Yerel Haberler
Eskişehir
20 Nisan 2026 Pazartesi - 11:16 Eskişehir’de çocuk nüfus oranı ülke ortalamasının altında Türkiye genelinde genel nüfus içinde yüzde 24,8 olan çocuk nüfus oranının, Eskişehir’de yüzde 19,8 olduğu belirtildi. İl genelinde 358 bin 92 hane halkının yüzde 67,6’sında ise çocuk yok Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla, Türkiye nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi iken bunun 21 milyon 375 bin 930’unu çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ünü erkek çocuklar, yüzde 48,7’sini kız çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfus oranı 2100 yılında yüzde 14,5 olacağı öngörülüyor Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre; çocuk nüfus oranının 2030 yılında yüzde 22,1, 2040 yılında yüzde 17,9, 2060 yılında yüzde yüzde 16,9, 2080 yılında yüzde 15,2 ve 2100 yılında yüzde 14,5 olacağı öngörülüyor Eğer doğurganlık arttırıcı tedbirler etkili olursa Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağını varsayan yüksek senaryoya göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında yüzde 22,3, 2040 yılında yüzde 18,9, 2060 yılında yüzde 18,7, 2080 yılında yüzde 18,9, 2100 yılında yüzde 18,6 olacağı öngörüldü. Eskişehir’de çocuk nüfusu 183 bin 491 Eskişehir’de ise toplam 927 bin 956 olan toplam nüfus içinde çocuk nüfus ise 183 bin 491 oldu. Bu çocuklar içinde 0-4 yaş aralığında olanlar 403 bin 10, 5-9 yaş aralığında olanlar 52 bin 397, 10-14 yaş aralığında olanlar 56 bin 783 ve 15-17 yaş aralığında olanlar ise 34 bin 10 oldu 358 bin 92 hane halkının yüzde 67,6 sında çocuk yok Eskişehir’de çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 19.8 olarak belirlendi. İstatistiklerde, 0-17 yaş grubunda çocuk bulunmayan hane halkı oranı yüzde 32,4 oldu. Toplam 358 bin 92 hane halkı içinde 0-17 yaş grubunda çocuk bulunmayan hane halkı oranı 67,6 olurken, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranı 32,4 oldu
20 Nisan 2026 Pazartesi - 10:36 Polikistik over sendromu sadece jinekolojik bir hastalık değil Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, üreme çağındaki kadınlarda sık görülen polikistik over sendromunun (PCOS) yalnızca "yumurtalıklarda kist oluşumu" olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyerek "Hastalığın temelinde hormonal dengesizlikler yer alır. Yalnızca kadın hastalıkları ile sınırlı değildir, çoğu zaman insülin direnci ile birlikte seyreder" dedi. "Asıl sorun hormon dengesizliği" Polikistik over sendromunun adında "kist" ifadesi geçse de hastalığın ana probleminin bu olmadığını belirten Dr. Semavi Ulusoy, "Yumurtalıklarda görülen çok sayıda küçük folikül hormonal dengesizliğin bir sonucudur. PCOS’ta en sık karşılaştığımız durum androjen yani erkeklik hormonlarının normalden yüksek olmasıdır. Bu durum adet düzensizliklerine ve yumurtlama problemlerine yol açar" diye konuştu. Adet düzensizliği ve tüylenme en sık belirtiler PCOS’lu kadınların genellikle seyrek adet görme, uzun aralıklarla adet olma veya hiç adet görememe şikayetleriyle başvurduğunu belirten Ulusoy, "Bunların yanı sıra yüz, çene, göğüs ve karın bölgesinde artmış tüylenme, akne ve saç dökülmesi de sık görülür. Bu belirtiler hem fiziksel hem de psikolojik açıdan hastaları etkiler" dedi. Sadece jinekolojik değil, metabolik bir hastalık Polikistik over sendromunun yalnızca kadın hastalıkları ile sınırlı olmadığını vurgulayan Ulusoy, "Bu durum çoğu zaman insülin direnci ile birlikte seyreder. İnsülin direnci kilo alımını kolaylaştırır, kilo vermeyi zorlaştırır. Bu da uzun vadede tip 2 diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları riskini artırabilir. Ayrıca uzun dönemde rahim içi kalınlaşma gibi jinekolojik riskleri de artırmaktadır. Tüm bunların yansımaları ruhsal olarak da özgüven kaybı, stres, anksiyete ve depresyon gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavinin temelini ise yaşam tarzı değişiklikleri oluşturur" PCOS tedavisinin kişiye özel planlandığını belirten Ulusoy, "Hastanın yaşı, şikayetleri ve gebelik planına göre tedavi yaklaşımı değişmektedir. Tedavinin temelini ise yaşam tarzı değişiklikleri oluşturur. Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli ve kaliteli uyku, stres yönetimi önemlidir. Gerekli durumlarda hormonal tedaviler ve insülin direncine yönelik ilaçlar da kullanılabilir" dedi. "Erken müdahale sağlık risklerinin önüne geçer" Polikistik over sendromunun tamamen ortadan kaldırılamayan ancak kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Ulusoy, "Doğru takip ve tedavi ile sağlıklı bir yaşam mümkün olur. Özellikle adet düzensizliği, aşırı tüylenme ve kilo kontrolünde zorlanma gibi şikayetleri olan kadınların vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerekir. Erken müdahale hem mevcut belirtilerin yönetimi hem de ileride oluşabilecek sağlık risklerinin önlenmesi açısından büyük önem taşır" diye konuştu.
