ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Unutmayalım; kriz dönemleri karakteri ortaya çıkarır" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Eğitim-Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Miran: "Eğitimciler sahipsiz değildir" Eğitim-Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, İstanbul’da öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonrası Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybetmesiyle ilgili yaptığı açıklamada, "Okullar, şiddetin değil ilmin ve huzurun yuvası olmalıdır. Eğitimciler sahipsiz değildir" dedi. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği bıçaklı saldırı eğitim camiasını yasa boğdu. Memur Sen Antalya Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, yaptığı yazılı açıklamayla yaşanan olaya tepki gösterdi. Miran, "Çekmeköy Taşdelen’de bulunan Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 11. sınıf öğrencisi olduğu belirtilen ve disiplin sorunları bulunan bir öğrencinin kesici aletle gerçekleştirdiği saldırı sonucunda iki öğretmenimiz ve bir öğrencimiz yaralanmış; ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Fatma Nur Çelik öğretmenimiz tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. Merhume öğretmenimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Tedavileri devam eden meslektaşımıza ve öğrencimize acil şifalar temenni ediyoruz" dedi. "Can güvenliği endişesi ile görev yapmamalı" Yaşanan saldırının eğitim camiasını derinden sarstığını ifade eden Miran, öğretmenlerin can güvenliği endişesiyle görev yapmaması gerektiğini vurguladı. Miran, "Bugün yüreğimiz yanıyor. Bir meslektaşımızı görevi başında kaybettik. Öğretmenlerimiz can güvenliği endişesiyle görev yapmamalıdır. Okullar, şiddetin değil ilmin ve huzurun yuvası olmalıdır. Eğitimciler sahipsiz değildir. Eğitim-Bir-Sen Antalya Şubesi olarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyor; bir daha benzer acıların yaşanmaması için kararlı bir duruş sergilemeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz "ifadelerini kullandı. "Caydırıcı önlemler alınmalı" Yetkililere de çağrıda bulunan Miran, okullarda güvenlik tedbirlerinin artırılması gerektiğini belirterek şunları kaydetti: "Okullarımızdaki güvenlik tedbirleri derhal güçlendirilmelidir. Riskli durumlara karşı erken uyarı ve etkili müdahale mekanizmaları kurulmalıdır. Disiplin süreçleri daha caydırıcı hale getirilmeli, eğitim çalışanlarının güvenliğini esas alan yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir."
Adana Sarıgeçili: "Eğitimciye şiddet, bir iş güvenliği sorununa dönüşmüştür" Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, eğitimciye yönelik şiddetin artık bir ’iç güvenlik sorunu’ haline geldiğini vurgulayarak, okullarda can güvenliğinin sağlanması için yetkilileri acil önlem almaya çağırdı. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybettiği olayın ardından Eğitim-Bir-Sen Adana Şubesi, şiddete karşı devlet yetkililerini ve toplumu göreve çağırdı. "Eğitimciye şiddet, bir iş güvenliği sorununa dönüşmüştür" Olayla ilgili açıklamada bulunan Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, eğitim sisteminin verimliliği konuşulurken eğitimcilerin can güvenliği kaygısıyla baş başa bırakılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Sarıgeçili, "Bir öğretmenin milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı derinleştirmiştir. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları artık münferit eylemler olmaktan çıkmış, toplumun geleceğini sekteye uğratacak yaygın bir sorun halini almıştır. Eğitimciye yönelen şiddet ne yazık ki artık bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür" dedi. Şiddetin failinin bir öğrenci olmasının meselenin sadece bir asayiş sorunu değil, derin bir toplumsal yara olduğunu kanıtladığını belirten Sarıgeçili, şöyle devam etti: "Eğitimciye yönelik her saldırı ruhumuzu karartmakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi, şiddetin failinin bizatihi öğrenci olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı gerçeği tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkmaktadır. Çocuk suçluluğunun temelinde, çocuğun aile ve sosyal çevresinde gerekli sevgi, şefkat ve disiplini alamaması yatmaktadır. Aile içindeki düzensizlik ve ilgisizlik; topluma, okula ve çevreye suç olarak yansımaktadır." Sarıgeçili, yaşanan acıların ihmal sonucu gerçekleştiğini belirterek, "Devlet, anayasal bir hak olan yaşam hakkını korumak için caydırıcı yasal zemini ve idari şartları tesis etmek zorundadır. Okul güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi, hukuk devleti olmanın gereğidir. Eğitimciler her türlü saldırı karşısında savunmasız bırakılmamalıdır" dedi.