Diyetisyen Deniz Mutluer: "Lipödeme karşı Akdeniz tipi beslenin"
23 Şubat 2026 Pazartesi - 11:08 Diyetisyen Deniz Mutluer: "Lipödeme karşı Akdeniz tipi beslenin" Eskişehir Özel Ümit Vişnelik Hastanesi Diyetisyeni Deniz Mutluer, "Lipodem, özellikle bacaklarda yağlanma ve ödemle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Akdeniz tipi ve ketojenik beslenme tedaviyi desteklerken, rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır" dedi. Diyetisyen Deniz Mutluer, özellikle kadınlarda sık görülen lipodem hastalığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Lipodemin genellikle bacaklarda belirgin yağlanma ve ödemle ortaya çıkan kronik inflamatuvar bir hastalık olduğunu belirten Diyetisyen Mutluer, beslenmenin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını ifade etti. Hastalıkta temel hedefin vücuttaki inflamasyonu azaltmak olduğuna dikkat çeken Mutluer, doğru beslenme planının tedavi sürecini nasıl desteklediğini anlattı. "Doğru beslenme inflamasyonu azaltıyor" Akdeniz diyetinin lipodemli bireyler için önemli bir beslenme modeli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Deniz Mutluer, "Zeytinyağı, omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyveler, kurubaklagiller ve lif açısından zengin olan Akdeniz tipi beslenme, inflamasyon belirteçlerinin azalmasına yardımcı olur. Ketojenik beslenme de düşük karbonhidrat ve yüksek sağlıklı yağ içeriği sayesinde vücutta ketozis sürecini başlatır. Bu durumun yağ yakımını destekler ve inflamatuvar sürecin azaltılmasında etkili olabilir" şeklinde konuştu. Bu besinlerden uzak durulmalı Lipodemi olan bireylerin özellikle rafine şeker, alkol, paketli ve işlenmiş gıdalar ile aşırı tuz tüketiminden kaçınması gerektiğini belirten Diyetisyen Mutluer, kişiye özel planlanan bir beslenme programının hastalığın kontrol altına alınmasında önemli bir destekleyici unsur olduğunu vurguladı. Mutluer, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı: "Lipodemin erken dönemde fark edilmesi, hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak açısından son derece önemli. Bu süreç yalnızca beslenmeyle değil; hekim, diyetisyen ve gerektiğinde fizyoterapist iş birliğiyle yürütülmelidir. Multidisipliner bir yaklaşımla inflamasyonun azaltılması, ödemin kontrol altına alınması ve kilo yönetiminin sağlanması mümkündür. Doğru planlama yapıldığında hastalarımızın ağrı şikâyetleri azalır, hareket kabiliyetleri artar ve günlük yaşam kalitelerinde belirgin bir iyileşme sağlanır."
Rengarenk davulunu çalarak torununa ‘ışık’ olmak istiyor
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49 Rengarenk davulunu çalarak torununa ‘ışık’ olmak istiyor Eskişehir’de renkli ışıklarla süsleyip iterek çalıştırdığı motosikleti ve davuluyla insanları sahura kaldıran Dilek Kapkın, hem torununun kornea nakli için para biriktirip hem de ortaokula giden oğluyla kendi geçimini sağlamaya çalışıyor. Odunpazarı Göztepe Mahallesi’nde 5 yıl önce eşinden ayrılan ve küçük oğluyla birlikte yaşayan 4 çocuk annesi 45 yaşındaki Dilek Kapkın, karton toplayarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Hayat mücadelesi veren kadın aynı zamanda geçmişte bir trafik kazası sonrası sağ gözünün görme yetisini kaybeden 6 yaşındaki Tarık Can Özdemir’in kornea nakli olması için para biriktirmeye çalışıyor. Göztepe Mahalle Muhtarı Ahmet Sungur, fark ettiği azimli kadın için harekete geçti. Sungur, durumu Dede Mahallesi Muhtarı Meral Karayel’e anlatarak ne yapabileceklerini tartıştı. Dede Mahallesi Muhtarı Karayel, Dilek Kapkın’a Ramazan davulcusu olmayı teklif etti. Teklifi kabul eden Kapkın hazırlıklara başladı. Rengarenk davuluyla sokakları dolaşıyor Karton topladığı motosikletini ve davulunu renkli ışıklarla süsleyen Ramazan Ayı’nda vatandaşları sahura uyandırmaya başladı. Renkli ışıklarla süslediği ve iterek çalıştırdığı motosikleti ile Dede Mahallesi’ne gelen azimli kadın, yine ışıl ışıl olan davuluna, tokmağıyla vurmaya başlıyor. Soğuk havaya rağmen bütün sokakları davulunu çalarak dolaşan Kapkın, vatandaşları sahura uyandırıyor. Hem geçimi için hem de torunu için uğraşan Dilek Kapkın’ın azmi taktir topluyor. "Ona bir ışık olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum" Torununun kornea nakli için uğraştığını söyleyen Dilek Kapkın, "Benim bir torunum var, 6 yaşında. Aslında bütün mücadelem onun için. Kazadan dolayı sağ gözünü kaybetti ve kornea nakli olacak. Ona bir ışık olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Burada doktora daha gitmedik, daha önce Adana’da hastaneye gitmiştik, orada kornea nakline ihtiyaç olduğu söylenmişti. Şu anda Adana’dan bir haber bekliyoruz. Trafik kazasında gözü bu hale geldi torunumun gözü, şu anda 6 yaşında. Motorumla karton, plastik topluyorum. Motosikletimi 5 senedir kullanıyorum. Üçü evli, bir de 7’nci sınıfa giden olmak üzere 4 çocuğum var" dedi. "İnsanlar hem tedirgin olmasın hem de daha hoş olsun diye davulumu süsledim" Ramazan davulculuğunu nasıl yaptığını ve vatandaşın tepkilerinden bahseden Kapkın, şöyle devam etti: "Küçük bir mahalle, insanların yüreği büyük. Sonra vesileyle muhtarımla tanıştırdılar. Muhtarımın yanına geldim, çok güzel bir gönlü var Allah razı olsun. O da çok güzel bir şekilde destekledi. Daha güzel görünsün, insanlar hem tedirgin olmasın, daha hoş olsun diye motorumu ve davulumu ışıklarla süsledim. Sokağın başında motosikletimle duruyorum, sonra sokak boyunca yürüyerek davulumu çalıyorum. Orayı bitirdikten sonra tekrar motoruma binip diğer sokaklara geçiyorum. Kadın olduğum için biraz da tedirgin oluyorum, korkuyorum ama insanlarımız Allah razı olsun çıkıp balkonda el sallamaları bana özgüven veriyor. İlk çaldığımda biraz çok korktum ama Allah razı olsun muhtarımız da daha önce beni sosyal medyada ‘davulcumuz’ diye paylaştığı için rahatım. Balkonda bana bakmaları, el sallamaları oldu, selam veren oldu. İlk günü çok soğuktu, kar yağıyordu, biraz üşüdüm gerçekten. Saat 3’te çalmaya başlıyorum, saat 03.50’ye kadar yani bitiriyorum." "İlk başta ‘yapamaz mı’ diye aslında biraz korktum" Konuyla alakalı konuşan Dede Mahallesi Muhtarı Meral Karayel, "Göztepe Mahallesi muhtarımızın bana yönlendirmesiyle tanıştım. Kendisi Göztepe Mahallesi’nde ikamet ediyor. Yanıma gelip ihtiyacı olduğunu söyledi. ’Davulcumuz kadın olsun’ dedik ama ilk başta ‘yapamaz mı’ diye aslında biraz korktum. Ancak çok güzel yapıyor, herkes çok memnun. Ben zaten mahallemizin sosyal medya grubunda da paylaştım. Gece davul çalındığı zaman herkes çıkıp onun motorunu izliyor, ’bir bakalım’ düşüncesiyle takip ediyorlar" diye konuştu.
Kamış kalemin sabırla imtihanı: Tek eser için aylarca emek veriliyor
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:45 Kamış kalemin sabırla imtihanı: Tek eser için aylarca emek veriliyor Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsünde usta öğretici olarak gelecek nesillere hat sanatını aktarmak için çalışan hattat Serap Tepedelen, kamış kalemle yazdıkları her harfin altın orana bağlı olduğunu ve büyük eserleri yapmanın yaklaşık 4-5 ay emek istediğini söyledi. Sabır, ruh disiplini ve estetik anlayışın birleştiği çok derin bir dal olarak öne çıkan hat sanatı, Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsünde yaşatılıyor. Yaklaşık 9 yıldır enstitünün hat atölyesinde görev yapan ve 15 yıldır bu sanat ile uğraşan 53 yaşındaki Serap Tepedelen, İslam kültüründe de önemli yeri olan hat ile ilgili bazı bilinmeyen detayları anlattı. Enstitü olarak gençlere ulaşabilmek için gayret ettiklerini vurgulayan Tepedelen, hat sanatının oldukça gayret gerektirdiğini ve bazı eserleri tamamlamak için aylarca emek verildiğini dile getirdi. "Hat sanatını gençlerimize duyurmak istiyoruz" Enstitüde yürütülen çalışmalara değinen Tepedelen, "Farklı projelerde, sergilerde enstitümüz olarak çalışmalarımız devam ediyor. Hem genel ve karma sergilerimiz var hem de ulusal boyutta olan çalışmalarımız var. Aynı zamanda hat sanatını gençlere duyurabilmek, onlara öğretebilmek adına gayretlerimiz var. Çünkü geleneksel sanatlarımız en ufak bir açığı maalesef kaldırmıyor. Dolayısıyla bu sanatı ne kadar aktarabilirsek bizim için o kadar iyi. 15-20 tane talebemiz olsa ama 1 tanesini kazanabilsek o çok büyük kazançtır" dedi. "Bu sanata başladığınız zaman aşkı içinize düşer" Tepedelen, sözlerinin devamında, "Geleneksel sanatlarımız aslında bizler için hiçbir zaman ölmez. Biz her zaman, ’Geçmişini bilmeyen, geleceğine yön veremez’ deriz. Burada en büyük amacımız; geleneksel sanatlarımızı ileriye taşımak, en güzel hallerini icra edebilmek, bunları sunabilmek ve aynı zamanda gençlerimize tanıtabilmek. Onlara bizden en ufak bir heves kırıntısı dahi geçse, bizim için ne ala. Çünkü her zaman için bunun devamı geliyor. Hat sanatı için üstadlarımız şöyle bir tabir kullanır: ’Aşk olmadan meşk olmaz.’ Biz derslerimize meşk deriz. Gerçekten buna başladığınız zaman aşkı içinize düşer. 1-2 sene yazamamış olsanız dahi siz gönlünüzü verdiğiniz zaman o kalem mutlaka gelir, bir yerde sizi bulur" ifadelerini kullandı. "Bazı eserler yaklaşık 4-5 ay gibi bir zaman alabiliyor" Hat sanatının inceliklerine değinen Tepedelen, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Her harf altın orana ve ölçülere bağlı olduğu için gözümüze bu kadar hoş, bu kadar güzel geliyor. Eserlerimizi oluştururken ilk olarak nasıl yapacağımızı, hangi yazı çeşidiyle yazacağımızı aklımızda tasavvur ediyoruz. Onu belirledikten sonra istif aşaması var. Bu aşama yazının büyüklüğüne veya içeriğinin genişliğine göre 1-2 hafta sürebiliyor. İstif aşaması çok önemli. Bu aşama tamamlandıktan sonra yazıyı yazmaya başlıyoruz. O da epeyce sürüyor. Kimi yazılarımız 1-2 haftada bitiyor, kimi 1 ay bile sürüyor ama Hilye-i Şerif gibi büyük bir eser ile uğraşıyorsak yaklaşık 4-5 ay gibi bir zaman alabiliyor." "Hat sanatçıları olarak sayımız artmaya başladı" Kendisi gibi kadın hat sanatçı sayısının az olduğunu da dile getiren Serap Tepedelen, "Eskiye göre sayımız artmaya başladı. Üstadlarımızın Anadolu’ya açılmalarının bu noktada etkisi var. Şu anda çok daha eskilere nazaran düşünürsek hem erkek hem de kadın hattatlarımızda merak ve istek çok fazla artmaya başladı. Bir ara maalesef bir kısır döngü içine girmiştik. Hem tezhip hem de ebru alanında sayılarımız arttığı için şükrediyoruz" diye konuştu.